İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Muharrem Erbey Başvurusu (B. No: 2014/328)

1. Başvurucu, hastalığı ve

Başvuru No2014/328Tarih17 Temmuz 2014Okuma16 dk · 3.140 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Muharrem Erbey Başvurusu

Karar tarihi
17 Temmuz 2014
Başvuru Numarası
2014/328
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.140 kelime·16 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, hastalığı ve

kişisel durumu dikkate alınmadan basmakalıp gerekçelerle tutukluluk halinin devamına

karar verilmesi nedeniyle Anayasa’nın 19., 37., 38. ve 56. maddelerinin ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 9/1/2014 tarihinde

Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvurunun

Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 17/1/2014 tarihinde kabul

edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme

gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 23/1/2014

tarihinde yapılan toplantıda kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve

olgular 24/1/2014 tarihinde Adalet Bakanlığına bildirilmiştir. Bakanlık

görüşünü 25/3/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Adalet Bakanlığı tarafından

Anayasa Mahkemesine sunulan görüş başvurucu vekiline 31/3/2014 tarihinde

bildirilmiştir. Başvurucu Bakanlık görüşüne karşı 2/4/2014 tarihinde beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve ekleri ile

Adalet Bakanlığı görüşünde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu 23/12/2009

tarihinde yasa dışı silahlı bir örgüte (KCK) üye olma suçlamasıyla gözaltına

alınmış ve Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesince 25/12/2009 tarihinde

tutuklanmıştır.

9. Diyarbakır Cumhuriyet

Başsavcılığının 9/6/2010 tarih ve 2010/1109 sayılı iddianamesiyle başvurucunun

da aralarında olduğu 151 sanık hakkında Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesinin

2010/444 esas sayılı dosyasında kamu davası açılmıştır.

10. Başvurucunun PKK terör

örgütü adına ülkemizde faaliyetler yürüten KCK-TM yapılanması içerisinde KCK

Sözleşmesinde yer alan Siyasi Alan Merkezinin, Hukuk Komitesi ve Dış İlişkiler

Komitesinde örgütsel faaliyetlerde bulunduğu, Abdullah Öcalan’ın dört ayaklı

paradigması içinde bahsedilen Demokratik Toplum Kongresinin Diyarbakır'da

hayata geçirilmesinde organizatör ve çağrıcı olarak görev aldığı, KCK-TM yapılanması

Türkiye sözcülerinin emir ve talimatları doğrultusunda hareket ettiği, terör

suçlarından dolayı cezaevinde bulunan tutuklularla görüşme yaparak aldığı

bilgileri KCK/TM yapılanması Türkiye sözcülerine aktarmak suretiyle örgütün

kuryeliğini yaptığı iddia edilmiştir.

11. Diyarbakır 6. Ağır Ceza

Mahkemesi 18/6/2010 tarihli tensip kararıyla başvurucunun da aralarında olduğu

bir kısım sanık hakkında, “kuvvetli suç

şüphesinin varlığını gösteren olguların ve ayrıca, sanıkların kaçacağı,

delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, tanık, mağdur veya başkaları

üzerinde baskı yapma olasılıklarının bulunması, bunların yanında, sanıkların

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu 100/3-a maddesinde sayılan suçlardan birini

işlediği hususunda yoğun şüphenin varlığı sebepleriyle sanıkların, 5271 sayılı

Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. ve devamı maddeleri gereğince tutukluluk

hallerinin devamına”, tutuklu sanıkların tutukluluk durumlarının

dosyanın resen ele alınarak 15/07/2010, 12/08/2010, 07/09/2010 ve 05/10/2010

tarihlerinde incelenmesine ve duruşmanın 18/10/2010 tarihinde yapılmasına karar

vermiştir.

12. Yargılama sürecinde

başvurucunun aralarında olduğu sanıkların 5/7/2012 tarihinden önce “tutuklu sanıklar hakkında kuvvetli suç şüphesinin

varlığını gösteren olguların ve ayrıca sanıkların kaçacağı, delilleri yok etme,

gizleme veya değiştirme tanık mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapma

olasılıklarının bulunması, bunların yanında sanıkların 5271 sayılı ceza

muhakemesi kanunun 100/3-a maddesinde sayılan suçlardan birini işlediği

hususunda yoğun şüphenin varlığı sebepleriyle..,,” ve 5/7/2012

tarihinden sonra ise “isnat edilen suçların

vasıf ve mahiyeti, sanıkların üzerine atılı suçlarla ilgili tanık beyanları,

aramalarda ele geçirilen belge ve dokümanlar, dijital malzemelere ilişkin

inceleme tutanakları, telefon görüşmeleri ve ortam dinlemeleri, görüntü

inceleme ve fotoğraftan tespit tutanakları, teknik araçlarla izleme ve dinleme

çözüm tutanakları, doküman inceleme tutanakları, olay tespit tutanakları ve

fiziki takip tutanaklarına göre kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren

olguların bulunması, sanıkların delilleri yok etme, gizleme, değiştirme,

tanıklar üzerinde baskı yapma olasılıklarının bulunması, suçların 5271 Sayılı

Ceza Muhakemesi Kanununun 100/3 maddesinde sayılan katalog suçlardan olması ve

isnat edilen suçlar için öngörülen ceza miktarı nedeniyle sanıkların kaçma

şüphesinin varlığının bulunması, sanıklar hakkında öngörülen cezaya göre

tutuklulukta geçirdikleri sürenin makul ve tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu,

bu koşullar altında adli kontrol uygulamasının, tutuklamadan beklenen amaca

ulaşılmasını sağlamayacağı göz önüne alınarak” tutukluluk halinin

devamına karar verilmiştir.

13. Başvurucunun tahliye

talebinin reddine ve tutukluluk halinin devamın ilişkin Diyarbakır 6. Ağır Ceza

Mahkemesinin 17/12/2013 tarih ve E.2010/444 sayılı kararına yapılan itiraz

Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 3/1/2014 tarih ve 2014/5 Değişik İş sayılı

kararıyla reddedilmiştir.

14. Başvurucunun tutuklu olarak

yargılandığı davada Mahkeme 7/3/2014 tarihinde, 21/2/2014 tarih ve 6526 sayılı

Terörle Mücadele Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda

Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 1. maddesi ile değişik 3713 sayılı

Kanun’un geçici 14. maddesi ve 6526 sayılı Yasa'nın 2. maddesi ile değişik 5235

sayılı Kanun’un 12. maddesi gereğince dosyasının bulunduğu aşamadan itibaren

kovuşturmaya devam edilmek üzere yetkili ve görevli olan Diyarbakır Ağır Ceza

Mahkemesine devrine karar vermiştir.

15. 6526 sayılı Kanun sonrasında

tutukluluk halinin devamına ilişkin karara yapılan itiraz Diyarbakır 2. Ağır

Ceza Mahkemesinin 14/3/2014 tarih ve 2014/291 Değişik İş sayılı kararıyla

reddedilmiştir

16. Başvuru konusu dava ilk

derece mahkemesi aşamasındadır.

17. Diyarbakır 2. Ağır Ceza

Mahkemesi 12/4/2014 tarihinde başvurucunun da aralarında olduğu bazı tutuklu

sanıkların serbest bırakılmasına karar vermiştir.

B. İlgili

Hukuk

18. 26/9/2004 tarih ve 5237

sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 314. maddesi şöyledir:

“(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan

suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuranveya

yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası

ile cezalandırılır.

(2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan

on yıla kadar hapis cezası verilir.

…“

19. 12/4/1991 tarih ve 3713

sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddesi şöyledir:

“3 ve 4 üncü maddelerde yazılı

suçları işleyenler hakkında ilgili kanunlara göre tayin edilecek hapis cezaları

veya adlî para cezaları yarı oranında artırılarak hükmolunur. Bu suretle tayin

olunacak cezalarda, gerek o fiil için, gerek her nevi

ceza için muayyen olan cezanın yukarı sınırı aşılabilir. Ancak, müebbet hapis

cezası yerine, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur.

…“

20. 4/12/2004 tarih ve 5271

sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. maddesi şöyledir:

“(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve

bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında

tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik

tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.

(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı

şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

1. Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması

girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe

sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk

Ceza Kanununda yer alan;

…

11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar

(madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),

(4) Sadece adlî para

cezasını gerektiren veya hapis cezasının üst sınırı iki yıldan fazla olmayan

suçlarda tutuklama kararı verilemez.”

21. 5271 sayılı Kanun’un 101.

maddesi şöyledir:

“(1) Soruşturma evresinde şüphelinin tutuklanmasına

Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından, kovuşturma

evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir. Bu istemlerde mutlaka

gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten

hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.

(2) (Değişik: 2/7/2012-6352/97 md.)

Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin

reddine ilişkin kararlarda;

a) Kuvvetli suç şüphesini,

b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,

c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,

gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek

açıkça gösterilir. Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir,

ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda

belirtilir.

(3) Tutuklama istenildiğinde, şüpheli veya sanık, kendisinin

seçeceği veya baro tarafından görevlendirilecek bir müdafiin

yardımından yararlanır.

(4) Tutuklama kararı verilmezse, şüpheli veya sanık derhâl

serbest bırakılır.

(5) Bu madde ile 100 üncü madde

gereğince verilen kararlara itiraz edilebilir.”

22. 5271 sayılı Kanun’un 102.

maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde

tutukluluk süresi en çok bir yıldır. Ancak bu süre, zorunlu hallerde

gerekçeleri gösterilerek altı ay daha uzatılabilir.

(2) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde,

tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde, gerekçesi

gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı geçemez.”

23. 5271 sayılı Kanun’un 108.

maddesi şu şekildedir:

“(1) Soruşturma evresinde şüphelinin tutukevinde bulunduğu

süre içinde ve en geç otuzar günlük süreler itibarıyla tutukluluk hâlinin

devamının gerekip gerekmeyeceği hususunda, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine

sulh ceza hâkimi tarafından 100 üncü madde hükümleri

göz önünde bulundurularak, şüpheli veya müdafii

dinlenilmek suretiyle karar verilir.

(2) Tutukluluk durumunun incelenmesi, yukarıdaki fıkrada

öngörülen süre içinde şüpheli tarafından da istenebilir.

(3) Hâkim veya mahkeme, tutukevinde bulunan sanığın

tutukluluk hâlinin devamının gerekip gerekmeyeceğine her oturumda veya koşullar

gerektirdiğinde oturumlar arasında ya da birinci fıkrada öngörülen süre içinde

de re'sen karar verir.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

24. Mahkemenin 17/7/2014

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 9/1/2014 tarih ve 2014/328

numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

25. Başvurucu, uzun süredir

Diyarbakır ilinde avukatlık yaptığını, tutuklandığında İnsan Hakları Derneği

Merkez Yönetim Kurulu Üyesi, Genel Başkan Yardımcısı ve Diyarbakır Şube Başkanı

olduğunu, tutuklu iken ortaya çıkan bel ve boyun fıtığı hastalığı nedeniyle

ameliyat olması gerektiğini, buna rağmen basmakalıp gerekçelerle, kişisel ve

sağlık durumu dikkate alınmadan dört yılı aşan süreyle tutukluluğun devamına

karar verildiğini, yargılandığı mahkemenin hukuki durumunun Anayasa’ya aykırı

olduğunu belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği ile kanuni hâkim güvencesi ve

sağlık hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş, tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

26. Başvurucu, kişi hürriyeti ve

güvenliği dışında sağlık hakkı ve kanuni hâkim güvencesinin de ihlal edildiğini

ileri sürmektedir. Başvurucunun sağlık durumuyla ilgili şikâyetinin tutukluluk

halinden kaynaklandığı, diğer şikâyetin ise yargılamaya ilişkin olduğu ve

yargılamanın henüz kesin olarak sonuçlanmadığı dikkate alındığında incelemenin

kişi hürriyeti ve güvenliği kapsamında yapılması gerektiği sonucuna

varılmıştır.

27. Anayasa’nın 19. maddesi

şöyledir:

“Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.

Şekil ve şartları kanunda

gösterilen:

Mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve

güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi; bir mahkeme kararının veya kanunda

öngörülen bir yükümlülüğün gereği olarak ilgilinin yakalanması veya

tutuklanması; bir küçüğün gözetim altında ıslahı veya yetkili merci önüne

çıkarılması için verilen bir kararın yerine getirilmesi; toplum için tehlike

teşkil eden bir akıl hastası, uyuşturucu madde veya alkol tutkunu, bir serseri

veya hastalık yayabilecek bir kişinin bir müessesede tedavi, eğitim veya ıslahı

için kanunda belirtilen esaslara uygun olarak alınan tedbirin yerine

getirilmesi; usulüne aykırı şekilde ülkeye girmek isteyen veya giren, ya da

hakkında sınır dışı etme yahut geri verme kararı verilen bir kişinin

yakalanması veya tutuklanması; halleri dışında kimse hürriyetinden yoksun

bırakılamaz.

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak

kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla

veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde

hâkim kararıyla tutuklanabilir. Hâkim kararı olmadan yakalama, ancak suçüstü

halinde veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yapılabilir; bunun

şartlarını kanun gösterir.

…

Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde yargılanmayı ve

soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme hakları vardır.

Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır bulunmasını

veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceye bağlanabilir.”

28. Adalet Bakanlığının

görüşünde, Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edildiği

yönündeki şikâyetlerle ilgili iddialar değerlendirilirken AİHM’in

tutukluluk konusunda benimsediği ilkelere değinilmiş; davanın kapsamı,

dosyadaki deliller, sanıklara yüklenen suçlar ve niteliği, sanıkların sayısı

gibi durumların tutukluluk süresinin makul olup olmadığının tespitinde dikkate

alınması gerektiği ifade edilmiştir. AİHM’in davanın

karmaşık olması durumunu tutukluluk süresinin makul olup olmadığının

değerlendirmesinde dikkate aldığı, özellikle organize suçlar bakımından dört

yıl üç güne kadar uzayan tutukluluk sürelerini makul süre olarak kabul ettiği

belirtilmiştir. Bakanlık görüşünde ayrıca olayın istisnai koşullarının,

karmaşıklığının, başvurucunun soruşturulmasına neden olan eylemin ağırlığının,

başvurucunun kaçma ihtimalinin de AİHM tarafından dikkate alındığı dile

getirilmiştir.

29. Bakanlık AİHM kararlarına

göre, bir kişinin Sözleşme’nin 5/1 (c) hükmü kapsamında özgürlüğünden yoksun

bırakılabilmesi için, başlangıçta “makul

şüphenin varlığı” yeterli olup, tutukluluğun devam ettirilmesi

açısından “makul şüphenin varlığını

sürdürmesi” gerektiğini, ancak, belirli bir sürenin ötesinde

tutukluluğun devamı açısından makul şüphenin varlığı tek başına yeterli olmayıp,

özgürlükten yoksun bırakmayı meşru kılacak gerçek bir kamu yararı

gerekliliğinin varlığının arandığını belirtmiştir. Söz konusu kamu yararı

gerekleri, ulusal yargı organlarının kararlarında gösterilen ve tutukluluğun

devamına gerekçe oluşturan “kaçma şüphesi”, “yargılamayı

etkileme tehlikesi”, “yeniden suç isleme riski” ve “kamu düzeninin bozulması tehlikesi”

olarak ortaya çıktığı, AİHM açısından bu nedenlerden herhangi birinin

bulunması, belirli bir sürenin ötesindeki tutukluluğu meşru kılma açısından

yeterli olduğu ifade edilmiştir.

30. Başvurucu Adalet Bakanlığı

görüşüne karşı başvuruda belirttiği hususları tekrarlayarak cevap vermiş ve

ihlalin devam ettiğini ileri sürmüştür.

31. Anayasa’nın 19. maddesinin

yedinci fıkrasında bir ceza soruşturması kapsamında tutuklanan kişilerin,

yargılamanın makul sürede bitirilmesini ve soruşturma veya kovuşturma sırasında

serbest bırakılmayı isteme haklarına sahip olduğu güvence altına alınmıştır.

32. Tutukluluk süresinin makul

olup olmadığı konusunun, genel bir ilke çerçevesinde değerlendirilmesi mümkün

değildir. Bir sanığın tutuklu olarak bulundurulduğu sürenin makul olup

olmadığı, her davanın kendi özelliklerine göre değerlendirilmelidir.

Tutukluluğun devamı ancak masumiyet karinesine rağmen Anayasa’nın 19.

maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkından daha

ağır basan gerçek bir kamu yararının mevcut olması durumunda haklı bulunabilir (B.

No: 2012/1137, 2/7/2013, § 61).

33. Bir davada tutukluluğun

belli bir süreyi aşmamasını sağlamak, öncelikle derece mahkemelerinin

görevidir. Bu amaçla, yukarıda belirtilen kamu yararı gereğini etkileyen tüm

olayların derece mahkemeleri tarafından incelenmesi ve serbest bırakılma

taleplerine ilişkin kararlarda bu olgu ve olayların ortaya konulması gerekir.

34. Devam eden tutukluluğun

hukuka aykırı olduğu iddiasıyla yapılan bireysel başvurularda şikâyetlerin

temel amacı, tutukluluğun hukuka aykırı olduğunun ya da devamını haklı kılan

sebep veya sebeplerin bulunmadığının tespitidir. Bu tespit yapıldığı takdirde

buna bağlı olarak ilgilinin tutukluluk halinin devamına gerekçe olarak

gösterilen hukuki sebeplerin varlığı sona erecek ve böylece kişinin serbest

kalmasının yolu açılabilecektir. Bu amaçla yapılan bir başvuruda, itiraz kanun

yolunda çelişmeli yargılama ve/veya silahların eşitliği gibi ilkelere uygun

olarak bir inceleme yapılıp yapılmadığı da dikkate alınacaktır. Dolayısıyla

belirtilen nedenlerle ve serbest bırakılmayı temin edebilecek bir karar alma

amacıyla yapılacak bireysel başvuruların, olağan kanun yolları tüketilmek

şartıyla, tutukluluk hali devam ettiği sürece yapılabilmesi mümkündür (B. No:

2012/726, 2/7/2013, § 30).

35. Tutuklama tedbirine

kişilerin suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunmasının yanı sıra bu

kişilerin kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek

maksadıyla başvurulabilir. Başlangıçtaki bu tutuklama nedenleri belli bir

süreye kadar tutukluluğun devamı için yeterli görülebilirse de bu süre

geçtikten sonra, uzatmaya ilişkin kararlarda tutuklama nedenlerinin hâlâ devam

ettiğinin gerekçeleriyle birlikte gösterilmesi gerekir. Bu gerekçeler “ilgili” ve “yeterli” görüldüğü takdirde, yargılama sürecinin özenli

yürütülüp yürütülmediği de incelenmelidir. Davanın karmaşıklığı, organize

suçlara dair olup olmadığı veya sanık sayısı gibi faktörler sürecin işleyişinde

gösterilen özenin değerlendirilmesinde dikkate alınır. Tüm bu unsurların

birlikte değerlendirilmesiyle sürenin makul olup olmadığı konusunda bir sonuca

ulaşılabilir (B. No: 2012/1303, 21/11/2013, § 53).

36. Dolayısıyla Anayasa’nın 19.

maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edilip edilmediğinin değerlendirmesinde

esas olarak, serbest bırakılma taleplerine ilişkin kararların gerekçelerine

bakılmalı ve tutuklu bulunan kişiler tarafından yapılan tutukluluğa itiraz

başvurularında sunulan belgeler çerçevesinde kararların yeterince

gerekçelendirilmiş olup olmadığı göz önüne alınmalıdır.

37. Diğer taraftan özgürlük

hakkı, adli makamlarla güvenlik görevlilerinin özellikle organize suçlarla

etkili bir şekilde mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek

biçimde yorumlanmamalıdır. Nitekim AİHM, Sözleşme’nin 5. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının (c) bendinin, Sözleşme’ye Taraf

Devletlerin güvenlik görevlilerinin bilhassa organize olanlar olmak üzere

suçlulukla etkili olarak mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye sebep

olabilecek biçimde uygulanmaması gerektiğini vurgulamaktadır (B. No: 2013/2814,

18/6/2014, § 69).

38. Bir kişinin gerekçeden

tamamen yoksun bir yargı kararıyla tutuklanması ve tutukluluğun uzatılması

kabul edilemez (Nakhmanovich/Rusya, B. No: 55669/00, 2/3/2006, § 70; Belevitskiy/Rusya, B. No: 72967/01, 1/3/2007, § 91).

Bununla beraber tutukluluğu meşru kılan gerekçeler gösterilerek bir zanlı ya da

sanığın tutuklanmasının keyfi olduğunu söylemek mümkün değildir. Ancak aşırı

derecede kısa gerekçelerle ve hiçbir yasal hüküm gösterilmeden tutuklama kararı

vermek ya da tutukluluğu devam ettirmek bu çerçevede değerlendirilmemelidir (B.

No: 2013/2814, 18/6/2014, § 70).

39. İtiraz veya temyiz

merciinin, itiraz veya temyiz incelemesine konu mahkeme kararına ve bu

karardaki gerekçelere katıldığı durumlarda, buna ilişkin kararını ayrıntılı

olarak gerekçelendirmemesi, kural olarak, gerekçeli karar hakkına aykırılık

teşkil etmez (B. No: 2013/2814, 18/6/2014, § 71).

40. Makul sürenin

hesaplanmasında sürenin başlangıcı, başvurucunun ilk kez yakalanıp gözaltına

alındığı durumlarda bu tarih, doğrudan tutuklandığı durumlarda ise tutuklama

tarihidir. Sürenin sonu ise kural olarak kişinin serbest bırakıldığı ya da ilk

derece mahkemesince hüküm verildiği tarihtir (B. No: 2012/1303, 21/11/2013, §

56).

41. Diyarbakır 6. Ağır Ceza

Mahkemesinde yargılamanın başladığı aşamadan itibaren tutuklu tüm sanıklar

yönünden 5/7/2012 tarihinden önce “kuvvetli

suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve ayrıca, sanıkların kaçacağı,

delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, tanık, mağdur veya başkaları üzeride baskı yapma olasılıklarının bulunması, bunların

yanında, sanıkların 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu 100/3-a maddesinde

sayılan suçlardan birini işlediği hususunda yoğun şüphenin varlığı

sebepleriyle…”(tensip kararı), “tutuklu

sanıklar hakkında kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve

ayrıca sanıkların kaçacağı, delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme tanık

mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapma olasılıklarının bulunması, bunların

yanında sanıkların 5271 sayılı ceza muhakemesi kanunun 100/3-a maddesinde

sayılan suçlardan birini işlediği hususunda yoğun şüphenin varlığı

sebepleriyle” gerekçesiyle,

5/7/2012 tarihinden sonra “isnat edilen suçların vasıf ve mahiyeti, sanıkların

üzerine atılı suçlarla ilgili tanık beyanları, aramalarda ele geçirilen belge

ve dokümanlar, dijital malzemelere ilişkin inceleme tutanakları, telefon

görüşmeleri ve ortam dinlemeleri, görüntü inceleme ve fotoğraftan tespit

tutanakları, teknik araçlarla izleme ve dinleme çözüm tutanakları, doküman

inceleme tutanakları, olay tespit tutanakları ve fiziki takip tutanaklarına

göre kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların bulunması, sanıkların

delilleri yok etme, gizleme, değiştirme, tanıklar üzerinde baskı yapma

olasılıklarının bulunması, suçların 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 100/3

maddesinde sayılan katalog suçlardan olması ve isnat edilen suçlar için

öngörülen ceza miktarı nedeniyle sanıkların kaçma şüphesinin varlığının

bulunması, sanıklar hakkında öngörülen cezaya göre tutuklulukta geçirdikleri

sürenin makul ve tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu, bu koşullar altında adli

kontrol uygulamasının, tutuklamadan beklenen amaca ulaşılmasını sağlamayacağı

göz önüne alınarak” tutukluluğun devamına karar verildiği

görülmektedir.

42. Kişinin suç işlediği yönünde

kuvvetli belirti ve tutuklama nedenlerinin varlığı devam ettiği sürece ilke

olarak tutukluluk belli bir süreye kadar makul kabul edilebilir ise de, bu süre geçtikten sonra tutuklamanın devamına karar

verilirken davanın genel durumu yanında, serbest bırakılmayı talep eden kişinin

özel durumunun dikkate alınması ve bu anlamda tutukluluk gerekçelerinin

kişiselleştirilmesi bir zorunluluktur.

43. Somut olayda, derece

mahkemelerince verilen tutukluluğun devamına dair kararların gerekçeleri

incelendiğinde, gerekçelerin tutukluluğun devamının hukuka uygunluğu ve

tutulmanın meşruluğunu haklı gösterecek içerikte olmadığı ve aynı hususların

tekrarı niteliğinde olduğu görülmektedir.

44. İlgili ve yeterli olmayan

gerekçelere dayanılarak başvurucunun özgürlüğünden mahrum bırakıldığı dikkate

alındığında söz konusu tutukluluk süresi makul olarak değerlendirilemez.

45. Açıklanan nedenlerle,

Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesinin Uygulanması

46. 6216 sayılı Kanun’un 50.

maddesinin (1) numaralı fıkrasında, esas inceleme sonunda ihlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedileceği belirtilmiş olup, yerindelik denetimi yapılamayacağı,

idari eylem ve işlem niteliğinde karar verilemeyeceği hüküm altına alınmıştır.

47. Başvuruda Anayasa'nın 19.

maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Başvuru

kapsamında 20.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Kişi hürriyeti ve

güvenliğine yönelik müdahale nedeniyle oluşan manevi zararın varlığı ile somut

olayın özellikleri dikkate alınarak başvurucuya takdiren

5.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

48. Başvurucu tarafından yapılan

206,10 TL başvuru harcı ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

1.706,10 TL yargılama giderinin ödenmesine karar verilmesi gerekir.

49. Karar örneğinin ilgili mahkemeye

gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle,

A. Başvurucunun İlk derece

yargılamasında devam eden tutukluk kapsamındaki şikâyetlerinin KABUL EDİLEBİLİR

OLDUĞUNA,

B. “Tutukluluğun

makul süreyi aşmış olması” nedeniyle Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının İHLAL

EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucunun diğer

şikâyetlerinin ayrıca incelenmesine YER OLMADIĞINA,

D. Başvurucuya takdiren 5.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

E. Başvurucu tarafından yapılan

206,10 TL başvuru harcı ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

1.706,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin kararın tebliğinden

sonra Maliye Bakanlığına yapılacak başvurudan itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması halinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına, G. Karar örneğinin Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine, 17/7/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan : Alparslan ALTAN Üyeler : Serdar ÖZGÜLDÜR Osman Alifeyyaz PAKSÜT Recep KÖMÜRCÜ Engin YILDIRIM Raportör : Muharrem İlhan KOÇ Başvurucu : Muharrem ERBEY Vekili : Av. Öztürk TÜRKDOĞAN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/328, 17 Temmuz 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  12. A. Başvurucunun İddiaları
  13. B. Değerlendirme
  14. A. Başvurucunun İlk derece
  15. B. “Tutukluluğun
  16. C. Başvurucunun diğer
  17. E. Başvurucu tarafından yapılan
  18. F. Ödemenin kararın tebliğinden
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/328
Tarih
17 Temmuz 2014

İlgili Kararlar

  • Sinan Aydın Aygün Başvurusu (B. No: 2014/923)
  • Rahil Dink ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2012/848)
  • Mehmet Arif Kılınç Başvurusu (B. No: 2013/1656)
  • Ökkeş Alp Kırıkkanat Başvurusu (B. No: 2012/1011)
  • Halil Kalkan Başvurusu (B. No: 2013/9787)
  • Emel Leloğlu Başvurusu (B. No: 2013/3512)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.