İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Nilgün Halloran Başvurusu (B. No: 2012/1184)

1. Başvurucu, bir elektronik iletide kullandığı sözlerden

Başvuru No2012/1184Tarih16 Temmuz 2014Okuma21 dk · 4.141 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Nilgün Halloran Başvurusu

Karar tarihi
16 Temmuz 2014
Başvuru Numarası
2012/1184
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.141 kelime·21 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, bir elektronik iletide kullandığı sözlerden

dolayı tazminat ödemeye mahkûm edilmesi nedeniyle Anayasa’nın 26. maddesinde

koruma altına alınan düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünün ve Anayasa’nın

36. maddesinde koruma altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüş ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 19/12/2012 tarihinde

Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı

tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca, 24/12/2013

tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına,

dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 23/1/2014

tarihinde yapılan toplantıda kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve olgular 24/1/2014

tarihinde Adalet Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı görüşünü 25/3/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Adalet Bakanlığı tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan

görüş başvurucuya 25/3/2014 tarihinde bildirilmiştir.

Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarını 7/4/2014

tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu olayların geçtiği tarihte, Ankara

Üniversitesinde Profesör ve Rektör Yardımcısı olarak görev yapmaktadır.

9. Aynı üniversitede görevli diğer bir profesör olan O.Ö.

2158 kişinin üye olduğu bir elektronik ileti gurubunda üniversite yönetiminin

icraatlarını eleştirmiştir. O.Ö’nün eleştirileri şu

şekildedir:

“Turnikelerin kaldırılması ile ilgili birkaç

soru: 1. Daha önce turnikelerin kaldırılması, öğretim üyeleri ve öğrenciler

tarafından defalarca istenmiş olduğu ve bu konudaki rahatsızlıklar dile

getirildiği halde yönetim neden hep sessiz kaldı? 2. Şimdi birdenbire

kaldırılmasının nedenini yönetim bize açıklayabilir mi? 3. Bu hareket bir seçim

yatırımı mı? Soruların cevaplanması umudu ile.”

10. Başvurucu O.Ö.’nün

eleştirilerine cevap olarak onun elektronik ileti hesabına 8/2/2011

tarihinde şu içerikli bir elektronik ileti göndermiştir:

“Sayın

O.Ö, ilginç mesajınızı kişiliğinizin aynası olarak algılıyorum. Hani bazı

insanlar vardır, ne yapılırsa yapılsın aşağılık duygularının yansısı olarak

tepki verirler ya sizinki de öyle bir şey. Bu iş seçim yatırımı değildir. Sizin

kime oy vereceğiniz de kimsenin umurunda değil inanın. Biz yönetim olarak

yapılması gerekeni yapılması gerektiği zamanda yapıyoruz”

11. O.Ö., başvurucunun yalnız

kendisine göndermiş olduğu elektronik iletiyi 9/2/2011 tarihinde elektronik

ileti gurubuna atarak guruba dâhil tüm üyelerin görmesini sağlamıştır.

12. O.Ö., başvurucu aleyhine

23/2/2011 tarihinde Ankara 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde tazminat davası

açmıştır.

13. Ankara 2. Asliye Hukuk Mahkemesi, 21/6/2011

tarihinde “Davalının verdiği cevapta;

davacıya iltifatta bulunulmamıştır, tartışmaya tarafların mensubu olduğu

akademik camianın seviyesine uygun veya orta halli insanların anlayışına uygun

şekilde iştirak edilmemiş, tereddüde yer bırakmayacak şekilde davacının girdiği

tartışmadaki düşüncelerin, aşağılık duygularının yansıdığı kişiliğin aynası

olarak görülerek hakaret edilmiştir. İki kişi arasında özel yazışmada cevap

olarak gönderilmemiş aksine Ankara Üniversitesi öğretim mensubu 2158 kişiye

açık haberleşme sitesine gönderilmiştir. Tasvip edilmeyen bir düşünceye veya

açıklamaya hakaretle cevap verilmiştir. Üniversitede öğretim

üyesi olan bir kimseye veya ünvanı olmayan herhangi

bir kimseye rektör yardımcısı bir akademisyen tarafından aşağılık duygusu

taşıdığı ithamı o kişiyi üzer ve kişilik haklarını ihlal eder, tarafların

ekonomik durumu dikkate alınarak B.K 49. maddesine göre manevi tazminata

hükmedilmesi gerekmiştir” gerekçesi ile

başvurucunun davacıya 3500,00 TL manevi tazminat ödemesine karar verilmiştir.

14. Temyiz üzerine karar Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 16/10/2012 tarihli ilamı ile onanmıştır.

B. İlgili Hukuk

15. 11/1/2011 tarih ve 6098 sayılı Türk Borçlar

Kanunu’nun “sorumluluk” kenar

başlıklı 49. maddesi şöyledir:

“Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren,

bu zararı gidermekle yükümlüdür.

Zarar verici fiili

yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına

kasten zarar veren de,bu

zararı gidermekle yükümlüdür.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

16. Mahkemenin 16/7/2014 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 19/12/2012 tarihli ve 2012/1184 numaralı

bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

17. Başvurucu, bir elektronik iletide kullandığı sözler

nedeniyle tazminat ödemeye mahkûm edilmesi nedeniyle Anayasa’nın 26. maddesinde

koruma altına alınan düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünün ihlal edildiğini

iddia etmektedir. Başvuran ayrıca Mahkemenin kendisine karşı önyargılı

davrandığını ve usul kurallarını kendisinin aleyhine yorumladığını bu sebeple

adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

18. Başvurucu, İlk Derece Mahkemesinin ve Yargıtayın,

usul kurallarını kendisinin aleyhine yorumladığını ileri sürmüştür. Başvuranın

şikâyet ettiği koşullar ve şikâyetlerini dile getirme biçimini dikkate alınarak

bu şikâyetlerin Anayasa’nın 26. maddesi bağlamında incelenmesi gerekmektedir.

19. Başvurucunun, üniversite profesörleri arasında mevcut bir

tartışmada muhatabına karşı sarf ettiği sözlerden dolayı aleyhine tazminata

hükmedilmesinin düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünün ihlali niteliğinde

olduğuna ilişkin şikâyetleri açıkça dayanaktan yoksun değildir. Ayrıca başka

bir kabul edilemezlik nedeni de bulunmadığı için başvurunun kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

a. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlığın Görüşü

20. Başvurucu, Ankara Üniversitesi

öğretim görevlileri ve öğretim üyelerinin üye olduğu bir elektronik ileti

gurubunda, uzun yıllardır Üniversitenin Cebeci Kampüsünün girişinde bulunan ve

kampüse girişlerin kontrol altında tutulması için kullanılan güvenlik

turnikelerin kaldırılmasına ilişkin olarak başlayan tartışmada üyelerden

Profesör O.Ö.’nün Üniversite Rektörlüğünü

eleştirdiğini ve yapılanları iki yıl sonraki Rektörlük seçimlerine bağladığını,

Rektör yardımcısı olarak kendisinin Profesör O.Ö.’ye

cevap verdiğini belirtmiştir.

21. Başvurucu, elektronik iletide geçen “aşağılık duygusu” teriminin bilimsel bir

kavram olduğunu, davacıya hakaret etme amacıyla kullanılmadığını, aşağılık

duygusu teorisinin müellifinin Alfred Adler olduğunu

ve bu konuda pek çok bilimsel çalışma bulunduğunu, bu duygunun herkeste mevcut

olan bir duygu olduğunu, bu duygunun insan olmanın bir gereği olduğunu,

aşağılık duygusunun, “aşağılık kompleksinden” farklı olduğunu belirtmiştir.

Başvurucu, davacı ile birbirlerini karşılıklı olarak eleştirdiklerini, her iki

tarafın birbirlerini ve üniversiteyi eleştirme hakları olduğunu, İlk Derece

Mahkemesinin gerekçesinde olduğu gibi düşüncelerini orta halli insanlar gibi

dile getirmediği için cezalandırılmasının düşünceyi açıklama ve yayma

özgürlüğüne haksız bir müdahale olduğunu ileri sürmüştür.

22. Başvurucu, söz konusu elektronik

iletiyi yalnızca O.Ö.’nün posta hesabına

gönderdiğini, O.Ö.’nün ise tüm grup üyelerine

gönderdiğini, üniversite yönetiminin faaliyetleri çerçevesinde başlayan

tartışmada hakaret kastı içermeyen ve eleştirilere cevap niteliğindeki sözleri

nedeniyle cezalandırılmasının Anayasa’nın 26. maddesinde yer alan düşünceyi

açıklama ve yayma özgürlüğünün ihlali niteliğinde olduğunu ileri sürmüştür.

23. Başvurucunun iddialarına karşı Bakanlık görüşünde, Avrupa

İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) içtihatları hatırlatılarak başvurucunun

düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğüne müdahale edildiğine dair şikâyetlerinin

başvurucunun düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü ile başkalarının özel hayatı

arasında adil bir dengenin sağlanıp sağlanmadığı açısından değerlendirilmesi

gerektiği belirtilmiştir.

24. Başvurucu, başvurunun esası hakkındaki Bakanlık görüşüne

karşı, başvuru dilekçesindeki beyanlarını tekrar etmiştir.

b.

Değerlendirme

25. Somut başvuruya konu hakaret davasında başvurucu,

kullandığı sözlerin hakaret içerdiği kabul edilerek 3.500,00 TL tazminat

ödemeye mahkûm edilmiştir. O halde söz konusu mahkeme kararı ile başvurucunun

düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğüne yönelik bir müdahale yapılmıştır.

26. Öte yandan söz konusu müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesi

açısından “yasayla öngörülmüş”

olduğu ve Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrası çerçevesinde “başkalarının şöhret veya haklarının korunması”

şeklinde “meşru bir amaç güttüğüne”

yönelik bir ihtilaf bulunmamaktadır. Bu durumda söz konusu müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli” ve “ölçülü” olup olmadığı

değerlendirilmelidir.

27. Başvurucunun Ankara Üniversitesi öğretim üyesi ve öğretim

görevlilerinin dâhil olduğu bir kamusal tartışmada sarf ettiği sözlerden dolayı

manevi tazminata mahkûm edilmesine ilişkin kararda, demokratik bir toplumda,

başvurucunun düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü ile başkalarının şöhret veya

haklarının korunması arasında makul bir dengenin gözetilip gözetilmediği

değerlendirilmelidir.

28. Anayasa’nın “Düşünceyi

açıklama ve yayma hürriyeti” kenar başlıklı 26. maddesi şöyledir:

“Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı,

resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına

sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir

almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. …

Bu hürriyetlerin

kullanılması, milli güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel

nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması,

suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce

belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel

ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya

yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla

sınırlanabilir.

Haber ve düşünceleri yayma araçlarının

kullanılmasına ilişkin düzenleyici hükümler, bunların yayımını engellememek

kaydıyla, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz.

Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin

kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir.”

29. Anılan düzenleme uyarınca düşünceyi açıklama ve yayma

özgürlüğü, sadece “düşünce ve kanaate sahip

olma” özgürlüğünü değil aynı zamanda sahip olunan “düşünce ve kanaati (görüşü) açıklama ve yayma”,

buna bağlı olarak “haber veya görüş alma ve

verme” özgürlüklerini de kapsamaktadır. Bu çerçevede düşünceyi

açıklama ve yayma özgürlüğü, insanın serbestçe haber ve bilgilere, başkalarının

fikirlerine ulaşabilmesi, edindiği düşünce ve kanaatlerden dolayı kınanamaması

ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe

ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve

yayabilmesi anlamına gelir (B. No: 2013/2602, 23/1/2014,

§ 40).

30. Toplumsal ve siyasal çoğulculuğun varlığı, her türlü

düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesine bağlıdır. Aynı şekilde

birey özgün kişiliğini düşüncelerini serbestçe ifade edebildiği ve

tartışabildiği bir ortamda gerçekleştirebilir. İfade özgürlüğü, kendimizi ve

başkalarını tanımlamada, anlamada ve algılamada, bu çerçevede başkalarıyla

ilişkilerimizi belirlemede ihtiyaç duyduğumuz bir değerdir (B. No: 2013/2602, 23/1/2014, § 41).

31. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), ifade özgürlüğünün

“toplumun ilerlemesi ve her insanın

gelişmesi için esaslı koşullardan biri olan demokratik toplumun asıl

temellerinden birini” oluşturduğuna sıklıkla dikkat çekmektedir. AİHM’e göre “İfade

özgürlüğü, 10. maddenin 2. fıkrasına bağlı olarak, yalnızca lehte olduğu kabul

edilen veya zararsız ya da ilgilenmeye değmez görülen bilgi veya düşünceler

için değil, aynı zamanda devletin veya nüfusun bir bölümü için saldırgan, şok

edici veya rahatsız edici bilgi ve düşünceler için de uygulanır. Bunlar,

çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleridir; bunlar olmaksızın

demokratik toplum olmaz.” (bkz. Handyside/Birleşik Krallık, B. No: 5493/72, 7/12/1976,

§ 49).

32. Düşünceyi açıklama özgürlüğü konusunda devletin pozitif

ve negatif yükümlülükleri bulunmaktadır. Kamu makamları negatif yükümlülük

kapsamında Anayasa’nın 13. ve 26. maddeleri kapsamında zorunlu olmadıkça

düşüncenin açıklanmasını ve yayılmasını yasaklamamalı ve yaptırımlara tabi

tutmamalı; pozitif yükümlülük kapsamında ise düşünceyi açıklama özgürlüğünün

gerçek ve etkili korunması için gereken tedbirleri almalıdır (benzer yöndeki

AİHM görüşü için bkz. Özgür Gündem/Türkiye,

B.No:23144/93, 16/3/2000, §43).

33. Düşünceyi açıklama özgürlüğüne yönelik sınırlamalar

konusunda devletin ve kamu makamlarının takdir yetkisine sahip olduğu

belirtilmelidir. Ancak bu takdir alanı da Anayasa Mahkemesinin denetimine

tabidir. Demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk, ölçülülük ve öze

dokunmama kriterleri çerçevesinde yapılacak denetimde genel ya da soyut bir

değerlendirme yerine, ifadenin türü, şekli, içeriği, açıklandığı zaman,

sınırlama sebeplerinin niteliği gibi çeşitli unsurlara göre farklılaşan

ayrıntılı bir değerlendirme yapılmasına ihtiyaç bulunmaktadır (B. No:

2013/2602, 23/1/2014, § 48).

34. Anayasa Mahkemesi yerleşik içtihatlarında demokratik

toplumu, “Demokrasiler, temel hak ve

özgürlüklerin en geniş ölçüde sağlanıp güvence altına alındığı rejimlerdir.

Temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunup tümüyle kullanılamaz hale getiren

sınırlamalar, demokratik toplum düzeni gerekleriyle uyum içinde sayılamaz. Bu

nedenle, temel hak ve özgürlükler, istisnaî olarak ve ancak özüne dokunmamak

koşuluyla demokratik toplum düzeninin sürekliliği için zorunlu olduğu ölçüde ve

ancak yasayla sınırlandırılabilirler.” (AYM, E.2006/142, K.2008/148,

K.T. 24/9/2008) biçiminde tarif etmiştir. Diğer bir

deyişle yapılan sınırlama hak ve özgürlüğün özüne dokunarak, kullanılmasını

durduruyor veya aşırı derecede güçleştiriyorsa, etkisiz hale getiriyorsa veya

ölçülülük ilkesine aykırı olarak sınırlama aracı ile amacı arasındaki denge

bozuluyorsa demokratik toplum düzenine aykırı olacaktır (Bkz. AYM, E.2009/59,

K.2011/69, K.T. 28/4/2011; AYM, E.2006/142,

K.2008/148, K.T. 17/4/2008).

35. Öze dokunmama ya da demokratik toplum gereklerine uygunluk

kriterleri, öncelikle düşünceyi açıklama ve yayma

özgürlüğü üzerindeki sınırlamaların zorunlu ya da istisnai tedbir niteliğinde

olmalarını, başvurulabilecek en son çare ya da alınabilecek en son önlem olarak

kendilerini göstermelerini gerektirmektedir. Nitekim AİHM de demokratik

toplumda gerekli olmayı, “zorlayıcı sosyal

ihtiyaç” şeklinde somutlaştırmaktadır. Buna göre, sınırlayıcı

tedbir, zorlayıcı bir sosyal ihtiyacın karşılanması ya da gidilebilecek en son

çare niteliğinde değilse, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir

tedbir olarak değerlendirilemez (Bu konudaki AİHM kararları için bkz. Axel Springer

AG / Almanya, [BD], B.No: 39954/08, 7/2/2012;

Von Hannover/Almanya (no.2) [BD], 40660/08 ve

60641/08, 7/2/2012).

36. Buradan çıkan sonuca göre demokratik toplumun ana

temellerinden olan düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü sadece lehte olduğu

kabul edilen veya zararsız veya ilgilenmeye değmez görülen ifadeler için değil,

ayrıca Devletin veya toplumun bir bölümünün aleyhinde olan, onlara çarpıcı

gelen, onları rahatsız eden ifadeler için de uygulanır. Çünkü bunlar,

çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleridir (bkz. Handyside/Birleşik Krallık, B. No: 5493/72, 7/12/1976, § 49).

37. Hak ve özgürlüklere yapılacak her türlü sınırlamada

devreye girecek olan bir başka güvence de Anayasa’nın 13. maddesinde ifade

edilen “ölçülülük ilkesi”dir. Bu ilke, temel hak ve

özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin başvurularda öncelikli olarak dikkate

alınması gereken bir güvencedir. Anayasa’nın 13. maddesinde demokratik toplum

düzeninin gerekleri ve ölçülülük ilkeleri iki ayrı kriter

olarak düzenlenmiş olmakla birlikte bu iki kriter arasında bir ilişki vardır.

Nitekim Anayasa Mahkemesi önceki kararlarında demokratik toplum düzeni için

gerekli olmak ile ölçülülük arasındaki bu ilişkiye dikkat çekmiş, “[T]emel hak ve özgürlüklere yönelik her hangi bir

sınırlamanın,] demokratik toplum düzeni için gerekli

nitelikte, başka bir ifadeyle güdülen kamu yararı amacını gerçekleştirmekle

birlikte, temel haklara en az müdahaleye olanak veren ölçülü bir sınırlama

niteliğinde olup olmadığının incelenmesi gerekir…” (AYM, E.2007/4,

K.2007/81, K.T. 18/10/2007) diyerek, amaca, temel

haklara en az müdahaleyle ulaşmayı sağlayacak aracın tercih edilmesi

gerektiğine karar vermiştir.

38. Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre ölçülülük, temel

hak ve özgürlüklerin sınırlanma amaçları ile araç arasındaki ilişkiyi yansıtır.

Ölçülülük denetimi, ulaşılmak istenen amaçtan yola çıkılarak bu amaca ulaşılmak

için seçilen aracın denetlenmesidir. Bu sebeple düşünceyi açıklama ve yayma

özgürlüğü alanında getirilen müdahalelerde, hedeflenen amaca ulaşabilmek için

seçilen müdahalenin elverişli, gerekli ve orantılı olup olmadığı

değerlendirilmelidir.

39. Bu bağlamda, başvuru konusu olay bakımından yapılacak

değerlendirmelerin temel ekseni, müdahaleye neden olan derece mahkemelerinin

kararlarında dayandıkları gerekçelerin düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünü

kısıtlama bakımından “demokratik bir

toplumda gerekli” ve “ölçülülük ilkesi”ne

uygun olduğunu inandırıcı bir şekilde ortaya koyup koyamadığı olacaktır.

40. Öte yandan Anayasa’nın 26. maddesine göre ifade

özgürlüğünün sınırlandırılma nedenlerinden birisi de başkalarının şöhret veya

haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının

korunmasıdır.

41. Bireyin şeref ve itibarı ise Anayasa’nın 17. maddesinde

yer alan “manevi varlık”

kapsamında yer almaktadır. Devlet, bireyin manevi varlığının bir parçası olan

şeref ve itibara keyfi olarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin

saldırılarını önlemekle yükümlüdür (B.No: 2013/1123, 2/10/2013, § 35). Üçüncü kişilerin şeref ve itibara

müdahalesi, birçok ihtimalin yanında, elektronik iletiler gibi haberleşme

vasıtaları yoluyla da olabilir. Bir kişi haberleşme vasıtalarıyla bir kamuoyu

tartışması çerçevesinde eleştirilmiş olsa dahi o kişinin şeref ve itibarı

manevi bütünlüğünün bir parçası olarak değerlendirilmelidir.

42. Bireylerin maddi ve manevi varlığına üçüncü kişilerin

müdahalelerine karşı etkili mekanizmalar kurma çerçevesinde Devletin pozitif

yükümlülüğü, mutlaka cezai soruşturma ve kovuşturma yapılmasını gerekli kılmaz.

Üçüncü kişilerin haksız müdahalelerine karşı bireyin korunması hukuk muhakemesi

yoluyla da mümkündür. Nitekim üçüncü kişilerce şeref ve itibara yapılan

müdahaleler için ülkemizde hem cezai hem de hukuki koruma öngörülmüştür.

Hakaret ceza hukuku anlamında suç, özel hukuk anlamında ise haksız fiil olarak

nitelendirilmekte ve tazminat davasına konu edilebilmektedir. Dolayısıyla

bireyin, üçüncü kişilerce şeref ve itibarına müdahale edildiği iddiasıyla,

hukuk davası yoluyla da bir giderim sağlaması mümkündür (B.No:

2013/1123, 2/10/2013, § 35).

43. Devletin, bireylerin maddi ve manevi varlığının korunması

ile ilgili pozitif yükümlülükleri çerçevesinde şeref ve itibarın korunması

hakkı ile diğer tarafın Anayasa’da güvence altına alınmış olan düşünceyi

açıklama ve yayma özgürlüğünden yararlanma hakkı arasında adil bir denge

kurması gerekir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Von

Hannover/Almanya (no.2) [BD], B.No:

40660/08 ve 60641/08, 7/2/2012, § 99).

44. AİHM, Axel Springer AG

davasında düşünceyi açıklama özgürlüğü ile başkalarının şöhretinin çatışması

hâlinde çatışan menfaatlerin dengelenip dengelenmediğini, dolayısıyla

müdahalenin demokratik toplumda gerekli ve orantılı olup olmadığını belirlemeye

yönelik bazı kriterler geliştirmiştir. Bu kriterler;

a) basında yer alan yazı veya ifadelerin kamuoyunu ilgilendiren genel yarara

ilişkin bir tartışmaya sağladığı katkı, b) hedef alınan kişinin tanınmışlık

düzeyi ve yazının amacı, c) ilgili kişinin yayından önceki davranışı, d)

bilginin elde edilme yöntemi ve doğruluğu, e) yayının içeriği, biçimi ve sonuçları

ve f) yaptırımın ağırlığı olarak ifade edilmiştir (bkz. Axel Springer AG / Almanya, [BD], B.No: 39954/08, 7/2/2012).

45. Bu kriterlerden özellikle “yazının hedef aldığı kişinin kimliği ve yazının amacı”nın

özel önemi bulunmaktadır. Zira AİHM, başkalarının şöhret ve haklarının

korunması kapsamında düşünceyi açıklama özgürlüğüne müdahalenin demokratik

toplumlarda gerekliliği konusunda sade vatandaşlarla, kamuya mal olmuş

kişileri, kamu görevlileriyle siyasetçileri birbirlerinden ayırarak değerlendirmeler

yapmaktadır. Siyasetçiler ve kamuoyunca tanın kişiler gördükleri işlev

nedeniyle daha fazla eleştiriye katlanmak durumundadırlar. Bu nedenle

siyasetçilerin veya kamusal yetki kullanan görevlilerin sade vatandaşlara göre

eleştiriye daha açık olmaları kaçınılmazdır.

46. Anayasa Mahkemesi, müdahalenin demokratik bir toplumda

gerekli olup olmadığını, müdahalede bulunulurken hakkın özüne dokunulup

dokunulmadığını, ölçülü davranılıp davranılmadığını ve düşünceyi açıklama

özgürlüğü ile başkalarının şeref ve itibarının korunması hakkının çatışması

hâlinde adil bir dengenin kurulup kurulmadığını her olayın kendine has

özelliklerine göre takdir edecektir.

47. Dolayısıyla, başvurucunun Anakara Üniversitesi Rektör

Yardımcısı olarak kendisine kamuoyu önünde yöneltilmiş eleştirilere karşı sarf

ettiği sözlerden dolayı aleyhine tazminata hükmedilmesinin ölçülü olduğunun

kabulü halinde, düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğüne yapılan müdahalenin

gerekçelerinin inandırıcı, başka bir deyişle ilgili ve yeterli oldukları

sonucuna varılabilir.

48. Başvurucu, aleyhine tazminata hükmedilmesine neden olan “ilginç mesajınızı kişiliğinizin aynası olarak

algılıyorum. Hani bazı insanlar vardır, ne yapılırsa yapılsın aşağılık

duygularının yansısı olarak tepki verirler ya sizinki de öyle bir şey”

ifadelerinin davacının elektronik ileti gurubunda güvenlik turnikelerinin

kaldırılması uygulamasını seçim yatırımı olarak gören açıklamalarına karşı

yapıldığını ve hakaret kastı bulunmadığını savunmuştur. Başvurucuya göre söz konusu

“aşağılık duygusu” deyimi

bilimsel bir tanımlama olup bu duygu istisnasız herkeste bulunmaktadır.

Başvurucu iddialarını delillendirmek amacıyla söz

konusu “aşağılık duygusu”

tanımlamasını ortaya atan Bireysel Psikoloji Ekolünün kurucusu Alfred Adler’in konu hakkındaki yazıları ile bu konuda

yazılmış “Aşağılık Duygusu ve Karakter”

isimli bir kitaba, aynı konuda yazılmış bir yüksek lisans tezine ve bazı

internet yazılarına dayanmıştır.

49. Başvurucu söz konusu eserlerde ifade edilen şu görüşlere

dayanmıştır:

“yeniliklere karşı

gösterilen müşterek mukavemetin en önemli sebebi aşağılık duygusunun

belirtilerinden biri olan çekememezliktir. Ortaya bir fikir atılır atılmaz,

büyük, küçük, okumuş, cahil daima aynı şeyi duyar ve aynı hareketlerde bulunur;

ortaya atılan fikrin önemini azaltmağa, değerini düşürmeye çalışır. Hepimizde

mevcut olan bu hal tabidir ve aşağılık duygusunun sonucudur.”

“Her çocuk dünyaya gelirken bunu, yani aşağılık duygusunun

tohumlarını da beraberinde getirir.”

“Beden, ruh yapısı tamamıyla sağlam ve sosyal durumu

elverişli, çok iyi bir eğitimle yetiştirilen insanların aşağılık duygusunu

duymamaları lazım gelirdi. Halbuki hiç böyle olmuyor

ve her bakımdan mükemmel bir şekilde büyüyen insanların aşağılık duygusunun

tesirleri altında bulunduklarını görüyoruz.”

“Bütün insanlar övülmekten, sevilmekten, sayılmaktan

hoşlanırlar. Çünkü her insan derece derece aşağılık

duygusunun tesiri altındadır.”

50. Başvurucuya göre söz konusu aşağılık duygusu aynı zamanda

insanları kuvvetli, hayatı daha çekilebilir hale getiren ve olumlu yönleri olan

bir duygudur.

“Adlere göre… insanları

daha kuvvetli varlıklar haline gelmeğe zorlayan… emniyetini

sağlamak için şu veya bu şekilde didinmeğe icbar eden… aşağılık

duygusudur. Bu duygu emniyet ve sükunet yaratmak

suretiyle hayatı çekilebilir bir hale getirmeğe elverişli bir amaç bulmak için

duyulan ve önüne geçilmesine imkan olmayan bir arzudur.”

51. Başvurucunun yargılandığı Ankara 2. Asliye Hukuk

Mahkemesi, başvurucunun davacıya iltifatta bulunmadığı, tartışmaya tarafların

mensubu olduğu akademik camianın seviyesine uygun veya orta halli insanların

anlayışına uygun şekilde iştirak etmediği, tereddüde yer bırakmayacak şekilde

başvurucunun kullandığı “aşağılık duygusu”

sözlerinin hakaret içerdiğini kabul etmiştir. Ayrıca Mahkeme, olayın kabulünde

hataya düşerek davaya konu iletinin iki kişi arasında özel yazışmada cevap

olarak gönderilmediğini aksine Ankara Üniversitesi öğretim üyesi mensubu olan

2158 kişiye açık haberleşme sitesine gönderildiğini kabul etmiştir (bkz. § 13).

52. Somut bireysel başvurunun incelenmesinde yalnızca derece

mahkemelerince verilen kararların ele alınması ile yetinilemez. İlk olarak başvurucu tarafından söylenen sözlerin yalnızca

davacının elektronik posta adresine gönderilen bir elektronik iletide dile

getirildiği göz önünde bulundurulmalıdır. İkinci olarak ise yargılamaya konu “aşağılık duygularının yansısı” şeklindeki ifadenin içinde geçtiği konuşmanın bütünü ile

birlikte ve söylendiği bağlamdan

kopartılmaksızın, olayın bütünselliği içerisinde değerlendirilmesi gerekir.

53. Söz konusu elektronik iletide esas itibariyle davacının

eleştirilerine cevap verilmiştir. Davacı, kampüsün girişinde bulunan güvenlik

turnikelerinin kaldırılmasının daha önce defalarca istendiği halde üniversite

yönetiminin bu taleplere sessiz kaldığını, turnikelerin birdenbire

kaldırılmasının seçim yatırımı olabileceğini ima etmiştir. Başvurucu

bu eleştiriye karşı, yönetim olarak üniversitede yapılması gerekenleri yaptıklarını,

bunun seçim yatırımı olmadığını, herkes tarafından istenen güvenlik

turnikelerinin kaldırılmasının eleştirilmesinin ise ancak psikolojik

sebeplerinin olabileceğini ileri sürmüş ve davacının eleştirisinin üniversite

yönetimince ne yapılırsa yapılsın verilen bir tepki olması nedeniyle “aşağılık duygusunun bir yansısı” olduğunu

belirtmiş ve bu bağlamda davacıyı eleştirmiştir.

54. Başvurucuya göre aşağılık duygusu, yeniliklere karşı

gösterilen müşterek mukavemetin en önemli sebebidir ve ortaya bir fikir

atıldığında veya bir davranış gerçekleştirildiğinde bu duyguya sahip olanların

ortaya atılan fikrin önemini azaltmağa, değerini düşürmeye çalıştıklarını

belirtmiş ve her insanda mevcut olan bu halin tabii olduğunu ileri sürmüştür.

55. Bu ifadeler davacının eleştirilerine karşı

değerlendirmeler içeren değer yargıları olarak nitelendirilmelidir. Bir değer

yargısının doğruluğu kanıtlanabilir değildir ve değer yargılarının kişinin

görüş ve yorumlarından meydana gelmesi nedeniyle ispat edilmeleri mümkün

olmadığı gibi ispatının istenmesi de düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünün

ihlali anlamına gelecektir.

56. Durum böyle iken, mevcut davanın koşullarında, başvuranın

ifade ettiği değer yargısının bir hakaret oluşturmadığı iddiası başvuranın

savunmaları ve dosyaya delil olarak koyduğu akademik yazılarla en azından

kısmen desteklenebilir durumdadır (benzer değerlendirmeler için bkz. Sorguç/Türkiye, B. No: 17089/03, 23/9/2009, § 32).

Öte yandan, bir açıklamanın tamamen değer yargısından oluşması durumunda bile

müdahalenin orantılılığı ihtilaflı açıklamanın somut unsurlarla yeterince

desteklenip desteklenmemesine göre tespit edilmelidir. Çünkü somut unsurlarla

desteklenmiyorsa değer yargısı ölçüsüz olabilir (bkz. Sorguç/Türkiye, B. No: 17089/03, 23/9/2009, § 29).

57. Somut olayda, uzun yıllardır Ankara Üniversitesinin kampus girişlerinde bulunan güvenlik turnikelerinin

kaldırılması etrafında akademik personel arasında bir tartışma başlamıştır.

Dosyaya yansıyan bilgilere göre söz konusu güvenlik turnikeleri üniversitelerin

özgürlükçü görünümüyle çeliştiği düşünülmekte ve uzunca zamandır bu

turnikelerin kaldırılması talebi bulunmaktadır. Üstelik söz konusu turnikelerin

kaldırılması ve üniversitelere giriş ve çıkışlarda uygulanan sıkı güvenlik prosedürlerinin gevşetilmesi davacı da dâhil olmak üzere

akademik personel tarafından olumlu bir uygulama olarak görülmektedir. Buna

karşın davacı, uygulamanın neden bugüne kadar bekletildiği yönünde bir

eleştiride bulunmuş, başvurucu ise yapılan olumlu uygulamanın değerinin

azaltılmaya çalışıldığını düşünerek davacıya başvuruya konusu elektronik iletiyi

göndermiştir.

58. Yukarıda belirtilen olaylar göz önünde bulundurulduğunda,

üniversite girişlerinde bulunan güvenlik turnikelerinin kaldırılması etrafında

cereyan eden tartışmada kamu yararı bulunmaktadır. Söz konusu tartışma

üniversite öğretim elemanlarının elektronik posta gurubunda yapılmakla ve

davacı, üniversite yönetimine karşı eleştirilerini bu posta gurubunda dile

getirmiş olmakla birlikte başvurucu davacıyı rahatsız eden açıklamalarını,

davacının elektronik posta adresine gönderdiği elektronik ileti ile yapmıştır.

Başvurucu, üniversite yönetimi adına herkesin erişebileceği bir açıklama yapmak

yerine davacının eleştirilerine karşı kendi şahsi hesabından ve yalnızca

davacının görebileceği bir eleştiri yapmıştır. İlk Derece Mahkemesi, başvurucunun

söz konusu elektronik iletiyi tüm posta gurubuna gönderdiğini

değerlendirmiştir. Oysa başvurucunun dava konusu elektronik iletiyi yalnızca

davacıya gönderdiği not edilmelidir.

59. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında yer alan

kişinin manevi varlığının korunması hakkından faydalanılabilmesi için, kişinin

itibarına yönelik saldırının belirli bir ağırlık düzeyine ulaşması ve kişinin

manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkından şahsen yararlanmasına

zarar verici nitelikte olmalıdır (benzer bir değerlendirme için bkz. A./Norveç, B. No: 2807006/, 9/7/2009, § 64).

Somut davada başvurucu, elektronik iletisini yalnızca davacıya göndermiş fakat

davacı, içeriğinde hakaret olduğunu ve şeref itibarına zarar verdiğini ileri

sürdüğü elektronik iletiyi tüm posta gurubuna göndererek başvurucunun

açıklamalarının posta gurubuna üye herkesin okuyabileceği şekilde

yaygınlaştırılmasını sağlamıştır. Çıkarlar arasında adil bir denge kurulması

sırasında bu hususun da göz önünde bulundurulması gerekir.

60. Başvurucunun savunmasına göre “aşağılık duygusu” deyimini hem davacının eleştirilerinin ne

kadar ölçüsüz olduğuna dikkat çekmek ve hem de kendisinin eleştirisini de özetleyebilecek

bir deyim olması sebebiyle kullanmıştır. Buna karşın her durumda davacının,

başvurucunun kullandığı sözlere onun verdiği anlamı bilmesi beklenemez.

61. Söz konusu tartışmanın taraflarının kimlikleri de göz

önünde bulundurulmalıdır. Başvurucu rektör yarımcısı bir öğretim üyesi iken

davacı herhangi bir idari görevi olmayan öğretim üyesidir. Düşünceyi açıklama

ve yayma özgürlüğü ile başkalarının şöhret ve itibarlarının korunmasının

çatışması halinde, eğer şöhreti söz konusu olan kişi kamu görevlisi ise

dengeleme sırasında bu kişinin üstlendiği kamu görevi göz önüne alınmalıdır (B.

No: 2013/5574, 30/6/2014, § 71; kamu tarafından

tanınan kişiler için korumanın daha esnek olacağına ilişkin bir AİHM kararı

için bkz. Minelli/İsviçre (k.k), B. No: 14991/02, 14/6/2005). Bununla

birlikte, mevcut başvurudaki gibi şöhreti söz konusu olan kişi sade vatandaş

ise koruma üst düzeyden yapılmalı ve bu durum, dengelemede göz önünde

bulundurulmalıdır.

62. Sonuç olarak, üniversite girişlerinde bulunan güvenlik

turnikelerinin kaldırılması etrafında üniversite öğretim üyeleri ve öğretim

görevlileri arasında cereyan eden ve kamu yararı bulunan tartışmada davacının

eleştirilerine karşı üniversite rektör yardımcısı olan başvurucu yapılan olumlu

uygulamanın değerinin azaltılmaya çalışıldığını düşünerek davacıyı sert ve

iğneleyici biçimde cevap vermiştir. Başvurucu, üst düzey bir kamu görevlisi

olarak davacının, güvenlik turnikelerinin kaldırılmasının zamanlamasının

manidar olduğu yönündeki eleştirilerine karşı daha fazla tahammül göstermesi

gerekirken davacının hakaret içermeyen ve sert de olmayan eleştirilerine karşı

çok daha sert biçimde ve bu sözlerin “aşağılık

duygularının yansısı” olduğu biçiminde cevap vermiştir.

63. Başvurucunun dava konusu sözlerinde geçen “aşağılık” kelimesi günümüzde, “bayağılık”, “adilik” gibi “düşük

nitelikli olma” anlamlarında kullanılmaktadır. Başvurucunun,

davacının eleştirilerinin aşağılık duygusundan kaynaklandığı ve bu duygunun her

insanda bulunduğu, her bakımdan mükemmel büyüyen insanların da bu duygunun

tesiri altında olduğu biçimindeki açıklamaları davacının söz konusu elektronik

iletiyi okuduğu zaman hissettiği olumsuz duyguları ortadan kaldırmamaktadır.

Ayrıca başvurucunun eleştirel açıklamalarını yalnızca davacıya göndermiş olması

da bu açıklamalarda yer alan “tahkiri”

ortadan kaldırmamaktadır.

64. İlk Derece Mahkemesi davacının

hakarete uğradığını değerlendirerek başvurucunun 3500,00-TL tazminat ödemesine

hükmetmiş, Yargıtay da bu hükmü onamıştır. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru

incelemesinde bireylerin anayasal hakları ihlal edilmediği sürece derece

mahkemelerinin dava konusu olguları değerlendirmesine ve hukuku yorumlamasına

müdahalede bulunmaz. Yukarıdaki hususlar dikkate alındığında,

davacının Ankara Üniversitesi yönetimine yönelttiği eleştirilere karşı

kullandığı sözlerden dolayı başvurucu aleyhine açılan tazminat davasında

3500,00-TL tazminat ödemeye mahkûm edilmesinden ibaret müdahalenin başvurucunun

ifade özgürlüğüne ölçüsüz bir müdahale oluşturduğu ve davacının itibar hakkının

korunmasını isteme hakkı ile başvurucunun ifade özgürlüğü arasında kurulması

gereken dengeyi başvurucu aleyhine bozduğu söylenemez. Bu nedenle

başvurucunun Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan düşünceyi

açıklama ve yayma özgürlüğünün ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurunun, düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü

yönünden KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Başvurucunun, düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünün

ihlal edildiği iddiasıyla ilgili olarak Anayasa’nın 26. maddesinin birinci

fıkrasının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,

16/7/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Alparslan ALTAN Üyeler : Serdar ÖZGÜLDÜR Osman Alifeyyaz PAKSÜT Recep KÖMÜRCÜ Engin YILDIRIM Raportör : Yunus HEPER Başvurucu : Nilgün HALLORAN Vekili : Av. Kemal VURALDOĞAN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2012/1184, 16 Temmuz 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili Hukuk
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun İddiaları
  14. B. Değerlendirme
  15. A. Başvurunun, düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü
  16. B. Başvurucunun, düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünün
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2012/1184
Tarih
16 Temmuz 2014

İlgili Kararlar

  • Ömer Faruk Şah Başvurusu (B. No: 2014/232)
  • Muharrem Erbey Başvurusu (B. No: 2014/328)
  • Sinan Aydın Aygün Başvurusu (B. No: 2014/923)
  • Rahil Dink ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2012/848)
  • Mehmet Arif Kılınç Başvurusu (B. No: 2013/1656)
  • Ökkeş Alp Kırıkkanat Başvurusu (B. No: 2012/1011)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.