İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Levent Ersöz Başvurusu (B. No: 2013/5274)

1. Başvurucu, yargılandığı mahkemenin

Başvuru No2013/5274Tarih16 Temmuz 2014Okuma40 dk · 7.985 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Levent Ersöz Başvurusu

Karar tarihi
16 Temmuz 2014
Başvuru Numarası
2013/5274
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

7.985 kelime·40 dk okuma·21 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, yargılandığı mahkemenin

özel yetkili mahkeme olması nedeniyle “tabii

mahkeme”, “bağımsız ve tarafsız

mahkeme”, “hakkaniyete uygun ve

açık yargılanma” ilkelerinin ihlal edildiğini, kaçma olasılığı

bulunmamasına rağmen tutuklu bulundurulduğunu, kendisiyle ilgili tutukluluk

süresinin ve koşullarının değerlendirilmediğini ileri sürerek Anayasa’nın 10.,

17., 19., 20., 26., 36., 37. ve 38. maddelerinin ihlal edildiğini iddia

etmiştir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 15/7/2013 tarihinde

Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin

bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca,

13/12/2013 tarihinde başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm, 14/1/2014 tarihinde yapılan

toplantıda kabul edilebilirlik ve esas hakkındaki incelemenin birlikte

yapılmasına karar vermiştir.

5. Başvuru konusu olay ve olgular

15/1/2014 tarihinde Adalet Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı,

görüşünü 17/3/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Adalet Bakanlığı tarafından Anayasa

Mahkemesine sunulan görüş başvurucuya 18/3/2014 tarihinde bildirilmiştir.

Başvurucu, karşı beyanlarını 31/3/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve ekleri ile Adalet

Bakanlığının görüşünde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu hakkında, İstanbul

Cumhuriyet Başsavcılığının 8/3/2009 tarih, 2009/511 soruşturma ve 2009/268 esas

numaralı iddianamesi ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 314. maddesinin (1)

numaralı, 311. maddesinin (1) numaralı, 312. maddesinin (1) numaralı, 313.

maddesinin (1) numaralı fıkraları uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu

davası açılmıştır.

9. Başvurucu, 15/1/2009 tarihinde göz

altına alınmış ve İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 16/1/2009 tarih ve

2009/19 sayılı kararı ile tutuklanmıştır.

10. Başvurucu, Mahkemeden birçok kez

tahliye talebinde bulunmuş, ancak bir sonuç alamamıştır. İstanbul 13. Ağır Ceza

Mahkemesi son olarak 5271 sayılı Kanun’un 108. maddesi gereğince tutukluluk

durumunu değerlendirerek 12/7/2013 tarih ve 2013/435 Değişik İş sayılı kararı

ile başvurucunun tahliye talebini reddetmiştir.

11. Başvurucu, İstanbul 4. Ağır Ceza

Mahkemesince 11/3/2014 tarihinde tahliye edilmiştir.

12. Başvurucu hakkındaki dava temyiz

aşamasında derdesttir.

B. Başvurucunun

Savcılık İfadesi

13. İddianamenin 731. sayfasında

şüpheli sıfatıyla “Ergenekon Terör Örgütü”

içerisinde üst düzey sorumlu olarak faaliyet göstermek, yürütme organına karşı

isyana tahrik, sahte kimlik kullanmak ve sahte kimlik ile Türkiye’ye giriş

yapmak hususları hatırlatılıp sorulduğunda başvurucu, 30/6/2008 tarihinde kendi

pasaportu ile Moskova’ya gittiğini, Türkiye’deki gelişmeleri izlediğini, sağlık

problemlerinin ortaya çıkması üzerine Türkiye’ye dönmeye karar verdiğini,

Türkiye’ye rahat girmek için İvan isimli yabancı bir şahıs adına düzenlenmiş

sahte pasaport ile deniz yolundan 20/11/2008 tarihinde Zonguldak üzerinden

giriş yaptığını, üzerinde bulunan sahte kimliğin eşi tarafından kendisine

verildiğini ifade etmiştir.

C. Başvurucunun

Sorgusundaki Beyanları

14. Başvurucu, şüpheli sıfatıyla

sorgusunda özetle, 20 veya 21/11/2008 tarihinde yurda döndüğünü, arandığını

döndükten sonra öğrendiğini, yurt dışında ailesiyle ara sıra görüştüğünü, ancak

arandığı ile ilgili bir bilginin kendisine söylenmediğini, yakalandığında

üzerinde çıkan M.O.G adına düzenlenmiş sahte nüfus cüzdanının kendisine ailesi

tarafından verildiğini, kendisinin de kullanmaya başladığını, yurt dışına

gitmeden bir operasyon yapılacağından haberdar olmadığını beyan etmiştir (bkz: İddianame, s. 731).

D. Başvurucu

Hakkında Derece Mahkemesince Verilen Hüküm

15. UYAP sistemi üzerinden edinilen

bilgiye göre, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 5/8/2013 tarih ve E.2009/191

sayılı kısa kararına göre başvurucunun;

i. Hakkında 5237 sayılı Kanun’un 312.

maddesinin (1) numaralı ve 765 sayılı Mülga Türk Ceza Kanunu’nun 147. maddeleri

gereğince “Türkiye Cumhuriyeti İcra

Vekilleri Heyetini Cebren Iskat Veya Vazife Görmekten Cebren Men Etmek”

suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına, yargılama

sürecindeki tutum ve davranışları nedeniyle 5237 sayılı Kanun’un 59. maddesinin

(2) numaralı fıkrası uyarınca cezasında takdiren 1/6

oranında indirim yapılarak neticeten 16

yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına,

ii. Yasaklanan bilgileri temin etme

suçunu işlediği sabit olduğundan, eylemine uyan 5237 sayılı Kanun’un 334.

maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğince 2 yıl hapis cezası ile

cezalandırılmasına, suçun zincirleme olarak işlendiği gerekçesiyle takdiren 1/4 oranında artırım yapılarak 2 yıl 6 ay hapis

cezası ile cezalandırılmasına, 5237 sayılı Kanun’un 62. maddesi uyarınca

cezasında takdiren 1/6 oranında indirim yapılarak

neticeten 2 yıl 1 ay hapis cezası

ile cezalandırılmasına,

iii. Resmi belgede sahtecilik suçunu

işlediği sabit olduğundan, eylemine uyan 5237 sayılı Kanun’un 204. maddesinin

(1) numaralı fıkrası gereğince 3 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına,

işlenen suçun “terör suçu” olması

nedeniyle 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddesi uyarınca cezasında

1/2 oranında artırım yapılarak 4 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına,

yargılama sürecindeki tutum ve davranışları nedeniyle 5237 sayılı Kanun’un 62.

maddesi uyarınca cezasında takdiren 1/6 oranında

indirim yapılarak neticeten 3 yıl

9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına

karar verilmiştir.

E. Başvurucunun

Sağlık Durumu

16. Başvurucu, ameliyat sırasında “nekrozitan fasit” adında hastane virüsü almış, bu

nedenle 24 defa ameliyat olmuş ve olmaya devam etmektedir. Başvurucu, hastalığı

nedeniyle iki bacağını kullanamamakta ve idrarını sonda ile yapabilmektedir.

Başvurucu hipertansiyon rahatsızlığı nedeniyle sıklıkla rahatsızlanmaktadır.

Başvurucunun ayrıca uyku apnesi, diyabetes

mellitus, kalp rahatsızlığı ile birlikte intihara

varan psikiyatrik rahatsızlıkları bulunmaktadır.

17. Uzmanlarca hazırlanan tıbbi

raporlara göre başvurucunun, giderek düşkün hale gelmesinin engellenemediği,

hayatının bundan böyle yatağa bağımlı ve bakıma muhtaç olarak devam edeceği,

komplikasyonlar nedeniyle hayati ve ciddi tehlikelerin ortaya çıkabileceği,

temiz, uygun, refakatçi eşliğinde gerektiğinde müdahale edilebilecek ekibin

bulunduğu, bireysel tuvalet ve bu

tuvalete akülü tekerlekli iskemle ile erişmesine izin verecek alanın bulunduğu,

tansiyonunun izlenebileceği monitörün olduğu ortamda yaşamını sürdürebileceği

tespit edilmiştir. Başvurucu hastane dışı koşullarda hayatını idame

ettirebilecek ve bu nedenle de kaçabilecek durumda değildir.

18. Başvuru formunun ekindeki belgelere

göre başvurucu, Silivri Ceza Yerleşkesi polikliniğinde tedavi görmekte iken

Silivri Devlet Hastanesine ve ardından da Selimpaşa

Devlet Hastanesine nakledilerek tedavisine devam edildiğini ifade etmiştir.

Başvurucunun, tedavisine 17/8/2011 ila 17/1/2012 tarihleri arasında Silivri

Devlet Hastanesinde devam edilmiştir.

19. Başvurucu, 17/1/2012 tarihinde

rahatsızlıklarının artması nedeniyle, tedavi gördüğü Silivri/Selimpaşa Devlet Hastanesinden Mehmet Akif Ersoy

Hastanesine nakledilmiştir.

20. Başvurucu, Mahkemeye hitaben

yazdığı 7/2/2012 tarihli dilekçesinde, uzun bir süredir tutuklu olduğunu, bu

süre zarfında savunmalarını video konferans yöntemi ile yapabildiğini ve sadece

iki kez duruşma salonunda bulunabildiğini ifade etmiştir.

21. Başvurucu, 15/3/2012 tarihinde bir

süredir tedavi gördüğü Mehmet Akif Ersoy Hastanesinden İstanbul Üniversitesi

Çapa Tıp Fakültesine sevk edilerek tedavisine devam edilmiştir.

22. Başvurucu, hastalığının ağır

olduğunu, iyileşerek normal hayata dönmesinin mümkün olmadığını ifade etmiş ve

bu durumu gösterir konsültasyon neticeleriyle birlikte doktor raporlarını

dayanak göstererek 29/11/2011, 7/2/2012, 2/3/2012, 16/3/2012, 13/4/2012,

29/5/2012, 6/7/2012, 13/7/2012, 27/7/2012, 31/7/2012, 20/9/2012, 4/10/2012

tarihli dilekçeleri ile tahliye edilmeyi talep etmiştir.

23. Başvurucunun tedavisine başvuru

tarihi itibariyle İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesinde devam

edilmektedir.

F. Derece

Mahkemesinin Konuya İlişkin Ara Kararları

24. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi

14/1/2012 tarihli 150. celsede verdiği ara kararıyla, 13/1/2012 tarihli savunma

mahiyetindeki dilekçesine istinaden, tedavisine ilişkin gereği yapılmak üzere

dilekçesinin bir suretinin Silivri Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine ve

başvurucunun son sağlık durumu ile ilgili tedavi gördüğü hastaneden ivedi rapor

alınmasına karar vermiştir.

25. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi

23/10/2012 tarihli 251. celsede verdiği ara kararıyla, İstanbul Üniversitesi

Çapa Tıp Fakültesi Başhekimliğinin 21/10/2012 tarih ve 4833 sayılı yazı

cevabına ekli başvurucu hakkında tanzim edilen 18/10/2012 tarih ve 1620 sayılı

görüş yazısına istinaden, başvurucunun giderek kontrolü güçleşen enfeksiyonları

sebebiyle iki aydır rehabilitasyon uygulaması yapılamadığı ve ivedilikle

hastanın uygun bir klinikte yatarak tedavisinin devamının hasta açısından daha

etkin olacağı yönündeki görüş ve kanaat dikkate alınarak başvurucunun uygun bir

klinikte yatarak tedavisinin sağlanması amacıyla Adalet Bakanlığının

belirlediği tam teşekküllü ve güvenlikli bir kliniğe sevki için gerekli işlemin

yapılmasına karar vermiştir.

26. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi

16/11/2012 tarihli 262. celsede verdiği ara kararıyla, İstanbul Üniversitesi

Çapa Tıp Fakültesi Başhekimliğinin 20/10/2012 tarih ve 4833 sayılı yazı

cevabına istinaden tutuklu başvurucu hakkında tekrarlayan enfeksiyonları

nedeniyle hastanede yatarak tedavisine devam edildiği bildirilmekle

başvurucunun aynı hastanede yatarak tedavisine devam edilmesine ve başka bir

hastaneye sevk edilmesine yer olmadığına karar vermiştir.

27. Adalet Bakanlığının görüşünde,

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 3/12/2013 tarih ve 2013/771 Değişik İş

sayılı kararıyla başvurucunun tahliye talebi değerlendirilerek “…daha önce Adli Tıp Kurumundan 08 Temmuz 2009 tarih

ve 01 Temmuz 2011 tarihli raporların alındığı anlaşıldığından”

gerekçesiyle reddettiği ifade edilmiştir.

28. Başvurucu, İstanbul 4. Ağır Ceza

Mahkemesince 11/3/2014 tarihinde tahliye edilmiştir.

G. İlgili Hukuk

29. 765 sayılı Mülga Kanun’un 147.

maddesi şöyledir:

“Türkiye Cumhuriyeti İcra Vekilleri

Heyetini cebren iskat veya vazife görmekten cebren

menedenlerle bunları teşvik eyliyenlere

ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası hükmolunur.”

30. 5237 sayılı Kanun’un 312. maddenin

(1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye

Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen

veya tamamen engellemeye teşebbüs eden kimseye ağırlaştırılmış müebbet hapis

cezası verilir.”

31. 5237 sayılı Kanun’un 314. maddenin

(1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Bu kısmın dördüncü ve beşinci

bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya

yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası

ile cezalandırılır.”

32. 5237 sayılı Kanun’un 344. maddenin

(1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Yetkili makamların kanun ve

düzenleyici işlemlere göre açıklanmasını yasakladığı ve niteliği bakımından

gizli kalması gereken bilgileri temin eden kimseye bir yıldan üç yıla kadar

hapis cezası verilir.”

33. 5271 sayılı Kanun’un 100. maddesi

şöyledir:

“(1) Kuvvetli suç şüphesinin

varlığını gösteren olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde,

şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi

beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama

kararı verilemez.

(2)

Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) Şüpheli

veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut

olgular varsa.

b) Şüpheli

veya sanığın davranışları;

1.

Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,

2. Tanık,

mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma,

Hususlarında

kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

(3)

Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı

halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

a)

26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda

yer alan;

…

11.

Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311,

312, 313, 314, 315),

…”

34. 5271 sayılı Kanun’un 102.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Ağır ceza mahkemesinin görevine

giren işlerde, tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde,

gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı geçemez.”

35. 5271 sayılı Kanun’un 104.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Soruşturma ve kovuşturma

evrelerinin her aşamasında şüpheli veya sanık salıverilmesini isteyebilir.”

36. 5271 sayılı Kanun’un 108. maddesi

şöyledir:

“(1) Soruşturma evresinde şüphelinin

tutukevinde bulunduğu süre içinde ve en geç otuzar günlük süreler itibarıyla

tutukluluk hâlinin devamının gerekip gerekmeyeceği hususunda, Cumhuriyet

savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından 100

üncü madde hükümleri göz önünde bulundurularak, şüpheli veya müdafii dinlenilmek suretiyle karar verilir. (1)

(2)

Tutukluluk durumunun incelenmesi, yukarıdaki fıkrada öngörülen süre içinde

şüpheli tarafından da istenebilir.

(3) Hâkim

veya mahkeme, tutukevinde bulunan sanığın tutukluluk hâlinin devamının gerekip

gerekmeyeceğine her oturumda veya koşullar gerektirdiğinde oturumlar arasında

ya da birinci fıkrada öngörülen süre içinde de re’sen

karar verir.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

37. Mahkemenin 16/7/2014 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 15/7/2013 tarih ve 2013/5274 numaralı

bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

38. Başvurucu, yargılamasının devam

ettiği Mahkemenin 5271 sayılı Kanun’un 250. maddesine göre görevlendirilmiş

özel yetkili mahkeme olması nedeniyle “tabii

mahkeme” ve “tabii yargıç”

ilkelerinin ihlal edildiğini, lehine olan delillere itibar edilmediğini ve

toplanmadığını, iddia makamının soruşturma makamlarının tek yanlı tespitlerini

değerlendirmeksizin iddianameye dönüştürdüğünü, yargılamanın uzun süredir

sonuçlandırılamadığını, duruşmalar basına kapalı olarak yapıldığından

duruşmaların aleniliği ilkesinin ihlal edildiğini, “bağımsız ve tarafsız mahkeme”, “makul sürede yargılanma”, “hakkaniyete

uygun ve açık yargılanma” ilkelerinin ihlal edildiğini, kaçma

olasılığı bulunmamasına rağmen tutuklu bulundurulduğunu, kendisiyle ilgili

tutukluluk süresinin ve koşullarının değerlendirilmediğini, tutukluluğunun

makul gerekçelere dayanmadığını ileri sürerek Anayasa’nın 10., 17., 19., 20.,

26., 36., 37. ve 38. maddelerinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.

B. Değerlendirme

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

a. Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği

Hakkının İhlali İddiaları

i. Tutukluluğun Somut Olgu ve Olaylara

Dayanmadığı İddiası

39. Başvurucu, tutuklanmasını haklı

gösterecek somut olay, olgu ve bilgi olmadığı halde tutuklandığını ileri

sürmüştür.

40. Adalet Bakanlığı ve başvurucu,

görüşlerinde bu şikâyetle ilgili ayrı bir değerlendirme yapmamıştır.

41. Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü

fıkrası şöyledir:

“Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti

bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini

veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hakim

kararıyla tutuklanabilir. Hakim kararı olmadan

yakalama, ancak suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde

yapılabilir; bunun şartlarını kanun gösterir.”

42. Anayasa’nın 19. maddesinin birinci

fıkrasında herkesin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke

olarak konduktan sonra, ikinci ve üçüncü fıkralarında şekil ve şartları kanunda

gösterilmek şartıyla kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar

sınırlı olarak sayılmıştır. Dolayısıyla kişinin özgürlük ve güvenlik hakkının

kısıtlanması ancak Anayasa’nın anılan maddesi kapsamında belirlenen durumlardan

herhangi birinin varlığı halinde söz konusu olabilir (B. No: 2012/239,

2/7/2013, § 43).

43. Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü

fıkrasında, suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişilerin, ancak

kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla

veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde

hâkim kararıyla tutuklanabilecekleri hükme bağlanmıştır. Buna göre bir kişinin

tutuklanabilmesi öncelikli olarak suç işlediği hususunda kuvvetli belirti

bulunmasına bağlıdır. Bu, tutuklama tedbiri için aranan olmazsa olmaz unsurdur.

Bunun için suçlamanın kuvvetli sayılabilecek inandırıcı delillerle

desteklenmesi gerekir. İnandırıcı delil sayılabilecek olgu ve bilgilerin

niteliği büyük ölçüde somut olayın kendine özgü şartlarına bağlıdır.

44. Ancak bu nitelemeye bağlı olarak

kişinin suçla itham edilebilmesi için yakalama veya tutuklama anında delillerin

yeterli düzeyde toplanmış olması mutlaka gerekli değildir. Zira tutukluluğun

amacı, yürütülen soruşturma ve/veya kovuşturma sırasında kişinin

tutuklanmasının temelini oluşturan şüphelerin doğruluğunu kanıtlayarak veya

ortadan kaldırarak adli süreci daha sağlıklı bir şekilde yürütmektir. Buna

göre, suç isnadına esas teşkil edecek şüphelere dayanak oluşturan olgular ile

ceza yargılamasının sonraki aşamalarında tartışılacak olan ve mahkûmiyete

gerekçe oluşturacak olguların aynı düzeyde değerlendirilmemesi gerekir (B. No:

2012/1272, 4/12/2013, § 73).

45. Tutukluluk, 5271 sayılı Kanun’un

100. ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. 100. maddeye göre kişi ancak

hakkında suç işlediğine dair kuvvetli şüphelerin varlığını gösteren olguların

ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde tutuklanabilir. Maddede tutuklama

nedenlerinin neler olduğu da belirtilmiştir. Buna göre, (a) şüpheli veya

sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular

varsa, (b) şüpheli veya sanığın davranışları; 1) delilleri yok etme, gizleme

veya değiştirme, 2) tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması

girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa tutukluluk kararı

verilebilecektir. Kuralda ayrıca işlendiği konusunda kuvvetli şüphe bulunması

halinde tutuklama nedeninin varsayılabileceği suçlar bir liste halinde

belirtilmiştir (B. No: 2012/239, 2/7/2013, § 46).

46. Diğer yandan, Anayasa’da yer alan

hak ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece derece mahkemelerinin kararlarındaki

kanunun yorumuna ya da maddi veya hukuki hatalara dair hususlar bireysel

başvuru incelemesinde ele alınamaz. Tutukluluk konusundaki kanun hükümlerinin

yorumu ve somut olaylara uygulanması da derece mahkemelerinin takdir yetkisi

kapsamındadır. Ancak kanun veya Anayasa’ya bariz şekilde aykırı yorumlar ile

delillerin takdirinde açıkça keyfilik halinde hak ve özgürlük ihlaline

sebebiyet veren bu tür kararların bireysel başvuruda incelenmesi gerekir.

Aksinin kabulü bireysel başvurunun getiriliş amacıyla bağdaşmaz (B. No:

2012/239, 2/7/2013, § 49).

47. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve

incelenmesi” kenar

başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

48. Başvurucu, İstanbul 13. Ağır Ceza

Mahkemesinin 16/1/2009 tarih ve 2009/19 sayılı kararı ile tutuklanmıştır.

Tutuklamaya gerekçe olarak, “hakkında mevcut

delillerin toplanmamış olması, yüklenen suçun niteliği, atılı suçun CMK. 100/3

maddesinde sayılı katolog suçlardan olması”

gösterilmiştir.

49. Başsavcılık, 8/3/2009 tarihinde

şüphelileri arasında başvurucunun da bulunduğu iddianameyle dava açmıştır.

İddianamede, başvurucunun isnat edilen suçlardan cezalandırılması talep edilmiş

ve delil olarak, ihbar üzerine yapılan aramalarda ele geçirilen doküman ve

diğer belgelere, üçüncü kişilerle ve örgütsel irtibatlarla yapılan telefon

görüşmelerine, dijital kayıt ve verilerde yapılan incelemelere yer verilmiştir.

İddianamede, 7/7/2008 tarihinde yapılan ihbar üzerine başvurucunun kardeşi B.E’nin evinde yapılan aramalarda devletin güvenliği, iç

veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken

çok sayıda belgenin bulunduğu, “Ergenekon

Terör Örgütü”nün

talimatları doğrultusunda yürütme organını devirmeye yönelik olarak “Cumhuriyet Çalışma Grubu” adı altındaki

oluşumu kurdukları, bu oluşumda alınan kararları koordineli bir şekilde uyguladıkları,

dava dosyası kapsamındaki diğer bir sanık olan dönemin Jandarma Genel Komutanı

Ş.E.’nin çağırdığını ifade ederek birçok gazeteciyle

görüştüğü, bu görüşmeleri gizli kamera ile kaydettiği, arşivlediği, örgütsel

içerikli gizli toplantılara katıldığı, 1/7/2008 tarihli eş zamanlı operasyonu

haber alıp yurtdışına kaçtığı, sahte pasaportla Türkiye’ye Zonguldak üzerinden

deniz yoluyla giriş yaptığı sırada yakalandığı, üzerinde damadı adına tanzim

edilmiş sahte kimlik bulunduğu, üst aramasında üzerinden çok sayıda “sim kart”ın çıktığı, yüzlerce kişinin siyasi, dini,

felsefi, etnik kökenlerine ilişkin kişisel bilgilerini veri olarak kaydettiği

ifade edilmiştir.

50. Somut olayda başvurucu,

tutuklanmasını haklı gösterecek somut olay, olgu ve bilgi olmadığı yönündeki

iddiasını soyut olarak dile getirmekle yetinmiş ve bu konuda herhangi bir

açıklamada bulunmamıştır. Dava dosyasının incelenmesinden, tutuklama kararının,

Derece Mahkemesinin bu konudaki hukuki yetki ve görevi çerçevesinde verildiği

anlaşılmaktadır. Başvuru dosyasında bunun aksini ifade eden herhangi bir husus

da yer almamaktadır. Bu durumda başvurucunun, suç işlediğinden şüphelenilmesi

için somut olgu ve bilgi bulunmadığı halde tutuklandığı ve tutukluluğun

sürdürüldüğü iddiasının yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır. Tutukluluğun

devamına dair kararların ilgili ve yeterli olup olmadığı meselesinin ise

tutukluluğun makul olup olmadığının incelenmesi sırasında ele alınması gerekir.

51. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun

“tutuklanmasını haklı gösterecek somut olay,

olgu ve bilgi olmadığı halde tutuklandığı”na ilişkin iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması” sebebiyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

ii. Tutukluluğun Makul Süreyi Aştığı

İddiası

52. Başvurucunun, tutukluluğun makul

süreyi aştığına ilişkin şikâyeti açıkça dayanaktan yoksun değildir. Ayrıca

başka bir kabul edilemezlik nedeni de bulunmadığı için başvurunun bu şikâyetine

ilişkin kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Adil Yargılanma Hakkının İhlali

İddiaları

i. Yargılamanın Adil Olmadığı İddiası

53. Başvurucu, yargılandığı mahkemenin

özel yetkili mahkeme olması nedeniyle “tabii

mahkeme”, “bağımsız ve tarafsız

mahkeme” ve “hakkaniyete uygun ve

açık yargılanma” ilkelerinin ihlal edildiğini, lehine olan

delillerin değerlendirilmediğini, iddia makamlarının soruşturma makamlarının

tek yanlı tespitlerini değerlendirmeksizin iddianameye dönüştürdüğünü ileri

sürmüştür.

54. Adalet Bakanlığı görüşünde, Anayasa

Mahkemesi içtihatlarına göre, bireysel başvuru yolunun ikincil nitelikte bir

kanun yolu olduğunu, temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının

öncelikle genel yargı mercilerinde olağan kanun yolları ile çözüme

kavuşturulmasının esas olduğunu, bireysel başvuru yoluna iddia edilen hak

ihlallerinin olağan denetim mekanizması içinde giderilememesi durumunda

başvurulabileceğini, derdest davalar açısından başvuru yollarının henüz

tüketilmediğini, başvurucu ile aynı dava kapsamında yargılanan kişilerce benzer

gerekçelerle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) yapılan başvuruların da

aynı gerekçelerle kabul edilemez bulunduğunu belirtmiştir.

55. Başvurucu, Adalet Bakanlığının

görüşüne karşı, başvuru yollarının tüketilmediği iddiasının kabul edilemeyeceğini,

tutukluluk konusunun dava ile özdeşleştirilmemesi gerektiğini, tahliye

talebinin reddi ile başvuru yolunun tüketildiğini belirterek Bakanlığın

görüşüne katılmamıştır.

56. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü

fıkrası ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri

Hakkında Kanunu’nun 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğince Anayasa

Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için, kamu

gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına

alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve

Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Bir

başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir

hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).

57. Anayasa Mahkemesi, olayların

başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp, olay ve

olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun, yargılandığı

mahkemenin özel yetkili mahkeme olması nedeniyle “tabii mahkeme”, “bağımsız

ve tarafsız mahkeme” ve “hakkaniyete

uygun ve açık yargılanma” ilkelerinin ihlal edildiğini, lehine olan

delillerin değerlendirilmediğini, iddia makamlarının soruşturma makamlarının

tek yanlı tespitlerini değerlendirmeksizin iddianameye dönüştürdüğü yönündeki

şikâyetlerinin Anayasa’nın 36. maddesinde yer alan “adil yargılanma hakkı”

kapsamında değerlendirilmesi gerekir.

58. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci

fıkrasında herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı

mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma

hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanma hakkının

kapsamı düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriği, Sözleşme’nin“Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.

maddesi çerçevesinde belirlenmelidir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).

59. 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu ileri sürülen

işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru

yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması

gerekir.”

60. Bu hüküm uyarınca Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmak için ihlale neden olduğu iddia edilen

işlem veya eylem için idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş

olması gerekir.

61. Zira temel hak ve özgürlüklere

saygı, devletin tüm organlarının uyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygun

davranılmadığı takdirde ortaya çıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idari

mercilere ve derece mahkemelerine başvurulmalıdır. Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuru, ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Temel hak ve özgürlüklerin ihlal

edildiği iddialarının öncelikle genel yargı mercilerinde olağan kanun yolları

vasıtasıyla çözüme kavuşturulması gerekir. Bireysel başvuru yoluna, iddia

edilen hak ihlallerinin bu olağan denetim mekanizması içinde giderilememesi

durumunda başvurulabilir (B. No: 2012/946, 26/3/2013, §§ 17-18).

62. Başvurucu hakkındaki dava temyiz

incelemesi aşamasında derdest olup bu şikâyetler bakımından başvuru yolları

henüz tüketilmemiştir.

63. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun

yargılandığı mahkemenin özel yetkili mahkeme olması nedeniyle “tabii mahkeme”, “bağımsız ve tarafsız mahkeme” ve “hakkaniyete uygun ve açık yargılanma”

ilkelerinin ihlal edildiği, lehine olan delillerin değerlendirilmediğini, iddia

makamlarının soruşturma makamlarının tek yanlı tespitlerini değerlendirmeksizin

iddianameye dönüştürdüğü yönündeki iddialarının “başvuru yollarının tüketilmemiş olması” nedeniyle kabul

edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

ii. Makul Sürede Yargılanma Hakkının

İhlal Edildiği İddiası

64. Başvurucunun, yargılamanın makul

süreyi aştığına ilişkin şikâyeti açıkça dayanaktan yoksun değildir. Ayrıca

başka bir kabul edilemezlik nedeni de bulunmadığı için başvurunun bu şikâyetine

ilişkin kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Diğer İddialar Yönünden

65. Başvurucu ayrıca, soyut olarak,

Anayasa’nın 10., 17., 20., 26., 37. ve 38. maddelerinin ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

66. Adalet Bakanlığı görüşünde, Anayasa

Mahkemesi İçtüzüğü’nün 59. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının (d) bendi uyarınca bireysel başvuru kapsamındaki haklardan

hangisinin hangi nedenle ihlal edildiği ve buna ilişkin gerekçeler ve delillere

ait özlü açıklamaların belirtilmesi gerektiğini, ancak somut başvurunun bu

şartı karşılamadığını ifade etmiştir.

67. Başvurucu, Adalet Bakanlığının bu

görüşüne karşı, herhangi bir beyanda bulunmamıştır.

68. 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un, “Bireysel başvuru usulü” kenar başlıklı 47. maddesinin (3)

numaralı fıkrası şöyledir:

“Başvuru dilekçesinde başvurucunun

ve varsa temsilcisinin kimlik ve adres bilgilerinin, işlem, eylem ya da ihmal

nedeniyle ihlal edildiği ileri sürülen hak ve özgürlüğün ve dayanılan Anayasa

hükümlerinin, ihlal gerekçelerinin, başvuru yollarının tüketilmesine ilişkin

aşamaların, başvuru yollarının tüketildiği, başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin

öğrenildiği tarih ile varsa uğranılan zararın belirtilmesi gerekir. Başvuru

dilekçesine, dayanılan deliller ile ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem

veya kararların aslı ya da örneğinin ve harcın ödendiğine dair belgenin

eklenmesi şarttır.”

69. 6216 sayılı Kanun’un, “Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve

incelenmesi” kenar başlıklı 48. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1)Bireysel

başvuru hakkında kabul edilebilirlik kararı verilebilmesi için 45 ila 47 nci maddelerde öngörülen şartların taşınması gerekir.

(2)

Mahkeme, Anayasanın uygulanması ve yorumlanması veya temel hakların kapsamının

ve sınırlarının belirlenmesi açısından önem taşımayan ve başvurucunun önemli

bir zarara uğramadığı başvurular ile açıkça dayanaktan yoksun başvuruların

kabul edilemezliğine karar verebilir.”

70. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün bireysel başvuruların içeriğini düzenleyen “Bireysel başvuru formu ve ekleri” başlıklı

59. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

“…

(2) Başvuru

formunda aşağıdaki hususlar yer alır:

…

ç) Kamu gücünün ihlale neden olduğu iddia edilen işlem,

eylem ya da ihmaline dair olayların tarih sırasına göre özeti.

d) Bireysel

başvuru kapsamındaki haklardan hangisinin hangi nedenle ihlal edildiği ve buna

ilişkin gerekçeler ve delillere ait özlü açıklamalar.

e)

Başvurucunun güncel ve kişisel bir temel hakkının doğrudan zedelendiği

iddiasının dayanakları.

…

(3) Başvuru

formuna aşağıdaki belgeler ya da onaylı örnekleri eklenir:

…

e)

Dayanılan belgelerin asılları ya da onaylı örnekleri.

…”

71. 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 47. maddesinin (3) numaralı,

48. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 59. maddesinin ilgili fıkraları uyarınca,

Anayasa Mahkemesine başvuru konusu olaylarla ilgili delilleri sunmak suretiyle

olaylar hakkındaki iddialarını ve dayanılan Anayasa hükmünün kendilerine göre

ihlal edildiğine dair açıklamalarda bulunarak hukuki iddialarını kanıtlamak

başvurucuya düşer (B. No: 2013/276, 9/1/2014, § 19).

72. Başvurucunun,

kamu gücünün işlem, eylem ya da ihmali nedeniyle ihlal edildiğini ileri

sürdüğü hak ve özgürlük ile dayanılan Anayasa hükümlerini, ihlal gerekçelerini,

dayanılan deliller ile ihlale neden olduğu

ileri sürülen işlem veya kararların aslı ya da örneğini başvuru dilekçesine

eklemesi şarttır. Başvuru dilekçesinde kamu gücünün ihlale neden olduğu iddia

edilen işlem, eylem ya da ihmaline dair olayların tarih sırasına göre özeti

yapılmalı; bireysel başvuru kapsamındaki haklardan hangisinin hangi nedenle

ihlal edildiği ve buna ilişkin gerekçeler ve deliller açıklanmalıdır (B.

No: 2013/276, 9/1/2014, § 20).

73. Yukarıda

belirtilen koşullar yerine getirilmediği takdirde Anayasa Mahkemesi başvuruyu

açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulabilir.

İddiaların dayanaktan yoksun olmadığı konusunda Anayasa Mahkemesinde yeterli kanaat

oluşması, başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların niteliğine bağlıdır.

Başvurucunun başlangıçta, başvuru hakkında kabul edilemezlik kararı verilmesini

önlemek için başvuru formu ve eklerinde iddialarını destekleyici belgeleri

sunması ve gerekli açıklamaları yapması zorunludur (B. No: 2013/276,

9/1/2014, § 22).

74. Anayasa Mahkemesine yapılan

bireysel başvurularda başvurucuların başvurularını takip etme yükümlülükleri

vardır. Bu yükümlülüğün bir gereği olarak başvuru formu titizlikle doldurulmalı,

ihlal iddiasının dayanağı olan tüm olaylar gösterilmeli, başvuruyu aydınlatacak

ve hükmün esasını etkileyecek argümanları destekleyici tüm belgeler başvuru

dilekçesine eklenmelidir. Şayet bir belge elde edilememişse, bunun da nedenleri

açıklanmalıdır (B. No: 2013/276, 9/1/2014, § 26).

75. Somut başvuruda başvurucu,

Anayasa’nın 10., 17., 20., 26., 37. ve 38. maddelerinin ihlal edildiğini soyut

olarak ve sadece madde numaralarını belirterek ileri sürmüştür. Somut başvuru

kapsamında, bahsi geçen haklardan hangisinin hangi nedenle ihlal edildiği ve

buna ilişkin gerekçeler ve delillere ait bir açıklamada bulunulmamıştır. Söz

konusu maddelerin ihlal edildiğine ilişkin iddialar yukarıda açıklanan

koşulları yerine getirmeyerek iddialarını temellendirmediğinden başvurucunun bu

iddialarının esasının incelenmesi imkânı bulunmamaktadır.

76. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun

Anayasa’nın 10., 17., 20., 26., 37. ve 38. maddelerinin ihlal edildiği

yönündeki iddiasının “açıkça dayanaktan

yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

2. Esas

Yönünden

a. Anayasa’nın

19. Maddesinin Yedinci Fıkrasının İhlal Edildiği İddiası

77. Başvurucu, hastane dışı koşullarda

hayatını sürdürmesinin mümkün olmadığını belirterek, tutukluluk halinin devam

etmesinin makul gerekçelere dayanmadığı ve tutukluluğun makul süreyi aştığından

şikâyet etmiştir.

78. Adalet Bakanlığının görüşünde, AİHM kararlarına göre, bir

suç işlediği şüphesiyle hürriyetinden mahrum bırakılabilmesi için ilgili

kişinin atılı suçu işlediği yönünde makul şüphe (reasonable suspicion) ya

da inandırıcı nedenlerin (raisons plausibles)

bulunması gerektiğini, bu gerekliliğin tutukluluk açısından olmazsa olmaz bir

koşul olduğunu ve tutukluluğunun devam ettiği her aşamada varlığını sürdürmesi

gerektiğini, makul şüphenin ortadan kalktığı anda ilgilinin serbest bırakılması

gerektiğini, makul şüphenin, elde edilen deliller, somut olayın kendine özgü

koşulları da dikkate alındığında, olaylara dışarıdan bakan ve tamamen objektif

bir gözlemciyi ikna edecek yeterlilikte olması gerektiğini, suç işlediğinden

kuşkulanılan bir kişinin gerekçeden tamamen yoksun bir yargı kararıyla

tutuklanmaması ve tutukluluğunun uzatılmaması gerektiğini, ancak tutukluluğu

meşru kılan bazı gerekçeler göstererek bir zanlı ya da sanığın tutuklanmasının

keyfi olarak değerlendirilemeyeceğini, aşırı derecede kısa gerekçelerle ve

hiçbir yasal hüküm gösterilmeden tutuklama kararı vermek ya da tutukluluğu

devam ettirmenin bu çerçevede değerlendirilemeyeceğini ve Anayasa Mahkemesince

de benzer bir yaklaşımın benimsendiğini belirtmiştir.

79. Adalet Bakanlığı ayrıca, belirli bir sürenin ötesine

geçen bir tutukluluk süresinin makul olup olmadığını değerlendirirken, makul

şüphenin varlığını sürdürüp sürdürmediğinin, yargılamayı yapan mahkemenin

yargılamayı süratle sona erdirmesi açısından gerekli dikkati gösterip

göstermediğinin, ulusal yargı organlarının adli kontrole başvurma konusunu

tartışıp tartışmadığının incelenmesi gerektiğini, ayrıca davanın

karmaşıklığının ve suçlamaların niteliğinin, isnat olunan suçun organize suç

ile mücadele kapsamında olup olmadığının her başvurunun kendi özellikleri

çerçevesinde ele alması gerektiğini ve Anayasa Mahkemesinin bu konulardaki

yaklaşımının da benzer nitelikte olduğunu ifade etmiştir.

80. Adalet Bakanlığı son olarak, başvurucunun, “Türkiye Cumhuriyeti İcra Vekilleri Heyetini Cebren

Iskat Veya Vazife Görmekten Cebren Men Etmek”, “Açıklanması Yasak Belgeleri Temin Etmek”

ve “Resmi Belgede Sahtecilik”

suçlarını işlediği iddiasıyla yargılandığı, davanın kapsamlı ve karmaşık

olduğunu, başvurucuyla beraber toplam 275 sanığın yargılandığını, dava dosyası

kapsamında ek 3500 klasör delil bulunduğunu, 22 davanın aralarındaki hukuki irtibat

nedeniyle birleştirildiğini, derece mahkemesince haftanın dört günü duruşma

yapıldığını, yetkili mahkemenin

tutuklamanın devamına karar verirken belirli bir süre suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu ve evrak

kapsamına göre adli kontrol tedbirinin de yetersiz kalacağı, yüklenen suçun CMK

100/3-a maddesinde sayılan suçlardan olması gerekçelerine

dayandığını, ancak 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla

Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara

İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun’un yürürlüğe girmesinin

ardından, yargılamayı yapan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince 27/7/2012

tarihli 210. celsede başvurucunun tahliye talebinin yargılama dosyasının

kapsamındaki diğer sanıklardan ayrı olarak değerlendirildiğini belirtmiştir.

81. Başvurucu, Adalet Bakanlığının görüşüne karşı, 6526

sayılı Terörle Mücadele Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu İle Bazı Kanunlarda

Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un yürürlüğe girmesi ile birlikte tahliye

edildiğini, ancak yeniden tutuklanabileceği göz önünde bulundurularak somut

başvurunun sonuçlandırılması gerektiğini ifade ederek Bakanlık görüşüne

katılmamıştır.

82. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp, olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder. Başvurucunun, hastane dışı koşullarda hayatını

sürdürmesinin mümkün olmadığını belirterek tutukluluğun devam etmesinin makul

gerekçelere dayanmadığı yönündeki şikâyetinin özü, esas olarak, Anayasa’nın 19.

maddesinin yedinci fıkrasında düzenlenen “tutuklanan

kişilerin, makul süre içinde yargılanma ve soruşturma veya kovuşturma sırasında

serbest bırakılmayı isteme hakkı” ile ilgilidir. Dolayısıyla

incelemenin bu çerçevede yapılması gerekir.

83. Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci

fıkrası şöyledir:

“Tutuklanan kişilerin, makul süre

içinde yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı

isteme hakları vardır. Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada

hazır bulunmasını veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceye

bağlanabilir.”

84. Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci

fıkrasında bir ceza soruşturması kapsamında tutuklanan kişilerin, yargılamanın

makul sürede bitirilmesini ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest

bırakılmayı isteme haklarına sahip olduğu güvence altına alınmıştır.

85. Tutukluluk süresinin makul olup

olmadığı konusunun, genel bir ilke çerçevesinde değerlendirilmesi mümkün

değildir. Bir sanığın tutuklu olarak bulundurulduğu sürenin makul olup

olmadığı, her davanın kendi özelliklerine göre değerlendirilmelidir.

Anayasa’nın 38. maddesinde “Suçluluğu hükmen

sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz” şeklinde ifadesini

bulan masumiyet karinesi, yargılama süresince kişinin hürriyetinin esas,

tutukluluğun ise istisna olmasını gerektirmektedir. Tutukluluğun devamı ancak

masumiyet karinesine rağmen Anayasa’nın 19. maddesinde güvence altına alınan

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkından daha ağır basan gerçek bir kamu yararının

mevcut olması durumunda haklı bulunabilir (B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 61).

86. Bir davada tutukluluğun belli bir

süreyi aşmamasını sağlamak, öncelikle derece mahkemelerinin görevidir. Bu

amaçla, yukarıda belirtilen kamu yararı gereğini etkileyen tüm olayların derece

mahkemeleri tarafından incelenmesi ve serbest bırakılma taleplerine ilişkin

kararlarda bu olgu ve olayların ortaya konulması gerekir (B. No: 2012/1137,

2/7/2013, § 62).

87. Tutuklama tedbirine kişilerin

suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunmasının yanı sıra bu kişilerin

kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla

başvurulabilir. Başlangıçtaki bu tutuklama nedenleri belli bir süreye kadar

tutukluluğun devamı için yeterli görülebilirse de bu süre geçtikten sonra,

uzatmaya ilişkin kararlarda tutuklama nedenlerinin hâlâ devam ettiğinin

gerekçeleriyle birlikte gösterilmesi gerekir. Bu gerekçeler “ilgili”

ve “yeterli” görüldüğü

takdirde, yargılama sürecinin özenli yürütülüp yürütülmediği de incelenmelidir.

Davanın karmaşıklığı, organize suçlara dair olup olmadığı veya sanık sayısı

gibi faktörler sürecin işleyişinde gösterilen özenin değerlendirilmesinde

dikkate alınır. Tüm bu unsurların birlikte değerlendirilmesiyle sürenin makul

olup olmadığı konusunda bir sonuca ulaşılabilir (B. No: 2012/1137, 2/7/2013, §

63).

88. Dolayısıyla Anayasa’nın 19.

maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edilip edilmediğinin değerlendirmesinde

esas olarak, serbest bırakılma taleplerine ilişkin kararların gerekçelerine

bakılmalı ve tutuklu bulunan kişiler tarafından yapılan tutukluluğa itiraz

başvurularında sunulan belgeler çerçevesinde kararların yeterince

gerekçelendirilmiş olup olmadığı göz önüne alınmalıdır. Öte yandan hukuka uygun

olarak tutuklanan bir kişinin, suç işlediği yönünde kuvvetli belirti ve

tutuklama nedenlerinden biri veya birkaçının varlığı devam ettiği sürece ilke

olarak belli bir süreye kadar tutukluluk halinin makul kabul edilmesi gerekir

(B. No: 2012/1137, 2/7/2013, §§ 63-64).

89. Diğer taraftan özgürlük hakkı, adli

makamlarla güvenlik görevlilerinin özellikle organize suçlarla etkili bir

şekilde mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek biçimde

yorumlanmamalıdır. Nitekim AİHM, Sözleşme’nin 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

(c) bendinin, Sözleşme’ye Taraf Devletlerin güvenlik

görevlilerinin bilhassa organize olanlar olmak üzere suçlulukla etkili olarak

mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye sebep olabilecek biçimde

uygulanmaması gerektiğini vurgulamaktadır (Dinç

ve Çakır/Türkiye, B. No. 66066/09, 9/7/2013, § 46).

90. Bir kişinin gerekçeden tamamen yoksun bir yargı kararıyla tutuklanması ve tutukluluğun uzatılması

kabul edilemez. Bununla beraber tutukluluğu meşru kılan gerekçeler

gösterilerek bir zanlı ya da

sanığın tutuklanmasının keyfi olduğunu söylemek mümkün değildir. Ancak aşırı

derecede kısa gerekçelerle ve hiçbir yasal hüküm gösterilmeden tutuklama kararı vermek ya da tutukluluğu devam ettirmek bu

çerçevede değerlendirilmemelidir (B. No: 2014/85, 3/1/2014, § 46).

91. İtiraz veya temyiz merciinin,

itiraz veya temyiz incelemesine konu mahkeme kararına ve bu karardaki

gerekçelere katıldığı durumlarda, buna ilişkin kararını ayrıntılı olarak

gerekçelendirmemesi, kural olarak, gerekçeli karar hakkına aykırılık teşkil

etmez (B. No: 2014/85, 3/1/2014, § 46).

92.

Bakanlık görüşüne göre,

derece mahkemesi, başvurucunun tutukluluk halinin devamına karar verirken

belirli bir süre “suçun vasıf

ve mahiyeti, mevcut delil durumu ve evrak kapsamına göre adli kontrol tedbirinin

de yetersiz kalacağı, yüklenen suçun CMK100/3-a maddesinde sayılan suçlardan

olması” şeklindeki

gerekçelere dayanmıştır.

93.

Somut

olayda, 6352 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinin ardından

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince 27/7/2012 tarihli 210. celsede başvurucunun

tutukluluk durumunu değerlendirerek;

“a- Sanık hakkında 16.01.2009 tarihli

tutuklama sebeplerinin henüz ortadan kalkmamış olması,

b- Tanık beyanlarının mahkemece alınmasının henüz

tamamlanmamış olması, soruşturma ve kovuşturma aşamasında bazı sanıklar

tarafından tanıklar ve itirafçı sanıklara yönelik beyanlarını değiştirmeleri

konusunda menfaat, baskı ve tehdit uyguladıkları yönünde soruşturma ve

bulguların bulunması nedeniyle de delilleri karartma şüphesinin devam ettiği,

c- Mahkememizce yargılaması yapılan, örgüt yöneticisi ve

örgüt üyesi oldukları iddia edilen bir kısım sanıkların haklarında henüz

tahkikat başlamadan, bir kısmının da soruşturma ve kovuşturma aşamasında yurt

dışına kaçarak firari durumunda olması ve firar etmeye teşebbüs iddiasıyla

soruşturma açılmış olması nedeniyle, aynı örgüt kapsamında yargılanan ve

hakkında ağır cezai yaptırımlar istenen sanığın da kaçma şüphesinin bulunduğu,

d- Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 5. maddesinde tutuklu

yargılama için azami bir süre şartı getirilmediği, Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi uygulamasının da buna uygun olduğu, makul sürenin her bir dava,

özellikle bu dava gibi karmaşık kabul edilebilecek davalar için özel olarak

belirlenmesi gerektiği, görülmekte olan davanın kendine özgü yapısı, nitelik ve

nicelik olarak ulaştığı devasa boyut, birleşen dava ve sanık sayısı, sanığa

atılı suçun CMK 100. maddesinde düzenlenen ve katalog suçlar kapsamında kabul

edilen Devletin güvenliğine karşı suçlar ve Anayasal düzene ve bu düzenin

işleyişine karşı suçlar ile ayrıca Terörle Mücadele Kanunu kapsamında olduğu,

bu suçlar için kanunda öngörülen tutukluluk süresinin üst sınırının 10 yıl

olması, atılı suçların kanunda düzenlenen ceza miktarının alt ve üst sınırları,

sanığın tutuklulukta geçirdiği süre ve benzer yargılamalardaki uygulamalar da

göz önüne alındığında, tutuklu kalınan bu sürenin makul olduğu,

e- Dosyadaki toplam sanık sayısı, davanın başlangıcındaki

tutuklu sanık sayısı ile halen tutuklu olan sanık sayısı dikkate alındığında,

mahkememizin şimdiye kadarki uygulamalarında, tutuksuz yargılamanın asıl olup,

tutukluluğun istisna olarak uygulandığının görüldüğü,

f- Sanık hakkında tutuklama gerekçelerinin çok ayrıntılı,

somut olarak ve delillerin tartışılması suretiyle belirtilmesi halinde ihsas-ı

rey itirazlarının söz konusu olabileceği, bu nedenle suç şüphesinin tespitinde

bu durumun göz önünde bulundurulduğu,

g- Sanık Levent Ersöz hakkında dosyamızda mevcut yakalama ve

arama tutanakları, sanıkta ele geçen çok sayıda yazı ve belgeyle ilgili

inceleme raporları, telefon kayıtları, ses ve görüntü kayıtları, sanığa ait

bilgisayarda ve diğer sanıkların bilgisayarlarında ele geçen bilgi ve belgeler,

sanığa ait aşama ifadeleri ile diğer sanık ve tanık beyanları da göz önüne

alındığında, sanığın atılı suçları işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin

bulunduğu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi uygulamalarında tutukluluk için makul

suç şüphesinin dahi yeterli görüldüğünün Mahkeme içtihatlarında da

belirtildiği, bu nedenlerle atılı suçları işlediğine dair kuvvetli suç şüphesi

bulunan sanık hakkında daha hafif koruma tedbiri olan adli kontrol tedbiri

uygulanmasının yetersiz kalacağı, anlaşıldığından tahliye taleplerinin reddi

ile tutukluluk halinin devamına”

şeklindeki gerekçe ile tahliye talebinin reddi ile

tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.

94.

Adalet Bakanlığı, bu

tarihten sonraki değerlendirmelerde derece mahkemesinin 27/7/2012 tarihli kararına

atıfla başvurucunun tutukluluk durumunun değerlendirildiğini belirtmiştir.

95. Makul sürenin hesaplanmasında

sürenin başlangıcı, başvurucunun daha önce yakalanıp gözaltına alındığı

durumlarda bu tarih, doğrudan tutuklandığı durumlarda ise tutuklama tarihidir.

Sürenin sonu ise kural olarak kişinin serbest bırakıldığı tarihtir. Ancak

kişinin, tutuklu olarak yargılanmakta olduğu davada mahkumiyetine karar

verilmiş ise mahkûmiyet tarihi itibarıyla da tutukluluk hali sona erer (B. No:

2012/237, 2/7/2013, §§ 66- 67).

96. Somut olayda

başvurucunun tutukluluk süresi, 15/1/2009

tarihinde gözaltına alınması ile ilk derece mahkemesinin 5/8/2013 tarihli

kararı üzerine hapis cezası ile cezalandırılması arasında yaklaşık dört yıl

yedi aydır.

97. Başvurucunun, tutukluluğunun devam

etmesinin makul gerekçelere dayanmadığı yönündeki şikâyetinin, hastane dışı

koşullarda hayatını sürdürmesinin mümkün olmadığı hususuna dayandırdığı

görülmektedir. Bu noktada başvurucunun sağlık durumunun da incelenmesi gerekmektedir.

98. Başvurucu, sağlık problemlerinin

çıkması üzerine yurtdışından 20/11/2008 tarihinde Türkiye’ye giriş yaparken

sahte pasaport ve sahte kimlikle yakalandığını savcılık ifadesi ve sorgusunda

beyan etmiştir. Başvuru formunun ekindeki belgelere göre başvurucu, Silivri

Ceza Yerleşkesi polikliniğinde tedavi görmekte iken Silivri Devlet Hastanesine

ve ardından da Selimpaşa Devlet Hastanesine

nakledilerek tedavisine devam edildiğini ifade etmiştir. Başvurucunun,

tedavisine 17/8/2011 ila 17/1/2012 tarihleri arasında Silivri Devlet

Hastanesinde devam edilmiş ve 17/1/2012 tarihinde rahatsızlıklarının artması

nedeniyle, tedavi gördüğü Silivri/Selimpaşa Devlet

Hastanesinden önce Mehmet Akif Ersoy Hastanesine ardından da 15/3/2012

tarihinde İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesine sevk edilmiştir.

Başvurucunun tedavisine halen İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesinde devam

edilmektedir.

99. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin

14/1/2012 tarihli oturumunda, başvurucunun tedavisine ilişkin gereğinin yapılması

için Silivri Cumhuriyet Başsavcılığına yazı yazılmasına karar verdiği

görülmektedir. Mahkeme ayrıca 23/10/2012 tarihli oturumunda da,

başvurucunun giderek kontrolü güçleşen enfeksiyonları sebebiyle iki aydır

rehabilitasyon uygulaması yapılamadığı ve ivedilikle hastanın uygun bir

klinikte yatarak tedavisinin devamının hasta açısından daha etkin olacağı

yönündeki hastane görüşü doğrultusunda başvurucunun tam teşekküllü ve

güvenlikli bir kliniğe sevki için gerekli işlemin yapılmasına karar vermiştir.

Mahkeme son olarak 16/11/2012 tarihli celsesinde de başvurucunun sağlık

durumunu değerlendirmiş ve hastanede yatarak tedavisine devam edildiğinden

başka bir hastaneye sevk edilmesine yer olmadığına karar vermiştir. Başvurucu

İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesince 11/3/2014 tarihinde tahliye edilmiştir.

100. Tutuklamanın devamına karar

verilirken, davanın genel durumu yanında, tahliyesini talep eden kişinin

durumunun da dikkate alınması bir zorunluluktur. Başvurucunun tahliye talebini

inceleyen mahkeme, ret gerekçesinde başvurucunun kaçacağına ya da delilleri

karartacağına dair inandırıcı somut olgular ortaya koyamamıştır.

101. Mahkemenin, 6352 sayılı Kanun

kapsamında tutukluluk halinin yeniden değerlendirilmesi talebi üzerine verdiği

27/7/2012 tarihli kararında yer alan, dava kapsamında yargılanan sanıklardan

birkaçının kaçması ya da kaçmaya teşebbüs etmesi, yine bazı sanıkların

delilleri karartma girişiminde bulunması şeklindeki gerekçeleri, diğer

sanıkların da bunları yapabileceğine dair karine olarak değerlendirilemez. Aksi

takdirde masumiyet karinesi ve bununla bağlantılı olarak kişi hürriyetine

ilişkin ilkelerin zedelenebileceği açıktır. Bu nedenle, aynı davada yargılanan

bazı sanıkların durumlarından hareketle genelleme yapılarak diğerlerinin de

aynı davranışta bulunabileceğini varsaymak, tutukluluk gerekçelerinin

somutlaştırılmasını engellediği gibi, özgürlüğün esas, tutukluluğun istisna

olduğu yönündeki anlayışla da bağdaşmaz. Bu çerçevede tutukluluğun devamına

ilişkin kararlarda ileri sürülen gerekçelerin “ilgili”

ve “yeterli” olduğu söylenemez

(B. No: 2012/1272, 4/12/2013, § 117).

102. Özellikle 5271 sayılı Kanun’un 109.

maddesinin (3) numaralı fıkrasında tutuklama yerine öngörülen adli kontrol

hükümlerinin 6352 sayılı Kanunla yapılan değişikliğin yürürlüğe girdiği

5/7/2012 tarihinden itibaren başvurucu lehine de uygulanma imkanı

ortaya çıkmıştır. Buna rağmen, anılan kararlarda hedeflenen meşru amaçla

yapılan müdahale arasında gözetilmesi gereken denge açısından, mevcut adli

kontrol tedbirlerinin yeterince dikkate alınmadığı görülmektedir. Bu durumda,

tutukluluğun devamına karar verilirken yargılamanın tutuklu sürdürülmesinden

beklenen kamu yararı ile başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

arasında ölçülü bir denge kurulmadığı ve bu nedenle tutuklu kaldığı sürenin

makul olmadığı sonucuna varılmıştır.

103. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun

“hastane dışı koşullarda hayatını

sürdürmesinin mümkün olmadığı ve tutukluluk haline son verilmesi gerektiği”

iddiası yönünden Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edildiğine

karar verilmesi gerekir.

b. Anayasa’nın

36. Maddesinin İhlal Edildiği İddiası

104. Başvurucu, yargılamasının makul

olmayan bir süredir devam ettiğinden şikâyetçi olmuştur.

105. Adalet Bakanlığı görüşünde, Anayasa

Mahkemesi içtihatlarına göre bir yargılama süresinin makul olup olmadığının

belirlenmesinde her olayın kendine özgü koşulları ve özellikle davanın karmaşık

olup olmadığı, başvurucunun yargılama süresince gösterdiği tavır ve

davranışlar, kamu otoritelerinin ve özellikle de yargılama organlarının

tutumları, davanın başvurucu açısından taşıdığı önem ve eğer söz konusu

yargılama bir ceza yargılaması ise, başvurucunun tutuklu olup olmadığı gibi

ölçütlerin dikkate alınması gerektiğini, başvurucunun yargılandığı ve

kamuoyunda “Ergenekon Davası”

olarak bilinen davada Derece Mahkemesince 5/8/2013 tarihinde esas hakkında

karar verildiğini belirtmiştir.

106. Adalet Bakanlığı ayrıca, AİHM’in, başvurucu ile aynı dava kapsamında yargılanan bir

kişi hakkındaki 30/4/2013 tarihli Güder/Türkiye

kararında, ağır organize suçlara ilişkin çok sayıda suç ortağı hakkında

yürütülen ceza davasının karmaşıklığına ve kapsamına dikkat çekildiğini, somut

olayda yargılama makamlarına atfedilecek ve yargılama sürecini uzatan bir

hareketsiz kalma sürecinin bulunmadığı gerekçesiyle başvurunun kabul edilemez

olduğuna karar verdiğini belirtmiştir (Güder/Türkiye

(kk.), B. No: 24695/09, 30/4/2013, § 54).

107. Başvurucu, Adalet Bakanlığının bu

görüşüne karşı bir beyanda bulunmamıştır.

108. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak

koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir.

109. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci

fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan

faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve

savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

110. Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” başlıklı 6.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Herkes … cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar

konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak

görülmesini isteme hakkına sahiptir …”

111. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci

fıkrasında herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı

mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma

hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanma hakkının

kapsamı düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriği, Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.

maddesi çerçevesinde belirlenmelidir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).

112. Somut başvurunun dayanağını

oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca

adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle

ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten

Anayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nın

bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma hakkının

değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (B. No:

2012/1198, 7/11/2013, § 39).

113. Makul sürede yargılanma hakkının

amacı, tarafların uzun süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz kalacakları

maddi ve manevi baskı ile sıkıntılardan korunması ile adaletin gerektiği

şekilde temini ve hukuka olan inancın muhafazası olup, hukuki uyuşmazlığın

çözümünde gerekli özenin gösterilmesi gereği de yargılama faaliyetinde göz ardı

edilemeyeceğinden, yargılama süresinin makul olup olmadığının her bir başvuru

açısından münferiden değerlendirilmesi gerekir (B. No:2012/673, 19/12/2013, §

27).

114. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın

kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki

tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin

niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde

göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§

41-45).

115. Ancak belirtilen kriterlerden

hiçbiri makul süre değerlendirmesinde tek başına belirleyici değildir.

Yargılama sürecindeki tüm gecikme dönemlerinin ayrı ayrı tespiti ile bu

kriterlerin toplam etkisi değerlendirilmek suretiyle, hangi unsurun

yargılamanın gecikmesi açısından daha etkili olduğu saptanmalıdır (B. No:

2012/13, 2/7/2013, § 46).

116. Anayasa’nın 36. maddesi ile

kişilere, medeni hak ve yükümlülükler ile ilgili uyuşmazlıklar yanında, cezai

alanda yöneltilen suçlamaların da (suç

isnadı) makul sürede karara bağlanmasını isteme hakkı tanınmıştır.

Suç isnadı, bir kişiye suç işlediği iddiasının yetkili makamlar tarafından

bildirilmesidir (B. No: 2013/695, 9/1/2014, § 32). AİHM, kişiye cezai alanda yöneltilen

suçlamanın suç isnadı niteliğinde olup olmadığının tespitinde; iddia olunan

fiilin ulusal hukuktaki tasnifini, fiilin gerçek niteliğini, fiil için

öngörülen cezanın niteliği ve ağırlığını incelemektedir (Bkz:

Sergey Zolotukhin/Rusya,

B. No: 14939/03, 10/02/2009, § 53 ve Engel

ve Diğerleri, B. No: 5100/71, 5101/71, 5102/71, 5354/72, 5370/72,

8/6/1976, § 82). Ancak isnat olunan suç, ceza kanunlarında nitelendirilmiş ve

yargılama aşamasında ceza hukukunun kuralları uygulanmış ise, ayrıca bir

uygulanabilirlik incelemesi yapılmaksızın kendiliğinden Anayasa’nın 36.

maddesinin birinci fıkrasının kapsamında bireysel başvuru konusu edilebilir (B.

No: 2013/695, 9/1/2014, § 32).

117. Somut olayda başvurucunun, “Türkiye Cumhuriyeti İcra Vekilleri Heyetini Cebren

Iskat Veya Vazife Görmekten Cebren Men Etmek”, “Açıklanması Yasak Belgeleri Temin Etmek”

ve “Resmi Belgede Sahtecilik” suçlarından İstanbul

13. Ağır Ceza Mahkemesinin 5/8/2013 tarihli kararı ile toplam 21 yıl 18 ay

hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Bu çerçevede başvurucu

hakkındaki suç isnadına dayalı yargılamanın Anayasa’nın 36. maddesinin

kapsamına girdiği konusunda kuşku bulunmamaktadır.

118. Yargılama faaliyetinin makul sürede

gerçekleşip gerçekleşmediğinin saptanması için, öncelikle uyuşmazlığın türüne

göre değişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesi gereklidir.

119. Ceza muhakemesinde yargılama

süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken sürenin başlangıcı, bir kişiye

suç işlediği iddiasının yetkili makamlar tarafından bildirilmesi veya isnattan

ilk olarak etkilendiği arama ve gözaltı gibi bir takım

tedbirlerin uygulanması anıdır. Ceza yargılamasında sürenin sona erdiği tarih,

suç isnadına ilişkin nihai kararın verildiği, yargılaması devam eden davalar

yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul süre şikâyetiyle ilgili kararını

verdiği tarihtir (B. No: 2013/695, 9/1/2014, § 32).

120. Bununla birlikte, suç isnadının

tarihi ile Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruların incelenmesi ile ilgili

zaman bakımından yetkisinin başladığı tarih farklı olabilir. Anayasa

Mahkemesince verilen birçok kararda, ceza muhakemesinde yargılama süresinin

makul olmadığı yönündeki şikayetlerde, 23/9/2012 tarihinde derdest olmak

şartıyla, suç isnadının gerçekleştiği tarih ile suç isnadına ilişkin nihai

kararın ilgilisi tarafından öğrenildiği tarihe veya devam eden davalarda

Anayasa Mahkemesinin başvuruyu karara bağladığı tarihe kadar geçen sürenin

dikkate alınacağına hükmedilmiştir (Birçok kararın yanında bkz:

B. No: 2013/695, 9/1/2014, § 36; B. No: 2013/13, 2/7/2013, § 51).

121. Yargılama sürecinin uzamasında

yetkili makamlara atfedilecek gecikmeler, yargılamanın süratle

sonuçlandırılması hususunda gerekli özenin gösterilmemesinden

kaynaklanabileceği gibi, yapısal sorunlar ve organizasyon eksikliğinden de

ileri gelebilir. Zira Anayasa’nın 36. maddesi ile Sözleşme’nin 6. maddesi,

hukuk sisteminin, mahkemelerin davaları makul bir süre içinde karara bağlama

yükümlülüğü de dâhil olmak üzere adil yargılama koşullarını yerine getirebilecek

biçimde düzenlenmesi sorumluluğunu yüklemektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §

44). Bu kapsamda, yargı sisteminin yapısı, mahkeme kalemindeki rutin görevler

sırasındaki aksamalar, hükmün yazılmasındaki, bir dosyanın veya belgenin bir

mahkemeden diğerine gönderilmesindeki ve raportör atanmasındaki gecikmeler,

yargıç ve personel sayısındaki yetersizlik ve iş yükü ağırlığı nedeniyle

yargılamada makul sürenin aşılması durumunda da yetkili makamların sorumluluğu

gündeme gelmektedir (B. No: 2012/1198, 7/11/2013, § 55).

122. Ancak yargılama süresinin

uzunluğunun tespiti açısından davanın karmaşıklığı, davadaki sanık sayısı,

atılı suçun vasıf ve mahiyeti, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve

ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu gibi hususların da göz önünde

bulundurulması gerekmektedir.

123. Somut olayda, başvurucunun 1/7/2008

tarihli polis operasyonunda arandığı ve bu operasyonu önceden haber alarak bir

süre yurt dışına çıktığı iddia edilmektedir. Başvurucunun, 15/1/2009 tarihinde

sahte pasaportla Türkiye’ye Zonguldak üzerinden deniz yoluyla giriş yaparken

yakalanarak göz altına alındığı ve 16/1/2009 tarihinde tutuklandığı

görülmektedir. Buna göre somut olay açısından başvurucunun yargılama süresinin

makul olup olmadığının değerlendirilmesinde dikkate alınacak sürenin

başlangıcı, suç işlediği iddiasının yetkili makamlar tarafından bildirildiği

15/1/2009 tarihidir.

124. Başsavcılıkça, 8/3/2009 tarihinde

şüphelileri arasında başvurucunun da bulunduğu iddianameyle kamu davası açılmış

ve başvurucu “Türkiye Cumhuriyeti İcra

Vekilleri Heyetini Cebren Iskat

Veya Vazife Görmekten Cebren Men Etmek”, “Açıklanması Yasak Belgeleri Temin Etmek” ve “Resmi Belgede Sahtecilik” suçlarını işlediği

iddiasıyla yargılanmıştır.

125. Başvurucunun yargılandığı dosya

kapsamında başvurucu ile beraber toplam 275 sanık yargılanmakta olup ve dava

dosyasının yaklaşık 3.500 ek delil klasöründen oluşmaktadır.

126. Söz konusu davanın, 22 ayrı

iddianame ile açılan davalar ile hali hazırda yürüyen bir kısım diğer

davaların, aralarında hukuki ve fiili irtibat bulunması nedeniyle

birleştirildiği bir yargılama sürecine ilişkin olduğu görülmektedir.

127. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin

5/8/2013 tarihli kararı başvurucunun isnat edilen suçlardan toplam 21 yıl 18 ay

hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.

128. 15/1/2009 tarihinde yurt dışından

Türkiye’ye giriş yaparken yakalanarak gözaltına alınan başvurucu hakkındaki

dava Anayasa Mahkemesince gerçekleştirilen bireysel başvuru incelemesi

sırasında Yargıtayda temyiz incelemesi aşamasında

derdesttir. Başvurucuya bir suçun isnat edildiği 15/1/2009 ile işbu kararın

verildiği 16/7/2014 tarihleri arasında geçen süre yaklaşık 5 yıl 6 aydır.

129. Dava dosyasının incelenmesinde

derece mahkemesinin yargılama faaliyetlerinde hareketsiz kalınan bir döneminin

bulunmadığı, yargı mercilerine atfedilebilecek bir kusurun olmadığı ve gerekli

özenin gösterildiği görülmüştür. Yargılama süresinin makul olup olmadığının

değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gereken davadaki sanık sayısı,

dosyada birleştirme kararı verilip verilmediği, davanın karmaşıklığı, atılı

suçun vasıf ve mahiyeti, isnat olunan suçun organize suç olup olmaması gibi

unsurlar bir bütün olarak değerlendirildiğinde somut başvuru bakımından

yargılama süresinin makul olduğu görülmektedir.

130. Açıklanan nedenlerle, Anayasa’nın

36. maddesinde güvence altına alınan “makul

sürede yargılanma hakkı”nın

ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 sayılı Kanun’un 50. Maddesi

Yönünden

131. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin

(1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda,

başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal

kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit

edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını

ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye

gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde

başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması

yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

132. Başvuruda, Anayasa’nın 19.

maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

133. Başvurucu, herhangi bir tazminat

talebinde bulunmamıştır.

134. Başvurucu tarafından yapılan ve

dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet

ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine

karar verilmesi gerekir.

135. Kararın bir örneğinin ilgili

mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1. “Tutukluluğun somut olgu ve olaylara dayanmadığı” yönündeki

iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması”

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. “Yargılandığı mahkemenin özel yetkili mahkeme olması nedeniyle “tabii

mahkeme”, “bağımsız ve tarafsız mahkeme” ve “hakkaniyete uygun ve açık

yargılanma” ilkelerinin ihlal edildiği, lehine olan delillerin

değerlendirilmediği, iddia makamlarının soruşturma makamlarının tek yanlı

tespitlerini değerlendirmeksizin iddianameye dönüştürdüğü” yönündeki

iddialarının “başvuru yollarının

tüketilmemiş olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. “Tutukluluğun makul süreyi aştığı” yönündeki iddiasının KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

4. “Makul sürede yargılanma hakkı”nın ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

5. Diğer iddialarının KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Başvurucunun

1. “Tutukluluğun makul süreyi aştığı” iddiası

yönünden Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının İHLAL EDİLDİĞİNE,

2. “Makul sürede yargılanma hakkı”nın ihlal edildiği iddiası

yönünden Anayasa’nın 36. maddesinin İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler uyarınca

tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

D. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

E. Kararın bir örneğinin Mahkemesine gönderilmesine,

16/7/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan : Alparslan ALTAN Üyeler : Serdar ÖZGÜLDÜR Osman Alifeyyaz PAKSÜT Recep KÖMÜRCÜ Engin YILDIRIM Raportör : Serhat ALTINKÖK Başvurucu : Levent ERSÖZ Vekili : Av. Hulusi COŞKUN Av. Gürkan COŞKUN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/5274, 16 Temmuz 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. Başvurucunun
  11. C. Başvurucunun
  12. D. Başvurucu
  13. E. Başvurucunun
  14. F. Derece
  15. G. İlgili Hukuk
  16. IV. İnceleme Ve
  17. Gerekçe
  18. A. Başvurucunun
  19. B. Değerlendirme
  20. B. No: 14939/03, 10/02/2009, § 53 ve Engel
  21. B. Başvurucunun
  22. C. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler uyarınca
  23. D. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  24. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/5274
Tarih
16 Temmuz 2014

İlgili Kararlar

  • Murat Tuncil Başvurusu (B. No: 2013/7759)
  • Müslüm Alkurt Başvurusu (B. No: 2013/9790)
  • Gürkan Yıldız Başvurusu (B. No: 2012/1100)
  • Leyla Daimagüler ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2012/1143)
  • İlker Turdan Başvurusu (B. No: 2013/6437)
  • Kadriye Oğuz Başvurusu (B. No: 2013/9784)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.