İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Teoman Yeğenoğlu Başvurusu (B. No: 2013/5338)

1. Başvurucu, genel müdürler

Başvuru No2013/5338Tarih17 Temmuz 2014Okuma24 dk · 4.745 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Teoman Yeğenoğlu Başvurusu

Karar tarihi
17 Temmuz 2014
Başvuru Numarası
2013/5338
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.745 kelime·24 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, genel müdürler

için öngörülen ek gösterge ve makam tazminatından yararlandırılması istemiyle

açtığı davanın reddedilmesi ve on sekiz yıldır hâlihazırda karara bağlanmamış

olması nedeniyle Anayasa’nın 2., 10., 35. ve 36. maddelerinde güvence altına

alınan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş, maddi ve manevi tazminat

talebinde bulunmuştur.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, başvurucu vekili

tarafından 16/7/2013 tarihinde Anayasa

Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvurunun

Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci

Komisyonunca, 10/12/2013 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 3/2/2014

tarihinde yapılan toplantıda kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve

olgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiş,

Adalet Bakanlığınca 26/2/2014 tarihli yazı ile benzer şikâyetlere ilişkin

başvurularda sunulan görüşlere atıf yapılarak ayrıca görüş sunulmayacağı

bildirilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde

ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu,

30/9/1971-3/9/1974 tarihleri arasında Gümrük ve Tekel Bakanlığı Zat ve Sicil

İşleri Müdürü olarak görev yapmakta iken Türkiye Kömür İşletmeleri Personel ve

Sosyal İşler Daire Başkanlığı görevine atanmıştır.

8. Zat ve Sicil İşleri Müdürü

kadro unvanı 12/5/1976 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 7/11744 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı

ile iptal edilip yerine 2. dereceli Personel ve Eğitim Dairesi Başkanı kadro

unvanı ihdas edilmiştir.

9. 17/2/1978 tarihli ve 7/14593

sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile de Personel ve Eğitim Dairesi Başkanı kadrosu

1. derece olarak değiştirilmiştir.

10. 28/8/1978 tarihli ve 7/16168

sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile bu kez 1. dereceli Personel ve Eğitim Genel

Müdürü kadro unvanı ihdas edilmiştir.

11. 5434 sayılı Emekli Sandığı

Kanunu’nun ek 67. maddesine dayanılarak yürürlüğe konulan 1/5/1995 tarihli XIII

sayılı eşitlik cetveliyle mülga Zat ve Sicil İşleri Müdürlüğü kadrosu Personel

ve Eğitim Daire Başkanlığı kadrosuyla eşitlenmiştir.

12. Başvurucu da bu eşitleme

nedeniyle daire başkanı makam tazminatından yararlandırılmıştır.

13. Başvurucunun, 24/8/1992

tarihli VIII sayılı eşitlik cetvelinde Gümrük ve Tekel Bakanlığı Personel ve

Eğitim Daire Başkanı kadro unvanının Maliye Bakanlığı Personel ve Eğitim Genel

Müdürü kadro unvanına eşitlendiğini ileri sürerek kendisine genel müdürlere

uygulanan ek gösterge ve makam tazminatının verilmesi istemiyle yaptığı

başvuru, 23/6/1995 tarihli Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü işlemiyle

reddedilmiştir.

14. Başvurucunun ret işleminin

iptali istemiyle açtığı davada, Ankara 10. İdare Mahkemesinin 30/4/1997 tarih

ve E.1995/956, K.1997/628 sayılı kararıyla Gümrük ve Tekel Bakanlığı Zat ve

Sicil İşleri Müdürü kadro unvanının önce Personel ve Eğitim Dairesi Başkanı ve

nihayet Personel ve Eğitim Genel Müdürü kadro unvanına eşitlendiği hususları

dikkate alındığında tesis edilen işlemde hukuki isabet görülmediği gerekçesiyle

dava konusu işlem iptal edilmiştir.

15. Davalı idare tarafından

temyiz edilen karar, Danıştay 11. Dairesinin 23/12/2003 tarih ve E.2001/614,

K.2003/5631 sayılı kararıyla, “2. dereceli

Gümrük ve Tekel Bakanlığı Zat ve Sicil İşleri Müdürü kadro unvanının, 1.

dereceli Bakanlıklar Ana Hizmet Birimi Daire Başkanı kadro unvanı ile

eşitlendiği, 1. dereceli Maliye Bakanlığı Personel ve Eğitim Genel Müdürü kadro

unvanı ile eşitlenen kadro unvanının ise 1. dereceli Gümrük ve Tekel Bakanlığı

Personel ve Eğitim Daire Başkanı kadro unvanı olduğu sonucuna varıldığı; bu

durumda, davacının Zat ve Sicil İşleri Müdürü kadro unvanının Bakanlıklar Ana

Hizmet Birimi Daire Başkanı kadro unvanı ile eşitlendiği, Maliye Bakanlığı

Personel ve Eğitim Genel Müdürü kadro unvanı ile eşitlenmediği hususu

gözetilmeden dava konusu işlemin iptali yolunda verilen kararda hukuki isabet

görülmediği; öte yandan, davacının Gümrük ve Tekel Bakanlığı Zat ve Sicil

İşleri Müdürü görevinden 4.

derecenin 2. kademesinde iken 3/9/1974 tarihinde ayrıldığı, eşitlenmesini istediği

Bakanlık Personel Genel Müdürü kadrolarının ise 1. dereceli kadrolar olması

nedeniyle Zat ve Sicil İşleri Müdürü kadrosunun Bakanlıklar Genel Müdürü için

öngörülen ek gösterge ve makam tazminatından yararlanmamsına

bu yönden de olanak bulunmadığı” gerekçesiyle bozulmuş, bozma

kararına karşı yapılan karar düzeltme talebi ise aynı Dairenin 19/11/2004 tarih

ve E.2004/726, K.2004/4597 sayılı kararıyla reddedilmiştir.

16. Ankara 10. İdare Mahkemesi

bozma kararına uymayıp ilk kararında ısrar ederek 15/3/2005 tarih ve

E.2005/482, K.2005/341 sayılı kararıyla, önceki gerekçesi doğrultusunda dava

konusu işlemi iptal etmiştir.

17. Davalı idarenin temyizi

üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, 8/5/2008 tarih ve E.2005/1724,

K.2008/1295 sayılı kararıyla yerel mahkeme kararını “davacının yürüttüğü Zat ve Sicil İşleri Müdürü kadro unvanının

Bakanlıklar Ana Hizmet Birimi Daire Başkanı kadro unvanı ile eşitlendiği ve

ilgilinin bu eşitlik cetveline karşı bir dava açmadığı, Maliye Bakanlığı

Personel ve Eğitim Genel Müdürlüğü kadro unvanı ile eşitlenen kadro unvanının

ise 2. dereceli Gümrük ve Tekel Bakanlığı Zat ve Sicil İşleri Müdürü kadro

unvanı olmayıp 1. dereceli Gümrük ve Tekel Bakanlığı Personel ve Eğitim Daire

Başkanı olduğu hususu gözetilmeden verilen iptal kararında hukuki isabet

görülmediği” gerekçesiyle bozmuştur.

18. Anılan karara karşı

başvurucunun karar düzeltme talebi ise Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun

23/1/2013 tarih ve E.2008/2398, K.2013/142 sayılı kararıyla reddedilmiştir. Karar,

başvurucu vekiline 20/6/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

19. Öte yandan, başvuru

dilekçesinde yer almamakla birlikte, başvurucunun iddialarının incelenmesi

amacıyla Mahkememizce başvuruya konu dava dosyasının istenmesi üzerine sunulan

Danıştay 11. Dairesinin 15/4/2014 tarihli yazısından ve UYAP sisteminde yapılan

araştırmadan, Ankara 10. İdare Mahkemesinin, Danıştay İdari Dava Daireleri

Kurulunun bozma kararına uymak suretiyle 16/7/2013 tarih ve E.2013/1106, K.

2013/1101 sayılı kararıyla davayı reddettiği, başvurucu vekili tarafından

temyiz edilen bu kararın Danıştay 11. Dairesinin 14/4/2014 tarih, E.2013/4497,

K.2014/1770 sayılı kararıyla onandığı ve başvurucu tarafından 5/5/2014

tarihinde karar düzeltme başvurusunda bulunulması üzerine dosyanın Danıştay

Başkanlığına gönderildiği ve henüz bu konuda bir karar verilmediği

anlaşılmıştır.

B. İlgili

Hukuk

20. 8/6/1949 tarih ve 5434

sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu’nun ek 67. maddesi şöyledir:

“Daha önce bulundukları kadrolar veya aylık almakta

oldukları dereceler için belirlenmiş olan ek göstergeler, yürütmekte oldukları

görevler veya aylık almakta oldukları dereceler için belirlenen ek

göstergelerden yüksek olanlar hakkında 15 inci maddenin (h) fıkrası hükmü

dikkate alınarak emeklilik yönünden en yüksek ek gösterge uygulanır.

Kaldırılmış kadrolarda bulunmuş olanlardan iştirakçi bulunanlar ile emekli

olanlar veya ölmüş bulunanlar için uygulanacak ek göstergeler Devlet Personel

Başkanlığının görüşü alınmak suretiyle Maliye Bakanlığı ile T.C.Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü tarafından birlikte

belirlenir.”

21. 6/1/1982 tarih ve 2577

sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Kapsam ve nitelik” kenar başlıklı 1. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare mahkemeleri ve

vergi mahkemelerinde yazılı yargılama usulü uygulanır ve inceleme evrak

üzerinde yapılır.”

22. 2577 sayılı Kanun’un “Dilekçeler üzerine ilk inceleme”

kenar başlıklı 14. maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkraları şöyledir:

“(3) Dilekçeler, Danıştayda daire

başkanının görevlendireceği bir tetkik hakimi, idare

ve vergi mahkemelerinde ise mahkeme başkanı veya görevlendireceği bir üye

tarafından:

a) Görev ve yetki,

b) İdari merci tecavüzü,

c) Ehliyet,

d) İdari davaya konu olacak kesin ve yürütülmesi gereken bir

işlem olup olmadığı,

e) Süre aşımı,

f) Husumet,

g) 3 ve 5 inci maddelere uygun olup olmadıkları,

Yönlerinden sırasıyla incelenir.

(4) Dilekçeler bu yönlerden kanuna aykırı görülürse durum;

görevli daire veya mahkemeye bir rapor ile bildirilir. Tek hakimle çözümlenecek

dava dilekçeleri için rapor düzenlenmez ve 15 inci madde hükümleri ilgili hakim tarafından uygulanır. 3 üncü

fıkraya göre yapılacak inceleme ve bu fıkra ile 5 inci fıkraya göre yapılacak

işlemler dilekçenin alındığı tarihten itibaren en geç onbeş

gün içinde sonuçlandırılır.”

23. 2577 sayılı Kanun’un “Tebligat ve cevap verme” kenar başlıklı 16.

maddesinin (1), (2) ve (3) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Dava

dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunma

davacıya tebliğ olunur.

(2) Davacının ikinci

dilekçesi davalıya, davalının vereceği ikinci savunma da davacıya tebliğ

edilir. Buna karşı davacı cevap veremez. Ancak, davalının ikinci savunmasında,

davacının cevaplandırmasını gerektiren hususlar bulunduğu, davanın görülmesi

sırasında anlaşılırsa, davacıya cevap vermesi için bir süre verilir.

(3) Taraflar,

yapılacak tebliğlere karşı, tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde cevap verebilirler.

Bu süre, ancak haklı sebeplerin bulunması halinde, taraflardan birinin isteği

üzerine görevli mahkeme kararı ile otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus

olmak üzere uzatılabilir. Sürenin geçmesinden sonra yapılan uzatma talepleri

kabul edilmez.

…”

24. 2577 sayılı Kanun’un “Dosyaların incelenmesi”

kenar başlıklı 20. maddesinin (5) numaralı fıkrası şöyledir:

“Danıştay, bölge

idare, idare ve vergi mahkemelerinde dosyalar, bu Kanun ve diğer kanunlarda

belirtilen öncelik veya ivedilik durumları ile Danıştay için Başkanlar

Kurulunca; diğer mahkemeler için Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca konu

itibariyle tespit edilip Resmi Gazete'de

ilan edilecek öncelikli işler gözönünde bulundurulmak

suretiyle geliş tarihlerine göre incelenir ve tekemmül ettikleri sıra dahilinde

bir karara bağlanır. Bunların dışında kalan dosyalar ise tekemmül ettikleri

sıraya göre ve tekemmül tarihinden itibaren en geç altı ay içinde

sonuçlandırılır.”

25. 2577 sayılı Kanun’un “Kararın bozulması”

kenar başlıklı 49. maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:

“Kararın bozulması

halinde dosya, Danıştayca kararı veren mahkemeye

gönderilir. Mahkeme, dosyayı diğer öncelikli işlere nazaran daha öncelikle

inceler ve varsa gerekli tahkik işlemlerini tamamlayarak yeniden karar verir.”

26. 2577 sayılı Kanun’un “Tebliğ işleri ve ücretler”

kenar başlıklı 60. maddesi şöyledir:

“Danıştay ile bölge

idare, idare ve vergi mahkemelerine ait her türlü tebliğ işleri, Tebligat

Kanunu hükümlerine göre yapılır. Bu suretle yapılacak tebliğlere ait ücretler

ilgililer tarafından peşin olarak ödenir.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

27. Mahkemenin 17/7/2014

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 16/7/2013 tarih ve 2013/5338

numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

28. Başvurucu, görev yapmış

olduğu Zat ve Sicil İşleri Müdürlüğü kadrosunun önce Personel ve Eğitim Daire

Başkanlığı kadrosuna, Personel ve Eğitim Daire Başkanlığı kadrosunun da

Personel ve Eğitim Genel Müdürlüğü kadrosuna dönüştürüldüğünü, dolayısıyla

önceki görevinin eşitinin genel müdürlük kadrosu olduğunun açık olduğunu,

kendisiyle aynı durumda olan bir kişinin genel müdürlük ek gösterge ve makam

tazminatından yararlandırıldığını, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu

tarafından verilen bozma kararı gerekçesinin hukuka, hakkaniyete aykırı

olduğunu ve emsal karar ve içtihatlarla çeliştiğini, yargılamanın on sekiz

yıldır sürmekte olduğunu, yerel mahkemenin iptal kararı üzerine tazminine

hükmedilen 73.157,55 TL nin aleyhine verilen karar

nedeniyle emekli maaşından kesilmekte olduğunu belirterek Anayasa’nın 2., 10.,

35. ve 36. maddelerinde güvence altına alınan haklarının ihlal edildiğini ileri

sürmüş, maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Hukuk Devleti ve Eşitlik İlkesi ile Mülkiyet Hakkının

İhlal Edildiği ve Yargılamanın Adil Olmadığı İddiası

29. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“…Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının

tüketilmiş olması şarttır.”

30. 30/3/2011 tarih ve 6216

sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un

45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal

için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel

başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”

31. Anılan Anayasa ve Kanun

hükümleri uyarınca Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, “ikincil nitelikte bir kanun yolu” olup bu

yola başvurulmadan önce kural olarak olağan kanun yollarının tüketilmiş olması

şarttır.

32. Temel hak ve özgürlüklere

saygı, devletin tüm organlarının uyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygun

davranılmadığı takdirde, ortaya çıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idari

mercilere ve derece mahkemelerine başvurulmalıdır.

33. Bu şekilde, Anayasa’da

güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerden Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi ile eki protokoller kapsamında yer alanlara ilişkin aykırılık

iddialarının incelenmesi ve şayet bir ihlal söz konusu ise bunun giderilmesini

sağlayacak kararı verme imkânı öncelikle yetkili makamlara ve derece

mahkemelerine tanınmıştır. Bu nedenle, derece mahkemelerinin ancak ihlal iddialarını

çözüme kavuşturup sonuca bağlayan kararları bireysel başvurunun konusu

olabilir.

34. Öte yandan, başvuru

yollarının tüketilmesi kuralının temel hak ve özgürlükleri koruma bağlamında

yer aldığı göz önünde tutularak aşırı şekilcilikten uzak ve belirli bir

esneklikte uygulanması gerektiğinden, somut olayın koşulları içerisinde anılan

kuralın haklı görülebilecek bazı istisnaları olabilir. Makul bir başarı şansı

sunmayan ve başarısız olacağı ispat edilebilen başvuru yolları da bu

istisnalardan biridir. Ancak, bu tür istisnaların varlığı, bireysel başvuruya

konu derece mahkemesi kararlarının ihlal iddialarını sonuca ulaştıracak

nitelikte olması gerekliliğini ortadan kaldırmaz.

35. Hukukumuzda ilk derece

mahkemelerinin uyuşmazlığı sona erdiren kararlarına karşı temyiz kanun yoluna

başvurulması üzerine temyiz merciince yapılan hukuki denetimde ilk derece

mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesi durumunda ilk derece mahkemesi

kararının hukuki geçerliliği ortadan kaldırılmakta ve uyuşmazlığın çözümüne

ilişkin yeni bir karar verilmek üzere dosya ilk derece mahkemesine

gönderilmektedir. Dolayısıyla, bozma kararları uyuşmazlığı neticelendiren

kararlardan olmayıp, incelenen kararların hukuksal denetimini yapan,

uyuşmazlığın ve hak ihlali iddiasının çözüme kavuşturulmasına ilişkin karar

verme yetkisini ise ilk derece mahkemesine bırakan kararlardır.

36. Başvuru konusu olayda

başvurucu, genel müdürler için öngörülen ek gösterge ve makam tazminatından

yararlandırılması istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali

istemiyle dava açmış, İdare Mahkemesince verilen iptal kararının temyizi

üzerine Danıştay 11. Dairesince karar bozulmuş, Mahkemenin direnme kararı

vermesi üzerine ise Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu tarafından direnme

kararının bozulmasına karar verilmiştir. Başvurucu, İdari Yargılama Usulü

Kanun’a göre ısrar kararları hakkında Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca

verilen kararlara uyulmasının zorunlu olduğunu belirterek ilk derece mahkemesi

kararını beklemeden bireysel başvuru hakkını kullandığını belirtmiştir.

37. 2577 sayılı İdari Yargılama

Usulü Kanunu’nun gerek 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanun’la değişik 50.

maddesinin (5) numaralı fıkrasında ve gerekse söz konusu değişiklikten önce,

bireysel başvurunun yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan 49. maddesinin (4)

numaralı fıkrasında, ısrar kararının temyizi üzerine Danıştay İdari ve Vergi

Dava Daireleri Kurulları tarafından verilen kararlara uyulmasının zorunlu

olduğu hükme bağlanmıştır. Anılan zorunluluk nedeniyle ısrar kararının

bozulması üzerine derece mahkemesince verilecek kararın bozmaya uyma şeklinde

olacağı öngörülebilir ise de, ihlal iddiasının

hukuksal anlamda sonuca bağlanması ve bireysel başvuruya konu edilebilmesi

ancak ilk derece mahkemesinin bozma kararı üzerine vereceği karar ile

mümkündür. Zira Dava Daireleri Kurulunun bozma kararı, yalnızca hukuksal

denetimle sınırlı olup uyuşmazlık hakkında derece mahkemesi tarafından yeniden

bir karar verilmesini gerektirmektedir.

38. Diğer taraftan ısrar kararının

bozulması üzerine yeniden karar verecek olan derece mahkemesi kararları temyize

tabi olup, yapılacak hukuki denetim, bozma kararına uyulup uyulmadığı ile

sınırlıdır. Bu bakımdan, somut başvuruya ilişkin olarak Danıştay İdari Dava

Dairelerinin bozma kararı üzerine ilk derece mahkemesince verilecek karara

karşı temyiz yoluna başvurulması tüketilmesi gerekli bir yol olarak kabul

edilemez.

39. Nitekim, Anayasa Mahkemesi

tarafından, manevi tazminat davasını konu alan bir bireysel başvuruda, Yargıtayın bozma kararına ilk derece mahkemesinin direnmesi

üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca direnme kararının yerinde görülerek

Yargıtay ilgili Hukuk Dairesi kararının kaldırılıp tazminat miktarı yönünden

değerlendirme yapılmak üzere dosyanın ilgili Daireye gönderilmesi ve ilgili

Dairece tazminat miktarı yönünden hükmün bozulması, ilk derece mahkemesince de

bozma kararına uyulmak suretiyle verilen karar üzerine temyiz yoluna

gidilmeksizin yapılan bireysel başvuruda başvuru yollarının tüketildiği kabul

edilmiştir (B. No: 2013/7521, 4/12/2013, §31).

40. Anılan karara ilişkin somut

olayda, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun bozma kararı üzerine Yargıtay ilgili

Hukuk Dairesince verilen bozma kararının ardından ilk derece mahkemesince

verilen karara karşı bireysel başvuruda bulunulmuş olup, Anayasa Mahkemesince

tartışılan husus, bu karara karşı temyiz kanun yoluna başvurulmamasının başvuru

yollarının tüketilmesi kuralına aykırılık teşkil edip etmeyeceğine ilişkindir.

41. Somut başvuru açısından ise

ilk derece mahkemesi kararını bozan ve bu bozma kararına uyma zorunluluğu olsa

dahi ilk derece mahkemesince uyuşmazlığı sonuca bağlayacak yeni bir karar

verilmesi gerekliliği doğuran Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun bozma

kararına karşı yapılmış bir başvuru söz konusudur. Dolayısıyla hak ihlali

iddialarını içeren ilgili uyuşmazlığı karara bağlama yetkisi olan ilk derece

mahkemesi kararının sonucu beklenmeksizin bozma kararına karşı yapılan

başvuruda yargısal yolların tüketilmediği sonucuna varılmıştır.

42. Öte yandan, başvurucu,

sonucunu beklemeden bireysel başvuruda bulunduğu ilk derece mahkemesi kararına

karşı önce temyiz kanun yoluna; temyiz mercii tarafından verilen karara karşı

da karar düzeltme kanun yoluna başvurmuştur. Başvurucunun karar düzeltme talebi

hakkında Danıştay ilgili Dairesince henüz bir karar verilmemiştir.

43. Açıklanan nedenlerle,

başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin “başvuru yollarının

tüketilmemiş olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

b- Davanın Makul Sürede Sonuçlandırılmadığı

İddiası

44. Başvurucu, açtığı davanın

makul sürede sonuçlandırılamadığı gerekçesiyle Anayasa'nın 36. maddesinde

güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

45. Başvuru konusu dava, Anayasa

Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başlama tarihi olan 23/9/2012’den önce

açılmış olup, başvuru tarihi itibarıyla derdest olduğu anlaşılmakla, başvurunun

incelenmesi Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi dâhilindedir. Ayrıca,

bireysel başvuruda bulunulmadan önce, ihlal iddiasının dayanağı olan işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş olan idari ve yargısal başvuru

yollarının tamamının tüketilmiş olması gerekmekle birlikte, hukuk sistemimizde,

yargılamanın uzamasını önleyici etkiye sahip olan veya yargılamanın makul

sürede yapılmaması sonucunda oluşan zararları tespit ve tazmin edici nitelik

taşıyan bir idari veya yargısal başvuru yolunun bulunmadığı anlaşıldığından,

başvuru kanun yollarının tüketilmesi yönünden kabul edilebilir niteliktedir.

(B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 21-30).

46. Açıklanan nedenlerle, açıkça

dayanaktan yoksun olmayan ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek

başka bir neden de bulunmayan başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

47. Başvurucu 14/8/1995

tarihinde açmış olduğu davaya ilişkin yargılamanın makul sürede

sonuçlandırılmayarak Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

48. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası

hükümlerine göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının

incelenebilmesi için, kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddia edilen hakkın

Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına da

girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı

dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).

49. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta

ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı

olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

50. Anayasa’nın “Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması”

kenar başlıklı 141. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Davaların en az

giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.”

51. Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes medeni hak ve

yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen

suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız

bir mahkeme tarafından davasının makul bir

süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme

hakkına sahiptir.”

52. Sözleşme metni ile AİHM

kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan

alt ilke ve haklar, esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil

yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36.

maddesi uyarınca inceleme yaptığı bir çok kararında,

ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak

suretiyle, gerek Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıyla

adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın

36. maddesi kapsamında yer vermektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).

53. Somut başvurunun dayanağını

oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca

adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle

ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten

Anayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nın

bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma hakkının

değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (B. No:

2012/13, 2/7/2013, § 39).

54. Makul sürede yargılanma

hakkının amacı, tarafların uzun süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz

kalacakları maddi ve manevi baskı ile sıkıntılardan korunması olup, hukuki

uyuşmazlığın çözümünde gerekli özenin gösterilmesi gereği de yargılama

faaliyetinde göz ardı edilemeyeceğinden, yargılama süresinin makul olup

olmadığının her bir başvuru açısından münferiden değerlendirilmesi gerekir (B.

No:2012/13, 2/7/2013, § 40).

55. Davanın karmaşıklığı,

yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup

olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No:

2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).

56. Ancak belirtilen

kriterlerden hiçbiri makul süre değerlendirmesinde tek başına belirleyici

değildir. Yargılama sürecindeki tüm gecikme periyotlarının ayrı ayrı tespiti

ile bu kriterlerin toplam etkisi değerlendirilmek suretiyle, hangi unsurun

yargılamanın gecikmesi açısından daha etkili olduğu saptanmalıdır (B. No:

2012/13, 2/7/2013, § 46).

57. Yargılama faaliyetinin makul

sürede gerçekleşip gerçekleşmediğinin saptanması için, öncelikle uyuşmazlığın

türüne göre değişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesi

gereklidir.

58. Anayasa’nın 36. maddesi ve

Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin

uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekmektedir Başvuruya konu

davanın, başvurucunun, genel müdürler için öngörülen ek gösterge ve makam

tazminatından yararlandırılması istemini konu alan bir uyuşmazlık olduğu

görülmekle, bu sorunun çözümüne yönelik olan ve 2577 sayılı Kanun’da yer alan

usul hükümlerine göre yürütülen somut yargılama faaliyetinin medeni hak ve

yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğu açıktır.

59. Medeni hak ve

yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,

sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama

sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiği

tarih olup, bu tarih somut başvuru açısından 14/8/1995 tarihidir.

60. Davanın ikame edildiği tarih

ile Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruların incelenmesi hususundaki zaman

bakımından yetkisinin başladığı tarihin farklı olması halinde, dikkate alınacak

süre, 23/9/2012 tarihinden sonra geçen süre değil, uyuşmazlığın başlangıç

tarihinden itibaren geçen süredir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 51).

61. Sürenin bitiş tarihi ise,

çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme

tarihidir. Ancak devam eden yargılamalara ilişkin makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiği iddiasını içeren başvuruların yargılama faaliyetinin

devamı sırasında da yapılabilmesi olanağı bulunduğundan, değerlendirmeye esas

alınacak sürenin bitiş anı bireysel başvurunun karara bağlandığı tarihtir (B.

No: 2012/13, 2/7/2013, § 52).

62. Başvuruya konu yargılama

sürecinin incelenmesinden, başvurucunun, tarafına genel müdürlere uygulanan ek

gösterge ve makam tazminatının verilmesi istemiyle yaptığı başvurunun reddi

üzerine bu işlemin iptali istemiyle Emekli Sandığı Genel Müdürlüğüne karşı

14/8/1995 tarihinde Ankara 10. İdare Mahkemesinde dava açtığı anlaşılmaktadır.

Mahkemece ilk incelemenin yapıldığı, bu hususta her hangi

bir sorun görülmeyerek dava dilekçesinin davalı idareye tebliğine karar

verildiği ve 19/9/1995 tarihinde gerçekleştirilen tebliğin ardından cevap,

cevaba cevap ve ikinci cevapların süresine riayet edilerek 30/12/1995 tarihi

itibarıyla dosyanın tekemmülünün sağlandığı ve 30/4/1997 tarihinde ilk derece

Mahkemesince dosyanın karara bağlandığı anlaşılmaktadır

63. Davalı idare tarafından

28/7/1997 tarihinde kararın temyiz edilmesi üzerine ilk derece Mahkemesince

süresinde temyiz ilk inceleme tutanağı düzenlenerek ve tekemmülü sağlanarak

temyiz incelemesi için Danıştay’a gönderilen ve 19/9/1997 tarihinde temyiz

merciinde kayda alındığı anlaşılan dosyaya ilişkin olarak Danıştay 12.

Dairesince 9/10/2000 tarihinde dosyanın Danıştay 5. Dairesi ile müşterek

heyette görüşülmesine karar verildiği, 23/11/2000 tarihinde müşterek heyet ara

kararıyla davalı idareden uyuşmazlığın çözümüne ilişkin birtakım bilgi ve

belgelerin gönderilmesinin istenildiği, 12/2/2001 tarihinde dosyaya sunulan ara

kararı cevabının ardından 27/2/2001 tarihli kararla dosyanın davaya bakmakla

görevli Danıştay 12. Dairesine gönderilmesine karar verildiği, anılan Dairenin

23/12/2003 tarihli kararıyla yerel mahkeme kararının bozulduğu, kararın

25/2/2004 tarihinde başvurucuya tebliği üzerine başvurucu tarafından yapılan

yürütmeyi durdurma talepli karar düzeltme talebinin 17/3/2004 tarihinde temyiz

merciinde kayda alındığı, 22/4/2004 tarihli kararla yürütmenin durdurulması

isteminin reddine, 19/11/2004 tarihli kararla da karar düzeltme isteminin

reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.

64. Karar düzeltme isteminin

reddi üzerine yerel mahkemesine gönderilen dosyaya ilişkin olarak Ankara 10.

İdare Mahkemesinin ilk kararında ısrar ettiği, bu karara karşı davalı idare

tarafından 5/5/2005 tarihinde temyiz kanun yoluna başvurulduğu, 31/6/2005

tarihinde Danıştay kayıtlarına giren dosyaya ilişkin olarak 19/9/2005 tarihinde

Danıştay Başsavcılığı tarafından görüş bildirildiği, 8/5/2008 tarihli kararla da

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca ısrar kararının bozulmasına karar

verildiği, yerel mahkemeye gönderilen, ancak başvurucu tarafından karar

düzeltme talebinde bulunulması üzerine yeniden Danıştay’a gönderilen ve

17/10/2008 tarihinde Danıştay kayıtlarına giren dosya hakkında 28/11/2008

tarihinde Danıştay Başsavcılığı tarafından görüş bildirildiği, 23/1/2013

tarihli kararla da karar düzeltme talebinin reddedildiği, ilk derece

mahkemesince 16/7/2013 tarihli kararla bozma kararına uyulmasına ve davanın reddine

karar verildiği, başvurucu tarafından 6/8/2013 tarihinde yapılan temyiz talebi

üzerine 30/9/2013 tarihinde Danıştay’a gelen dosyaya ilişkin olarak Danıştay

11. Dairesince 14/4/2014 tarihinde onama kararı verildiği, bu karara karşı

başvurucu tarafından karar düzeltme kanun yoluna başvurulduğu, Danıştay 11.

Dairesince bu talep hakkında henüz bir karar verilmediği anlaşılmaktadır.

65. İlgili yargılama evrakının

incelenmesinden, ilk derece mahkemesince, taraflarca verilen dava ve temyiz

dilekçeleri üzerine 2577 sayılı Kanun’un 14. maddesinde öngörülen süre

içerisinde ilk inceleme tutanaklarının tanzim edildiği, cevap, cevaba cevap ve

ikinci cevap aşamalarının sürelerine uygun şekilde tamamlandığı ve dosyanın

tekemmülünün sağlandığı, tebligat işlemlerinin makul süreler içerisinde

gerçekleştirildiği, ancak 30/4/1997 tarihli iptal kararının verilmesinde 2577

sayılı Kanun’un 20. maddesinde öngörülen düzenleyici sürenin aşılarak tekemmül

tarihinden itibaren yaklaşık bir yıl dört ay sonra dosyanın karara bağlandığı,

bunun dışında ilk derece mahkemesine makul süre açısından atfedilebilecek

başkaca bir kusur bulunmadığı anlaşılmaktadır.

66. Kanun yolu incelemesinde yer

alan süreçlerin değerlendirilmesinde, kararın ilk kez temyiz edilmesi üzerine,

temyiz merciinde kayda alınma tarihi nazara alındığında yaklaşık altı yıl üç ay

sonra bozma kararı verildiği, bu karara karşı yapılan karar düzeltme talebinin

yaklaşık sekiz ayda sonuçlandırıldığı, ilk derece mahkemesince ilk kararda

ısrar edilmesi üzerine yapılan temyiz başvurusunun ise yaklaşık iki yıl on

ayda, karar düzeltme talebinin yaklaşık dört yıl üç ayda ve ilk derece

mahkemesinin bozmaya uymak suretiyle davanın reddi yolundaki kararına karşı

yapılan temyiz başvurusunun altı ay on dört günde sonuçlandırıldığı

anlaşılmaktadır. Bu haliyle özellikle kanun yolu merciinde geçen yargılama

süresinin, 2577 sayılı Kanun’un 20. maddesinde öngörülen, Danıştay, bölge

idare, idare ve vergi mahkemelerindeki dosyaların, 2577 sayılı Kanun ve diğer

kanunlarda belirtilen öncelik veya ivedilik durumları ile Danıştay için

Başkanlar Kurulunca; diğer mahkemeler için Hakimler ve Savcılar Yüksek

Kurulunca konu itibarıyla tespit edilip Resmî Gazete'de

ilan edilecek öncelikli işler göz önünde bulundurulmak suretiyle geliş

tarihlerine göre inceleneceği ve tekemmül ettikleri sıra dahilinde bir karara

bağlanacağı, bunların dışında kalan dosyaların ise tekemmül ettikleri sıraya

göre ve tekemmül tarihinden itibaren en geç altı ay içinde sonuçlandırılacağı

hükmüne rağmen, uzun bir yargılama süresini kapsadığı anlaşılmaktadır.

67. Yargılama sürecinin

uzamasında yetkili makamlara atfedilecek gecikmeler, yargılamanın süratle

sonuçlandırılması hususunda gerekli özenin gösterilmemesinden

kaynaklanabileceği gibi, yapısal sorunlar ve organizasyon eksikliğinden de

ileri gelebilir. Zira Anayasa’nın 36. maddesi ile Sözleşme’nin 6. maddesi,

hukuk sisteminin, mahkemelerin davaları makul bir süre içinde karara bağlama

yükümlülüğü de dâhil olmak üzere adil yargılama koşullarını yerine

getirebilecek biçimde düzenlenmesi sorumluluğunu yüklemektedir (B. No: 2012/13,

2/7/2013, § 44).

68. Bu kapsamda, yargı

sisteminin yapısı, mahkeme kalemindeki rutin görevler sırasındaki aksamalar,

hükmün yazılmasındaki, bir dosyanın veya belgenin bir mahkemeden diğerine

gönderilmesindeki ve raportör atanmasındaki gecikmeler, yargıç ve personel

sayısındaki yetersizlik ve iş yükü ağırlığı nedeniyle yargılamada makul sürenin

aşılması durumunda da yetkili makamların sorumluluğu gündeme gelmektedir (B.

No: 2012/1198, 7/11/2013, § 55).

69. Başvuru konusu yargılama

süreci değerlendirildiğinde, ilk derece Mahkemesince davanın esası hakkındaki

ilk kararın verilmesi sürecinde gecikme yaşandığı, kanun yolu incelemesinde de

benzer şekilde kararın alınması noktasında aksamalar olduğu tespit edilmekle

beraber, yukarıda yer verilen tespitler ışığında, özellikle yargı sisteminin

yapısından kaynaklanan iş yükü ve organizasyon eksikliğinin somut başvuruya

ilişkin yargılama süresinin uzaması üzerinde baskın bir etkiye sahip olduğu anlaşılmaktadır.

Ancak Anayasa’nın 36. maddesi ile Sözleşme’nin 6. maddesi gereğince, yargılama

sisteminin, mahkemelerin davaları makul bir süre içinde karara bağlama

yükümlülüğü de dâhil olmak üzere adil yargılama koşullarını yerine

getirebilecek biçimde düzenlenmesini zorunlu kıldığından, hukuk sisteminde var

olan yapısal ve organizasyona ilişkin eksiklikler yargılama faaliyetinin makul

sürede gerçekleştirilmemesine mazeret sayılamaz.

70. Başvurucunun tutumunun

yargılamanın uzamasına özellikle bir etkisi olduğu tespit edilmemiştir.

71. Başvurunun değerlendirilmesi

neticesinde, başvuruya konu uyuşmazlık, başvurucunun tarafına genel müdürlere

uygulanan ek gösterge ve makam tazminatının verilmemesi işleminin iptali

istemine ilişkin olup, keşif ve bilirkişi incelemesi gerektirmeyen ve davada

yer alan kişi sayısı da minimum düzeyde olan başvuruya konu yargılamanın

karmaşık olmadığı açıktır. Öte yandan uyuşmazlığa konu ek gösterge ve makam

tazminatının başvurucunun mali haklarını etkilediği göz önüne alındığında

davanın başvurucu açısından taşıdığı önem yadsınamaz. Buna göre davaya bütün

olarak bakıldığında henüz sonuçlandırılmamış olan on sekiz yıl sekiz aylık yargılama sürecinde özellikle kanun yolu

merciinde geçen yargılama sürecine ilişkin yapısal bir sorun ve yargı

sisteminin yapısından kaynaklanan ve makul olmayan bir gecikmenin olduğu

sonucuna varılmıştır.

72. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi

Yönünden

73. Başvurucu, hakkında verilen

iptal kararı üzerine tarafına ödenen, ancak davanın aleyhine sonuçlanması

üzerine adına borç çıkartılan miktar nedeniyle oluşan maddi zararlarının ve

yargılamanın makul sürede sonuçlandırılamaması nedeniyle 100.000 TL manevi

tazminatın ödenmesine hükmedilmesini talep etmiştir.

74. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

75. Başvurucu tarafından maddi

tazminat talebinde bulunulmuş olup, mevcut başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinin

ihlal edildiği tespit edilmiş olmakla beraber tespit edilen ihlalle iddia

edilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından, başvurucunun

maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

76. Başvurucunun tarafı olduğu

uyuşmazlığa ilişkin on sekiz yıl sekiz aylık yargılama süresi nazara

alındığında, başvurucunun yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca

ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya

takdiren 23.250,00 TL manevi tazminat ödenmesine

karar verilmesi gerekir.

77. Başvurucu tarafından yapılan

ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 harç ve 1.500,00 TL vekâlet

ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine

karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun

1.

Hukuk Devleti ve Eşitlik İlkesi ile Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiği ve Yargılamanın

Adil Olmadığı yönündeki iddiasının “başvuru

yollarının tüketilmemiş olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2.

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya 23.250,00 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

başvurucunun tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,

D. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 harç ve 1.500,00 TL vekâlet

ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

F. Kararın bir örneğinin ilgili mahkemesine gönderilmesine,

17/7/2014

tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar

verildi.

Başkan

:

Serruh

KALELİ

Üyeler : Zehra Ayla PERKTAŞ Burhan ÜSTÜN Nuri NECİPOĞLU Zühtü ARSLAN Raportör : Elif KARAKAŞ Başvurucu : Teoman YEĞENOĞLU Vekili : Av. Mehmet SAĞLAM

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/5338, 17 Temmuz 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. A. Başvurucunun
  16. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  17. Kaleli
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/5338
Tarih
17 Temmuz 2014

İlgili Kararlar

  • Levent Ersöz Başvurusu (B. No: 2013/5274)
  • Murat Tuncil Başvurusu (B. No: 2013/7759)
  • Müslüm Alkurt Başvurusu (B. No: 2013/9790)
  • Gürkan Yıldız Başvurusu (B. No: 2012/1100)
  • Leyla Daimagüler ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2012/1143)
  • İlker Turdan Başvurusu (B. No: 2013/6437)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.