İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Hikmet Gıda Sanayi ve Ticaret A.ş. Başvurusu (B. No: 2016/4557)

1. Başvuru suçta kullanıldığı gerekçesiyle elkonulan

Başvuru No2016/4557Tarih4 Temmuz 2019Okuma31 dk · 6.154 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Hikmet Gıda Sanayi Ve Ticaret A.Ş. Başvurusu

Karar tarihi
4 Temmuz 2019
Başvuru Numarası
2016/4557
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.154 kelime·31 dk okuma·24 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru suçta kullanıldığı gerekçesiyle elkonulan

aracın iyi niyetli kabul edilen başvurucuya iade edilmesine rağmen uğranılan

zararının giderilmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 24/2/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından, başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

8. Başvurucu şirket İstanbul'da faaliyet göstermekte olup trafik

siciline göre 34 NRP 65 plaka sayılı Isuzu marka 2002

model kapalı sac kasa bir kamyonun sahibidir.

A. Başvuruya Konu Araca

Yönelik Hırsızlık Suçundan Yürütülen Soruşturma Süreci

9. Başvurucu şirketin çalışanlarından F.T., şirkete ait söz

konusu kamyonun çalındığı şikâyetiyle 11/10/2006 tarihinde suç duyurusunda bulunmuştur.

Bu kişi şikâyetçi sıfatıyla kolluk görevlilerine verdiği ifadesinde 10/10/2006

tarihinde saat 18.30 sıralarında evinin önüne park ettiği kamyonu ertesi günü

saat 07.30'da işe gitmek üzere kalktığında yerinde göremediğini ve kamyonun

geceleyin park yerinde ruhsatı ve kamyondaki bazı gıda maddeleri ile birlikte

çalındığını ifade etmiştir.

10. Kadıköy Emniyet Müdürlüğü 1/10/2007 tarihinde başvurucu

şirkete kamyonunun çalındığını ve hâlen bulunamadığını belirten çalıntı belgesi adında bir belge

vermiştir.

B. Elkoyma ve Göçmen Kaçakçılığı Suçuna İlişkin Ceza Davası

Süreci

11. Edirne'nin Enez ilçesine bağlı Büyükevren

köyünde jandarma görevlileri 16/10/2006 tarihinde devriye hâlinde iken göçmen

kaçakçılığı yapıldığı yönündeki ihbar üzerine şüpheli S.S.nin

kullandığı 34 VS 5366 plaka sayılı kamyonu durdurmuştur. Şüpheli S.S., kamyonun

çamura batması üzerine ormanlık bir alanda kamyonda bulunan göçmenleri

indirdiğini kolluk görevlilerine bildirmiş, diğer şüpheli H.İ. ise ormanlık

alanda göçmenlerle birlikte yakalanmıştır. Suçta kullanılan söz konusu kamyona

Enez Sulh Ceza Hâkimliğinin 2006/129 D. İş sayılı kararı uyarınca aynı tarihte

kolluk görevlilerince elkonulmuştur. Bu kamyon

16/10/2006 tarihinden itibaren jandarma komutanlığı gözetiminde etrafı kafes

tel ile çevrili, kapısı açılabilen toprak zemin bir otoparkta muhafaza edilmeye

başlanmıştır.

12. Enez Cumhuriyet Başsavcılığı şüpheliler S.S. ve H.İ.nin göçmen kaçakçılığı suçundan 26/9/2004 tarihli ve

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 79. maddesinin (1) numaralı fıkrası ile 35.

maddesi uyarınca cezalandırılmaları istemiyle 17/12/2006 tarihinde iddianame

düzenlemiştir.

13. Dosyanın tevzi edildiği Enez Asliye Ceza Mahkemesince

(Mahkeme) iddianame kabul edilerek görülen yargılama sırasında 31/1/2008

tarihli (7.) oturumda araç üzerinde 1/2/2008 tarihinde keşif yapılmasına karar

verilmiştir. Mahkeme aynı tarihte ayrıca aracın üzerine kayıtlı olduğu şirket

temsilcilerinin araştırılmasına karar vermiştir. Mahkeme 17/7/2008 tarihli (9.)

oturumda bu defa 34 VS 5366 plaka sayılı araç ile ilgili bilgilerin

gönderilmesi için Emniyet Müdürlüğüne müzekkere yazılmasına karar vermiştir. Bu

defa 28/5/2009 tarihli (14.) oturumda aracın keşifte tespit edilen şase motor

numarası bildirilmek suretiyle söz konusu aracın gerçek plakası ve sahibinin

belirlenmesi için Emniyet Müdürlüğüne müzekkere yazılması yönünde ara kararı

verilmiştir.

14. Mahkeme 1/4/2010 tarihli (17.) oturumda aracın üzerinde M.

Yedek Parça İthalat İhracat Ltd. Şti'ye ait 34 VS

5366 plakalı aracın plakası kopyalanarak suçta kullanıldığı ve dosya kapsamında

bu sahte plakalar ile ilgili herhangi bir işlem yapılmadığı gerekçesiyle bu

hususta resmî belgede sahtecilik suçundan suç duyurusunda bulunulmasına karar

vermiştir. Ayrıca aynı oturumda verilen diğer bir ara kararı ile keşifte tespit

edilen aracın motor ve şase numarası bildirilmek suretiyle söz konusu aracın

gerçek plakası ve sahibinin kimlik ve adresi bilgilerinin tespiti için İlçe

Emniyet Müdürlüğüne müzekkere yazılmasına karar verilmiştir.

15. Mahkeme 14/4/2010 tarihinde aracın trafik siciline "satılamaz ve devredilemez"

şerhi konulması için yazı yazılmıştır. Ancak aracın çalıntı kaydı olduğu için

tedbir konulamadığı bildirilince bu defa 24/6/2010 tarihli (18.) oturumda 34

NRP 65 plaka sayılı aracın üzerindeki söz konusu kaydın kaldırılmasına karar

verilmiştir. Buna göre 29/6/2010 tarihinde 34 VS 5366 sayılı sahte demir

plakalar ile yakalandığı belirtilen 34 NRP 65 plaka sayılı aracın trafik

sicilindeki çalıntı kaydının kaldırılması yönünde müzekkere gönderilmiştir.

16. Enez İlçe Jandarma Komutanlığı 23/7/2010 tarihinde Kartal

Emniyet Müdürlüğüne gönderilen bir yazı ile 34 NRP 65 plaka sayılı aracın

16/10/2006 tarihinde 34 VS 5366 sayılı sahte plaka ile göçmen kaçakçılığı

suçunda kullanıldığını, bunun üzerine araç ile ilgili sistemdeki "çalıntı" kaydının "bulundu" olarak

değiştirildiğini belirterek gerekli diğer işlemlerin yapılması hususunu bildirmiştir.

Bu yazı sonrası Emniyet Müdürlüğünce 27/8/2010 tarihinde başvurucu şirket

yetkilisine durum bildirilmiştir.

17. Bu arada yargılamanın 17/9/2010 tarihli (19.) oturumunda

başvurucu vekili aracın iade edilmesi talebinde bulunmuştur. İddia makamı,

yapılan keşifle göçmen kaçakçılığı suçunda kullanılan 34 VS 5366 plaka takılı

aracın gerçek motor ve şase numarasının tespit edilerek 34 NRP 65 plaka sayılı

araç olduğu ve bu aracın da çalıntı olduğu anlaşıldığından araç sahibine

iadesini talep etmiştir. Mahkeme aynı oturumda söz konusu talebi kabul ederek

aracın yediemin sıfatıyla başvurucuya iadesi yönünde ara kararı vermiştir. Söz

konusu kamyon 24/9/2010 tarihinde başvurucu şirketin yetkilisine teslim

edilmiştir.

18. Mahkeme yapılan yargılama sonucunda 3/2/2011 tarihinde;

sanık H.İ.nin beraatine,

sanık S.S.nin ise göçmen kaçakçılığına teşebbüs

suçundan 3 yıl 1 ay 15 gün hapis ve 2.500 TL adli para cezası ile

cezalandırılmasına karar vermiştir.

19. Kararın gerekçesinde, sanık S.S.nin

dolaylı ikrarı ile yakalama tutanağının ve tutanağı düzenleyen kolluk

görevlilerinin ifadelerinin hükme esas alındığı belirtilmiştir. Kararda, adı

geçen sanığın, maddi menfaat elde etmek amacıyla, gerçek plakası 34 NRP 65 olan

ve üzerinde 34 VS 5366 sayılı plaka takılı kapalı kasa kamyon ile suç tarihinde

İstanbul'dan aldığı otuz altı yabancı uyruklu şahsın Yunanistan'a geçmelerine

imkân sağlamaya çalıştığı belirtilmiştir. Mahkeme bu sanığın göçmenleri Enez

ilçesinin Çataltepe Mahallesi'ne getirerek Papaz Çeşme mevkiinde bulunan

ormanlık alanda sakladıktan sonra kaçmaya çalıştığı esnada kolluk

görevlilerince göçmenler ile birlikte yakalandığını belirtmiştir. Sanık H.İ.nin ise atılı suçu işlediğine dair cezalandırılmasına

yeterli bir delil bulunmadığı açıklanmıştır.

20. Mahkeme ayrıca suçta kullanılan ve ruhsat sahibi başvurucu

şirkete ait 36 NRP 65 plaka sayılı kamyonun kararın kesinleşmesi beklenmeksizin

sahibine iadesine ve araç üzerindeki tedbirin de kaldırılmasına karar

vermiştir. Kararda şirket yetkilisinin suç ile herhangi bir ilgisi ve aracın

suçta kullanılacağına dair bilgisi olmadığının anlaşıldığı vurgulanmıştır.

21. Karar Cumhuriyet savcısı ve sanık S.S. tarafından temyiz

edilmiştir. Yargıtay 9. Ceza Dairesi 4/6/2013 tarihinde S.S. hakkında verilen

mahkûmiyet hükmünün onanmasına, ancak sanık H.İ. hakkında verilen beraat

hükmünün bozulmasına karar vermiştir. Yargıtay Dairesi sanık S.S.nin beyanı, yakalama tutanağı ve olay günü sanıklar

arasındaki yoğun görüşme trafiğini ortaya koyan telefon kayıtlarına göre sanık H.İ.nin diğer sanık S.S. ile birlikte eylem ve fikir

birliği içinde göçmen kaçakçılığı suçunu işlediğinin anlaşıldığını

vurgulamıştır.

C. Delil Tespiti Süreci

22. Başvurucu 17/9/2010 tarihinde Enez Sulh Hukuk Mahkemesinden

zararının tespiti için delil tespiti talebinde bulunmuştur. Mahkeme talebi

kabul etmiş, yapılan keşif sonucu düzenlenen 8/10/2010 tarihli makine uzmanı

bilirkişi raporunda, herhangi bir kaza belirtisi olmayan kamyonda hava

şartlarından korunmadığı için paslanma ve çürümeler oluştuğu, camlarının

kırılıp kaporta aksamında ezikler meydana geldiği, bazı parçalarının yerinden

söküldüğü ve zamana bağlı yıpranma sonucu aracın kullanılamaz hâle geldiği

belirtilmiştir. Bilirkişiye göre başvurucunun 19.852 TL maddi zararı

oluşmuştur. Bilirkişi ayrıca araçta 17.000 TL tutarında değer kaybı oluştuğunu

ve araç bağlı kaldığı için 35.747,60 TL kazanç kaybı meydana geldiğini

bildirmiştir.

D. Tazminat Davası Süreci

23. Başvurucu elkoyma nedeniyle

uğradığı zararların tazmini talebiyle Maliye Hazinesi aleyhine 26/11/2010

tarihinde Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesinde tazminat davası açmıştır. Dava

dilekçesinde, elkonulan araç ile ilgili gerekli

koruma tedbirlerinin alınmadığı da vurgulanarak hasar ve tahribat masrafı

olarak 17.625 TL, motor tadilat masrafı olarak 2.200 TL, değer kaybı olarak

17.000 TL, kazanç kaybı olarak 35.747,60 TL, tamir süresince mahrum kalınan

bedel olarak 751 TL olmak üzere toplam 73.323,60 TL tutarında tazminat

talebinde bulunulmuştur. Başvurucu 2/12/2013 tarihinde kazanç kaybı tutarı

yönünden 22.768,16 TL olmak üzere ıslah talebinde bulunmuştur.

24. Mahkeme yeniden bilirkişi incelemesi yaptırmıştır.

14/12/2012 tarihli bilirkişi raporunda, araca el konulması ile özellikle elkoymadan sonra koruma tedbirlerinin alınmaması nedeniyle

araçta hasar olduğu ve maddi zarar ortaya çıktığı belirtilerek araçtaki hasar

bedelinin 17.625 TL, motor yenileme bedelinin 2.200 TL, araçtaki değer kaybının

ise 17.000 TL olduğu belirtilmiştir. Raporda, araç satılmayıp tamir edildiği

için hasardan kaynaklanan değer kaybından bahsedilemeyeceği açıklanmıştır.

25. Mahkeme bu defa muhasebe alanında uzman bir bilirkişiden

28/3/2013 tarihli bir rapor almıştır. Bu raporda, dava konusu aracın tamir

giderlerinin 12.896,55 TL ve aracın tamiri ve boyanması yüzünden oluşan değer

kaybının 1.782,06 TL olduğu belirtilmiştir. Ayrıca aracın mahsur kaldığı 3 yıl

11 ay 20 gün süre zarfında gelir kaybının 35.747,60 TL ve bir aylık tamir

süresi için gelir kaybının da 751 TL olduğu yönünde görüş bildirilmiştir.

Mahkeme muhasebe alanında uzman başka bir bilirkişiden daha rapor almıştır.

27/9/2013 tarihli bu bilirkişi raporunda ise aracın tamir masraflarının katma

değer vergisi (KDV) hariç 12.896,55 TL olduğu, aracın değer kaybı hususunda

somut bir veri bulunmadığından hesaplanamayacağı, yeni araç alımı dolayısıyla

uğranılan zararın ise 22.768,16 TL olduğu belirtilmiştir.

26. Mahkeme 28/3/2013 tarihli bilirkişi raporunu hükme esas

alarak davanın kısmen kabulü ile tamir bedeli olarak 12.896,55 TL, değer kaybı

bedeli olarak 1.782,06 TL ve kazanç kaybı bedeli olarak taleple sınırlı olarak

22.768,16 TL olmak üzere toplam 37.446,77 TL tutarındaki maddi tazminatın

17/10/2006 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı

Hazineden alınarak başvurucuya ödenmesine karar vermiştir. Kararın

gerekçesinde, söz konusu aracın çalınarak suçta kullanıldığına vurgu

yapılmıştır. Mahkeme aracın fiilen alıkonulmasından sonra başvurucuya ait

olduğunun belirlenmesiyle birlikte teslimi gerektiğine dikkat çekmiştir.

Mahkeme ayrıca başvurucu şirket yetkililerinin veya çalışanlarının suça iştirak

eden olarak sanık sıfatlarının bulunmadığını ve aracın bakımı için gerekli

tedbirlerin alınmasının zorunlu olduğunu belirterek başvurucu lehine tazminat

isteme koşullarının oluştuğu sonucuna varmıştır.

27. Davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilen karar Yargıtay

12. Ceza Dairesince 10/3/2015 tarihinde bozulmuştur. Bozma kararının

gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"...Davacı şirketin sahibi olduğu araca

haksız yere el konulmasından dolayı 5271 sayılı CMK’nın

141. ve devamı maddeleri gereğince tazminat davası açtığı, davaya dayanak

teşkil eden Enez Asliye Ceza Mahkemesinin, 2006/108 Esas - 2011/6 Karar sayılı dosyasında,davacının aracınıdavacıdan

habersiz şekildesuçta kullanansanığın

göçmen kaçakçılığı suçu nedeniylecezalandırılmasına,

davacıya ait aracın iadesine karar verildiği,bu nedenledavacının el koyma işlemi nedeniyle uğradığını iddia

ettiği maddi kaybını davalıdan talep edemeyeceği, bunun yerine davacının

aracını kendisinden habersiz şekilde suçta kullanan sanıktan Borçlar Kanunundakisorumluluk kuralları çerçevesinde talep

edebileceği gözetilerek davanın 5271 sayılı CMK'nın

223/7 maddesi gereğince reddine karar verilmesi gerekirkenyazılı

şekilde kısmen kabulüne karar verilmesi kanuna aykırı olup ... [bozulmasına

karar verildi] ."

28. Bozma kararına uyan Mahkeme 22/6/2015 tarihinde davanın

reddine karar vermiştir. Taraflarca temyiz edilen hüküm Daire tarafından

yargılama giderleri yönünden düzeltilmek suretiyle onanmıştır.

29. Nihai karar başvurucu vekiline 29/1/2016 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

30. Başvurucu 24/2/2016 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. Mevzuat Hükümleri

31. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun

123. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“İspat

aracı olarak yararlı görülen ya da eşya veya kazanç müsaderesinin konusunu

oluşturan malvarlığı değerleri, muhafaza altına alınır.”

32. 5271 sayılı Kanun'un 128. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

ilgili kısmı şöyledir:

"Soruşturma veya kovuşturma konusu suçun

işlendiğine ve bu suçlardan elde edildiğine dair somut delillere dayanan

kuvvetli şüphe sebebi bulunan hallerde, şüpheli veya sanığa ait;

...

b) Kara, deniz veya hava ulaşım araçlarına,

...

Elkonulabilir. Somut olarak belirlenen bu taşınmaz, hak, alacak ve diğer malvarlığı

değerlerinin şüpheli veya sanıktan başka bir kişinin zilyetliğinde bulunması

halinde dahi, elkoyma işlemi yapılabilir..."

33. 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

ilgili kısmı şöyledir:

"Suç soruşturması veya kovuşturması

sırasında;

...

j) Eşyasına veya diğer malvarlığı değerlerine,

koşulları oluşmadığı halde elkonulan veya korunması

için gerekli tedbirler alınmayan ya da eşyası veya diğer malvarlığı değerleri

amaç dışı kullanılan veya zamanında geri verilmeyen,

...

Kişiler, maddî ve manevî her türlü

zararlarını, Devletten isteyebilirler."

2. Yargıtay İçtihadı

34. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 19/11/2018 tarihli ve

E.2018/4959, K.2018/10881 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"... Somut olayda, 5607 sayılı Kanuna

aykırılık suçu kapsamında el konulan kamyon iyi niyetli üçüncü kişi konumundaki

davacı şirkete ait olduğu anlaşıldıktan sonra da el koyma tedbirinin fiili

olarak uygulanmasına devam edilmiştir. El konulan aracın fiilen alıkonulması

yerine trafik siciline şerh konulmasının niçin yetersiz kaldığı, 5271 sayılı CMK'nun 128. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca kara,

deniz ve hava ulaşım araçları hakkında verilen el koyma kararlarının sicile

şerh verilmek suretiyle icra olunacağı düzenlendiği halde, hangi gerekçe ile

araca fiilen el konulduğu, mahkeme kararından anlaşılamamaktadır. Mahkeme

davacı şirketi somut olay bakımından iyi niyetli üçüncü kişi konumunda olduğunu

kabul ederek aracın kendisine iadesine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesinin

20/9/2017 tarih ve 2014/14195 başvuru numaralı kararında da belirtiği üzeresuçta kullanılan veya suça konu eşyalara el konulması;

bu eşyaların yeniden suçta kullanılmalarının önüne geçilmesi, caydırıcılığın

sağlanması ve muhtemel bir müsaderenin sonuçsuz kalmasını önlemek gibi amaçlar

taşımaktadır. Bununla birlikte kamu makamlarının söz konusu tedbirleri alırken

kişilerin mülkiyet haklarının korunmasını da gözetmeleri gerekmektedir. Fiilen

el koyma tedbirinin uygulanması, kişilerin geçici süreyle de olsa mülkünden

yoksun bırakılması gibi ağır bir sonuca yol açmaktadır. El konulan aracın

müsadere edilemeyeceğinin anlaşılmasına ve davacı şirketin aracının sicil

kaydına şerh konulmak suretiyle daha az zarara yol açabilecek bir yolun da

varlığına rağmen yargılama sonuna kadar kamyona fiilen el konulması şeklindeki

müdahalenin 5271 sayılı CMK'nun 128. maddesinin

dördüncü fıkrasına aykırı olduğu gibiölçülülük ilkesi

ile de bağdaşmadığı anlaşılmaktadır. Tüm bu açıklamalar ışığında, davacının

tazminat talebi doğrultusunda zararını karşılayacak uygun bir maddi tazminata

karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi

[kanuna aykırıdır.]..."

35. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 19/11/2018 tarihli ve

E.2018/4959, K.2018/10881 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"... 1- Aracın kullanılmamasından

kaynaklı 23.031 TL maddi tazminata, iade tarihi olan 08/11/2007tarihinden

itibaren yasal faiz uygulanması gerektiği gözetilemeden, 10/05/2006 tarihinden

itibaren yasal faiz uygulanması,

2- El koyma nedeniyle oluşacak hasar bedeli

olan 3.917,60 TL'ye aracın teslim tarihi olan 08/11/2007 tarihinden itibaren

yasal faiz uygulanması gerektiği, gerekçeli kararda da bu tarihten itibaren

yasal faiz uygulandığı belirtilmesine karşın, hükmün esasını oluşturan kısa

kararda, 10/11/2007 tarihinden itibaren yasal faiz uygulanması suretiyle

hükümle gerekçe arasında çelişki yaratılması [kanuna aykırıdır.]..."

B. Uluslararası Hukuk

36. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün "Mülkiyetin korunması" kenar

başlıklı 1. maddesi şöyledir:

"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk

dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak

kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun

genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin

kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da

başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli

gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel

getirmez."

37. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), elkoyma

ve müsadere yoluyla yapılan müdahalelerin sonuçlarını da kararlarında

tartışmaktadır. Buna göre AİHM, her elkoyma ve

müsaderenin muhakkak bir zarara yol açtığını kabul etmektedir. Ancak AİHM, elkoyma ve müsaderenin Sözleşme'ye

ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesine göre adil olabilmesi için mülkün sahibinin

güncel zararının kaçınılmaz olandan daha fazla olmaması gerektiğini sıklıkla

vurgulamaktadır (Raimondo/İtalya, B. No: 12954/87, 22/2/1994, § 33;

Borzhonov/Rusya, B. No: 18274/04, 22/1/2009, § 61; Jucys/Litvanya, B. No: 5457/03, 8/1/2008, §

36).

38. Bu bağlamda Borzhonov/Rusya

kararında, el konulan otobüsün yapılan kanun değişikliğiyle sahibine iadesi

gerektiği hâlde kamu makamlarının altı yıl boyunca hareketsiz kalması

kaçınılmaz olandan daha ağır bir zarar olarak görülmüştür (Borzhonov/Rusya, §§ 61-63). East/West

Alliance Limited/Ukrayna (B. No: 19336/04,

23/1/2014) kararında başvurucunun mülkünden on yıl boyunca yoksun kalmasına yol

açan el atma tedbirinin mülkiyet hakkına ölçüsüz bir müdahale olduğu sonucuna

varılmıştır (East/West Alliance

Limited/Ukrayna, §§ 166-218). Vendittelli/İtalya (B. No: 14804/89, 18/7/1994)

kararında bir suç isnadı kapsamında başvurucunun taşınmazına konulan tedbirin

hükümden sonra gerek de kalmadığı hâlde on bir ay daha uygulanmaya devam

edilmesi ölçüsüz bir müdahale olarak görülmüştür (Vendittelli/İtalya, §§ 31-40).

39. Jucys/Litvanya kararında ise başvurucunun

kaçakçılık suçundan beraat ettiğini belirten AİHM, başvurucunun kürklerine el

konulan ceza kovuşturmasında uyuşmazlığın sekiz buçuk yıl süren bir yargılama

sonucunda çözülebildiğini vurgulamıştır. AİHM'e göre

yargılamanın uzun sürmesinde başvurucunun bir ihmali de bulunmamaktadır. AİHM

sonuç olarak asılsız bir ceza kovuşturması geçirdikten sonra başvurucunun en

azından bu mallarının semerelerinden uzun yıllar yararlanamadığını belirterek

müdahalenin başvurucuya şahsi olarak aşırı bir külfet yüklediği kanaatiyle

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir (Jucys/Litvanya, §§ 34-39).

40. Diğer taraftan JGK Statyba Ltd ve Guselnikovas/Lithvanya (B.

No: 3330/12, 5/11/2013) kararında başvurucunun taşınmazı ile ilgili olarak

satışını veya başka suretle devretmesini kısıtlayan bir tedbirin uygulanması,

mülkiyet hakkına müdahale olarak görülmüştür. AİHM, başvuruyu mülkiyetin kamu

yararına kullanımının kontrolüne ilişkin üçüncü kural çerçevesinde incelemiş ve

müdahalenin meşru bir amacı olsa dahi özellikle tedbirin devam ettiği süre

boyunca başvurucu şirket yönünden yol açtığı olumsuz ekonomik sonuçların ve

meydana gelen kısıtlamaların dikkate alınması gerektiğini vurgulamıştır. AİHM

sonuç olarak diğer unsurlar yanında müdahaleye konu tedbirin on yılı aşkın bir

süreden beri devam etmiş olduğuna dikkat çekerek başvurucunun mülkiyet hakkına

yapılan müdahalenin ölçülü olmadığına karar vermiştir (JGK Statyba Ltd ve Guselnikovas/Lithvanya, §§ 111-145).

41. Diğer taraftan Vasilevski/Kuzey

Makedonya Cumhuriyeti (B. No: 22653/08, 28/4/2016, §§ 40-62) kararında,

başvurucunun satın aldığı kamyonun daha önce kamyonun eski maliklerinden biri

tarafından suçta kullanıldığı gerekçesiyle müsaderesi söz konusudur. Hükûmet,

başvurucunun eski maliklere karşı tazminat davası açabileceğini belirterek iç

hukuk yollarının tüketilmediği itirazında bulunmuştur. AİHM ise kamyonu suçta

kullanan ilk sahibinin müsadere tarihinden önce ölmüş olduğunu, mirasçılarının

nerede olduğu ile tazminattan sorumlu olup olmayacakları hususunda hiçbir

bilginin de olmadığını belirtmiştir. Başvurucunun kamyonu satın aldığı sonraki

sahibi olan şirketin ise mevcut olmadığına dikkat çekilmiştir. AİHM sonuç

olarak, bu alanda devletlere tanınan geniş takdir yetkisi tanınmasına rağmen,

müsaderenin uygulanmasının başvurucunun kamyonunun mülkiyetini kaybetmesiyle

sonuçlandığını ve başvurucuya aşırı bir külfet yüklediğini belirtmiştir.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

42. Mahkemenin 4/7/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

43. Başvurucu, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

44. Bireysel başvuru sonrasında 31/7/2018 tarihli ve 30495

sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 25/7/2018 tarihli

ve 7145 sayılı Kanun'un 20. maddesiyle 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa

İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle

Çözümüne Dair Kanun'a geçici madde eklenmiştir. 6384 sayılı Kanun'a eklenen

geçici maddeye göre yargılamaların uzun sürmesi, yargı kararlarının geç veya

eksik icra edilmesi ya da icra edilmemesi şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine

yapılan ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesi

önünde derdest olan bireysel başvuruların başvuru yollarının tüketilmemesi

nedeniyle verilen kabul edilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde

yapılacak müracaat üzerine Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu

Başkanlığı (Tazminat Komisyonu) tarafından incelenmesi öngörülmüştür.

45. Ferat Yüksel (B. No: 53984/00, 30/3/2004, § 37) kararında Anayasa Mahkemesi

yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geç

veya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018

tarihinden önce gerçekleştirilen bireysel başvurulara ilişkin olarak Tazminat

Komisyonuna başvuru yolunun ilk bakışta ulaşılabilir ve ihlal iddialarıyla

ilgili başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesi olduğunu

değerlendirmiştir. Buna göre Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden

yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı

sonucuna vararak başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul

edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel,

§§ 27-36).

46. Mevcut başvuruda söz konusu karardan ayrılmayı gerektiren

bir durum bulunmamaktadır.

47. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının, diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Mülkiyet Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

48. Başvurucu, çalınan aracına suçta kullanıldığı gerekçesiyle

bir ceza soruşturması sırasında 3 yıl 10 ay süreyle el konulduğunu belirterek

kamu makamları bu aracın gereği gibi korunması yönünde bir tedbir almadığı için

zararına yol açıldığından yakınmıştır. Başvurucu söz konusu koruma

tedbirlerinin alınması yükümlülüğünün kamu makamlarına ait olup aracı suçta

kullanan sanığın bu yönden bir sorumluluğunun olmadığına dikkat çekmiştir.

Başvurucu ayrıca aracın söz konusu süre boyunca mülkiyetindeki aracından

yararlanamadığını, buna rağmen zararının tazmini amacıyla açtığı davanın haksız

yere reddedildiğini belirtmiştir. Başvurucu sonuç olarak mülkiyet ve adil

yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

49. Anayasa’nın

"Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

“Herkes,

mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz.”

50. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

51. Başvurucu şirket, adil yargılanma hakkının da ihlal

edildiğini ileri sürmekte ise de ceza soruşturması kapsamında başvurucunun

aracı hakkında uygulanan elkoyma tedbiri nedeniyle

mal varlığı yönünden zarara uğratıldığı yönündeki şikâyetin esas itibarıyla

mülkiyet hakkını ilgilendirdiği anlaşıldığından başvurucunun belirtilen

şikâyetinin mülkiyet hakkının ihlali iddiası kapsamında incelenmesi gerektiği

değerlendirilmiştir.

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

52. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Mülkün Varlığı

53. Anayasa'nın 35. maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet

hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal

varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20).

Somut olayda uyuşmazlığa konu aracın trafik sicilinde başvurucu şirkete ait

olduğu anlaşıldığından el konulan bu aracın başvurucu yönünden mülk teşkil

ettiğinde kuşku bulunmamaktadır.

ii. Müdahalenin Varlığı ve

Türü

54. Malikin, mülkünü kullanma, semerelerinden yararlanma ve

mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden herhangi birinin sınırlanması,

mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder (Recep

Tarhan ve Afife Tarhan, B. No: 2014/1546, 2/2/2017, § 53). Anayasa

Mahkemesi daha önce bir suç isnadına bağlı olarak uygulanan elkoyma

tedbirinin, mülkten geçici süreyle de olsa yoksun bırakma sonucuna yol açtığından

dolayı mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiğini kabul etmiştir (Hanife Ensaroğlu,

B. No: 2014/14195, 20/9/2017, § 52). Diğer taraftan somut olayda başvurucunun

aracına bir ceza soruşturması sürecinde suçta kullanıldığı şüphesiyle ve

muhtemel bir müsadereyi güvence altına almak için el konulmuştur. Bu durumda

müdahalenin belirtilen amacı da gözetildiğinde mülkiyetin kamu yararına

kullanımının düzenlenmesine ilişkin üçüncü kural çerçevesinde incelenmesi

gerekmektedir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hanife Ensaroğlu,

§ 52; Onur Tur Uluslararası Nakliyat Ltd.

Şti., B. No: 2015/947, 15/11/2018, § 52).

iii. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

55. Anayasa'nın 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

56. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hak

olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla

sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken

temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri

düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönünde

bulundurulması gerekmektedir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin

Anayasa'ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı

amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir(Recep

Tarhan ve Afife Tarhan, § 62).

(1) Kanunilik

57. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesi

gereken ölçüt kanuna dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı tespit

edildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkının

ihlal edildiği sonucuna varılacaktır. Müdahalenin kanuna dayalı olması,

müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir, belirli ve öngörülebilir kanun

hükümlerinin bulunmasını gerektirmektedir (Türkiye

İş Bankası A.Ş. [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44; Ford Motor Company,

B. No: 2014/13518, 26/10/2017, § 49; Necmiye

Çiftçi ve diğerleri, B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 55).

58. Başvuru konusu olayda elkoyma

tedbirinin 5271 sayılı Kanun'un 128. maddesinin (1) numaralı fıkrasına

dayanılarak uygulandığı görülmektedir. Bu hükmün ulaşılabilir, belirli ve

öngörülebilir mahiyette olduğunda tereddüt bulunmamaktadır. Dolayısıyla

müdahalenin kanunilik koşulunu taşıdığı anlaşılmaktadır.

(2) Meşru

Amaç

59. Anayasa'nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkı

ancak kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmektedir. Kamu yararı kavramı,

mülkiyet hakkının kamu yararının gerektirdiği durumlarda sınırlandırılmasına

imkân verdiğinden, bir sınırlandırma amacı olmasının yanı sıra mülkiyet

hakkının kamu yararı amacı dışında sınırlanamayacağını öngörerek ve bu anlamda

bir sınırlama sınırı oluşturarak mülkiyet hakkını etkin bir şekilde

korumaktadır. Kamu yararı kavramı, devlet organlarının takdir yetkisini de

beraberinde getiren bir kavram olup objektif bir tanıma elverişli olmayan bu

ölçütün her somut olay temelinde ayrıca değerlendirilmesi gerekir (Nusrat Külah,B.

No: 2013/6151, 21/4/2016, §§ 53, 56; Yunis Ağlar, B. No: 2013/1239, 20/3/2014, §§ 28, 29).

60. Somut olayda kamyona fiilen de el konulması yönündeki

tedbirin kamyonun yeniden suçta kullanılmasının önlenmesi, caydırıcılığın

sağlanması ve muhtemel bir müsaderenin sonuçsuz kalmaması için gerekli

görüldüğü anlaşılmaktadır. Nitekim 5271 sayılı Kanun'un 128. maddesinin (1)

numaralı fıkrasında, suçun işlendiğine dair kuvvetli şüphe bulunması hâlinde

ilgili taşınmaz, hak, alacak ve diğer mal varlığı değerlerinin şüpheli veya

sanıktan başka bir kişinin zilyetliğinde bulunması halinde dahi, elkoyma işleminin yapılabileceği belirtilmiştir.

Dolayısıyla suçta kullanıldığı gerekçesiyle kamyona fiilen de elkonulmasının belirtilen şekilde kamu yararına dayalı

meşru bir amacı bulunmaktadır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hanife Ensaroğlu,

§ 61).

(3) Ölçülülük

(a) Genel

İlkeler

61. Son olarak kamu makamlarınca mülkiyet hakkına yapılan

müdahalenin ölçülü olup olmadığı değerlendirilmelidir.

62. Ölçülülük ilkesi elverişlilik,

gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden

oluşmaktadır. Elverişlilik

öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli

olmasını, gereklilik ulaşılmak

istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif

bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile

ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini

ifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53,

27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016, § 18; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, §

38).

63. Buna göre mülkiyet hakkını sınırlandıran bir tedbirin

uygulanmasının Anayasa'nın 13. ve 35. maddelerine göre ölçülü olabilmesi için

bu tedbirin öngörülen kamu yararı amacını gerçekleştirmeye elverişli olması ve

bu tedbirin uygulanması dışında aynı amacı gerçekleştirmeye yarar daha

elverişli başka bir aracın da bulunmaması gerekmektedir. Suçla mücadele

alanında hangi tedbirlerin gerekli olduğunun değerlendirilmesi öncelikli olarak

ilgili kamu makamlarının yetkisindedir. Bu alanda ne gibi tedbirlerin alınması

gerektiği hakkında sorumlu ve yetkili merciler daha isabetli karar verebilecek

konumdadır. Bu nedenle hangi tedbirin uygulanacağının belirlenmesi hususunda

idarelerin belli ölçüde takdir yetkisi bulunmaktadır. Ne var ki seçilen aracın

gerekliliğine ilişkin olarak idarelerin sahip olduğu takdir yetkisi sınırsız

değildir. Tercih edilen aracın müdahaleyi ulaşılmak istenen amaca nazaran bariz

bir biçimde ağırlaştırması durumunda Anayasa Mahkemesince müdahalenin gerekli

olmadığı sonucuna ulaşılması mümkündür. Ancak Anayasa Mahkemesinin bu kapsamda

yapacağı denetim, seçilen aracın isabet derecesine yönelik olmayıp hak ve

özgürlükler üzerinde oluşturduğu müdahalenin ağırlığına dönüktür (benzer

yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hamdi

Akın İpek, B. No: 2015/17763, 24/5/2018, § 108; Hanife Ensaroğlu,

§ 67).

64. Orantılılık ilkesi gereği kişilerin mülkiyet hakkının

sınırlandırılması hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyin hakları

arasında adil bir dengenin kurulması gerekmektedir. Bu adil denge, başvurucunun

şahsi olarak aşırı bir yüke katlandığının tespit edilmesi durumunda bozulmuş

olacaktır. Anayasa Mahkemesi; müdahalenin orantılılığını değerlendirirken bir

taraftan ulaşılmak istenen meşru amacın önemini, diğer taraftan da müdahalenin

niteliğini, başvurucunun ve kamu otoritelerinin davranışlarını gözönünde bulundurarak başvurucuya yüklenen külfeti dikkate

alacaktır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Arif Güven, B. No: 2014/13966, 15/2/2017, §§ 58, 60).

65. Anayasa'nın 35. maddesi usule ilişkin açık bir güvenceden

söz etmemektedir. Bununla birlikte mülkiyet hakkının gerçek anlamda

korunabilmesi bakımından bu madde Anayasa Mahkemesinin çeşitli kararlarında da

ifade edildiği üzere mülk sahibine müdahalenin kanun dışı veya keyfî ya da makul

olmayan şekilde uygulandığına ilişkin savunma ve itirazlarını sorumlu makamlar

önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağının tanınması güvencesini

kapsamaktadır. Bu değerlendirme ise uygulanan sürecin bütününe bakılarak

yapılmalıdır (başvurucuya diğer unsurlar yanında ayrıca etkin bir savunma hakkı

tanındığından müdahalenin ölçülü görüldüğü kararlar için bkz. Eyyüp Baran, B. No: 2014/8060, 29/9/2016, §§

75-95; Fatma Çavuşoğlu ve Bilal Çavuşoğlu,

B. No: 2014/5167, 28/9/2016, §§ 74-89. Buna karşılık aynı koşulun yargılama

sürecinde sağlanmaması nedeniyle müdahalenin ölçüsüz görüldüğü kararlar için

bkz. Mahmut Üçüncü, B. No:

2014/1017, 13/7/2016, §§ 79-102; Arif Güven,

§§ 57-72).

66. Ayrıca mülkiyet hakkına müdahaleye yol açan tedbirlerin

keyfî veya öngörülemez biçimde uygulanmaması gerekmektedir. Aksi takdirde

mülkiyet hakkının etkin bir biçimde korunması mümkün olmaz. Bu sebeple kamu

makamlarınca başvurucunun eylemi ile tedbire yol açan kanuna aykırılık arasında

bağlantı olduğunu gösterir makul bir değerlendirme yapılmalıdır. Bu bağlamda elkoyma veya müsadere gibi tedbirler yoluyla mülkiyet

hakkına yapılan müdahalelerin bireyin menfaatleri ile kamunun yararı arasında

olması gereken adil dengeyi bozmaması için suça veya kabahate konu eşyanın

malikinin davranışı ile kanunun ihlali arasında uygun bir illiyet bağının

olması ve iyi niyetli eşya

malikine eşyasını -tehlikeli olmaması kaydıyla- geri kazanabilme olanağının

tanınması veya iyi niyetli malikin bu nedenle oluşan zararının tazmin edilmesi

gerekmektedir (Bekir Yazıcı [GK],

B. No: 2013/3044, 17/12/2015, §§ 31-80; Hanife

Ensaroğlu, § 66; Hamdi Akın İpek, § 115).

67. Bunun yanında söz konusu tedbir gerek kapsamı gerekse de

süresi itibarıyla orantılı olarak uygulanmalıdır. Kamu yararı amacı doğrultusunda

mülkle ilgili olarak bu ve benzeri tedbirlerin uygulanmasının zarara yol açması

ise kaçınılmazdır. Ancak bu zararın kaçınılmaz olandan ağır veya aşırı

sonuçlara da yol açmaması ya da oluşması durumunda böyle bir zararın kamu

makamlarınca makul bir sürede, uygun bir yöntem ve vasıtalarla gideriminin sağlanması gerekmektedir. Buna göre kamu

makamlarının kanuna dayalı olarak ve ilgili kamu yararı amacı doğrultusunda

mülkiyet hakkına müdahale teşkil eden tedbirler uygulaması ve bu tedbirlerin

belirli bir süre devam etmesi ancak bireyin mülkiyet hakkının korunmasının

gerekliliklerine uyulduğu takdirde ölçülü görülebilir (Hanife Ensaroğlu,

§ 67).

68. Suçla mücadele bağlamında ihtiyaç duyulan tedbirlerin

alınması ve bu tedbirler kapsamında somut olayda olduğu gibi araçlar üzerinde

belirli bir süreyle hukuki tasarruflarda bulunulmasının sınırlandırılması

bakımından kamu makamlarının geniş bir takdir yetkisi mevcut ise de bu

tedbirlerin uygulanmasının mülk sahibine kaçınılmaz olandan aşırı bir külfet de

yüklememesi gerekmektedir. Bu doğrultuda mülkiyet hakkına yönelik olarak

uygulanan tedbir süreçlerinde kamu makamlarının makul derecede ivedilik ve özen

koşullarına uygun hareket etmeleri beklenir. Diğer bir deyişle tedbiri

uygulayan kamu makamlarının söz konusu tedbirin başvurucunun mülkiyet hakkına

etkilerini de gözetmesi ve ölçüsüz bir müdahaleye yol açmaması gerekmektedir (Onur Tur Uluslararası Nakliyat Ltd. Şti.,

§ 66).

(b) İlkelerin

Olaya Uygulanması

69. Somut olayda elkoyma tedbirinin

uygulanmasının yukarıda değinilen kamu yararı amacını (§ 60) gerçekleştirmeye elverişli olduğu kuşkusuzdur.

70. Gereklilik

ölçütü yönünden ise öncelikle suçla mücadele çerçevesinde suçta kullanılan

eşyaya el konulması bakımından kamu makamlarının belirli bir takdir yetkisinin

olduğu kabul edilmelidir. Bununla birlikte bu takdir yetkisi çerçevesinde

yapılan müdahale yönünden kamu makamlarının Anayasa'nın 35. maddesinde güvence

altına alınan mülkiyet hakkının korunmasının gerektirdiği güvenceleri de

sağlamaları zorunludur.

71. Somut olayda elkoyma işleminin

göçmen kaçakçılığı suçundan yürütülen bir ceza soruşturması çerçevesinde

yapıldığı anlaşılmaktadır. Buna göre kamu makamlarınca, sahte plaka takılı

aracın göçmen kaçakçılığı suçunda kullanıldığı şüphesiyle söz konusu araca el

konulmuştur. Suçta kullanılan bir araca muhtemel bir müsadereyi güvence altına

almak, aracın suçta yeniden kullanılmasını önlemek ve caydırıcılığın sağlanması

gibi amaçlarla fiilen el konulması zorunlu görülebilir. Bu bağlamda sadece

trafik siciline şerh verilmesi yeterli de görülmeyebilir. Ancak olayda söz

konusu aracın aslında isnat edilen suç ile bir ilgisi bulunmayan başvurucuya

ait iken çalınan bir araç olduğu ortaya çıkmış ve bu araç ancak 24/9/2010

tarihinde başvurucuya iade edilebilmiştir. Dolayısıyla somut olay bağlamında elkoyma suretiyle yapılan müdahalenin orantılılığının tartışılması

gerekmektedir.

72. Buna göre başvuruya konu olayda başvurucu şirkete ait aracın suçta kullanıldığı tespit edilmekle

birlikte başvurucuya veya herhangi bir yetkilisi ya da çalışanına herhangi bir

suç isnadında bulunulmadığı açıktır. Nitekim bu aracın suçta kullanılmasından

önce 10/10/2006 tarihinde çalındığı yönünde ertesi gün şirket çalışanı

tarafından suç duyurusunda bulunulduğu ve aracın da bundan sonra 16/10/2006

tarihinde sahte plaka takılmak suretiyle suçta kullanıldığı anlaşılmaktadır. Ayrıca

söz konusu kamyon ceza kovuşturması devam ederken mahkemece yediemin sıfatıyla

başvurucuya teslim edilmiş, yargılama sonunda verilen karar ile de araç üzerindeki

elkoyma tedbirinin ve trafik sicilindeki şerhin

kararın kesinleşmesi beklenmeden kaldırılmasına karar verilmiştir.

73. Ceza soruşturması sırasında özellikle suçta kullanılan

eşyanın mülkiyetinin ihtilaflı olduğu durumlarda bu eşyanın sahibine iade

edilmesinin belirli bir süre alması makul görülebilir. Somut olayda çalınan

başvurucuya ait aracın sahte plaka takılarak suçta kullanıldığı dikkate

alındığında bu aracın gerçek sahibinin belirlenmesinin belirli bir süreci

gerektirdiği açıktır. Bununla birlikte araca kamu makamlarınca 16/10/2006

tarihinde el konulduğu, ceza soruşturması sırasında aracın sahipleri ile ilgili

hiçbir araştırma yapılmadığı, nihayet kovuşturma sırasında araç üzerinde keşif

yapılarak sahiplerinin araştırılmasına girişildiği görülmektedir. Nihayet ancak

24/6/2010 tarihli (18.) oturumda verilen ara kararı gereğince 29/6/2010 tarihli

yazıda aracın sahte demir plakalar ile yakalandığı belirtilerek çalıntı şerhinin kaldırılması talep

edilmiş, başvurucuya da bundan sonra aracının bulunduğu bildirilebilmiş ve

24/9/2010 tarihinde araç yediemin sıfatıyla başvurucuya teslim edilebilmiştir.

Üstelik söz konusu araç üzerindeki tedbir ve trafik sicilindeki şerh 3/2/2011

tarihli kararla bütün sonuçlarıyla birlikte kaldırılabilmiştir.

74. Dolayısıyla başvurucunun aracına fiilî olarak yaklaşık 3 yıl

11 ay boyunca el konulduğu görülmektedir. Araca fiilen el konulduğuna göre

aracın gerçek sahiplerinin tespiti kamu makamlarının yükümlülüğündedir. Her ne

kadar aracın sahiplerinin tespitinin belirli bir süre alabileceği kabul

edilebilirse de olaydaki ceza soruşturması ve kovuşturması sırasında kamu

makamlarının tutumları dikkate alındığında (bkz. §§ 11-21) olaydaki sürenin

makul görülemeyeceği açıktır. Buna göre başvurucunun çalınan aracının kamu makamlarınca

başka bir suçta kullanıldığı tespit edilerek el konulmasına rağmen sahibinin

başvurucu olduğu makul bir süre içinde tespit edilememiş, başvurucu da bu süre

boyunca mülkiyetinde bulunan aracından yararlanamamıştır.

75. Diğer taraftan başvurucu fiilen elkoyma

süresince kamu makamları tarafından gerekli koruma tedbirleri alınmadığı için

zarara uğradığından yakınmaktadır. Nitekim başvurucunun talebiyle yapılan delil

tespiti üzerine düzenlenen bilirkişi raporunda herhangi bir kaza belirtisi

olmayan kamyonda hava şartlarından korunmadığı için paslanma ve çürümeler

oluştuğu, camlarının kırılıp kaporta aksamında ezikler meydana geldiği, bazı

parçalarının yerinden söküldüğü ve zamana bağlı yıpranma sonucu aracın

kullanılamaz hâle geldiği açık olarak belirtilmiştir. Üstelik başvurucunun

açtığı tazminat davasında alınan bütün bilirkişi raporlarında da başvurucunun

aracının elkoyma sürecinde zarara uğradığı tespit

edilmiştir (bkz. §§ 24-25).

76. Ancak başvurucunun tazminat talebi Yargıtay 12. Ceza

Dairesinin 10/3/2015 tarihli bozma kararı doğrultusunda ilk derece mahkemesince

reddedilmiş, bu karar da aynı Daire tarafından onanmıştır. Bozma kararında

davanın reddi gerekçesi olarak ise başvurucunun göçmen kaçakçılığı suçundan hakkında

dava açılan sanıklara tazminat davası açabileceği gerekçe gösterilmiştir.

77. Hâlbuki el konulan eşyanın elkoyma

süresince korunması ve muhafaza edilmesi yükümlülüğünün kamu makamlarına ait

olduğu kuşkusuzdur. Üstelik fiilî elkoyma süresinin

makul bir süreyi aşması durumunda oluşacak zarar yönünden de bu sürenin

uzamasına yol açan kamu makamlarının sorumluluğunu gerektirdiği ortadadır.

Nitekim Yargıtay Dairesi sonraki içtihadında da el koymadan doğan bu gibi

zararların kamu makamlarınca karşılanması gerektiğine karar vermiştir (bkz. §§

34-35).

78. Sonuç olarak başvurucunun çalınan kamyonuna suçta

kullanıldığı gerekçesiyle yapılan elkoyma işlemi

yönünden, bu kamyonun gerçek sahibinin tespiti sürecinde yaşanan gecikme

sebebiyle yaklaşık 3 yıl 11 ay iade edilebildiği, bu elkoyma

süresi somut olayın koşullarında makul olmadığı gibi belirtilen sürede araçta

hasara da yol açıldığı anlaşılmaktadır. Buna rağmen başvurucuya elkoymadan kaynaklı söz konusu zararları için herhangi bir

tazminat ise ödenmemiştir. Kamu makamlarınca yapılan elkoyma

işleminden kaynaklanan söz konusu zararların aracı suçta kullanan sanıklar

tarafından karşılanabileceği gerekçesiyle tazminat talebinin reddedilmesi ise

başvurucuya şahsi olarak aşırı bir külfet yüklemektedir. Dolayısıyla

başvurucunun mülkiyet hakkının korunması ile kamu yararı arasında olması

gereken adil denge başvurucu aleyhine bozulmuş olup müdahale ölçüsüzdür.

79. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence

altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

80. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1)

Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da

edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir...

(2)

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili

mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

81. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hak ve hürriyetin

ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin, yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle devam eden ihlalin durdurulması, ihlale konu kararın veya işlemin

ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa ihlalin sebep

olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen

diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet

Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, § 55).

82. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilmeden önce ihlalin kaynağının belirlenmesi gerekir. Buna

göre ihlal; idari eylem ve işlemler, yargısal işlemler veya yasama

işlemlerinden kaynaklanabilir. İhlalin kaynağının belirlenmesi uygun giderim

yolunun belirlenebilmesi bakımından önem taşımaktadır (Mehmet Doğan, § 57).

83. İhlalin idari eylem ve işlemden kaynaklandığı durumlarda 6216

saylı Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca Anayasa Mahkemesi

her somut olayın koşullarını dikkate alarak yapılması gerekenlere hükmeder.

İdari eylem ve işleme karşı başvurulacak kanun yolları varsa ve bu yollar

tüketildikten sonra yapılan bireysel başvurunun incelenmesi sonucu ihlal

tespiti yapılmışsa yeniden yargılama yoluyla ilgili mahkemenin tespit edilen

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırma imkânının bulunduğu durumlarda kararın

bir örneğinin ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmedilebilir.

84. Buna göre Anayasa Mahkemesince ihlalin tespit edildiği

hâllerde yargılamanın yenilenmesinin gerekliliği hususundaki takdir derece

mahkemelerine değil ihlalin varlığını tespit eden Anayasa Mahkemesine

bırakılmıştır. Derece mahkemeleri ise Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında

belirttiği doğrultuda ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri

yapmakla yükümlüdür (Mehmet Doğan,

§ 59).

85. Başvurucu maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

86. Somut olayda ceza soruşturması sırasında suçta kullanıldığı

gerekçesiyle elkonulan aracın başvurucuya ait

olduğunun geç belirlenmesi ve bu sürede araçta zarara yol açılması, ancak buna

ilişkin tazminat talebinin derece mahkemelerince reddedilmesi nedeniyle

mülkiyet hakkının ihlal edildiği ve ihlalin yargı kararlarından kaynaklandığısonucuna varılmıştır.

87. Bu durumda mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır.

Buna göre yapılacak yeniden yargılama ise 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına

yöneliktir. Bu kapsamda derece mahkemelerince yapılması gereken iş, öncelikle

ihlale yol açan mahkeme kararının ortadan kaldırılması ve nihayet ihlal

sonucuna uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir

örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesine

(E.2015/161, K.2015/220) gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

88. Yeniden yargılama yapılmasına karar verilmesi ihlalin

sonuçlarının giderimi bakımından somut olay bağlamında yeterli bir giderim

sağladığından başvurucunun maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine karar

verilmesi gerekir.

89. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239,50 TL harç ve 2.475

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.714,50 TL tutarındaki yargılama giderinin

başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere

Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesine (E.2015/161, K.2015/220) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,

E. 239,50 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.714,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

4/7/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Recep

KÖMÜRCÜ

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Yıldız

SEFERİNOĞLU

Raportör : Özgür DUMAN Başvurucu : Hikmet Gıda Sanayi ve Ticaret A.Ş. Vekili : Av. Hasan Esat İLHAN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2016/4557, 4 Temmuz 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Başvuruya Konu Araca
  7. C. Delil Tespiti Süreci
  8. D. Tazminat Davası Süreci
  9. IV. İlgili Hukuk
  10. A. Ulusal Hukuk
  11. B. Uluslararası Hukuk
  12. V. İnceleme Ve Gerekçe
  13. A. Makul Sürede
  14. B. Mülkiyet Hakkının
  15. B. No: 2014/13518, 26/10/2017, § 49; Necmiye
  16. B. No: 2013/3044, 17/12/2015, §§ 31-80; Hanife
  17. C. 6216 Sayılı Kanun'un
  18. B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet
  19. C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin
  20. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve
  21. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  22. Yıldırım
  23. Kömürcü
  24. Topal
  25. M. Emin KUZ
  26. Seferinoğlu
  27. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2016/4557
Tarih
4 Temmuz 2019

İlgili Kararlar

  • N.ö. Başvurusu (B. No: 2016/1152)
  • AYM Bireysel Başvuru B. No: 2015/11131
  • M.m. Başvurusu (B. No: 2019/2443)
  • N.m. Başvurusu (B. No: 2019/1808)
  • Tevfik İlker Akçam Başvurusu (B. No: 2018/9074)
  • Mehmet Harman Başvurusu (B. No: 2017/34154)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.