İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

İlker Turdan Başvurusu (B. No: 2013/6437)

1. Başvurucu, gerekçesiz

Başvuru No2013/6437Tarih17 Temmuz 2014Okuma18 dk · 3.573 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm İlker Turdan Başvurusu

Karar tarihi
17 Temmuz 2014
Başvuru Numarası
2013/6437
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.573 kelime·18 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, gerekçesiz

kararlarla tutukluluk halinin devamına karar verilmesi, ilgisiz kişi ve suçlara

ilişkin yargılamanın birlikte ve görevli olmayan mahkemece yürütülmesi

nedeniyle Anayasa’nın 10., 19., 36. ve 38. maddelerinin ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, başvurucu vekili

tarafından 14/8/2013 tarihinde Adana 4. Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla

yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona

sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir.

3.

İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 31/12/2013 tarihinde kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine

karar verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 31/12/2013

tarihinde yapılan toplantıda kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve

olgular 18/2/2014 tarihinde Adalet Bakanlığına bildirilmiştir. Bakanlık

görüşünü 27/2/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Adalet Bakanlığı tarafından

Anayasa Mahkemesine sunulan görüş başvurucu vekiline 6/3/2014 tarihinde

bildirilmiştir. Başvurucu Bakanlık görüşüne karşı 6/3/2014 tarihinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde

ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, suç işlemek için

kurulan örgüt faaliyeti kapsamında 2006-2008 yıllarında Konya, Karaman,

Afyonkarahisar, Kütahya başta olmak üzere farklı illerde kamu ihalelerine ve

edimin ifasına fesat karıştırma suçlarını işlediği iddiasıyla 23/9/2008

tarihinde göz altına alınmış ve (CMK 250. maddesi ile görevli) Adana 6. Ağır

Ceza Mahkemesince 27/9/2008 tarih ve 2008/44 Sorgu sayılı kararla

tutuklanmıştır.

9. Adana Cumhuriyet

Başsavcılığının 3/2/2009 tarih ve 2009/51 sayılı iddianamesiyle başvurucunun da

aralarında olduğu 234 sanık hakkında Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 2009/17

Esas sayılı dosyasında kamu ihaleleriyle ilgili 96 ayrı suç nedeniyle kamu

davası açılmıştır. İddianamede başvurucunun suç örgütüne üye olma, kamu kurum

veya kuruluşlarının ihalelerine fesat karıştırma, rüşvet vermek suçlarından

cezalandırılması talep edilmiştir.

10. Adana 8. Ağır Ceza

Mahkemesi, 2009/17 Esas sayılı dosyada 27/6/2013 tarihinde başvurucunun, suç

örgütüne üye olmak, ihaleye fesat karıştırmak, rüşvet vermek suçlarından toplam

26 yılı aşan hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve tutukluluk halinin devamına

karar verilmiştir. Başvurucunun isnat edilen bir kısım ihaleye fesat

karıştırmak suçlarından ise beraatına karar verilmiştir.

11. Başvuru konusu yargılama

kapsamında hakkında dava açılan 234 sanıktan 117’sinin mahkûmiyete yeter delil

elde edilemediği gerekçesiyle beraatına, diğer sanıkların 1 yıl ila 180 yıl

arasında değişen hapis cezalarıyla cezalandırılmalarına karar verilmiştir.

12. Başvurucu, Adana 8. Ağır

Ceza Mahkemesinin 27/6/2013 tarihli tutukluluk halinin devamına dair kararına

itiraz etmiştir. Adana 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 10/07/2013 tarih ve 2013/417

Değişik İş sayılı kararıyla itiraz reddedilmiştir. Karar başvurucuya 18/7/2013

tarihinde tebliğ edilmiştir.

13. Dava

temyiz aşamasındadır.

14.

Bireysel başvuru 14/8/2013 tarihinde yapılmıştır.

B. İlgili

Hukuk

15. 26/9/2004 tarih ve 5237

sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 235. maddesi şöyledir:

“(1) (Değişik: 11/4/2013-6459/12 md.)

Kamu kurumu veya kuruluşları adına yapılan mal veya hizmet alım veya

satımlarına ya da kiralamalara ilişkin ihaleler ile yapım ihalelerine fesat

karıştıran kişi, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Aşağıdaki hallerde ihaleye fesat karıştırılmış sayılır:

a) Hileli davranışlarla;

1. İhaleye katılma yeterliğine veya koşullarına sahip olan

kişilerin ihaleye veya ihale sürecindeki işlemlere katılmalarını engellemek,

2. İhaleye katılma yeterliğine veya koşullarına sahip

olmayan kişilerin ihaleye katılmasını sağlamak,

3. Teklif edilen malları, şartnamesinde belirtilen

niteliklere sahip olduğu halde, sahip olmadığından bahisle değerlendirme dışı

bırakmak,

4. Teklif edilen malları, şartnamesinde belirtilen

niteliklere sahip olmadığı halde, sahip olduğundan bahisle değerlendirmeye

almak.

b) Tekliflerle ilgili olup da ihale mevzuatına veya

şartnamelere göre gizli tutulması gereken bilgilere başkalarının ulaşmasını

sağlamak.

c) Cebir veya tehdit kullanmak suretiyle ya da hukuka aykırı

diğer davranışlarla, ihaleye katılma yeterliğine veya koşullarına sahip olan

kişilerin ihaleye, ihale sürecindeki işlemlere katılmalarını engellemek.

d) İhaleye katılmak isteyen veya katılan kişilerin ihale

şartlarını ve özellikle fiyatı etkilemek için aralarında açık veya gizli

anlaşma yapmaları.

(3) (Değişik: 11/4/2013-6459/12 md.)

İhaleye fesat karıştırma suçunun;

a) Cebir veya tehdit kullanmak suretiyle işlenmesi hâlinde

temel cezanın alt sınırı beş yıldan az olamaz. Ancak, kasten yaralama veya

tehdit suçunun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâllerinin gerçekleşmesi

durumunda, ayrıca bu suçlar dolayısıyla cezaya hükmolunur.

b) İşlenmesi sonucunda ilgili kamu kurumu veya kuruluşu

açısından bir zarar meydana gelmemiş ise, bu fıkranın (a) bendinde belirtilen

hâller hariç olmak üzere, fail hakkında bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına

hükmolunur.

…”

16. 4/12/2004 tarih ve 5271

sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. maddesi şöyledir:

“(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve

bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında

tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik

tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.

(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı

şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

1. Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması

girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe

sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk

Ceza Kanununda yer alan;

…

9. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci

fıkralar hariç, madde 220),

…

(4) Sadece adlî para cezasını gerektiren veya hapis

cezasının üst sınırı iki yıldan fazla olmayan suçlarda tutuklama kararı

verilemez.”

17. 5271 sayılı Kanun’un 101.

maddesi şöyledir:

“(1) Soruşturma evresinde şüphelinin tutuklanmasına

Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından, kovuşturma

evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir. Bu istemlerde mutlaka

gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten

hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.

(2) (Değişik: 2/7/2012-6352/97 md.)

Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin

reddine ilişkin kararlarda;

a) Kuvvetli suç şüphesini,

b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,

c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,

gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek

açıkça gösterilir. Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir,

ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda

belirtilir.

(3) Tutuklama istenildiğinde, şüpheli veya sanık, kendisinin

seçeceği veya baro tarafından görevlendirilecek bir müdafiin

yardımından yararlanır.

(4) Tutuklama kararı verilmezse, şüpheli veya sanık derhâl

serbest bırakılır.

(5) Bu madde ile 100 üncü madde

gereğince verilen kararlara itiraz edilebilir.”

18. 5271 sayılı Kanun’un 102.

maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde

tutukluluk süresi en çok bir yıldır. Ancak bu süre, zorunlu hallerde

gerekçeleri gösterilerek altı ay daha uzatılabilir.

(2) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde,

tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde, gerekçesi

gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı geçemez.”

19. 5271 sayılı Kanun’un 104.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında şüpheli

veya sanık salıverilmesini isteyebilir.”

5271 sayılı Kanun’un 104. maddesi (1) şöyledir:

(1) Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında

şüpheli veya sanık salıverilmesini isteyebilir.

(2) Şüpheli veya sanığın tutukluluk hâlinin devamına veya

salıverilmesine hâkim veya mahkemece karar verilir. Ret kararına itiraz

edilebilir.

(3) Dosya bölge adliye mahkemesine veya Yargıtaya

geldiğinde salıverilme istemi hakkındaki karar, bölge adliye mahkemesi veya

Yargıtay ilgili dairesi veya Yargıtay Ceza Genel Kurulunca dosya üzerinde

yapılacak incelemeden sonra verilir; bu karar re'sen

de verilebilir.

20. 5271 sayılı Kanun’un 108.

maddesi şu şekildedir:

“(1) Soruşturma evresinde şüphelinin tutukevinde bulunduğu

süre içinde ve en geç otuzar günlük süreler itibarıyla tutukluluk hâlinin

devamının gerekip gerekmeyeceği hususunda, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine

sulh ceza hâkimi tarafından 100 üncü madde hükümleri

göz önünde bulundurularak, şüpheli veya müdafii

dinlenilmek suretiyle karar verilir.

(2) Tutukluluk durumunun incelenmesi, yukarıdaki fıkrada

öngörülen süre içinde şüpheli tarafından da istenebilir.

(3) Hâkim veya mahkeme, tutukevinde bulunan sanığın

tutukluluk hâlinin devamının gerekip gerekmeyeceğine her oturumda veya koşullar

gerektirdiğinde oturumlar arasında ya da birinci fıkrada öngörülen süre içinde

de re'sen karar verir.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

21. Mahkemenin 17/7/2014

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 14/8/2013 tarih ve 2013/6437

numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

22. Başvurucu, tutukluluk

halinin devamına dair kararların gerekçesiz olduğunu, adli kontrol tedbirinin

değerlendirilmediğini, duruşmalar arasında gerçekleştirilen tutukluluk

incelemeleri neticesinde verilen kararların kendisine tebliğ edilmediğini ve

dolayısıyla bu kararlara itiraz hakkının engellendiğini, birleştirme

kararlarının yargılamanın uzamasına sebep olduğunu, isnat edilen fiillerin

4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Kanun’un mülga 250. maddesi ile görevli

mahkemenin görev alanına girmemesine rağmen suç yaratılarak davanın 5271 sayılı

Kanun’un 250. maddesi ile görevli mahkemede görülmesinin sağlandığını, kanun

önünde eşitlik ilkesinin ve masumiyet karinesinin ihlal edildiğini belirterek

Anayasa’nın 10., 19., 36. ve 38. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

a. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası

23. Adalet Bakanlığının bu

kapsamdaki görüşleri özetle şu şekildedir:

“Temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle

derece mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından

değerlendirilmesi ve bir çözüme kavuşturulması esastır (Anayasa Mahkemesinin

26/3/2013 tarihli ve 2012/670 sayılı bireysel başvuru kararı, § 18).

Somut olayda başvuruya konu yargılamanın temyiz

incelemesinde olduğu görülmektedir. Başvurucunun, 1412 sayılı Kanunun 307 ve

308. maddeleri ışığında mahkemenin görevsizliğine ve birleştirme kararlarının

yerinde olmadığına ilişkin itirazlarının temyiz başvurusunda dile getirilebilme

imkânı bulunduğu değerlendirilmektedir (anılan karar § 20). Bu itibarla

başvurucunun söz konusu şikâyeti açısından yargısal yolların tüketilip

tüketilmediği incelenirken göz önüne alınmak üzere, yukarıda açıklanan

hususların Anayasa Mahkemesinin dikkatine sunulması gerektiği düşünülmektedir.”

24. Başvurucu, başvuru formu ve

eklerinde belirtilen hususlar dikkate alınarak başvurunun kabulüne karar

verilmesini talep etmiştir.

25. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“... Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının

tüketilmiş olması şarttır.”

26. 6216 sayılı Kanun’un 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal

için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel

başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”

27. Anılan Anayasa ve Kanun

hükümleri uyarınca Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için

ihlale neden olduğu iddia edilen işlem veya eylem için öngörülen idari ve

yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması gerekir. Bireysel

başvurunun ikincil nitelikte bir hak arama yolu olması nedeniyle, asıl olan hak

ve özgürlüklere kamu otoritelerince saygı gösterilmesi ve olası bir ihlal

durumunda bunun idari ve/veya yargısal olağan yollarla giderilmesidir. Bu

nedenle bireysel başvuru yoluna ancak kanunda öngörülen olağan yollar

tüketilmesine rağmen ihlalin ortadan kaldırılamadığı durumlarda gidilebilir (B.

No: 2012/239, 2/7/2013, § 28).

28. Somut olayda başvuru konusu

yargılamanın temyiz aşamasında olduğu, mahkemenin görevsizliğine ve farklı

suçların aynı dosyada birlikte görülmesinin yerinde olmadığına, suçların sübut

ve nitelendirmesine dair adil yargılanma hakkı kapsamındaki iddiaları yönünden

başvuru yollarının tüketilmediği görülmektedir. Başvurucu bu kapsamda eşitlik

ilkesinin ve masumiyet karinesinin de ihlal edildiğini ileri sürmüş ise de, bu iddiaların özü de, söz konusu kararın adil olmadığı

hususu ile ilgilidir. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı değildir. Bu sebeple başvurucunun bu iddiaları

da adil yargılanma hakkı çerçevesinde değerlendirilmiştir.

29. Açıklanan nedenlerle,

başvurunun adil yargılanma hakkı kapsamındaki iddialarını temyizde ileri sürme

imkânı bulunduğundan başvurunun bu kısmının “başvuru

yollarının tüketilmemesi” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

b. Dosya Üzerinde Tutukluluk İncelemesi Sonucunda Verilen

Kararların Kendisine Bildirilmediği İddiası

30.

Başvurucu, tutukluluk durumuna ilişkin olarak Derece Mahkemesince resen

gerçekleştirilen incelemeler sonucunda verilen kararların kendisine

bildirilmediğini ve dolayısıyla bu kararlara itiraz etme imkânı bulamadığını

ileri sürmüştür.

31.

Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:

“Her ne sebeple olursa olsun,

hürriyeti kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu

kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak

amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir.”

32.

Sözleşme’nin 5. maddesinin (4) numaralı fıkrası şöyledir:

“Yakalama veya tutulma yoluyla

özgürlüğünden yoksun kılınan herkes, tutulma işleminin yasaya uygunluğu hakkında

kısa bir süre içinde karar verilmesi ve eğer tutulma yasaya aykırı ise, serbest

bırakılması için bir mahkemeye başvurma hakkına sahiptir.”

33. Anayasa’nın 19. maddesinin

sekizinci ve Sözleşme’nin 5. maddesinin (4) numaralı fıkraları, her ne sebeple

olursa olsun hürriyeti kısıtlanan kişiye tutuklanmasının yasallığı hakkında

süratle karar verebilecek ve tutulması kanuni değilse salıverilmesine

hükmedebilecek bir mahkemeye başvurma hakkı tanımaktadır. Anılan Anayasa ve

Sözleşme hükümleri esas olarak, tutukluluğun yasallığına ilişkin itiraz

başvurusu üzerine, bir mahkeme nezdinde yürütülmekte olan davalardaki tahliye

talepleri veya tutukluluğun uzatılması kararlarının incelenmesi açısından bir

güvence oluşturmaktadır (B. No: 2012/1158, 21/11/2013, § 30).

34. 5271 sayılı Kanun’un 108.

maddesinde, soruşturma evresinde şüphelinin tutukevinde bulunduğu süre içinde

ve en geç otuzar günlük süreler itibarıyla tutukluluk hâlinin devamının gerekip

gerekmeyeceği hususunda, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi

tarafından 100. madde hükümleri göz önünde bulundurularak; kovuşturma evresinde

ise tutuklu sanığın tutukluluk hâlinin devamının gerekip gerekmeyeceğine her

oturumda veya koşullar gerektirdiğinde oturumlar arasında ya da en geç otuz günlük

süre içinde hâkim veya mahkemece resen karar verileceği hükme bağlanmıştır.

35. 5271 sayılı Kanun’un 108. maddesine

göre yapılacak değerlendirme resen (ex

officio) yapılmakta olup Anayasa’nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrası ile hürriyeti kısıtlanan kişiye tanınan yargı

merciine itiraz edebilme hakkı kapsamında değerlendirilemez (B. No: 2012/1158,

21/11/2013, § 32).

36. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun

dosya üzerinden tutukluluk durumuna ilişkin incelemeler sonucunda verilen

kararların kendisine tebliğ edilmediği yönündeki şikâyetlerinin “konu bakımından yetkisizlik” nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Tutukluluğun Makul Süreyi Aştığı İddiası

37. Başvurunun, gerekçesiz

kararlarla makul süreyi aşacak şekilde tutuklu kalma nedeniyle kişi hürriyeti

ve güvenliğinin ihlal edildiğine ilişkin kısmının açıkça dayanaktan yoksun

olmadığı ve başka bir kabul edilemezlik nedeni de bulunmadığından kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

38. Başvurucu, suç örgütü

iddiasıyla ilgisi olmayan çok sayıda eylem ve kişinin davaya eklendiğini,

birbiriyle ilgisiz değişik suçların aynı dosyada birlikte görülmesinin

yargılamanın uzamasına sebep olduğunu, bu süreçte gerekçesiz kararlarla

tutukluluğun devamına karar verildiğini belirterek kişi hürriyeti ve

güvenliğinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

39. Başvurucu adil yargılanma

hakkının ihlal edildiği yönünde şikâyette bulunmuş ve yargılamanın uzamasına

neden olan yukarıda bahsedilen aykırılıklara ve savunma hakkının ihlal

edildiğine işaret etmiş ise de, başvurucu,

yargılamanın uzamasına neden olduğu iddia edilen hususların (§ 28) temyiz

incelemesinde değerlendirilebileceğini belirtmektedir. Bu aşamada, temel

şikâyetin yargılama sürecinde ve mahkûmiyet kararıyla birlikte devam eden

tutukluluğa ilişkin olduğu, incelemenin bu kapsamda yapılması gerektiği

anlaşılmıştır.

40. Anayasa’nın 19. maddesinin

yedinci fıkrası şöyledir:

“Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti kısıtlanan kişi,

kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna

aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir

yargı merciine başvurma hakkına sahiptir.”

41. Adalet Bakanlığının

görüşünde, Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edildiği

yönündeki şikâyetlerle ilgili iddialar değerlendirilirken AİHM’in

tutukluluk konusunda benimsediği ilkelere değinilmiş; davanın kapsamı,

dosyadaki deliller, sanıklara yüklenen suçların sayısı ve niteliği, sanıkların

sayısı gibi durumların tutukluluk süresinin makul olup olmadığının tespitinde

dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir. AİHM’in

davanın karmaşık olması durumunu tutukluluk süresinin makul olup olmadığının

değerlendirmesinde dikkate aldığı, özellikle organize suçlar bakımından dört

yıl üç güne kadar uzayan tutukluluk sürelerini makul süre olarak kabul ettiği

belirtilmiştir. Bakanlık görüşünde ayrıca olayın istisnai koşullarının,

karmaşıklığının, başvurucunun soruşturulmasına neden olan eylemin ağırlığının,

başvurucunun kaçma ihtimalinin de AİHM tarafından dikkate alındığı dile

getirilmiştir.

42. Bakanlık somut olay

kapsamında, başvurucunun 23/9/2008 tarihinde gözaltına alınmış olup, 27/9/2008

tarihinde tutuklandığını, Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 27/6/2013 tarihli

karar duruşmasında mahkumiyetle birlikte hükmen tutukluluğa karar verildiğini,

başvurucunun gözaltına alındığı tarihten, hükmen tutuklanmasına karar verildiği

tarihe kadar yaklaşık 4 yıl 9 ay tutuklu kaldığını, yargılama boyunca

tutukluluğun devamına ilişkin kararların genellikle “sanıkların üzerlerine atılı suçların niteliği, kanıt durumu, kaçma ve

delilleri karartma olasılıkları, sanıklara verilmesi muhtemel ceza miktarları”

şeklinde gerekçelendirildiği; ayrıca çoğu kararda adli kontrolün niçin

uygulanmadığına ilişkin bir değerlendirme yapılmadığını belirtmektedir.

43. Başvurucu, başvurunun

esasına ilişkin Adalet Bakanlığı görüşüne karşı, başvuruda belirttiği hususları

tekrarlamıştır.

44. Anayasa’nın 19. maddesinin

yedinci fıkrasında bir ceza soruşturması kapsamında tutuklanan kişilerin,

yargılamanın makul sürede bitirilmesini ve soruşturma veya kovuşturma sırasında

serbest bırakılmayı isteme haklarına sahip olduğu güvence altına alınmıştır.

45. Tutukluluk süresinin makul

olup olmadığı konusunun, genel bir ilke çerçevesinde değerlendirilmesi mümkün

değildir. Bir sanığın tutuklu olarak bulundurulduğu sürenin makul olup

olmadığı, her davanın kendi özelliklerine göre değerlendirilmelidir.

Tutukluluğun devamı ancak masumiyet karinesine rağmen Anayasa’nın 19.

maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkından daha

ağır basan gerçek bir kamu yararının mevcut olması durumunda haklı bulunabilir

(Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Labita/İtalya [BD], B. No: 26772/95, 6 Nisan 2000, § 119).

46. Bir davada tutukluluğun

belli bir süreyi aşmamasını sağlamak, öncelikle derece mahkemelerinin

görevidir. Bu amaçla, yukarıda belirtilen kamu yararı gereğini etkileyen tüm

olayların derece mahkemeleri tarafından incelenmesi ve serbest bırakılma

taleplerine ilişkin kararlarında bu olgu ve olayların ortaya konulması gerekir.

47. Devam eden tutukluluğun

hukuka aykırı olduğu iddiasıyla yapılan bireysel başvurularda şikâyetlerin

temel amacı, tutukluluğun hukuka aykırı olduğunun ya da devamını haklı kılan

sebep veya sebeplerin bulunmadığının tespitidir. Bu tespit yapıldığı takdirde

buna bağlı olarak ilgilinin tutukluluk halinin devamına gerekçe olarak

gösterilen hukuki sebeplerin varlığı sona erecek ve böylece kişinin serbest

kalmasının yolu açılabilecektir. Bu amaçla yapılan bir başvuruda, itiraz kanun

yolunda çelişmeli yargılama ve/veya silahların eşitliği gibi ilkelere uygun

olarak bir inceleme yapılıp yapılmadığı da dikkate alınacaktır. Dolayısıyla

belirtilen nedenlerle ve serbest bırakılmayı temin edebilecek bir karar alma

amacıyla yapılacak bireysel başvuruların, olağan kanun yolları tüketilmek

şartıyla, tutukluluk hali devam ettiği sürece yapılabilmesi mümkündür (B. No:

2012/726, 2/7/2013, § 30).

48. Tutuklama tedbirine

kişilerin suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunmasının yanı sıra bu

kişilerin kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek

maksadıyla başvurulabilir. Başlangıçtaki bu tutuklama nedenleri belli bir

süreye kadar tutukluluğun devamı için yeterli görülebilirse de bu süre

geçtikten sonra, uzatmaya ilişkin kararlarda tutuklama nedenlerinin hâlâ devam

ettiğinin gerekçeleriyle birlikte gösterilmesi gerekir. Bu gerekçeler “ilgili” ve “yeterli” görüldüğü takdirde, yargılama sürecinin özenli

yürütülüp yürütülmediği de incelenmelidir. Davanın karmaşıklığı, organize

suçlara dair olup olmadığı veya sanık sayısı gibi faktörler sürecin işleyişinde

gösterilen özenin değerlendirilmesinde dikkate alınır. Tüm bu unsurların

birlikte değerlendirilmesiyle sürenin makul olup olmadığı konusunda bir sonuca

ulaşılabilir (B. No: 2012/1303, 21/11/2013, § 53).

49. Dolayısıyla Anayasa’nın 19.

maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edilip edilmediğinin değerlendirmesinde

esas olarak, serbest bırakılma taleplerine ilişkin kararların gerekçelerine

bakılmalı ve tutuklu bulunan kişiler tarafından yapılan tutukluluğa itiraz

başvurularında sunulan belgeler çerçevesinde kararların yeterince

gerekçelendirilmiş olup olmadığı göz önüne alınmalıdır.

50. Öte yandan hukuka uygun

olarak tutuklanan bir kişinin, suç işlediği yönünde kuvvetli belirti ve

tutuklama nedeninin varlığı devam ettiği sürece ilke olarak belli bir süreye

kadar tutukluluk halinin makul kabul edilmesi gerekir.

51. Makul sürenin

hesaplanmasında sürenin başlangıcı, başvurucunun ilk kez yakalanıp gözaltına

alındığı durumlarda bu tarih, doğrudan tutuklandığı durumlarda ise tutuklama

tarihidir. Sürenin sonu ise kural olarak kişinin serbest bırakıldığı ya da ilk

derece mahkemesince hüküm verildiği tarihtir (B. No: 2012/1303, 21/11/2013, §

56).

52. Mahkeme

26/4/2012 tarihli duruşmada başvurucunun da aralarında olduğu tutuklu

sanıkların “atılı suçların niteliği, kanıt

durumu, kaçma delilleri karartma olasılıkları, sanıklara verilmesi muhtemel

ceza miktarları” gerekçesiyle tutukluluk

halinin devamına karar vermiştir.

53. Mahkeme 25/7/2012 tarihli

duruşmada başvurucunun da aralarında olduğu tutuklu sanıkların “atılı suçların niteliği, kanıt durumu, kaçma

delilleri karartma olasılıkları, sanıklara verilmesi muhtemel ceza miktarları,

dosyadaki ihaleye fesat karıştırılması suçlarıyla ilgili bilirkişi raporları,

iletişim tespit tutanakları, yağma suçuyla ilgili müşteki beyanları ve olaydan

sonra ele geçen senetler gözetilerek” tutukluluk halinin devamına

karar vermiştir.

54. Mahkeme

15/11/2012 tarihli duruşmada yine başvurucunun da aralarında olduğu tutuklu

sanıkların “atılı suçların niteliği, kanıt

durumu, kaçma delilleri karartma olasılıkları, sanıklara verilmesi muhtemel

ceza miktarları, dosyadaki ihaleye fesat karıştırılması suçlarıyla ilgili

bilirkişi raporları, iletişim tespit tutanakları, yağma suçuyla ilgili müşteki

beyanları ve olaydan sonra ele geçen senetler gözetilerek” tutukluluk

halinin devamına karar vermiştir.

55. Adana

8. Ağır Ceza Mahkemesi 12/2/2013 tarihli duruşmada da benzer ifadeler yanında,

birden fazla suçtan tutukluluk olduğu, her bir suç için tutukluluk süresinin

ayrı değerlendirilmesi gerektiği gerekçesi ve her suç yönünden azami tutukluluk

süresinin dolmadığını belirterek tahliye taleplerini reddetmiştir.

56. Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi

karar duruşmasından bir önceki 29/4/2013 tarihli duruşmada, başvurucunun da

aralarında olduğu tutuklu sanıkların, “atılı

suçların niteliği, kanıt durumu, kaçma delilleri karartma olasılıkları,

sanıklara verilmesi muhtemel ceza miktarları, dosyadaki ihaleye fesat

karıştırılması suçlarıyla ilgili bilirkişi raporları, iletişim tespit

tutanakları, yağma suçuyla ilgili müşteki beyanları ve olaydan sonra ele geçen

senetler gözetilerek” tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.

57. Başvurucunun tahliye

talepleri yargılama sürecinde, birden fazla suçtan yargılama yapılıyor olması

ve atılı suçların niteliği, kanıt durumu, kaçma, delilleri karartma

olasılıkları, sanıklara verilmesi muhtemel ceza miktarları, dosyadaki ihaleye

fesat karıştırılması suçlarıyla ilgili bilirkişi raporları, iletişim tespit

tutanakları, yağma suçuyla ilgili müşteki beyanları ve olaydan sonra ele geçen

senetler gözetilerek reddedilmiştir. Bu kapsamda yargılama sürecinde

başvurucunun kaçma ve delilleri karartma olasılığı somut bir olgu veya durumla

ilişkilendirilmeksizin tutukluluğun devamına gerekçe olarak kararlarda yer

almıştır.

58. Mahkûmiyet kararlarının esas

olarak, bilirkişi raporları, iletişimin tespiti kapsamındaki görüşme kayıtları

ile ihalelere katılan şirketlere ait evrak ve ihale dosyalarında yer alan bilgi

ve belgelere dayandığı dikkate alındığında tutukluluğun devamı bakımından

gerekçe olarak kararlarda yer alan “delillerin

karartılması olasılığı” da “ilgili”

ve “yeterli” değildir.

59. Mahkemece verilen tutukluluğun

devamına ilişkin kararların gerekçeleri incelendiğinde, bu gerekçelerin

tutukluluğun devamını haklı gösterecek yeterlikte olmadığı ve aynı hususların

tekrarı niteliğinde olduğu görülmektedir. Beş yıla yaklaşan tutukluluk halinin

devamına ilişkin bu gerekçelerin “ilgili”

ve “yeterli” olduğu söylenemez.

Bu çerçevede başvurucunun ilk derece mahkemesi önündeki yargılaması devam

ederken tutuklu bulunduğu süre makul olarak değerlendirilemez.

60. Açıklanan nedenlerle,

Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesinin Uygulanması

61. 6216 sayılı Kanun’un 50.

maddesinin (1) numaralı fıkrasında, esas

inceleme sonunda ihlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedileceği belirtilmiş olup,

yerindelik denetimi yapılamayacağı, idari eylem ve işlem niteliğinde karar

verilemeyeceği hüküm altına alınmıştır.

62. Başvuruda Anayasa'nın 19.

maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Başvurucu

tazminat talebinde bulunmamıştır.

63. Başvurucu tarafından yapılan

198,35 TL başvuru harcı ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle,

A. Başvurucunun,

1. Adil yargılanma hakkının

ihlal edildiği yönündeki şikâyetlerinin “başvuru

yollarının tüketilmemesi” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2.

Dosya üzerinden tutukluluk durumuna ilişkin incelemeler sonucunda verilen

kararların tebliğ edilmemesi yönündeki şikâyetlerinin “konu bakımından yetkisizlik” nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. İlk derece yargılamasında

devam eden tutukluluk kapsamındaki şikâyetlerinin KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. “Tutukluluğun

makul süreyi aşmış olması” nedeniyle Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının İHLAL

EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye ve Yargıtay’a

gönderilmesine,

D. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL başvuru harcı ve 1.500,00

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına, 17/7/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan : Alparslan ALTAN Üyeler : Serdar ÖZGÜLDÜR Osman Alifeyyaz PAKSÜT Recep KÖMÜRCÜ Engin YILDIRIM Raportör : Hüseyin TURAN Başvurucu : İlker TURDAN Vekili : Av. Battal ÖZER Av. Ömer OĞUR

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/6437, 17 Temmuz 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  12. A. Başvurucunun İddiaları
  13. B. Değerlendirme
  14. B. “Tutukluluğun
  15. C. Kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye ve Yargıtay’a
  16. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/6437
Tarih
17 Temmuz 2014

İlgili Kararlar

  • Kadriye Oğuz Başvurusu (B. No: 2013/9784)
  • AYM Bireysel Başvuru B. No: 2013/1932
  • Osman Alkurt Başvurusu (B. No: 2013/9791)
  • Cihan Güneş Başvurusu (B. No: 2014/2275)
  • Ali Çiftci Başvurusu (B. No: 2013/7290)
  • Dursun Çiçek Başvurusu (B. No: 2012/1108)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.