İçeriğe geç
AC
Birinci Bölüm Başvuru No: 2014/2275 Tarih:

Cihan Güneş Başvurusu (B. No: 2014/2275)

Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

CİHAN GÜNEŞ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2014/2275)

Karar Tarihi: 23/7/2014

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, 19/1/2009 tarihinden

beri tutuklu olması nedeniyle özgürlük ve güvenlik hakkının ve yargılamadaki

usul hataları nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 10/2/2014 tarihinde

Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığı aracılığıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin

idari yönden yapılan ön incelemesinde belirlenen eksiklikler giderilmiş ve

Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci

Komisyonu, 31/3/2014 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar vermiştir.

4. Bölüm, 29/5/2014 kabul

edilebilirlik ve esas hakkındaki incelemenin birlikte yapılmasına karar

vermiştir.

5. Başvurucu adli yardım

talebinde bulunmuş, 31/3/2014 tarihinde Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca

başvurucunun yargılama giderlerini ödeme gücünden yoksun olması nedeniyle adli

yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir.

6. Başvuru konusu olay ve

olgular 29/5/2014 tarihinde Adalet Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet

Bakanlığı, 30/6/2014 tarihinde daha önceki görüşlerine atıfta bulunarak

başvuruya ilişkin ayrıca görüş sunmaya gerek görülmediğini bildirmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru dilekçesinde ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, İstanbul

Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında "Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs

etmek, tasarlayarak öldürme" suçlarından dolayı 19/1/2009

tarihinde İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesince tutuklanmış ve hakkında 2/2/2009

tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının E.2009/126 sayılı iddianamesi ile

kamu davası açılmıştır.

9. İstanbul 10. Ağır Ceza

Mahkemesi, E.2009/19 sayılı dosya kapsamında 3/9/2009 tarihinde yaptığı

duruşmada başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir.

10. 15/12/2009 tarihindeki 4.

celsede ve devamında yapılan 16 celsede Mahkeme başvurucunun tutukluluk hâlinin

devamı yönünde karar vermiştir.

11. Başvurucunun, 14/1/2014

tarihli duruşmada tahliye talebi, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesince "... atılı suçu işledikleri hususunda olay

tutanağı, otopsi raporu, cep telefonu inceleme tutanakları, bir kısım

sanıkların tüm aşamalardaki diğer sanıklar hakkındaki ifade ve savunma

içerikleri ve tüm dosya kapsamına göre kuvvetli suç şüphesini gösteren olgular

bulunması, suçun niteliği, delil durumu, atılı suçun 4/12/2004 tarih ve 5271

sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 100/3. maddesinde sayılan katalog suçlardan

olması, tutuklama tarihleri ve Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 100. maddesindeki

şartların devam etmesine Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 102. maddedeki tutukluluk

süresinin iki kat uygulanacağına dair hükmün Anayasa Mahkemesince iptal

edilmesine rağmen henüz yürürlüğe girmemiş olması, ayrıca sanıklara birden

fazla Ağır Ceza Mahkemesinin görevine giren suçun isnat edilmesine binaen

..." gerekçesiyle reddedilmiş ve tutukluluk halinin devamına

karar verilmiştir.

12. Bu karara karşı yapılan

itirazı değerlendiren İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi, 11/2/2014 tarih ve

Değişik İş 2014/194 sayılı kararı ile verilen kararda bir isabetsizlik

olmadığından itirazın reddine karar vermiştir.

13. İstanbul 10. Ağır Ceza

Mahkemesi, 10/3/2014 tarih ve E.2009/1, K.2014/255 sayılı kararıyla “06/03/2004 tarihinde Resmi Gazetenin mükerrer

sayısında yayımlanarak yürürlüğe giren "6526 sayılı Terörle Mücadele

Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına

Dair Kanunun 1.Maddesi uyarınca", Terörle Mücadele Kanunun 10.Maddesi

gereğince görevlendirilen mahkememizin kapatıldığı, aynı kanun hükmü uyarınca

mahkememize ait dosyaların görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesi gerektiği

anlaşıldığından, mahkememize ait yukarıda esas numarası yazılı dava dosya

bakımından görevli ve yetkili mahkemenin (İstanbul Nöbetçi) Ağır Ceza Mahkemesi

olduğu anlaşıldığından, Mahkememizin bu dosyasının görevli ve yetkili mahkemeye

gönderilmesine” karar verilmiştir.

14. Dosya halen derdesttir.

15. Bireysel başvuru ise,

10/2/2014 tarihinde yapılmıştır.

B. İlgili

Hukuk

16. 4/12/2004 tarih ve 5271

sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 102. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde, tutukluluk

süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde, gerekçesi gösterilerek

uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı geçemez.”

17. 5271 sayılı Kanun’un 104.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında

şüpheli veya sanık salıverilmesini isteyebilir.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

18. Mahkemenin 23/7/2014

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 10//2/2014 tarih ve 2014/2275

numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

19. Başvurucu, hakkında devam

eden yargılamanın 5 yılı aşkın bir süredir tutuklu olarak devam etmesi ve

tutukluluğun yeterince gerekçelendirilmemesi nedeniyle Anayasa’nın 19.

maddesinde tanımlanan özgürlük ve güvenlik hakkının, yargılamada tevsi tahkikat

talebi, suçtan kurtulma hakkı ve silahların eşitliği gibi usul hataları

nedeniyle de Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan adil yargılanma hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tahliye talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Adil

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası

20. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“... Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının

tüketilmiş olması şarttır.”

21. 6216 sayılı Kanun’un 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal

için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel

başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”

22. Anılan Anayasa ve Kanun

hükümleri uyarınca Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için

ihlale neden olduğu iddia edilen işlem veya eylem için öngörülen idari ve

yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması gerekir. Bireysel

başvurunun ikincil nitelikte bir hak arama yolu olması nedeniyle, asıl olan hak

ve özgürlüklere kamu otoritelerince saygı gösterilmesi ve olası bir ihlal

durumunda bunun idari ve/veya yargısal olağan yollarla giderilmesidir. Bu

nedenle bireysel başvuru yoluna ancak kanunda öngörülen olağan yollar

tüketilmesine rağmen ihlalin ortadan kaldırılamadığı durumlarda gidilebilir (B.

No: 2012/239, 2/7/2013, § 28).

23. Somut olayda başvuru konusu

yargılamanın derdest olduğu, yargılamada tevsii tahkikat talebi, suçtan kurtulma

hakkı ve silahların eşitliği gibi usul hatalarına dair adil yargılanma hakkı

kapsamındaki iddiaları yönünden başvuru yollarının tüketilmediği görülmektedir.

24. Açıklanan nedenlerle,

başvurunun adil yargılanma hakkı kapsamındaki kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Özgürlük ve

Güvenlik Hakkının İhlal Edildiği İddiası

25. Başvurucunun kanunda

öngörülen azami sürenin aşılması nedeniyle tutukluluğun hukuki olmadığına

ilişkin şikâyetinin açıkça dayanaktan yoksun olmadığı görülmektedir. Başka bir

kabul edilemezlik nedeni de görülmeyen başvurunun bu kısım yönünden kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

26. Başvurucu, 19/1/2009

tarihinden itibaren tutuklu olarak yargılandığı dava kapsamında Kanun’da

öngörülen azami beş yıllık sürenin aşılması nedeniyle tutukluluğun devamına

karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu ileri sürmüştür.

27. Anayasa’nın 19. maddesi şöyledir:

“Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.

Şekil ve şartları

kanunda gösterilen:

Mahkemelerce verilmiş

hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi;

bir mahkeme kararının veya kanunda öngörülen bir yükümlülüğün gereği olarak

ilgilinin yakalanması veya tutuklanması; bir küçüğün gözetim altında ıslahı

veya yetkili merci önüne çıkarılması için verilen bir kararın yerine

getirilmesi; toplum için tehlike teşkil eden bir akıl hastası, uyuşturucu madde

veya alkol tutkunu, bir serseri veya hastalık yayabilecek bir kişinin bir

müessesede tedavi, eğitim veya ıslahı için kanunda belirtilen esaslara uygun

olarak alınan tedbirin yerine getirilmesi; usulüne aykırı şekilde ülkeye girmek

isteyen veya giren, ya da hakkında sınır dışı etme yahut geri verme kararı

verilen bir kişinin yakalanması veya tutuklanması; halleri dışında kimse

hürriyetinden yoksun bırakılamaz.

Suçluluğu hakkında

kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yok edilmesini

veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir.

Hâkim kararı olmadan yakalama, ancak suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca

bulunan hallerde yapılabilir; bunun şartlarını kanun gösterir.

…”

28. Başvurucunun kanuni

tutukluluk süresinin aşıldığına ilişkin şikâyetinin Anayasa’nın 19. maddesinin

üçüncü fıkrası çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.

29. Anayasa’nın 19. maddesinin

birinci fıkrasında herkesin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip olduğu

ilke olarak konduktan sonra, ikinci ve üçüncü fıkralarında şekil ve şartları

kanunda gösterilmek şartıyla kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği

durumlar sınırlı olarak sayılmıştır. Dolayısıyla kişinin özgürlük ve güvenlik

hakkının kısıtlanması ancak Anayasa’nın anılan maddesi kapsamında belirlenen

durumlardan herhangi birinin varlığı halinde söz konusu olabilir (B. No:

2012/1137, 2/7/2013, § 42).

30. Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması”

başlıklı 13. maddesinde temel hak ve hürriyetlerin, özlerine dokunulmaksızın

yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve

ancak kanunla sınırlanabileceği, bu sınırlamaların, Anayasa’nın sözüne ve

ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve

ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı hükme bağlanmıştır. Anayasa’nın 19.

maddesindeki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının sınırlanabileceği durumların

şekil ve şartlarının kanunda gösterilmesi ölçütü, Anayasa’nın 13. maddesindeki

temel hak ve hürriyetlerin ancak kanunla sınırlanabileceğine dair kural ile

uyumludur (B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 43).

31. Kişi hürriyeti ve

güvenliğine ilişkin sınırlamaların, kanunda belirtilen esas ve usule uygunluğunu

sağlama yükümlülüğü ilke olarak idari organlara ve derece mahkemelerine aittir.

Anayasa’nın 19. maddesinin amacı bireyi keyfi bir şekilde özgürlüğünden

alıkoymaya karşı korumak olup, maddede öngörülen istisnai hâllerde kişi

özgürlüğüne getirilecek sınırlamaların maddenin amacına uygun olması ve keyfi

uygulamaya yol açmaması gerekir. Bu nedenle Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü

fıkrasında yer alan hürriyetten yoksun bırakmanın şekil ve şartlarının kanunda

gösterilmesi kuralı gereğince, başvurucunun tutukluluk durumunun “kanuni” dayanağının bulunup

bulunmadığının, kanunun özgürlükten yoksun kılmaya izin verdiği hâllerde ise,

hukuk devleti ilkesi gereği, keyfiliği önlemek için, uygulanmasında yeterli

ölçüde erişilebilir, kesin ve öngörülebilir olup olmadığının Anayasa

Mahkemesince incelenmesi gerekir (B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 44).

32. Tutuklamaya ilişkin hükümler

5271 sayılı Kanun’un 100. ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Anılan maddeye

göre kişi ancak hakkında suç işlediğine dair kuvvetli şüphenin varlığını

gösteren olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde tutuklanabilir.

Maddede tutuklama nedenlerinin neler olduğu da belirtilmiştir (B. No:

2012/1137, 2/7/2013, § 45).

33. 5271 sayılı Kanun’un 102.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında, ağır ceza mahkemesinin görevine giren

işlerde tutukluluk süresinin en çok iki yıl olduğu ve bu sürenin zorunlu

hallerde gerekçesi gösterilerek uzatılabileceği, ancak uzatma süresinin toplam

üç yılı geçemeyeceği belirtilmiştir. Buna göre uzatma süreleri dâhil toplam

tutukluluk süresinin azami beş yıl olabileceği anlaşılmaktadır (B. No:

2012/1137, 2/7/2013, § 46).

34. Örgütlü suçlarda Ceza

Muhakemesi Kanunu'nun 102. maddesindeki tutukluluk süresinin iki kat

uygulanacağına dair Terörle Mücadele Kanunu’nun 10. maddesinin (5) numaralı

fıkrasındaki bu hükmün Anayasa Mahkemesince 4/7/2013 tarihinde iptal edilmesi

üzerine 21/2/2014 tarih ve 6526 sayılı Kanunla Terörle Mücadele Kanunu’nun 10.

maddesi bütünüyle yürürlükten kaldırılmış ve ağır ceza mahkemesinin görevine

giren tüm işlerde azami tutuklama süresi 5 yıl olarak kabul edilmiştir.

35. Somut olayda 19/1/2009

tarihinde tutuklanan başvurucu, 5271 sayılı Kanun’un yukarıda belirtilen

hükümleri uyarınca tutukluluk için öngörülen azami sürenin aşıldığı iddiasıyla

tahliye talebinde bulunmuştur. Gerek davaya bakan, gerekse

itirazı inceleyen mahkemeler tutukluluğun devamına karar vermişlerdir.

36. Anayasa’da yer alan hak ve

özgürlükler ihlal edilmediği sürece derece mahkemelerinin kararlarındaki

kanunun yorumuna ya da maddi veya hukuki hatalara dair hususlar bireysel

başvuru incelemesinde ele alınamaz. Tutukluluk konusundaki kanun hükümlerinin

yorumu ve somut olaylara uygulanması da derece mahkemelerinin takdir yetkisi

kapsamındadır. Ancak kanun veya Anayasa’ya bariz şekilde aykırı yorumlar ile

delillerin takdirinde açıkça keyfilik halinde hak ve özgürlük ihlaline

sebebiyet veren bu tür kararların bireysel başvuruda incelenmesi gerekir.

37. 5271 sayılı Kanun’un 102.

maddesinde soruşturma ve kovuşturma evrelerinde kişilerin tutulabileceği azami

kanuni süreler düzenlenmiştir. Kişi hakkında birden fazla suça ilişkin

yargılama kapsamında tutukluluk süresinin her bir suç için ayrı

uygulanamayacağı, uygulanan bir tutuklama tedbirinin yargılama sürecinin bütünü

açısından sonuç doğuracağı daha önce belirtilmiştir (B. No: 2012/521, § 48,

2/7/2013).

38. Ayrıca suç ve sanık sayısı,

davanın karmaşık olması gibi etkenler tutukluluk süresinin makul olup olmadığı

konusundaki değerlendirmede ele alınabilecek etkenler olup kanuni tutukluluk

süresinin belirlenmesinde esas alınmaları mümkün değildir. Normun lafzı ve

amacı, tutuklama tedbirinin ceza adalet sistemi içerisindeki yeri ve 5271

sayılı Kanun’un 102. maddesindeki düzenleme ile kişi özgürlüğüne yönelik

sınırlamaların dar yorumlanması hususları birlikte değerlendirildiğinde aksine

bir sonuca varmak mümkün görünmemektedir (B. No: 2012/521, § 49, 2/7/2013).

39. 5271 sayılı Kanun’daki azami

tutukluluk süresinin ağır cezalık işler bakımından uzatmalarla birlikte azami

beş yıl olduğu, bu haliyle düzenlemenin öngörülebilir olduğu anlaşılmaktadır.

Ancak derece mahkemelerinin, birden fazla suça ilişkin soruşturma ve

kovuşturmanın bir dosya üzerinden yürütülmesi veya bir dosyada birleştirilmiş

olması halinde kanuni tutukluluk süresinin her suç için ayrı değerlendirilmesi

gerektiği yönündeki yorumu, kişilerin tutuklu yargılanabileceği azami süreyi

belirsiz ve öngörülemez bir şekilde uzatmaya elverişlidir. Zira bir kişi

hakkında birden fazla suç isnadı olması halinde azami tutukluluk süresi her

biri için ayrı değerlendirdiğinde kişinin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği

süre öngörülemez bir şekilde uzayacaktır. Bir hukuk devletinde henüz suçluluğu

hükmen sabit hale gelmemiş bir kişinin bu yorum nedeniyle belirsiz bir süre

özgürlüğünden yoksun bırakılması düşünülemez (B. No: 2012/1137, 2/7/2013, §

53).

40. Başvurucu 19/1/2009

tarihinde tutuklanmıştır. Somut olay bakımından 5271 sayılı Kanun’un 102.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında öngörülen azami tutukluluk süresi 20/1/2014

tarihinde dolmuştur. Başvuru tarihi itibarıyla tutukluluk süresi ise 5 yıl 20

gündür. Bu tarihten sonraki tutukluluk hali kanunda aranan şekil ve şartlara

uymamaktadır. Başvurucu, ayrıca tutukluluğun yeterince gerekçelendirilmemesi

nedeniyle hak ihlalinde bulunulduğunu iddia etmiş ise de,

tutukluluk azami süreyi aşmakla bir kez hukuki olmaktan çıkmış olması nedeniyle

bunun ayrıca gerekçesiz olup olmadığının incelenmesine gerek duyulmamıştır.

41. Açıklanan nedenlerle, Anayasa’nın

19. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı

Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

42. 6216 sayılı Kanun’un 50.

maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal

edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde

ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere

hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa,

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere

dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel

mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla

yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

43. 6216 sayılı Kanun’un 50.

maddesinin (1) numaralı fıkrasında, esas

inceleme sonunda ihlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedileceği belirtilmiş, ancak

yerindelik denetimi yapılamayacağı, idari eylem ve işlem niteliğinde karar

verilemeyeceği hüküm altına alınmıştır.

44. Başvuruda Anayasa'nın 19.

maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Başvurucu

tazminat talebinde bulunmamıştır Başvurucu adli yardım talebinde bulunduğundan

herhangi bir yargılama giderinde bulunmamıştır.

45. Karar örneğinin ilgili

mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi gerekir

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1. Adil yargılanma hakkının

ihlal edildiği yönündeki şikâyetlerinin “başvuru

yollarının tüketilmemesi” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. İlk derece yargılamasında

devam eden tutukluluk kapsamındaki şikâyetlerinin KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. “Kanun’da

öngörülen azami tutukluluk süresinin aşılması” nedeniyle Anayasa’nın 19.

maddesinin üçüncü fıkrasının İHLAL EDİLDİĞİNE

C. Karar örneğinin ilgili

Mahkemeye gönderilmesine,

D. Başvurucunun yargılama giderlerinden muaf tutulmasına,

23/7/2014

tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar

verildi.

Başkan

:

Serruh

KALELİ

Üyeler

:

Nuri NECİPOĞLU

Hicabi

DURSUN

Erdal TERCAN

Zühtü ARSLAN

Raportör

:

Hüseyin TURAN

Başvurucu

:

Cihan GÜNEŞ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/2275, 23 Temmuz 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası