İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Leyla Daimagüler ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2012/1143)

1. Başvurucular, sahibi oldukları ve

Başvuru No2012/1143Tarih17 Temmuz 2014Okuma14 dk · 2.755 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Leyla Daimagüler Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
17 Temmuz 2014
Başvuru Numarası
2012/1143
R.G. Tarih-Sayı
16/10/2014-29147
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.755 kelime·14 dk okuma·9 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvurucular, sahibi oldukları ve

kıyı-kenar çizgisi içinde kaldığı için haklarında müdahalenin meni davası

açılan taşınmazla ilgili karar 1992 yılında kesinleşmiş olsa da yıkımın 2010

yılında yapılması nedeniyle zararın bu tarihte doğmasına ve 2007 yılından

itibaren bu tür tazminat taleplerinin mahkemelerce kabul edilmesine rağmen 2010

yılında açtıkları tazminat talepli davada Mahkemenin zamanaşımı yönünden

davalarını reddetmesi sonucu mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal

edildiğini ileri sürerek maddi tazminat talebinde bulunmuşlardır.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 12/12/2012 tarihinde

Dikili Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin

idari yönden yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir

eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca, 28/6/2013

tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına,

dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölümün 6/2/2014 tarihli ara

kararı gereğince başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar

verilmiştir.

5. Adalet Bakanlığının 4/4/2014

tarihli görüş yazısı 14/4/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

Başvurucu Adalet Bakanlığı cevabına karşı beyanlarını yasal süresi içinde 17/4/2014 tarihinde ibraz etmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve ekleri ile ilgili dava dosyasında yer

aldığı şekliyle olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucuların murisi Ömer Lütfü TURAN bir kooperatif

tarafından üzerinde iki katlı bina inşaatına başlanan İzmir ili Dikili ilçesi İsmetpaşa Mahallesi, 11 ada, 1 parsel sayılı arsa vasıflı

tapulu taşınmazı kadastro öncesi satın alarak 24/4/1975

tarihinde tapu kaydını yaptırmış ve inşaatı tamamlayarak mesken olarak

kullanmaya başlamıştır.

8. Dikili Mal Müdürlüğü 21/4/1977

tarihinde Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) anılan taşınmazın denizin

ayrılmaz parçası olan kumluk saha üzerinde yapıldığı ve kıyıda kaldığından

bahisle tapunun iptali ve men’i müdahale istemli dava

açmıştır.

9. Yapılan kadastro uygulamasıyla 10/10/1978

tarihli kadastro tespit tutanağında taşınmazın üzerindeki binanın kıyı kenar

çizgisi içinde kaldığı tespit edilerek taşınmazın mülkiyetinin kime ait olduğu

dava konusu edildiğinden malik hanesi boş bırakılmıştır.

10. Mahkeme ilk kararın Yargıtay tarafından bozulması üzerine

davayı tekrar ele almış, gerekli incelemeleri yaparak ve uzman bilirkişilerden

raporlar alarak 21/2/1991 tarih ve E.1989/136,

K.1991/15 sayılı kararıyla; taşınmazın devletin hüküm ve tasarrufu altında

bulunan yerlerden olduğu, özel mülkiyete konu olamayacağı, inşaat ruhsatlarının

1969-1972 tarihleri arasında alındığı, 1973 senesinden önce taşınmazın arsa

vasfında olduğunun anlaşıldığı, binanın inşaatının 1972 yılından sonra

tamamlandığı ve bu nedenle 3086 sayılı Kanun’un Geçici 2. maddesinin

uygulanamayacağı gerekçesiyle davanın kabulüyle tapunun iptali ve müdahalenin

menine, üzerindeki binanın yıkılmasına, yıkımının davalılar tarafından

yapılmasına, yapılmaması halinde Hazinece yıkılmasına ve bedelinin davalılardan

tahsiline karar vermiştir.

11. Kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1. Hukuk

Dairesi, 3/2/1992 tarih ve E.1992/1275, K.1992/798

sayılı kararıyla yerel mahkeme kararını onamış, karar düzeltme talebi de aynı

dairenin 2/11/1992 tarih ve E.1992/10520, K.1992/12611 sayılı kararıyla

reddedilmiş ve karar aynı tarihte kesinleşmiştir.

12. Başvurucuların murisi Ömer Lütfü TURAN 1998 yılında

hayatını kaybetmiş, başvurucular taşınmazı kullanmaya devam etmişlerdir.

13. Dava konusu tapunun hükmen terkini 15/5/2001

tarihinde Dikili Tapu Müdürlüğünce gerçekleştirilmiştir.

14. Başvurucular, bina yıkılmadan önce Mahkeme’nin 2007/34 D.

İş sayılı dosyası ve 17/6/2007 tarihli bilirkişi

raporuyla binanın arsa ile birlikte değerini 350.000 TL olarak tespit

ettirmişlerdir.

15. Geçen süre zarfında başvurucular ile murisi binayı

kendileri yıkmamış, idare de 18 yıl süresince binayı yıkmadığından

başvurucuların murisi ve başvurucular bu süre boyunca taşınmazı kullanmaya

devam etmişlerdir. 3/5/2010 tarihli tespit ve tahliye

tutanağı ile başvurucular tahliye edilmiş ve akabinde idarece binanın yıkımı

icra kanalıyla gerçekleştirilmiştir.

16. Başvurucular, 26/10/2010

tarihinde Dikili Asliye Hukuk Mahkemesinde yıkılan binadan doğan zararlarının

tazmini için tazminat davası açmışlardır.

17. Mahkemece istenen 13/7/2011

tarihli bilirkişi raporuyla mevcut verilerle binanın değeri 69.469,00 TL,

arsanın değeri 172.620,00 TL olmak üzere taşınmazın toplam değeri 242.116,00 TL

olarak tespit edilmiştir.

18. Mahkeme 05/12/2011 tarih ve

E.2010/362, K.2011/385 sayılı kararıyla ve başvurucuların murisine ait

taşınmazla ilgili davanın 1992 yılında kesinleştiği ve dava sonunda binayı

yıkmaları yönünde karar verildiği, başvurucuların ise bunu yerine getirmeyerek

binayı 18 yıl boyunca kullanmaya devam ettikleri, başvurucuların binayı

kendilerinin yıkarak 10 yıllık hak düşürücü süre içinde dava açmaları

gerekirken bunu yapmayarak 18 yıl sonra dava açtıkları gerekçesiyle davayı

zamanaşımı nedeniyle reddetmiştir.

19. Zamanaşımı bulunmadığı itirazıyla başvurucuların yaptığı

temyiz talebini inceleyen Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, 09/04/2012

tarih ve E.2012/1639, K.2012/4154 sayılı kararıyla somut olayda davanın 10

yıllık zamanaşımı süresinden sonra açıldığı gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi

kararını onamıştır.

20. Başvurucuların karar düzeltme istemi de aynı dairenin 16/10/2012 tarih ve E.2012/12119, K.2012/11305 sayılı kararı

ile reddedilmiş ve karar aynı tarihte kesinleşmiştir.

21. Kesinleşen karar 20/11/2012

tarihinde başvurucuların vekiline tebliğ edilmiştir.

B. İlgili Hukuk

22. 22/04/1926 tarih ve 818 sayılı Mülga Borçlar

Kanunu’nun “müruru zaman” kenar

başlıklı 60. maddesinin (11/1/2011 tarih ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun

72. maddesiyle benzer) birinci fıkrası şöyledir:

“Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namiyle nakdi bir meblağ tediyesine müteallik dava,

mutazarrır olan tarafın zarara ve failine ittılaı

tarihinden itibaren bir sene ve her halde zararı müstelzim fiilin vukuundan

itibaren on sene mürurundan sonra istima olunmaz.”

23. Mülga 818 sayılı Kanun’un “on senelik müruru zaman”

kenar başlıklı 125. maddesi (6098 sayılı Kanun’un 146. maddesiyle benzer)

şöyledir:

“Bu kanunda başka suretle hüküm mevcut

olmadığı takdirde, her dava on senelik müruru zamana tabidir.”

24. Mülga 818 sayılı Kanun’un “müruru zamanın cereyanına mani olan ve müruru zamanı tatil eden

sebepler” kenar başlıklı 132. maddesinin (6098 sayılı Kanun’un 153.

maddesiyle benzer) ilgili kısımları şöyledir:

“Aşağıdaki hallerde müruru zaman cereyan etmez

ve cereyana başlamış ise inkıtaa uğrar:

…

6 - Alacağı, bir Türk mahkemesi huzurunda

iddia etmek imkanı olmadığı müddetçe.

Müruru zaman, tatil eden sebeplerin zail

olduğu günün hitamından itibaren başlar veya tevakkuftan evvel başlamış olan

cereyanına devam eder.”

25. Anayasa Mahkemesinin 25/2/1986

tarih ve E.1985/1, K.1986/4 sayılı kararıyla iptal edilen 27/11/1984 tarih ve

3086 sayılı Kıyı Kanunu'nun Geçici 2. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“1972 yılından önce kıyıda doğmuş özel

mülkiyete konu yapılar ile bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önceki,

mevzuata ve imar planına uygun olarak yapılan yapılar hakkında bu Kanun

hükümleri uygulanmaz…”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

26. Mahkemenin 17/7/2014 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda, başvurucuların 12/12/2012 tarih ve 2012/1143 numaralı

bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

27. Başvurucular, sahibi oldukları ve

kıyı-kenar çizgisi içinde kaldığı için hakkında müdahalenin meni davası açılan

taşınmazla ilgili karar 1992 yılında kesinleşmiş olsa da yıkımın 2010 yılında

yapılması nedeniyle zararın bu tarihte doğmasına rağmen Mahkemenin zamanaşımı

yönünden davalarını reddettiğini, 1992 yılından sonra tazminat davası açmış olsalar

da bu dönemde bu tür davaların mahkemelerce kabul edilmediği ve bu dönemde

etkin bir iç hukuk yolu bulunmadığını, AİHM’in kıyıda

kaldığı için tazminatsız olarak tapularının iptaline karar verilmiş bulunan bir

kısım başvuruculara tazminat ödenmesi yönündeki kararlarıyla 2007 yılından

itibaren bu tür tazminat taleplerinin yerel mahkemelerce kabul edildiğini, 818

sayılı mülga Kanun’un 132. maddesinde yer alan alacağı, Türk mahkemelerinde

ileri sürme olanağı olmadığı sürece zamanaşımının duracağı şeklindeki hükme

rağmen Mahkemenin usuli olmayan bir yorumla tazminat

haklarını kısıtladığını belirterek mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüşler ve oluşan zararın tespitiyle zararın yasal faiziyle

birlikte kendilerine ödenmesi talebinde bulunmuşlardır.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Mülkiyet

Hakkının İhlali İddiası

28. Başvurucular, sahibi oldukları taşınmaz 1992 yılında

Mahkeme kararıyla ellerinden çıksa da üzerindeki binanın yıkımının 2010 yılında

yapılması nedeniyle zararın bu tarihte doğduğunu, Mahkemenin hatalı zamanaşımı

yorumuyla taşınmaza bağlı tazminat haklarının kısıtlandığını belirterek

mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

29. Adalet Bakanlığı görüş yazısında; başvuruculara ait

taşınmazın tapusunun iptali ile bu taşınmaz üzerindeki evin yıkılmasının hukuki

dayanağını, 2/11/1992 tarihinde kesinleşen mahkeme

kararının oluşturduğu, bu karara dayanarak evin yıkımının daha sonraki bir

tarihte yapılmasının bu hukuki durumu değiştirmeyeceği, dolayısıyla mülkiyet

hakkına yapılan müdahalenin 6216 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinin (8)

numaralı fıkrasına göre Anayasa Mahkemesi’nin yetkisinin zaman bakımından

başlangıcı olan 23/9/2012 tarihinden sonra gerçekleştiği ifade edilmiştir.

30. Başvurucular Adalet Bakanlığı görüş yazısına karşı

beyanlarında; 6098 sayılı Kanun’un 153. maddesinin (6) numaralı fıkrasına göre

zamanaşımının durması gerektiğini, zararın 2010 yılındaki fiili yıkımla

gerçekleştiğini ve tazminat haklarının ihlal edildiğini ifade etmişlerdir.

31. 6216 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinin (8) numaralı

fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, 23/9/2012

tarihinden sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel

başvuruları inceler.”

32. Anayasa ve 6216 sayılı Kanun’un anılan hükümleri uyarınca

Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başlangıcı 23/9/2012

tarihi olup, Mahkeme, ancak bu tarihten sonra kesinleşen nihai işlem ve

kararlar aleyhine yapılan bireysel başvuruları inceleyebilecektir. Bu açık

düzenlemeler karşısında, anılan tarihten önce kesinleşmiş nihai işlem ve

kararları da içerecek şekilde yetki kapsamının genişletilmesi mümkün değildir.

Mahkemenin zaman bakımından yetkisine ilişkin bu düzenlemelerin kamu düzenine

ilişkin olmaları nedeniyle, bireysel başvurunun tüm aşamalarında resen dikkate

alınmaları gerekir (B. No: 2012/329, 12/2/2013, § 15).

33. Üzerinde maliki konusunda uyuşmazlık bulunan bir

taşınmaza ait mülkiyet hakkının varlığını tespit mahkemelere bırakılmıştır.

Buna göre, kıyılar dâhil taşınmaz mallarda mülkiyet hukukuna yönelik, hakkın

özünü ilgilendiren uyuşmazlıkların çözümü adli yargının görev alanı içerisinde

kalmaktadır (Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kurulu, E.1996/5, K.1997/3, K.T. 28/11/1997). Bir taşınmaz üzerinde hak iddia eden kişinin

söz konusu hakkın varlığını mahkeme önünde ispat etmesi gerekmektedir.

34. Başvurucuların murisi adına kayıtlı, ancak kadastro

tespitiyle mülkiyeti tartışmalı olan taşınmazın tapusunun iptali ile bu

taşınmaz üzerindeki evin yıkılmasına dair Mahkeme kararı 2/11/1992

tarihinde Yargıtay’ın karar düzeltme talebini reddiyle kesinleşmiştir. Mahkeme

kararı kesinleştikten sonra taşınmazın mülkiyeti artık başvurucuların hak

alanından çıkmıştır. Bu karara dayanarak evin yıkımının daha sonraki bir

tarihte yapılması, bu hukuki durumu değiştirmez ve başvurucuların hak alanında

herhangi bir değişikliğe sebep olmaz. Başvurucuların 2010 yılında açtıkları ve

başvuruya dayanak olan davanın konusu dava tarihinde başvurucuların murisi

adına kayıtlı bir taşınmazın mülkiyetine ilişkin olmayıp, başvurucuların bu

davadaki talebi taşınmaza bağlı tazminat istemidir.

35. Bu durumda başvurucuların somut başvuruya konu taşınmaza

bağlı olarak tazminat taleplerinin, başvurucuların taşınmaz üzerindeki mülkiyet

haklarının 1992 yılında kesinleşen Mahkeme kararıyla son bulması ve 10 yıllık

zamanaşımı süresinin geçmiş olmasına bağlı olarak reddedildiği ve mülkiyete ait

uyuşmazlığın 1992 yılında kesinleştiği anlaşılmıştır.

36. Anayasa ve AİHS’nin ortak koruma alanında yer alan

mülkiyet hakkı, mevcut mal, mülk ve varlıkları koruyan bir güvence olup ulusal

mevzuatta belirli bir kanun hükmüne veya başarılı olma şansının yüksek olduğunu

gösteren yerleşik ve istikrarlı bir yargı içtihadına dayanmayan (Bkz., B. No: 2012/636, 15/4/2014, §§ 36-37), 1978 yılında

yapılan kadastro çalışması sonrasında kimin mülkiyetinde olduğu tartışmalı

olan, 1992 yılında kesinleşen mahkeme kararıyla başvurucularla hukuki ilişkisi

kesilmiş taşınmaza bağlı 2010 yılında açılan ve 2012 yılında kesinleşen mahkeme

kararıyla reddedilen bir tazminat talebinin mülkiyet hakkı kapsamında

değerlendirilmesi mümkün değildir.

37. Açıklanan nedenlerle, başvurucuların tazminat istemine

dayanak yaptıkları taşınmazla hukuki ilişkilerinin bireysel başvuruların

incelenmeye başlandığı tarih olarak belirlenen 23/9/2012

gününden önce 1992 yılında kesinleşmiş olduğu anlaşıldığından başvuruya konu

mülkiyet hakkına yönelik şikâyetin, diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden

incelenmeksizin “zaman bakımından

yetkisizlik” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

2. Adil Yargılanma Hakkının İhlali

İddiası

38. Başvurucular, sahibi oldukları

taşınmaz 1992 yılında Mahkeme kararıyla ellerinden çıkmış olsa da, üzerindeki

binanın yıkımının 2010 yılında yapılması nedeniyle zararın bu tarihte

doğduğunu, Mahkemenin 818 sayılı Kanun’da yer alan; alacağı, Türk mahkemesi

huzurunda iddia etmek imkânı olmadığı müddetçe zamanaşımının duracağı hükmünü değerlendirmeye

almadığını, bu nedenlerle zararın doğduğu tarihi ve zamanaşımını yanlış

yorumladığını belirtmektedirler.

39. Adalet Bakanlığı görüş yazısında; başvurucuların

Mahkemenin zamanaşımı yorumunun hatalı olduğu yönündeki şikâyetlerinin

delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının uygulanması ve derece

mahkemelerinin uyuşmazlığa getirdiği çözümünün âdil olmamasına ilişkin olduğu,

benzer içerikteki başka başvurularda daha önce görüşlerini sundukları, Anayasa

Mahkemesi’nin de bu tür şikâyetlerin incelenmesinde göz önüne alınacak kriterleri belirlediğini ve somut başvuru açısından da bu

kriterlerden ayrılarak farklı bir neticeye ulaşmayı gerektirecek herhangi bir

neden bulunmadığı yönünde değerlendirmede bulunulmuştur.

40. Başvurucular Adalet Bakanlığı görüş yazısına karşı

beyanlarında; 6093 sayılı Kanun’un 153. maddesinin (6) numaralı fıkrasına göre

zamanaşımının durması gerektiğini, zararın 2010 yılındaki fiili yıkımla

gerçekleştiğini ve haklarının ihlal edildiğini ifade etmişlerdir.

41. Başvurucular zamanaşımı konusunda

zararın yıkımla gerçekleşmiş olmasına ve 2007 yılından önce bu tür tazminat

davaları mahkemeler tarafından reddedilmesine rağmen somut başvuruya konu

tazminat davasında verilen ret kararıyla mülkiyet haklarının ihlal edildiğini

ileri sürseler de, başvurucuların şikâyetinin özü Mahkemenin zamanaşımı

konusunda hatalı yorum yaptığı ve yanlış karar verdiği iddiasına dayandığından

ve mülkiyet hakkıyla ilgili olarak zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul

edilemezlik kararı verildiğinden bu şikâyet adil yargılanma hakkı kapsamında

incelenmiştir.

42. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası ile 6216

sayılı Kanun’un 49. maddesinin (6) numaralı fıkrasında, bireysel başvurulara

ilişkin incelemelerde kanun yolunda gözetilmesi gereken hususların incelemeye

tabi tutulamayacağı, 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul

edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir.

43. Bir anayasal hakkın ihlali iddiası içermeyen, yalnızca

derece mahkemelerinin kararlarının yeniden incelenmesi talep edilen

başvuruların açıkça dayanaktan yoksun ve Anayasa ve Kanun tarafından Mahkemenin

yetkisi kapsamı dışında bırakılan hususlara ilişkin olduğu açıktır (B. No: 2012/1056

§ 34, 16/4/2013).

44. İlke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu

yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi,

hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince

uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel

başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin

tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir

hatası veya açık keyfilik içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru

kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun

yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular bariz takdir hatası veya açıkça keyfilik

bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince incelenemez (B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).

45. Hukukun genel ilkelerinden birisi hukuk güvenliği

prensibidir. Bu ilke, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm

eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmelerini, devletin de hukuki

düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli

kılar (B. No: 2012/51, § 18, 25/12/2012).

46. Belli bir hakkın mahkemede ileri sürülebilmesi ya da hak

arama hürriyeti kapsamında bir davanın açılabilmesi için öngörülecek süreler

hukuk güvenliği ilkesi gereği olup, adil yargılama hakkının ihlali olarak

değerlendirilemez. Anılan süreler, mahkemelerin zamanın geçmesi nedeniyle

güvenilirliği kalmayan, eksik ya da ulaşılması zor kanıtlara dayanarak uzak

geçmişte meydana gelmiş olaylar hakkında karar vermelerini istemekle

oluşabilecek adaletsizliklerin önüne geçmek ve hukuk güvenliğini sağlamak gibi

önemli ve meşru amaçlara hizmet ederler. Süre sınırlaması getiren bu

müdahaleler, devletin takdir yetkisi içinde olup, ulaşılmak istenen meşru

amaçla orantılı oldukça ve hakkın özünü zedelemedikçe Anayasa’da yer alan adil

yargılanma hakkını ihlal etmiş sayılmazlar (Stubbings ve Diğerleri/Birleşik Krallık, 22083/93; 22095/93, 22/10/1996, § 51).

47. Başvurucuların murisi adına kayıtlı, ancak kadastro

tespitiyle mülkiyeti tartışmalı olan taşınmazın başvurucuların murisine ait

tapusunun iptali ile bu taşınmaz üzerindeki evin yıkılmasına dair Mahkeme

kararı 2/11/1992 tarihinde Yargıtay’ın karar düzeltme

talebini reddiyle kesinleşmiştir. Kesinleşen Mahkeme kararı evin yıkımının

başvurucuların murisi tarafından yerine getirilmesini, bunun yapılmaması

halinde idarenin yıkımı gerçekleştirerek bedelini başvurucuların murisinden

alması hükümlerini içermektedir. Başvurucuların murisi ve başvurucuların bu

yıkımı gerçekleştirmediği, idarenin kendiliğinden de binayı yıkmadığı

taşınmazda, başvurucuların murisi ve başvurucuların yararlanmayı sürdürdükleri

anlaşılmıştır. Başvurucular 2010 yılında gerçekleştirilen yıkım nedeniyle

uğradıkları zararın tazmini için dava açmışlar, davanın zamanaşımı gerekçesiyle

reddedilmesi üzerine zararın yıkımla gerçekleştiği ve davada zamanaşımının

bulunmadığı itirazıyla temyiz başvurusu yapmışlardır. Yargıtay ilgili dairesi

bu talebi mülga 818 sayılı Kanun’un 125. maddesinde yer alan 10 yıllık

zamanaşımı süresinden sonra dava açıldığı gerekçesiyle reddederek İlk Derece

Mahkemesi kararını onamıştır.

48. Somut davada İlk Derece Mahkemesince uyuşmazlığın çözümü

için gerekli bilgi ve belgeler toplanarak inceleme yapılmış ve bilirkişi

raporları alınmış, başvuruculara bahsettikleri itirazlarını sunmak üzere imkân

verilmiş ve başvurucular itirazlarını Mahkemeye sunmuşlardır. İlk Derece

Mahkemesi ve Yargıtay bu iddia ve itirazları değerlendirerek 10 yıllık

zamanaşımı nedeniyle davanın reddi yönünde karar vermiştir.

49. 12/1/2011 tarih ve 6100 sayılı Hukuk

Muhakemeleri Kanunu’nun 33. maddesi gereği hukukun uygulanması ve yorumlanması

hâkimin resen gözeteceği bir husustur. Bu kapsamda hak düşürücü sürenin dava

konusu uyuşmazlıkta uygulanması da hâkimin takdir yetkisi içinde olup (B. No:

2013/757, 13/6/2013 § 31), kanunun açık hükmü

karşısında beklenmesi gereken bir sonuçtur. Derece mahkemelerinin kararlarında

hak düşürücü sürenin uygulanması konusunda bariz takdir hatası veya açıkça

keyfilik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesinin bu takdire müdahalesi söz konusu

olamaz.

50. Bununla birlikte başvurucuların zararın gerçekleşmesi

kavramını zararın kendileri tarafından hissedilmesi şeklinde anladıkları ve bu

nedenle binanın yıkımı ile zararın gerçekleştiğini ileri sürdükleri

anlaşılmaktadır. Ayrıca başvurucular 2007 yılından itibaren

bu tür tazminat taleplerinin yerel mahkemelerce kabul edildiğini ve 818 sayılı

mülga Kanun’un 132. maddesine göre alacağı, Türk mahkemelerinde ileri sürme

olanağı olmadığı sürece zamanaşımının duracağı itirazında bulunsalar da, Kanun

incelendiğinde tazminat talebinin zararın doğmasından veya öğrenilmesinden

itibaren 1 yılda ve her halükarda olaydan sonraki 10 yıl içinde mahkeme önüne

getirilmesi gerektiği; kendilerinin de ifade ettiği gibi 2007 yılından itibaren

bu tür tazminat taleplerinin yerel mahkemelerce kabul edildiği ve

başvurucuların 2007 yılında bedel tespiti yaptırdıkları, buna rağmen 2007

yılından 2010 yılına kadar böyle bir başvuruda bulunmadıkları anlaşılmıştır.

51. Açıklanan nedenlerle, başvurucuların adil yargılanma

haklarına ilişkin iddialarının kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara

ilişkin olduğu, derece mahkemesi kararlarının bariz takdir hatası veya açıkça

keyfilik içermediği anlaşıldığından, başvurunun diğer kabul edilebilirlik

şartları yönünden incelenmeksizin “açıkça

dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan nedenlerle;

A. Başvurunun,

1. Mülkiyet hakkının

ihlali iddiasına ilişkin kısmının “zaman

bakımından yetkisizlik”,

2. Adil yargılanma hakkının ihlali iddiasına ilişkin kısmının “açıkça dayanaktan yoksun olması”,

nedenleriyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde

bırakılmasına,

17/7/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Serruh KALELİ Üyeler : Zehra Ayla PERKTAŞ Burhan ÜSTÜN Nuri NECİPOĞLU Zühtü ARSLAN Raportör : Selami ER Başvurucular : Leyla DAİMAGÜLER Ercan TURAN Engin TURAN Mualla OCAKTAN Lale TURAN Arife TURAN Vekili : Av. Sema AKINCI

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2012/1143, 17 Temmuz 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde
  12. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2012/1143
Tarih
17 Temmuz 2014

İlgili Kararlar

  • İlker Turdan Başvurusu (B. No: 2013/6437)
  • Kadriye Oğuz Başvurusu (B. No: 2013/9784)
  • AYM Bireysel Başvuru B. No: 2013/1932
  • Osman Alkurt Başvurusu (B. No: 2013/9791)
  • Cihan Güneş Başvurusu (B. No: 2014/2275)
  • Ali Çiftci Başvurusu (B. No: 2013/7290)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.