İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I.y. Başvurusu (B. No: 2012/1213)

1. Başvurucu, öğretmen olarak

Başvuru No2012/1213Tarih17 Temmuz 2014Okuma15 dk · 3.024 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm I.Y. Başvurusu

Karar tarihi
17 Temmuz 2014
Başvuru Numarası
2012/1213
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.024 kelime·15 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, öğretmen olarak

görev yaptığı okul idaresi ve İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü görevlilerince,

aleyhinde hukuksuz idari işlem ve eylemler yapılması ve bu suretle kendisine mobbing uygulanması nedeniyle yaptığı suç duyurusu üzerine

şüpheliler hakkında soruşturma izni verilmemesine karar verilmesi ve yapılan

tahkikatın adil olmaması nedeniyle, Anayasa’nın 17. ve 36. maddelerinde güvence

altına alınan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş, ihlalin tespitiyle

yeniden yargılama yapılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 24/12/2012

tarihinde Anayasa Mahkemesi’ne doğrudan yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvurunun

Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölümün İkinci

Komisyonunca, 10/1/2014 tarihinde kabul edilebilirlik

incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere dosyanın Bölüme gönderilmesine karar

verilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

4. Başvuru formu ve eklerinde

belirtildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:

5. Başvurucunun, öğretmen

olarak görev yaptığı okulda kullandığı e-okul sisteminde teknik sorunlar bulunduğunu

ve sağlıklı bilgi girişi yapamadığını okul yönetimine bildirmesine karşılık

okul müdürü tarafından sorunun çözülmesi yönünde girişimde bulunulmadığı,

e-okul kullanıcı hesabına resmi nitelik verilmediği ve kullanıcı hesabına

kasıtlı bir müdahale olduğu iddialarıyla sorumlular hakkında 28/12/2011

ve 6/1/2012 tarihlerinde Çankaya İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne; 22/2/2012

tarihinde de Çankaya Kaymakamlığına yaptığı şikayetler sonuçsuz kalmıştır.

6. Diğer taraftan, başvurucu

hakkında, okul idaresi tarafından e-okul

kullanıcı şifresinin verilmesi hususunda kendisine farklı muamele yapıldığı

iddiasıyla verdiği 5/12/2011 tarihli dilekçe üzerine

yapılan incelemede konuyu farklı göstermeye çalışma ve idareyi gereksiz iş ve

işlemlerle uğraştırmaya dönük bir çaba içinde olduğu kanaatine varılarak

“kurumun huzur ve sükun içerisinde çalışma düzenini bozmak” fiilini

işlediği gerekçesiyle 17/1/2012

tarihli işlemle kınama cezası ile tecziye edilmiştir.

7. Başvurucu tarafından,

23/2/2012 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına verilen dilekçe ile, görev yaptığı okulun müdür ve müdür yardımcısı ile

Çankaya İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü görevlileri hakkında, kendisine e-okul

kullanıcı hesabı açılarak şifre verilmesi gerekirken verilmediği, durumla ilgili

müracaatı sonrasında disiplin cezasıyla cezalandırıldığı, İlçe Milli Eğitim

Müdürlüğü yetkililerinin de bu duruma kayıtsız kaldığı belirtilerek suç

duyurusunda bulunulmuştur.

8. Şüpheliler hakkında

düzenlenen ön inceleme raporuna istinaden, Çankaya Kaymakamlığının 19/6/2012 tarih ve 2012/19 sayılı evrakı kapsamında, ileri sürülen iddialardan sübut bulan “öğretmenlerin

e-okul kullanıcı adı ve şifre değiştirme işlemlerinde dilekçe talep edilmediği

halde, yalnızca müştekiden dilekçe istenmesi durumunun” hukuki yönden bir ihlal

yapılarak müştekinin mağduriyetine sebep verilmediği görüş ve kanaatine

varıldığı belirtilerek, ilgililer hakkında soruşturma izni

verilmemesine karar verilmiştir.

9. Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığının 28/6/2012 tarih ve S.2012/41139 sayılı

kararı ile evrakın işlemden kaldırılmasına karar verilmiştir.

10. Başvurucu tarafından

soruşturma izni verilmemesi kararına karşı yapılan itiraz Ankara Bölge İdare

Mahkemesinin 17/10/2012 tarih ve E.2012/350, K.2012/453 sayılı kararı ile, ön inceleme raporu ve eki belgelerde yer alan

tespitlerin isnat edilen eylemden dolayı Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlık

soruşturması yapılmasını gerektirecek nitelik ve yeterlikte olmadığının

anlaşıldığı belirtilerek reddedilmiştir.

11. Ret kararı 23/11/2012 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

Başvurucu, 24/12/2012 tarihinde süresi içinde bireysel

başvuruda bulunmuştur

B. İlgili

Hukuk

12. 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza

Muhakemesi Kanunu’nun 172. ve 173. maddeleri, 2/12/1999 tarih ve 4483 sayılı

Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun’un 4.

maddesinin birinci fıkrası, 5. maddesinin birinci fıkrası, 6. ve 9. maddeleri.

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

13. Mahkemenin 17/7/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun

24/12/2012 tarih ve 2012/1213 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği

düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

14. Başvurucu, öğretmen olarak

görev yaptığı okulun yönetimi tarafından kendisine verilen şifre ve kullanıcı

kodu ile e-okul hesabına girişlerde sorun yaşadığını, bu durumu okul idaresine

iletmesine rağmen sorunun çözülmediği gibi sık sık e-okul şifresi istemek

suretiyle idareyi gereksiz işlerle uğraştırdığı belirtilerek tarafına kınama cezası

verildiğini, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne yaptığı müracaatlara da cevap

verilmediğini, kasıtlı olarak e-okul sayfasına müdahale edildiğini, bu şekilde

kendisine mobbing uygulandığını, belirtilen eylemler

nedeniyle yaptığı suç duyurusu üzerine şüpheliler hakkındaki evrakın soruşturma

izni verilmemesi nedeniyle işlemden kaldırılmasına karar verildiğini, yaptığı

itirazın da reddedildiğini ve bu kapsamda yapılan soruşturmanın adil olmadığını

beyan ederek, Anayasa’nın 17. ve 36. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

1. Adil

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası

15. Başvurucu, görevi kötüye

kullanma iddiasıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına yaptığı şikâyet sonucunda eksik

incelemeye ve hatalı değerlendirmeye dayalı olarak şüpheliler hakkındaki

evrakın işlemden kaldırılmasına karar verildiğini, soruşturma izni verilmemesi

kararına karşı yaptığı itiraz sonucunda verilen kararın gerekçeden yoksun

olduğunu, söz konusu kararlar nedeniyle sorumluların cezasız kaldığını

belirterek, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

16. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve

özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin

kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine

başvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş

olması şarttır.”

17. 30/11/2011 tarih ve 6216 sayılı

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un, “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve

özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’nin taraf

olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal

edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.”

18. Anılan Anayasa ve Kanun

hükmüne göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının

incelenebilmesi için, kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen

hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin

kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak

koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).

19. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahiptir.”

20. AİHS’nin “Adil yargılanma

hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile

ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar

konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak

görülmesini istemek hakkına sahiptir. ….”

21. Anayasa’nın 36. maddesinin

birinci fıkrasında herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil

yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanma

hakkının kapsamı düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriğinin,

Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı”

kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesinde belirlenmesi gerekir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).

22. Sözleşme’nin adil yargılanma

hakkını düzenleyen 6. maddesinde adil yargılanmaya ilişkin hak ve ilkelerin “medeni hak ve yükümlülükler ile ilgili

uyuşmazlıkların” ve bir “suç

isnadının” esasının karara bağlanması esnasında geçerli olduğu

belirtilerek hakkın kapsamı bu konularla sınırlandırılmıştır. Bu ifadeden, hak arama

hürriyetinin ihlal edildiği gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunabilmek için,

başvurucunun ya medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili bir uyuşmazlığın tarafı

olması ya da başvurucuya yönelik bir suç isnadı hakkında karar verilmiş olması

gerektiği anlaşılmaktadır (B. No: 2012/917, 16/4/2013,

§ 21).

23. Bir ceza davasında üçüncü

kişilerin suçlanması veya cezalandırılmasını talep eden mağdur, suçtan zarar

gören, şikâyetçi veya katılan sıfatını haiz kişiler, adil yargılanma hakkının

koruma alanı dışında kalmaktadır. Bu kuralın istisnaları, ceza davasında medenî

hak talebine imkân veren bir sistemin benimsenmiş veya ceza davası sonucunda

verilen kararın hukuk davası açısından etkili ya da bağlayıcı olması hâlleridir

(B. No. 2013/1845, 7/11/2013, § 37; Benzer yöndeki

AİHM kararı için bkz. Perez/Fransa, B. No: 47287/99, 12/2/2004, §

70).

24. Hukuk sistemimiz açısından,

5271 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesi ile ceza muhakemesinde şahsi hak

iddiasında bulunma imkânı ortadan kalkmış olup, başvurucunun ceza muhakemesi

sürecinde medeni haklarını ileri sürme imkânı bulunmamaktadır. Ayrıca somut

olayda başvurucunun isteğinin üçüncü kişilerin cezalandırılmasıyla, verilen

evrakın işlemden kaldırılmasına dair kararın etkilerinin de ceza muhakemesi

süreci ile sınırlı olduğu ve başvurucunun iddiaları göz önünde

bulundurulduğunda hukuk yargılaması açısından bağlayıcı bir etkisi bulunmadığı

anlaşılmaktadır (B. No: 2013/2284, 15/4/2014, § 24).

25. Açıklanan nedenlerle,

Anayasa’nın 36. maddesine dayanan ihlal iddiasının konusunun, Anayasa’da

güvence altına alınmış ve Sözleşme kapsamında yer alan temel hak ve

özgürlüklerin koruma alanı dışında kaldığı anlaşılmakla, başvurunun bu

kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “konu bakımından yetkisizlik” nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Anayasa’nın 17. Maddesinin İhlal Edildiği İddiası

26. Başvurucu, öğretmen olarak

görev yaptığı okul idaresi ve İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü görevlilerince

kendisi aleyhine hukuksuz idari işlem ve eylemler yapıldığını ve bu suretle mobbinge maruz kaldığını belirterek, Anayasa’nın 17.

maddesinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

27. Anayasa’nın 17. maddesinin

birinci ve üçüncü fıkraları şöyledir:

“Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına sahiptir.

...

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan

haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”

28. Sözleşme’nin “İşkence yasağı” kenar başlıklı 3. maddesi

şöyledir:

“Hiç kimseye işkence

veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya ceza uygulanamaz.”

29. Anayasa’nın 17. maddesinin

birinci fıkrasında, herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme

hakkına sahip olduğu belirtilmekte olup, bu düzenlemede yer verilen maddi ve

manevi varlığı koruma ve geliştirme hakkı, Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde

özel yaşama saygı hakkı kapsamında güvence altına alınan fiziksel ve zihinsel

bütünlük hakkı ile, bireyin kendisini gerçekleştirme

ve kendisine ilişkin kararlar alabilme hakkına karşılık gelmektedir (B. No:

2013/2187, 19/12/2013, § 30).

30. Anayasa’nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrasında ise kimseye “işkence”,

“eziyet” yapılamayacağı ve

kimsenin “insan haysiyetiyle bağdaşmayan”

muamele ve cezaya tabi tutulamayacağı düzenlenmiş olup, hüküm Sözleşme’nin 3.

maddesi kapsamında güvence altına alınmış olan hukuksal çıkarları

kapsamaktadır. Belirtilen düzenlemede yer alan ifadeler arasında bir yoğunluk

farkı bulunmakta olup, kişinin maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne en ağır

şekilde zarar veren muamelelerin “işkence”,

bu seviyeye varmayan fakat yine de vücutta zarar ya da yoğun fiziksel veya

ruhsal ızdırap veren insanlık dışı muamelelerin “eziyet”, küçük düşürücü ve alçaltıcı

nitelikteki daha hafif muamelelerin ise “insan

haysiyetiyle bağdaşmayan” muamele veya ceza olarak belirlenmesi

mümkündür (B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 22).

31. Ancak, bir eylemin

Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının kapsamına girebilmesi için asgari

bir ağırlık düzeyine ulaşmış olması gerekir. Bu asgari eşiğin aşılıp

aşılmadığının belirlenmesinde her somut olayın özellikleri dikkate alınarak bir

değerlendirme yapılması esastır. Bu bağlamda, muamelenin süresi, fiziksel ve

manevi etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi faktörler

önem taşımaktadır (B. No. 2012/969, 18/9/2013, § 23).

Somut olaydaki veriler ışığında, belirtilen ağırlık eşiğinin altında kalan

muamele ve eylemlerin ise, diğer haklar kapsamında değerlendirilmesi mümkündür.

32. AİHM içtihadında da, başvuru

konusu iddiaların Sözleşme’nin 3. maddesinin güvencesi kapsamında yer alması

için minimum bir ağırlığa varması gerektiği kabul edilmekte ve acımasız,

insanlık dışı veya küçük düşürücü muamele veya cezanın ağır ve kasıt içeren şekli

olarak kabul edilen işkencenin, şiddetli acı veya eziyet uygulanması, acının

kasıtlı olarak uygulanması ve bilgi almak, cezalandırmak veya korkutmak gibi

amaçlı bir muameleyi içermesi gerektiği benimsenmektedir. Önceden tasarlanarak

saatlerce uygulanan ve ağır yaralar ve en azından ağır fiziki ve ruhsal acılar

çektiren muameleler ise insanlık dışı muamele olarak değerlendirilmektedir.

Küçük düşürücü muamelenin ise, mağdurlarda korku ve aşağılık duygusu oluşturan,

küçük düşürücü ve alçaltıcı nitelikte olan muameleleri ifade ettiği kabul

edilmekte ancak, söz konusu muamelenin amacının ilgili kişiyi küçük düşürmek

veya alçaltmak olup olmadığı ve sonuçları itibarıyla mağdurun kişiliğini

Sözleşme’nin 3. maddesi ile uyuşmayan bir olumsuzluk düzeyinde etkileyip

etkilemediği üzerinde durulmaktadır (B. No: 2013/2284, 15/4/2014,

§ 34).

33. Yukarıda yer verilen

tespitlerden de anlaşılacağı üzere, doğası gereği cezaların veya menfi hareket

ve eylemler ile olumsuz hayat deneyimlerinin, kişinin fiziki ve ruhsal değerlerini

etkilemesi ve kişide stres, üzüntü ve sair menfi tezahürlere yol açması ve bu

etkileri açısından özellikle küçük düşürücü muamele kavramını çağrıştırması

mümkün olmakla birlikte, belirtilen eylemlerin Sözleşme’nin 3. maddesi

anlamında işkence, insanlık dışı veya küçük düşürücü muamele ve bu kavramların

Anayasa’nın 17. maddesinde yer verilen muadilleri olan işkence, eziyet veya

haysiyetle bağdaşmayan muamele veya ceza olarak nitelendirilebilmesi için,

mağdurun sübjektif niteliklerinin yanı sıra muamelenin uygulanış şekli ve

yöntemi ile özellikle meydana getirdiği fiziksel ve ruhsal etkiler açısından

önemli bir ağırlığa ulaşmış olması gerekmektedir (B. No: 2013/2284, 15/4/2014, § 35).

34. Belirtilen tespitler

ışığında somut olay incelendiğinde, başvurucu tarafından esasen, görev yaptığı

okulun yönetimi tarafından kendisine verilen şifre ve kullanıcı kodu ile e-okul

hesabına girişlerde sorun yaşadığı, bu durumu okul idaresine iletmesine rağmen

sorunun çözülmediği gibi sık sık e-okul şifresi istemek suretiyle idareyi

gereksiz işlerle uğraştırdığı gerekçesiyle kınama cezası ile cezalandırıldığı,

İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne yaptığı müracaatlara da cevap verilmediği,

kasıtlı olarak e-okul sayfasına müdahale edildiği, bu suretle manevi zarara

uğratıldığı ve bu kapsamda Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal edildiği iddiasıyla

başvuruda bulunulduğu anlaşılmaktadır. Başvurucu tarafından iddia

edilen eylemlerin fiziksel ve manevi etkileri, süresi ve yoğunluk derecesi gibi

unsurların değerlendirilmesi neticesinde; başvurucunun e-okul şifresi nedeniyle

okul idaresi ile yaşadığı sorunların sistematik bir muamele tarzına işaret

etmeyip münferit hadiselerden ibaret olduğu anlaşılmaktadır. Belirtilen

eylemlerin kişilik haklarını ihlal ederek, başvurucu üzerinde fiziki ve ruhsal

etkilerinin olması mümkün olmakla birlikte, özellikle kamu görevlisi olan

başvurucu hakkında bir disiplin cezası tesis edilmesinin, muamelenin uygulanış

şekli ve yöntemi ile özellikle meydana getirdiği fiziksel ve ruhsal etkiler

açısından, başvurucunun yetişkin bir birey olması ve mesleki statüsü de nazara

alındığında, Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında

değerlendirilmesi için gerekli olan asgari eşiği aştığı söylenemez.

35. Belirtilen nedenlerle

başvurucunun şikâyetinin, maddi ve manevi varlığın korunması hakkı ile

bağlantılı olarak Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrası kapsamında

değerlendirilmesi uygun görülmüştür.

36. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“… Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının

tüketilmiş olması şarttır.”

37. 6216 sayılı Kanun’un, “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal

için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel

başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”

38. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrasında,

bireysel başvuruda bulunulmadan önce, ihlal iddiasının dayanağı olan işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş olan idari ve yargısal başvuru

yollarının tamamının tüketilmiş olması gerektiği belirtilmiştir. Temel hak

ihlallerini öncelikle derece mahkemelerinin gidermekle yükümlü olması, kanun

yollarının tüketilmesi koşulunu zorunlu kılar (B. No: 2012/1027, 20, 12/2/2013, §§ 19–20; B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 26).

39. Ancak belirtilen hükümlerde

yer verilen olağan başvuru yolları ibaresinin, başvurucunun şikâyetleri

açısından makul bir başarı şansı sunabilecek ve bir çözüm sağlayabilecek

nitelikte, kullanılabilir ve etkili başvuru yolları olarak anlaşılması

gerekmektedir. Ayrıca, başvuru yollarını tüketme kuralı ne kesin ne şeklî

olarak uygulanabilir bir kural olup, bu kurala riayetin denetlenmesinde

münferit başvurunun koşullarının dikkate alınması esastır. Bu anlamda, yalnızca

hukuk sisteminde bir takım başvuru yollarının varlığının değil, aynı zamanda

bunların uygulama şartları ile başvurucunun kişisel koşullarının gerçekçi bir

biçimde ele alınması gerekmektedir. Bu nedenle başvurucunun, kendisinden

başvuru yollarının tüketilmesi noktasında beklenebilecek her şeyi yerine

getirip getirmediğinin başvurunun özellikleri dikkate alınarak incelenmesi gerekir

(B. No: 2013/2284, 15/4/2014, § 42).

40. Bireyin fiziksel ve zihinsel

bütünlüğü, Anayasa’nın 17. maddesinde yer verilen “maddi ve manevi varlık” kapsamında yer almaktadır. Devlet,

bireyin maddi ve manevi varlığının bir parçası olan fiziksel ve zihinsel

bütünlüğe keyfi olarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin saldırılarını

önlemekle yükümlüdür. Ancak Devletin, bireylerin maddi ve manevi varlığına

yönelik olarak yapılan müdahalelere karşı etkili mekanizmalar kurma

çerçevesindeki pozitif yükümlülüğü, tüm müdahale türleri açısından mutlaka

cezai soruşturma ve kovuşturma yapılmasını gerekli kılmaz. Belirtilen haksız

müdahalelere karşı bireyin korunması hukuk muhakemesi yoluyla da mümkündür.

Nitekim fiziksel ve zihinsel bütünlüğe yapılan müdahaleler için ülkemizde hem

cezai hem de hukuki koruma öngörülmüştür. Ancak hukukumuz

açısından, mobbing teşkil eden ve psikolojik taciz,

şiddet ve yıldırma türünden davranış grubu olarak kabul edilen ve somut

başvuruya konu eylemlere benzer eylemlerin içinde ceza hukuku anlamında suç

teşkil eden fiillerin yer alması durumunda, bu alandaki yaptırımlara tabi

tutulma olanağı bulunmakla beraber, özel hukuk anlamında bu tür fillerin

tazminat davasına konu edilebildiği görülmektedir. Yargı kararları

nazara alındığında, belirtilen tazmin imkanının, kişinin kamu görevlisi veya

özel hukuka tabi bir hizmet sözleşmesi çerçevesinde görev yapması nazara

alınarak, hem idari yargı hem de adli yargı alanında yer alan yargısal

makamlarca sağlandığı anlaşılmaktadır (Y.H.G.K. 25/9/2013

tarih ve E.2012/9-1925, K.2013/1407; Danıştay 8. Dairesi 16/4/2012 tarih ve

E.2008/10606, K.2012/1736). Dolayısıyla bir bireyin, somut başvuruda belirtilen

fiillere benzer eylemler vasıtasıyla fiziksel ve zihinsel bütünlüğüne müdahale

edildiği iddiasıyla, hukuk davası yoluyla daha etkin bir giderim sağlaması

mümkündür (B. No: 2013/2284, 15/4/2014, § 43).

41. Hukuka veya sözleşmeye

aykırı bir fiil nedeniyle başkasına verilmiş olan zararın tazmin edilmesi

yükümlülüğünü ifade eden hukuki sorumluluk, ceza hukuku alanında suç diye

adlandırılan insan davranışına göre daha geniş bir hukuka aykırı davranış

grubunu kapsamaktadır. Bir eylemin suç teşkil edebilmesi için ilgili kanunda

açıkça tanımlanması gerekirken haksız fiil için böyle bir sınırlamaya yer verilmemektedir.

Ayrıca, ceza hukuku alanında taksire dayalı sorumluluğun

istisnai nitelik taşımasına rağmen, kasten veya taksirle başkalarına verilen

zararın hukuki sorumluluk kapsamında giderim imkânının daha fazla olduğu, ceza

hukuku alanında objektif sorumluluğa yer verilmezken hukuki sorumluluk alanında

objektif sorumluluk esasının da etkin şekilde uygulandığı ve hukuki sorumluluk

alanında aynı maddi vakıalar çerçevesinde daha düşük bir ispat standardı

kullanılarak kişisel sorumluluğun söz konusu olabildiği anlaşılmaktadır. Bunun

yanı sıra, hukuk sistemimizde ceza muhakemesinde şahsi hak iddiasında bulunma

imkânı ortadan kaldırılırken, hukuki sorumluluk alanındaki tazmin

yükümlülüğünün asıl gayesinin zarar görenin zararının telafi edilmesi olduğu

nazara alındığında, özellikle somut başvuruya konu ihlal iddiasına benzer

uyuşmazlıklar açısından, hukuki tazmin yolunun daha yüksek başarı şansı

sunabilecek, kullanılabilir ve etkili bir başvuru yolu olduğu anlaşılmaktadır

(B. No. 2013/2284, 15/4/2014, § 44).

42. Başvuruya konu olayda,

başvurucu tarafından görev yaptığı okulun yönetimi tarafından kendisine verilen

şifre ve kullanıcı kodu ile e-okul hesabına girişlerde sorun yaşadığı, bu

durumu okul idaresine iletmesine rağmen sorunun çözülmediği gibi sık sık e-okul

şifresi istemek suretiyle idareyi gereksiz işlerle uğraştırdığı gerekçesiyle

kınama cezası ile cezalandırıldığı, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne yaptığı

müracaatlara da cevap verilmediği, kasıtlı olarak e-okul sayfasına müdahale

edildiği, belirtilen eylem ve işlemler yoluyla kendisine mobbing

uygulandığı belirtilerek suç duyurusunda bulunulduğu, yürütülen soruşturma

sonucunda şüpheliler hakkındaki evrakın işlemden kaldırılmasına karar

verildiği, ancak başvurucu tarafından somut başvuru açısından daha etkili bir

giderim yolu olan hukuk davası açma yoluna gidilmediği anlaşılmaktadır.

43. Yukarıda yer verilen

tespitler çerçevesinde, fiziksel ve zihinsel bütünlüğe ait unsurlara karşı

yapıldığı iddia edilen müdahaleler ile ilgili olarak, başvurucu tarafından

yalnızca ceza muhakemesi yoluna başvurulmuş olduğu nazara alındığında, Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için etkili başvuru yollarının

tüketilmesi koşulunun yerine getirildiği söylenemez (B. No. 2013/2284, 15/4/2014, § 46).

44. Açıklanan nedenlerle,

başvurucu tarafından fiziksel ve zihinsel bütünlüğüne ait unsurlara karşı

yapıldığı iddia edilen müdahaleler ile ilgili olarak yalnızca ceza muhakemesi

yoluna başvurulduğu ve somut başvuru açısından daha etkili bir giderim yolu

olan hukuk davası açma imkânı kullanılmaksızın bireysel başvuruda bulunulduğu

anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının “başvuru

yollarının tüketilmemesi” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının “konu bakımından yetkisizlik”,

2. Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal edildiğine yönelik

iddialarının “başvuru yollarının

tüketilmemesi”,

nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,

17/7/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Serruh KALELİ

Üyeler

:

Zehra

Ayla PERKTAŞ

Burhan

ÜSTÜN

Nuri

NECİPOĞLU

Zühtü

ARSLAN

Raportör

:

Elif

KARAKAŞ

Başvurucu : I. Y.

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2012/1213, 17 Temmuz 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. Üstün
  16. Necipoğlu
  17. Arslan
  18. Karakaş
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2012/1213
Tarih
17 Temmuz 2014

İlgili Kararlar

  • İbrahim Uysal Başvurusu (B. No: 2014/1711)
  • Cezmi Demir ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/293)
  • İlhan Yüksel Ekşioğlu Başvurusu (B. No: 2014/1572)
  • Osman Geçer Başvurusu (B. No: 2013/1326)
  • Nilgün Halloran Başvurusu (B. No: 2012/1184)
  • Ömer Faruk Şah Başvurusu (B. No: 2014/232)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.