İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Hekber Tamer Başvurusu (B. No: 2014/17564)

1. Başvuru, terör olayları dolayısıyla köyü terke mecbur

Başvuru No2014/17564Tarih22 Mart 2017Okuma22 dk · 4.391 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Hekber Tamer Başvurusu

Karar tarihi
22 Mart 2017
Başvuru Numarası
2014/17564
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.391 kelime·22 dk okuma·19 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, terör olayları dolayısıyla köyü terke mecbur

kalınması nedeniyle 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle

Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında yapılan

başvurunun kısmen kabul edilmesi ve idare ile sulhname

imzalanması akabinde başvurunun kabul edilmeyen kısmı için açılmış davanın

reddedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının; açılan davaya ilişkin yargılama

işlemlerinin adil olmaması, makul sürede sonuçlandırılmaması, kararların

gerekçesiz olması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği

iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 7/11/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 7/10/2015 tarihli görüş yazısı 19/10/2015

tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiş olup başvurucu vekili tarafından

3/11/2015 tarihinde Bakanlık görüşüne karşı beyan dilekçesi sunulmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, Tunceli ili Hozat ilçesi Kurukaymak

köyünde ikamet etmekte iken meydana gelen terör olayları neticesinde köyünün

boşaltılmasıyla yerleşim yerlerinden 1994 yılında göç etmek zorunda kaldığını

iddia etmiştir.

9. Başvurucu, yerleşim yerine dönme talebiyle Hozat

Kaymakamlığına dilekçe sunmuştur. Hozat Kaymakamlığının 28/3/2002 tarihli ve

BO54VLK4623001-16-12/193 sayılı yazılarında GAP Bölge Kalkınma İdaresi

Başkanlığınca Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde Köye Dönüş ve

Rehabilitasyon Projesi'nin geliştirildiği ve bu konuda çalışmalara devam

edildiği, bu kapsamda dilekçenin değerlendirmeye alınmış olup ilerleyen

tarihlerde oluşturulacak olanaklar çerçevesinde talebin gereğinin yapılacağı

bildirilmiştir.

10. Başvurucu 15/6/2006 tarihinde 5233 sayılı Kanun kapsamına

giren zararlarının karşılanması talebiyle Tunceli Valiliği Zarar Tespit

Komisyonuna (Komisyon) başvurmuştur.

11. Komisyon 14/3/2008 tarihli ve 2008/3-1087 kararında; İlçe

Araştırma Heyeti tespit raporuna göre 1994 yılında terör nedeniyle başvurucunun

köyünden ayrıldığı tespit edilmiş ise de bu tespitin beyana dayalı olduğu, bunu

destekleyici bilgi ve belgenin bulunmadığı, başvurucunun köyde yaşadığı ve

başvurucu adına kayda rastlanmadığı gerekçeleriyle talebin reddine karar

vermiştir.

12. Başvurucu tarafından belirtilen ret işlemi aleyhine Malatya

İdare Mahkemesinde iptal davası açılmıştır.

13. Malatya İdare Mahkemesinin 11/6/2010 tarihli ve E.2008/1164,

K.2010/1335 sayılı kararı ile eksik incelemeye dayalı olarak başvurunun bilgi

belge eksikliğinden reddedilmesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka uyarlık

görülmediği gerekçesi ile işlemin iptaline karar verilmiştir.

14. İptal kararı akabinde Komisyonca yapılan yeniden inceleme

sonucunda Komisyonun 16/12/2011 tarihli ve 7137 sayılı kararı ile mal varlığına

erişilemeyen yedi yıl üzerinden amortisman oranları da dikkate alınarak

başvurucuya 29 m2, ahşap, taş duvarlı ev için

2.383,80 TL;29 m2, ahşap, taş duvarlı ahır için 1.392 TL; 1,80 dönüm,

sulak arazi için 1.020,60 TL; ceviz ağaçları için 2.695 TL ve 2.156 TL; badem

ağaçları için 1.645 TL; dut ağaçları için 315 TL; erik ağaçları için 385 TL;

kavak ağaçları için 154 TL olmak üzere toplam 12.146,40 TL ödenmesine karar

verilmiştir.

15. Komisyon kararı akabinde 5233 sayılı Kanun’un 12. maddesi

gereğince davet yazısı ile birlikte sulhname örneği

başvurucu vekiline gönderilmiştir.

16. “Yukarıda ayni/nakdi

olarak belirtilen zararımın/zararlarımın karşılanması sonucunda Komisyonun

tespitine esas olay ile ilgili olarak uğradığım zararımın tamamının karşılanmış

olduğunu kabul ve taahhüt ederim.” beyanını içeren sulhname, başvurucu vekili tarafından imzalanmıştır.

17. Başvurucu tarafından Komisyon kararında hükmedilen miktarın

gerçek zararını karşılamadığından bahisle Elazığ 2. İdare Mahkemelerinde iptal

davası açılmıştır.

18. Elazığ 2. İdare Mahkemesinin 28/12/2012 tarihli ve

E.2012/1430, K.2012/1834 sayılı kararı ile davanın reddine karar verilmiştir.

İlgili gerekçe şöyledir:

“... maddenin son fıkrasında da sulh yoluyla

çözülemeyen uyuşmazlıkların ise ilgililerin yargı yoluna başvurma haklarının

saklı olduğu hükme bağlanmıştır.

Anılan 12. maddenin gerekçesinde ise;

"....Hukukumuzda feragat, kabul ve sulh gibi işlemler, görülmekte olan

davaları sona erdiren işlemlerdir. Sulh işlemi, dava öncesi yapılmışsa dava açılmasını

engelleyici özelliktedir. Sulh işlemine rağmen dava açılırsa bu durum itiraz

olarak ileri sürülebilir ve dava ortadan kaldırılır. Böylece dostane bir çözüm

şekli olan sulh bağlayıcı niteliktedir." şeklinde açıklamalara yer

verilmiştir.

5233 sayılı Kanunun yukarıda belirtilen amacı,

gerekçesi ve 12. madde metninin birlikte değerlendirilmesinden; sulhnamenin imzalanmasından sonra dava açılmasına hukuki

olanak bulunmamaktadır.

Olayda, davacı vekili ile davalı idare arasında imzalanan 18.04.2012

tarih ve 7137 sayılı sulhname ile davacının uğradığı

zararları tazmin edilmek suretiyle uyuşmazlığın ortadan kalktığı, tarafları

bağlayıcı nitelik taşıyan ve imzalama aşamasında davacı/davacı vekilinin

iradesini fesada uğratan herhangi bir hususun bulunmadığı görülmekte olup sulhname sonucu uyuşmazlığın tekrar yargıya taşınmasının

mümkün olmadığı sonucuna varılmıştır.

Öte yandan, 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların

Karşılanması Hakkında Kanun ile terör eylemleri veya terörle mücadele

kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddi zarara uğrayan kişilerin,

sadece maddizararlarının karşılanmasına ilişkin esas

ve usuller belirlenmiş olup, manevi zararın tazminine yönelik herhangi

düzenlemeye yer verilmemiş olması karşısında, davacının manevi tazminat

talebinin karşılanmamış olması yönüyle de söz konusu komisyon kararında hukuka

aykırılık bulunmamaktadır...”

19. Başvurucunun temyizi üzerine Danıştay Onbeşinci

Dairesinin 12/12/2013 tarihli ve E.2013/7784, K.2013/10632 sayılı ilamı ileİlk Derece Mahkemesi kararının onanmasına

hükmedilmiştir.

20. Başvurucunun karar düzeltme istemi, aynı Dairenin 6/6/2014

tarihli ve E.2014/3625, K.2014/4839 sayılı ilamı ile reddedilmiştir. Karar

düzeltme isteminin reddi kararı, başvurucu vekiline 15/10/2014 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

21. Başvurucu 7/11/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

22. 5233 sayılı Kanun’un 1., 2., 4., 6., geçici 1., geçici 4.

maddeleri.

23. 5233 sayılı Kanun’un 25/4/2013 tarihli ve 6462 sayılı Kanun’un

1. maddesiyle değişik 7. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Bu Kanun hükümlerine göre sulh yoluyla

karşılanabilecek zararlar şunlardır:

a) Hayvanlara, ağaçlara, ürünlere ve diğer taşınır ve taşınmazlara

verilen her türlü zararlar ..."

24. 5233 sayılı Kanun’un 8. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"7 nci maddede

belirtilen zararlar, zarar görenin beyanı, adlî, idarî ve askerî mercilerdeki

bilgi ve belgeler göz önünde tutularak olayın oluş şekli ve zarar görenin

aldığı tedbirlere göre, zarar görenin varsa kusur veya ihmalinin de göz önünde

bulundurulması suretiyle, hakkaniyete ve günün ekonomik koşullarına uygun

biçimde komisyon tarafından doğrudan doğruya veya bilirkişi aracılığı ile

belirlenir."

25. 5233 sayılı Kanun’un 12. maddesi şöyledir:

“Komisyon, doğrudan doğruya veya bilirkişi

aracılığı ile yaptığı tespitten sonra 8 inci maddeye göre belirlenen zararı, 9

uncu maddeye göre hesaplanan yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerindeki

nakdî ödeme tutarını, 10 uncu maddeye göre ifa tarzını ve 11 inci maddeye göre

mahsup edilecek miktarları dikkate alarak, uğranılan zararı sulh yoluyla

karşılayacak safi miktarı belirler. Komisyonca, bu esaslara göre hazırlanan sulhname tasarısının örneği davet yazısı ile birlikte hak

sahibine tebliğ edilir.

Davet yazısında hak sahibinin sulhname

tasarısını imzalamak üzere otuz gün içinde gelmesi veya yetkili bir

temsilcisini göndermesi gerektiği, aksi takdirde sulhname

tasarısını kabul etmemiş sayılacağı ve yargı yoluna başvurarak zararının tazmin

edilmesini talep etme hakkının saklı olduğu belirtilir.

Davet üzerine gelen hak sahibi veya yetkili temsilcisi sulhname tasarısını kabul ettiği takdirde, bu tasarı

kendisi veya yetkili temsilcisi ve komisyon başkanı tarafından imzalanır.

Sulhname tasarısının kabul edilmemesi veya ikinci fıkraya göre kabul edilmemiş

sayılması hâllerinde bir uyuşmazlık tutanağı düzenlenerek bir örneği ilgiliye

gönderilir.

Sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklarda ilgililerin

yargı yoluna başvurma hakları saklıdır.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

26. Mahkemenin 22/3/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

27. Başvurucu; Tunceli ili Hozat ilçesi Kurukaymak

köyünde ikamet etmekte iken terör olayları nedeniyle yerleşim yerini terk etmek

zorunda kaldığını, 5233 sayılı Kanun kapsamında yapmış olduğu müracaatının

kısmen kabul edildiğini, kısmen reddedildiğini, kabul edilen kısım için idare

ile sulhname imzaladığını, sulhnamenin

kapsamının kabul edilen zararlarla sınırlı olduğunu, dolayısıyla kabul

edilmeyen kısım için mal varlığına ulaşamamaktan kaynaklanan dava açma hakkının

saklı bulunduğunu, köyünü terk etmesi sonucunda oluşan hayvan zararları

konusunda hiçbir değerlendirme yapılmadığını ve zararının tazmin edilmediğini,

hayvan ve hayvancılık geliri zararlarının sulhname

kapsamı dışında kalan bir zarar kalemi olmasına rağmen bunun gözönünde bulundurulmadığını, 5233 sayılı Kanun'un 7. ve 8.

maddelerinin Komisyon ve Derece Mahkemelerince hatalı yorumlandığını, idarece

tek taraflı olarak belirlenen birim fiyatlar üzerinden Komisyonca tazminat

kararı verildiğini ve bu birim fiyatlarının düşük olduğunu, yerleşim yerinden

ayrı kaldığı sürenin dokuz yıl üzerinden değerlendirilmesi gerekirken iki yıl

eksik hesaplama yapılarak yedi yıl üzerinden değerlendirme yapıldığını,

Komisyonun manevi tazminata hükmetmesi gerektiği yönündeki talebinin

reddedildiğini, yargılama sürecinin uzun sürdüğünü belirterek Anayasa’nın 35.,

36. ve 141. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

B. Değerlendirme

28. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde başvurucunun 5233

sayılı Kanun kapsamındaki zararlarının kısmen reddi akabinde açtığı davanın

reddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 35., 36. ve 141. maddelerinde tanımlanan

haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Anayasa Mahkemesi, olayların

başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve

olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun

ihlal iddiaları aşağıdaki başlıklar altında incelenmiştir:

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

a. Mülkiyet Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

i. Manevi Tazminat

Talebinin Reddedilmesi Nedeniyle Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin

İddia

29. Başvurucu; Tunceli ili Hozat ilçesi Kurukaymak

köyünde ikamet etmekte iken terör olayları nedeniyle yerleşim yerini terk etmek

zorunda kaldığını, bu nedenle Komisyonca manevi tazminata da hükmedilmesi

tabinde bulunduğunu fakat 5233 sayılı Kanun kapsamında manevi tazminatın yer

almaması nedeniyle talebinin reddedildiğini, Komisyon tarafından ayrıca manevi

tazminata da hükmedilmesi gerektiğini, açtığı iptal davasında bu itirazını ileri

sürmesine rağmen manevi tazminat talebinin reddedilmesi konusunda hukuka

aykırılık görülmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddia

etmiştir.

30. Bakanlığın başvuruya ilişkin görüş yazısında manevi tazminat

hakkında Danıştay, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)

içtihatlarına yer verilmiş; 5233 sayı Kanun'un kişilerin uğramış olduğu maddi

zararları karşılama amaçlı olduğu, manevi zararların 5233 sayılı Kanun kapsamı

dışında tutulduğu fakat kişilerin manevi zararları için idari yargıda dava

açmalarına engel teşkil etmediği, başvurucunun Komisyona başvurması ve idare

ile sulhname imzalaması akabinde zararını tamamının

ve manevi tazminat isteminin karşılanmadığı iddiasıyla Komisyon kararının

iptali için dava açtığı, İlk Derece Mahkemesince Komisyon kararında manevi

tazminat talebinin karşılanmamış olması yönüyle Komisyon kararında hukuka

aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle de başvurucunun iptal talebinin

reddedildiği, başvurucunun dava, temyiz ve karar düzeltme dilekçelerinde manevi

tazminat talebinde bulunmadığı belirtmiştir.

31. Bakanlığın görüşüne karşı başvurucu; karşı beyanında

Bakanlığın itirazının yerinde olduğunu, başvurucunun manevi tazminat talebi

yönünden hak ihlali şikâyetlerinin hukuk yollarının tüketilmesi koşulunun

yerine getirilmesinde başarısız olunduğundan sadece manevi tazminata ilişkin

talepleri bakımından bireysel başvurudaki şikâyetlerini geri çektiğini beyan

etmiştir.

32. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (5) numaralı

fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün (İçtüzük)

80. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi gereği başvurudan feragat

edilmesi hâlinde düşme kararı verilmesi gerektiği öngörülmüştür. Ancak İçtüzük'ün 80. maddesinin (2) numaralı fıkrası gereği

Anayasa'nın uygulanması ve yorumlanması veya temel hakların kapsamının ve

sınırlarının belirlenmesi ya da insan haklarına saygının gerekli kıldığı

hâllerde, feragat hâllerinde de başvurunun incelenmesine devam edilebilir (İrfan Akkaya, B. No: 2012/69, 12/2/2013,

§§ 16, 17).

33. Somut olayda başvurucunun bireysel başvurudan feragat

ettiği, başvurunun incelenmesine devam edilmesini gerektiren bir husus da

bulunmadığı anlaşılmaktadır.

34. Açıklanan nedenlerle manevi tazminat talebinin reddedilmesi

gerekçesiyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın düşmesine karar verilmesi gerekir.

ii. İdarece Tek Taraflı

Belirlenen ve Düşük Miktarlı Olan Birim Fiyatları ile Mülke Erişememe Süresinin

Eksik Hesaplanması Sonucu Oluşan Bakiye Zararların Tazmin Edilmemesi Nedeniyle

Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

35. Başvurucu; 5233 sayılı Kanun kapsamında yapmış olduğu

başvurunun kısmen kabul edildiğini, kısmen reddedildiğini, zararlarının kabul

edilen kısmı için idare ile sulhname imzalandığını, sulhname kapsamında olan zarar kalemleri için öngörülen

birim fiyatlarının idare tarafından tek taraflı olarak belirlendiğini ve birim

fiyatı miktarlarının düşük olduğunu, ayrıca başvurucunun yerleşim yerinden ayrı

kaldığı, dolayısıyla başvurucunun mülküne erişemediği süre dokuz yıl olmasına

rağmen Komisyon kararında bu sürenin yedi yıl olarak değerlendirildiğini ve

birim fiyatları üzerinden yapılan hesaplamanın yedi yıl üzerinden yapıldığını

belirterek mülkiyet haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

36. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda idare ile sulhname imzalanması nedeniyle bakiye zarar iddiasına

ilişkin davanın reddedilmesi daha önce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa

Mahkemesinin bu konuda verdiği kararlarda idari ve yargısal süreci müteakip

ihlali tespit eden ve makul bir tazminata hükmedilmesini temin eden etkili bir

giderim yolu bulunduğundan hareketle başvurucunun mağdur sıfatının ortadan

kalkmış olması sebebine dayanılarak kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle

başvurunun kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir (Zübeyit Kaya, B. No: 2013/7674, 21/5/2015, §§ 29-43; Faris Arslan, B. No: 2014/1026, 20/5/2015, §§

45-58).

37. Komisyonca hükmedilen tazminatta birim fiyatlarının düşük

olması sonucu tazminat miktarının az hesaplanması nedeniyle mülkiyet hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddia daha önce bireysel başvuruya konu olmuştur.

Anayasa Mahkemesinin bu konudaki kararında belirtildiği üzere 5233 sayılı

Kanun’un 2. maddesi gereğince tazminat ödenmesinde Bayındırlık ve İskan

Bakanlığı tarafından belirlenen yıllık yapı yaklaşık birim maliyetine yönelik

değerlerin 2007 yılından sonra İçişleri Bakanlığı İller İdaresi Genel Müdürlüğünce

yayımlanan yazıyla 5233 sayılı Kanun’un uygulandığı tüm illerde geçerli olmak

üzere yeniden belirlenmiştir. İçişleri Bakanlığı İller İdaresi Genel

Müdürlüğünün birim fiyat aralıklarının değiştirilmesine ilişkin 5/3/2007

tarihli yazısı ile İçişleri Bakanlığınca konuya ilişkin sunulan 10/6/2015

tarihli yazıda değişikliğin amacının Kanun’un ülke genelinde aynı şekilde

anlaşılmasını ve uygulanmasını sağlamak, gerek farklı illerde gerekse aynı il

içinde faaliyet gösteren farklı komisyonların zararların tespitinde ve

karşılanmasında aynı kıstasları kullanmasını temin etmek ve böylece uygulama

birliğini sağlamak, uygulama farklılıkları neticesinde oluşacak suistimal ve mağduriyetleri engellemek, vatandaşların

enflasyon nedeniyle oluşacak kayıplarını önlemek olduğu ifade edilmiştir. Bu

gerekçeler dikkate alındığında yıllık yapı yaklaşık birim maliyet oranlarına

ilişkin değişikliğin yapılmasında kamu yararı bulunduğunun açık olduğu, bu

çerçevede kamu yararı amacına dayanan düzenlemenin; başvurucuyu ağır ve tahammül

edilemez bir yük altına sokmadığı, müdahalenin amacı ile başvurucuya yüklenen

külfetin orantılı olduğu, yapılan değişikliğin başvurucunun taraf olduğu

uyuşmazlığa özgü olmadığı, ülkenin geniş bir coğrafyasında söz konusu olan

somut ve acil bir sorunu çözmeye yönelik olduğu sonucuna varılmıştır.

Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden

incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna

karar verilmiştir (Abbas Emre, B.

No: 2014/5005, 6/1/2016, §§ 44-65).

38. Somut başvuruda başvurucu, terör ve terörle mücadele

kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle oluşan zararlarının karşılanması

amacıyla 5233 sayılı Kanun kapsamında Komisyona başvurmuş, Komisyon tarafından

yapılan araştırma ve inceleme sonucunda başvurucunun mal varlığına ulaşamaması

nedeniyle tespit edilen zararları öngörülen birim fiyatlara tabi tutularak ve

mülke erişememe süresi yedi yıl üzerinden değerlendirilerek başvurucu lehine

12.146,40 TL’lik tazminat miktarı belirlenmiş ve başvurucu vekiline

kararlaştırılan tazminat miktarını içerir sulhname

örneği ile birlikte sulha davet yazısı gönderilmiştir. Sulh teklifi başvurucu

tarafından kabul edilmiştir.

39. Başvurucunun eksik hesaplandığını beyan ettiği zarar miktarı

dikkate alındığında başvurucunun idareyle anlaşma sağlayarak sulhnameyi imzalamasıyla Komisyonun tespitine esas olan

olay ile ilgili Komisyonca karara bağlanan zarar kalemleri konusunda maddi

mağduriyeti açıkça orantısız olmayacak şekilde giderildiği sonucuna

varılmıştır. Başvurucu, Komisyonun tespitinde belirlenen ve zararlarının

tamamını karşıladığını beyan ettiği alacağını tümüyle davalı idareden tahsil

etmekle mülkiyet hakkına ilişkin mağduriyeti giderilmiş ve bu hak yönünden

başvurucunun mağdurluk statüsü de sona ermiştir. Öte yandan başvurucu, 5233

sayılı Kanun ile oluşturulan iç hukuk yolunun AİHM kararlarında (Akdıvar ve diğerleri/Türkiye [Giderim], B. No:

21893/93, 16/9/1996; Doğan ve

diğerleri/Türkiye, B. No: 8803-8811/02…, 13/7/2006) belirtilen

nitelikleri taşımadığı veya Komisyon tarafından ödenmesine karar verilen

tazminat tutarlarının kendisine ödenmediği ya da eksik ödendiği yönünde bir

iddiada da bulunmamıştır.

40. Açıklanan nedenlerle idarece tek taraflı belirlenen ve düşük

miktarlı olan birim fiyatları ile mülke erişememe süresinin eksik hesaplanması

sonucu oluşan bakiye zararların tazmin edilmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddia yönünden başvurucunun mağdurluk statüsünü

kaybettiği anlaşıldığından anılan iddianın diğer kabul edilebilirlik şartları

yönünden incelenmeksizin kişi bakımından

yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

b. Adil Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

i. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

41. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında ileri sürdüğü

giderim talebinin değerlendirilmesi hususundaki idari süreç ve yargılama

prosedürlerinin makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle Anayasa’nın 36.

maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia

etmiştir.

42. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan müracaatlarda idari

yargı makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki

iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesinin bu

konuda verdiği kararlarda, Komisyon ve yargılama aşamalarında geçen süreler ile

davanın tüm koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve yargılama sürecinde

Komisyon ve yargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate alınarak

uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikle

yargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı ve toplamda sekiz

yılın altında gerçekleşen başvuruların karara bağlanma süresinin makul sürede

yargılanma hakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Sabri Çetin, B. No: 2013/3007, 6/2/2014,

§§ 61-69; Mahmut Can Arslan, B.

No: 2013/3008, 6/2/2014, §§ 60-68; Mehmet

Gürgen, B. No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 58-66; Celal Demir, §§ 58-66). Başvurunun kesin

olarak karara bağlanmasının daha uzun bir sürede gerçekleştiği ve bu durumun

başvuruculara atfedilebilecek bir kusurdan kaynaklanmadığı durumlarda ise makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır (İsmet Kaya, B. No: 2013/2294, 8/5/2014, §§

46-70).

43. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasının

ilgili kısmı şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

44. Somut davaya bir bütün olarak bakıldığında Komisyona başvuru

tarihi (15/6/2006) ile nihai karar tarihi (6/6/2014) arasında geçen 7 yıl 11

aylık süreçte, uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve

özellikle yargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olduğu tespit

edilemediğinden, başvuru açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir yön

de bulunmadığından yargılama süresinin makul olduğu sonucuna varılmıştır.

45. Açıklanan nedenlerle başvurucunun makul sürede yargılanma

hakkına yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğu anlaşıldığından başvurunun bu

kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

ii. Hayvanların

Telef Olduğuna dair Şikâyet Kapsamında Gerekçeli Karar Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

46. Başvuru formu ile eklerinin incelenmesi sonucunda açıkça

dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısmının

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

47. Başvurucu; yerleşim yerini terör olayları nedeniyle terk

etmeden önce kendisinin ve ailesinin geçimini murisine ait taşınmaz üzerinden

elde ettiği gelir yanında hayvancılık yaparak sağladığını, yerleşim yerini

terke mecbur kalması sonucunda büyükbaş ve küçükbaş hayvanlarından elde ettiği

hayvancılık gelirinden mahrum kaldığını, hayvancılık gelir kaybına ilişkin

zararlarının talebinin Komisyonca karara bağlanmadığını, Komisyonca kabul

edilmeyen kısım olan hayvancılık gelir kayıplarının hesap dışı bırakılmasının sulhname kapsamı dışında kaldığını, bu zararlarından dolayı

dava açma haklarının saklı bulunduğunu fakat açtığı davada derece

mahkemelerince bu iddiası hakkında hiçbir değerlendirme yapılmaksızın davasının

reddedildiğini, 5233 sayılı Kanun'un 7. ve 8. maddelerine ilişkin

yorumlamaların hatalı olduğunu iddia etmiştir.

48. Gerekçeli karar hakkı adil yargılanma hakkının somut

görünümlerinden biridir. Anayasa Mahkemesi de Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca

inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak

suretiyle Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil

yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen gerekçeli karar hakkı ve silahların

eşitliği ilkesi gibi ilke ve haklara, Anayasa'nın 36. maddesi kapsamında yer

vermektedir (Güher Ergun ve diğerleri,

B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).

49. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin

yargı organlarına davacı veya davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu

olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır.

Maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak

niteliği taşımasının ötesinde diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde

yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden

biridir. Bu bağlamda Anayasa’nın, bütün mahkemelerin her türlü kararlarının

gerekçeli olarak yazılmasını ifade eden 141. maddesinin de hak arama

hürriyetinin kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır (Vedat Benli, B. No: 2013/307, 16/5/2013, §

30).

50. Mahkeme kararlarının gerekçeli olması adil yargılanma

hakkının unsurlarından birisi olmakla beraber bu hak yargılamada ileri sürülen

her türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi şeklinde

anlaşılamaz. Bu nedenle gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı, kararın

niteliğine göre değişebilir. Bununla birlikte başvurucunun ayrı ve açık bir

yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddialarının cevapsız

bırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır (Muhittin Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda Turizm

Pazarlama Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi, B. No: 2013/1213,

4/12/2013, § 26).

51. Kanun yolu mahkemelerince verilen karar gerekçelerinin

ayrıntılı olmaması, ilk derece mahkemesi kararlarında yer verilen gerekçelerin

onama kararlarında kabul edilmiş olduğu şeklinde yorumlanmakla beraber (Aziz Turhan, B. No: 2012/1269, 8/5/2014, §

53), başvurucuların dile getirmesine rağmen ilk derece mahkemesinin de

tartışmadığı esaslı hususlara ilişkin temyiz başvurularıyla başvurucuların

usule ilişkin haklarının ihlal edildiğine yönelik somut şikâyetlerinin temyiz

incelemesinde tartışılmaması veya yargı mercileri tarafından resen dikkate

alınması gereken hükümlerin gerekçesi açıklanmaksızın uygulanmaması gerekçeli

karar hakkının ihlali olarak görülebilir (Mustafa

Kahraman, B. No: 2014/2388, 4/11/2014, § 37).

52. AİHM’e göre mahkemeler ve yargı

mercileri verdikleri kararlarda yeterli gerekçe göstermelidirler. Gerekçe

gösterme yükümlülüğünün kapsamı, kararın niteliğine göre değişir ve davaya konu

olayın içinde bulunduğu şartlar ışığında değerlendirilerek belirlenir (Higgins ve diğerleri /Fransa, B. No:

134/1996/753/952,19/2/1998, § 42).

53. Bir mahkeme kararının gerekçesi, o davaya konu maddi

olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve

hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyar; maddi olgular ile hüküm

arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterir. Tarafların hangi nedenle haklı veya

haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve hukuka uygunluk

denetimini yapabilmeleri için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün

hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta

gösteren bir gerekçe bölümünün bulunması zorunludur (Nurten Esen, B. No: 2013/7970, 10/6/2015, § 56).

54. Somut olayda başvurucu; yerleşim yerini terke mecbur kalması

nedeniyle büyükbaş ve küçükbaş hayvanları üzerinden elde ettiği hayvancılık

gelirinden mahrum kaldığını, anılan iddiası hakkında bir değerlendirme yapılmasızın yargılama mercilerince karar verildiğini iddia

etmiştir.

55. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvuruda, Komisyon

kararında (bkz. § 14) başvurucunun 29 m2, ahşap, taş duvarlı ahırının mevcut olduğu kabul

edilmekle birlikte başvurucunun hayvancılık gelirine ilişkin zararlarına

yönelik iddiaları hakkında herhangi bir değerlendirme yapılmadığı tespit

edilmiştir.

56. İdare Mahkemesi kararında (bkz. § 18), başvurucunun

hayvancılık gelirinden mahrum kaldığı yönündeki iddiası hakkında herhangi bir

değerlendirme yapılmayarak davanın reddine karar verilmiş, kanun yolu merciince

de İlk Derece Mahkemesi kararı onanmıştır (bkz. §§ 19, 20).

57. Başvurucu, iddialarına dayanak olarak köy halkından üç kişi

tarafından düzenlenen ve imza altına alınan tutanak sunmuştur. Tutanağın

içeriği şu şekildedir:

"Hozat İlçesi, Kurukaymak

Köyünde 1994 yılı Ekim ayına kadar yaşayıp bu tarihte güvenlik güçleri

tarafından köyün boşaltılmasıyla göç ettirilen (M.T.)'ın

mirasçısı olan Hekber TAMER'in

çiftçilik ve hayvancılık yaptığını, hayvancılık faaliyetinin ve orman

gelirlerinin temel geçim kaynağı olduğunu ve göç sırasında 200'e yakın küçükbaş

ve 10 büyükbaş hayvan varlığı bulunduğunu biliyor ve beyan ediyoruz.

İşbu tutanak, 5233 sayılı Yasa uyarınca

Valilik Zarar Tespit Komisyonlarında bulunan dosyalara ibraz edilmek üzere,

olay tarihinde köyde yaşayan ve köylüler hakkında bilgisi bulunan aşağıda ismi

yazılı biz bilirkişiler tarafından 28 Haziran 2007 tarihinde düzenlenmiş ve

imzalanmıştır."

58. AİHM 28/6/2011 tarihli Şükrü

Boğuş ve diğerleri ((k.k.), B. No:

54788/09, 28/6/2011) kararında, başvurucuların taleplerinin kanıt yokluğu

nedeniyle Ağrı Zarar Tespit Komisyonu tarafından reddedilmesi hakkında

incelemede bulunmuş ve başvurucuların iddiaları hakkında tek delilin

Cumhuriyetin ilanından 1993 yılına kadar başvurucuların olağanüstü hal ilan

edilen bölgede yaşadıklarının muhtar tarafından onaylandığı belge olduğunu

tespit etmiş ve sonuç olarak başvuruların açıkça dayanaktan yoksun olduğu

kanaatine varmıştır.

59. AİHM, 28/6/2011 tarihli Elif

Akbayır ve diğerleri/Türkiye ((k.k.), 30415/08,286/2011) kararında, 5233 sayılı Kanun’un

kabul edilmesiyle uygulamaya konulan yeni giderim usulünün incelenmesinde olay

ve olguların meydana geldiği dönemde başvurucunun çok genç yaşta olduğu veya

başvurucunun doğum tarihinin bu dönemden sonraki bir zamana denk gelmesi

dikkate alındığında komisyonlarca ilgilinin tek başına yaşamasının veya

mülklere sahip olmasının mümkün olamayacağı yönünde bir sonuca varılarak aynı

aile fertleri tarafından çok sayıda talepte bulunulması nedeniyle tazminat

taleplerinin reddedildiği durumların mevcut olduğu tespitinde bulunmuştur.

60. Yerleşim yerini terk etmek zorunda kaldığını beyan ettiği

1994 yılında yirmi dört yaşında olan başvurucunun nüfus kaydının incelenmesi

neticesinde başvurucunun 1997 yılında evlendiği, başvurucunun evlenme tarihine

kadar çocuklarının bulunmadığı tespit edilmiştir.

61. Başvurucunun hayvancılık gelirinin de bulunduğu iddialarını

destekleyici tek belgenin 28/6/2007 tarihli tutanak olduğu (bkz. § 57), anılan

tutanak dışında ilçe Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğünde herhangi bir kayıt

bulunduğuna dair belge sunulmadığı ya da bir beyanda da bulunulmadığı

anlaşılmakla birlikte terk olayının gerçekleştiği beyan edilen 1994 yılında

başvurucunun yirmi dört yaşında olduğu tespit edilmiştir. Bölgenin ekonomik

koşulları dikkate alındığında başvurucunun geçimini temin için hayvancılıkla

uğraşıyor olmasının kuvvetle muhtemel olması, başvurucunun ahır mülküne ilişkin

zararının varlığının kabul edilmesi, bu zararın tazmin edilmesi(bkz. § 14)

karşısında başvurucunun geçimini hayvanlılıkla

karşıladığı iddiaları hakkında inceleme yapılmaksızın hüküm kurulması nedeniyle

kararların yeterli gerekçe ihtiva etmediği sonucuna varılmıştır.

62. Başvurucunun, büyükbaş ve küçükbaş hayvanlarının telef

olduğu yönünde bir iddası bulunmamakla birlikte

başvurucunun yerleşim yerini terke mecbur kalması sonucunda hayvancılık

gelirinden mahrum kalmasına ilişkin zararlarının bulunduğu iddiası konusunda

başvurucunun beyan edilen hayvan mülklerine sahip olup olmadığı, başvurucunun

yerleşim yerini terk ederken bu hayvanların satışını yapıp yapmadığı,

başvurucunun olay tarihindeki geçim kaynağı imkânları, aynı mülk iddiaları için

başvurucunun aile fertleri tarafından yapılan başvuruların bulunup bulunmadığı

gibi hususlar dikkate alınarak başvurucunun iddiaları hakkında

değerlendirmelerde bulunulması gerekirken başvurucunun iddiaları hakkında

hiçbir inceleme yapılmaksızın davasının reddine karar verilmesi adil yargılanma

hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkının ihlal edilmesi sonucunu ortaya

çıkarmaktadır.

63. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar

haklarının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

64. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

65. Başvurucu, maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

66. Somut olayda Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına

alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal

edildiği sonucuna varılmıştır.

67. Gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan

ihlal kararının bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Elazığ 2. İdare

Mahkemesine (E.2012/1430, K.2012/1834) gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

68. Anayasa Mahkemesinin tazminata hükmedebilmesi için

başvurucunun uğradığını iddia ettiği zarar ile tespit edilen ihlal arasında

illiyet bağı bulunmalıdır. Bu bakımdan başvurucunun tazminat taleplerinin

reddine karar verilmesi gerekir.

69. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Manevi tazminat talebinin reddedilmesi nedeniyle mülkiyet

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın DÜŞMESİNE,

B. 1. İdarece tek taraflı belirlenen ve düşük miktarlı olan birim

fiyatları ile mülke erişememe süresinin eksik hesaplanması sonucu oluşan bakiye

zararların tazmin edilmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın kişi bakımından yetkisizlik

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Hayvanlarının telef olduğu şikâyeti kapsamında gerekçeli

karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Elazığ

2. İdare Mahkemesine (E.2012/1430, K.2012/1834) GÖNDERİLMESİNE,

E. Başvurucunun tazminata ilişkin taleplerinin REDDİNE,

F. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

G. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

22/3/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh KALELİ

Hicabi DURSUN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör Yrd.

:

Leyla Nur

ODUNCU

Başvurucu

:

Hekber TAMER

Vekilleri

:

Av. Mehmet

Ali KIRDÖK

Av. Meral

HANBAYAT

Av. Ümit

SİSLİGÜN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/17564, 22 Mart 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. C. 6216 Sayılı Kanun'un
  12. A. Manevi tazminat talebinin reddedilmesi nedeniyle mülkiyet
  13. C. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil
  14. D. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin
  15. G. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  16. H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  17. Gökcan
  18. Hakyemez
  19. Oduncu
  20. Hanbayat
  21. Sisligün
  22. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/17564
Tarih
22 Mart 2017

İlgili Kararlar

  • Muhabbet Uçak ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2016/4944)
  • Burhan Güneş Başvurusu (B. No: 2014/857)
  • Halit Karaboğa ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/15366)
  • Mustafa Tepeli Başvurusu (B. No: 2014/5831)
  • Ahmet Karakuş ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/12095)
  • Orhan Eren Başvurusu (B. No: 2014/3003)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.