İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Osman Geçer Başvurusu (B. No: 2013/1326)

1. Başvurucu, iş akdinin feshinin

Başvuru No2013/1326Tarih17 Temmuz 2014Okuma18 dk · 3.662 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Osman Geçer Başvurusu

Karar tarihi
17 Temmuz 2014
Başvuru Numarası
2013/1326
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.662 kelime·18 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvurucu, iş akdinin feshinin

iptali ve işe iadesine karar verilmesi talebiyle açtığı davanın, yaklaşık 3,5

yılda tamamlandığını, iş akdinin feshedilmesine sebep olan işlemler dolayısıyla

işleme katılan diğer çalışanların iş akitlerinin feshedilmemesi ve

Başsavcılığın kovuşturmaya yer olmadığına karar vermesine rağmen kendisine

işten çıkarılma cezası verildiğini, Mahkeme kararının gerekçesiz olduğunu

belirterek, Anayasa’nın 10. ve 36. maddelerinde düzenlenen eşitlik ilkesi ve

adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 8/2/2013 tarihinde

İskenderun İş Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari

yönden yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin

bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca, 22/4/2013

tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına,

dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölümün 20/5/2013 tarihli ara

kararı gereğince başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar

verilmiştir.

5. Adalet Bakanlığının 22/7/2013

tarihli görüş yazısı 5/8/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

Başvurucu Adalet Bakanlığı cevabına karşı beyanlarını yasal süresi içinde 15/8/2013 tarihinde ibraz etmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve ekleri ile ilgili dava dosyasında yer

aldığı şekliyle olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucunun çalıştığı Bankada hakkında hazırlanan teftiş

kurulu raporuyla mudilerin bilgisi ve rızası olmaksızın hesaplarından tediye ve

tahsil işlemleri yaptığı, başka bir müşteri adına yine haberi olmaksızın kredi

kullanıp kapattığı ve bu şekilde elde ettiği parayı kullandığı tespit edilmiş

ve iş akdi işveren Banka tarafından 3/3/2009 tarihli

disiplin kurulu kararına istinaden 1/6/2009 tarihinden itibaren feshedilmiştir.

8. İşveren Bankanın şikâyeti üzerine başvurucu hakkında

İskenderun Cumhuriyet Başsavcılığınca 2009/6170 sayılı soruşturma dosyası

açılmıştır. İskenderun Cumhuriyet Başsavcılığı, başvurucunun ifadesini alıp

gerekli araştırmayı yaptıktan sonra görevi kötüye kullanma suçu yönünden olayda

başvurucunun kamu görevlisi olmadığı ve hesaplarından bilgileri olmaksızın

kredi kullandırılan kişilerin kredileri kısa sürede faiziyle birlikte kapatıldığından

zarar oluşmadığı gerekçesiyle 25/10/2010 tarihinde

kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiş, bu karar 11/1/2011 tarihinde

kesinleşmiştir.

9. Başvurucu 23/6/2009 tarihinde

İskenderun İş Mahkemesinde (Mahkeme) iş akdinin haksız yere feshedildiği

gerekçesiyle işe iade davası açmıştır.

10. Mahkeme, ilk üç duruşmada davacı ve davalının cevap ve

cevaba cevap dilekçelerini almış, delilleri toplamış ve şahitleri dinlemiş, 28/1/2010 tarihli üçüncü duruşmada İskenderun Cumhuriyet

Başsavcılığından dosyanın istenmesine karar vermiş, sonraki 8 duruşmada

bahsedilen dosyayı bekletici mesele yaparak sonucunun beklenmesine, istenmesine

ve incelenmesine karar vermiştir. Mahkeme 14/4/2011 ve

20/10/2011 tarihleri arasında yaptığı üç duruşmada ise 2008/8095 sayılı başka

bir soruşturma dosyasının istenmesine ve incelenmesine karar vermiştir.

11. Mahkeme, 8/3/2012 tarihinde

E.2009/523, K.2012/281 sayılı karar ile başvurucunun, müşterilerin bilgisi ve

rızası olmaksızın hesaplarından para çekip yatırdığı, kredi kullandırıp

kapattığı ve bu şekilde elde ettiği parayı kullandığı, hesaplarından kredi

kullandırılan kişilerin banka müfettişine verdikleri ifadelerde kullanımın

kendilerine ait olmadığını ifade ettikleri, daha sonra şikâyetlerini geri

almalarının başvurucuyu koruma amacına yönelik olduğu, başvurucunun

savunmalarının tutarsız olduğu, bankaların güven ve itibar kurumları olduğu, iş

sözleşmelerinin tarafların karşılıklı güvenine dayandığı, başvurucunun

Bankacılık Kanununa aykırı davranışlarının tespit edildiği ve bu güven sarsıcı

durumdan sonra sözleşmenin sürdürülmesinin beklenemeyeceği, bu nedenlerle

feshin haklı sebebe dayandığı gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir.

12. İlk Derece Mahkemesinin kararı davacı tarafından temyiz

edilmiştir. Temyiz incelemesini yapan Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, temyiz

itirazlarını yerinde görmemiş ve “…dosyadaki

yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve

özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, yerinde

bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan

hükmün onanmasına…” gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesinin kararını

usul ve kanuna uygun bularak 8/11/2012 tarihinde

E.2012/17382, K.2012/36899 sayılı kararıyla hükmü onamıştır. Karar aynı tarihte

kesinleşmiştir.

13. Kesinleşen karar 15/1/2013

tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

B. İlgili Hukuk

14. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk

Muhakemeleri Kanunu’nun “Usul ekonomisi

ilkesi” kenar başlıklı 30. maddesi şöyledir:

“Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve

düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla

yükümlüdür.”

15. 6100 sayılı Kanun’un “Diğer

kanunlardaki yargılama usulü ile ilgili hükümler” kenar başlıklı

447. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Diğer kanunların sözlü yahut seri yargılama

usulüne atıf yaptığı hâllerde, bu Kanunun basit yargılama usulü ile ilgili

hükümleri uygulanır.”

16. 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş

Kanunu’nun “Fesih bildirimine itiraz ve

usulü” kenar başlıklı 20. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“Dava seri muhakeme usulüne göre iki ay içinde

sonuçlandırılır. Mahkemece verilen kararın temyizi halinde, Yargıtay bir ay

içinde kesin olarak karar verir.”

17. 4857 sayılı Kanun’un “Feshin

geçerli sebebe dayandırılması” kenar başlıklı 18. maddesinin birinci

fıkrası şöyledir:

“Otuz veya daha fazla işçi çalıştıran

işyerlerinde en az altı aylık kıdemi olan işçinin belirsiz süreli iş

sözleşmesini fesheden işveren, işçinin yeterliliğinden veya davranışlarından ya

da işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir sebebe

dayanmak zorundadır.”

18. 4857 sayılı Kanun’un “İşverenin

haklı nedenle derhal fesih hakkı” kenar başlıklı 25. maddesi şöyledir:

“Süresi belirli olsun veya olmasın işveren,

aşağıda yazılı hallerde iş sözleşmesini sürenin bitiminden önce veya bildirim

süresini beklemeksizin feshedebilir:

…

II- Ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan

haller ve benzerleri:

…

e) İşçinin, işverenin güvenini kötüye

kullanmak, hırsızlık yapmak, işverenin meslek sırlarını ortaya atmak gibi

doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışlarda bulunması.

…

h) İşçinin yapmakla ödevli bulunduğu görevleri

kendisine hatırlatıldığı halde yapmamakta ısrar etmesi.

ı) İşçinin kendi isteği veya savsaması

yüzünden işin güvenliğini tehlikeye düşürmesi, işyerinin malı olan veya malı

olmayıp da eli altında bulunan makineleri, tesisatı veya başka eşya ve

maddeleri otuz günlük ücretinin tutarıyla ödeyemeyecek derecede hasara ve kayba

uğratması.

III- Zorlayıcı sebepler

…

İşçi feshin yukarıdaki bentlerde öngörülen

sebeplere uygun olmadığı iddiası ile 18, 20 ve 21 inci madde hükümleri

çerçevesinde yargı yoluna başvurabilir.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

19. Mahkemenin 17/7/2014 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 8/2/2013 tarih ve 2013/1326 numaralı

bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

20. Başvurucu, iş akdinin feshinin

iptali ve işe iadesine karar verilmesi talebiyle açtığı davanın, ceza

soruşturmasının sonucunun beklenmesi sebebiyle yaklaşık 3,5 yılda

tamamlandığını, iş akdinin feshedilmesine sebep olan işlemler dolayısıyla

kendisine işten çıkarılma cezası verilmesine rağmen, işleme katılan banka

yönetmen yardımcısının ve yönetmeninin iş akdinin feshedilmediğini, Mahkemenin

hakkındaki ceza soruşturmasında takipsizlik kararı verilmesini göz önünde

bulundurmadan ret kararı verdiğini, temyiz davasını inceleyen Yargıtay

dairesinin onama kararını gerekçesiz verdiğini belirterek, Anayasa’nın 10. ve

36. maddelerinde düzenlenen eşitlik ilkesi ve adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini iddia etmiş ve iş akdinin haksız olarak feshedildiği gerekçesiyle

mahrum kaldığı 22 yıllık kıdem tazminatının ödenmesi ile yargılamanın uzun sürmesi

nedeniyle elde edemediği 3 yıllık kazanç kaybının tazmin edilmesi talebinde

bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Yargılamanın

Sonucunun Adil Olmadığı İddiası

21. Başvurucu iş akdinin feshedilmesine

sebep olan işlemler dolayısıyla kendisine işten çıkarılma cezası verilmesine

rağmen, işleme katılan banka yönetmen yardımcısının ve yönetmeninin iş akdinin

feshedilmediğini, Mahkemenin hakkındaki ceza soruşturmasında takipsizlik kararı

verilmesini göz önünde bulundurmadan ret kararı verdiğini, bu nedenle adil

yargılanma hakkı ve eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

22. Adalet Bakanlığı görüş yazısında,

başvurucuyu işten çıkaranın özel kanun hükümlerine tabi bir banka olduğu, bu

konuda kamu otoritelerince bir işlem tesis edilmediği, bu nedenle işten çıkarma

uygulamasının kişi bakımından yetkinin dışında olduğu, Anayasa Mahkemesinin bir

hak ihlali olmadıkça mahkemelerin maddi ve hukuki hatalarının bireysel başvuru

kapsamında incelenemeyeceği, başvurucunun işten çıkarılma gerekçesinin

haksızlığından şikâyet ettiği ve bunun Mahkemece incelenip reddedildiği

belirtilerek bu şikâyetler yönünden başvurunun açıkça dayanaktan yoksun

olduğunun düşünüldüğü ifade edilmiştir.

23. Başvurucu, Adalet Bakanlığının

görüşüne karşı, işveren bankanın bir kamu bankası olduğu, sermayesinin

tamamının Hazineye ait olduğu, daha önceleri personelinin de kamu personeli

statüsünde olduğu, özel statüye geçmeyen personelin memur olarak başka

kurumlara atandığı belirtilerek kredi vermede asıl sorumlu olan unvanlı

personelin sadece uyarı cezası almasına rağmen kendisinin iş akdine son

verildiği belirterek ihlal iddialarını tekrar etmiştir.

24. Başvurucu, iş akdinin

feshedilmesine sebep olan işlemler dolayısıyla kendisine işten çıkarılma cezası

verilmesine rağmen, işleme katılan banka yönetmen yardımcısının ve yönetmeninin

iş akdinin feshedilmediğini belirterek eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri

sürmüşse de, kendisine Anayasa’nın 10. maddesinin ilk fıkrasında sayılan hangi

nedene dayalı olarak veya hangi sebeple ayrı muamele yapıldığından

bahsetmemiştir. Başvurucu esas olarak işten çıkarılma gerekçesinin

haksızlığından ve bu konuda Mahkemece verilen kararın hatalı olduğundan şikâyet

etmektedir. Başvurucunun emsal gösterdiği unvanlı personelin somut başvuruya

konu olayda mudilerin hesaplarından bilgi ve rızaları olmaksızın para çekilmesi

ve yatırılması ile kredi kullandırılması işlemlerinden sorumlulukları kontrol

etme ve onaylamaya bağlı iken başvurucu işlemleri bizzat yapan kişi olarak

sorumludur. Bu sorumluluğa bağlı olarak yapılan teftiş incelemesi sonrasında

farklı cezalar önerilmesi ve yetkili kurullarca onaylanması beklenmesi gereken

bir sonuç olup, başvurucunun şikâyetinin incelemesinde ayrıca eşitlik ilkesi

yönünden değerlendirme yapılmasına gerek görülmemiştir.

25. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası ile 6216

sayılı Kanun’un 49. maddesinin (6) numaralı fıkrasında, bireysel başvurulara

ilişkin incelemelerde kanun yolunda gözetilmesi gereken hususların incelemeye

tabi tutulamayacağı, 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul

edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir.

26. Bir anayasal hakkın ihlali iddiası içermeyen, yalnızca

derece mahkemelerinin kararlarının yeniden incelenmesi talep edilen

başvuruların açıkça dayanaktan yoksun ve Anayasa ve Kanun tarafından Mahkemenin

yetkisi kapsamı dışında bırakılan hususlara ilişkin olduğu açıktır (B. No: 2012/1056,

16/4/2013, § 34).

27. İlke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu

yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi,

hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince

uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel

başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin

tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir

hatası veya açık keyfilik içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru

kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun

yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular bariz takdir hatası veya açıkça keyfilik

bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince incelenemez (B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).

28. Başvuruya konu somut davada başvurucunun hakkında

hazırlanan teftiş kurulu raporuyla mudilerin bilgisi ve rızası olmaksızın

hesaplarından tediye ve tahsil işlemleri yaptığı, başka bir müşteri adına yine

haberi olmaksızın kredi kullanıp kapattığı ve bu şekilde elde ettiği parayı

kullandığı tespit edilerek iş akdi feshedilmiştir. Başvurucunun iş akdinin

haksız yere feshedildiği gerekçesiyle açtığı işe iade davasında Mahkeme, 8/3/2012 tarihinde başvurucunun müşterilerin bilgisi ve

rızası olmaksızın hesaplarından para çekip yatırdığı, kredi kullandırıp

kapattığı ve bu şekilde elde ettiği parayı kullandığı, başvurucunun

savunmalarının tutarsız olduğu, başvurucunun bankacılık kanununa aykırı

davranışlarının tespit edildiği ve güven sarsıcı bu durumdan sonra sözleşmenin

sürdürülmesinin beklenemeyeceği, bu nedenlerle feshin haklı sebebe dayandığı

gerekçesiyle (§§ 10-11) davanın reddine karar vermiştir.

29. Somut davada Mahkemece uyuşmazlığın çözümü için gerekli

bilgi ve belgeler toplanarak inceleme yapılmış ve tanık ifadelerine

başvurulmuş, başvurucuya itirazlarını sunmak üzere imkân verilmiş ve bu iddia

ve itirazları değerlendirilmiştir.

30. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun yargılamanın sonucuna

yönelik iddialarının kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin

olduğu, Derece Mahkemesi kararlarının bariz takdir hatası veya açıkça keyfilik

içermediği anlaşıldığından, başvurunun diğer kabul edilebilirlik şartları

yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan

yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

b. Gerekçeli Karar Hakkının İhlali İddiası

31. Başvurucu Yargıtay onama kararının gerekçesiz olduğu,

Anayasa’ya göre tüm mahkemelerin kararlarının gerekçeli olması gerektiğini

belirterek gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

32. Adalet Bakanlığı görüş yazısında,

mahkeme kararlarının gerekçeli olmasının adil yargılanma hakkının bir gereği

olduğu, ancak temyiz incelemesinde kararlarının tamamen gerekçeli olmak zorunda

olmadığı, derece mahkemesiyle aynı görüşte olunması halinde o gerekçeyi

kullanarak veya basit bir atıfla görüşünü karara yansıtmasının yeterli olduğu,

bu anlamda somut başvuruya konu Yargıtay kararında yeterli gerekçenin yazılmış

olduğu ifade edilmiştir.

33. Başvurucu, Adalet Bakanlığının gerekçeli karar hakkına

yönelik görüşüne karşı cevap vermemiştir.

34. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasına göre Mahkemece açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemez

olduğuna karar verilebilir. Başvurucunun ihlal iddialarını kanıtlayamadığı,

iddialarının salt kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin olduğu,

temel haklara yönelik bir müdahalenin olmadığı veya müdahalenin meşru olduğu

açık olan başvurular ile karmaşık veya zorlama şikâyetlerden ibaret başvurular

açıkça dayanaktan yoksun kabul edilebilir.

35. Anayasa’nın 141. maddesinde güvence altına alınan

gerekçeli karar hakkı, mahkeme kararlarında kararların dayandığı hukuki

gerekçenin yeterli açıklıkta gösterilmesini gerektirir. Bununla birlikte

mahkeme kararlarının gerekçesinde tarafların tüm iddialarının ayrıntılı bir

biçimde tartışılması zorunluluğu bulunmamaktadır. Gerekçenin ayrıntısı davanın

niteliğine göre değişmekle birlikte kararın hüküm kısmına dayanak oluşturacak

hukuki bir gerekçenin kısa ve özet de olsa bulunmasının zorunlu olduğu açıktır

(B. No: 2013/1034, 20/3/2014, § 33).

36. Temyiz mercilerinin kararlarının tamamen gerekçeli olması

zorunlu değildir. Temyiz merciinin, yargılamayı yapan mahkemenin kararıyla aynı

fikirde olması ve bunu ya aynı gerekçeyi kullanarak ya da basit bir atıfla

kararına yansıtması yeterlidir. Burada önemli olan husus, temyiz merciinin

derece mahkemesinin kararını ve temyiz itirazlarını inceleyerek kararı

onadığını ya da bozduğunu göstermesidir (benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Garcia Ruiz /İspanya, B.No. 30544/96, 21/1/1996, § 28).

37. Somut olayda, Mahkemece, başvurucunun temyiz başvurusunda

da dile getirdiği iddialar tüm dosya kapsamı dikkate alınarak, hukuk kuralları

ve diğer delillerle beraber incelenmiş ve davanın reddine karar verilmiştir (§§

10-11). Yargıtay tarafından da Mahkemece verilen kararın gerekçesine atıf

yapılarak ve bu gerekçe kabul edilerek hüküm onanmıştır (§ 12). Bu durumda

Yargıtay kararının gerekçesiz olduğundan söz edilemez.

38. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun gerekçeli karar

hakkına ilişkin iddiası yönünden bir ihlalin olmadığı açık olduğundan,

başvurunun diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin 'açıkça dayanaktan yoksun olması' nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Yargılamanın

Makul Sürede Tamamlanmadığı İddiası

39. Başvurucunun yargılamanın uzunluğuyla ilgili şikâyeti

açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi bu şikâyet için diğer kabul edilemezlik

nedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu nedenle, başvurunun bu

bölümüne ilişkin olarak kabul edilebilirlik kararı verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

40. Başvurucu, iş akdinin feshedilmesi üzerine iş

mahkemesinde açtığı feshe itiraz davasının, yaklaşık üç buçuk yılda makul

olmayan bir sürede tamamlandığını, dava daha hızlı sonuçlandırılsa idi kalan

emeklilik süresini doldurup emekli olabileceğini belirterek makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

41. Adalet Bakanlığı görüş yazısında, makul süreye ilişkin

değerlendirmede Anayasa Mahkemesinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM)

yaklaşımını benimseyerek yargılama sürecinin bütününü ele aldığını, AİHM’in ulusal mahkemelerin yasal süreye riayetlerine

ilişkin yerel mevzuatı nasıl yorumladığı ve uyguladığını denetlemediğini,

davanın başvurucu açısından taşıdığı önemi bir değerlendirme kriteri

olarak ele aldığını; somut başvuruda ilk derece mahkemesinin 33 ayda karar

verdiğini, bu süre zarfında davanın esasını incelediği, tanık ifadelerine

başvurduğu, tanık sayısının ve delil listesinde yer alan belgelerin fazla

olduğu, davanın uzamasındaki en büyük nedenin İskenderun Cumhuriyet

Başsavcılığının başvurucu hakkındaki 2009/6170 sayılı soruşturma dosyasının

bekletici mesele yapılması olduğu ifade edilerek yargılama süresinin makul olup

olmadığı incelenirken bu hususların göz önünde bulundurulması gerektiği yönünde

beyanda bulunulmuştur.

42. Başvurucu karşı beyan dilekçesinde, Mahkemenin ret

kararını dayandırdığı gerekçelerin tamamının bekletici mesele yapılan

soruşturma dosyası sonuçlanmadan önce de mevcut olduğunu, soruşturma dosyasının

beklenmesinin davaya hiçbir katkısı olmadığını, soruşturma lehine sonuçlandığı

halde davanın reddedildiğini, dolayısıyla yargılamanın uzamasının makul

gerekçesi bulunmadığını beyan etmiştir.

43. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahiptir.”

44. Anayasa’nın “Duruşmaların

açık ve kararların gerekçeli olması” kenar başlıklı 141. maddesinin

dördüncü fıkrası şöyledir:

“Davaların en az giderle ve mümkün olan

süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.”

45. Sözleşme’nin “Adil

yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile

ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar

konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak

görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

46. Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede

yargılanma hakkı Anayasa Mahkemesi kararları uyarınca adil yargılanma hakkı

kapsamında değerlendirilmiştir. Ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan

süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141.

maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma

hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerekmektedir (B. No:

2012/13, 2/7/2013, § 39).

47. Adil yargılanma hakkı Devlete uyuşmazlıkların makul süre

içinde nihai olarak sonuçlandırılmasını garanti edecek bir yargı sistemi kurma

ödevi yükler. İş akdinin işveren tarafından haksız yere feshedildiğini düşünen

bir çalışanın, bu işlemin hukuka uygunluğu hakkında kısa sürede bir yargı

kararı verilmesinde önemli bir kişisel yararı bulunmaktadır. Zira işten

çıkarılmak suretiyle geçim kaynağını kaybeden bir bireyin hukuki durumunun

ivedilikle açıklığa kavuşturulması gerekir. Bir birey, geçim kaynağı olmaksızın

hukuki durumunun uzun süre belirsiz bırakılması halinde, bu durumdan olumsuz

etkilenecektir. Bu nedenle iş uyuşmazlıklarının ivedilikle çözülmesi hususunda

yargı organlarının özel bir itina göstermesi gerekir (B. No: 2013/772, 7/11/2013, § 59).

48. Makul süre incelemesinde; yargılamaya intikal eden maddi

vakıalar ve ispat araçlarından oluşan dava malzemesinin veya uygulanacak hukuk

kurallarının karmaşık olması; tarafların genel olarak yargılama sürecindeki

tutumu, yargılama sürecinin uzamasındaki etkisi ve usuli

haklarını kullanırken gereken dikkat ve özeni gösterip göstermedikleri; yargı

makamları yanında dava süreciyle ilgili kamu gücü kullanan tüm devlet

organlarına atfedilebilir yapısal sorunlar ve organizasyon eksikliğinden

kaynaklanan bir gecikme olup olmadığı ve yargılamanın süratle sonuçlandırılması

hususunda gerekli özenin gösterilip gösterilmediği; başvurucu için hukuki

korumanın bir an önce gerçekleştirilmesindeki yararının ne olduğu gibi davanın

niteliği ve niceliğine ilişkin birçok hususun birlikte değerlendirilerek karar

verilmesi gerekmektedir (B. No: 2013/772, 7/11/2013, §

49).

49. Kanun koyucu, feshe itiraz davalarının özel önemini

dikkate alarak diğer iş davalarına oranla daha hızlı bir şekilde karara

bağlanması için 4857 sayılı Kanun’un 20. maddesinde özel hükümlere yer vererek

feshin geçersizliğinin tespiti ve işe iade davalarının seri muhakeme usulüyle

mahkemelerce iki ay içinde; bu davaların temyiz incelemesinin de bir ay içinde

sonuçlandırılması yönünde düzenleme yapmıştır (Bkz.,

B. No: 2013/772, 7/11/2013, § 61). Kanun’un 20. maddesinde mahkemeler için

öngörülen bu süreler hak düşürücü nitelikte değildir. İşe iade davalarının

sonuçlandırılması için öngörülen iki aylık süre, mahkemelere yönelik bir süre

olduğundan düzenleyici nitelikte olup, mahkemeler bu sürede davayı

sonuçlandıramasalar da daha sonra verdikleri kararların geçerli olduğunda şüphe

yoktur (B. No: 2013/772, 7/11/2013, § 62).

50. Bunun yanında 6100 sayılı Kanun’un

30. maddesinde uyuşmazlıkların makul sürede çözümlenmesi gerektiği belirtilmiş,

bu amaçla 6100 sayılı Kanun’un 447. maddesiyle 4857 sayılı Kanun’un 20.

maddesinde olduğu gibi daha önce yürürlüğe girmiş olan kanunlarda yer alan

sözlü ve seri yargılama usulleri kaldırılmış ve bunun yerine iş hukuku uyuşmazlıklarına

da uygulanmak üzere basit yargılama usulü getirilmiştir. Bu durumda işe iade davalarında da

takip edilmesi gereken yargılama usulü 6100 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 1/10/2011 tarihinden itibaren basit yargılama usulü olmuştur

(B. No: 2013/772, 7/11/2013, § 64). Basit yargılama usulü, 6100 sayılı Kanun’un

316. maddesinde yer alan davalar ile kanunlarda açıkça belirtilen bazı

davalarda uygulanan ve yazılı yargılama usulünden daha basit ve çabuk işleyen,

daha kısa bir incelemeye ihtiyaç duyan ve daha kolay bir inceleme ile

sonuçlandırılabilecek dava ve işler için kabul edilmiş bir yargılama usulüdür

(B. No: 2013/772, 7/11/2013, § 65).

51. 4857 sayılı Kanun’un 20. maddesindeki sürelerin

düzenleyici nitelikte süreler olduğu, yapılması gereken duruşmalar ve duruşma

aralıkları, bilirkişi raporlarının beklenmesi, şahitlerin dinlenmesiyle

tebligat işlemleri göz önünde bulundurulduğunda, bu sürelerin aşılabileceği

görülmektedir. Bu nedenle öngörülen süreyi aşan her yargılamanın süresinin

makul olmadığı ve adil yargılanma hakkını ihlal ettiği söylenemez. Bununla

birlikte işe iade davalarının başvurucu açısından taşıdığı değer ile davanın

kısa sürede bitirilmesindeki başvurucunun kişisel yararı göz önüne alındığında

bu davaların süre yönünden diğer davalarla aynı nitelikte olduğu da söylenemez

(B. No: 2013/772, 7/11/2013, § 67).

52. Başvuru konusu olayda, iş akdi işveren tarafından

feshedilen başvurucunun 23/6/2009 tarihinde açtığı

feshe itiraz davasında Mahkeme, 2009/6170 sayılı soruşturma dosyasını bekletici

mesele yapmış ve bu soruşturmada verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair

kararın kesinleşmesi sonrasında yargılamayı yaklaşık 2 yıl 8 ayda tamamlayarak

8/3/2012 tarihinde ret kararı vermiştir. Davanın temyiz incelemesi de Yargıtay

dairesinin 8/11/2012 tarihinde verdiği onama kararı

ile 8 ayda tamamlanmıştır. Bu durumda iki dereceli yargılama sisteminde davanın

3 yıl 4 ay sürdüğü anlaşılmaktadır.

53. Davanın uzamasındaki esas nedeni 28/1/2010

tarihli davanın üçüncü duruşmasından 20/10/2011 tarihli duruşmaya kadar geçen

yaklaşık 1 yıl 9 aylık sürede İskenderun Cumhuriyet Başsavcılığının başvurucu

hakkında yürüttüğü soruşturma dosyasının bekletici mesele yapılmasıdır. Bu süre

içinde davanın esasına yönelik yargılama faaliyeti devam etmemiş ve

soruşturmanın sonuçlanmasından sonra mahkeme işin esasını incelemeye devam

ederek karar vermiştir.

54. Başvurunun değerlendirilmesi neticesinde, başvuruya konu

feshe itiraz davası; hukuki meselenin çözümündeki güçlük, maddi olayların

karmaşıklığı, delillerin toplanmasında karşılaşılan engeller, taraf ve tanık

sayısı gibi kriterler dikkate alındığında karmaşık

olmaktan uzaktır. Başvurucunun tutum ve davranışlarıyla ve usuli

haklarını kullanırken özensiz davranmasıyla yargılamanın uzamasına sebep olduğu

da söylenemez. Sonuç olarak iş ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıkların

özellikle de işe iade talebini içeren feshe itiraz davalarının niteliği,

başvurucu açısından taşıdığı değer ve başvurucunun davadaki menfaati dikkate

alındığında, 3 yıl 4 ay gibi bir sürenin makul olmadığı aşikârdır.

55. Belirtilen nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan “makul

sürede yargılanma hakkının” ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden

56. Başvurucu, uğradığı haksızlık nedeniyle mahrum kaldığını

iddia ettiği 22 yıllık kıdem tazminatı ile uzun yargılama nedeniyle kaybettiği

3 yıllık gelir kaybı karşılığı tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.

57. Adalet Bakanlığı görüşünde, başvurucunun tazminat talebi

konusunda değerlendirme yapılmamıştır.

58. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

59. Başvurucu uğradığı haksızlık nedeniyle mahrum kaldığını

iddia ettiği 22 yıllık kıdem tazminatı ile uzun yargılama nedeniyle kaybettiği

3 yıllık gelir kaybı karşılığı tazminat talep edilmişse de başvurucunun makul

süre dışındaki şikâyetleri kabul edilemez bulunmuştur. Başvuruda Anayasa’nın

36. maddesinin ihlal edildiği tespit edilmiş olmakla beraber, tespit edilen

ihlalle iddia edilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı

anlaşıldığından, başvurucunun maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi

gerekir.

60. Başvurucu açısından işe iade konulu

davanın başvurucunun kişisel yararı göz önünde bulundurulduğunda, yaklaşık 3

yıl 4 ay süren yargılama sürecinin uzunluğu sebebiyle başvurucuya yalnızca

ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararı karşılığında davanın

başvurucu için taşıdığı değer de dikkate alınarak takdiren

3.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

61. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler

uyarınca tespit edilen 198,35 harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan nedenlerle;

A. Başvurunun,

1- Yargılamanın sonucuna ilişkin şikâyetler yönünden “açıkça

dayanaktan yoksun olması”,

2- Gerekçeli karar hakkına yönelik şikâyet yönünden “açıkça dayanaktan yoksun olması” ,

nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3- Yargılamanın uzunluğuyla ilgili şikâyet yönünden KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence

altına alınan makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucu Osman GEÇER’e

3.000,00 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE, başvurucunun tazminata ilişkin diğer

taleplerinin REDDİNE,

D. Başvurucu tarafından yapılan 198,35

harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama

giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini

takiben başvurucuların Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay

içinde yapılmasına; ödemede gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği

tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

F. Kararın bir örneğinin ilgili

mahkemesine gönderilmesine,

17/7/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz

PAKSÜT

Recep KÖMÜRCÜ Engin YILDIRIM Raportör : Selami ER Başvurucu : Osman GEÇER

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/1326, 17 Temmuz 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. II- Ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan
  9. III- Zorlayıcı sebepler
  10. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  11. A. Başvurucunun İddiaları
  12. B. Değerlendirme
  13. B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence
  14. C. Başvurucu Osman GEÇER’e
  15. D. Başvurucu tarafından yapılan 198,35
  16. E. Ödemelerin, kararın tebliğini
  17. F. Kararın bir örneğinin ilgili
  18. Paksüt
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/1326
Tarih
17 Temmuz 2014

İlgili Kararlar

  • Nilgün Halloran Başvurusu (B. No: 2012/1184)
  • Ömer Faruk Şah Başvurusu (B. No: 2014/232)
  • Muharrem Erbey Başvurusu (B. No: 2014/328)
  • Sinan Aydın Aygün Başvurusu (B. No: 2014/923)
  • Rahil Dink ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2012/848)
  • Mehmet Arif Kılınç Başvurusu (B. No: 2013/1656)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.