İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Hıdır Memicil Başvurusu (B. No: 2013/1420)

1.

Başvuru No2013/1420Tarih17 Temmuz 2014Okuma14 dk · 2.739 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Hıdır Memicil Başvurusu

Karar tarihi
17 Temmuz 2014
Başvuru Numarası
2013/1420
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.739 kelime·14 dk okuma·13 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1.

Başvurucu 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 102.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında öngörülen azami beş yıllık tutukluluk

süresini doldurmasına rağmen tahliye edilmediğini ileri sürerek Anayasa’nın 17., 19., 36. ve 38. maddelerinin ihlal edildiğini iddia

etmiştir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2.

Başvuru, 31/1/2013 tarihinde İstanbul 12. Ağır Ceza

Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede

başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3.

Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca, 17/7/2013 tarihinde

kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme

gönderilmesine karar verilmiştir.

4.

Bölüm tarafından 12/12/2013 tarihinde yapılan

toplantıda kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5.

Başvuru konusu olay ve olgular 16/12/2013 tarihinde

Adalet Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı, 15/1/2014

tarihinde görüş sunulmasına gerek olmadığını belirtmiş olduğundan başvurucuya

bildirimde bulunulmasına gerek duyulmamıştır.

6.

Başvurucunun 2013/6228 başvuru numaralı ve 31/7/2013

tarihli bireysel başvurusu, “kişi yönünden

hukuki irtibat” nedeniyle söz konusu 2013/1420 numaralı bireysel

başvuru dosyası ile 28/2/2014 tarihinde birleştirilmiştir.

III. OLAYLAR VE OLGULAR

A. Olaylar

7.

Başvuru süreci ile ilgili olaylar özetle şöyledir:

8.

Başvurucu, uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma, tedarik etme, nakletme

ve bu amaçla bulundurma veya sağlama, suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye

olma şüphesiyle 7/2/2007 tarihinde gözaltına alınmış

ve İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 10/2/2007 tarih ve E.2007/29 sorgu

sayılı kararı ile tutuklanmıştır.

9.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 20/2/2007 tarihinde

E.2007/294 sayılı iddianameyle başvurucu hakkında İstanbul 12. Ağır Ceza

Mahkemesinde dava açmıştır.

10.

İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi, 24/2/2010 tarih,

E.2007/139 ve K.2010/81 sayılı kararıyla başvurucunun mahkumiyetine ve

tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.

11.

Temyiz edilen karar, Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 15/4/2011

tarih ve E.2010/52594, K.2011/3970 sayılı kararıyla bozulmuş ve başvurucunun

salıverilme isteği reddedilmiştir.

12.

Bozma kararı üzerine dava, 2011/119 esasına kaydedilmiş ve İstanbul 12. Ağır

Ceza Mahkemesi, 9/5/2013 tarih ve E.2001/119,

K.2013/115 sayılı ilamıyla başvurucunun 27 yıl 11 ay hapis ve 300.000 TL adli

para cezalarıyla cezalandırılmasına ayrıca, tutukluluk halinin devamına karar

vermiştir.

13.

Başvurucu, 16/5/2013 tarihinde tutukluluğun devamına

ilişkin karara karşı itiraz etmiştir.

14.

İtiraz üzerine İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, 31/5/2013

tarih ve 2013/350 değişik iş sayılı kararıyla itirazı reddetmiştir.

15.

Söz konusu karar başvurucuya 1/7/2013 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

16.

Başvurucu, İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 9/5/2013

tarih ve E. 2011/119, K. 2013/115

sayılı kararını 15/5/2013 tarihinde temyiz ettiğinden dosyanın Yargıtay C.Başsavcılığına gönderilmiş olduğu UYAP üzerinden yapılan

incelemeden anlaşılmıştır.

17.

Başvuru, 31/1/2013 tarihinde, birleşen 2013/6228

sayılı başvuru ise 31/7/2013 tarihinde yapılmıştır.

B. İlgili Hukuk

18. 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza

Muhakemesi Kanunu'nun 8. ve 9. maddeleri şöyledir:

"Bağlantı kavramı

Madde 8 - (1) Bir kişi, birden fazla suçtan sanık olur veya

bir suçta her ne sıfatla olursa olsun birden fazla sanık bulunursa bağlantı var

sayılır.

(2) Suçun işlenmesinden sonra suçluyu kayırma, suç

delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme fiilleri de bağlantılı suç

sayılır.

Davaların birleştirilerek açılması

Madde 9 - (1) Bağlantılı suçlardan her biri değişik

mahkemelerin görevine giriyorsa, bunlar hakkında birleştirilmek suretiyle

yüksek görevli mahkemede dava açılabilir."

19. Aynı Kanun'un 102. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

"Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde,

tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde, gerekçesi

gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı geçemez."

21. 5271 sayılı Kanun'un 104.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında

şüpheli veya sanık salıverilmesini isteyebilir."

22. Anılan Kanun'un 141.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) ve (d) bentleri ile son cümlesi

şöyledir:

"Tazminat istemi

Madde 141 - (1)

Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında;

a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan,

tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,

…

d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede

yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm

verilmeyen,

…

Kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devletten

isteyebilirler."

23. Anılan Kanun'un 142.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine

tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin kesinleşme

tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde bulunulabilir."

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

24. Mahkemenin 17/7/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun

31/1/2013 tarih ve 2013/1420 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği

düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

25.

Başvurucu, suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma ve örgüt faaliyeti

çerçevesinde uyuşturucu madde ticareti yapma suçları kapsamında 10/2/2007 tarihinden beri tutuklu olması nedeniyle

Anayasa'nın 19. maddesinde düzenlenen kişi özgürlüğü ve güvenliğinin ihlal

edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıca, uzun tutukluluk nedeniyle

cezaevinde kaldığından işkence ve kötü muamele görmeme hakkının, masumiyet

karinesi ile suç ve cezaların kanuniliği ilkesinin de ihlal edildiğini iddia

etmiş, maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

26. Başvurucunun şikâyetinin

esas itibarıyla kanunda öngörülen azami sürenin aşılması nedeniyle tutukluluğun

hukuki olmadığına ilişkin olduğu, diğer şikâyetlerin bundan kaynaklandığı

anlaşılmakla, başvurunun Anayasa'nın 19. maddesi çerçevesinde incelenmesi

gerektiği sonucuna varılmıştır.

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

27. Başvurucunun iddialarının

açıkça dayanaktan yoksun olmadığı, ayrıca başka bir kabul edilemezlik nedeni de

bulunmadığı görüldüğünden başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi

gerekir.

2. Esas

Yönünden

28. Başvurucu, tutukluluk

süresinin Kanun'da öngörülen azami süreyi aşması nedeniyle hukuki dayanağının

olmadığından şikâyet etmektedir.

29. Anayasa'nın 19. maddesi

şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.

Şekil ve şartları kanunda gösterilen:

Mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve

güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi; bir mahkeme kararının veya kanunda

öngörülen bir yükümlülüğün gereği olarak ilgilinin yakalanması veya

tutuklanması; bir küçüğün gözetim altında ıslahı veya yetkili merci önüne

çıkarılması için verilen bir kararın yerine getirilmesi; toplum için tehlike

teşkil eden bir akıl hastası, uyuşturucu madde veya alkol tutkunu, bir serseri

veya hastalık yayabilecek bir kişinin bir müessesede tedavi, eğitim veya ıslahı

için kanunda belirtilen esaslara uygun olarak alınan tedbirin yerine

getirilmesi; usulüne aykırı şekilde ülkeye girmek isteyen veya giren, ya da

hakkında sınır dışı etme yahut geri verme kararı verilen bir kişinin

yakalanması veya tutuklanması; halleri dışında kimse hürriyetinden yoksun

bırakılamaz.

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak

kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veya

değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan

ve kanunda gösterilen diğer hallerde hakim kararıyla

tutuklanabilir. Hakim kararı olmadan yakalama, ancak

suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yapılabilir; bunun

şartlarını kanun gösterir.

..."

30. Başvurucunun kanuni

tutukluluk süresinin aşıldığına ilişkin şikâyetinin Anayasa'nın 19. maddesinin

üçüncü fıkrası çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.

31.

Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında herkesin kişi özgürlüğü ve

güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak ortaya konulduktan sonra, ikinci ve

üçüncü fıkralarında şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıyla kişilerin

özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak sayılmıştır. Dolayısıyla

kişinin özgürlük ve güvenlik hakkının kısıtlanması ancak Anayasa'nın anılan

maddesi kapsamında belirlenen durumlardan herhangi birinin varlığı halinde söz

konusu olabilir (B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).

33. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması"

başlıklı 13. maddesinde temel hak ve hürriyetlerin, özlerine dokunulmaksızın

yalnızca Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve

ancak kanunla sınırlanabileceği, bu sınırlamaların, Anayasa'nın sözüne ve

ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve

ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı hükme bağlanmıştır. Anayasa'nın 19.

maddesindeki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının sınırlanabileceği durumların

şekil ve şartlarının kanunda gösterilmesi ölçütü, Anayasa'nın 13. maddesindeki

temel hak ve hürriyetlerin ancak kanunla sınırlanabileceğine dair kural ile

uyumludur (B. No: 2012/1303, 21/11/2013, § 30).

34. Kişi hürriyeti ve

güvenliğine ilişkin sınırlamaların, kanunda belirtilen esas ve usule

uygunluğunu sağlama yükümlülüğü ilke olarak idari organlara ve derece

mahkemelerine aittir. Anayasa'nın 19. maddesinin amacı bireyi keyfi bir şekilde

özgürlüğünden alıkoymaya karşı korumak olup, maddede öngörülen istisnai

hâllerde kişi özgürlüğüne getirilecek sınırlamaların maddenin amacına uygun

olması ve keyfi uygulamaya yol açmaması gerekir. Bu nedenle

Anayasa'nın 19. maddesinde yer alan hürriyetten yoksun bırakmanın şekil ve

şartlarının kanunda gösterilmesi kuralı gereğince, başvurucunun tutukluluk durumunun

"kanuni" dayanağının

bulunup bulunmadığının, kanunun özgürlükten yoksun kılmaya izin verdiği

hâllerde ise, hukuk devleti ilkesi gereği, keyfiliği önlemek için,

uygulanmasında yeterli ölçüde erişilebilir, kesin ve öngörülebilir olup

olmadığının Anayasa Mahkemesince incelenmesi gerekir.

35. Tutuklamaya ilişkin hükümler

5271 sayılı Kanun'un 100. ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Anılan maddeye

göre kişi ancak hakkında suç işlediğine dair kuvvetli şüphelerin varlığını

gösteren olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde tutuklanabilir.

Maddede tutuklama nedenlerinin neler olduğu da belirtilmiştir (B. No:

2012/1137, 2/7/2013, § 45).

36. 5271 sayılı Kanun'un 102.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında, ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde

tutukluluk süresinin en çok iki yıl olduğu ve bu sürenin zorunlu hallerde

gerekçesi gösterilerek uzatılabileceği, ancak uzatma süresinin toplam üç yılı

geçemeyeceği belirtilmiştir. Buna göre uzatma süreleri dâhil toplam tutukluluk

süresinin azami beş yıl olabileceği anlaşılmaktadır.

37. Somut olayda 7/2/2007 tarihinde göz altına alınıp, 10/2/2007 tarihinde

tutuklanan başvurucu, 9/5/2013 tarihli hüküm duruşmasında tahliye talebinde

bulunmuş İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi, başvurucunun aldığı ceza miktarı,

tutuklu kaldığı süre, isnat edilen suçların CMK.100. maddesinde gösterilen

suçlardan olması, hakkında birden fazla tevkif müzekkeresi bulunması dikkate

alınarak tahliye talebinin reddine ve tutukluluk halinin devamına karar

vermiştir.

38. Başvurucunun, İstanbul 12.

Ağır Ceza Mahkemesinin ret kararına karşı itirazı da İstanbul 13. Ağır Ceza

Mahkemesince benzer gerekçelerle reddedilmiştir.

39.

Anayasa’da yer alan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece derece

mahkemelerinin kararlarındaki kanunun yorumuna ya da maddi veya hukuki hatalara

dair hususlar bireysel başvuru incelemesinde ele alınamaz. Tutukluluk

konusundaki kanun hükümlerinin yorumu ve somut olaylara uygulanması da derece

mahkemelerinin takdir yetkisi kapsamındadır. Ancak kanun veya Anayasa’ya bariz

şekilde aykırı yorumlar ile delillerin takdirinde açıkça keyfilik halinde hak

ve özgürlük ihlaline sebebiyet veren bu tür kararların bireysel başvuruda

incelenmesi gerekir. Aksinin kabulü bireysel başvurunun getiriliş amacıyla

bağdaşmaz. Dolayısıyla incelemenin bu çerçevede yapılması gerekir (B. No:

2012/1137, 2/7/2013, § 48).

40.

5271 sayılı Kanun’un 102. maddesinde soruşturma ve kovuşturma evrelerinde

kişilerin tutulabileceği azami kanuni süreler düzenlenmiştir. Madde metninde,

ağır ceza mahkemesinin görevine giren ve girmeyen işler bakımından bir ayrıma

gidilmiştir. Bireyler hakkındaki birden fazla suça ilişkin soruşturma ve

kovuşturmaların bir dosya üzerinden yürütülmesi veya bir dosyada birleştirilmiş

olması halinde bu soruşturma ve kovuşturmaların belli bir bütünlük içinde

yürütüleceği göz önüne alındığında, uygulanan bir tutuklama tedbirinin

soruşturma ve kovuşturmaların tamamı açısından sonuç doğuracağı açıktır. Bu

nedenle azami tutukluluk süresinin kişinin yargılandığı dosya kapsamındaki tüm

suçlar açısından en fazla beş yıl olması gerektiği anlaşılmaktadır. Tutuklama

tedbiri, bir yaptırım olmadığından aynı dosya kapsamındaki her bir suç için

azami tutukluluk süresinin ayrı ayrı hesaplanması kabul edilemez. Suç ve sanık

sayısı, davanın karmaşık olması gibi etkenler tutukluluk süresinin makul olup

olmadığı konusundaki değerlendirmede ele alınabilecek faktörler olup kanuni

tutukluluk süresinin belirlenmesinde esas alınmaları mümkün değildir. Normun

lafzı ve amacı, tutuklama tedbirinin ceza adalet sistemi içerisindeki yeri ve

5271 sayılı Kanun’un 102. maddesindeki düzenleme ile kişi özgürlüğüne yönelik

sınırlamaların dar yorumlanması hususları birlikte değerlendirildiğinde aksine

bir sonuca varmak mümkün görünmemektedir (B. No: 2012/1137, 2/7/2013,

§ 49).

41.

Anayasa’nın 36. maddesinde adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır. Bu

kapsamda makul sürede yargılanma herkese tanınan bir haktır. Davaların en az

giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması da Anayasa’nın 141. maddesinde

yargıya bir görev olarak yüklenmiştir. Azami tutukluluk süresinin, suç sayısı

gerekçesiyle uzatılması muhtemel özgürlük ve güvenlik ihlallerine ilave olarak,

makul sürede yargılanma hakkı açısından da olası ihlallere zemin

hazırlayabilecek niteliktedir. Böyle bir uygulama, özgürlük ve güvenlik

ihlalini neredeyse otomatik, makul sürede yargılanma hakkının ihlalini ise

potansiyel hale getirebileceğinden kabul edilemez (B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 51).

42. Diğer

yandan, özgürlük ve güvenlik hakkına ilişkin sınırlamaların kanunla yapılması

ve sınırlamanın şekil ve şartlarının da kanunda açıkça belirtilmesi gerekir.

Kanunun metni, bireylerin, gerektiğinde hukuki yardım almak suretiyle,

tutuklama nedenlerini ve sürelerini belli bir açıklık ve kesinlikte

öngörebilmelerine imkân verecek şekilde kaleme alınmış olmalıdır. Dolayısıyla

uygulanması öncesinde kanun, muhtemel etki ve sonuçları bakımından yeterli

derecede öngörülebilir olmalıdır. Bununla birlikte, kanun metninin tüm sonuç ve

etkileri göstermesi her zaman beklenemeyeceğinden, aranan açıklığın ölçüsü, söz

konusu metnin içeriği, düzenlemeyi hedeflediği alan ile hitap ettiği kitlenin

statü ve büyüklüğü gibi faktörler dikkate alınarak belirlenebilir. Bu özelliklere

sahip kanunun aynı zamanda kolaylıkla erişilebilir olması da gerekir (B. No:

2012/1137, 2/7/2013, § 52).

43.

5271 sayılı Kanun’daki azami tutukluluk süresinin ağır cezalık işler bakımından

uzatmalarla birlikte azami beş yıl olduğu, bu haliyle düzenlemenin

öngörülebilir olduğu anlaşılmaktadır. Ancak derece mahkemelerinin kanuni

tutukluluk süresinin her suç için ayrı ayrı hesaplanması gerektiği yönündeki

yorumu, bireylerin tutuklu olarak yargılanabileceği azami süreyi belirsiz ve

öngörülemez bir şekilde uzatmaya elverişlidir. Zira bir kişi hakkında birden

fazla suç isnadı olması halinde azami tutukluluk süresi her biri için ayrı ayrı

hesaplandığında kişinin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği süre öngörülemez

bir şekilde uzayacaktır. Bu durumun başvurucu açısından öngörülebilir olmadığı

açıktır. Bir hukuk devletinde henüz suçluluğu sabit hale gelmemiş bir bireyin

mahkemenin benimsediği yorum nedeniyle belirsiz bir süre boyunca özgürlüğünden

yoksun bırakılması düşünülemez (B. No: 2012/1137, 2/7/2013,

§ 53).

44. Tutukluluk süresinin hesabında ilk derece mahkemesi

önünde yargılama aşamasında geçen sürelerin dikkate alınması gerekir. Zira kişi

yargılanmakta olduğu davada ilk derece mahkemesi kararıyla mahkûm edilmişse, bu

kişinin hukuki durumu “bir

suç isnadına bağlı olarak tutuklu” olma

kapsamından çıkmakta ve tutmanın nedeni ilk derece mahkemesince verilen hükme

bağlı olarak tutma haline dönüşmektedir. Nitekim AİHM, mahkûmiyet kararı

sonrası tutulma halini tutukluluk olarak nitelendirmemekte ve temyiz aşamasında

geçen süreyi tutukluluk süresinin hesabında dikkate almamaktadır (B. No:

2012/338, 2/7/2013, § 41; Benzer yöndeki AİHM

kararları için bkz: Solmaz/Türkiye, B. No:

27561/02, 16/1/2007,

§§ 23-24; Şahap Doğan/Türkiye, B. No: 29361/07, 27/5/2010, § 26). Aynı yaklaşım Yargıtay Ceza Genel Kurulunca da benimsenmiş ve 12

Nisan 2011 tarihli E. 2011/1-51, K. 2011/42 sayılı kararda, “hakkında mahkûmiyet hükmü kurulmakla sanığın atılı

suçu işlediği yerel mahkeme tarafından sabit görülmekte ve bu aşamadan sonra

tutukluluğun dayanağı mahkûmiyet hükmü olmaktadır.” gerekçesiyle,

temyizde geçen sürenin tutukluluk süresine dâhil edilmeyeceğine hükmedilmiştir.

Bu bakımdan temyiz aşamasında geçen süreler tutukluluk süresinin

değerlendirmesinde göz önünde bulundurulamaz. Ancak bozma kararı sonrasında

bireyin durumu tekrar suç isnadına bağlı tutmaya dönüşeceğinden ilk derece

mahkemesi önünde geçen süre değerlendirmede dikkate alınacaktır.

45.

Somut olayda başvurucu, 7/2/2007 tarihinde gözaltına

alınması ile ilk derece mahkemesinin 24/2/2010 tarihli kararı ile hapis cezası

ile cezalandırılmasına karar verilmesi arasında 3 yıl 17 gün“bir suç isnadına bağlı olarak” tutulmuştur.

46.

Başvurucu, Mahkemenin mahkûmiyet kararını temyiz etmiştir. İlk derece

mahkemesinin 24/2/2010 tarihli kararı, Yargıtay

tarafından yapılan temyiz incelemesi neticesinde 15/4/2011 tarihinde

bozulmuştur. İlk derece mahkemesinin karar tarihi ile Yargıtay’ın bozma kararı

tarihi arasında geçen sürede başvurucu, “ilk derece mahkemesince verilen hükme bağlı olarak” tutulmuştur. Başvurucu, Yargıtay’ın bozma kararı

sonrasında yeniden “bir suç isnadına

bağlı olarak” tutulmaya devam

edilmiş, karar tarihinden önce 29/3/2013 tarihi

itibariyle “bir suç isnadına bağlı

olarak” tutulduğu süre 5 yılı doldurmuştur.

47.

Başvurucunun, “bir suç isnadına bağlı olarak” tutulduğu süre ilk derece

mahkemesinin tekrar hüküm verdiği 9/5/2013 tarihi itibarıyla

5 yıl 1 ay 11 gün olduğu anlaşılmış olup, bu şekilde 5271 sayılı Kanun’un 102.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında öngörülen 5 yıllık azami süreyi

aştığı anlaşılmıştır. Başvurucunun bu tarihten sonraki tutuklu

bulundurulmasının hukuki dayanağı bulunmayıp Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü

fıkrasında belirtilen “kanuni”lik şartını

karşılamamaktadır.

48. Açıklanan

nedenlerle, Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

49. 6216 sayılı Kanun’un 50.

maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal

edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde

ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere

hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

50.

Başvuruda, Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiği sonucuna

varılmıştır. Anayasa Mahkemesince hükmolunan hak ihlalinin ve sonuçlarının

ortadan kaldırılması için kararın bir örneği ilgili mahkemesine

gönderilmelidir.

51. Başvurucu, maddi ve manevi zararların giderilmesini

talep etmiştir.

52. Başvurucu, uğradığını iddia

ettiği maddi zarar ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesine herhangi bir belge

sunmamıştır. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için,

başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tazminat talebi arasında

illiyet bağı kurulması gerekir. Anayasa Mahkemesine herhangi bir belge sunmayan

başvurucunun maddi tazminat talebi reddedilmelidir.

53. Başvurucunun

özgürlük ve güvenlik hakkına yönelik müdahale nedeniyle yalnızca ihlal

tespitiyle telafi edilemeyecek ölçüdeki manevi zararı karşılığında somut olayın

özelliklerini dikkate alarak başvurucuya takdiren

5.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

54. Başvurucu tarafından yapılan

ve birleşen iki dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 396,70 TL harçtan

oluşan yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmiştir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurunun, KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA

B. "Kanun'da öngörülen

azami tutukluluk süresinin aşılması" nedeniyle Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasının

İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya 5.000,00 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE ve tazminata

ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,

D. Başvurucu tarafından yapılan 396,70 TL harç (iki birleşen dosya

nedeniyle) ve 1500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.896,70 TL yargılama

giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğinden sonra Maliye Bakanlığına yapılacak

başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede gecikme olması

halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için

yasal faiz uygulanmasına,

F. Karar örneğinin ilgili mahkemesine ve Yargıtay’a

gönderilmesine,

17/7/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Serruh KALELİ Üyeler : Zehra Ayla PERKTAŞ Burhan ÜSTÜN Nuri NECİPOĞLU Zühtü ARSLAN Raportör : Hüseyin TURAN Başvurucular : Hıdır MEMİCİL Vekili : Av. Yılmaz BEKTAŞ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/1420, 17 Temmuz 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olaylar Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve
  9. Gerekçe
  10. A. Başvurucunun İddiaları
  11. B. Değerlendirme
  12. A. Başvurunun, KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA
  13. B. "Kanun'da öngörülen
  14. E. Ödemenin, kararın tebliğinden sonra Maliye Bakanlığına yapılacak
  15. F. Karar örneğinin ilgili mahkemesine ve Yargıtay’a
  16. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/1420
Tarih
17 Temmuz 2014

İlgili Kararlar

  • Cahit Tekin Başvurusu (B. No: 2013/2744)
  • Teoman Yeğenoğlu Başvurusu (B. No: 2013/5338)
  • Levent Ersöz Başvurusu (B. No: 2013/5274)
  • Murat Tuncil Başvurusu (B. No: 2013/7759)
  • Müslüm Alkurt Başvurusu (B. No: 2013/9790)
  • Gürkan Yıldız Başvurusu (B. No: 2012/1100)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.