İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Cemil Danışman Başvurusu (B. No: 2013/6319)

1. Başvurucu, oğlunun güvenlik güçlerinin yaptığı

Başvuru No2013/6319Tarih16 Temmuz 2014Okuma73 dk · 14.685 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Cemil Danışman Başvurusu

Karar tarihi
16 Temmuz 2014
Başvuru Numarası
2013/6319
R.G. Tarih-Sayı
16/10/2014-29147
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

14.685 kelime·73 dk okuma·21 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, oğlunun güvenlik güçlerinin yaptığı

operasyonda gereksiz bir şekilde silah kullanılması sonucu öldüğünü, yaralı

olarak ele geçirildiği sırada polisler tarafından darp edildiğini, bu olayla

ilgili yürütülen adli soruşturmanın etkili olmadığını, bu nedenle kovuşturmaya

yer olmadığına karar verildiğini belirterek yaşam hakkının, işkence ve eziyet

yasağının ve etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, başvurucunun vekili tarafından 14/8/2013

tarihinde Antalya 4. Asliye Hukuk Mahkemesi aracılığıyla yapılmıştır. İdari

yönden yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun

bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca, başvurunun kabul

edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme

gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 3/2/2014 tarihinde yapılan toplantıda kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve olgular 3/2/2014 tarihinde Adalet

Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı, görüşünü 3/4/2014 tarihinde

Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Adalet Bakanlığı tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan

görüş başvuruculara 4/4/2014 tarihinde bildirilmiş ancak başvurucular Bakanlık

görüşüne karşı beyanda bulunmamışlardır.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucunun oğlu Çağrı DANIŞMAN (Ç.D.) 33 yaşında bir

şizofren hastasıdır. Ç. D. son 5 yılını daha çok Burdur ili Bucak ilçesi Kestel

köyünde ailesinin kendisine verdiği ceviz bahçesi ile ilgilenerek geçirmiş ve o

bahçede bulunan bir kulübede yaşamıştır. Bununla birlikte, arada sırada

Antalya’da yaşayan ailesinin yanına gelmektedir.

9. 4/10/2012 tarihinde saat 19.57’de (telsiz kayıtları ve

polis tutanaklarına göre) 155 polis imdat hattına, Antalya Merkez Yıldız

Mahallesi 228. sokakta şüpheli bir şahıs olduğu ihbarı yapılır. Bu ihbarda,

"Şüpheli bir şahsın bir bir buçuk

saattir Dayıbaşı apartmanının giriş kapısında beklediği yanında ve yerde bir

çanta bulunduğu" söylenir ve kişinin eşkâli tarif edilir.

10. İhbarın hemen ardından saat 20.10 civarında motosikletli

bir polis ekibinin ihbarın olduğu yere intikal ettiği, ancak silahlı saldırıya

uğradığı telsiz kayıtlarına yansır.

11. Saat 20.30 sıralarında ise bu sefer Antalya Merkez Fatih

Mahallesi Kepez (Cezaevi) kavşağında ikinci bir saldırı duyurusu telsiz

anonslarına yansır. Şüpheli kişi veya kişilerin olay yerini terk ettiği

bildirilir.

12. Saat 21.57’de başlayan anonslarda ise "şahsı aldık" çağrısı telsiz

kayıtlarına girer. Yine telsiz kayıtlarına göre her hangi

bir "silahlı çatışmadan"

bahsedilmez. Sadece şahsın “yaralı olarak”

ele geçirildiğinden bahsedilir. Yaralı ele geçirildiği ifade edilen kişi

başvurucunun oğlu Ç. D.’dir.

13. Başvurucunun oğlu polislerle girdiği silahlı çatışma

sonucunda yaralanmış ve hastaneye kaldırıldığı sırada ambulansta yaşamını

yitirmiştir. Bu olayda ayrıca, üç polis memuru hayatını kaybetmiştir.

14. Olay sonrası Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı (Savcılık),

resen 2012/60237 dosya numaralı soruşturmayı başlatmıştır.

15. Soruşturma sırasında başvurucunun yazılı istemi üzerine,

maktul Ç. D.’yi yaralı şekilde Atatürk Devlet Hastanesine götüren ambulansa ait

GPS kayıtları soruşturma dosyasına girmiştir. Bu kayıtlara göre, ambulansın

20.10’dan itibaren olay yerinin yakınlarında olduğu anlaşılmaktadır. 20.50'den

itibaren tramvay durağında yani olay yerinin 50 metre yakınında park ettiği

görülmektedir. Ambulansın saat 22.01 sıralarında yaralı olarak ele geçtiği

ifade edilen Ç. D.’nin başına 22.07 sıralarında geldiği anlaşılmaktadır.

16. Başvurucunun iddiasına göre, söz

konusu kayıtlarda, ambulansın 22.08’de hareket ettiği, 22.30’de ise olay

yerinden tamamen ayrıldığı açıkça görülmektedir. Yaralıyı aldıktan sonra ise 9

ila 21 km/saat hızlar arasında Yeni Doğan Mahallesi/Kepez bölgesine geldiği,

daha sonra 8 ila 33 km/saat hızlarla 22.41’de Atatürk Devlet Hastanesine giriş

yaptığı görülmektedir. Yaralının

olay yerinden alınması ile ambulansın hareket etmesi arasında yaklaşık 28–30

dakika geçmiştir. Başvurucunun iddiasına göre, yolda ambulansın yavaş gitmesi

sonucu, normal araçla en fazla 4 dakikada alınabilecek mesafe yaklaşık 12

dakikada kat edilmiştir. Açıklanan nedenlerle yaralının başına gelinmesi ile

hastaneye götürülmesi arasında 40 dakikaya yakın bir süre geçmiştir.

17. Başvurucu, 4/12/2012 tarihli dilekçe ile oğlunu hastaneye

götüren ambulans şoförü ve diğer sağlık görevlilerinin kusurlu olduğu

gerekçesiyle, şüpheli olarak soruşturmaya dâhil edilmeleri talebinde bulunmuş

ve Adli Tıp Kurumu raporuna karşı beyanlarını sunmuştur.

18. Adli Tıp Kurumu Antalya Grup Başkanlığı Morg İhtisas

Dairesinin 14/12/2012 tarihli otopsi raporu Mahkemeye sunulmuştur.

19. Başvurucu, 19/10/2012 tarihli dilekçeyle, söz konusu

olayda polis memurlarının şüpheli konumunda bulunması sebebiyle, soruşturmanın

bizzat Savcılık tarafından yürütülmesi talebinde bulunmuştur.

20. Başvurucu, 20/12/2012 tarihli dilekçe ile otopsi

raporlarına göre oğlunun kafa ve çene bölgesinde kırıkların tespit edildiğini

ve bu kırıkların yakalama sonrası olay yerine gelen polis memurlarının oğlunu

tekmelemesi sonucu oluştuğunu belirterek, polis memurlarının eylemlerinin

işkence niteliğinde olduğunu ileri sürmüştür. Başvurucu, oğlunun son olarak ele

geçirildiği yerde polisle silahlı çatışmaya girmediğini de ileri sürmüştür.

21. Savcılık tarafından yürütülen soruşturma sonucunda olay

hakkında 18/3/2013 tarih ve Soruşturma No.2012/60237, K.2013/9284 sayılı

kovuşturmaya yer olmadığına (KYO) dair karar verilirken, olayın gelişimine,

soruşturma sürecinde yapılan işlemler ve toplanılan deliller ile ulaşılan

sonuca ilişkin aşağıdaki ifadelerin yer aldığı görülmektedir. Başvurucu ile soruşturma

makamı arasında olayın gerçekleşme koşulları açısından ihtilaflı olan hususlara

ise ayrıca ve ayrıntılı olarak kararın “İnceleme”

bölümünde yer verilecektir. Anılan KYO kararının ilgili kısımları şöyledir:

“…

OLAYA İLİŞKİN TOPLANAN DELİLLER, ALINAN KRİMİNAL

EK(S)PERTİZ RAPORLARI, ADLÎ TIP RAPORLARI VE BUNLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ

Maktul polis memurları ve maktul Çağrı

DANIŞMAN'ın olaydan sonra Cumhuriyet Başsavcılığımız nezdinde hastanede uygun

ortamda ölü muayenelerinin tek tek yapıldığı, ölü muayenesi sırasında hepsinin

ateşli silah sonucu vücutlarındaki darbelerin belirlenmiş ve ardından klasik

otopsi işlemleri yapılmış olup, bu otopsi işlemi sırasında maktullerin ateşli

silah darbeleri sonucu ölmüş olduklarının belirlendiği, maktul M. Ç.'nin av tüfeğinden

çıkan darbe sonucu yaşamını yitirdiği, diğer maktullerin tabanca mermisi ile

öldürülmüş olduklarının belirlendiği, maktullerin klasik otopsileri sonrasında

Antalya Adli Tıp Grup Başkanlığınca hepsi için ayrı ayrı tanzim edilen

ayrıntılı otopsi raporlarında ölüm sebeplerinin maktul M. Ç. yönünden av tüfeği

ile ateş edilmek sureti ile, diğerleri yönünden suç tabancayla ateş edilmek

sureti ile meydana gelen iç organ harabiyeti ve iç kanama sonucu meydana

geldiğinin belirlendiği, maktul M. Ç.'nin vücudundan pek çok av tüfeği saçma

tanesinin tespit edildiği, bunun akciğer ve büyük damar harabiyeti ile birlikte

iç ve dış kanamaya sebebiyet verdiğinin tespit edildiği, maktul M. K.'nın

ateşli silah mermi çekirdeği yaralanmasına bağlı büyük damar harabiyeti ile

birlikte iç ve dış kanama sonucu meydana geldiği, maktul A. B.’nin ölümünün

ateşli silah mermi çekirdeği yaralanmasına bağlı büyük damar harabiyetleri ile

birlikte iç ve dış kanama sonucu meydana geldiği, maktul M. K.’nın cesedinden

iki adet mermi çekirdeği, maktul A. B.’nin cesedinden bir adet mermi

çekirdeğinin çıkarılarak muhafaza altına alındığı, maktul Ç. D.'nin ölümünün

ateşli silah mermi çekirdeği yaralanmasına bağlı göğüs ve karına nafiz iç organ

hasarları iç ve dış kanama sonucu meydana geldiğinin belirlendiği, maktul Ç.

D.'nin cesedinden dört adet küçük kurşun parçalarının çıkarılıp muhafaza,

altına alındığı;

Gerek maktul Ç. D.'nin olayda kullandığı av

tüfeği ve polis memurları maktul M. Ç’den gasp ettiği … seri tabanca ile ikinci

olay yerinde maktul M. K.'dan gasp ettiği … seri nolu … marka tabancalar ile

olayda silah kullanan diğer polis memuru müşteki şüphelilerin tabancalarına el

konulmuş olup, bu tabancalar hem Polis Kriminalde hem de İstanbul Adli Tıp Kurumunda

gerekli incelemelere tabi tutulmuş olup, İstanbul Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas

Dairesi Balistik şubesinin 03/12/2012 tarihli ayrıntılı raporunda Ç. D.'nin

vücudundan çıkan dört adet kurşun parçalarının maktul polis memurları A. B. ve

M. K.'nın cesetlerinden çıkarılan mermi çekirdeklerinin yapılan mukayesesi

sonucu maktul A. B. ve maktul M. K.'nın cesetlerinden çıkan mermi

çekirdeklerinin … seri nolu … marka tabancadan atılmış olduklarının

belirlendiği, söz konusu tabancanın ilk olayda maktul şüpheli Ç. D. tarafından

av tüfeği ile öldürülen polis memuru maktul M. Ç.'den Ç. D. tarafından gasp

edilen silah olduğu ve bu silahtan atılan kurşunlarla ikinci olay yeri olan

cezaevi kavşağında Çağrı DANIŞMAN tarafından ateş edilmek suretiyle maktul

polis memurları M. K. ve A. B.'nin öldürüldüğünün belirlendiği, maktul Ç.

D.'nin cesedinden çıkarılan dört adet kurşun parçası nüvesinin parçalanmış, çok

küçük olması sebebiyle hangi tabancadan atıldıklarının tespitinin mümkün

olmadığı (İstanbul Adlı Tıp Kurumu Raporuna göre);

Antalya Kriminal Polis Laboratuarı

Müdürlüğünün altı sayfadan oluşan 06/10/2012 tarihli ekspertiz raporunda maktul

şüpheli Ç. D.'nin olay günü sevk ve idaresindeki 07 DE 044 plakalı araçta

kurşun izlerinin tespit edildiği, bunların bir kısmının şoför kapısında, bir

kısmının arka camda olduğunun fotoğraflı olarak tek tek gösterilmek suretiyle

irdelendiği, yapılan atışların uzak atış olduğunun belirlendiği, olay yeri

inceleme ekiplerince maktullerin olay sırasında üzerlerindeki giysilerinin tek.

tek alınıp Antalya Polis Kriminal Laboratuarına gönderilip ayrıntılı

incelemelerinin diğer tespit edilen bulgularla birlikte 05/10/2012 tarihli

ekspertiz raporuna göre maktul şüpheli Ç. D.'nin sol el iç, sol el dış, sağ el

iç, sağ el dış svap numunelerinde atış artıklarının bulunduğunun tespit

edildiği, maktul M. Ç.'nin sol el iç, sol el dış, sağ el iç ve sağ el dış svap

numunelerinde atış artıklarının bulunduğunun tespit edildiği, maktul M. K.'nın

sağ el iç, sol el dış svap numunelerinde atış artıklarının bulunduğunun tespit

edildiği, müşteki şüpheliler A. İ., Y. K. ve B. D.’nin ellerinde atış

artıklarının bulunduğunun tespit edildiği, diğer müşteki şüphelilerde atış

artıklarına rastlanmadığı;

Maktul şüpheli Ç. D.'nin giysileri üzerinde

yapılan ayrıntılı inceleme sonucunda vücuduna isabet eden silahlı atışların

uzak atış olarak belirlendiği, bu hususun maktul Çağrı D.’nin otopsisi

sırasında da cilt ve cilt altı bulgularına göre de vücudundaki tüm atışların

bitişik atış mesafesi dışında yapıldığının belirlendiği (14/12/2012 tarihti

otopsi raporu), maktul M. Ç.'de meydana gelen atışlardan bir tanesinin uzak

atış, birinin ise yakın atış olduğunun tespit edildiği, maktul M. K.'nın

giysileri üzerinde meydana gelen atışın uzak atış olduğunun belirlendiği;

06/10/2012 tarihli ekspertiz raporuna göre

müşteki şüpheliler M. Ö., İ. Ç., A. İ., Ö. Ş., Y. K., B. D., M. Z. H. ve M.

E.’ye ait tabancaların, olay yerinde elde edilen 28 adet boş kovan, bir adet

mermi çekirdeği, teşhis niteliği bulunan iki adet mermi çekirdeği gömlek

parçasının yapılan karşılaştırmasında bir adet kovanın polis memuru Ö. Ş.'ye

ait tabancadan atıldığının. 7 kovan ve 1 adet mermi çekirdeğinin polis memuru

A. İ.'ye ait tabancadan atıldığının, bir delil poşeti içerisinde çıkan üç adet

boş kovanın, başka bir delil poşeti içerisinde çıkan iki adet mermi çekirdeği

gömlek parçasının bir adedinin polis memuru İ. Ç.'ye ait tabancadan

atıldığının, iki adet boş kovanın polis memuru M. Ö.'ye ait tabancadan

atıldığının, bir adet boş kovanın baş komiser B. D.’ye ait tabancadan

atıldığının tek tek tespit edildiği;

Cezaevi kavşağı ve devamında tespit edilen

toplam 8 adet boş kovanın maktul şüpheli Ç. D.’nin gasp ettiği maktul polis

memuru M. Ç.' Ye ait … marka tabancadan atıldığı, tespit edilebilen 3 adet boş

kovanın ise yine maktul şüpheli Ç. D.'nin maktul polis memuru M. K.’dan gasp

ettiği … marka tabancadan atılmış olduğunun hem Polis Kriminal Lab. hem de

İstanbul Adli Tıp Kurumu Balistik İnceleme Şube Müdürlüğü raporuna göre

belirlenmiş olduğu.

07 DE 044 plakalı araçta yapılan inceleme

sonucu dikiz aynasında tespit edilen parmak izinin maktul şüpheli Ç. D.'nin sağ

el baş parmak iziyle aynı olduğunun tespit edildiği:

Böylece maktul şüpheli Ç. D.'nin ilk olayda

maktul M. Ç.'ye av tüfeği ile vurmak suretiyle öldürdüğü ve ondan gasp ettiği

tabancayla çevirme noktası olan cezaevi kavşağındaki ikinci olayda maktuller M.

K. ve A. B.'ye ateş etmek suretiyle her ikisini bu tabancayla öldürdüğünün net

olarak tereddütsüz belirlendiği, maktul şüpheli Ç. D.'nin söz konusu tabancayı

ilk öldürdüğü polis memurundan gasp ettiğinin alınan tüm tanık beyanlarıyla da

doğrulandığı, maktul Ç. D.'nin gasp ettiği … seri nolu tabancanın yine gasp

etmiş olduğu … seri nolu tabancanın maktul şüpheli Ç. D.'nin yaralı ele

geçirildiği noktada üzerinde tespit edildiği, her iki tabancada teşhise

elverişli parmak izinin bulunmadığı ancak … seri nolu tabancanın şarjör

kısmında elde edilen biyolojik bulgunun maktul şüpheli Ç. D.'nin kan örneği ile

tıpa tıp uyuştuğunun Ankara Kriminal Polis Laboratuvan raporuyla belirlenmiş

olduğu;

Maktul şüpheli Ç. D.'nin ele geçirilmesi için

yapılan operasyon sırasında müşteki şüpheli polis memurlarının silah

kullandığı, ancak maktul Ç. D.'nin cesedinden 4 adet kurşun parçası çıktığı,

bunların da İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığının vermiş olduğu rapora göre,

kıyaslama niteliğinin bulunmadığı, dolayısıyla hangisinin silahından

atıldığının tespitinin yapılamadığı, ancak giysileri üzerinde yapılan

incelemede Antalya Emniyet Müdürlüğü Polis Kriminal Laboratuarının raporuna

göre atışların uzak atış niteliğinde olduğu, bu hususun otopsi sırasında Adli

Tıp Uzman Heyetince de atışların bitişik alış mesafesinde olmadıklarının

belirlendiği, dolayısıyla maktul şüpheli Ç. D.’nin yakın mesafeden veya bitişik

mesafeden vurulduğuna dair herhangi bir somut delil bulunmadığı, aksine

güvenlik güçlerinin yasal çerçevede silah kullanma yetkilerini kullanarak ve

kendilerine yönelikle silahla ateş etmekte olan maktul şüpheli Ç. D.'nin olduğu

bölgeye doğru rastgele ateş ettikleri ve yaralı olarak ele geçirildikleri,

akabinde sevk edilen hastanede yaşamını yitirdiği, Ölü muayene tutanağı ve

ayrıntılı otopsi raporunda da belirtildiği üzere maktul şüpheli Ç. D.'nin

özellikle herhangi bir bölgesinin hedef alınmadığı, atışların rastgele

yapıldığı, maktul şüpheli Ç. D.'nin silah tutan sağ el ve koluna doğru da pek

çok ateş edilmiş olduğu ve bu koldaki mermi yaralanmaları dikkate alındığında

güvenlik güçlerinin öncelikle şüphelinin ateş eden eline ve koluna doğru ateş

etmiş olduklarının apaçık ortada olduğu, maktul şüpheli Ç. D.'nin vücuduna 6

mermi isabet ettiği, bunun 4 adedinin kol bacak omuz gibi hayati tehlike

oluşturmayacak ve öldürücü olmayan atışlar olduğu, göğüs ve karın bölgesine

isabet eden iki merminin öldürücü nitelikle olduğunun otopsi raporuyla

belirlendiği, dolayısıyla mevcut deliller çerçevesinde maktul şüpheli Ç. D.'nin

babası olan müşteki Cemil DANIŞMAN'ın iddiaları ve avukatı Münip ERMİŞ'in

dosyaya yansıyan pek çok müracaatının içeriğini ve şikâyetlerini doğrulayıcı

herhangi bir somut delil bulunmadığı, aksine güvenlik güçlerinin yasal

çerçevede hareket ettiklerinin tüm delil durumundan rahatlıkla anlaşıldığı;

Maktul Ç. D.’nin babası olan müşteki Cemil

DANIŞMAN'ın avukatı olan Antalya Barosu Avukatı Münip ERMİŞ'in vermiş olduğu

dilekçede Ç. D.’nin ele geçirildiği ve ilk çekilen fotoğraflarında sırtında

herhangi bir kan olmadığı, ancak daha soma çekilen fotoğraflarında sırtından

kanlar gözüktüğünü iddia ederek olayda Ç. D.'nin kasten öldürüldüğünü iddia

etmiş ise de söz konusu fotoğrafları çektiği anlaşılan tanık S. K.’nin alınan

ayrıntılı beyanında; sırtında kan gözükmediği iddia edilen ve daha sonraki

karelerde sırtında kan olduğu gözüken fotoğrafları kendisinin çektiğini,

sırtında kan olmadığı iddia edilen fotoğrafın maktul Ç. D’nin ayak bölgesinin

olduğu taraftan çekildiği, bu sırada güvenlik güçlerinin Ç. D.’nin elini

sırtına doğru kıvırdıkları ve üst sırt bölgesindeki kanlı kısmın bu nedenle o

karede gözükmediğini, o karenin çektiği ilk fotoğraf karesi olmadığını, ilk

çektiği fotoğraf karesinde Ç. D.’nin kafa bölgesinin baktığı taraftan çektiğini

ve buradaki karede üst sırt bölgesinin kanlar içinde olduğunu, ele geçirildiği

sırada da herhangi bir silahlı ateş etme olayını görmediğini ifade ettiği,

dolayısıyla ele geçirildikten sonra öldürme iddiasının da doğru olmadığının bu

şekilde anlaşıldığı, maktul şüpheli Ç. D.'nin özellikle cezaevi kavşağında iki

polis memurunu öldürdükten sonra kaçış güzergahı dikkate alındığında bu

güzergahta kan izlerinin tespit edildiği, bu kan izlerinin Ankara Kriminal

Polis Lab. Raporuna göre Ç. D.'ye ait olduğunun tespit edildiği, esasen Ç.

D.'nin yaralı ele geçirildiği noktaya varmadan yani cezaevi kavşağından

kaçarken kendisine ateş eden güvenlik güçlerince burada vurulmuş olduğu, Fatih

Mahallesi ara sokaklarına yaralı vaziyette kaçtığı, bu hususta da belli bir kan

kaybının söz konusu olduğu ancak yaralı olarak ele geçirildiği bölgede de

maktul şüpheli Ç. D.’ye polis memurlarınca pek çok kez olduğu bölgeye ateş

edilmiş olduğu, olay yerinden elde edilen boş kovanlardan da bu hususun tespit

edildiği;

Maktul şüpheli Ç. .’nin suçta kullandığı …

seri nolu … marka tabancanın maktul şüpheli Ç. D. ele geçirildiğinde şarjörünün

kanlı olduğu, boş olduğu ve tabancanın namlu kısmında iki mermi bulunduğu ve

mermilerin sıkışmış olduğu, muhtemelen bu noktada güvenlik güçlerine silah

doğrulturken silahın tutukluk yaptığı ve bu nedenle namluda mermi sıkıştığı ve

bu noktada bu silahla ateş edemediği, üzerinde ele geçirilen … seri nolu …

marka tabancanın ise cezaevi kavşağında gasp edildikten sonra kaçış

güzergahında şarjörünü düşürmüş olduğu, bu tabancanın da maktul Ç. D. ele

geçirildiğinde içerisinde şarjör bulunamadığı, bu silahla da bu noktada bu

sebeple ateş edemediğinin anlaşıldığı;

Dosyada, bulunan DVD ve CD 1er ile ambulansın

güzergahını gösteren GPS raporlarının bilirkişi A. G.’ye verilip kendisinden

ona ilişkin rapor alındığı, bilirkişinin 19/11/2012 tarihinde sunmuş olduğu

raporda, CD ve DVD'lerin incelendiği, bu görüntülerde olay yerini gösteren ve

olay sırasında çekilen fotoğrafların bulunduğu, bu fotoğrafların aynı zamanda

basılıp rapora eklendiği, kayıtların mobese kayıtları, olay yerinde çekilen

görüntüler, fotoğraflar, maktullerin ölü muayene sırasında çekilen görüntüleri

olduğu, maktul Ç. D.'yi hastaneye götüren ambulans ile ilgili de bilirkişinin

ek rapor verdiği, bu raporda ambulansın GPS kayıtlarının ve GPS harita

görüntüsünün tespit edilip rapora eklendiği, ancak ambulans görevlileri yönünde

yapılan şikayetin ambulans görevlilerinin görev niteliği, olayda varsa

kusurlarının değerlendirilmesinin memur suçlan soruşturma bürosunca

değerlendirilmesinin uygun olacağı, bu eylemlerin mevcut öldürme eylemlerinden

sonra meydana geldiği, dolayısıyla konularla ilgili evrakın teftik edilerek

Memur Suçlan Bürosuna gönderilmiştir.

…

SONUÇ

… 04/10/2012 günü saat 20.00 sıralarında

Yıldız Mahallesinde av tüfeği kılıfında av tüfeğine benzer bir şey taşıdığı ve

şüpheli hareketlerde bulunduğu iddiasıyla maktul Ç. D.'nin polise ihbar

edildiği, bir müddet sonra olay yerine motosikletli yunus intikal ettiği,

motosikleti müşteki F. D.'nin kullandığı, maktul M. Ç.'nin ise artçı olarak

motosiklette görevli olduğu ve tespit ettikleri Ç. D.'ye maktul M. Ç.'nin

yanaşarak seslendiği, bir aracın kenarında gizlenmiş vaziyette duran maktul Ç.

D.’nin kılıf içerisindeki av tüfeğinin önüne mermi sürerek maktul M. Ç.'ye

doğrultup kendisine ateş edip vurduğu, daha sonra bir el daha ateş ettiği,

diğer müşteki F.D.'nin ise olayın vermiş olduğu etkiyle motosikleti üzerine

düşürdüğü, ayağından yaralandığı ve bir müddet yerde kaldığı için kalkıp

arkadaşına yardım edemediği, maktul Ç. D.'nin maktul M. Ç.'nin görev silahını

da gasp ettiği ve müşteki F. D.'ye av tüfeği ile ateş edeceği sırada da tanık

olarak dinlenen İ. C.'nin Ç. D.'nin üzerine balkondan laptopunu atmak suretiyle

F. D.'ye ateş etmesini bu şekilde engellediği, olay yerinde de laptopun

parçalanmış olduğu bizzat keşif sırasında tarafımızdan görülüp durumun tutanağa

geçirildiği,

Maktul şüpheli Ç. D.'nin bu olaydan sonra

kendisine ait olduğu anlaşılan 07 DE 044 plakalı araçla olay yerinden kaçtığı,

güvenlik güçlerinin yapmış olduğu çalışmalar neticesinde bu araçla cezaevi

kavşağına doğru seyir halinde bulunduğu ve güvenlik güçlerince takibe alındığı,

maktul polis memurları M. K. ve A. B.’nin maktul şüpheli Ç. D.'nin aracını

arkadan takip ettikleri, cezaevi kavşağına geldiklerinde de maktuller M. K. ve

A. B.'nin Ç. D.'nin arabasına yanaşarak araçtan inmesini istedikleri, Ç. D.'nin

daha önce M. Ç.'den gasp ettiği tabancayla her ikisine ateş ederek polis

memurları M. K. ve A. B.'yi de cezaevi kavşağında vurmak suretiyle öldürdüğü,

kendisine burada uyarı atışında bulunan güvenlik güçlerinin "teslim

ol" çağrısına da uymayarak Fatih Mahallesinin karanlık sokaklarına girip

izini kaybettirmeye çalıştığı, en son ele geçirildiği noktada bir ağacı

kendisine siper edip silahını güvenlik güçlerine doğrulttuğu, ancak silahın

namlusunda mermi sıkıştığı için ateş edemediği, daha öncesinden de yaralanmış

olduğu, burada da güvenlik güçlerinin kendisinin olduğu yöne doğru ateş

ettikleri ve yaralı ele geçirdikleri, daha sonra kaldırıldığı hastanede

yaşamını yitirdiği, vücuduna isabet eden 6 mermiden iki tanesinin ölümcül

nitelikte olduğu, diğerlerinin ölümcül nitelikte olmadığının belirlendiği,

Yukarıda ayrıntılı bir şekilde güvenlik

güçlerinin silah kullanma olayının irdelendiği, bu irdeleme sonucunda güvenlik

güçlerinin silah kullanma yetkilerini gerek Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu,

gerek Avrupa İnsan Haklan Sözleşmesinin 2. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin

içtihatları gerekse Yargıtayımızın yerleşik içtihatları göz önüne alındığında

kanunun kendilerine tanıdığı yetki çerçevesinde kullanmış oldukları, yukarıda

TCK 24.-25. ve TCK 28. maddeleri konuya ışık tutması açısından irdelenmiş ise

de, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararımızın gerekçesinin esasen bu

olmadığı, bu maddelerde belirtilen meşru müdafaa, zorunluluk hali olayımızda

mevcut olmakla birlikte güvenlik güçlerinin hangi hallerde silah

kullanabileceği, silah kullanma sınırı, şartlar göz önüne alındığında kanuni

yetkileri dahilinde karşı saldırıyı defetmeye ve durdurmaya yönelik daha vahim

sonuçlar meydana çıkmasını önlemeye yönelik orantılı ve gereklilik ilkelerine

uygun silah kullanmış olmalarının esas gerekçe olduğu, bunun da Avrupa İnsan

Haklan Sözleşmesinin 2. maddesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin konuya

benzer içtihatları ve Yargılayın konuya benzer içtihatları dikkate alındığında

olayımızda da güvenlik güçlerinin silah kullanma yetkilerinin bu kriterler

dikkat alındığında kanun hükmüne uygun olduğu KANAAT VE SONUCUNA VARILDIĞINDAN;

Maktul şüpheli Ç. D.'nin polis memuru olan

maktuller M. Ç., M. K. ve A. B.'ye yönelik silahlı saldırı sonucu insan öldürme

eyleminden, nitelikli yağma ve 6136 Sayılı Yasaya Muhalefet suçlarından dolayı

TCK 64. maddesi uyarınca maktul şüpheli Ç. D.’nin olayda yaşamını yitirmiş

olduğu anlaşıldığından;

Müşteki şüpheli polis memurları olup Ç. D.'nin

ele geçirilmesi amacıyla silah kullanan ve kendilerine yönelik Ç. D.'nin ateş

etmesi sebebiyle de kendilerine müşteki şüpheli sıfatı verilen S. Y., İ. Ç., Ö.

Ş., Y. K., A. İ., M. Ö, M. Z. H., M. E. ve B. D. hakkında yukarıda ayrıntılı

bir şekilde belirtildiği şekilde yasal çerçevede kanun hükümlerinin kendilerine

tanıdığı yetki ve sınır çerçevesinde silah kullanmış oldukları ve bu silah

kullanma eylemleri sebebiyle Ç. D. yaşamını yitirmiş ise de, eylemlerinin tüm

boyutlarıyla TCK hükmüne, Polis Vazife ve Salahiyetleri Yasası hükmüne, Avrupa

İnsan Hakları Sözleşmesi 2/2 hükmüne, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Yargıtayımızın

yerleşik içtihatlarına uygun olduğundan CMK 172 ve devam eden maddeleri uyarınca

KAMU ADINA KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA

…

Karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün

içerisinde Manavgat Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığına itiraz yolu açık olmak

üzere karar verildi. 18/03/2013.…”

22. Başvurucunun anılan karara yaptığı itiraz, Manavgat 1.

Ağır Ceza Mahkemesinin (Mahkeme) 5/6/2013 tarih ve 2013/1064 Değişik İş No’lu

kararıyla şu gerekçelerle reddedilmiştir:

“ … Maktul şüpheli Ç. D.'nin kendisine ait av tüfeği ile polis memuru M. Ç.'yi vurarak üzerinde bulunan

silahı alarak kaçması, takip sırasında kırmızı ışıkta aracın durduğu sırada

kendisine yaklaşarak araçtan inmesini söyleyen polis memurları M. K. ve A.

B.’yi maktul M. Ç.'den almış olduğu silahı kullanmak suretiyle öldürmesi, polis

memuru M. K.'nın da silahını alarak kaçmaya devam etmesi, yapılan ikaz ve

uyarılara rağmen güvenlik güçlerine teslim olmaması, kovalamaca sonucu 3351 ile

3356 sokağın kesiştiği arazide güvenlik güçlerinin ateş etmesi sonucu yaralı

olarak ele geçirilmesi ve kaldırıldığı Atatürk Devlet Hastanesi'nde ateşli

silah yaralanmasına bağlı olarak hayatını kaybetmesi şeklinde gerçekleşen

olayla ilgili olarak yapılan soruşturma sonucu verilen kovuşturmaya yer

olmadığına dair kararın gerekçesine göre, kararda usul ve yasaya aykırılık

bulunmadığı, dosya kapsamında maktul Ç. D.'nin yaralı olarak ele geçirildikten

sonra öldürüldüğüne dair kamu davası açmaya yeterli delil bulunmadığı kanaatine

varıldığından itirazın reddine. …”

23. Mahkemenin kararı 7/8/2013 tarihinde başvurucu vekiline

tebliğ edilmiş ve süresi içinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru

yapılmıştır.

B. İlgili Hukuk

24. 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’nun “Zor

ve silah kullanma” kenar başlıklı 16. maddesi şöyledir:

“(Değişik: 2/6/2007-5681/4 md.) Polis,

görevini yaparken direnişle karşılaşması halinde, bu direnişi kırmak amacıyla

ve kıracak ölçüde zor kullanmaya yetkilidir.

Zor kullanma yetkisi kapsamında, direnmenin

mahiyetine ve derecesine göre ve direnenleri etkisiz hale getirecek şekilde

kademeli olarak artan nispette bedenî kuvvet, maddî güç ve kanunî şartları

gerçekleştiğinde silah kullanılabilir.

İkinci fıkrada yer alan;

a) Bedenî kuvvet; polisin direnen kişilere

karşı veya eşya üzerinde doğrudan doğruya kullandığı bedenî gücü,

b) Maddî güç; polisin direnen kişilere karşı

veya eşya üzerinde bedenî kuvvetin dışında kullandığı kelepçe, cop, basınçlı

su, göz yaşartıcı gazlar veya tozlar, fizikî engeller, polis köpekleri ve

atları ile sair hizmet araçlarını,

ifade eder.

Zor kullanmadan önce, ilgililere direnmeye

devam etmeleri halinde doğrudan doğruya zor kullanılacağı ihtarı yapılır.

Ancak, direnmenin mahiyeti ve derecesi göz önünde bulundurularak, ihtar

yapılmadan da zor kullanılabilir.

Polis, zor kullanma yetkisi kapsamında

direnmeyi etkisiz kılmak amacıyla kullanacağı araç ve gereç ile kullanacağı

zorun derecesini kendisi takdir ve tayin eder. Ancak, toplu kuvvet olarak

müdahale edilen durumlarda, zor kullanmanın derecesi ile kullanılacak araç ve

gereçler müdahale eden kuvvetin amiri tarafından tayin ve tespit edilir.

Polis, kendisine veya başkasına yönelik bir

saldırı karşısında, zor kullanmaya ilişkin koşullara bağlı kalmaksızın, 5237

sayılı Türk Ceza Kanununun meşru savunmaya ilişkin

hükümleri çerçevesinde savunmada bulunur.

Polis;

a) Meşru savunma hakkının kullanılması

kapsamında,

b) Bedenî kuvvet ve maddî güç kullanarak

etkisiz hale getiremediği direniş karşısında, bu direnişi kırmak amacıyla ve

kıracak ölçüde,

c) Hakkında tutuklama, gözaltına alma, zorla

getirme kararı veya yakalama emri verilmiş olan kişilerin ya da suçüstü halinde

şüphelinin yakalanmasını sağlamak amacıyla ve sağlayacak ölçüde,

silah kullanmaya yetkilidir.

Polis, yedinci fıkranın (c) bendi kapsamında

silah kullanmadan önce kişiye duyabileceği şekilde "dur" çağrısında

bulunur. Kişinin bu çağrıya uymayarak kaçmaya devam etmesi halinde, önce uyarı

amacıyla silahla ateş edilebilir. Buna rağmen kaçmakta ısrar etmesi dolayısıyla

ele geçirilmesinin mümkün olmaması halinde ise kişinin yakalanmasını sağlamak

amacıyla ve sağlayacak ölçüde silahla ateş edilebilir.

Polis, direnişi kırmak ya da yakalamak

amacıyla zor veya silah kullanma yetkisini kullanırken, kendisine karşı silahla

saldırıya teşebbüs edilmesi halinde, silahla saldırıya teşebbüs eden kişiye

karşı saldırı tehlikesini etkisiz kılacak ölçüde duraksamadan silahla ateş

edebilir.”

25. 2559 sayılı Kanun’un

“Adlî görev ve yetkiler” kenar

başlıklı 6. maddesi şöyledir:

“Polis, bu maddede yazılı görevlerinin

yanında, Ceza Muhakemesi Kanunu ve diğer mevzuatta yazılı soruşturma

işlemlerine ilişkin görevleri de yerine getirir.

Polis, bir suça ilişkin olarak kendisine

yapılan sözlü ihbar ve şikâyetleri ve görevi sırasında öğrendiği suça ilişkin

bilgileri yazılı hale getirir.

Edinilen bilgi veya alınan ihbar veya şikâyet

üzerine veya kendiliğinden bir suçla karşılaşan polis, olay yerinde kişilerin

ve toplumun sağlığına, vücut bütünlüğüne veya malvarlığına zarar gelmemesi ve

suçun delillerinin kaybolmaması ya da bozulmaması için derhal gerekli

tedbirleri alır.

Bir suç işlendiği veya işlenmekte olduğu

bilgisini edinen polis, olay yerinin korunması, delillerin tespiti,

kaybolmaması ya da bozulmaması için acele tedbirleri aldıktan sonra el koyduğu

olayları, yakalanan kişiler ile uygulanan tedbirleri derhal Cumhuriyet

savcısına bildirir ve Cumhuriyet savcısının emri doğrultusunda işin

aydınlatılması için gerekli soruşturma işlemlerini yapar.

Yapılacak araştırma sonunda edinilen bilginin

bir kabahate ilişkin olduğu hallerde, konu araştırılarak gerekli yasal işlem

yapılır veya yapılması sağlanır.

Olay yerinde görevine ait işlemlere başlayan

polis, bunların yapılmasına engel olan veya yetkisi içinde aldığı tedbirlere

aykırı davranan kişileri, işlemler sonuçlanıncaya kadar ve gerektiğinde zor

kullanarak bundan men eder.

Polis, suçun delillerini tespit etmek

amacıyla, Cumhuriyet savcısının emriyle olay yerinde gerekli inceleme ve teknik

araştırmaları yapar, delilleri tespit eder, muhafaza altına alır ve incelenmek

üzere ilgili yerlere gönderir.

Olay yeri dışında kalan ve o suça ilişkin

delil elde edilebileceği yönünde kuvvetli şüphe sebebi bulunan konut, işyeri ve

kamuya açık olmayan kapalı alanlarda yapılacak işlemler için Ceza Muhakemesi

Kanununun arama ve elkoymaya ilişkin hükümleri uygulanır.

Polis, olaydaki failin, gözaltına alınan

şüpheli ile aynı kişi olup olmadığının belirlenmesi bakımından zorunlu olması

halinde, Cumhuriyet savcısının talimatıyla teşhis yaptırabilir.

…”

26. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Ceza Sorumluluğunu Kaldıran veya Azaltan Nedenler”

başlıklı İkinci Bölüm’ün “Kanunun hükmü ve

amirin emri” kenar başlıklı 24. maddesi şöyledir:

“ (1) Kanunun hükmünü yerine getiren kimseye ceza verilmez.

(2)

Yetkili bir merciden verilip, yerine getirilmesi görev gereği zorunlu olan bir

emri uygulayan sorumlu olmaz.

(3)

Konusu suç teşkil eden emir hiçbir surette yerine getirilemez. Aksi takdirde

yerine getiren ile emri veren sorumlu olur.

(4)

Emrin, hukuka uygunluğunun denetlenmesinin kanun tarafından engellendiği

hallerde, yerine getirilmesinden emri veren sorumlu olur.

27. Anılan Kanun’un “Meşru

savunma ve zorunluluk hali” başlıklı 25. maddesi şöyledir:

“(1)

Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen,

gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve

koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen

fiillerden dolayı faile ceza verilmez.

(2)

Gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakka yönelik olup, bilerek neden

olmadığı ve başka suretle korunmak olanağı bulunmayan ağır ve muhakkak bir

tehlikeden kurtulmak veya başkasını kurtarmak zorunluluğu ile ve tehlikenin

ağırlığı ile konu ve kullanılan vasıta arasında orantı bulunmak koşulu ile

işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.” Cumhuriyet

savcısının görev ve yetkileri

28. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Cumhuriyet savcısının görev ve yetkileri”

başlıklı 161. maddesi şöyledir:

“(1) Cumhuriyet savcısı, doğrudan doğruya veya

emrindeki adlî kolluk görevlileri aracılığı ile her türlü araştırmayı

yapabilir; yukarıdaki maddede yazılı sonuçlara varmak için bütün kamu

görevlilerinden her türlü bilgiyi isteyebilir. Cumhuriyet savcısı, adlî görevi

gereğince nezdinde görev yaptığı mahkemenin yargı çevresi dışında bir işlem

yapmak ihtiyacı ortaya çıkınca, bu hususta o yer Cumhuriyet savcısından söz

konusu işlemi yapmasını ister.

(2) Adlî kolluk görevlileri, elkoydukları

olayları, yakalanan kişiler ile uygulanan tedbirleri emrinde çalıştıkları

Cumhuriyet savcısına derhâl bildirmek ve bu Cumhuriyet savcısının adliyeye

ilişkin bütün emirlerini gecikmeksizin yerine getirmekle yükümlüdür.

(3) Cumhuriyet savcısı, adlî kolluk

görevlilerine emirleri yazılı; acele hâllerde, sözlü olarak verir. (Ek cümle:

25/5/2005 - 5353/24 md.) Sözlü emir, en kısa sürede

yazılı olarak da bildirilir.

…”

29. Anılan Kanun’un “Adlî

kolluk ve görevi” başlıklı 164. maddesi şöyledir:

“(1) Adlî kolluk; 4.6.1937 tarihli ve 3201

sayılı Emniyet Teşkilatı Kanununun 8, 9 ve 12 nci

maddeleri, 10.3.1983 tarihli ve 2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve

Yetkileri Kanununun 7 nci maddesi, 2.7.1993 tarihli ve 485 sayılı Gümrük

Müsteşarlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 8

inci maddesi ve 9.7.1982 tarihli ve 2692 sayılı Sahil Güvenlik Komutanlığı

Kanununun 4 üncü maddesinde belirtilen soruşturma işlemlerini yapan güvenlik

görevlilerini ifade eder.

(2) Soruşturma işlemleri, Cumhuriyet

savcısının emir ve talimatları doğrultusunda öncelikle adlî kolluğa yaptırılır.

Adlî kolluk görevlileri, Cumhuriyet savcısının adlî görevlere ilişkin

emirlerini yerine getirir.

(3) Adlî kolluk, adlî görevlerin haricindeki

hizmetlerde, üstlerinin emrindedir.”

30. Anılan Kanun’un “Kovuşturmaya

yer olmadığına dair karar” başlıklı 172. Maddesinin (1) numaralı

fıkrası şöyledir:

“ Cumhuriyet savcısı, soruşturma evresi sonunda, kamu davasının açılması için

yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması

hâllerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir. Bu karar, suçtan zarar

gören ile önceden ifadesi alınmış veya sorguya çekilmiş şüpheliye bildirilir.

Kararda itiraz hakkı, süresi ve mercii gösterilir.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

31. Mahkemenin 16/7/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,

başvurucunun 14/8/2013 tarih ve 2013/6319 numaralı bireysel başvurusu incelenip

gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

32. Başvurucu, silah kullanılmasını gerektiren bir durum söz

konusu olmamasına rağmen güvenlik görevlilerince silah kullanılarak oğlunun

ölümüne sebebiyet verildiğini, soruşturmanın önemli bir kısmının şüpheli

konumunda olan kolluk tarafından yürütüldüğünü, işkence suçunun soruşturma

konusu yapılmadığını ve KYO kararında işkence iddialarının incelenmediğini,

ambulans şoförü ve diğer sağlık görevlileri hakkında sadece görevi kötüye

kullanmaktan idari soruşturma başlatıldığını fakat insan öldürmeye iştirakten

hiçbir soruşturma açılmadığını belirterek Anayasa’nın 17. ve 40. maddelerinde

güvence altına alınan yaşam hakkının, işkence ve eziyet yasağının ve etkili

başvuru hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tazminat talebinde

bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

a. Yaşam Hakkının İhlal Edildiği İddiası

33. Başvuru konusu olayda polisin gereksiz yere silah

kullanması suretiyle Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal edildiğine dair

iddiaların 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun

olmadığı görülmektedir. Başka bir kabul edilemezlik nedeni de görülmediğinden

başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. İşkence ve Eziyet Yasağının İhlal Edildiği İddiası

34. Başvuru konusu olayda başvurucunun oğlunun etkisiz olarak

ele geçirildiği yerde polis tarafından darp edildiği ve bu yöndeki iddiaların

soruşturulmadığından bahisle Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen işkence ve

eziyet yasağının ihlal edildiğine dair iddiaların da açıkça dayanaktan yoksun

olmadığı görülmektedir. Başka bir kabul edilemezlik nedeni de görülmediğinden

başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Yaşam Hakkının Esasının İhlal Edildiği İddiası

i. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlığın Görüşü

35. Başvurucu, başvuru konusu olayın son aşamasında, yani Ç.

D.’nin yaralı olarak ele geçirildiği anda kendisinde silah bulunmadığını, onda

olduğu iddia edilen silahlarda kendisinin parmak izinin bulunduğunun tespit

edilmediğini, silahların sonradan kendisinin yanına getirildiğini, bu nedenle

olayda polisin silah kullanma yetkisinin bulunmadığını ileri sürmüştür.

Başvurucu, ayrıca olay hakkında Savcılık tarafından verilen KYO kararında silah

kullanma yetkisinin meşru sınırlar içinde gerçekleştiği sonucuna ulaşılırken,

polisin hazırladığı “olay tutanağı”nda ve tanık ve şüpheli sıfatıyla sorgulanan

polislerin ifadelerinde, Ç.D.’nin kendilerine doğru birden fazla ateş ettiği,

kendilerinin de bu ateşe karşılık vermek zorunda kaldıklarının beyan edilmesine

rağmen, Savcılığın bu beyanları esas almadığını (alamadığını), çünkü son olayın

gerçekleştiği yerde Ç. D.’nin yanında bulunan iki silahta parmak izinin

bulunmadığını ve vurulduğu yerde bulunan 13 adet mermi kovanının tamamının

polis memurlarının silahlarına ait olduğunu, sonuç olarak ağır yaralı olmasına

ve herhangi bir direniş göstermemesine rağmen oğlunun polisler tarafından

sırtından vurularak öldürüldüğünü ileri sürmüştür.

36. Bakanlık görüşünde, polis tarafından kullanılan gücün

haklı ve gerekli olup olmadığının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)

içtihatları doğrultusunda değerlendirilmesi gerektiği, AİHM’ye göre Devlet

görevlilerinin güç kullandığı durumlarda sadece güce başvuran görevlilerin

eylemlerini değil, aynı zamanda hukuki ve düzenleyici çerçeve, bu çerçevenin

hazırlanması ve denetlenmesine ilişkin hususlar da dâhil ilgili bütün

koşulların göz önünde tutulması gerektiğinin kabul edildiği, Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 2. maddesinin 2. paragrafının sadece kasıtlı adam

öldürmenin meydana geldiği durumları değil, kasıtsız bir şekilde ölümle

sonuçlanabilecek «güce başvuru yollarının»

oluşabileceği durumları da kapsadığı, bununla birlikte zor kullanmanın 2.

maddenin a., b. veya c. bentlerinde bahsedilen amaçlardan birinin

gerçekleştirilmesi için “mutlak zorunlu”

durumlarda kullanılması gerektiği, başvurulan gücün bahsedilen amaçlarla

kesinlikle orantılı olması gerektiğinin kabul edildiği, AİHM’nin Türkiye

hakkındaki açılan davalarla ilgili bazı kararlarında, olay hakkındaki

değerlendirmesini, olaydan kopuk bir bakış açısı ile olayın sıcağıyla karşılık

vermek zorunda kalmış memurların değerlendirmesinin yerine koyamayacağına

hükmettiği, başka türlü bir hükme varmanın Devletler ve görevini ifa etmekte

olan kolluk kuvvetleri üzerine gerçekçi olmayan bir yük getirmek, belki de

bunların ve diğer kişilerin hayatını tehlikeye atmak anlamına geleceğini kabul

ettiği belirtilmiştir.

37. Bakanlık görüşünde ayrıca AİHM’nin, polisin silah

kullanma yetkisini düzenleyen 2559 sayılı Kanun’un 16. maddesinin ceza mahkemelerince

yorumlanma biçimine bakarak, bu yasal çerçevenin temelde kusurlu olduğu ve

Sözleşmenin günümüz Avrupa’sının demokratik toplumlarında gerekli kıldığı yaşam

hakkını kanunla koruma düzeyinin altında kaldığı sonucuna vardığı ifade

edilmiştir.

38. Bakanlık görüşünde somut olayla ilgili şu

değerlendirmeler yapılmıştır: Başvuruya konu olayda, önceden planlanan ve

çerçevesi çizilen bir polis operasyonu bulunmadığı, yapılan bir ihbar sonucu

polisin olay yerine gitmesi ve beklenmedik bir şekilde polise ateş edilmesi ve

polis memurlarından birisinin vefat etmesi ve diğerinin yaralanması neticesinde

başlayan takip ve yakalamanın söz konusu olduğunun hatırda tutulması

gerekmektedir. Bu süreç, olay akşamı saat 20.10 ile saat 21.50 arasını kapsayan

yaklaşık iki saatlik bir zaman dilimini kapsamaktadır. Bu süreçte polis

telsizinde sürekli anonslar yapılarak, polis ekipleri sürekli bilgilendirilmiş

ve yönlendirilmiştir. Ayrıca, Ç. D.’nin polis memurlarına karşı ateşli silah

kullanmış olması ve çevresine ateş etmiş olması ve kaçarken silahlı oluşu

nazara alındığında, olayın sıcaklığı ve gerçek bir tehdit olgusunun varlığı

kabul edilmelidir. Ç. D.’nin yakalanması amacıyla yapılan müdahale öncesi

hazırlığın ve müdahalenin kontrolünün değerlendirmesinin bu koşullar dikkate

alınarak yapılması Anayasa Mahkemesinin takdirine bırakılmıştır.

39. Bakanlık görüşünde ayrıca, olay hakkında yürütülen

soruşturma kapsamında elde edilen bulgulardan Ç. D.’nin ölümünün uzak atış

sonucu gerçekleştiğinin tespit edildiği, vücuduna altı mermi isabet ettiği,

bunların dördünün kol, bacak ve omuz gibi bölgelere, diğer ikisinin ise

öldürücü bölge olan göğüs ve karın bölgesine geldiğinin Cumhuriyet Savcısı

tarafından tespit edildiği, dinlenen tanıklar, yakalamada görev alan tüm polis

memurları ve bilgisine başvurulan diğer kişiler, polisin ateş etmeden önce

defalarca uyardığını, Ç. D.’nin teslim olmasını istediğini, buna rağmen Ç.

D.’nin bu çağrılara ateş ederek karşılık verdiğini belirttikleri, soruşturma

dosyasında yer alan cep telefonu baz istasyonu bilgileri, kamera kaydı çözüm

tutanakları ve telsiz görüşmeleri tutanaklarının da tanık ve polis memurlarının

beyanları ile örtüştüğü, vefat eden polis memurlarına yapılan otopsiler ve

alınan kriminal ekspertiz raporlarından, bu polis memurlarının Ç. D.’ye ait

olan av tüfeği ile Ç. D. tarafından öldürülen polis memurlarının üzerinden

alınan tabancalar ile açılan ateş sonucu öldüğünün belirlendiği, ayrıca

öldürülen polis memurlarının silahları üzerinde bulunan kanın Ç. D.’ye ait

olduğunun tespit edildiği, Ç. D.’nin şizofreni hastası olduğu ve tedavi

gördüğünün yakalama esnasında polise bildirilmediği, bu koşullar altında polis

tarafından haksız ve gereksiz güç kullanılıp kullanılmadığının

değerlendirilmesi gerektiği ifade edilmiştir.

40. Başvurucular, başvurunun esası hakkındaki Bakanlık

görüşüne karşı beyanda bulunmamışlardır.

ii. Konuya

İlişkin İlkeler

41. Anayasa’nın “Kişinin

dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” başlıklı 17. maddesinin

birinci ve dördüncü fıkraları şöyledir:

“Herkes, yaşama, maddî

ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

Meşrû müdafaa hali, yakalama ve tutuklama

kararlarının yerine getirilmesi, bir tutuklu veya hükümlünün kaçmasının

önlenmesi, bir ayaklanma veya isyanın bastırılması, sıkıyönetim veya olağanüstü

hallerde yetkili merciin verdiği emirlerin uygulanması sırasında silah

kullanılmasına kanunun cevaz verdiği zorunlu durumlarda meydana gelen öldürme

fiilleri, birinci fıkra hükmü dışındadır.”

42. Kişinin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını koruma

hakkı, birbirleriyle sıkı bağlantıları olan, devredilmez ve vazgeçilmez

haklardan olup devletin bu konuda pozitif ve negatif yükümlülükleri

bulunmaktadır. Devletin, negatif bir yükümlülük olarak, yetki alanında bulunan

hiçbir bireyin yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme, bunun yanı

sıra, pozitif bir yükümlülük olarak, yine yetki alanında bulunan tüm bireylerin

yaşam hakkını gerek kamusal makamların, gerek diğer

bireylerin, gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere

karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır (B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 50-51).

43. Anayasa Mahkemesinin yaşam hakkı kapsamında devletin

sahip olduğu pozitif yükümlülükler açısından benimsediği temel yaklaşıma göre,

devletin sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında gerçekleşen ölüm

olaylarında Anayasa’nın 17. maddesi, devlete, elindeki tüm imkânları

kullanarak, yaşamı tehlikede olan kişileri korumak için yeterli yasal ve idari

bir çerçeve oluşturma ve oluşturulan bu çerçevenin gereği gibi uygulanmasını ve

bu hakka yönelik ihlallerin durdurulup cezalandırılmasını sağlayacak etkili

idari ve yargısal tedbirleri alma görevi yüklemektedir. Bu yükümlülük, kamusal

olsun veya olmasın, yaşam hakkının tehlikeye girebileceği her türlü faaliyet

bakımından geçerlidir (B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 52).

44. Kamu görevlilerinin güç kullanması sonucu gerçekleştiği

iddia edilen ölüm olaylarının da şüphesiz devletin sahip olduğu “hiçbir bireyin yaşamına son vermeme”

negatif yükümlülüğü kapsamında incelenmesi gerekmektedir. Bu yükümlülük hem

kasıtlı bir biçimde öldürmeyi hem de kasıt olmaksızın ölümle sonuçlanan güç

kullanımını içermektedir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. McCann/Birleşik Krallık, B.No: 18984/91, BD, 27/9/1995, § 148). Yukarıda yer verilen

2559 sayılı Kanun’un 16. maddesinde (§ 24) belirtildiği üzere, güç kullanımı,

bedenî kuvvet kullanılması, diğer maddî güç araçlarının kullanılması veya silah

kullanılması şeklinde gerçekleşebilecektir.

45. Anayasanın 17. maddesinin son fıkrasına göre, kamu

görevlilerince güç kullanılmasının bir anlamda en ağır düzeyini ifade eden

silah kullanılmasına “meşrû müdafaa”

ile “yakalama ve tutuklama kararlarının

yerine getirilmesi” gibi kuralda sayılan durumlarda cevaz

verilebilecektir. Ancak söz konusu durumlarda, öldürücü kuvvete başvurulmasının

yaşam hakkının ihlalini doğurmaması için, güç kullanmayı gerekli kılacak “zorunlu bir durum”un varlığı aranacaktır.

46. Anayasa Mahkemesinin kanunların Anayasa’ya

uygunluklarının denetimi kapsamında bu konuda daha önce verdiği kararlarında,

kişilere karşı silah kullanılmasına olanak sağlayan Anayasa’nın 17. maddesinin,

koşulları gerçekleştiğinde kolluk güçlerinin bedeni kuvvet ve maddi güç

kullanmasına öncelikle izin vereceğinin kuşkusuz olduğu, kamu düzenini

sağlamakla yükümlü olan polisin, suç niteliğinde olan eylemleri başka türlü

engelleme olanağı kalmadığında, son çare olarak zora başvurabilmesine yönelik

düzenlemelerin Anayasa’ya aykırılık oluşturmayacağı, diğer yandan, kolluk

güçlerinin kendilerine karşı kullanılacak güç ile orantılılığı aranmaksızın ve

kademeli olarak etkisiz kılma yöntemleri belirtilmeksizin “ateşli silah”

kullanmalarına imkan veren yasal düzenlemelerin Anayasa’ya aykırı olacakları

ifade edilmiştir (Anayasa Mahkemesinin 26/11/1985 tarih ve E.1985/8, K.1986/27

sayılı kararı, Anayasa Mahkemesinin 6/1/1999 tarih ve E.1996/68, K.1999/1

sayılı kararı).

47. Anayasa’nın “Temel hak

ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

48. Bütün temel hak ve özgürlükler için geçerli sınırlama

koşullarını düzenleyen Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan ölçülülük ilkesi

gereği kişilerin temel haklarından mahrum bırakılmaları halinde elde edilmek

istenen kamu yararı ile temel hakkından mahrum bırakılan bireyin hakları

arasında adil bir denge kurulması gerekmektedir (B. No: 2013/817, 19/12/2013, §

37).

49. Ölçülülük ilkesi, “elverişlilik”,

“gereklilik” ve “orantılılık” olmak üzere üç alt ilkeden

oluşmaktadır. “Elverişlilik”,

öngörülen müdahalenin, ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli

olmasını, “gereklilik”, ulaşılmak

istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını, yani aynı amaca daha

hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, “orantılılık” ise bireyin hakkına yapılan

müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi

gerekliliğini ifade etmektedir (B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 38).

50. Anayasa’da yaşam hakkına güç kullanmak suretiyle

yapılacak müdahalelere ilişkin yer alan yukarıdaki hükümler ve Anayasa

Mahkemesinin bu konuda daha önce vermiş olduğu kararlar birlikte

değerlendirildiğinde, kolluk güçlerinin ancak Anayasa’da belirtilen amaçlara

ulaşmak adına başka bir çarenin kalmadığı “zorunlu

durumlarda” ve (silah kullanarak ulaşılmak istenen amaç ile karşı

karşıya kalınan güce nispeten) “ölçülü”

bir biçimde silah kullanabilmelerine izin verdiği söylenebilecektir.

51. Anayasamızdaki düzenlemeye benzer şekilde, AİHS’nin 2.

maddesine göre bir ölüm, a) bir kimsenin yasa dışı şiddete karşı korunmasının

sağlanması; b) bir kimsenin usulüne uygun olarak yakalanmasını gerçekleştirme

veya usulüne uygun olarak tutulu bulunan bir kişinin kaçmasını önleme; c) bir

ayaklanma veya isyanın yasaya uygun olarak bastırılması durumlarında, “mutlak zorunlu olanı aşmayacak bir güç kullanımı”

sonucunda meydana gelmişse, yaşam hakkının ihlalinin gerçekleştiğinden söz

edilemez.

iii. İlkelerin

Somut Olaya Uygulanması

52. Anayasa Mahkemesi açısından, somut olayın gelişimine

ilişkin başvurucunun iddiaları ile soruşturma kapsamında elde edilen bulgu ve

ulaşılan sonuçlar arasında bazı farklılıklar bulunmakla birlikte, olayın

değerlendirilmesine imkân sağlayacak düzeyde yeterli maddi ve kanıtlayıcı

unsurun bulunduğu görülmektedir.

53. Yaşam hakkı kapsamında devletin, öncelikle yaşamı

tehlikeye girebilecek kişilerin yaşamını korumak için yeterli yasal ve idari

bir çerçeve oluşturması gerekmektedir (§ 43). Aynı yükümlülük doğrudan

bireylerin yaşamlarının sona ermesine yol açabilecek kolluk güçlerinin silah

kullanılması halleri için de geçerlidir. Bu yükümlülüğün yanı sıra, oluşturulan

bu çerçevenin gereği gibi uygulanmasının devlet tarafından sağlanması

gerekmektedir.

54. Başvuru konusu olayda polislerin silah kullanımının

dayanağını oluşturduğu anlaşılan 2559 sayılı Kanun’un yukarıda yer verilen 16.

maddesi hükmünün, Anayasa’nın silah kullanımının koşullarına ilişkin ilkeleri

yönünden incelendiğinde, düzenlemenin, (Anayasa’nın 17. maddesine uygun bir

şekilde) hangi amaçlarla ve hangi ölçüde güç kullanılabileceğini ortaya

koyduğu, öncesinde ilgililere direnmeye devam etmeleri halinde doğrudan doğruya

zor kullanılacağı ihtarı yapılması koşuluyla, güç kullanımının ateşli silah kullanılmasına

varacak şekilde kademeli olarak arttırılabileceğini hüküm altına aldığı

görülmektedir. Silah kullanımına ilişkin oluşturulan söz konusu yasal

çerçevenin, Anayasa’nın 17. maddesinin aradığı güce başvurmaya cevaz verilen “zorunlu bir durum” koşulunu ve genel

olarak Anayasa’nın 13. maddesinin temel hakların sınırlanabilmesi için aranan “ölçülülük” koşulunu karşıladığı

görülmektedir. Bakanlık görüşünde yer verilen ve ilgili kuralın yaşam hakkı

açısından gerekli kanunla koruma düzeyinin altında kaldığı sonucuna ulaşılan

AİHM kararları, 2559 sayılı Kanun’un 16. maddesinin 2/6/2007 tarih ve 5681

sayılı Kanun tarafından değiştirilmeden önceki haline ilişkin olup, kuralın

yeni hali hakkında AİHM’nin bu yönde bir değerlendirmesinin bulunmadığı

görülmektedir.

55. Bu durumda, söz konusu yasal çerçevenin somut olayda ne

şekilde uygulandığının incelenmesi gerekmektedir.

56. Başvuru konusu olayın gelişimi incelendiğinde, polisin

silah kullanımının ilk andan itibaren genel olarak bir “zanlının yakalanmasına yönelik” olduğu

ancak yer yer Ç. D. ile polis arasında gerçekleşen karşılaşmalarda silah

kullanımının polisler açısından “meşru

müdafaa” niteliği arz edip etmediğinin tartışılması gerektiği

görülmektedir. Bu durumda, öncelikli olarak, başvuru konusu olay açısından

temel olarak silah kullanımının söz konusu iki hal için bir “zorunluluk” arz edip etmediğinin

incelenmesi gerekmektedir (§ 50).

57. Kamu görevlilerinin güç kullanımına ilişkin eylemlerinin

bu konuda değerlendirmesi yapılırken sadece fiilen gücü kullanan görevlilerin

eylemlerinin değil, söz konusu eylemlerin planlanması ve kontrolü dâhil olayın

bütün aşamalarının dikkate alınması gerekmektedir (Benzer yöndeki AİHM kararı

için bkz. McCann/Birleşik Krallık,

B. No: 18984/91, BD, 27/9/1995,§ 150). Bunun yanı sıra

bu konuda yapılacak değerlendirmede bir bütün olarak somut olayın hangi

koşullarda gerçekleştiğinin ve nasıl bir seyir izlediğinin de göz önünde

bulundurulması gerekmektedir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Andronicou ve Constantinou/Kıbrıs, B. No:

25052/94, 9/10/1997, § 182).

58. Bu noktada belirtmek gerekir ki, Anayasa Mahkemesinin

doğrudan ilgili soruşturma ve yargılama makamlarının yerine geçecek şekilde

gerçekleşen olaylardaki delillerin değerlendirmesini kendisinin yapması söz

konusu olamaz ve bu konuda asıl sorumlu ve yetkili olanlar ilk elden olayları

inceleyen yetkili adli ve idari mercilerdir. Bununla birlikte, Anayasa

Mahkemesi ilk derece yetkili mercilerin değerlendirmelerine tamamen bağlı

kalmak zorunda olmayıp, kesin ikna edici bulgulara dayanarak farklı bir

değerlendirmede bulunabilir (benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. McKerr/Birleşik Krallık, B. No:28883/95,

4/4/2000 Klaas/Almanya,

22/9/1993, §§ 29-30).

59. Somut olayda operasyonun planlamasına ve kontrolüne

ilişkin değerlendirmeler yapılırken, Bakanlık görüşünde ifade edildiği üzere,

olayların yapılan bir ihbar sonucu polisin olay yerine gitmesi ve beklenmedik

bir şekilde polise ateş edilmesi ve polis memurlarından birisinin vefat etmesi

ve diğerinin yaralanması neticesinde başlayan takip ve yakalama süreci şeklinde

gerçekleştiğinin dikkate alınması gerekmektedir. Başvuru konusu olayda

gerçekleşen polis müdahalesi, önceden planlama, istihbarat ve hazırlık

çalışmaları yapılmış bir operasyon olmayıp anlık bir olay sonucu başlayan ve

yaklaşık iki saat içerisinde başlayıp sona eren bir operasyondur. Bu nedenle

ancak bu süre zarfında gerçekleşen yönlendirme ve kontrol eylemlerine ilişkin

bir değerlendirme yapılabilecektir.

60. Ancak bu konuda başvuru konusu olayda yürütülen soruşturma

kapsamında elde edilmiş net bir bilgi bulunmadığı görülmektedir. Başvuru

dilekçesi ekinde sunulan telsiz kayıtlarından anlaşıldığı kadarıyla kaçan

kişinin yerini tespite ilişkin yönlendirmelerin bulunduğu, bunun yanı sıra

olaya müdahale eden polislere yönelik kayıtlarda bu konuda, “bölgede bulunan ekipler mutlak suretle kendi can

güvenliğini alsınlar” “şahsı

aldık”, “şahsı alan ekibimiz 3351

sokak üzerindesiniz, doğru mu, sakin olur musunuz”, “ambulans gelsin” “yaralı şahsın

şüpheli şahıs olduğu söylüyor, doğruysa sakin olsun” “yakın ekipleriniz kalabalığı dağıtmak için

ekipleriniz intikal edebilirler mi”, “bölgedeki resmi ekipler talimat beklemeksizin bize yakın çevre

güvenliğini alın” şeklinde bilgi ve talimat verme niteliğinde

anonslarının yapıldığı görülmektedir. Başvurucunun da doğrudan bu konuya

yönelik bir usulsüzlük iddiası da bulunmamaktadır. Başvurucu bu konuda sadece

temel olarak üçüncü ve son karşılaşmada oğlunun silahsız olduğunu ve ele

geçirildikten sonra vurulduğunu iddia etmektedir.

61. Anayasa Mahkemesi açısından bu konuda polis memurlarının

üstleri tarafından Ç.D.’yi yakalamak için nasıl yönlendirildiklerinin net bir

biçimde tespit edilmesi olanaksız olmakla birlikte, olayın gelişim şekli, kayda

geçen anonslar ve olaya müdahale eden polislerin ve diğer tanıkların Savcılık

soruşturmasında verdikleri beyanlar birlikte değerlendirildiğinde, polis

ekiplerinin can güvenliklerinden endişe duydukları, buna yönelik tedbirlere

dikkat edilmesi yönünde talimatlar verildiği, şahsın yaralı olarak ele

geçirildiği bilgisinin alınması öncesi ve sonrasında herhangi bir şekilde o ana

kadar kimliği tespit edilememiş Ç.D.’nin doğrudan can güvenliğini hiçe sayar

bir şekilde yönlendirmenin olduğundan söz edilemeyeceği anlaşılmaktadır.

Aksine, yakalama öncesi temel olarak polislerin kendi can güvenlikleri

açısından tedbirler alınması, yakalama sonrası ise olay yeri güvenliğinin

sağlanması ve sükûnetin teminine ilişkin yönlendirmelerin yapıldığı

görülmektedir. Bu durumda operasyonun planlanması ve uygulanmasının yaşam

hakkını ihlal ettiği söylenemez.

62. Polis müdahalesinin planlanması ve kontrolüne ilişkin bu

değerlendirmeler sonrasında doğrudan olaya müdahale eden polislerin

eylemlerinin incelenmesi gerekmektedir. Bakanlık görüşünde belirtildiği üzere,

somut olayda, soruşturma sonucunda başvurucunun oğlu Ç. D.’nin yakalama

esnasında polise teslim olmaması nedeniyle yaşanan silahlı çatışmada, polis

memurlarınca açılan ateş sonucu öldüğü Savcılık tarafından kabul edilmiştir. Bu

durumda, tartışmalı olmayan bu hususta polis tarafından kullanılan gücün

(soruşturma kapsamında olayın gelişimine ilişkin yapılan tespitler ve ulaşılan

sonuç ile başvurucunun iddiaları birlikte değerlendirilerek) Anayasa’nın 17.

maddesinin aradığı “kanunen cevaz verilen

zorunlu bir durumda” gerçekleşip gerçekleşmediği konusunda bir karar

verilmesi gerekmektedir.

63. Bu konuda bir sonuca ulaşılırken, ölüm olayının

gerçekleşme şartlarının dikkatlice incelenmesi, yaşamını kaybeden kişinin daha

önceki eylemlerinin ve kendisinin yaratacağı tehlikenin niteliğinin

değerlendirilmesi gerekmektedir (Nachova ve

diğerleri/Bulgaristan, B. No:43577/98 ve 43579/98, BD, 06/07/2005, §

106).

64. Başvuru konusu olay hakkında yürütülen soruşturma

kapsamında Savcılık tarafından verilen KYO kararında (§ 21) olayın gerçekleşme

seyri konusunda yapılan tespitlere ilişkin başvurucunun temel iki farklı

iddiası bulunduğu görülmektedir. Dolayısıyla, başvurucunun ilk ihbar sonrasında

20.10 civarında motosikletli polis ekibinin Ç.D. ile

karşılaşmasında yaşanan olaylar ile saat 20.30 sıralarında Ç.D.’nin Fatih

Mahallesi Kepez (Cezaevi) kavşağı olarak isimlendirilen yerde araç içerisinde

durdurulması sonrasında gerçekleşen ikinci karşılaşmanın seyri hakkında

Savcılık kararında yapılan tespitlere yönelik farklı bir iddiasının bulunmadığı

anlaşılmaktadır.

65. Başvurucu, ilk olarak, üçüncü, yani son karşılaşmada

Ç.D.’nin yanında herhangi bir silah bulunmadığını, karşılıklı bir silahlı

çatışma yaşanmadığını, Ç.D.’nin ele geçirildikten sonra vurularak

öldürüldüğünü, dolayısıyla bu olayda polisin silah kullanma yetkisi

bulunduğundan bahsedilemeyeceğini ileri sürmektedir. Başvurucu bu iddialara

dayanak olarak, Savcılığın verdiği KYO kararında Ç.D.’nin son olayda yanında

iki silah bulunduğu ve polis beyanlarında ve olay yeri tutanağında 2-3 kez Ç.D.

tarafından ateş edildiği ifade edilmesine rağmen, soruşturma makamının Ç. D.

silahları kullanmamış olsa bile kolluğun silah kullanma yetkisinin doğacağı

savına dayandığını, çünkü Ç.D.’nin ele geçirilmesi sırasında yanında bulunduğu

ileri sürülen iki silahta Ç.D.’nin parmak izlerinin bulunmadığı ve son olay

mahallinde bulunan mermi kovanlarının hiçbirinin Ç.D.’nin kullandığı silahlara

ait olmadığının yapılan incelemede ortaya çıktığını ifade etmektedir.

66. Başvurucunun bu iddiaları açısından Savcılık tarafından

verilen KYO kararında olayın seyrine ilişkin yer verilen açıklamalara

bakıldığında (§ 21), Ç.D.’nin; ilk karşılaşmada vurduğu polis memuru M. Ç.’nin

görev silahını alarak aracıyla kaçtığı, bu araçla Kepez (Cezaevi) Kavşağı

olarak isimlendirilen yerde arabasına yaklaşarak araçtan inmesini isteyen polis

memurları A.B. ve M.K’yı M. Ç.'den aldığı tabancayla vurduğu, polis memuru

M.K.’nın silahını da bu noktada aldığı, olaya müdahale için gelen ikinci polis

ekibinin kendisine burada uyarı atışında bulunduğu, “teslim ol” çağrısına da uymayarak karanlık sokaklara doğru

kaçtığı tespitleri yapılmaktadır.

67. Ayrıca, KYO kararında (§ 21), Ç.D. tarafından alınan

silahlara ilişkin şu açıklamalara yer verilmiştir:

“Cezaevi kavşağı ve devamında tespit edilen

toplam 8 adet boş kovanın maktul şüpheli Ç. D.nin gasp ettiği maktul polis

memuru M. Ç.’ye ait … seri nolu … marka tabancadan atıldığı, tespit edilebilen

3 adet boş kovanın ise yine maktul şüpheli Ç. D.nin maktul polis memuru M.

K.’den gasp ettiği … seri nolu … marka tabancadan atılmış olduğunun hem Polis

Kriminal Lab. hem de İstanbul Adli Tıp Kurumu Balistik İnceleme Şube Müdürlüğü

raporuna göre belirlenmiş olduğu;…”

68. Savcılık soruşturmasında, Ç.D.’nin söz konusu iki silahı

ilk iki karşılaşmada vurulan polis memurlarından aldığı bilgisinin, sadece

polis tutanaklarına ve soruşturma kapsamından ifadeleri alınan polislerin beyanlarına

dayanmadığı, bu yöndeki bilginin bunların yanı sıra KYO kararında ifadelerine

yer verilen Ö.E., A.A., M.T., Z.K. ve R.S. isimli diğer görgü tanıklarının

beyanları ve silahlar üzerinde doku örnekleri üzerinde yapılan inceleme ile

teyit edildiği görülmektedir.

69. Diğer görgü tanıklarının beyanlarında, ikinci

karşılaşmada iki polis memurunu vurduktan sonra Ç.D.’nin elinde iki silahla

karın bölgesinden yaralı olarak kaçtığı, polislerin onu takip ettiği,

kendisinin de ateş ettiği (tanık M.T.’nin ifadesine göre), polislerce havaya ve

kendisine doğru ateş edildiği, karanlık bölgelere kaçtığı için takibin devam

ettirilemediği bilgilerinin yer aldığı görülmektedir.

70. Başvurucunun Ç.D.’nin son olarak ele geçirildiği yerde

silahsız olduğu iddialarıyla ilgili olarak (ve onları karşılayabilecek şekilde)

KYO kararının 18. sayfasında şu ifadelerin yer aldığı görülmektedir:

“Maktul şüpheli Ç.D.’nin suçta kullandığı …

seri nolu … marka tabancanın maktul şüpheli Ç.D. ele geçirildiğinde şarjörünün

kanlı olduğu, boş olduğu ve tabancanın namlu kısmında iki mermi bulunduğu ve

mermilerin sıkışmış olduğu, muhtemelen bu noktada güvenlik güçlerine silah

doğrulturken silahın tutukluk yaptığı ve bu nedenle mermide namlu sıkıştığı ve

bu noktada bu silahla ateş edemediği, üzerinde ele geçirilen … seri nolu …

marka tabancanın ise cezaevi kavşağında gasp edildikten sonra kaçış

güzergahında şarjörünü düşürmüş olduğu, bu tabancanın da maktul Ç.D. ele

geçirildiğinde içerisinde şarjör bulunmadığı, bu silahla da bu noktada bu sebeple

ateş edemediğinin anlaşıldığı…”

71. Savcılığın KYO kararında (§ 21), söz konusu silahlarda

Ç.D.’ye ait parmak izinin bulunmadığı bilgisine yer verilirken, Ç.D.’nin ilk

karşılaşmada aldığı tabancanın şarjör kısmında elde edilen biyolojik bulgunun

Ç.D.’nin kan örneği ile tıpatıp uyduğunun Ankara Kriminal Polis Laboratuarı

raporuyla tespit edildiği ifade edilmektedir.

72. Başvurucu KYO kararında olayın seyrine ilişkin yapılan

tespitlerden ikinci olarak, Ç.D.’nin kararda dayanıldığının aksine uzak atış

sonucu öldürülmediğini, son karşılaşmada polisler tarafından etkisiz hele

getirildikten sonra darp edildiğini ve sırtından vurularak öldürüldüğünü ileri

sürmektedir.

73. Başvurucu bu iddiasına ilk dayanak olarak Adli Tıp Kurumu

raporunda atış mesafesinin kesin olarak tespitinin (bu atışlar elbiseli bölgeye

isabet etmiş olduklarından ve Ç.D. ele geçirildiğinde üzerinde bulunan

elbiselerde polis tarafından yapılan incelemede kullanılan kimyasal maddeler

nedeniyle) yapılamadığını, ikinci dayanak olarak da, Ç.D. etkisiz hale

getirildiğinde çekilen ilk fotoğraflarda sırt bölgesinde kan bulunmazken daha

sonra çekilen fotoğraflarda sırtının kan içinde olduğunun görüldüğünü ve bunun

Ç.D.’nin yakalandıktan sonra sırtından vurularak öldürüldüğünün açık delili olduğunu

ileri sürmektedir.

74. Savcılığın KYO kararında başvurucunun bu yöndeki

iddialarına yönelik yer alan bilgilere bakıldığında, Antalya Kriminal Polis

Laboratuarının 6/10/2012 tarihli ekspertiz raporunda Ç.D.’nin elbiseleri

üzerinde yapılan ayrıntılı inceleme sonucunda vücuduna isabet eden atışların

uzak atış olarak belirlendiği, bu hususta Ç.D.’nin cesedine ilişkin otopsi

raporunda cilt ve cilt altı bulgularına göre tüm atışların bitişik atış

mesafesi dışında yapıldığının belirlendiğinin ifade edildiği görülmektedir.

Başvurucunun fotoğraflar üzerinden ileri sürdüğü iddiaların Savcılığın KYO

kararında (sayfa 17-18) da yer aldığı, fotoğrafları çeken gazeteci S.K.’nın

ayrıntılı beyanında sırtında kan olmadığı iddia edilen fotoğrafın Ç.D.’nin

ayaklarının olduğu taraftan çekildiği, bu sırada polislerin Ç.D.’nin elini

sırtına doğru kıvırdıkları ve üst sırt bölgesindeki kanlı kısmın bu nedenle o

karede gözükmediği, aslında ilk çekilen fotoğraf karesinin Ç.D.’nin kafa

bölgesi tarafından çekildiği ve bu karede üst sırt bölgesinin kanlar içinde

olduğu ve ele geçirme sırasında da herhangi bir silahlı ateş etme olayını

görmediğini ifade ettiği bilgilerine yer verildiği görülmektedir.

75. Nihai olarak, Savcılığın KYO kararında Ç.D.’nin ele

geçirilmesine ilişkin şu ifadelerin yer aldığı görülmektedir:

“Maktul şüpheli Ç. D.’nin özellikle cezaevi

kavşağında iki polis memurunu öldürdükten sonra kaçış güzergahı dikkate

alındığında bu güzergahta kan izlerinin tespit edildiği, bu kan izlerinin

Ankara Kriminal Polis Lab. Raporuna göre Ç.D.’ye ait olduklarının tespit

edildiği, esasen Ç.D.’nin yaralı olarak ele geçirildiği noktaya varmadan yani

cezaevi kavşağından kaçarken kendisine ateş eden güvenlik güçlerince burada

vurulmuş olduğu, Fatih mahallesi ara sokaklarına yaralı vaziyette kaçtığı, bu

hususta da belli bir kan kaybının söz konusu olduğu ancak yaralı olarak ele

geçirildiği bölgede de maktül şüpheli Ç.D.’ye polis memurlarınca pek çok kez

olduğu bölgeye ateş edilmiş olduğu, olay yerinden elde edilen boş kovanlardan

da bu hususun tespit edildiği…”

76. Savcılığın KYO kararında, başvurucunun her iki başlık

altında (§ 65, § 72) KYO kararından farklı olarak ileri sürdüğü hususların,

soruşturma kapsamında elde edilen polis tutanakları, keşif bilgileri, olay yeri

inceleme raporu, kriminal ekspertiz raporu, otopsi raporu, balistik inceleme

raporu, polis ve diğer görgü tanıklarının beyanları bir bütün olarak

değerlendirilerek, olayın gelişimine ilişkin makul ve ciddi nitelikte herhangi

bir kopukluk arz etmeyecek surette açıklanmış olduğu görülmektedir.

77. Olayın oluşumuna ilişkin delillerin değerlendirilmesi

idari ve yargısal makamların ödevidir. Ancak Anayasa Mahkemesi başvuru konusu

olayın gelişim şeklini anlayabilmek ve güvenlik kuvvetlerince kullanılan gücün

Anayasa’nın 17. maddesinde öngörülen “zorunlu

bir durumda” gerçekleşip gerçekleşmediğini nesnel bir şekilde

değerlendirmek için olayın oluşum şeklini incelemesi gerekmektedir.

78. Soruşturma dosyasında olayın seyri konusunda yer alan

bilgiler, bu konuda başvurucunun ileri sürdüğü yukarıdaki hususlar da göz

önünde bulundurularak incelendiğinde, Ç.D.’nin Cezaevi Kavşağında iki polis

memurunu vurduktan sonra polis memurlarından birinin daha silahını aldığı, olay

yerine gelen ikinci polis ekibi ile çatışmaya girdiği, elinde iki silah ve

karın bölgesinden yaralı olarak karanlık sokaklara kaçtığı anlaşılmaktadır. Bu

nedenle, ilk iki karşılaşmada polislere yönelik eylemleri dikkate alındığında,

silahlı olarak akşam karanlığında kaçan Ç.D.’nin operasyona katılan polisler

açısından tehlike arz ettiğinin kabulü gerekmektedir (§ 63). Bu durumda olaya

müdahale için gelen polislerin doğal olarak, karşılarında bulunan silahlı bir

saldırganı ele geçirmek veya kendilerine zarar vermesine engel olmak adına,

silah kullanmak zorunda kalabileceklerini düşünerek olay mahalline

geldiklerinin kabul edilmesi gerekir.

79. Yakalanmak istenen bir kişinin güvenlik güçlerinin veya

üçüncü şahısların yaşam ve vücut bütünlüğüne yönelik bir tehdit oluşturduğu

biliniyor ve öncesinde bu yönde bir şiddet eylemi gerekleştirdiğinden

şüpheleniyorsa artık bu kişinin etkisiz hale getirilebilmesi için silah

kullanımının gerekli olmadığı ve silah kullanmak dışında başka yöntemlere

başvurabilecek durumda oldukları söylenemez (Benzer yöndeki AİHM kararları için

bkz. Kakoulli/Türkiye, B. No: 38595/97,

22/11/2005, § 108, Nachova ve

diğerleri/Bulgaristan, B. No: 43577/98 ve 43579/98, BD, 06/07/2005,

§ 95). Dolayısıyla, somut olayın koşullarında, Ç.D.’nin yakalanabilmesi veya

polislere ve üçüncü kişilere zarar vermemesini sağlamak için polislerin

silahlarını kullanmalarının bir “zorunluluk”

arz ettiğinin kabul edilmesi gerekmektedir.

80. Bu durumda olayın üçüncü ve son aşamasında olayın seyri

içerisinde polislerin silah kullanımlarının “zorunlu

bir durumdan” kaynaklanan “ölçülü”

bir silah kullanımı olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.

81. Bu konuda bir inceleme yapabilmek adına somut olayın

seyrine ilişkin soruşturma dosyası kapsamında nesnel olarak ortaya konulmuş

bilgilere bakıldığında, olaydaki ilk iki karşılaşmada Ç.D.’nin kendisine soru

sormak veya kendisini durdurmak maksadıyla yaklaşan polislere beklenmedik

şekilde silahlı saldırıda bulunduğu, bu iki saldırı sonrasında silahlı ve

yaralı bir halde kaçmaya çalıştığı, ikinci çatışma sonrası da dâhil olmak üzere

güvenlik güçlerinin sözlü uyarı ve havaya ateşle uyarılarına Ç.D.’nin uymadığı,

kaçmaya çalışması üzerine arkasından ateş açıldığı, aracıyla kaçmaya çalışırken

durdurulması sonrasında yaşanan ikinci saldırı sonrası karşılıklı silah

atışının bir süre daha devam ettiği, daha sonra Ç.D.’nin yaya olarak akşam

karanlığında şehir merkezinde ara sokaklara girerek kaçmaya çalıştığı, bu

sırada hala silahlı ve karın bölgesi dâhil vücudunun çeşitli bölgelerinden

yaralı olduğu, son olarak ele geçirildiği yerde elinde iki silah olduğu halde

bir ağacın arkasına saklandığı anlaşılmaktadır. Olayın bu şekilde seyrettiğinin

soruşturma dosyası kapsamında alınan polis ifadeleri ve olay yeri inceleme,

balistik inceleme ve otopsi incelemesi gibi yapılan teknik incelemelerin yanı

sıra diğer sivil görgü tanıklarının beyanları ile teyit edildiği görülmektedir.

Başvurucunun olayın gelişimi noktasında ileri sürdüğü aksi yöndeki iddialar,

Savcılık tarafından verilen KYO kararında da irdelenmiş ve söz konusu karardaki

ifadesiyle “şikâyetlerini doğrulayıcı

herhangi somut bir delil bulunmadığı” sonucuna ulaşılmıştır.

82. Soruşturma dosyasında yer alan bu tespitler karşısında,

ilk iki saldırının Ç.D. tarafından gerçekleştirilmesi, sözlü olarak ve silah

atışları ile uyarılmasına rağmen zanlının kaçmaya çalışması, gece karanlığından

yararlanarak silahlı olarak gözden kaybolması ve kovalamacanın devam etmesi

dikkate alındığında olayın bu son aşamasında Ç.D.’nin polisler ve üçüncü

şahıslar için hala ciddi bir tehlike arz ettiğinin kabulü gerekmektedir.

83. Önceki iki paragrafta yapılan tespitler nazara

alındığında olayın üçüncü aşamasının önceki iki aşamadan bağımsız olarak

değerlendirilmesinin mümkün olmadığı görülmektedir.

84. Ç.D.’nin elindeki iki silahın kaçış sırasında belirli bir

noktada (birinin şarjörünün düşmesi diğerinin tutukluk yapması nedeniyle)

etkisiz hale geldiği olay sonrasında yapılan incelemede anlaşılmıştır. Olay

sırasında kendisini takip eden polislerin Ç.D.’nin son olarak ele geçirildiği

yerde veya daha önceki bir aşamada silahlarının etkisiz hale geldiğini

bilmeleri mümkün değildir. Aksine, onu kovalayan polisler yanında silah olduğu

ve önceki karşılaşmalarda olduğu gibi Ç.D.’nin kendilerine ateş edilebileceği

düşüncesine sahiptiler. Bu nedenle, başvurucunun ileri sürdüğü gibi, Ç.D.’nin

ele geçirildiği noktada sadece operasyona katılan polislerin silahlarından

çıkan mermi kovanlarının bulunması tek başına Ç.D.’nin etkisiz hale geldiği

anlaşıldıktan sonra polislerin silah kullanmaya devam ettikleri ve bu nedenle

kullanılan gücün ölçülü olmadığı değerlendirmesi yapılmasını mümkün

kılmamaktadır.

85. Olay sonrası yapılan soruşturma kapsamında yapılan otopsi

incelemesinde, Ç.D.’nin vücuduna 6 merminin isabet ettiği, bunlardan ikisinin

karın ve göğüs bölgesine diğer dördünün kol bacak gibi hayati tehlike

oluşturmayacak bölgelere isabet ettiği anlaşılmış, Ç.D.’nin ölümünün “göğüs ve karın boşluğuna nafiz ateşli silah mermi

çekirdeği yaralanmalarına bağlı … iç organ harabiyetleriyle iç dış kanama

sonucu meydana geldiği” belirtilmiştir. Kovalamacanın hangi

aşamasında aldığı kurşun yarasının Ç.D.’nin ölümüne yol açtığını tespit etmek

mümkün görünmemektedir. Çünkü İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığının soruşturma

kapsamında vermiş olduğu rapora göre, Ç.D.’nin cesedinden çıkan 4 adet kurşun

parçasının kıyaslama niteliğinin bulunmadığı dolayısıyla hangi polisin

silahından çıkan mermi ile vurulduğunun tespit edilemediği belirtilmiştir. Bu

konuda soruşturma dosyasında somut olarak Ç.D.’nin ikinci saldırı sonrası

silahlı ve karın bölgesinden yaralı olarak kaçtığını ifade eden tanık beyanları

ve kaçış güzergâhı üzerinde tespit edilen kan izleri bulunduğu bilgisi yer

almaktadır. Polis Kriminal Laboratuarının raporuna göre atışların “uzak atış” niteliğinde olduğu tespiti

yapılmış olmakla birlikte bu tespit Adli Tıp Kurumunun raporu ile kesin olarak

teyit edilememiştir. Ancak Adli Tıp Kurumunun raporunda aksine bir tespit de

yapılmamış olup olay sürecinde en son ele geçirilme anı dışında polislerin

Ç.D.’nin yanına yaklaşamadıkları anlaşılmaktadır. Ç.D.’nin son olarak görüldüğü

yerde, uzak mesafeden polislerce yapılan atışlar sonucu Ç.D.’nin yere

kapaklandığı, ancak o anda zanlının etkisiz hale geldiğinin anlaşılarak

kendisinin yanına yaklaşılabildiği anlaşılmaktadır. Başvurucunun bu iddialarına

soruşturma sürecinde muhatap olan Savcılık, bu noktadan sonra (yani Ç.D.

etkisiz hale getirildikten sonra) Ç.D.’ye yönelik silah kullanıldığına dair

soruşturma kapsamında destekleyici hiçbir somut bulguya ulaşılamadığına karar

vermiştir.

86. Bu bölümde yer verilen tespitler bir araya getirildiğinde

şu sonuçlara ulaşılmaktadır: 1. Somut olayın koşullarında daha önce sözle ve

silah atışıyla yapılan uyarılara uymaması nedeniyle polislerin silah kullanmak

dışında Ç.D.’yi yakalamak için başka araçlarının bulunduğunu kabul etmek mümkün

değildir. 2. Olay şehir merkezinde, yer yer kalabalık olan bölgelerde ve akşam

karanlığında gerçekleşmiştir. Olayda iki ayrı durumda üç polis memurunu öldüren

ve silahlı olarak kaçan Ç.D. hala tehlike oluşturmaktadır. 3. Yapılan atışlar

uzak mesafeli ve kaçan zanlıyı durdurmaya yönelik atışlar olup, zanlının

etkisiz hale getirilmesinden sonra onu öldürmeye yönelik doğrudan öldürücü

bölgelere hedef alan atışlar yapıldığını gösteren herhangi bir bulguya

rastlanılmamıştır.

87. Sonuç olarak, bu şartlar altında gerçekleşen polislerin

silah kullanımının, yakalama ve meşru müdafaa halinde kanunun cevaz verdiği “zorunlu bir durum”dan kaynaklandığı ve

kullanılan silah gücünün “ölçüsüz”

olmadığının kabulü gerekmektedir.

88. Anayasa Mahkemesinin başvuru konusu olaydaki gibi

süregelen silahlı çatışmalarda olayın sıcaklığı içerisinde tepki veren güvenlik

güçlerinin yerine geçerek silah kullanımının zorunluluğu ve ölçülülüğü

konusunda olaydan kopuk olarak tek başına kendi değerlendirmelerini esas alması

mümkün olamaz. Aksi yöndeki bir kabul, kamu gücünü kullanan güvenlik güçlerinin

veya üçüncü şahısların belki de hayatlarına mal olabilecek bir yük altına

girmelerine yol açabilecektir (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Andronicou ve Constantinou/Kıbrıs, B. No:

25052/94, 9/10/1997, § 192, Usta ve

Diğerleri/Türkiye, B. No:57094/00, 21/2/2008, § 59).

89. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun oğlu Ç.D.’ye yönelik

silah kullanımı sonucu gerçekleşen ölümün yaşam hakkının esasının ihlalini

doğurmadığına karar verilmesi gerekir.

b. Yaşam Hakkı

Kapsamında Yürütülen Soruşturmanın Yetersiz Olduğu İddiası

i. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlığın Görüşü

90. Başvurucu, bu kapsamda, 4/10/2012 tarihinde gerçekleşen

olaydan bir gün sonra Savcının keşif amacıyla olay yerine geldiğini, ancak olay

yerinde kan izleri dışında herhangi bir delilin mevcut olmadığının tutanakla

tespit edildiğini, o gün birkaç vatandaşın tanık olarak dinlenilmesi dışında

başka bir işlem gerçekleştirilmediğini, şikayetçi sıfatıyla Savcılığa

başvurdukları 19/10/2012 tarihine kadar soruşturmaya ilişkin tüm evrak ve

delillerin kollukta kaldığını, bu arada balistik inceleme dâhil tüm

incelemelerin Antalya Emniyet Müdürlüğü tarafından gerçekleştirildiğini, şüpheli

pozisyonunda kamu görevlilerinin olduğu olaylarda soruşturmanın başından sonuna

kadar bağımsız soruşturma makamları tarafından yürütülmesinin şart olduğunu,

somut olayda bu durumun somut sakıncalarından birinin (Polis Kriminal

Laboratuarında Ç.D.’nin elbiseleri üzerinde yapılan ilk incelemede kullanılan

kimyasal maddeler nedeniyle) Adli Tıp Kurumunca atış mesafesinin tayinine

ilişkin ikinci bir inceleme yapılamaması olayında görüldüğünü, Savcılığın

Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde yürütülen idari soruşturma dosyasını

getirtmediği gibi sonucunu da sormadığını, bilirkişi incelemelerinin ilk

aşamada Emniyet birimleri tarafından yapıldığını, bu durumun delillerin yok

edilebilmesine yol açabileceğini, bu nedenle incelemelerin bağımsız

bilirkişiler tarafından yapılması gerektiğini, dosyada yeterli delil olmasına

rağmen dava açılmadığını ve yaralının ambulansla hastaneye götürülmesinin

olağandan çok uzun sürede gerçekleştiği iddialarına rağmen suçun görevi kötüye

kullanma olarak vasıflandırıldığını ve idari soruşturma için gönderildiğini

belirterek yaşam hakkının usul yönünden ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

91. Bakanlığın konu hakkındaki görüşünde, öncelikli olarak,

AİHM içtihatları uyarınca yaşam hakkı kapsamında yürütülecek ceza

soruşturmasının etkili olabilmesi için yetkililerin resen harekete geçmesi,

soruşturmakla görevli olan ve soruşturmayı yürüten kişilerin olaylara karışmış

olabilecek kişilerden bağımsız olmaları, ölenin ailesinin meşru çıkarlarının

korunması için soruşturmanın yeterli ölçüde kendilerine açık olması, makul bir

hızlılık içinde yürütülmesi, sorumluların belirlenmelerine ve gerekirse

cezalandırılmalarına imkân verecek nitelikte olmaları gerektiği ifade

edilmiştir.

92. Bakanlık görüşünde, yine AİHM kararlarına dayanılarak,

somut olayda varılan sonuçla ilgili değil bu sonucu doğuran araçlarla ilgili

bir yükümlülüğün söz konusu olduğu, yetkililerin somut olaya ilişkin delillerin

toplanabilmesi için kendilerinden beklenen bütün makul önlemleri almaları

gerektiği, soruşturmada sorumlu kişi ya da kişilerin tespit edilmesini

engelleyebilecek nitelikteki her eksikliğin onun etkinliğine zarar

verebileceği, yetkili mercilerin, olaylara ilişkin delillerin özellikle de

görgü tanıklarının ifadelerinin, güvenlik güçlerinin elde ettiği bilimsel ve teknik

verilerin, gerektiğinde maktulün vücudundaki zedelenmeleri tam ve belirgin bir

şekilde gösterecek bir otopsi sonucunun ve hastanede yapılan gözlemlerin nesnel

bir değerlendirmesinin toplanabilmesi için makul olarak kendilerine açık olan

tedbirleri almaları gerektiği belirtilmiştir.

93. Bakanlık görüşünde mevcut başvuru ile ilgili olarak,

başvurucunun oğlu Ç.D. ve 3 polis memurunun ölümüne ilişkin soruşturmanın

bağımsız ve tarafsız Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapıldığı, tüm

soruşturma işlemlerinin bizzat Cumhuriyet Savcısı tarafından yapılmamakla

birlikte, Cumhuriyet Savcısının gözetim ve denetiminde kendisi tarafından

verilen talimatlar uyarınca yapıldığı, şüpheli konumunda olan polis memurları

tarafından yapılan soruşturma işlemi bulunmadığı, olay yeri incelemesi ve

delillerin toplanması işlemlerinin de Cumhuriyet Savcısı nezaretinde yapıldığı

belirtilmiş, görüşün devamında soruşturma kapsamında yapılan işlemler tek tek

sıralanmıştır.

94. Bu kapsamda Bakanlık görüşünde, olaydan hemen sonra resen

adli soruşturmaya başlandığı, bizzat savcı tarafından ölü muayene ve otopsi

işlemlerinin yapıldığı, olayın gerçekleştiği gün olay yeri incelemesi

yapıldığı, olay yeri krokisi çizildiği, görüntülü kayıt yapıldığı ve daha sonra

rapor haline getirildiği, olay sonrası yakalamada görev alan tüm polis

memurlarının silahlarına el konulduğu ve silahların ve olay yerinde elde edilen

mermilerin balistik incelemesinin yapıldığı, olayı gören ve yakalamaya katılan

herkesin dinlendiği, şüpheli konumunda olan polis memurlarının Cumhuriyet

Savcısı tarafından sorgulandığı, tanıkların beyanlarının da Cumhuriyet Savcısı

tarafından alındığı, tanıklara teşhis işlemi yaptırıldığı, olayın geçtiği

yerleri gören tüm kamera kayıtlarına el konulduğu ve sonrasında bilirkişi incelemesi

yapıldığı, olay yerinden elde edilen biyolojik bulguların incelendiği ve

biyometrik incelemeler yapıldığı, Ç.D.’nin telefon kayıtlarının, ambulansın GPS

verilerinin ve telsiz kayıtlarının incelendiği ve bilirkişi raporu alındığı,

Ç.D.’nin kullandığı araç üzerinde kriminal incelemeler yapıldığı, soruşturmanın

başvurucuya açık olarak yürütüldüğü, başvurucunun gerek bizzat ve gerekse de

vekili aracılığıyla dosyaya çok sayıda dilekçe verdiği, delil sunduğu ve tanık

bildirdiği, Cumhuriyet Savcısı’nın başvurucunun iddiaları doğrultusunda tanık

dinlediği, soruşturmaya olay tarihi olan 4/10/2012 tarihinde başlandığı,

18/3/2013 tarihinde KYO dair karar verildiği ve 16/4/2013 tarihli Manavgat Ağır

Ceza Mahkemesi’nin Savcılığın kararına itirazın reddine ilişkin kararı ile

soruşturmanın sona erdiği ve toplamda 6 ay 14 gün sürdüğü, KYO kararında,

toplanan delillere, müşteki ve tanık beyanlarına yer verildiği, Ç.D.’nin hangi

şartlar altında öldüğünün ortaya konulduğu, delillerin değerlendirildiği, yasal

mevzuat ve içtihatlara yer verdikten sonra Savcılığın kendi değerlendirmesini

yaptığı, Manavgat Ağır Ceza Mahkemesinin ise, KYO kararına atıfta bulunmak

suretiyle itirazı reddettiği, bireylerin cezai sorumluluklarının kapsamının

belirlenmesine yönelik hukuki sorunların incelenmesinin kural olarak Anayasa

Mahkemesinin yetkisi kapsamında olmadığı, suçluların tespiti ve

cezalandırılmasının derece mahkemelerin görev ve yetkisinde olduğu

belirtilmiştir.

ii. Konuya

İlişkin İlkeler

95. Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkı

kapsamında devletin yerine getirmek zorunda olduğu pozitif yükümlülüklerin

usulî boyutu, yaşanan ölüm olayının tüm yönlerinin ortaya konulmasına ve

sorumlu kişilerin belirlenmesine imkan tanıyan

bağımsız bir soruşturmanın da yürütülmesini gerektirmektedir (2013/841,

23/1/2014, § 94). Bu usul yükümlülüğünün gerektiği şekilde yerine getirilmemesi

halinde devletin negatif ve pozitif yükümlülüklerine gerçekten uyup uymadığının

tam olarak tespit edilmesi mümkün değildir. Bu nedenle, soruşturma yükümlülüğü,

devletin bu madde kapsamındaki negatif ve pozitif yükümlülüklerinin güvencesini

oluşturmaktadır (B. No: 2012/1017, 18/9/2013, § 29).

96. Bireyin, bir devlet görevlisi tarafından hukuka aykırı

olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder bir biçimde yaşamına son

verildiğine veya herhangi bir muameleye tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir

bir iddiasının bulunması halinde, Anayasa’nın 17. maddesi, “Devletin temel amaç ve görevleri” kenar

başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında etkili resmi

bir soruşturmanın yapılmasını gerektirir (B. No: 2012/1017, 18/9/2013, § 30).

Bu çerçevede, kamu otoritelerinin silah kullanımı sonucu ortaya çıkan ölüm

olaylarına ilişkin soruşturmaların, yasa dışı silah kullanımının önlenmesini

güvence altına alacak nitelikte kapsamlı, dikkatli ve tarafsız şekilde

gerçekleştirilmesi gerekmektedir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. McCann ve diğerleri/Birleşik Krallık, B.No: 18984/91, BD, 27/9/1995, §§ 161-163). Bu tür olaylara

ilişkin soruşturmalarda aranılan bağımsızlık, sadece hiyerarşik ve kurumsal

bağımsızlığı ifade etmemekte olup soruşturmanın fiilen de (uygulamada da) bağımsız

olarak yürütülmesini gerektirmektedir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Hugh Jordan/Birleşik Krallık, 24746/94, 4

/5/2001, §106).

97. Yaşam hakkı kapsamında yürütülmesi gereken ceza

soruşturmalarının amacı, yaşam hakkını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir

şekilde uygulanmasını ve vuku bulan ölüm olayında varsa sorumluları ve

sorumluluklarını tespit etmek üzere adalet önüne çıkarılmalarını sağlamaktır.

Bu bir sonuç yükümlülüğü değil, uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür.

Anayasa'nın 17. maddesi hükümleri başvuruculara üçüncü tarafları belirli bir

suç nedeniyle yargılatma ya da cezalandırma hakkı verdiği, tüm yargılamaların

mahkûmiyetle ya da belirli bir ceza kararıyla sonuçlandırma yükümlülüğü verdiği

anlamına gelmemektedir (B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 56).

98. Soruşturmanın etkililik ve yeterliliğini temin adına

soruşturma makamlarının resen harekete geçmesi ve ölüm olayını

aydınlatabilecek, sorumluların tespitine yarayabilecek bütün delillerin

toplanması gerekmektedir. Soruşturmada ölüm olayının nedenini veya sorumlu

kişilerin ortaya çıkarılması imkânını zayıflatan bir eksiklik, etkili

soruşturma yürütme kuralıyla çelişme riski taşır (B. No: 2012/752, 17/9/2013, §

57).

99. Bununla birlikte, soruşturma sonucunda alınan kararın

soruşturmada elde edilen tüm bulguların kapsamlı, nesnel ve tarafsız bir

analizine dayalı olması ve bunun yanı sıra söz konusu kararın yaşam hakkına

yönelik müdahalenin Anayasa’nın aradığı zorunlu bir durumdan kaynaklanan ölçülü

bir müdahale olup olmadığına yönelik bir değerlendirme içermesi de

gerekmektedir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Nachova ve diğerleri/Bulgaristan, B. No:43577/98 ve

43579/98, BD, 06/07/2005, § 113).

100. Yürütülecek ceza soruşturmalarının etkinliğini sağlayan

hususlardan biri de, teoride olduğu gibi pratikte de

hesap verilebilirliği sağlamak için soruşturmanın veya sonuçlarının kamu

denetimine açık olmasıdır. Buna ilaveten her olayda, ölen kişinin yakınlarının

meşru menfaatlerini korumak için bu sürece gerekli olduğu ölçüde katılmaları

sağlanmalıdır (B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 58).

iii. İlkelerin

Somut Olaya Uygulanması

101. Başvuru konusu olaydaki gibi kamu gücünü kullanan

otoritelerin silah kullanması sonucu meydana gelen ölüm olaylarında yaşam hakkı

çerçevesinde yürütülmesi gereken bir soruşturmanın etkili olması için aranılan

özellikler (§ 95-100) açısından somut olayda Savcılık tarafından yürütülen

soruşturmanın incelenmesine geçildiğinde, başvurucunun bu konudaki en temel

şikâyetinin soruşturmanın bağımsız olarak yürütülmediğine yönelik olduğu

görülmektedir. Başvurucu bu kapsamda, soruşturmanın olaya karışmış, şüpheli

konumunda olan polisler tarafından yürütüldüğünü, elde edilen bulguların

polislerde kaldığını, balistik inceleme dâhil tüm teknik incelemelerin emniyet

birimleri tarafından yürütüldüğünü, (aslında yeterli delil bulunmasına rağmen) bu

tür eksiklikler nedeniyle polislerin Ç.D.’nin ölümünden sorumluluklarına

ilişkin ceza davası açılmadığını ileri sürmüştür.

102. Başvurucunun bu husustaki iddiaları yönünden soruşturma

kapsamında yürütülen işlemlere bakıldığında, Savcılığın KYO kararında, olayın

hemen ardından Savcılık tarafından olaya el konulduğu, Savcılığın talimatı ve

bilgisi dâhilinde Antalya Cinayet Büro ve Antalya Olay Yeri İnceleme Şube

Müdürlüğü ekipleriyle delil toplama işlemlerinin yürütüldüğü, cesetler

üzerinden elde edilen mermi çekirdeklerinin ve diğer delillerin Savcılıkta

muhafaza altına alındığı, olay yeri kamera görüntüleri ve MOBESE kayıtlarının

Savcılık talimatıyla muhafaza altına alındığı ve tek tek incelendiği, olayın

hemen sonrasında Cumhuriyet Savcısı nezaretinde olayda hayatını kaybedenlerin

tamamının ölü muayene işlemlerinin yapıldığı, ardından aynı şekilde klasik

otopsi işleminin yapıldığı, bu işlemler sonucunda olayda hayatını kaybedenlerin

kesin ölüm nedenlerinin tespit edildiği, olayın meydana geldiği üç ayrı yerde

Savcılık tarafından keşif işleminin yapıldığı, mevcut delillerin toplandığı,

olay yerindeki görgü tanıklarının ifadelerinin bizzat Cumhuriyet Savcısı

tarafından alındığı, operasyona katılıp silah kullanan bütün polis memurlarının

ifadelerinin yine bizzat Cumhuriyet Savcısı tarafından alındığı, olayda hem

polisler hem de Ç.D. tarafından kullanılan bütün silahların hem Polis Kriminal

Dairesinde hem de İstanbul Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi Balistik Şube

Müdürlüğünde incelendiği ve bu incelemeler sonucunda olayda ölen polislerin

ölümüne hangi silahtan çıkan kurşunların neden olduğunun tespit edilebildiği,

bununla birlikte Adli Tıp Kurumunun raporuna göre Ç.D.’nin vücudundan çıkan 4

adet kurşun parçasının çok küçük olmaları nedeniyle hangi tabancadan çıktığının

tespitinin mümkün olmadığı, olayın geçtiği yerlerde bulunan mermi kovanı ve

benzeri nitelikteki bulguların yine hem Antalya Kriminal Polis Laboratuarında

hem de İstanbul Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi Balistik Şube

Müdürlüğünde incelendiği, incelemeler sonucunda hangi kovanların hangi silahtan

çıktıklarının tek tek tespit edildiği, Ç.D.’nin ilk olayda vurduğu polisten

gasp ettiği silahta Ç.D.’ye ait parmak izinin teşhis edilemediği ancak silahın

şarjör kısmından alınan kan örneğinin Ç.D.’nin kan örneği ile tıpatıp

uyuştuğunun tespit edildiği bilgilerinin yer aldığı görülmektedir.

103. Soruşturma kapsamında yürütülen işlemlere dâhil olan

polis memurlarının, Savcılığın KYO kararında belirtildiği üzere, Savcılığın

talimat ve bilgisi dahilinde işlem yürüttükleri, bu nedenle yukarıda yer

verilen mevzuat hükümleri (§§ 25, 28-29) uyarınca adli kolluk gücü olarak görev

aldıklarının kabul edilmesi gerekmektedir. Cumhuriyet Savcıları, adli kolluk

işlemleri kapsamında ceza soruşturmalarına katılan polislerin hiyerarşik

amiridir. Bu nedenle başvuru konusu olay açısından polislerin soruşturma

işlemlerinde görev almaları kural olarak kurumsal ve hiyerarşik açıdan

yürütülen soruşturmanın bağımsızlığına halel getirmeyecektir.

104. Bununla birlikte her somut olayda da bu bağımsızlığın

gerçekleşip gerçekleşmediğinin yürütülen soruşturmanın özel koşulları açısından

ayrıca değerlendirilmesi gerekir (§ 96). Bu açıdan başvuru konusu olay

incelendiğinde, soruşturma kapsamında yürütülen her işlemin Savcılığın talimatı

ve bilgisi dâhilinde yapıldığı, Savcılığın Emniyet birimlerince alınan tanık

beyanlarıyla yetinmediği, operasyona katılan polisleri ve diğer görgü

tanıklarını bizzat kendisinin de dinlediği, olay sonrası yürütülen olay yeri

inceleme, delil toplama, ölü muayenesi gibi işlemlere bizzat katıldığı,

balistik inceleme gibi diğer teknik incelemelerde sadece Emniyet birimlerinden

alınan raporlarla yetinmeyerek, Adli Tıp Kurumu ve bağımsız bilirkişiler gibi

kurumsal olarak tamamen bağımsız kişi ve kurumlardan aldığı raporları da

dikkate alarak delil değerlendirmesine gittiği, bu kapsamda başvurucunun da

başvuru dilekçesinde belirttiği gibi sadece polisin hazırladığı olay yeri

inceleme tutanağı ve polis ifadelerinde yer alan bilgilere göre olayın gelişimine

ilişkin bir tespitte bulunmadığı, diğer delilleri de dikkate alarak bir sonuca

ulaştığı görülmektedir. Nitekim Savcılığın olayın son aşamasında polislerin

Ç.D.’nin kendilerine 2–3 el ateş ettiği yöndeki beyanlarına ve aynı yöndeki

olay yeri tutanağına rağmen soruşturmada elde edilen diğer delilleri de dikkate

alarak Ç.D.’nin son olayda elindeki silahlarla ateş etmediği sonucuna vardığı

görülmektedir. Bu koşullar altında Savcılığın tamamen Emniyet birimleri

vasıtasıyla ulaştığı delillere ve bu delillere bağlı olarak olaya ilişkin

kurulabilecek senaryoya dayalı bir şekilde soruşturmada bir sonuca ulaştığından

söz etmek mümkün değildir. Açıklanan nedenlerle yürütülen soruşturmanın

uygulamada da bağımsızlığı ve tarafsızlığı noktasında herhangi bir eksikliğin bulunmadığına

kanaat getirilmiştir.

105. Soruşturmanın etkililiğini temin adına aranan, ölüm

olayını aydınlatabilecek, sorumluların tespitine yarayabilecek bütün delillerin

toplanması (§ 98) ve elde edilen tüm delillerin kapsamlı, nesnel ve tarafsız

bir analizine dayalı olarak bir sonuca ulaşılması (§ 99) ölçütleri açısından

somut olayda yürütülen soruşturma işlemleri incelendiğinde, daha önceki bölümde

(§ 102) ve Bakanlık görüşünde somut olayda yürütülen işlemlere ilişkin verilen

bilgilerin yer aldığı bölümde (§ 94) ayrıntılı olarak görülebileceği üzere,

olay hakkında soruşturma aşamasında kapsamlı bir araştırma yapıldığı, olayın ne

şekilde gerçekleştiğini ortaya koyabilecek tüm delillerin toplandığı, olayın

gelişiminin tarafsız ve nesnel bir şekilde anlaşılmasını sağlayacak şekilde

delillerin kendi içindeki tutarlığının teyit edildiği ve böylece net bir

şekilde olayın nasıl gerçekleştiğinin ortaya konulabildiği, bu şartlar altında

ortaya konulan kişilerin eylemlerinin kapsamlı ve tutarlı bir analizi sonucunda

soruşturmada bir karara varıldığı görülmektedir.

106. Bununla birlikte, Savcılığın KYO kararında soruşturma

sonucunda polislerin silah kullanımının yasal sınırlar içerisinde gerçekleşip

gerçekleşmediğine ilişkin ayrıntılı bir değerlendirme yapıldığı ve bu

değerlendirme yapılırken, konu hakkındaki yasal mevzuat, Yargıtay içtihatları

ve AİHM’nin aradığı “mutlak gereklilik”

ölçütünün olayda karşılanıp karşılanmadığının ayrıntılı olarak incelendiği

görülmektedir. Polislerin ve Ç.D.’nin eylemleri ve olayın tüm koşulları dikkate

alınarak yapılan bu değerlendirme, yaşam hakkının esası açısından yapılan

incelemenin yapıldığı bölümde belirtildiği üzere, Anayasa’nın aradığı zorunlu

bir durumdan kaynaklanan ölçülü bir müdahale olup olmadığına yönelik yapılması aranan

bir değerlendirmenin gereklerini de karşılar niteliktedir.

107. Olay hakkında yürütülen Savcılık soruşturmasının, bu

bölümde ayrıntılı olarak incelendiği üzere, oldukça kapsamlı ve derinlemesine

bir şekilde olayın gerçekleşme şeklini ve meydana gelen ölümde olası sorumlu

kişileri tespite imkân sağlayacak nitelikte olduğu görülmektedir. Ancak, temel

amacı devletin kontrolü altında meydana gelen ölüm olaylarının tam olarak nasıl

meydana geldiğinin belirlenmesini ve varsa sorumlu kişilerin tespit edilmesini

ve gerek görüldüğünde cezalandırılmasını sağlamak suretiyle yaşam hakkı

kapsamında kurulan yasal ve idari çerçevenin etkili bir şekilde uygulanmasını

sağlamak olan etkili ve uygun resmi bir soruşturma yürütme yükümlülüğü, kamu

makamlarının kontrolü altında iken “şüpheli”

bir biçimde gerçekleşen ölüm olaylarında ön soruşturma aşamasının ötesine

geçmeli ve kovuşturma aşaması da dâhil bütün süreç 17. maddenin gereklerine

cevap verebilecek nitelikte olmalıdır. Böylelikle, derece mahkemeleri hiçbir

durumda mağdurların yaşam hakkına ve maddi ve manevi varlığına karşı yapılan

saldırıların cezasız bırakılmamasını teminat altına alabilecektir (B. No:

2013/841, 23/1/2014, § 77).

108. Başvuru konusu olay gibi, ölüm olayının öncesi tamamen

kamu makamlarının kontrolü altında gerçekleşmese bile olaya karışan ve doğrudan

eylemleri ile ölüme neden olan kişilerin güvenlik güçleri olduğu ve olay

sonrası kontrolün tamamen bu kişilerde olduğu durumlarda, olayın gelişimi ve

karşılıklı tarafların eylemlerinin derinlemesine ve çok boyutlu bir

değerlendirmesinin yapılabilmesi için resmi soruşturmanın, olaya karışan

kişilerin olası cezai sorumluluğunun bulunup bulunmadığını belirleyebilmek

adına, soruşturma aşamasını geçerek bir kovuşturma sürecini içermesi

gerektiğinin evleviyetle kabulü gerekmektedir.

109. Nitekim 5271 sayılı Kanun’un 172. maddesinin (1) numaralı

fıkrasında (§ 30), yukarıda (§ 108) öngörülen kovuşturma aşamasını geçme

gerekliliğini karşılar nitelikte, bir Cumhuriyet Savcılığı tarafından KYO dair

kararın ancak yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma

olanağının bulunmaması hallerinde verilebileceği açık bir şekilde belirtilmiş

olup, bu tür bir olayda“meşru savunma ve

zorunluluk hali” ve “kanunun hükmü

ve amirin emri” gibi “ceza

sorumluluğunu kaldıran veya azaltan neden”in bulunup bulunmağı

konusunda iddia makamı konumunda olan Savcılığın bir yetkisinin bulunmadığı,

cezai sorumluluğun kalkıp kalkmadığı konusunda karar vermeye yetkili makamın

ceza mahkemeleri olduğu kabul edilmiştir.

110. Başvuru konusu olayda, Savcılık soruşturması aşaması

açısından oldukça ayrıntılı bir şekilde olayın gelişim şekli ve olası sorumlu

kişiler belirlenmiş olmakla birlikte, ilgili kişilerin cezai sorumluluklarının

tespiti konusunda Ceza Mahkemesinde inceleme ve değerlendirme yapılması

imkânını ortadan kaldıran KYO kararının verilmesinin, silah kullanan güvenlik

güçlerinin hesap verebilirliğini ve soruşturma hakkında kamunun denetimini

zayıflattığının kabul edilmesi gerekir. Her bir somut olayın koşullarına göre

farklılık arz edebilecek olmakla birlikte, başvuru konusu olaydaki gibi

doğrudan güvenlik güçlerinin silah kullanımı sonucu meydana gelen ve tartışmalı

olan olayın gerçekleşme koşullarının ve olası cezai sorumlulukların tereddüde

mahal vermeyecek şekilde ortaya konulması açısından ölüm olaylarına ilişkin

yürütülen resmi soruşturmaların kovuşturma aşamasından geçmesi olay hakkında

kamuoyu nezdinde oluşabilecek soru işaretlerinin tamamen ortadan kalkması

açısından büyük önem taşmaktadır. Aksi bir uygulama, bu tür olaylarda kamu

gücünü kullanan güvenlik güçlerinin olası cezai sorumluluklarının ortaya

çıkmasının engellenmek istendiği şüphesini doğurabilir. Yaşanan silahlı çatışma

sonrasında görevini icra eden üç polis memuru ve psikolojik sıkıntıları olduğu

ortaya çıkan Ç.D.’nin yaşamını yitirmesi, her iki tarafın yakınları açısından

çok acı bir olay olmakla birlikte, gerekli hukuk kurallarının her halükarda tereddütsüz uygulanacağının gösterilmesi hukuka

olan saygının korunması ve daha sonra benzer olayların yaşanmasına engel olmak

adına büyük önem arz etmektedir.

111. Bu çerçevede, olayda olası sorumlu kişilerin cezai

sorumluluklarının soruşturmanın kamu denetimine açıklığı ve ölen kişinin

yakınlarının sürece dâhil olabilmeleri yönünden (§ 100) somut olay

incelendiğinde, her ne kadar, Bakanlık görüşünde de ifade edildiği üzere,

Savcılığın KYO kararında; başvurucunun soruşturmaya yönelik verdiği

dilekçelerin gereğinin yerine getirildiği, bu kapsamda dinletmek istediği

tanıkların dinlendiği, polis memurlarının ifadesinin alınmasını talep ettiğinde

bu talebinin yerine getirildiği, talep üzerine adli emanette bulunan olaya

ilişkin görüntüler içeren CD’lerin ve ambulansın GPS kayıtlarının incelendiği

soruşturma dosyasında yer alan tüm bilgi belgelere ulaşımının kesintisiz

sağlandığı, başvurucunun istediği tanık ifadelerine yer verildiği, özellikle

Ç.D.’nin etkisiz bir halde iken vurularak öldürüldüğü iddialarının

değerlendirildiği ve fakat bu iddiaları doğrulayıcı herhangi somut bir delil

bulunmadığı sonucuna ulaşıldığı ifade edilmiş ve başvurucu Savcılığın

soruşturma sonucunda verdiği karara karşı Manavgat Ağır Ceza Mahkemesine itiraz

edebilmiş olsa da, başvuru konusu olay gibi doğrudan güvenlik güçlerinin silah

kullanımı sonucunda meydana gelen ölüm olaylarında, ölenin yakınlarının sadece

Savcılık soruşturması aşamasında bilgi belge isteyebilme, tanık dinlenmesini

talep edebilme ve olayı sadece dosya üzerinden inceleyen bir mahkemeye itiraz

edebilmeleri bu kişilerin meşru menfaatlerini korumak için bu sürece gerekli

olduğu ölçüde katılabilmelerini güvence altına alamaz ve bu suretle teoride

olduğu gibi pratikte de hesap verilebilirliğin ve soruşturma üzerinde kamu

denetiminin yeterli düzeyde sağlanabildiğinden söz edilemez.

112. Başvurucunun bu bölümde ele alınabilecek şekilde son

olarak, oğlu ağır yaralı halde iken ambulansla hastaneye götürülmesinin

olağandan çok uzun sürdüğü bu nedenle ölümünden sağlık görevlilerinin de

sorumlu olduğu şeklindeki iddialarını soruşturma sürecinde Savcılığa sunmasına

rağmen suçun görevi kötüye kullanma olarak vasıflandırılmasının ve idari

soruşturma için gönderilmesinin etkin soruşturma yapma yükümlülüğünün ihlali

anlamına geldiği yönünde iddialarının olduğu görülmektedir.

113. Bakanlık görüşünde bu iddialar hakkında, Cumhuriyet

Savcısının, ambulansın geç geldiği iddiası yönünden şüphelilerin memur olması

ve iddianın görev suçuna girmesi nedeniyle bu iddia farklı bir soruşturma

usulüne tabi olduğu için soruşturmayı ayırdığı ve bu kişiler hakkında

soruşturma yapılması için soruşturma dosyasını Memur Suçları Bürosuna

gönderdiği, dolayısıyla bu iddiaların ayrı bir soruşturmanın konusunu

oluşturduğu, ayrıca, başvurucunun ambulansın geç geldiği ve ihmal olduğu

iddiaları nedeniyle idare aleyhine tam yargı davası açma hakkına da sahip

olduğu değerlendirmelerine yer verilmiştir.

114. Öncelikle belirtmek gerekir ki, Anayasa Mahkemesi,

Ç.D.’nin ölümünün başvurucunun iddia ettiği gibi doğrudan ambulansın yaralıyı

göreceli olarak daha uzun bir sürede hastaneye ulaştırmasından mı yoksa

polislerle girdiği çatışmalarda aldığı kurşun yaralarından dolayı mı

gerçekleştiği konusunda bir değerlendirme yapabilecek konumda değildir. Olay

hakkında yürütülen soruşturmada, bu bölümde incelendiği üzere, olayın nasıl

gerçekleştiğinin ortaya konulduğu ve olası cezai sorumlulukların ayrıntılı

olarak değerlendirildiği kabul edilmiştir. Olayda yürütülen bu soruşturma

sonucunda ölümün hangi nedenlerden kaynaklandığı ayrıntılı olarak ortaya

konulmuştur.

115. Başvurucunun bu iddiaları açısından Savcılığın verdiği

KYO kararında (§ 21) yer alan açıklamalar incelendiğinde, ağır yaralı olduğu

belirtilen Ç.D.’yi hastaneye götüren ambulansla ilgili bilirkişiden ek rapor

alındığı, bu raporda ambulansın GPS kayıtlarının ve GPS harita görüntüsünün

tespit edilip rapora eklendiği, ambulans görevlileri hakkında yapılan şikâyetin

bu kişilerin görev niteliği, olayda varsa kusurlarının değerlendirmesinin memur

suçları soruşturma bürosunca değerlendirilmesinin uygun olacağı, bu eylemlerin

mevcut öldürme eylemlerinden sonra meydana geldiği, dolayısıyla konunun ayrıca

incelenmesi için Memur Suçları Bürosuna gönderildiği ifade edilmiştir.

116. Olaya karıştığı ileri sürülen kişilerin hangi suçlardan

soruşturmaya ve kovuşturmaya tabi tutulacaklarını belirleyecek olanlar, olayı

ilk elden inceleyen soruşturma ve yargılama makamlarıdır. Bireylerin cezai

sorumluluklarının kapsamının belirlenmesine yönelik hukuki sorunların

incelenmesi kural olarak Anayasa Mahkemesinin yetkisi kapsamında olmayıp,

suçluların tespiti ve cezalandırılması derece mahkemelerin görev ve

yetkisindedir (2013/1948, 23/1/2014, § 49).

117. Bu nedenle, yaşanan ölümün hangi nedenlerle

gerçekleştiğini elde ettiği delillere dayanarak ayrıntılı olarak ortaya koyduğu

kabul edilen soruşturmada başvurucunun bu konuda ileri sürdüğü iddialarını

Savcılığın önceki olaydan bağımsız olarak başka bir suç kapsamında

değerlendirerek soruşturmayı ayırma kararı vermesi soruşturma makamının takdir

yetkisi içerisindendir. Ayrı bir soruşturma konusu yapılan bu iddialar hakkında

yürütülen idari ve varsa cezai soruşturmanın ne şekilde ilerlediğine ilişkin

başvuru dosyası kapsamında herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Dolayısıyla

Anayasa Mahkemesi açısından bu konuda şu aşamada bir inceleme yapılması mümkün

değildir.

118. Soruşturmanın etkililiği konusunda bu bölümde yer verilen

değerlendirmeler bir bütün halinde ele alındığında, her ne kadar, somut olay

kapsamında Savcılık tarafından yürütülen soruşturmada yaşanan ölüm olayının tüm

yönlerinin ortaya konulmasını ve olası sorumlu kişilerin belirlenmesini

sağlayabilecek nitelikte oldukça ayrıntılı bir incelemenin yapıldığı görülmekle

birlikte, çok yönlü bu olayda olası cezai sorumluluğun kalkıp kalkmadığı

konusunda bir ceza mahkemesinin kapsamlı bir inceleme ve değerlendirme yapması

imkânını ortadan kaldıracak bir kararın verilmesi nedeniyle, etkili resmi bir

soruşturma yürütülmediği ve yaşam hakkının usulî boyutunun ihlaline yol

açıldığı kanaatine varılmıştır.

119. Açıklanan nedenlerle, yaşam hakkının gerektirdiği etkili

soruşturma yürütme yükümlülüğünün ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

c. İşkence ve Eziyet Yasağının İhlal Edildiği İddiası

120. Başvurucu, olay sonrasında yürütülen soruşturma

kapsamında hazırlanan otopsi raporunda Ç.D.’nin kafa ve çene bölgesinde

kırıklar ve vücudunun çeşitli yerlerinde iz ve yaralar tespit edilmesine ve bir

tanığın ele geçirildikten sonra birkaç kişinin Ç.D.’ye tekmeyle vurduğunu

gördüm şeklindeki beyanlarına rağmen bu yöndeki şikâyetlerinin soruşturma kapsamında

incelenmediğini, bu nedenle Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan

işkence ve eziyet yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

121. Bakanlık görüşünde, yaşam hakkının esasına ilişkin

şikâyetler dışında başvuruda ileri sürülen diğer haklara ilişkin şikâyetlerin

yaşam hakkının etkin soruşturma yapma yükümlülüğü altında değerlendirildiği, bu

nedenle ayrı bir başlık altında işkence yasağına ilişkin görüş sunulmamış

olduğu, sadece yaşam hakkına ilişkin yer verilen görüşler arasında başvurucunun

bu bölümde ileri sürdüğü iddialara karşılık gelebilecek bazı olgulara

değinildiği görülmektedir.

122. Bu bağlamda Bakanlık görüşünde, olay anında orada bulunan

ve gazeteci olan tanık S. K. ile polis memuru olan tanıkların, ağır yaralı

olarak yerde yatarken kimsenin tekme veya başka bir şekilde Ç. D.’ye

vurmadığını beyan ettiği, ayrıca polis olan müştekiler İ. Ç. ve A. İ.’nin

kaçmaya çalışırken Ç. D.’nin kaya parçalarından oluşan sert bir zemine

düştüğünü beyan ettiği, ölü muayene tutanağında da, kafanın yan taraflarında ve

yanak bölgesinde sıyrıklı ekimozlar olduğunun belirtildiği bilgilerine yer

verilmiştir.

123. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları

şöyledir:

"Herkes, yaşama, maddi ve manevi

varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

...

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse

insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”

124. Bireyin, bir devlet görevlisi tarafından hukuka aykırı

olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye tabi

tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması halinde, olay

hakkında etkili resmi bir soruşturmanın yürütülmesi gerekmektedir (B. No:

2012/969, 18/9/2013, § 25). Ancak, bu konuda bir soruşturmanın başlayabilmesi

için öncelikle işkence ve kötü muamele konusundaki iddialar uygun delillerle

desteklenmelidir. İddia edilen olayların gerçekliğini tespit etmek için her

türlü makul şüpheden uzak kanıtların varlığı gerekir. Bu nitelikteki bir kanıt,

yeterince ciddi, açık ve tutarlı emarelerden ya da aksi ispat edilemeyen

birtakım karinelerden de oluşabilir. Ancak bu uygun koşulların tespiti halinde

bir soruşturma yükümlülüğünün bulunduğundan bahsedilebilir (B. No: 2013/394,

6/3/2014, § 28)

125. Öncelikle belirtmek gerekir ki, bu bölümde, konu hakkında

ilk elden sorumlu soruşturma ve kovuşturma makamlarının başvurucunun bu

bölümdeki iddialarına ilişkin herhangi bir inceleme yapmamış olmaları

nedeniyle, işkence veya kötü muamele yasağının ihlali iddialarının esası

hakkında, bulunduğu konum ve yaptığı incelemenin niteliği itibariyle, Anayasa

Mahkemesinin bu aşamada bir değerlendirme yapması mümkün değildir.

126. Somut olay, konu hakkındaki ilkeler çerçevesinde

incelendiğinde, başvurucunun, iddialarını Ç.D. hakkında hazırlanan otopsi

raporunda yüz ve çene kısmında kırıkların tespit edilmesine ve tanık S. K’nın “birkaç kişinin tekmeyle vurduğunu gördüm”

şeklindeki beyanlarına dayandırdığı görülmektedir.

127. Başvurucunun iddiasına dayanak olarak gösterdiği ve

başvuru dilekçesi ekinde sunduğu Adli Tıp Kurumunun 14/12/2012 tarihli otopsi

raporunda konuyla ilgili şu ifadelerin yer aldığı görülmektedir:

“Alın sol yandan sol zyogamaya uzanan, alın

sağ yandan sağ zygomaya uzanan, sağ kulak kepçesi ön kısmında, oksiital üstte

ortada saçlı deride kısmen parsönenleşmiş ekimozlu

cildi sıyrık alanları, dudakların iç yüzünde ekimozlu yüzeysel

sıyrıklar, üst çene sol birinci dişin uç

kısmında kırık, üst çenede

orta hatta kesici dişler arasından üst damağa uzanan kırık hattı, burun kemiği

ve sağ zyogamada kırık krepitasyonu,

sağ kolda parçalı kırık deformitesi,

sağ uyluk ön yüz 1/3 alt-iç kısımda 1,5x1 cm lik, sağ el 3. parmak tırnak

kökünde 0,8 cm lik ekimozlu cildi sıyrık olduğu,

…”

128. Başvurucunun iddiasını dayandırdığı ve yine başvuru ekinde

sunduğu gazeteci tanık S. K.’nın Cumhuriyet Savcısı tarafından alınan yeminli

ifadesinde konuya ilişkin şu şekilde beyanlarının olduğu görülmektedir:

…Ateş eden polisler ellerini kaldırarak

birbirlerine ateş etmeyin diye bağırdılar. Ben de bu şahsın etkisiz hale

getirildiğini anladım ve şahsın olduğu yere ben de diğer polislerle birlikte

koştum. Ben ilk açıyı görür görmez fotoğrafını çektim. Maktul Çağrı Danışman

yüzükoyun yatıyordu ben sadece ayaklarını bacak kısmını görebiliyordum. Bir iki

fotoğraf çektikten sonra polislerden bazıları beni olay yerinden uzaklaştırmaya

çalıştı. … Ben kameraman arkadaşıma kayıttan çıkmamasını görüntü almaya devam

etmesini istedim. Ben uzaklaştırılmaya çalışıldığım sırada bazı memurlar şahsın

ellerini arkaya doğru kıvırıyorlardı. Şahsın konuştuğunu duymadım ancak “ah”

şeklinde (maktulden) ses (geldiğini) duydum. …

Ben maktulün olduğu yere ikinci kez gelişimde

birkaç kişinin tekmeyle vurduğunu gördüm ancak oradaki amirler engel oldu.

…Olay yeri çok kalabalıktı ve büyük bir arbede yaşanmaktaydı. … maktülü

tekmeleyen görevli sayısını veremem. Üç amirin özellikle olayın etkisinde kalan

diğer görevlileri sakinleştirmeye ve maktulden uzaklaştırmaya çalışıyorlardı.

Ancak maktule kaç tekme atıldığını ben bilemem, olay çok ani gelişti. …”

129. Soruşturma kapsamında elde edilen bulgulara yukarıdaki

gibi detaylı olarak yer verilmesinin sebebi, bazı kişilerin olası cezai

sorumluluklarına ilişkin bir değerlendirme yapılması veya bu konuda bir sonuca

ulaşmaya çalışmak olmayıp, başvurucunun konu hakkındaki iddialarının olaya

doğrudan şahit olan kişilerin beyanlarına dayandırdığı ve yapılan otopsi

incelemesinde, KYO kararında olayın gelişimi açısından yapılan tespitlerle

doğrudan telif edilemeyecek şekilde Ç.D.’nin vücudunda kırık ve yaralar tespit

edildiğinin ortaya konulduğu, bu nedenle başvurucunun iddialarının ciddi

olabileceği ve bu konuda Savcılığın etkili soruşturma yapma yükümlülüğü doğup

doğmadığını değerlendirmektir.

130. Bu bağlamda, Savcılığın KYO kararında sadece ölüm olayının

gerçekleşme şekline ve bu konuda ilgili kişilerin cezai sorumluluklarına

ilişkin değerlendirmelerin yer aldığı ancak başvurucunun işkence iddiaları

hakkında herhangi bir değerlendirme yapılmadığı görülmektedir.

131. Başvurucunun iddiaları açısından Savcılığın KYO kararı

incelendiğinde, sadece, gazeteci tanık S.K.’nın (yukarıda (§ 123) ilgili

yerleri daha ayrıntılı verilen) “(Ç.D.’nin)

yerde yatar vaziyette iken resimlerini çektiğini, operasyona katılan polis

memurlarının maktulün başında biriktiğini, maktule tekme vurmak isteyenler

olduğunu ve amirlerin buna engel olarak polis memurlarını şahsın başından

uzaklaştırdığını” şeklinde (özetlenmiş) beyanları ile Bakanlık

görüşünde değinilen tanıklardan polis İ.Ç.’nin konu hakkındaki “Ç.D.’nin son

olarak vurulduğu yerde) yüzüstü ve sert şekilde mucur ve kaya parçalarından

oluşan zemine doğru düştüğünü… burada kısa süreli bir arbededen sonra

amirlerinin kendilerini yatıştırdığını…” şeklindeki ifadeleri ve

polis tanık A.İ.’nin “şüphelinin düşerken

bile silahını bırakmadığını ve kendilerine doğrultma gayretinde olduğunu,

yüzükoyun olarak ve sağ kol üzerine sert bir şekilde düştüğünü, her iki kolunun

karnının altında olduğunu, yerde mucur tabir edilen küçük taş parçalarının

bulunduğunu, şüpheliye yerdeyken herhangi bir kimsenin tekme attığını, …”

şeklindeki ifadelerinin KYO kararında yer aldığı görülmektedir. KYO kararında

özetlenen beyanlarda, Ç.D.’nin tekmelendiğine veya başka türlü darp edildiğine

dair herhangi bir bahis bulunmamaktadır.

132. Başvurucunun 20/12/2012 tarihinde soruşturmayı yürüten

Savcılığa sunmuş olduğu balistik inceleme ve otopsi raporlarına karşı

beyanlarını sunduğu dilekçede, bu bulgulara yer vererek şüphelilerin işkence

suçundan cezai sorumluluklarının doğacağını ileri sürdüğü görülmektedir.

Başvurucu, Savcılığın KYO kararına karşı itiraz dilekçesinde de diğer

itirazlarının yanı sıra işkence suçu ile ilgili olarak ya kovuşturmaya yer

olmadığına karar verilmesi ya da kamu davası açılması gerekirken bu konuda herhangi

bir şikâyet veya delil yokmuş gibi kararda bir bahis geçmediğini ileri

sürmüştür. Yapılan itiraz sonrasında Mahkemenin verdiği kararda (§ 22) da

konuya ilişkin bir değerlendirmenin yer almadığı görülmektedir.

133. Yaşam hakkına yönelik ihlal iddiaları için geçerli olduğu

gibi, bir kamu görevlisinin işkence ve kötü muamelesine maruz kalındığına

yönelik iddialar açısından da yürütülmesi gereken soruşturma, sorumluların

belirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlamaya elverişli olmalıdır. Şayet bu mümkün

olmazsa, Anayasa’nın 17. maddesi, sahip olduğu öneme rağmen pratikte etkisiz

hale gelecek ve bazı hallerde devlet görevlilerinin fiili dokunulmazlıktan

yararlanarak, kontrolleri altında bulunan kişilerin haklarını istismar etmeleri

mümkün olabilecektir. Devletin pozitif yükümlülüğü kapsamında bazen tek başına

soruşturma yapılmamış olması yahut da yeterli soruşturma yapılmamış olması da

kötü muamele teşkil edebilmektedir. Bu bağlamda konu hakkındaki soruşturmanın

derhal başlaması, bağımsız biçimde, kamu denetimine tabi olarak özenli ve

süratli yürütülmesi ve bir bütün olarak etkili olması gerekir (B. No: 2012/969,

18/9/2013, § 25). Başvuru konusu olaydaki gibi, bu tür eylemlere maruz kaldığı

ileri sürülen kişiler hayatını kaybetmiş ve bu eylemlerin o kişi kamu

görevlilerinin elinde iken işlendiği ileri sürülüyorsa, devletin resen harekete

geçerek böyle bir durumun vaki olup olmadığını açıklığa kavuşturacak nitelikte

kapsamlı ve titiz bir soruşturma yürütme yükümlülüğü bulunmaktadır.

134. Başvuru konusu olay açısından, yaşanan olayın hangi

aşamasında ne şekilde Ç.D.’nin vücudunda otopsi raporunda ifade edilen kırk ve

yaraların meydana geldiğini, iddia edildiği şekilde Ç.D.’nin gerçekten

polislerin bir muamelesine maruz kalıp kalmadığını, olası böyle bir muamelenin

ağırlık derecesini, herhangi bir cezai sorumluluk gerektirip gerektirmediğini

olayı ilk elden inceleyen soruşturma ve kovuşturma makamları inceleyecekler ve

bu konularda bir karara varacaklardır. Başvuru konusu olayda, Savcılığın ve

Mahkemenin verdikleri kararlarında, başvurucunun işkence ve kötü muameleye

ilişkin ciddi nitelikteki iddialarını ne reddettikleri,

ne makul görüp gereği gibi bir işlem yürüttükleri ne de bu yöndeki iddiaları

ölümün gerçekleşme koşulları içerisinde değerlendirdikleri görülmektedir.

135. Bu açıklamalar ışığında, başvurucunun işkence ve kötü

muameleye ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunmasına rağmen, somut olayda

bu konuda etkili resmi bir soruşturmanın yürütülmemesi nedeniyle Anayasa’nın

17. maddesinin üçüncü fıkrasının usulî yönünün ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

d. Etkili Başvuru Hakkının İhlal Edildiği İddiası

136. Başvurucunun Anayasa’nın 40. ve AİHS’nin 13. maddeleri

uyarınca yaşam hakkı ve işkence ve eziyet yasağı kapsamında maruz kalındığını

ileri sürdüğü ihlaller bakımından etkili bir başvuru yolu bulunmadığı yönündeki

iddialarının önceki bölümlerde anılan iki hak kapsamında yapılan incelemelerde

değerlendirildiği için bu hak kapsamında yeniden inceleme yapılmasına yer

olmadığına karar verilmesi gerekir.

V. 6216 SAYILI

KANUN’UN 50. MADDESİNİN UYGULANMASI

137.

6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şu şekildedir:

“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla

yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

138.

Mevcut başvuruda etkili bir soruşturma yürütülmemesi nedeniyle yaşam

hakkını ve işkence ve eziyet yasağını düzenleyen Anayasa’nın 17. maddesinin

ihlal edildiği tespit edilmiş olmakla, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için dosyanın ilgili Savcılığa gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

139.

Başvurucu, 100.000 TL destekten yoksun kalma tazminatı, 150.000 manevi

tazminat talebinde bulunmuştur.

140.

Başvuru hakkında yapılan inceleme sonucunda yaşam hakkının esasının ihlal

edilmediğine, bununla birlikte yaşam hakkının ve işkence ve eziyet yasağının

etkili soruşturma yürütme yükümlülüğü açısından ihlal edildiğine

hükmedilmiştir. Başvurucu da, uğradığını iddia ettiği

maddi zarar ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesine herhangi bir belge

sunmamıştır. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için

başvurucuların uğradıklarını iddia ettiği maddi zarar ile tazminat talebi

arasında illiyet bağı kurulması gerekir. Anayasa Mahkemesine herhangi bir belge

sunmayan başvurucunun maddi tazminat talepleri reddedilmelidir.

141.

Başvurucu tarafından manevi tazminat talebinde bulunulmuş olmakla

beraber, ihlalin tespitinin yanı sıra kararın gereğinin yerine getirilmesi için

dosyanın ilgili Savcılığa gönderilmesine karar verilmesinin başvurucunun ihlal

iddiası açısından yeterli bir tazmin oluşturduğu kanaatine varıldığından,

başvurucunun manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

142.

Başvurucu, yargılama ve avukatlık ücreti olarak 20.000 TL talep

etmişlerdir. Başvurucu tarafından yapılan harç ve vekalet ücretinden oluşan

yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmiştir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurunun yaşam hakkı ve

işkence yasağına ilişkin iddialar yönünden KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Başvurucunun,

1. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam

hakkının esasının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

2. Anayasa’nın 17.

maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının etkili soruşturma yürütme

yükümlülüğü yönünden İHLAL EDİLDİĞİNE,

3. Anayasa’nın 17.

maddesinde güvence altına alınan işkence ve eziyet yasağının etkili soruşturma

yürütme yükümlülüğü yönünden İHLAL

EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucunun tazminata

ilişkin taleplerinin REDDİNE,

D. Başvurucu tarafından yapılan

198,35 harç ve 1.500 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama

giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın

tebliğini takiben başvurucuların Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren

dört ay içinde yapılmasına; ödemede gecikme olması halinde, bu sürenin sona

erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

F. Kararın bir örneğinin gereği

için ilgili Savcılığa gönderilmesine,

16/7/2014 tarihinde OY

BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Serruh KALELİ Üyeler : Zehra Ayla PERKTAŞ Burhan ÜSTÜN Nuri NECİPOĞLU Zühtü ARSLAN Raportör : Cüneyt DURMAZ Başvurucu : Cemil DANIŞMAN Vekili : Av. Münip ERMİŞ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/6319, 16 Temmuz 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru Süreci
  6. III. Olay Ve Olgular
  7. A. Olaylar
  8. Olaya İlişkin Toplanan Deliller, Alınan Kriminal
  9. Ek(s)pertiz Raporları, Adlî Tıp Raporları Ve Bunların Değerlendirilmesi
  10. Sonuç
  11. Kamu Adına Kovuşturmaya Yer Olmadığına
  12. B. İlgili Hukuk
  13. IV. İnceleme Ve
  14. Gerekçe
  15. A. Başvurucunun İddiaları
  16. B. Değerlendirme
  17. V. 6216 Sayılı
  18. Kanun’un 50. Maddesinin Uygulanması
  19. A. Başvurunun yaşam hakkı ve
  20. C. Başvurucunun tazminata
  21. D. Başvurucu tarafından yapılan
  22. E. Ödemelerin, kararın
  23. F. Kararın bir örneğinin gereği
  24. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/6319
Tarih
16 Temmuz 2014

İlgili Kararlar

  • I.y. Başvurusu (B. No: 2012/1213)
  • İbrahim Uysal Başvurusu (B. No: 2014/1711)
  • Cezmi Demir ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/293)
  • İlhan Yüksel Ekşioğlu Başvurusu (B. No: 2014/1572)
  • Osman Geçer Başvurusu (B. No: 2013/1326)
  • Nilgün Halloran Başvurusu (B. No: 2012/1184)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.