İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Hıdır Kanak Başvurusu (B. No: 2015/12002)

1. Başvuru, kolluk tarafından toplumsal olaylara yapılan

Başvuru No2015/12002Tarih23 Ekim 2019Okuma37 dk · 7.342 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Hıdır Kanak Başvurusu

Karar tarihi
23 Ekim 2019
Başvuru Numarası
2015/12002
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

7.342 kelime·37 dk okuma·20 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, kolluk tarafından toplumsal olaylara yapılan

müdahale sırasında başvurucunun yaralanması ve bu olayla ilgili olarak etkili

bir soruşturma yürütülmemesi nedeniyle insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele

yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 13/7/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Genel Bilgiler

8. Başvuru formu ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi

(UYAP) aracılığıyla temin edilen belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucu 1985 doğumludur ve olay tarihinde Ataşehir Belediyesinde taşeron bir şirket bünyesinde

temizlik işçisi olarak çalışmaktadır.

10. Çeşitli sendika ve meslek odaları birliklerinin 2014 yılındaki

1 Mayıs İşçi Bayramı'nı Taksim Meydanı'nda kutlama talebi İstanbul Valiliği

tarafından kabul edilmemiş ve bu grupların söz konusu alanda toplantı yapmasına

izin verilmemiştir. Bu kapsamda 1/5/2014 tarihinde İstanbul'un Şişli ilçesinde

bir alışveriş merkezi yakınında zamanla sayısı artan gösterici grubun

yürüyüşünü önlemek için kolluk tarafından birtakım tedbirler alınmıştır.

11. Kolluk tarafından düzenlenen 1/5/2014 tarihli tutanağa göre

tedbir alınan alanda önce kırk kişilik bir grup toplanmış; daha sonra bunlara

50 kişilik, ellerinde Emek Partisi flamaları bulunan grup katılmıştır. Bu

kişilerin slogan atmaya başlamasından sonra yüzleri maskeli, ellerinde üzerinde

ESP yazılı flamalar bulunan yaklaşık 20 kişilik grup toplanan kalabalığa

katılarak polis bariyerine doğru yürüyüşe geçmiştir. Üç kez yapılan "Dağılın." ikazına söz konusu

gösterici grup taş, cam bilye ve havai fişek atarak karşılık vermiştir. Bunun

üzerine kolluk, önlem aldığı alan çevresinde sayıları iki yüzü bulan kalabalığı

dağıtmak amacıyla toplumsal olaylara müdahale aracından (TOMA) su sıkmak

suretiyle topluluğa müdahale etmiştir. Kolluğun tespitine göre müdahale

esnasında gösterici grup yoğun şekilde fiziki saldırılarını devam ettirmiş ve

çöp konteynerlerini devirerek cadde üzerinde barikat kurmuştur. Müdahalenin

devamında gösterici grup Zincirlikuyu istikametinde ara sokaklara kaçarak

dağılmıştır. Tutanağa göre saat 09.30'da ilk grubun toplanmasıyla başlayan

polis müdahalesi, saat 10.45'e kadar devam etmiştir.

12. Yaşanan olaylarda müdahalenin gerçekleştiği alanda bulunan

başvurucu, kolluk tarafından yakalanmıştır. Yakalanan başvurucu, Çevik Kuvvet

otobüsüne bindirilerek önce hakkında hastaneden adli rapor aldırılmış; daha

sonra Kuştepe Polis Merkezine götürülmüştür.

13. Başvurucu hakkında düzenlenen Şişli Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 1/5/2014 tarihli

(saat 15.41) raporuna göre aşağıdaki bulgulara ulaşılmıştır:

"Darp edilen hastanın sağ göz altında

yaklaşık 1 cm lik kesi ve 4 cm abrazyon

mevcut. Her iki hemitoraksta hassasiyeti mevcut.

Solunum sesleri doğal. Geri kalan fiziki muayenesi rahat. Hayati tehlikesi

olmayan hastanın durumunu bildirir geçici hekim raporudur."

14. Başvurucu adli muayene sonrası gözaltında tutulduğu polis

merkezinde baş ağrısı şikâyeti nedeniyle yeniden aynı hastaneye götürülmüştür.

Başvurucu hakkında 1/5/2014 tarihinde saat 22.09'da yeniden adli muayene raporu

düzenlenmiştir. Rapor sonucu şu şekildedir:

"Geliş GKS 15 bilinç açık oryante koopere hastada yapılan

muayenede sağ göz altı 1x2 cm ekimoz, sağ göz altında

yaklaşık 1 cm kesi (suture edilmiş), sol femur anteriorda 1x1 cm

kızarıklık mevcut. Hasta göz kliniğine konsulte

edildi. Beyin BT çekildi. Fraktür yok, kanama yok, shift yok. Hastada başka patolojik bulguya rastlanmadı.

Hayati tehlike yok. Durumu belirtir geçici hekim raporudur. "

B. Başvurucu Aleyhinde

Yürütülen Adli Soruşturma Süreci

15. Başvurucuyla beraber toplamda yakalanan iki kişi hakkında

genel güvenliğin kasten tehlike sokulması, 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı

Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'na muhalefet etme suçlarından adli

soruşturma açılmıştır.

16. Başvurucunun gözaltına alınmasına ilişkin olayı anlatan

1/5/2014 tarihli Yakalama Tutanağı'nda; "Dağılın." şeklindeki ikaza

riayet etmeyen başvurucunun polise ve sivillere ait araçlara taş atarak zarar

vermesi üzerine direncini kıracak şekilde artan nispette zor kullanılarak

yakalandığı, yakalama esnasında yüzünde sıyrıklar olduğunun görüldüğü, üst

aramasında herhangi bir suç unsuruna rastlanmadığı belirtilmiştir. Ayrıca

kolluk tarafından düzenlenen 1/5/2014 tarihli Savcı Görüşme Tutanağı'nda şu tespitlere yer verilmiştir:

"1.5.2014 günü saat:12.30 sıralarında P. Avm önünde meydana gelen 2911 sayılı kanuna muhalefet eden

dağılmaları yönündeki ikazlara uymayan polise ve resmi ve sivil otolara taş

atarak zarar veren S.Ç. ve Hıdır Kanak isimli

şahıslar görevlilerce direnci kırılacak şekilde zor kullanarak yakalanmış,

dağılan grup arkasından Büyükdere caddesi üzerinde yapılan kontrolde 52 adet

cam bilye 17 adet metal civata (somun), üzerinde HELL

yazılı 2 adet 16 lık kullanılmış havai fişek rampası,

1 adet üzerinde partizan yazılı ve İbrahim Kaypakkaya

resmi bulunan flama, 1 adet HDP yazılı parti bayrağı ve 1 adet DİSK Genel-İş

yazılı flama görevli ekiplerce muhafaza altına alınmış, yakalanan şahısların

üst aramalarında herhangi bir suç unsuruna rastlanılmamış, gerekli işlemler

için polis merkezimize teslim edilmesi ile tahkikata başlanılmıştır.

...."

17. Kolluk müdahalesinin gerçekleştiği yerde bulunan alışveriş

merkezinin kamera görüntüleri izlenerek iki polis memuru tarafından kayıt

altına alınmıştır. Buna ilişkin 3/5/2014 tarihli tutanakta; görüntü kalitesinin

net olmaması, göstericilerin genelinin yüzlerini maske veya örtülerle gizlemiş

olması sebebiyle kalabalık gösterici grubu içinde başvurucuya ve S.S. isimli

kişiye rastlanmadığı belirtilmiştir.

18. Başvurucu, aleyhinde yürütülen soruşturma (2014/62799

soruşturma numaralı) kapsamında 1/5/2014 tarihinde emniyette susma hakkını

kullanarak beyanda bulunmamıştır. 3/5/2014 tarihinde Cumhuriyet savcısına

şüpheli sıfatıyla avukatının da katılımıyla ifade vermiştir. Başvurucu

ifadesinde; Ataşehir Belediyesinde temizlik görevlisi

olarak çalıştığını, olay tarihinde teyzesine gitmek amacıyla otobüse bindiğini,

Mecidiyeköy'de birtakım olaylar meydana geldiğini gördüğünü, aracın durduğunu,

olay yerinden uzaklaşmak için araçtan indiğini, kesinlikle polis araçlarına ve

sivil araçlara zarar verecek bir eylem yapmadığını bildirmiştir. Başvurucu

ayrıca olay yerinde bulunduğu söylenen bilye, civata

gibi şeylerle ilgisinin olmadığını, beraber yakalandığı S.S. isimli kişiyi

tanımadığını, bu kişiyle bir ilgisi olmadığını, suçlamaları kabul etmediğini

söylemiştir. Başvurucu, ifadesinin ardından serbest bırakılmıştır.

19. Başvurucu vekili, Savcılığa hitaben yazdığı 3/5/2014 tarihli

dilekçede başvurucunun ifadesine ek olarak gözaltına alındığı sırada polisler

tarafından darbedildiğini ve gözüne darbe aldığını

söylediğini belirterek sorumluların cezalandırılmasını istemiştir.

20. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başvurucu ve

beraber yakalandığı S.S. hakkında 21/5/2014 tarihinde kovuşturmaya yer

olmadığına karar verilmiştir. Kararın ilgili kısımları şu şekildedir:

"01/05/2014 tarihinde Şişli ilçesi P. Avm önünde 1 Mayıs İşçi Bayramı Kutlamaları için biraraya gelerek 2911 Sayılı Yasaya Muhalefet eden, kolluk

güçlerine taş ve havai fişek atan gruba kolluk güçlerince yapılan

müdahalelerden sonra şüphelilerin Şişli ilçesi Büyükdere Caddesi yakınlarında

kolluk güçlerince yakalanarak,

Haklarında Toplantı ve Gösteri Yürüyüşlerine

Muhalefet, Görevi Yaptırmamak için Direnme, Genel Güvenliği Kasten Tehlikeye

Sokmak suçlarından soruşturma evrakı düzenlenmiş ise de,

Kolluk memurları tarafından düzenlenen

03/05/2014 tarihli görüntü izleme tutanağı içeriğinden;

Şüphelilerin soruşturma konusu suçları işleyen

grubun içinde olduklarının tespit edilemediği,

Şüphelilerden Hıdır Kanak'ın

Mecidiyeköy'de olaylar nedeniyle trafiğin durmasından dolayı içinde bulunduğu

toplu ulaşım aracından inmesinden sonra çıkan karışıklıktakolluk

güçlerince yakalandığı yolundaki savunmasının aksine,

...

Atılı suçlar nedeniyle şüpheliler hakkında

kovuşturma yapılmasına yer olmadığına... [karar verildi.]"

C. Başvurucunun Şikâyeti

Nedeniyle Yürütülen Soruşturma Süreci

21. Başvurucu avukatı aracılığıyla 17/7/2014 tarihinde İstanbul

Cumhuriyet Başsavcılığına (Savcılık) yakalanıp gözaltına alınmasıyla başlayan

süreçle ilgili şikâyet dilekçesi vermiştir. Başvurucu dilekçesinde; bindiği

otobüsün kolluk güçleri tarafından durdurulması üzerine araçtan indiğini,

indikten sonra karışıklığın ortasında kaldığını, polisler tarafından tekme ve

yumruk atılmak suretiyle gözaltına alındığını, götürüldüğü araç içinde de aynı

eylemlerin kendisi bayılıncaya kadar devam ettiğini belirtmiştir. Bu eylemler

nedeniyle hastanede gözünün altına beş dikiş atıldığını ifade eden başvurucu,

konulduğu araç içinde bulunan S.S.nin olaya şahit

olduğunu, götürüldüğü polis merkezindeki görevlilerin işkence suçunu ihbar

etmediklerini hatta bu kişilerin de kendisine kötü muamelede bulunduğunu ve

hakaret ettiğini iddia etmiştir. Nezarethaneye konulduktan sonra yaşadığı baş

ve vücut ağrıları nedeniyle ailesi ve avukatının ısrarları üzerine aynı gün

saat 21.30 sıralarında hastaneye sevk edildiğini söyleyen başvurucu sorumlu

olan kişilerden şikâyetçi olmuştur.

22. Savcılık, şikâyet dilekçesi sonrasında başvurucunun önceki

raporları üzerinden -muayene ettirmeksizin- Adli Tıp Kurumundan (ATK) yeniden

sağlık raporu aldırmıştır. ATK'nın 8/5/2014 tarihli

raporunda, tespit edilen yaralanmanın kişinin yaşamını tehlikeye sokmadığı ve

basit tıbbi bir müdahaleyle giderilebileceği belirtilmiştir.

23. Savcılık 2014/62799 numaralı soruşturma dosyasının bir

örneğini isteyerek dosyaya eklemiştir. Ayrıca başvurucunun yakalama işlemini

gerçekleştiren, polis merkezine götürüldüğü sırada kendisini teslim alan ve

yine konulduğu araçta bulunan S.S.yi

yakalayıp gözaltına alan polis memurları Cumhuriyet savcısına şüpheli sıfatıyla

ifade vermişlerdir. Başvurucuyu yakalayan iki polis memurundan biri olan ve bu

işleme ilişkin tutanakta imzası bulunan B.M. ifadesinde şunları söylemiştir:

"Ben Bayrampaşa çevik

kuvvet şube müdürlüğünde polis memuru olarak görev yapmaktayım. Müşteki Hıdır Kanak'ın şikayet dilekçesini

okudum. Hakkımdaki suçlamayı öğrendim. 1 mayıs 2014

günü şişli ilçesi büyükdere caddesi p. avm önünde müştekiyi yakaladık. Yakalarken mukavemette

bulundu. Orantılı güç kullanıp yakaladık. yakalanmadan

önce müşteki Hıdır Kanak bir grup gösterici ile

birlikte çevredeki araçları ve bizleri taşladılar. Araçları zarar gören bir

şahısla kavga etti. Bu kavga sırasında yaralandığını gözledik. Yakalama

tutanağına da yazdık. Yakaladıktan sonra herhangi bir fiziki müdahalemiz

olmadı. Darp etmedik. Yaralamadık. Suçlamayı kabul etmem. Yakalama tutanağında

3...9 sicil nolu imza bana aittir."

24. Başvurucuyu yakalayan diğer polis memuru B.B. benzer

nitelikte ifade vermiştir. S.S. isimli kişiyi gözaltına alan polis memurları

Y.E.Y ve Y.E.G. ifadelerinde başvurucuyla karşılaşmadıklarını, kendisine

herhangi bir şekilde vurmadıklarını, kötü muamelede bulunmadıklarını beyan

etmişlerdir. Başvurucuyu götürüldüğü polis merkezinde teslim alan ve ifadesine

katılan polis memurları M.A.Ç. ve M.K. verdikleri ifadelerde; başvurucunun

karakola getirildiği sırada hakkında adli muayene raporu düzenlendiğini,

gözaltında bulunduğu süre içinde kendisine herhangi bir şekilde kötü muamele

yapılmadığını, yanında sürekli ailesinin ve avukatlarının hazır olduğunu, böyle

bir durum olsaydı karakolda kamera kaydı yapıldığından başvurucunun daha önce

şikâyetçi olabileceğini, üzerinden süre geçtiği için bu kayıtların silindiğini

söylemişlerdir.

25. Başvurucuyla birlikte gözaltına alınan S.S. isimli kişi de

tanık sıfatıyla Cumhuriyet savcısına anlatımda bulunmuştur. İfadesi şu

şekildedir:

"Bende 01/05/2014 tarihinde p. avm civarında çevik kuvvet görevlilerince yakalanıp polis

otobüsüne konuldum. İlk ben otobüse alınmıştım. Polislerin bana yönelik

herhangi bir kötü muamelesi olmamıştır. Benden sonra müşteki Hıdır kanak'ın otobüse getirdiler. Müşteki otobüse geldiğinde

yüzünde darp izleri vardı. Otobüsün içerisinde bana ve müştekiye yönelik

herhangi bir hakaret tehdit herhangi bir kötü muamelede bulunmadılar. Daha

sonra bizi Kuştepe polis merkezine götürdüler. Polis merkezinde müşteki ile

aynı nezarethane de kaldım. Bir üçüncü kişi daha vardı ancak onun ismini

hatırlamıyorum. zaten müştekiyi daha önceden

tanımıyordum. Otobüste tanıştık. Nezarethane de üç gün kadar kaldık. Kaldığımız

süre boyunca polis memurları bize iyi davrandı. Müştekiye de herhangi bir

hakaret tehdit ve kötü muamelede bulunulduğunu görmedim. ilk

gözaltına alındğımı gün müşteki ağrılarının olduğunu

söylemişti. Bunun üzerine polis memurları kendisini hastaneye götürdü. Daha

sonra ben müştekinin herhangi bir şikayetinin duymadım. Belki ben uyurken

ağrıları yükselmiş olabilir. Benim olay hakkındaki bilgim ve görgüm bundan

ibarettir."

26. Başvurucunun talebi üzerine Savcılık ayrıca başvurucunun

kayınvalidesi A.Y.yi ve

polis merkezinde başka bir soruşturma için bekleyen avukat D.C.Ş.yi

tanık olarak dinlemiştir. Bu kişiler Cumhuriyet savcısına verdikleri ifadelerde

başvurucunun polis merkezinde darbedildiğini

gördüklerine ilişkin bir beyanda bulunmamışlardır. Tanıklar beyanlarında; ısrar

üzerine başvurucunun hastaneye götürüldüğünü, yemek ve temiz kıyafet verilmesi

taleplerinin görevliler tarafından kabul edilmediğini söylemişlerdir.

27. Başvurucu, Cumhuriyet savcısına 16/9/2014 tarihinde müşteki

sıfatıyla ifade vermiştir. Başvurucu ifadesinde özetle 1/5/2014 tarihinde

teyzesine gitmek üzere bindiği otobüsten indikten sonra arbede ortasında

kaldığını, çıkış yolu ararken polisler tarafından tekme tokat atılıp hakaretler

edilerek ve ters kelepçe takılarak gözaltına alındığını, zorla Çevik Kuvvet

otobüsüne bindirildiğini söylemiştir. Başına vurulduğu için baygınlık

geçirdiğini belirten başvurucu; konulduğu otobüste diğer gözaltına alınanlarla

birlikte gezdirilerek bekletildiğini, önce hastaneye, sonra Kuştepe Polis

Merkezine götürüldüğünü ifade etmiştir. Polis merkezinde de hakarete

uğradığını, akşam aşırı baş ağrısı nedeniyle yeniden hastaneye götürüldüğünü,

sonrasında geri getirildiği nezarethanede üç gün boyunca kaldığını söyleyen

başvurucu olaylar sebebiyle psikolojisinin bozulduğunu, konuşma güçlüğü ve unutkanlık

yaşadığını iddia etmiş ve kolluk güçlerinden şikâyetçi olmuştur.

28. Başvurucunun şikâyetine ilişkin olarak yürütülen soruşturma

sonucunda Savcılık, ifadesi alınan polis memurları (altı kişi) ve A.T. isimli

bir polis -toplamda yedi şüpheli- hakkında 26/4/2015 tarihinde kovuşturmaya yer

olmadığına karar vermiştir. Verilen kararın ilgili kısımları şu şekildedir:

"Müşteki Hıdır Kanak

vekili Nil Özsoy Dindar 17/07/2014 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığımıza vermiş

olduğu şikayet dilekçesi ve müşteki alınan ifadesi ile; müştekinin 1 Mayıs 2014

tarihinde tatil olması nedeniyle Profile AVM önünden akrabalarını ziyarete

gitmek için belediye otobüsüne bindiğini, otobüsü durduran polis memurlarının

müşteki ve yanında bulunan S.S. isimli şahsı otobüsten indirerek gözaltına

aldıklarını, müştekinin polis aracında işkenceye maruz kaldığını, müştekinin

polis merkezinde de işkenceye maruz kaldığını, müşteki hakkında 2911 sayılı

Kanuna aykırılıktan adli tahkikat evrakı düzenlendiğini, ancak kovuşturmaya yer

olmadığına dair karar verildiğini beyan ettiği,

Şüpheliler alınan savunmalarında, olay

tarihinde P. AVM önünde,izinsiz toplantı ve gösteri

yürüyüşü düzenlenip araçlara zarar verildiğini, kendilerinin göstericilere

müdahale ettiğini, gözaltına almak istediklerinde dirençle karşılaştıklarını,

müştekinin de dahil olduğu izinsiz gösteri yapan kişilerin dirençlerini kıracak

ölçüde güç kullandıklarını, iddia edildiği gibi müştekiyi dövmediklerini,işkence

etmediklerini, müştekinin gözaltına alınması aşamasında yaralanmış olduğunu

belirterek suçlamayı kabul etmedikleri,

Müşteki ile birlikte gözaltına alınan S.S. de

alınan ifadesinde, müştekinin polis aracında ve karakolda kötü muameleye maruz

kalmadığını, gözaltına alınması aşamasında yaralandığını beyan ettiği,

Müştekinin Adli Tıp Kurumu İstanbul Şube

Müdürlüğü'nden alınanraporuna göre,basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek

nitelikte yaralandığının tespit edildiği,

Bir örneği evrak içerisine alınan Cumhuriyet

Başsavcılığımızın 2014/62799 Soruşturma,2014/37189 karar sayılı soruşturma

evrakında, Hıdır Kanak ve S.S. hakkında 2918 sayılı

Kanuna aykırılık ve kasten genel güvenliği tehlikeye sokmak suçlarından

kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği, gerekçe olarak ta dağılın emri

verildiğine ve şüphelilerin gözaltına alınan kalabalık içerisine,ortaya

çıkan karışıklık sebebiyle karıştığı savunmasının aksine delil elde

edilemediğinden kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği,

2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyetleri Kanunun 16.maddesindeki;

...

Düzenlemeleri karşısında, şüpheli polis

memurlarının üçüncü şahısların can ve mal güvenliğini tehlikeye atacak şekilde

patlayıcı madde atarak yapılan gösteri yürüyüşü sırasında müştekiyi gözaltına

aldıkları, gözaltına alma sırasında karşı konulan direnci kıracak ölçüde (basit

tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte) güç kullanıldığı, şüphelilerin

eylemlerinin, yasa ile verilmiş zor kullanma yetkisinin kullanılması şeklinde

geliştiği, bu nedenle atılı suçun unsurları ile oluşmadığı evrak kapsamından

anlaşılmakla;

Şüpheliler hakkında atılı suçun unsurları ile

oluşmadığından 5271 s.CMK.nun 223/2.c maddesi

uyarınca kamu adına kovuşturmaya yer olmadığına...," [karar verildi.]

29. Başvurucunun Savcılık kararına yaptığı itiraz, İstanbul 10.

Sulh Ceza Hâkimliğinin 4/6/2015 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Karar

18/6/2015 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiştir.

30.Başvurucu 13/7/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

31. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Kasten yaralama" kenar başlıklı 86.

maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

"(1) Kasten başkasının

vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden

olan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki etkisinin

basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması halinde,

mağdurun şikayeti üzerine, dört aydan bir yıla kadar

hapis veya adli para cezasına hükmolunur.

(3)

Kasten yaralama suçunun;

…

d) Kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz

kötüye kullanılmak suretiyle,

…

işlenmesi halinde şikayet aranmaksızın, verilecek ceza yarı oranında artırılır."

32. 5237 sayılı Kanun'un 94. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

"Bir kişiye karşı insan onuruyla

bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade

yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışları

gerçekleştiren kamu görevlisi hakkında üç yıldan oniki

yıla kadar hapis cezasına hükmolunur."

33. 5237 sayılı Kanun'un "Zor

kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması" kenar başlıklı

256. maddesi şöyledir:

"(1) Zor kullanma

yetkisine sahip kamu görevlisinin, görevini yaptığı sırada, kişilere karşı

görevinin gerektirdiği ölçünün dışında kuvvet kullanması halinde, kasten

yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır."

34. 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet

Kanunu'nun 13. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

"Polis,

A) Suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca

bulunan diğer hallerde suç işlendiğine veya suça teşebbüs edildiğine dair

haklarında kuvvetli iz, eser, emare veya delil bulunan şüphelileri,

...

E) Polisin kanunlara uygun olarak aldığı

tedbirlere karşı gelenleri, direnenleri ve görev yapmasını engelleyenleri,

eylemin veya durumun niteliğine göre; koruma altına alır, uzaklaştırır ya da

yakalar ve gerekli kanuni işlemleri yapar.

...

Yakalanan kişilerin kaçması veya saldırıda

bulunmasının önlenmesi bakımından kişinin sağlığına zarar vermeyecek şekilde

her türlü tedbir alınabilir.

...

Yakalananlardan,

...

B) Zor kullanılarak yakalananların,

...

Yakalanma anındaki sağlık durumları tabip

raporuyla tespit edilir.

..."

35. 2559 sayılı Kanun'un "Zor ve silah

kullanma" kenar

başlıklı 16. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

"Polis, görevini

yaparken direnişle karşılaşması halinde, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak

ölçüde zor kullanmaya yetkilidir.

Zor kullanma yetkisi kapsamında, direnmenin

mahiyetine ve derecesine göre ve direnenleri etkisiz hale getirecek şekilde

kademeli olarak artan nispette bedenî kuvvet, maddî güç ve kanunî şartları

gerçekleştiğinde silah kullanılabilir.

İkinci fıkrada yer alan;

a) Bedenî kuvvet; polisin direnen kişilere

karşı veya eşya üzerinde doğrudan doğruya kullandığı bedenî gücü,

b) Maddî güç; polisin direnen kişilere karşı

veya eşya üzerinde bedenî kuvvetin dışında kullandığı kelepçe, cop, basınçlı

ve/veya boyalı su, göz yaşartıcı gazlar veya tozlar, fizikî engeller, polis

köpekleri ve atları ile sair hizmet araçlarını,

ifade eder.

Zor kullanmadan önce, ilgililere direnmeye

devam etmeleri halinde doğrudan doğruya zor kullanılacağı ihtarı yapılır.

Ancak, direnmenin mahiyeti ve derecesi göz önünde bulundurularak, ihtar

yapılmadan da zor kullanılabilir.

Polis, zor kullanma yetkisi kapsamında

direnmeyi etkisiz kılmak amacıyla kullanacağı araç ve gereç ile kullanacağı

zorun derecesini kendisi takdir ve tayin eder. Ancak, toplu kuvvet olarak

müdahale edilen durumlarda, zor kullanmanın derecesi ile kullanılacak araç ve

gereçler müdahale eden kuvvetin amiri tarafından tayin ve tespit edilir.

..."

36. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun

"Bir suçun işlendiğini öğrenen

Cumhuriyet savcısının görevi"

kenar başlıklı 160. maddesi şöyledir:

"(1) Cumhuriyet

savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir

hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek

üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar.

(2)

Cumhuriyet savcısı, maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın

yapılabilmesi için, emrindeki adlî kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin

lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve

şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

37. Mahkemenin 23/10/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

38. Başvurucu; ortasında kaldığı toplumsal olaylar sırasında

hiçbir yasa dışı eylemi olmamasına ve direnmemesine rağmen polisler tarafından

yumruk ve tekme atılarak yakalanıp gözaltına alındığını, konulduğu araç içinde

de aynı fiziki saldırıların kendisi bayılana kadar devam ettiğini, araç içinde

dört saat bekletildiğini, götürüldüğü hastanede gözünün alt kısmına beş dikiş

atıldığını belirtmiştir. Gözaltına alındığı polis karakolunda ailesinin temiz

kıyafet ve yiyecek verme taleplerinin reddedilmesi, hakarete uğraması ve

kendisinin baş ağrısı yaşamasına rağmen ancak ısrar üzerine hastaneye

götürülmesi nedeniyle kötü muamele gördüğünü iddia etmiştir. Başvurucu;

yaşadığı bu olaylar nedeniyle yürütülen adli soruşturmada polislerin

birbirleriyle çelişen beyanlarına üstünlük tanındığını, eksik inceleme ve araştırma

sonucu kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilerek gereksiz ve orantısız güç

kullanan polislerin cezasız bırakıldığını, soruşturmanın iki yıldan uzun bir

sürede tamamlandığını belirterek Anayasa'nın 17., 19. ve 36. maddelerinde

güvence altına alınan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

39. Bakanlık görüşünde özetle olaya ilişkin yargılama süreçleri

anlatıldıktan sonra kötü muamele yasağına dair etkili soruşturma yükümlülüğünün

bir sonuç yükümlülüğü olmayıp uygun araçların kullanılması yükümlülüğü olduğu

hatırlatılarak başvurucu hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından

ceza soruşturması yürütülüp gözaltına alındığı ve gözaltı işlemlerinin her

aşamasında düzenli olarak sağlık muayenesinin yaptırıldığı belirtilmiştir.

Muayenelere ilişkin adli raporların hiçbirinde başvurucunun kötü muameleye tabi

tutulduğuna dair herhangi bir tıbbi tespite yer verilmediği, ayrıca savunma

tanıklarından ikisinin beyanının iddia edilen yaralanmalar ve adli raporların

içerikleriyle örtüşmediği vurgulanmıştır. Bakanlık tarafından Cumhuriyet

Başsavcılığının ayrıntılı inceleme yaparak karar verdiğinin yapılacak

incelemede gözetilmesi gerektiği ifade edilmiştir.

40. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında başvuru

formundaki iddialarını yinelemiştir.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

41. Başvurucu tarafından dile getirilen şikâyetler inceleme

yöntemi olarak belirli başlıklara ayırmayı zorunlu kılmaktadır. Başvurucu

öncelikle gereksiz ve orantısız şekilde güç kullanımına maruz kalarak

yaralandığını, yakalanarak polis aracına konulmasına rağmen fiziki saldırının

devam ettiğini ileri sürmektedir. Bunun dışında başvurucu,

gerek araç içinde gerekse polis nezarethanesinde yaşadıklarının kötü muamele

niteliğinde olduğunu iddia etmektedir. Kısaca özetlenen söz konusu şikâyetlerin

her birinin özel olarak değerlendirilmesi, olayın sağlıklı bir şekilde ortaya

konularak eksiksiz bir inceleme yapılmasının gereğidir.

a. Yakalama Sonrasında

Darbın Devam Ettiği ve Nezarethanedeki Kötü Muamele İddiaları Yönünden

42. Başvurucu yakalanması sonrasında konulduğu araç içinde

kolluğun kendisini darbetmeye devam ettiğini,

gözaltına alınmasından sonra tutulduğu nezarethanede hakarete uğradığını,

başındaki ve vücudundaki ağrılara rağmen ancak ısrar üzerine hastaneye

götürüldüğünü, yakınları tarafından getirilen yiyeceklerin ve temiz

kıyafetlerin kendisine verilmesine engel olunduğunu iddia etmektedir.

43. Başvurucu 1/5/2014 tarihinde konulduğu nezarethaneden

3/5/2014 tarihinde çıkarılarak ifade vermek üzere Savcılığa götürülmüştür.

Başvurucu, aleyhindeki isnatlarla ilgili beyanda bulunmak üzere çağrılmış ise

de avukatıyla verdiği ifade sırasında söz konusu iddiaları dile getirmemiş;

şikâyet dilekçesi verdiği 17/7/2014 tarihine kadar beklemiştir. Başvurucu

şikâyet dilekçesinde, yakalandıktan sonra polis aracında darba uğradığından,

tutulduğu nezarethanede kendisine hakaret edildiğinden ve hastaneye ısrar

üzerine götürüldüğünden bahsetmiş; diğer iddiaları konusunda ise net açıklama

yapmamış; sadece kötü muamele gördüğünü söylemekle yetinmiştir. Başvurucuya

yakınlarının getirdiği temiz kıyafet ve yiyeceklerin verilmesine engel olunması

iddiaları ilk kez tanık beyanlarının alındığı sırada ortaya konmuştur.

44. Başvurucu yakalanması sırasında kolluk görevlileri

tarafından yapılan fiziki saldırıların polis aracında da kendisi bayılıncaya

kadar devam ettiğini iddia etmektedir. Yakalanmasından sonra konulduğu araç

içinde S.S. isimli bir kişinin bulunduğu başvurucunun da kabulüdür. S.S.

soruşturma aşamasında bizzat Cumhuriyet savcısı tarafından dinlenmiş ve

başvurucunun iddiaları konusunda net şekilde açıklamalar yapmıştır (bkz. § 25).

Söz konusu tanığın beyanlarına göre başvurucuya araç içinde herhangi bir kötü

muamelede bulunulmuş değildir. Başvurucu, yakalanması sırasındaki

yaralanmasıyla araç içinde gerçekleştiğini iddia ettiği eylemler sonucunda

vücudunda ne türden bir yaralanma oluştuğu yönünde bir beyanda bulunmamaktadır.

Ayrıca götürüldüğü hastanede düzenlenen rapor üzerinden de aradaki farkın

ortaya konularak anlaşılabilmesi mümkün görünmemektedir.

45. S.S. ifadesinde ayrıca başvurucuyla birlikte tutuldukları

nezarethanede polis memurlarının kendilerine iyi davrandığını, herhangi bir

şekilde hakaret ve tehditte bulunmadıklarını, ağrısı olduğunu söyleyince

başvurucunun polislerce hastaneye götürüldüğünü söylemiştir. Olayla ilgili

olarak şüpheli sıfatıyla ifadesi alınan polis memurları M.A.Ç

ve M.K.nın beyanlarından karakoldaki kamera

kayıtlarının bir aydan fazla zaman geçtiği için silindiği anlaşılmaktadır.

Dolayısıyla bu görüntülerin önemli bir delil olduğu kabul edilse dahi bunlara

ulaşılamamasında hiçbir haklı gerekçesi yokken şikâyetini geç dile getiren

başvurucunun bu kusurunun etkili olduğu görülmektedir.

46. Anayasa Mahkemesi, asgari eşik seviyesini aştığı varsayılan

kötü muamele iddialarının makul şüphe kalmayacak şekilde kanıtlanması şartını

aramakta ve başvurularda öncelikle bu konudaki kanıtlama sorununu ele

almaktadır. Burada kötü muameleye maruz kalması nedeniyle mağdur olduğunu ileri

süren kişilerin -ispat külfetinin devlete geçtiği durumlar istisna olmak üzere-

kötü muamele yasağı kapsamına giren ağırlıkta bir muamele görmüş

olabileceklerini gösteren emare ve delil sunmaları gerektiğini belirtmek gerekir(Beyza Metin,

B. No: 2014/19426, 12/12/2018, § 45).

47. Somut olayda kötü muamele iddiaları, tüm aşamalarda tutarlı

ve birbiriyle uyumlu şekilde ileri sürülmemiş; ayrıca uygun ve yeterli delil

ile desteklenmemiştir.Bununla

birlikte başvurucunun iddialarını desteklemek için zamanında yetkili makamlara

başvurmadığı da ortadadır. Başvurucunun söz konusu şikâyetleri kapsamında

soruşturma dosyasında iddiaların gerçekliğini ortaya koyan ve Anayasa

Mahkemesince inceleme yapılmasını gerektirir nitelikte bir veri

bulunmamaktadır. Başvurucunun somut delillerle desteklenmeyen iddialarının

savunulabilir olduğundan söz etmek mümkün değildir. Bu nedenle söz konusu

iddialarla ilgili bir ihlalin olmadığının açık olduğu sonucuna varılmıştır.

48. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Yakalama Sırasında

Kolluk Tarafından Gereksiz ve Orantısız Güç Kullanımı Nedeniyle Yaralanmaya ve

Araçta Bekletilmeye İlişkin İddia Yönünden

49. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp, olay ve olguların hukuki

nitelendirmesini kendisi takdir eder(Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, §

16). Başvurucunun adil yargılanma, kişi hürriyeti ve güveliği haklarının ihlal

edildiğine ilişkin iddiaları kötü muamele yasağının etkili soruşturma

yükümlülüğü kapsamında kaldığından adil yargılanma hakkı yönünden ayrıca bir

inceleme yapılmamıştır.

50. Ayrıca başvurucu, gereksiz

ve orantısız şekilde güç kullanımına maruz kalarak yaralandığını ve araçta uzun

süre yaralı hâlde bekletildiğini ileri sürmektedir.

51. Başvuru formunun genelindeki şikâyetin kolluk tarafından

gerçekleştirildiği iddia edilen darp eylemleri olduğu ve Anayasa Mahkemesince

değerlendirme yapmaya yarar yeterli bir veri bulunmadığı anlaşıldığından

başvurucunun polis aracında bekletildiği şikâyetine ilişkin olarak bir inceleme

yapılmasına gerek görülmemiştir.

52. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan -kolluk

tarafından gerçekleştirilen yaralama nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal

edildiğine ilişkin- iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

53. Anayasa’nın “Kişinin

dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” kenar başlıklı 17.

maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

"Herkes, … maddi ve manevi varlığını

koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

...

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse

insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.

...”

54. Anayasa’nın 5. maddesi şöyledir:

“Devletin temel amaç ve görevleri, … kişilerin

ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve

hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak

surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın

maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya

çalışmaktır.”

55. Anayasa Mahkemesi genel olarak kötü muamele yasağına ilişkin

şikâyetlerde -devletin negatif ve pozitif yükümlülükleri dikkate alınarak-

maddi ve usule ilişkin boyutları ayrı başlıklarda incelemektedir. Lakin kamu

görevlisinin işlediği iddia edilen bu dosyadaki kötü muamele vakasında maddi ve

usul boyutunda yapılacak incelemenin sonuçları birbirleriyle kesiştiğinden tüm

ihlal iddiaları aynı başlık altında incelenmiştir. Keza yasağın maddi boyutunun

ihlal edilip edilmediği etkili bir soruşturma yapılıp yapılmadığına bağlı

olarak değişecektir (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. Muhterem Turantaylak,

B. No: 2014/15253, 9/5/2018, § 59).

a. Genel İlkeler

56. Devletin bireyin maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına saygı gösterme yükümlülüğü, öncelikle kamu otoritelerinin bu

hakka müdahale etmemelerini yani anılan maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen

şekillerde kişilerin fiziksel ve ruhsal zarar görmelerine neden olmamalarını

gerektirir. Bu, devletin bireyin vücut ve ruh bütünlüğüne saygı gösterme

yükümlülüğünden kaynaklanan negatif ödevidir (Cezmi

Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 81).

57. Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen hak kapsamında ayrıca

devletin, -pozitif bir yükümlülük olarak- yetki alanında bulunan tüm bireylerin

maddi ve manevi varlığını koruma hakkını gerek kamusal makamların ve diğer

bireylerin gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere

karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır. Devlet bireyin maddi ve manevi

varlığını her türlü tehlikeden, tehditten ve şiddetten korumakla yükümlüdür (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:

2012/752, 17/9/2013, § 51).

58. Anılan koruma yükümlülüğü devlete, söz konusu kişilerin

işkence ve eziyete ya da insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir ceza veya muameleye

maruz bırakılmalarını engelleyecek tedbirler alma ödevi yüklemektedir. Anılan

yükümlülük, işkence ve kötü muamele yasağının maddi boyutunun bir unsurunu,

devletin kişilerin fiziksel ve ruhsal bütünlüklerini idari ve yasal mevzuat

aracılığıyla koruma hususundaki pozitif yükümlülüğünü oluşturmaktadır. Koruma

doğrultusunda yetkililerin bildikleri ya da bilmeleri gereken bir kötü muamele

tehlikesinin gerçekleşmesini engellemek için makul tedbirleri almamaları

durumunda devletin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası anlamında

sorumluluğu ortaya çıkabilecektir (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 82).

59. Tüm adli kovuşturmaların mahkûmiyet veya belirli bir hüküm

alma ile sonuçlanmasına yönelik kesin bir zorunluluk bulunmamakla birlikte

mahkemeler hiçbir koşul altında yaşamı tehdit eden suçların, fiziksel ve ruhsal

bütünlüğe yapılan ağır saldırıların cezasız kalmasına, af ya da zamanaşımına

uğramasına izin vermemelidirler. Adli makamların yetki alanları kapsamındaki

kişilerin yaşamları ile fiziksel ve ruhsal bütünlüklerini korumak üzere

çıkarılan kanunların koruyucuları olarak sorumlu olanlara yaptırım uygulamakta

kararlı olmaları ve suçun ağırlık derecesi ile verilen ceza arasında açık bir

orantısızlığa izin vermemeleri gerekir. Aksi hâlde devlet, kişilerin fiziksel

ve ruhsal bütünlüklerini idari ve yasal mevzuat aracılığıyla koruma hususundaki

pozitif yükümlülüğünü yerine getirmemiş olacaktır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 77).

60. Öte yandan bir muamelenin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasının kapsamına girebilmesi için asgari bir ağırlık derecesine ulaşmış

olması gerekmektedir. Bu asgari eşik göreceli olup her olayda asgari eşiğin

aşılıp aşılmadığı somut olayın özellikleri dikkate alınarak

değerlendirilmelidir. Bu bağlamda muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal

etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi faktörler önem

taşımaktadır (Tahir Canan, § 23).

Değerlendirmeye alınacak bu unsurlara muamelenin amacı ve ardındaki saik de

eklenebilir. Ayrıca kötü muamelenin heyecanın ve duyguların yükseldiği durumda

meydana gelip gelmediği de dikkate alınması gereken diğer bir faktördür (Cezmi Demir ve diğerleri, § 83).

61. Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme)

tarafından kötü muamele, kişi üzerindeki etkisi gözetilerek derecelendirilmiş

ve farklı kavramlarla ifade edilmiştir. Dolayısıyla Anayasa’nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrasında geçen ifadeler arasında bir yoğunluk farkının bulunduğu

görülmektedir. Bir muamelenin işkence

olarak nitelendirilip nitelendirilmeyeceğinin belirlenebilmesi için anılan fıkrada

geçen eziyet ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele

kavramları ile işkence arasındaki

ayrıma bakmak gerekir. Bu ayrımın Anayasa tarafından, özellikle çok ağır ve

zalimane acılara neden olan kasti insanlık dışı muamelelerdeki özel duruma

işaret etmek ve bir derecelendirme yapmak amacıyla getirildiği ve anılan

ifadelerin 5237 sayılı Kanun’da düzenleme altına alınmış olan işkence, eziyet

ve hakaret suçlarının unsurlarından

daha geniş ve farklı bir anlam taşıdığı anlaşılmaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 84).

62. Buna göre anayasal düzenleme bağlamında kişinin maddi ve

manevi varlığının bütünlüğüne en fazla zarar veren muamelelerin işkence olarak belirlenmesi mümkündür (Tahir Canan, § 22). Muamelelerin

ağırlığının yanı sıra İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya Aşağılayıcı

Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin 1. maddesinde işkence teriminin özellikle bilgi almak,

cezalandırmak veya yıldırmak amacıyla ya da ayrımcı bir nedenle kasten ağır acı

veya ızdırap vermeyi kapsadığı belirtilerek kasıt unsuruna da yer verilmiştir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 85).

63. İşkence

seviyesine varmayan fakat yine de önceden tasarlanmış, uzun bir dönem içinde

saatlerce uygulanmış ve fiziki yaralanmaya veya yoğun maddi veya manevi ızdıraba sebep olan insanlık dışı muameleler eziyet olarak tanımlanabilir (Tahir Canan, § 22). Bu hâllerde meydana

gelen acı, meşru bir muamele ya da cezada kaçınılmaz bir unsur olarak bulunan

acının ötesine geçmelidir. İşkenceden farklı olarak eziyette, ızdırap verme kastının

belli bir amaç doğrultusunda yapılması şartı aranmaz. Fiziksel saldırı, darp,

psikolojik sorgu teknikleri, kötü şartlarda tutma, kişiyi kötü muamele göreceği

bir yere sınır dışı ya da iade etme, devletin gözetimi altında kişinin

kaybolması, kişinin evinin yok edilmesi, ölüm cezasının infazının uzunca bir

süre beklenmesinin doğurduğu korku ve sıkıntı, çocuk istismarı gibi muameleler

Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında eziyet olarak nitelendirilebilir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 88).

64. Mağdurları küçük düşürebilecek ve utandırabilecek şekilde

kendilerinde korku, küçültülme, elem ve aşağılanma duygusu uyandıran veya

mağduru kendi iradesine ve vicdanına aykırı bir şekilde hareket etmeye

sürükleyen, aşağılayıcı nitelikteki daha hafif muamelelerin ise insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele

veya ceza olarak tanımlanması mümkündür (Tahir

Canan, § 22). Burada eziyetten

farklı olarak kişi üzerinde uygulanan muamele, fiziksel ya da ruhsal acıdan öte

küçük düşürücü veya alçaltıcı bir etki oluşturmaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 89).

65. Anayasa'nın 17. maddesi, bir yakalamayı gerçekleştirmek için

güç kullanımını yasaklamamaktadır. Kişinin hareket özgürlüğünü kısıtlamak için

uygulanan fiziksel şiddet şeklinde tanımlanabilecek güç kullanımı ortaya çıkan

tehlike bakımından kaçınılmaz ve gerekli olandan fazla olmamak kaydıyla

kullanılabilmektedir (Ali Rıza Özer ve

diğerleri [GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, § 81; Ali Ulvi Altunelli,

B. No: 2014/11172, 12/6/2018,§ 76).

66. Bireylerin kamu görevlilerinin eylemleri neticesinde kötü

muameleye maruz kaldığının tespiti hâlinde yaralanmaya sebebiyet vermiş olan

gücün kullanım zamanının tespit edilmesi gerekmektedir. Kişinin kontrol altına

alınması tamamlandıktan sonra uygulandığı tespit edilen kuvvet kullanımı için

kişinin devletin kontrolü altında bulunduğu sırada uğradığını ileri sürdüğü

kötü muamele iddialarına ilişkin ilkeler uygulanabilecektir. Kuvvet

kullanımının kişinin tamamen kontrol altına girmesinden önce, bir başka ifade

ile kişinin kontrol altına alınmaya çalışılması sırasında uygulandığının tespit

edilmesi hâlinde ise yapılması gereken, kullanılan gücün orantılı olup

olmadığının değerlendirilmesidir (Zeki

Bingöl, B. No: 2013/6576, 18/11/2015, § 88).

67. Sadece sınırları belli bazı durumlarda güvenlik güçleri

tarafından fiziksel güce başvurulmasının kötü muamele olmadığı kabul

edilebilmektedir. Bu kapsamda yakalamayı gerektiren durumlarda ve şüphelilerin

kendi tutumundan dolayı fiziksel güce başvurmak mümkündür. Ancak bu durumda

dahi bu tür bir güce sadece kaçınılmaz hâllerde ve orantılı olmak koşuluyla

başvurulabilir (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 82).

68. Gücüne göre mukayese edildiğinde gösteri sırasında yapılan

şiddeti bertaraf etmekte kullanılan müdahale araçları ve bunların bireyler

üzerinde oluşturduğu etki, olması gereken sınırdan büyük bir sapma gösterdiği

takdirde makul seviye aşılmış olacaktır (Ali

Ulvi Altunelli, § 107)

69. Devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı

kapsamında sahip olduğu pozitif yükümlülüğün usule ilişkin bir boyutu da

bulunmaktadır. Anayasa’nın 17. maddesi "Devletin

temel amaç ve görevleri" kenar başlıklı 5. maddesindeki genel

yükümlülükle birlikte yorumlandığında usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, her

türlü fiziksel ve ruhsal saldırı olayının sorumlularının belirlenmesini ve

gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili, resmî bir soruşturma

yürütmek durumundadır (Cezmi Demir ve

diğerleri, § 110).

70. Yürütülen ceza soruşturmalarının amacı, kişinin maddi ve

manevi varlığını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasını

ve sorumluların hesap vermelerini sağlamaktır. Bu, bir sonuç yükümlülüğü değil

uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür. Diğer taraftan burada yer verilen

değerlendirmeler hiçbir şekilde Anayasa’nın 17. maddesinin başvuruculara üçüncü

tarafları adli bir suç nedeniyle yargılatma, cezalandırma hakkı ya da tüm

yargılamaları mahkûmiyetle ya da belirli bir ceza kararıyla sonuçlandırma ödevi

yüklediği anlamına gelmemektedir (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 113).

71. Bireysel başvurulara ilişkin şikâyetlerin incelenmesinde

Anayasa Mahkemesinin sahip olduğu rol ikincil nitelikte olup icra edilen bir

soruşturmadaki delilleri değerlendirmek kural olarak yargı mercilerinin işi

olduğundan Anayasa Mahkemesinin görevi, bu mercilerin maddi olaylara ilişkin

yaptıkları değerlendirmenin yerine kendi değerlendirmesini koymak değildir.

Kötü muamele iddialarıyla ilgili olarak Anayasa Mahkemesinin yetkisi,

Anayasa'da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerden Sözleşme ve buna

ek Türkiye'nin taraf olduğu protokoller kapsamında bulunanlarla sınırlıdır.

Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin cezai sorumluluk bağlamında suça ya da

masumiyete ilişkin bir bulguya ulaşma görevi bulunmamaktadır. Diğer taraftan

yargı mercilerinin bulguları Anayasa Mahkemesini bağlamamasına rağmen normal

şartlar altında bu mercilerin maddi olaylara ilişkin yaptığı tespitlerden

ayrılmak için de kuvvetli nedenlerin bulunması gerekir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 96).

72. Etkili soruşturma yükümlülüğünün yerine getirilmiş olduğunun

kabulü için;

- Yetkili makamların olaydan haberdar olur olmaz resen harekete

geçerek olayı aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek

bütün delilleri tespit etmeleri (Cezmi Demir

ve diğerleri, § 114),

- Soruşturmanın kamu denetimine açık olması ve mağdurların meşru

menfaatlerini korumak için soruşturmaya gerekli olduğu ölçüde etkili

katılımlarının sağlanması (Cezmi Demir ve

diğerleri, § 115),

- Soruşturmadan sorumlu ve incelemeleri yapan kişilerin olaylara

karışan kişilerden bağımsız olması (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 117),

- Soruşturmaların makul özen ve süratle yürütülmesi (Cezmi Demir ve diğerleri, § 114),

- Soruşturma sonucunda alınan kararın soruşturmada elde edilen

tüm bulguların kapsamlı, nesnel ve tarafsız bir analizine dayalı olması gerekir

(Cemil Danışman, B. No: 2013/6319,

16/7/2014, § 99) gerekmektedir.

b. İlkelerin Olaya Uygulanması

73. Başvurucu, seyahat ettiği otobüsten indikten hemen sonra

içinde kaldığı toplumsal bir olaya müdahale eden polislerin aniden fiziki

saldırılarına maruz kaldığını belirtmektedir. Olay ve olgular kısmında

zikredilen adli muayene raporlarındaki yaralanma bulguları başvurucunun darp

iddialarını destekleyen mahiyette olduğu görülmektedir. Keza kötü muamelenin

fiziki bulguları bakımından doktor raporları anahtar role sahiptir. Bu aşamadan

sonra adli mercilere düşen görev, başvurucudaki yaranın nedeni hakkında makul

bir açıklama getirmektir.

74. Başvurucu olaylar nedeniyle tıkanan yolda kalması nedeniyle

göstericilerin arasında olduğunu belirtmiş ise de 2911 sayılı Kanunu'na muhalefet

etme suçu isnadıyla hakkında soruşturma yürütülmüştür. Soruşturma sonucunda,

savunmasının aksine suç konusu eylemleri işleyen gösterici grup içinde olduğu

yönünde delil bulunmadığından başvurucu hakkında kovuşturmaya yer olmadığı

kararı verilmiştir (bkz. § 20). Bu durumda başvurucunun gösterici grup içinden

kolluğa birtakım cisimler atan kişilerden olduğunu kabul ederek bir

değerlendirme yapmak mümkün görünmemektedir.

75. Toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde polisin müdahalesi

esnasında ortaya çıkan panik ve karmaşada gösteriye katılan ancak müdahale

edilmesi gerekmeyen kişilerin de müdahaleden etkilenmesi mümkündür. Bu durumda

polisten kontrollü hareket etmesi ve müdahaleyi gerektiren durumu yaratan

kişiler dışındakilerin müdahaleden etkilenmemeleri için gerekli tedbirleri

alması beklenir. Ancak müdahalenin oluşturduğu karmaşa ve panik ortamında bu

tedbirlerin polis tarafından mutlak olarak uygulanmasının zorluğu da kabul

edilmelidir (Ali Rıza Özer ve diğerleri,

§ 94). Somut olayda başvurucu; Savcılık ifadesinde otobüsten indikten sonra

arbedenin ortasında kaldığını, çıkış yolu ararken polislerin aniden tekme ve

tokatla kendisini darbettiğini söylemiştir (bkz. §

27). Başvurucunun -iddiasının aksine- gösteriye katıldığı kabul edilerek

hakkında bir yakalama işlemi yapıldığı durumda dahi güç kullanımının gerekli

olduğunun ortaya konması gerekir. Kuvvet kullanımının kişinin tamamen kontrol

altına girmesinden önce, bir başka ifade ile kişinin kontrol altına alınmaya

çalışılması sırasında uygulandığının tespit edilmesi hâlinde kullanılan gücün

gerekli ve orantılı olup olmadığı değerlendirilmedir (Adil güzel ve Mühsin Güzel,

B. No: 2014/11172, 12/6/2018,§ 90).

76. Savcılık tarafından şüpheli sıfatıyla ifadesi alınan ve

yakalama işlemini yapan B.B. ve B.M. isimli polisler beyanlarında başvurucunun

gösterici grup içindeki taş atan kişilerden biri olduğunu, yakalama sırasında

kendilerine direndiğini, bu nedenle yakalama esnasında orantılı güç

kullandıklarını söylemişlerdir. Ayrıca başvurucunun olaylar sırasında aracı

zarar gören bir kişiyle kavga ettiğini ve kavga sırasında yaralandığını iddia

etmişlerdir (bkz. §§ 23, 24). Savcılığın 26/4/2015 tarihli kovuşturmaya yer

olmadığına ilişkin kararında başvurucuda meydana gelen yaralanmanın polis

müdahalesiyle oluştuğunun kabul edilmesi karşısında dinlenen polislerin

iddialarında dile getirdikleri gibi üçüncü bir kişi tarafından yaralanmanın

gerçekleştirildiğini söylemek mümkün değildir. Dolayısıyla güç kullanımının

kaçınılmaz hâle geldiğini ve kullanılan gücün orantılı olduğunu kanıtlamak kamu

makamlarına aittir. Şu hâlde değerlendirme yapılması gereken ilk husus,

hakkında adli işlem yapılmak üzere yakalanmak istenen başvurucuya fiziksel bir

müdahalenin yani güç kullanımının gerekliliğidir.

77. Yukarıda belirtildiği gibi (bkz §

74) başvurucunun kolluğa taş atan grup içinde yer aldığını kabul etmek mümkün

değilken başvurucunun ancak yakalama işlemine direnç göstermesi hâlinde polisin

güç kullanma gerekliliği ortaya çıkabilecektir. Yakalamayı gerçekleştiren

polisler başvurucunun yakalama esnasında direndiğini beyan etmişlerse de bu

iddia tanık beyanları, görüntü kayıtları veya başkaca bir delille

netleştirilmemiştir. Bununla birlikte başvurucunun yakalama sırasında direnç

gösterdiği ve bu nedenle direnci kırmak amacıyla polislerin zor kullandığı yani

müdahalenin gerekli olduğu durumda dahi kullanılan gücün orantılı olması

gerekir.

78. Hangi direnç seviyesinde, ne tür bir kuvvet uygulanacağının

kılavuzu olan 2559 sayılı Kanun’un 16. maddesinde yer verilen kademeli olarak

artan zor kullanma araçları, ölçülülük incelemesindeki en önemli

kıstaslardandır (Ali Ulvi Altunelli, § 110). Zor kullanma, müdahale

sırasında karşılaşılan direnci ortadan kaldıracak oranda ve aşamalı biçimde

artan bedensel kuvvet, maddi güç, değişik araçlar ile kanuni şartlar

gerçekleştiğinde silah kullanmayı içerir. Başvurucunun gözünün alt kısmında

yaralanma meydana geldiği ve yaranın 1 cm kesi ve 4 cm abrazyon şeklinde olduğu

görülmektedir (bkz. § 13). Dinlenen polisler başvurucunun kendilerine direndiğini

söylemişlerse de direnmenin ne şekilde gerçekleştiği, kendilerinin de bu

dirence ne şekilde karşılık verdiği konusunda açık bir beyanda

bulunmamışlardır. Bu husus kovuşturmasızlık kararında

da açıklanmamış, direnci kıracak ölçüde güç kullanıldığının söylenmesiyle

yetinilmiştir. Meydana gelen yaranın vücut bölgesindeki yeri ve dikiş

atılmasını gerektirecek nitelikte olması nedeniyle direnci ortadan kaldırmayı

amaçlayan ne tür bir müdahaleyle böyle bir sonucun ortaya çıktığının izaha

muhtaç olduğu ortadayken bu konuyla ilgili olarak Savcılık kararında bir

açıklama yer almamaktadır.

79. Başvurucunun aleyhine yürütülen soruşturmada bir alışveriş

merkezine ait güvenlik kameraları izlenerek başvurucunun gösterici grup

içerisinde bulunup bulunmadığı araştırılmış ise de yakalama anına ilişkin

görüntü olup olmadığı konusunda bir tespit bulunmamaktadır. Başvurucunun

şikâyetçi olduğu soruşturmada da görüntüler incelenerek bu yönde bir delil etme

çabasına girilmemiştir. Dolayısıyla soruşturmanın etkisiz yapılması nedeniyle

yaralanmanın ne şekilde gerçekleştirildiği belirliliğe kavuşturulmamış ise de

kamu makamları tarafından fiziksel bir saldırıda bulunmadığı kabul edilen

başvurucunun kamu görevlileri tarafından yaralandığı ve yaranın vücuttaki

nahiyesi itibarıyla müdahalenin gerekli olduğu varsayılsa dahi orantısız olduğu

anlaşılmaktadır.

80. Somut olayın gerçekleşme koşulları, başvurucunun

yaralanmasının niteliği, özellikle bu yaralanma nedeniyle başvurucunun gözünün

altına dikiş atılması ve bu durumun başvurucu üzerindeki muhtemel fiziksel

etkileri birlikte dikkate alındığında kolluk görevlileri tarafından

gerçekleştirilen muamelenin belli bir ağırlık derecesine sahip olduğu ve olayda

Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının gerektirdiği asgari ağırlık eşiğinin

aşıldığı sonucuna varılmıştır (bkz. § 58).

81. Bu tespitten sonra kolluk görevlileri tarafından

gerçekleştirilen eylemin hangi boyuta ulaştığı değerlendirilmelidir (bkz. §§

60-63). Bu kapsamda somut olay bir bütün olarak değerlendirildiğinde eylemin

insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele olarak

nitelendirilmesi mümkündür.

82. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun kolluk tarafından

yakalanması sırasında meydana gelen yaralanma nedeniyle Anayasa’nın 17.

maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının maddi

-negatif yükümlülük- boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

83. Bu tespitten sonra insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının

usul boyutuna ilişkin bir değerlendirme de yapılmalıdır.

84. Başvurucunun şikâyetine ilişkin yürütülen soruşturmanın

başvurucu vekilinin yazılı bir dilekçeyle Savcılığa şikâyette bulunmasıyla

birlikte başladığı görülmektedir. Hâlbuki başvurucunun gözaltına alınması

sonrası götürüldüğü hastanede, hakkında düzenlenen adli muayene raporunda darbedildiği bilgisi bulunduğu gibi (bkz. § 18) başvurucu

vekilinin 3/5/2014 tarihinde başvurucu aleyhinde yürütülen soruşturmada da

sorumlu polislerden şikâyetçi olduğu anlaşılmaktadır (bkz. § 19). Dolayısıyla

başvurucunun kolluk tarafından yaralandığından şikâyet dilekçesi verilmesinden

önce haberdar olan kamu makamlarının hareketsiz kaldığı ve sonuç itibarıyla

yürütülen soruşturmada resen başlatılma ilkesine uygun davranıldığı

söylenemeyecektir.

85. Soruşturmanın etkililiğini sağlayan en alt seviyedeki

inceleme, her soruşturmanın kendine özgü koşullarına göre değişir. Bu koşullar,

ilgili bütün olay ve olgular temelinde ve soruşturmanın pratik gerçekleri dikkate

alınarak değerlendirilir. Bu nedenle soruşturmanın etkililiği bakımından her

olayda geçerli olmak üzere bir asgari soruşturma işlemler listesi veya benzeri

bir asgari ölçüt belirlemek mümkün değildir (Fahriye

Erkek ve diğerleri, B. No: 2013/4668, 16/9/2015, § 68). Buna bağlı

olarak soruşturmaya özgü değeri bulunan ilke ve araçların olayın

aydınlatılmasını temin edecek şekilde yargısal mercilerce işlevselleştirilip

işlevselleştirilmediği ortaya konmalıdır (Tuna Ayçiçek, B. No: 2014/6526,

24/01/2018, § 83).

86. Soruşturma tekelini elinde bulunduran adli mercilerin kötü

muamele yasağının mahiyetiyle bağdaşan ve beklentileri karşılayabilecek ölçüde

delil toplaması icap etmektedir. Yargılamanın sonucuna uzanan geçiş noktalarını

doğrudan etkileyen delilerin toplanmasında gösterilen hassasiyet, aslında

zihinsel bir ürün olan yorum farklılıklarının ve belirsizliklerin azaltılmasını

sağlama bakımından da önemlidir (Muhterem Turantaylak, § 79).

87. Somut olayda başvurucu vekilinin şikâyet dilekçesi sunmasından

sonra olayın faili olabilecek kamu görevlilerinin tespit edilerek bizzat

Cumhuriyet savcısı tarafından şüpheli sıfatıyla ifadelerinin alındığı

görülmektedir (bkz. §§ 23, 24). Ayrıca yine başvurucunun beyanları Cumhuriyet

savcısı tarafından müşteki sıfatıyla alınmıştır. Bunun dışında başvurucunun

talep ettiği tanıklar dinlenip başvurucunun yaralanmasına ilişkin olarak ATK'dan rapor düzenlettirilmiş ve aleyhinde yürütülen

soruşturmanın bir örneği incelenmek üzere dosya arasına alınmıştır (bkz. §§ 22,

23 ve 26). Bunlarla birlikte kamusal alanda gerçekleştiği anlaşılan olaya

ilişkin görüntü olup olmadığı yönünde bir araştırma yapılmamıştır. Başvurucu

aleyhinde yürütülen soruşturmanın bir örneği dosya arasına konulmuş ise de

buradaki bir alışveriş merkezine ait görüntü kayıtlarının başvurucu ile kolluk

güçleri arasındaki yaşananları yansıtıp yansıtmadığı yapılan çözümlemeden

anlaşılamamıştır. Zaten kovuşturmasızlık kararında bu

kayıtlardan bahsedilmemektedir. Dolayısıyla olayın gerçekleştiği yerin

çevresinde bulunan başkaca bina veya işyerinde kayıt yapan kamera bulunup

bulunmadığı veya olaylara müdahale eden TOMA'ya ait

kamera kayıtları olup olmadığı araştırılmamış ve istenmemiştir. Ayrıca olayın

görgü tanığı olabilecek kişiler tespit edilip dinlenmemiştir. Bu eksiklikler

Savcılığın gerçeği ciddiyetle öğrenme çabası içinde olduğu konusunda kuşku

uyandırmaktadır.

88. Diğer taraftan yukarıda

Genel İlkeler bölümünde ifade edildiği üzere soruşturmanın

etkililiği adına aranan bir diğer husus da kötü muamele yasağına ilişkin

soruşturmaların makul bir süratle yürütülmesidir (bkz. § 72). Başvurucu

soruşturmanın makul sürede tamamlanmadığını ileri sürmüştür. Bu incelemede

önemli olan husus, başvurucunun soruşturmanın süratle ve özenle

sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği dikkate alındığında başlı başına,

özelde başvurucunun ve genel olarak da toplumdaki diğer bireylerin hukukun

üstünlüğüne olan bağlılığını sürdürmesi ve hukuka aykırı eylemlere müsamaha

gösterildiği ya da kayıtsız kalındığı görünümü verilmesinin engellenmesi

açısından soruşturmada yeterli sürat ve özenin gösterilip gösterilmediğinin

ortaya konulmasıdır (Fahriye Erkek ve

diğerleri, § 91).

89. Soruşturmanın ve akabinde yürütülmüş ise kovuşturmanın makul

bir özen ve süratle yapılıp yapılmadığına ilişkin tespit; başvuruya konu olayın

kendi koşullarına, soruşturmadaki şüpheli veya sanık sayısına, suçlamaların

niteliğine, olayın karmaşıklık derecesine ve soruşturmanın ilerlemesine engel

olan unsurlar ya da güçlüklerin bulunup bulunmadığına göre farklılık

gösterebilecektir (Fahriye Erkek ve

diğerleri, § 91).

90. Somut olayda derhâl ve resen soruşturma başlatma ilkesine

riayet edilmemiş ise de başvuru konusu olayın 1/5/2014 tarihinde meydana

geldiği ve kovuşturmasızlık kararına yapılan itirazın

4/6/2015 tarihinde reddedilerek kesinleştiği dikkate alındığında olayın

üzerinden yaklaşık 1 yıl 1 ay geçtikten sonra soruşturmanın tamamlandığı

anlaşıldığından başvuruya konu olayın kendi koşullarına ve karmaşıklık

derecesine göre makul bir süratle yürütüldüğü görülebilmektedir.

91. Sonuç itibarıyla belirtilenler ışığında başvurucunun

yakalanması sırasında kamu görevlileri tarafından yaralanmasıyla ilgili ileri

sürdüğü iddialar kapsamında makul süratle sonuçlandırılmış ise de etkili bir

soruşturma yapıldığından söz etmek mümkün değildir.

92. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasında güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele

yasağının usul boyutu bakımından ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

93. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1)

Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da

edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2)

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili

mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

94. Anayasa Mahkemesinin Mehmet

Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna

varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi hususunda

genel ilkeler belirlenmiştir.

95. Başvurucu, yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunmuştur.

96. Başvuruda, kolluğun orantısız müdahalesi sonucu gerçekleşen

yaralama soruşturmasıyla ilgili olarak olayın aydınlanmasını sağlayacak yeterli

delil toplanmadan karar verildiği kanaatine varıldığından Anayasa'nın 17.

maddesinde düzenlenen insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi

-negatif yükümlülük- ve etkili soruşturma usul boyutunun ihlal edildiği

sonucuna varılmıştır.

97. İnsan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi

-negatif yükümlülük- ve etkili soruşturma usul boyutunun ihlalinin sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunduğundan kararın bir örneğinin yeniden yargılama (soruşturma) yapılmak

üzere İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verilmesi

gerekir. Buna göre yapılacak yeniden soruşturma ise 6216 sayılı Kanun'un 50.

maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılması

gereken iş, öncelikle ihlale yol açan kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın

ortadan kaldırılması ve nihayet ihlal sonucuna uygun şekilde belirtilen

deliller toplanıp incelemeler yapıldıktan sonra yeniden karar vermekten ibarettir.

98. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 2.475

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.701,90 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Yakalama işlemi sırasında kolluk güçleri tarafından

gerçekleştirilen yaralama nedeniyle insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele

yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. İleri sürülen diğer iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

B. Yakalama işlemi sırasında kolluk güçleri tarafından

gerçekleştirilen yaralama nedeniyle Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına

alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi -negatif

yükümlülük- ve usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele

yasağının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama

(soruşturma) yapılmak üzere İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına (Verilen karar

2014/100098 numaralı soruşturma dosyasıyla ilgilidir.) GÖNDERİLMESİNE,

D. 226,90 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.701,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

23/10/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Recep

KÖMÜRCÜ

Celal Mümtaz

AKINCI

Rıdvan GÜLEÇ

Yıldız

SEFERİNOĞLU

Raportör

:

Sinan ARMAĞAN

Başvurucu

:

Hıdır KANAK

Vekili

:

Av. Nil

ÖZSOY DİNDAR

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2015/12002, 23 Ekim 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Genel Bilgiler
  7. B. Başvurucu Aleyhinde
  8. C. Başvurucunun Şikâyeti
  9. IV. İlgili Hukuk
  10. V. İnceleme Ve Gerekçe
  11. A. Başvurucunun İddiaları
  12. B. Değerlendirme
  13. A. 1. Yakalama işlemi sırasında kolluk güçleri tarafından
  14. B. Yakalama işlemi sırasında kolluk güçleri tarafından
  15. C. Kararın bir örneğinin insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele
  16. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve
  17. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  18. Yıldırım
  19. Kömürcü
  20. Akıncı
  21. Seferinoğlu
  22. Özsoy Dindar
  23. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2015/12002
Tarih
23 Ekim 2019

İlgili Kararlar

  • Ayhan Şaşar Başvurusu (B. No: 2016/15514)
  • Ejder Al Başvurusu (B. No: 2015/15790)
  • Aynur Bakırcı Başvurusu (B. No: 2016/935)
  • M.q. Başvurusu (B. No: 2015/11553)
  • Cenk Nil ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/11365)
  • Güllü Alğan Başvurusu (B. No: 2016/6425)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.