İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mehmet Harman Başvurusu (B. No: 2017/34154)

1. Başvuru, deprem sebebiyle hak sahipliğinden yararlandırılması

Başvuru No2017/34154Tarih3 Temmuz 2019Okuma39 dk · 7.882 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Mehmet Harman Başvurusu

Karar tarihi
3 Temmuz 2019
Başvuru Numarası
2017/34154
R.G. Tarih ve Sayı
2/8/2019-30850
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

7.882 kelime·39 dk okuma·23 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, deprem sebebiyle hak sahipliğinden yararlandırılması

yönündeki talebin reddedilmesi nedeniyle eşitlik ilkesi ile adil yargılanma ve

mülkiyet haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 31/8/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

A. Hak Sahipliği Süreci

8. Diyarbakır ve çevresinde 6/9/1975 tarihinde meydana gelen

depremde Lice ilçesi Boyunlu köyünde bulunan başvurucuya ait ev yıkılmıştır.

9. Deprem nedeniyle evi hasar görenler 15/5/1959 tarihli ve 7269

sayılı Umumi Hayatlara Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak

Yardımlara Dair Kanun hükümleri uyarınca hak sahibi kabul edilmişlerdir.

10. Buna göre söz konusu depremde ağır hasar ve yıkık binalardan

dolayı 8.159 aile hak sahibi olarak kabul edilmiştir. Ayrıca 1975 ve 1976

yıllarında Hani, Kulp ve Lice ilçeleri ile köylerinde geçici ve kalıcı

nitelikte toplam 7.115 konut tamamlanıp hak sahiplerine teslim edilmiştir.

11. Boyunlu köyünde talep ve taahhütname veren afetzedelerin

adı, soyadı, doğum tarihi ve baba adları belirtilmek suretiyle hak sahipliği

listesi hazırlanmıştır. Buna göre köy merkezinde 81 ve Varlı mezrasında 18

kişinin hak sahibi olduğu tespit edilmiştir. Hak sahipliğinin belirlenmesinden

sonra 102 konut ihale suretiyle yaptırılmıştır.

12. Diyarbakır Valiliğince (İdare) oluşturulan komisyonca

hazırlanan hak sahibi olarak kabul edilenlere ait isim listesinde başvurucunun

da ismi yer almaktadır. Başvurucu, 7269 sayılı Kanun uyarınca hak sahibi

olduğunu belirterek adına konut veya kredi verilmesi istemiyle 21/3/2016

tarihinde İdareye başvuruda bulunmuştur. Başvurucunun talebine İdarece herhangi

bir cevap verilmemiştir.

B. Dava Süreci

13. Başvurucu; tesis edilen idari işlemin hukuka aykırı

olduğunu, İdarece hak sahibi olduğunun kabul edildiğini, bugüne kadar kendisine

herhangi bir konut teslimi yapılmadığını öne sürerek Diyarbakır 2. İdare

Mahkemesinde (Mahkeme) idari işlemin iptali istemiyle 15/7/2016 tarihinde dava

açmıştır.

14. Mahkeme 29/11/2016 tarihinde dava konusu işlemin iptaline

karar vermiştir. Kararın gerekçesinde; Hak sahiplerinin borçlanmalarını

yapmaları ve bilahare konutlarını teslim almaları için herhangi bir ilan ve

duyuru yapıldığı yolunda İdarenin dava dosyasına bilgi ve belge sunamadığı

hususuna değinilmiştir. Kararda 7269 sayılı Kanun'a göre hak sahibi olduğu anlaşılan,

süresi içinde talep ve taahhütname vermediği yönünde de herhangi bir iddiada

bulunulmayan başvurucunun hak sahipliğinin devam ettiği belirtilmiştir. Mahkeme

başvurucunun hak ettiği konutun verilmesi için gerekli işlemlerin yapılması

talebinin zımnen reddine dair işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı kanaatine

varmıştır.

15. Davalı İdarenin istinaf talebini inceleyen Gaziantep Bölge

İdare Mahkemesi 2. İdare Dava Dairesi (Daire) 31/3/2017 tarihinde hükmün

kaldırılmasına ve davanın reddine kesin olarak karar vermiştir. Bu kararın

gerekçesinde;

i. Deprem olayının üzerinden kırk yıl geçtiği, davalı idarenin

yönetmelik hükümleri uyarınca verilen talep ve taahhütnameleri gözönünde bulundurup hak sahiplerini belirleyerek ilan

ettiği, ilan edilen bu listeler çerçevesinde ihaleler yapılmak suretiyle Hani,

Kulp, Hazro ve Lice ilçelerinde birçok hak sahibine geçici ve kalıcı nitelikte

konut teslimi yapıldığı hususlarına vurgu yapılmıştır.

ii. Boyunlu köyü için talep ve taahhütname vermesi nedeniyle

belirlenen hak sahipleri listesinde ismi yer alan başvurucunun ise gerek kendi

köyünde gerekse civar ilçe ve köylerde bu konutların teslim edilmesinden sonra

herhangi bir başvurusunun olmadığı belirtilmiştir. Başvurucunun talep ve

taahhütname vermesi sebebiyle hak sahibi listesinde isminin yer almasına veteslim edilen konutların olduğunu bilmesine rağmen

kendisine neden konut teslimi yapılmadığına ilişkin yapılmış herhangi bir

başvurusunun da bulunmadığına dikkat çekilmiştir.

iii. Gelinen süreçte genel olarak hak sahipleri listesinde

belirlenen birçok kişiye konut teslimi yapıldığı dikkate alındığında hak

sahiplerinin borçlanmalarını yapmaları ve bilahare konutlarını teslim almaları

için davalı İdarenin herhangi bir ilan ve duyuru yapmadığından

bahsedilemeyeceği hususuna değinilmiştir.

iv. 15/6/1988 tarihli ve 19816 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanan Devlet Arşiv Hizmetleri Hakkında Yönetmelik'in (Arşiv Yönetmeliği)

5. maddesine göre kurum arşivlerinde en fazla 10-14 yıl süre saklanması gereken

belgelerin ibraz edilemediğinden hareketle hak sahiplerinin borçlanmalarını

yapmaları ve bilahare konutlarını teslim almaları için ilan yapılmadığı

şeklinde idarenin sorumlu olduğu sonucunun çıkarılmasının hakkaniyete uygun

olmadığına işaret edilmiş ve ispat yükü başvurucuya yöneltilmiştir.

v. Başvurucunun süresi içinde borçlanma başvurusu yaptığı ve

borçlanmasını tamamladığına dair herhangi bir bilgi ve belge ibraz edemediği gözönüne alınmıştır.

16. Nihai karar 7/8/2017 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ

edilmiştir.

17. Başvurucu 31/8/2017 tarihinde bireysel başvuruda

bulunulmuştur.

C. Başvurucunun Emsal

Olarak Bildirdiği Dava Dosyaları

18. Başvurucu, Danıştay Ondördüncü

Dairesinin 17/5/2017 tarihinde vermiş olduğu kararda İstinaf Mahkemesi kararına

dayanak olarak esas alınan Arşiv Yönetmeliği'ne ilişkin hususa itibar

edilemeyeceğine hükmedildiğini ifade etmiştir. Başvurucu aynı Daire tarafından

bu konuda verilen birçok emsal karar bulunduğuna dikkat çekerek bu kararın

İstinaf Mahkemesi kararından sonra verilen güncel bir karar olması nedeniyle

önem taşıdığı hususuna vurgu yapmıştır.

19. Boyunlu köyündeki bazı hak sahipleri tarafından açılan

davalarda Daire, afetin meydana geldiği yerde borçlandırma ilanı ve duyuru

yapıldığı yolunda davalı İdarece dava dosyasına bilgi ve belge sunulamadığına

işaret ederek davacıların hak sahipleri olarak kabul edilmesi gerektiğini

belirtmiştir (Dairenin 17/5/2017 tarihli ve E.2015/5849, K.2017/3362 sayılı

kararı).

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. Mevzuat Hükümleri

20. 7269 sayılı Kanun’un 13. maddesinin (a) bendi şöyledir:

“a) Yapılacak işlemlere esas olmak üzere İmar ve İskan

Bakanlığınca kurulacak fen kurulları tarafından, afetin meydana geldiği

arazinin durumu ile bütün yapılar ve kamu tesisleri incelenerek, hasar tespit

raporu düzenlenir.”

21. 7269 sayılı Kanun'un 28. maddesinin birinci fıkrasının olay tarihinde

yürürlükte bulunan hâli şöyledir:

“Bu

kanundan faydalanmak suretiyle kendileri için bina yaptırılmasını istiyenlerin ilân tarihinden itibaren bir ay içinde

mahallin en büyük mülkiye âmirine yazılı müracaatta bulunmaları ve taahhütname

vermeleri mecburidir.”

22. 7269 sayılı Kanun’un 29. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Yıkılan,

yanan veya ağır hasara uğrayan veya uğraması muhtemel olan binalarla imar

planları gereğince kamulaştırılmasında zorunluluk bulunan yerlerdeki binalarda

oturan ailelere hak sahibi olmak şartıyla konut yaptırılır veya kredi verilir”

23. 7269 sayılı Kanun'un 40. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Bu

Kanuna göre arsa olarak dağıtılan veya üzerinde bina inşa edilen taşınmaz

mallar, hak sahiplerine borçlandırma senetleri imza ettirilmek sureti ile

verilir. Bayındırlık ve İskan Bakanlığınca o yerde

borçlandırmanın ilanı tarihinden itibaren Bakanlıkça kabul edilebilir mazereti

dışında 2 ay içerisinde borçlanmalarını yapmayanlarla, borçlanmasını yapmış

olmasına rağmen binayı Bakanlıkça mahallinde yaptırılacak duyurudan itibaren 45

gün içinde teslim almayanların hak sahipliği kendiliğinden sona erer.”

24. 28/8/1968 tarihli ve 12988 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanan Afet Sebebiyle Hak Sahibi Olanların Tespiti Hakkında Yönetmelik'in

(Yönetmelik) 2. maddesi şöyledir:

“Afet

sebebiyle, kendilerine bina yapılacak veya inşaat kredisi verilecek malik ve

hissedarlarla, ebeveyni ile birlikte oturan evli kişilerin hak sahipliği

yönünden tayin ve tespitleri bu Yönetmelik esaslarına göre yapılır.”

25. Yönetmelik'in 3. maddesi öyledir:

“Bu

Yönetmelikte yer alan “Hak sahibi” deyimi, afetzedelerin, yıkılan veya ağır

hasar gören binalarla olan mülkiyet ilişkilerini ve yeniden yapılacak

binalardan veya verilecek inşaat kredisinden yararlanabilme durumlarını ifade

eder.”

26. Yönetmelik'in 4. maddesinin a fıkrası şöyledir:

“Afet

sebebiyle, kendilerine ait bulunan konutları yıkılan, yanan veya oturulamayacak

derecede ağır hasar gören afetzede aileler, hak sahibi sayılırlar ve bu

ailelere yeniden konut yapılır veya konut kredisi verilir.”

27. Yönetmelik'in 16. maddesi şöyledir:

“Bu

Yönetmelikte belirtilen esaslara ve kıstaslara göre hak sahibi niteliğini

taşıyanların, talep ve taahhütname vermelerini sağlamak üzere durum mahallinde

ilan olunur. İlanın şekli ve süresi mahallin şartlarına ve imkanlarına göre

ilgili mülkiye amirlerince tespit ve takdir olunur. İlan metninde, yapılacak

inşaat yardımının amacı, mahiyeti, şekli, şartları, kimlerin hak sahibi

olabilecekleri, talep ve taahhütname verme süresi ve benzer hususlar

belirtilir. İlanın yapıldığı, bir tutanakla belg“Bu Yönetmelikte belirtilen esaslara ve

kıstaslara göre hak sahibi niteliğini taşıyanların, talep ve taahhütname

vermelerini sağlamak üzere durum mahallinde ilan olunur. İlanın şekli ve süresi

mahallin şartlarına ve imkanlarına göre ilgili mülkiye amirlerince tespit ve

takdir olunur. İlan metninde, yapılacak inşaat yardımının amacı, mahiyeti,

şekli, şartları, kimlerin hak sahibi olabilecekleri, talep ve taahhütname verme

süresi ve benzer hususlar belirtilir. İlanın yapıldığı, bir tutanakla

belgelendirilir.”

28. Yönetmelik'in 17. maddesi şöyledir:

“Hak

sahibi durumunda olanlardan, inşaat kredisi verilmesini yada

bina yaptırılmasını isteyenlerin16 ncı maddede

belirtilen ilanın yapıldığı günden itibaren iki aylık süre içinde mahallin en

büyük mülkiye amirine yazılı olarak talep ve taahhütname vermeleri şarttır.

Afet gören yerlerin bitişiğinde veya yakınında, üzerinde bina yaptırılmak üzere

tespit edilip imar planına dahil edilen kısımlar içinde binaları

kamulaştırılanlar için bu süre, kamulaştırma kararının kendilerine

bildirilmesinden veya bu durumun ilanından itibaren hesaplanır. Hastalık,

askerlik ve benzer sebeplerle, süresinde talep ve taahhütname verme imkanı bulamayanların durumları İmar ve İskan Bakanlığınca

takdir edilir.”

29. Yönetmelik'in 18. maddesi şöyledir:

“Talep

ve taahhütname metninde: Afet yerinin il, ilçe, bucak, mahalle ve köy

itibariyle adı, hak sahibinin kimliği ve adresi, olmuş veya muhtemel afetin

türü, talebin mahiyeti ve konusu, kanundan ve ilgili yönetmelikten doğan

yükümlülük ve şartlarla İmar ve İskan Bakanlığınca

uygulama metodu, yapı tipleri, yapı kısımları ve boyutları, yerleşme yeri,

inşaat süresi, borçlandırma şekil ve süresi ve diğer konularda tespit edilecek

şartlara ve esaslara uyulacağı belirtilir. Talep ve taahhütname bir tek metin

halinde düzenlendikten sonra hak sahibi tarafından imza edilir ve ilgili

mahalle ve köy muhtarlığınca tasdik olunur.”

30. Yönetmelik'in 20. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Talep

ve taahhütnameler, ilgili mülkiye amirinin veya tevkil edeceği bir memurun

başkanlığında:

a) İmar ve İskan

Bakanlığı mahalli kuruluşundan bir,

b) Mahalli tapu dairesinden bir,

c) Belediye teşkilatı olan yerlerde Belediye

encümeninden bir, köylerden ise ihtiyar kurulundan bir temsilcinin katılmasıyla

kurulacak bir komisyon tarafından incelenerek değerlendirilir.”

31. Yönetmelik'in 21. maddesi şöyledir:

“Komisyon,

talep ve taahhütnameleri en kısa zamanda inceleyip değerlendirerek hak

sahipleri listesini düzenler. İnceleme sırasında, hasar tespit, jeolog ve DSİ

raporlarından da yararlanılır. Hak sahipleri listesinde afetzedelerin adı,

soyadı, doğum tarihi ve baba adları belirtilir. Talep ve taahhütname verenler

arasında, bu Yönetmelikte tespit olunan esaslara ve kıstaslara göre hak sahibi

niteliğini taşımayanlar varsa, bunlar gerekçeleriyle birlikte ayrı bir listede

gösterilir. Listeler düzenlendikten sonra, komisyon üyeleri tarafından

imzalanır ve durum ayrıca bir tutanakla belgelendirilir. Hak sahipleri listesi

ile tutanaktan birer nüsha İmar ve İskan Bakanlığına

gönderilir.”

32. Yönetmelik'in 22. maddesi şöyledir:

“Hak

sahibi olmadıkları anlaşılanlara durum yazılı olarak tebliğ olunur. Bu

tebligattan itibaren 15 günlük süre içinde ilgililer itirazda bulunabilirler.

İtiraz komisyonca incelenerek karara bağlanır. Hak sahipleri ve itiraz

konusunda nihai karar İmar ve İskan Bakanlığınca

verilir.”

33. Arşiv Yönetmeliği'nin5. maddesi şöyledir:

“Mükellefler,

belirli bir süre saklayacakları arşivlik malzeme için “Birim Arşivleri”, daha

uzun bir süre saklayacakları arşiv malzemesi veya arşivlik malzeme için “Kurum Arşivleri”ni kurarlar. Mükellefler elinde bulunan arşivlik malzeme

birim arşivlerinde 1-5 yıl süre ile; arşiv malzemesi ise, kurum arşivlerinde

10-14 yıl süre ile saklanır.”

34. 7/7/1993 tarihli ve 21630 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanan Arşiv Hizmetleri Hakkında Yönetmelik'in5. maddesinin (a) bendi

şöyledir:

“Kurum,

arşiv malzemesi ve arşivlik malzemenin korunması ile ilgili olarak;

a) Yangın, hırsızlık, rutubet, su baskını, toz

ve her türlü hayvan ve haşeratın tahriplerine karşı gerekli tedbirlerin

alınmasından sorumludur”

35. Aynı Yönetmelik'in 29. maddesi şöyledir:

“Cari

işlemlerde fiilen rolü bulunan, saklanmalara belli sürelerde kanun ve diğer

mevzuatla tayin olunanlar (özel mevzuat hükümlerine göre lüzumlu görülenler) 30

uncu maddede sayılan malzeme içerisinde yer almış dahi olsalar, Mevzuatın tayin

ettiği zaman sınırı veya malzemede belirtilen süre içerisinde ayıklama ve imha

işlemine tabi tutulamazlar.”

2. Danıştay İçtihadı

36. Danıştay Ondördüncü Dairesinin

26/12/2016 tarihli ve E.2016/7135, K.2016/7972 sayılı kararının ilgili

kısımları şöyledir:

"Dava; Diyarbakır İli, Lice İlçesi ve

çevresinde 06.09.1975 tarihinde meydana gelen depremde Lice İlçesi, Muradiye

Mahallesinde bulunan davacıların murisine ait konutun hasar görmesi nedeniyle

7269 sayılı Kanun uyarınca hak sahibi kabul edildiğinden bahisle davacılar

vekili tarafından konut tahsis edilmesi için Diyarbakır Valiliği İl Afet Acil

Durum Müdürlüğüne yapılanbaşvurunun zımnen reddine

ilişkin işlemin iptali istemiyle açılmış, İdare Mahkemesince; hak sahibi isim

listesinde davacıların murisinin isminin yer aldığı, depremden hak sahibi olup

halen konutlarda oturanlar bulunduğu, hak sahibi olup borçlanmasını yapan

birçok kişiye ev teslimi yapıldığı, bu genel ve özel niteliklibilgiler

ile davalı idarenin ilana ilişkin bilgi ve belgelerinin kurum arşivlerinde en

fazla 10-14 yıl süre ile saklayabileceği ve deprem olayının üzerinden 40 yıl

geçtiği hususları birlikte değerlendirildiğinde, hak sahibi listesindeki birçok

kişiye ev teslimi yapılmış olması durumunun, hak sahiplerinin borçlanmalarını

yapmaları ve bilahare konutlarını teslim almaları için ilanyapıldığının

göstergesi olduğu, davacılar murisinin 7269 sayılı Kanun kapsamında borçlanma

başvurusunu yapmadığı ve boçlanmasını tamamlamadığı,

bu nedenle davacıların başvurusunun reddine ilişkin dava konusu işlemde hukuka

aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş, bu karar,

davacılardan birisi tarafından temyiz edilmiştir.

7269 sayılı Umumi Hayatlara Müessir Afetler

Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanunun

13.maddesinin (a) bendinde, yapılacak işlemlere esas olmak üzere Bakanlıkça

kurulacak fen kurulları tarafından afetin meydana geldiği arazinin durumu ile

bütün yapılar ve kamu tesislerinin incelenerek hasar tespit raporunun

düzenleneceği, (d) bendinde, afete uğrayanların bulundukları yerlerde veya

başka yerlerde geçici olarak barınmalarını

sağlamak üzere, baraka vb. konutların inşaa

ettirilebileceği ve bu bend uyarınca yapılacak harcamalaın borçlandırmaya tabi tutulamayacağı, 28.

maddesinin birinci fıkrasında da,bu Kanundan

faydalanmak suretiyle inşaat kredisi verilmesini ya da bina yaptırılmasını

isteyenlerin İmar ve İskân Bakanlığınca yapılacak yardıma dair o yerde yapılan

ilandan itibaren iki ay içinde mahallin en büyük mülki amirine yazılı

müracaatta bulunmaları ve taahhütname vermelerinin mecburi olduğu

belirtilmiştir.

Aynı Kanunun 40. maddesinin birinci fıkrasında

ise, “Bu Kanuna göre arsa olarak dağıtılan veya üzerinde bina inşa edilen

taşınmaz mallar, hak sahiplerine borçlandırma senetleri imza ettirilmek sureti

ile verilir. Bayındırlık ve İskân Bakanlığınca o yerde borçlandırmanın ilanı

tarihinden itibaren Bakanlıkça kabul edilebilir mazereti dışında 2 ay

içerisinde borçlanmalarını yapmayanlarla, borçlanmasını yapmış olmasına rağmen

binayı Bakanlıkça mahallinde yaptırılacak duyurudan itibaren 45 gün içinde

teslim almayanların hak sahipliği kendiliğinden sona erer. Bu taşınmaz mallar üzerine, Türkiye Emlak Kredi

Bankasının isteği ile, bu banka lehine, tapu dairelerince borçlandırma

senetlerine dayanılarak, kanuni ipotek tesis olunur.” hükmü yer

almaktadır.

Afet Sebebiyle Hak Sahibi Olanların Tespiti

Hakkında Yönetmeliğin 16.maddesinde, bu yönetmelikte belirtilen esaslara ve

kurallara göre hak sahibi niteliğini taşıyanların, talep ve taahhütname

vermelerini sağlamak üzere durumun mahallinde ilan olunacağı, 17. maddesinde,

hak sahibi durumunda olanlardan inşaat kredisi verilmesini ya da bina yaptırılmasını

isteyenlerin 16.maddede belirtilen ilanın yapıldığı günden itibaren iki aylık

süre içerisinde mahallin en büyük mülki amirine yazılı olarak talep ve

taahhütname vermelerinin şart olduğu, afet gören yerlerin bitişiğinde veya

yakınında, üzerinde bina yaptırılmak üzere tespit edilip imar planına dâhil

edilen kısımlar içinde binaları kamulaştırılanlar için bu sürenin, kamulaştırma

kararının kendilerine bildirilmesinden veya bu durumun ilanından itibaren

hesaplanacağı, hastalık, askerlik ve benzer sebeplerle, süresinde talep ve

taahhütname verme imkânı bulamayanların durumlarının İmar ve İskân Bakanlığınca

takdir edileceği, 21. maddesinde ise hak sahipliği inceleme komisyonlarının

talep ve taahhütnameleri en kısa zamanda inceleyip değerlendirerek hak

sahipliği listelerini düzenleyeceği kurala bağlanmıştır.

Yukarıda aktarılan hükümlerin temel amacının,

binaların yıkılması, yanması veya oturulamayacak derecede ağır hasara uğraması

sebebiyle afete maruz kalanları hak sahibi olarak yapılacak yardımlardan

faydalandırmak olduğu tartışmasız olup, 7269 sayılı Yasa uyarınca hak sahibi

kabul edilebilmek için 28. madde gereğince yapılan ilandan itibaren iki ay

içinde mahallin en büyük mülki amirine yazılı müracaatta bulunarak taahhütname

verilmesinin gerekmesi yanında, aynı Yasanın 40. maddesi uyarınca taşınmaz

malların hak sahiplerine borçlandırma senetleri imza ettirilmek suretiyle

verilmesi, Bayındırlık ve İskân Bakanlığınca o yerde borçlandırmanın ilanı

cihetine gidilmesi ve ilan tarihinden itibaren hak sahiplerinin kabul

edilebilir mazeretler dışında 2 ay içerisinde borçlanmalarını yapmaları, binayı

da Bakanlıkça mahallinde yaptırılacak duyurudan itibaren 45 gün içinde teslim

almaları gerektiği açıktır.

Ayrıca Arşiv Hizmetleri Yönetmeliğinin 5.

maddesinde 'Kurum, arşiv malzemesi ve arşivlik malzemenin korunması ile ilgili

olarak; a) Yangın, hırsızlık, rutubet, su baskını, toz ve her türlü hayvan ve

haşeratın tahriplerine karşı gerekli tedbirlerin alınmasından, ... sorumludur'

ve kurum arşivlerinde bulunan belgelerin imhasına ilişkin 29. maddesinde 'Cari

işlemlerde fiilen rolü bulunan, saklanmalara belli sürelerde kanun ve diğer

mevzuatla tayin olunanlar (özel mevzuat hükümlerine göre lüzumlu görülenler) 30

uncu maddede sayılan malzeme içerisinde yer almış dahi olsalar, Mevzuatın tayin

ettiği zaman sınırı veya malzemede belirtilen süre içerisinde ayıklama ve imha

işlemine tabi tutulamazlar.' hükmüne yer verildiği, bu düzenleme uyarınca halen

yürürlükte olan, işlemleri tamamlanmamış, sonuçları beklenen, ilgilileri

açısında kesinleşmemiş işlemler, yani cari işlemler yönünden belgelerin imha

edilemeyeceğinin belirtildiği ve bu belgelerin yangın, hırsızlık rutubet vb.

olaylardan koruma yükümlülüğünün de idareye ait olduğu dikkate alındığında,

davalı idarenin, Arşiv Hizmetleri Yönetmeliği uyarınca belgelerin 10-14 yıl

süreyle saklama yükümlülüğünün olduğu ve 1982 yılında meydana gelen yangın

nedeniyle arşiv belgelerinin tahrip olduğu, dolayısıyla ilan belgelerinin

dosyaya sunulamamasından sorumluluğunun bulunmadığı yolundaki iddiasına itibar

edilmemiştir.

Dava dosyasının incelenmesinden; Diyarbakır

İli ve çevresinde 06.09.1975 tarihinde meydana gelen deprem nedeniyle Lice

İlçesi, Muradiye Mahallesinde evi hasar görenlerin 7269 sayılı Kanun hükümleri

gereğince hak sahibi kabul edildiği, “Hak Sahibi Kabul Edilenlere Ait İsim

Listesinde” evi hasar gören davacıların murisinin isminin de bulunduğu, hak

sahibi kabul edilmesine rağmen davacıların murisine konutunun bugüne kadar

teslim edilmediğinden bahisle Diyarbakır Valiliği Afet ve Acil Durum Yönetim

Müdürlüğü’ne başvuran davacıların, hak ettiği konutun verilmesi veya konut

yardımı yapılmasını talep ettiği, anılan başvurunundava

konusu işlemle reddi üzerine bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

7269 sayılı Kanunun 40.maddesinin

1.fıkrasındaki açık düzenleme gereğince ancak Bayındırlık ve İskân

Bakanlığı’nca o yerde borçlandırmanın ilanı tarihinden itibaren Bakanlıkça

kabul edilebilir mazereti dışında 2 ay içerisinde borçlanmalarını yapmayanların

hak sahipliği kendiliğinden sona erecektir.

Öte yandan, borçlanmaların yapılması için

herhangi bir duyuru yapıldığı ya da davacılar murisinin borçlanmasını yapmasına

rağmen konutunu teslim almadığı yolunda idarece dava dosyasına her hangi bir bilgi ve belge sunulamadığı gibi benzer

davalarda yapılan ara kararlarına alınan cevaplarda dailgililerin

borçlanmasını yapması ve konutunu teslim alması için ilanların yapıldığına dair

herhangi bir belge de sunulamamıştır.

Uyuşmazlıkta, 7269 sayılı Kanunun

40.maddesinin birinci fıkrasında yer alan amir hüküm gereği, Bayındırlık ve

İskân Bakanlığınca afetin meydana geldiği yerde borçlandırmanın ilanı cihetine

gidilmesi ve ilan tarihinden itibaren hak sahiplerinin kabul edilebilir

mazeretler dışında 2 ay içerisinde borçlanmalarını yapabilmelerinin sağlanması,

binayı teslim almaları için de ayrıca mahallinde duyuru yapılması gerektiğinden

ve olayda, hak sahiplerinin borçlanmalarını yapmaları ve bilahare konutlarını

teslim almaları için herhangi bir ilan ve duyuru yapıldığı yolunda davalı

idarece dava dosyasına bilgi ve belge sunulamadığından, Yasanın anılan

hükmünden söz edilerek hak sahibi olduğu anlaşılan ve süresi içinde talep ve

taahhütname vermediği yönünde herhangi bir iddiada da bulunulmayan davacıların

hak sahipliğinin devam ettiği hususu açıktır.

Bu durumda; borçlanmaların yapılması için

herhangi bir duyuru yapıldığı ya da davacıların murisinin borçlanmasını

yapmasına rağmen konutunu teslim almadığı yolunda idarece dava dosyasına bilgi

ve belge sunulamadığından, hak sahipliği devam eden davacı tarafın, hak ettiği

konutun verilmesi veya bedelinin karşılanması için gerekli işlemlerin yapılması

istemiyle yaptığı başvurunun zımnen reddine ilişkin işlemde hukuka uyarlık,

aksi yöndeki İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle; Diyarbakır 2. İdare

Mahkemesinin 21/03/2016 günlü, E:2015/1294, K:2016/453 sayılı kararının

BOZULMASINA [karar verildi.] "

37. Danıştay Ondördüncü Dairesince

verilen 7/6/2017 tarihli ve E.2016/7195, K.2017/3942 sayılı ;

16/11/2017 tarihli ve E.2015/7803, K.2017/6163 sayılı kararlar aynı yöndedir.

38. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun (İDDK) 9/2/2017

tarihli ve E.2016/3029, K.2017/538 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:

"Dava; Diyarbakır İli Lice İlçesi ve

çevresinde 06/09/1975 tarihinde meydana gelen depremde Hazro İlçesi, Kavaklıboğaz Köyü'nde bulunan konutunun hasar görmesi

nedeniyle 7269 sayılı Kanun hükümleri gereğince hak sahibi kabul edilen

davacının, hak sahibi olduğu konutun yapılması ya da kredi verilmesi suretiyle

mağduriyetinin giderilmesi için yaptığı başvuru üzerine Diyarbakır Valiliği İl

Afet ve Acil Durum Müdürlüğü'nce tesis edilen 11/09/2013 günlü 2647 sayılı

işlemin iptali istemiyle açılmıştır.

Diyarbakır 3. İdare Mahkemesi'nin24/04/2014

günlü, E: 2013/2636, K:2014/539 sayılı kararıyla; Diyarbakır ili ve çevresinde

06/09/1975 tarihinde meydana gelen deprem nedeniyle Hazro İlçesi, Kavaklıboğaz Köyü'nde evi hasar görenlerin 7269 sayılı

Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısiyle Alınacak

Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanun'un hükümleri gereğince hak sahibi

kabul edildiği, “Hak Sahibi Kabul Edilenlere Ait İsim Listesinde” evi hasar

görenlerin isimlerinin belirlendiği, söz konusu listede davacının ismi

yazıldığından davacının hak sahibi olduğu sonucuna varıldığı, 7269 sayılı

Kanunun 40.maddesinin birinci fıkrasında yer alan amir hüküm gereği,

Bayındırlık ve İskân Bakanlığınca afetin meydana geldiği yerde borçlandırmanın

ilanı cihetine gidilmesi ve ilan tarihinden itibaren hak sahiplerinin kabul

edilebilir mazeretler dışında 2 ay içerisinde borçlanmalarını yapabilmelerinin

sağlanması, binayı teslim almaları için de ayrıca mahallinde duyuru yapılması

gerektiği, uyuşmazlıkta hak sahiplerinin borçlanmalarını yapmaları ve bilahare

konutlarını teslim almaları için herhangi bir ilan ve duyuru yapıldığı yolunda

davalı idarece dava dosyasına bilgi ve belge sunulamadığı, ancak; davalı idare

tarafından sunulan belgelerden 06/09/1975 döneminde Hazro İlçesi, Kavaklıboğaz Köyü'nde borçlanılmak suretiyle yaptırılan

konutlarda oturanlara ait isim listesinde, davacı adına kayıtlı konut tespiti

yapıldığının görüldüğü, bu durumda, Diyarbakır İli ve çevresinde 06/09/1975

tarihinde meydana gelen depremde Hazro İlçesi, Kavaklıboğaz

Köyü'nde bulunan davacıya deprem konutunun teslim edildiğinin anlaşıldığı, bu

sebeple, davacı tarafından evinin hasar görmesi nedeniyle 7269 sayılı Kanun

hükümleri gereğince hak sahibi kabul edildiğinden bahisle adına konut verilmesi

ya da konut yardımı yapılması istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin dava

konusu işlemde hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle davanın reddine karar

verilmiştir.

Anılan karar Danıştay Ondördüncü

Dairesi'nin 03/06/2015 günlü, E: 2014/7624, K: 2015/4763 sayılı kararıyla;

borçlanmaların yapılması için bir duyuru yapıldığı ya da davacının

borçlanmasını yapmasına rağmen, konutunu teslim almadığı yolunda idarece, dava

dosyasına her hangi bir bilgi ve belge sunulamadığı gibi benzer davalarda

yapılan ara kararlarına alınan cevaplarda da,ilgililerin

borçlanmasını yapması ve konutunu teslim alması için ilanların yapıldığına dair

her hangi bir belge sunulamadığı, 7269 sayılı yasa gereği hak sahibi olduğu

anlaşılan ve süresi içinde talep ve taahhütname vermediği yönünde herhangi bir

bilgi ve belge de bulunmayan davacının hak sahipliğinin devam ettiği sonucuna

ulaşıldığı, idarece dosyayasunulan bilgi ve

belgelerde Hazro İlçesi, Kavaklıboğaz Köyü'nde davacı

adına konut tahsisiyapıldığının belirtildiği, bu

durumda; afet sebebiyle borçlanmalarını yapan hak sahiplerine yapılacak

konutların kalıcı (betonarme, kargir) konut olması gerektiği,adına kayıtlı olduğu iddia edilenafet

konutunun kalıcı konut olması halinde buna ilişkin bilgi, belge ve tapu

kayıtlarının istenildikten sonra incelenerek karar verilmesi gerektiği, eksik

incelemeyle verilen davanın reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararında hukuki

isabet görülmediği gerekçesiyle bozulmuş

ise de; İdare Mahkemesince, bozma kararına uyulmayarak, dava konusu işlemin

tesisine dayanak alınan mezkur Kanunda, afet sebebiyle borçlanmaları yapılan

hak sahiplerine yapılacak konutların betonarme-kargir

olması gerektiği yolunda bir düzenleme bulunmadığı gerekçesinin de eklenmesi

suretiyle davanın reddi yolundaki ilk kararda ısrar edilmiştir.

Davacı, Diyarbakır 3. İdare Mahkemesi'nin

15/02/2016 günlü, E:2016/54, K:2016/129 sayılı ısrar kararını temyiz etmekte ve

bozulmasını istemektedir.

Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden;

Diyarbakır 3. İdare Mahkemesi'nce verilen kararın usul ve hukuka uygun

bulunduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını

gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, davacının temyiz isteminin

reddine, Diyarbakır 3. İdare Mahkemesi'nin 15/02/2016 günlü, E:2016/54,

K:2016/129 sayılı ısrar kararının ONANMASINA, kararın tebliğ tarihini izleyen

15 (onbeş) gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak

üzere09/02/2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi. "

39. Danıştay Ondördüncü Dairesinin

6/11/2018 tarihli ve E.2017/4121, K.2018/6468 sayılı kararının ilgili kısımları

şöyledir:

"Hüküm veren Danıştay Ondördüncü

Dairesince; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 54. maddesinin 1.

fıkrasının (c) bendine göredavacının 7269 sayılı

Kanun hükümlerine göre hak sahibi olduğunu belirttiği Recep Kayanın

mirasçılarından olduğuna ilişkin mirasçılık

belgesini karar düzeltme dilekçesi ekinde sunduğu görülmekle kararın

düzeltilmesi istemi yerinde görüldüğünden Danıştay Ondördüncü

Dairesiningünlü, 29/06/2017günlü, E:2016/7199,

K:2017/4370 sayılı kararı kaldırılarak işin esası yeniden incelendi:

Dava; Diyarbakır İli ve çevresinde 06.09.1975

tarihinde meydana gelen depremde Hani İlçesi, Gürbüz Köyünde bulunan davacının

murisi Recep Kayanın evinin hasar görmesi nedeniyle 7269 sayılı Umumi Hayatlara

Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair

Kanun hükümleri gereğince hak sahibi kabul edildiğinden bahisle konut tahsis

edilmesi için yapılan başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle

açılmış, İdare Mahkemesince; hak sahiplerinin borçlanmalarını yapmaları ve

konutlarını teslim almaları için herhangi bir ilan ve duyuru yapıldığı yolunda

davalı idarece dava dosyasına bilgi ve belge sunulamadığından murisinhak sahipliğinin devam ettiği ve mirasçı sıfatıyla

davacının konut tahsis edilmesi istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin

işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline karar verilmiş, bu karar, davalı

idare vekili tarafından temyiz edilmiştir.

7269 sayılı Umumi Hayatlara Müessir Afetler

Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanunun 02/07/1968

tarihli, 1051 sayılı Kanunun 1. maddesiyle değişiklik yapılan; 13. maddesinin (a) bendinde, yapılacak

işlemlere esas olmak üzere Bakanlıkça kurulacak fen kurulları tarafından afetin

meydana geldiği arazinin durumu ile bütün yapılar ve kamu tesislerinin

incelenerek hasar tespit raporunun düzenleneceği, 28. maddesinin birinci fıkrasında bu Kanundan faydalanmak

suretiyle inşaat kredisi verilmesini ya da bina yaptırılmasını isteyenlerinBakanlıkça yapılacak yardıma dair o yerde

yapılan ilandan itibaren iki ay içinde

mahallin en büyük mülki amirine yazılı müracaatta bulunmaları ve taahhütname

vermelerinin mecburi olduğu, 40.

maddesinde bu Kanuna göre arsa olarak dağıtılan veya üzerinde bina

inşa edilen taşınmaz malların hak sahiplerine borçlandırma senetleri imza

ettirilmek sureti ile verileceği, bu taşınmaz malların üzerine Türkiye Emlak

Kredi Bankasının isteği ile bu banka lehine tapu dairelerince borçlandırma

senetlerine dayanılarak kanuni ipotek tesis olunacağı hükmü yer almaktadır.

Afet Sebebiyle Hak Sahibi

Olanların Tespiti Hakkında Yönetmeliğin 16. maddesinde, bu yönetmelikte belirtilen esaslara ve kurallara göre hak sahibi

niteliğini taşıyanların, talep ve taahhütname vermelerini sağlamak üzere

durumun mahallinde ilan olunacağı, 17.

maddesinde, hak sahibi durumunda olanlardan inşaat kredisi

verilmesini ya da bina yaptırılmasını isteyenlerin 16.maddede belirtilen ilanın

yapıldığı günden itibaren iki aylık süre

içerisinde mahallin en büyük mülki amirine yazılı olarak talep ve taahhütname

vermelerinin şart olduğu, afet gören yerlerin bitişiğinde veya yakınında,

üzerinde bina yaptırılmak üzere tespit edilip imar planına dâhil edilen

kısımlar içinde binaları kamulaştırılanlar için bu sürenin, kamulaştırma

kararının kendilerine bildirilmesinden veya bu durumun ilanından itibaren

hesaplanacağı, hastalık, askerlik ve benzer sebeplerle, süresinde talep ve

taahhütname verme imkânı bulamayanların durumlarının İmar ve İskân Bakanlığınca

takdir edileceği, 21. maddesinde

ise hak sahipliği inceleme komisyonlarının talep ve taahhütnameleri en kısa

zamanda inceleyip değerlendirerek hak sahipliği listelerini düzenleyeceği

kurala bağlanmıştır.

Yukarıda aktarılan hükümlerin temel amacının,

binaların yıkılması, yanması veya oturulamayacak derecede ağır hasara uğraması

sebebiyle afete maruz kalanları hak sahibi olarak yapılacak yardımlardan

faydalandırmak olduğu tartışmasız olup, 7269 sayılı Yasa uyarınca hak sahibi

kabul edilebilmek için 28. madde gereğince yapılan ilandan itibaren iki ay

içinde mahallin en büyük mülki amirine yazılı müracaatta bulunarak taahhütname

verilmesinin gerekmesi yanında, aynı Yasanın 40. maddesi uyarınca taşınmaz

malların hak sahiplerine borçlandırma senetleri imza ettirilmek suretiyle

borçlanmalarının yapılarak Bayındırlık ve İskân Bakanlığınca mahallinde

yaptırılacak duyurudan itibaren konutlarının hak sahiplerince teslim alınması

gerektiği açıktır.

Dosyanın incelenmesinden; Diyarbakır İli ve

çevresinde 06.09.1975 tarihinde meydana gelen depremde Hani İlçesi, Gürbüz

Köyünde bulunan davacının murisi Recep Kayanın evinin hasar görmesi nedeniyle

7269 sayılı Kanun hükümleri gereğince hak sahibi kabul edildiğinden bahisle

konut tahsis edilmesi için yapılan başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali

istemiyle bakılan davanın açıldığı, İdare Mahkemesince hak sahiplerinin

borçlanmalarını yapmaları ve konutlarını teslim almaları için herhangi bir ilan

ve duyuru yapıldığı yolunda davalı idarece dava dosyasına bilgi ve belge

sunulamadığından murisinhak sahipliğinin devam ettiği

ve mirasçı sıfatıyla davacının konut tahsis edilmesi istemiyle yaptığı

başvurunun reddine ilişkin işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle dava

konusu işlemin iptaline karar verildiği, dava

dilekçesinde ve davalı idare savunmasında ise deprem nedeniyle konutlar

yapıldığının ve bazı hak sahiplerine bunların teslim edildiğinin belirtildiği anlaşılmıştır.

Olayda, her ne kadar 7269 sayılı Kanunun 40.

maddesinin birinci fıkrasında yer alan amir hüküm gereği, Bakanlıkça afetin

meydana geldiği yerde hak sahiplerinin borçlanmalarını yapabilmelerinin

sağlanması, binayı teslim almaları için de ayrıca mahallinde duyuru yapılması

gerektiği, ancak hak sahiplerinin borçlanmalarını yapmaları ve bilahare

konutlarını teslim almaları için herhangi bir ilan ve duyuru yapıldığı yolunda

davalı idarece dava dosyasına bilgi ve belge sunulamamış ise de dava dilekçesi,

idare savunması ve dava konusu olayla benzer nitelikteki dosyaların birlikte

incelenmesinden; 1975 yılında Lice İlçesi merkezli olarak meydana gelen

depremde 8159 ailenin ağır hasar ve yıkık binalardan dolayı hak sahibi olarak

kabul edildiği, 1975 yılında ihale usulü ile Lice merkezinde 1625 konut,

köylerinde 1415 konut yapıldığı, aynı dönemde Hani,

Kulp ve Lice ilçeleri ve köylerinde 1369 konut yapıldığı, 1976 yılında ilçe ve

köylerde toplam 2706 konut yapıldığı, toplamda 7115 konutun tamamlanıp hak

sahiplerine teslim edildiği, Lice ve Hani ilçe merkezlerinde yapılan konutların

tamamının hak sahiplerine teslim edildiği, hak sahibi olup borçlanmayan ve

borçlanma işlemlerini tamamlayıp halen konutlarda oturanların olduğu, 2013

yılında yapılan tespitlerde konutlarda hak sahipleri veya murislerinin

oturduğu, bubilgiler vedeprem

olayının üzerinden 40 yıl geçtiği dikkate alındığında, davacının da dilekçesinde deprem nedeniyle konutlar

yapıldığını murisi dışındaki bazı hak sahiplerine bunların teslim edildiği

yönündeki açıklamaları birlikte değerlendirildiğinde, hak sahibi

listesindeki birçok kişiye ev teslimi yapılmış olması durumunun, hak

sahiplerinin borçlanmalarını yapmaları ve bilahare konutlarını teslim almaları

için ilan ve duyuru yapıldığının kabulünü gerektirdiği, aynı yörede birçok

aileye konut yardımı yapılırken ilan ve duyuru yapılmadığının kabul edilmesinin

davacının murisinin yapılan konut teslimlerinden haberdar olmamasının hayatın

olağan akışına aykırı olduğu sonucuna varılmaktadır.

Bu durumda, davacının murisi hak sahibi

listesinde yer almasına ve aynı yörede birçok kişiye konut yardımı yapılmasına

karşın, hak sahibinin 7269 sayılı Kanun hükümleri uyarınca ilgili idarelere

konut yardımı için süresinde başvuruda bulunup taahhütname verdiğine ve

borçlandırıldığına dair belgelerin dosyada yer almadığı anlaşıldığından, dava

konusu işlemde hukuka aykırılık aksi yöndeki Mahkeme kararında ise hukuki

isabet görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle; Diyarbakır 3. İdare

Mahkemesinin 31/03/2016 günlü, E:2015/1201, K:2016/340 sayılı kararının BOZULMASINA,"

B. Uluslararası Hukuk

1. Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi

40. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün "Mülkiyetin korunması" kenar

başlıklı 1. maddesi şöyledir:

"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk

dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak

kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun

genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin

kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da

başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli

gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel

getirmez."

2. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı

41. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) adil yargılanma

hakkının hukukun üstünlüğünün sözleşmeci devletlerin ortak mirası olduğunu

belirten Sözleşme’nin ön sözüyle birlikte yorumlanması gerektiğini

belirtmektedir. Hukukun üstünlüğünün temel unsurlarından biri, hukuki

durumlarda belirli bir istikrarı garanti altına alan ve kamuoyunun mahkemelere

olan güvenine katkıda bulunan hukuki güvenlik ilkesidir. Toplumun yargısal

sisteme olan güveni hukuk devletinin esaslı unsurlarından biri olmasına rağmen

birbirinden farklı yargı kararlarının devamlılık arz etmesi, bu güveni

azaltacak nitelikte bir hukuki belirsizlik durumu yaratabilecektir (Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye [BD], B.

No: 13279/05, 20/10/2011, § 57).

42. Diğer yandan bireylerin makul güvenlerinin korunması ve

hukuki güvenlik ilkesi, içtihadın değişmezliği şeklinde bir hak

bahşetmemektedir (Unédic/Fransa, B. No: 20153/04, 18/12/2008, §

74; Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, § 58).

Mahkemelerin yorumlarında dinamik ve evrilen bir

yaklaşımın sürdürülememesi reform ya da gelişimi engelleyeceğinden kararlardaki

değişim, adaletin iyi idaresine aykırılık teşkil etmez (Atanasovski/Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti, B.

No: 36815/03, 14/1/2010, § 38).

43. Yüksek mahkemelerin oynaması gereken rol tam da yargı

kararlarında doğabilecek içtihat farklılıklarına bir çözüm getirmektir. Bununla

birlikte yeni kabul edilmiş bir yasanın yorumlanmasında olduğu gibi bazı

hâllerde içtihadın müstakar hâle gelmesinin belirli bir zamana ihtiyaç duyacağı

açıktır (Zielinski ve Pradal ve Gonzalez ve Diğerleri/Fransa [BD], B. No:

24846/94..., 34173/96, 28/10/1999, § 59; Schwarzkopf ve Taussik/Çek Cumhuriyeti

(k.k.), B. No: 42162/02, 2/12/2008).

44. AİHM, açık bir keyfîlik bulunan

durumlar hariç ulusal mahkemelerin iç hukuku yorumlama şeklini sorgulamanın

kendi görevi olmadığına dikkat çekmektedir. Benzer şekilde bu konuda -görünüşe

göre benzer davalarda verilmiş olsalar bile- ulusal mahkemelerin farklı

kararlarını karşılaştırmak da prensipte AİHM'in

görevi değildir (Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, § 50).

45. AİHM, mahkeme kararlarının çatışma ihtimalinin her biri

kendi yargı alanında yetkili olan yargılama ve temyiz mahkemeleri ağına dayalı

yargı sistemlerinin doğal bir özelliği olduğunu kabul etmiştir. Bu tip

uyuşmazlıklar aynı mahkeme içinde de ortaya çıkabilmektedir. Bu durum, kendi

içinde Sözleşme'ye aykırı olarak değerlendirilemez (Santos Pinto /Portekiz,

B. No: 39005/04, 20/5/2008, § 41; Tudor Tudor/Romanya, B. No: 21911/03, 24/3/2009, § 29;

Remuszko/Polonya, B. No: 1562/10, 16/7/2013, § 92; Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, § 51).

46. AİHM, bu konuda hüküm verirken değerlendirmesinin dayandığı

kriterleri açıklamıştır. Söz konusu kriterler yüksek mahkemenin içtihadında derin ve süregelen farklılıklar olup

olmadığı, iç hukukta bu tutarsızlıkların üstesinden gelmek için bir mekanizma

bulunup bulunmadığı, bu mekanizmanın uygulanıp uygulanmadığı ve uygulandıysa ne

ile sonuçlandığının tespitine dayanmaktadır (Beian/Romanya (No.1), B.

No: 30658/05, 6/12/2007, §§ 37, 39; Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, § 53).

47. AİHM, bu bağlamda mahkemelerin uygulamalarında tutarlılığın

ve içtihatlarında yeknesaklığın sağlanması için mekanizmalar oluşturulmasının

önemini birçok defa hatırlatmış; yargı sistemlerini birbirine zıt kararlar

verilmesini önleyecek şekilde yapılandırmanın devletlerin sorumluluğunda

olduğunu ifade etmiştir. Ne var ki bu ilkelerin AİHM'in

incelemek durumunda kaldığı çelişen yorumların bir yüksek mahkemenin

birleştirici yetkisini uygulayabileceği yasal hükümlerle bağlantılı olarak

yargı sisteminin aynı dalında meydana gelen davalar için öngörüldüğü

belirtilmelidir (Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, §§ 55,

80).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

48. Mahkemenin 3/7/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Adli Yardım Talebi

Yönünden

49. Anayasa Mahkemesinin Mehmet

Şerif Ay (B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkeler

dikkate alınarak geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin yargılama

giderlerini ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun açıkça

dayanaktan yoksun olmayan adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi

gerekir.

B. Adil Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

50. Başvurucu, depremden sonra kendisine geçici veya kalıcı

nitelikte konut teslimi yapılmadığından yakınmıştır. Diğer taraftan başvurucu;

İdarenin iddiasını ispatlayamadığını, buna rağmen İstinaf Mahkemesinin soyut

gerekçelerle davanın reddine karar verdiğini belirtmiştir. Konuya ilişkin emsal

dava dosyaları sunan başvurucu, İstinaf Mahkemesinin kararından sonra Danıştay Ondördüncü Dairesince verilen kararlarda İstinaf Mahkemesi

kararına dayanak teşkil eden Arşiv Yönetmeliği hükümlerine itibar edilmediğini

ifade etmiştir. Başvurucu, aynı köyde yaşayan diğer hak sahipleri tarafından

açılan davalarda Danıştayın bozma kararı üzerine

idari işlemin iptaline ilişkin hükümler tesis edildiğinin altını çizmiştir.

Başvurucu, bazı hak sahiplerince açılan davalarda ise ilk derece mahkemesince

verilen idari işlemin iptaline ilişkin kararların onandığını vurgulamıştır. Hâl

böyle iken aynı durumda olan bazı hak sahiplerine kesinleşen kararlar

neticesinde konut teslimatlarının yapılırken kendisinin verilen karar

neticesinde hakkına kavuşamadığını öne süren başvurucu, aynı mağduriyeti

yaşayan hak sahipleri arasında yasal dayanağı olmayan, hukuka aykırı bir durum

yaratıldığını ifade ederek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

51. Bakanlık,

görüş bildirmemiştir.

2. Değerlendirme

52. Anayasa'nın "Hak

arama hürriyeti" kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"Herkes, meşru vasıta ve yollardan

faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve

savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

53. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar

verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan hakkaniyete

uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

54. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında, kanun

yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda

incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde dava

konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile

uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvurukonusu olamaz. Ancak bireysel başvuru kapsamındaki

hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden, bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik içeren tespit ve sonuçlar bu kapsamda değildir (Ahmet Sağlam, B. No: 2013/3351, 18/9/2013,

§ 42).

55. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında; herkesin

yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu

olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır.

3/10/2001 tarihli ve 4709 sayılı Kanun'un, Anayasa'nın 36. maddesinin birinci

fıkrasına adil yargılanma hakkı

ibaresinin eklenmesine ilişkin 14. maddesinin gerekçesine göre değişiklikle

Türkiye Cumhuriyeti’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence

altına alınmış olan adil yargılanma hakkı metne dâhil edilmiştir. Dolayısıyla

Anayasa'nın 36. maddesinde herkesin adil yargılanma hakkına sahip olduğu ibaresinin

eklenmesinin amacının Sözleşme'de düzenlenen adil

yargılanma hakkını anayasal güvence altına almak olduğu anlaşılmaktadır (Yaşar Çoban [GK], B. No: 2014/6673, 25/7/2017,§ 53).

56. Adil yargılanma hakkı uyuşmazlıkların çözümlenmesinde hukuk

devleti ilkesinin gözetilmesini gerektirmektedir. Anayasa'nın 2. maddesinde

Cumhuriyet'in nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti, Anayasa'nın tüm

maddelerinin yorumlanması ve uygulanmasında gözönünde

bulundurulması zorunlu olan bir ilkedir.

57. Bu noktada hukuk devletinin gereklerinden birini de hukuk

güvenliği ilkesi oluşturmaktadır (AYM, E.2008/50, K.2010/84, 24/6/2010 ve

E.2012/65, K.2012/128, 20/9/2012). Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı

amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi hukuk normlarının öngörülebilir olmasını,

bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de

yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını

gerekli kılar. Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de

idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık,

net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî

uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir (AYM,

E.2013/39, K.2013/65, 22/5/2013).

58. Hukuk kurallarının ne şekilde yorumlanacağı veya birden

fazla yorumunun mümkün olduğu durumlarda bu yorumlardan hangisinin

benimseneceği derece mahkemelerinin yetkisinde olan bir husustur. Anayasa

Mahkemesinin, bireysel başvuruda derece mahkemelerince benimsenen yorumlardan

birine üstünlük tanıması veya derece mahkemelerinin yerine geçerek hukuk

kurallarını yorumlaması bireysel başvurunun amacıyla bağdaşmaz. Anayasa

Mahkemesinin kanunilik ilkesi bağlamındaki görevi, hukuk kurallarının birden

fazla yorumunun hukuki belirlilik ve öngörülebilirliği etkileyip etkilemediğini

tespit etmektir(Mehmet

Arif Madenci, B. No: 2014/13916, 12/1/2017, § 81).

59. Yargı yetkisini kullanan mahkemeler, aynı mahiyetteki

davalarda uyuşmazlığın çözümü için gerekli olan bir yasa hükmünü uygularken bir

hukuki müesseseyi değerlendirirken ya da uyuşmazlığın çözümünde takip edilecek

usulü belirlerken birbirinden farklı ilke ve yorumlar benimseyebilir; bunun

doğal sonucu olarak da farklı bir içtihat geliştirebilirler. İçtihat farklılığından

söz edilebilmesinin ön koşulu, dava konusu edilen uyuşmazlıkların özü

itibarıyla aynı mahiyette olmasıdır. Dolayısıyla uyuşmazlıkların içeriğinin ve

niteliğinin örtüşmediği, esaslı noktalarda ayrıldığı durumlarda verilen

kararlar arasındaki farklılık da içtihat farklılığı olarak değerlendirilemez (Engin Selek, B. No: 2015/19816, 8/11/2017,

§ 54).

60. İçtihat farklılığı, aynı yargı kolu içine dâhil mahkemeler

arasında oluşabileceği gibi birbirinden tamamen bağımsız, aralarında yargısal

anlamda bir hiyerarşi ilişkisi olmayan birden fazla yargı koluna dâhil

mahkemeler arasında da oluşabilir (Engin

Selek, § 55).

61. Birbiriyle çelişen kararlar, belirli bir yargı kolundaki tek

Yüksek Mahkemenin farklı daireleri tarafından ya da yine aynı yargı kolu içinde

fakat son derece mahkemesi sıfatını haiz, nihai hüküm veren çeşitli mahkemeler

tarafından verilebilir (Engin Selek,

§ 56).

62. Yargısal kararlardaki değişiklikler, hukukun dinamizmini ve

mahkemelerin yaklaşımlarını yaşanan gelişmelere uyarlama kabiliyetlerini

yansıtması yönüyle olumludur. Ancak uygulamadaki birlikteliği sağlamaları

beklenen Yüksek Mahkemeler içinde yer alan dairelerin benzer davalarda tatmin

edici bir gerekçe göstermeksizin farklı sonuçlara ulaşmaları, bir kararın

belirli bir daireye düştüğü takdirde onanacağı, başka bir daire tarafından ele

alındığı takdirde bozulacağı gibi ihtimale dayalı ve birbirine zıt sonuçları

ortaya çıkarır. Bu ise hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine ters

düşecektir. Ayrıca böyle bir algının toplumda yerleşmesi hâlinde bireylerin

yargı sistemine ve mahkeme kararlarına duymaları beklenen güven zarar görebilir

(Türkan Bal [GK], B. No:

2013/6932, 6/1/2015, § 64).

63. Hukukun üstünlüğü ilkesi gereği yargı sistemine olan bu

güveni sağlamak ve korumakla yükümlü olan devlet, aynı yargı koluna dâhil

mahkemeler arasındaki derin ve süregelen içtihat farklılıklarını ortadan

kaldırabilecek nitelikte bir mekanizmayı kurmak ve bu mekanizmanın etkin bir

şekilde işleyişini sağlayacak düzenlemeler yapmakla yükümlüdür. Bu yükümlülük,

adil yargılanma hakkının güvencelerinden biri olarak kabul edilmelidir.(Engin

Selek, § 58).

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

64. Somut başvurunun konusu, İstinaf Mahkemesi kararları ile

Danıştay Ondördüncü Dairesi içtihatları arasında

uyumsuzluk olduğu iddiasıdır. Bu bağlamda aynı yargı kollarına dâhil

mahkemelerin aynı tip uyuşmazlıkların çözümünde uyguladıkları aynı kanun

hükmünü farklı şekilde yorumlamasından kaynaklanan bir tutarsızlıktan söz

edilmektedir.

65. Başvurucunun yukarıda yer verilen iddialarının (bkz. § 50) mahiyeti

itibarıyla Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası anlamında bir kanun

yolu şikâyetinin ilerisine geçtiği anlaşılmaktadır. Bu itibarla somut başvuruda

öncelikle derin ve süre gelen bir içtihat farklılığının varlığı, içtihat

farklılığı nedeniyle meydana gelen tutarsızlıkların üstesinden gelmek için bir

mekanizmanın bulunup bulunmadığı, böyle bir mekanizma var ise bu mekanizmanın

uygulanıp uygulanmadığı, uygulandıysa ne ile sonuçlandığı incelenmelidir.

66. Başvurucu,

idari işlemin iptali istemiyle açılan davalarda 7269 sayılı Kanun'un

uygulanması ve bu bağlamda hak sahipliği noktasında İstinaf Mahkemesinin

aleyhine sonuç doğuracak şekilde Danıştay Ondördüncü

Dairesinin benimsediği yaklaşımdan farklı bir yaklaşım benimsemesinden şikâyet

etmektedir.

67.Öncelikle belirtmek gerekir ki içtihat farklılığından söz

edilebilmesi için gerekli olan uyuşmazlıkların

özü itibarıyla aynı mahiyette olması ön koşulunun somut başvuru

yönünden gerçekleştiği görülmektedir (Engin

Selek, § 63). Zira içtihat farklılığına konu uyuşmazlıklarda ortak

temel olgu, başvurucunun hak sahipliğinin devam edip etmemesidir. Çelişki,

başvurucu ve İdarenin hak sahipliği için kanunda öngörülen süreçleri usulüne

uygun olarak yerine getirip getirmedikleri hususunda ortaya çıkmaktadır. Bu

çelişkinin sebeplerinden biri 1975 yılında meydana gelen depremle ilgili olarak

hak sahipliğinin devam edip etmediğinin tespit edilmesi noktasında İdarenin

sorumluluğunun devamı hakkında ArşivYönetmeliği'ne

ilişkin olarak yapılan yorum ve değerlendirmelerin farklılığıdır. Diğer neden

ise 1975 ve 1976 yıllarında tamamlanarak hak sahiplerine teslim edilen

konutların geçici konut mu, kalıcı konut mu niteliğinde olduğunun net olarak

ortaya konulmamasından kaynaklanmaktadır.

68. İstinaf Mahkemesi kararı, depremin üzerinden kırk yıl

geçtiği, deprem nedeniyle 8.159 ailenin hak sahibi kabul edildiği, toplamda

7.115 konutun tamamlanıp teslim edildiği, Arşiv Yönetmeliği'nin ilgili

maddesine istinaden olayla ilgili arşiv kayıtlarının ibraz edilememesi

nedeniyle İdareye atfedilebilecek bir sorumluluğun bulunmadığı, somut olay gözönünde bulundurularak normal ve mutat olmayan bir

durumun iddia olunması hâlinde ispat külfetinin bunu iddia eden tarafa ait

olacağı, başvurucunun ise borçlanma başvurusu yaptığına ve borçlanmasını

tamamladığına ilişkin bilgi ve belge sunamadığı ana fikrine dayanmaktadır (bkz.

§ 15). İDDK 9/2/2017 tarihinde ilk derece mahkemesinin ısrar kararını onamak

suretiyle bu yorumu desteklemiştir.

69. Danıştay Ondördüncü Dairesi ise

uzunca bir süre deprem sebebiyle hak sahipliğinden yararlandırılması yönündeki

talebi içeren uyuşmazlıklarda İstinaf Mahkemesi ile aksi yönde bir uygulama

benimsemiştir. Bu bağlamda Daire, ilk derece mahkemelerince verilen idari

işlemin iptaline ilişkin kararların onanmasına hükmederken davanın reddine

ilişkin hükümlerin ise bozulmasına hükmetmiştir.

70. Daire, bozma kararlarında Arşiv Yönetmeliği'ni yorumlamış;

Yönetmelik'te yürürlükte olan, işlemleri tamamlanmamış, sonuçları beklenen,

ilgilileri açısından kesinleşmemiş işlemler yani cari işlemler yönünden

belgelerin imha edilemeyeceğinin belirtildiğini vurgulamıştır. Daire ayrıca bu

belgeleri yangın, hırsızlık rutubet vb. olaylardan koruma yükümlülüğünün de

İdareye ait olduğunu belirterek olayla ilgili arşiv kayıtlarının ibraz

edilememesi nedeniyle İdareye atfedilebilecek bir sorumluluğun bulunmadığı

yolundaki iddiaya itibar edilemeyeceğini ifade etmiştir. Yine bozma

kararlarında Daire; borçlanmaların yapılması için herhangi bir duyuru yapıldığı

ya da başvurucunun borçlanmasını yapmasına rağmen konutunu teslim almadığı

yolunda idarece dava dosyasına bilgi ve belge sunulamadığını, hâl böyle iken

hak sahipliği devam eden başvurucunun hak ettiği konutun verilmesi veya

bedelinin karşılanması için gerekli işlemlerin yapılması istemiyle yaptığı

başvurunun zımnen reddine ilişkin işlemde hukuka uyarlık bulunmadığını tespit

etmiş ve ilk derece mahkemesi kararının bozulmasına hükmetmiştir (bkz. § 19).

71. Danıştay Ondördüncü Dairesinin

içtihadı bu yönde iken daha sonra önüne gelen aynı konudaki başka bir

uyuşmazlıkta istinaf mahkemeleri ve İDDK'nın

uygulamalarını esas alarak 6/11/2018 tarihli kararı ile önceki içtihadından

dönmüştür (bkz. § 39).

72. Somut olayda başvurucu hakkında aynı konuda istinaf

mahkemeleri ve Danıştay Ondördüncü Dairesi tarafından

verilen farklı karar bulunmakla birlikte bu durum, istinaf mahkemelerinin

Danıştay Ondördüncü Dairesinin kökleşmiş içtihadından

ayrılarak İDDK'nın yaklaşımını benimsemesinden

kaynaklanmıştır. Sonuç olarak Danıştay Ondördüncü

Dairesi sonradan önüne gelen bir uyuşmazlıkla ilgili olarak başvurucu lehine

olan bu yaklaşımı terk ederek istinaf mahkemeleri ve İDDK içtihatlarıyla uyumlu

karar vermiştir (bkz. § 39).

73. Hâl böyle iken İstinaf Mahkemesinde neticelenen davalar ile

Danıştay Ondördüncü Dairesinde neticelenen davalar

arasında farklılıklar giderilmiş, içtihat istikrar kazanmıştır. Yukarıda da

değinildiği üzere yargı mercileri arasındaki bölgesel veya görevsel yetki

farklılıkları sebebiyle içtihat farklılığına yol açılabilmesi kaçınılmaz bir

sonuç olarak görülmelidir. Bu bağlamda yargılamanın hakkaniyete uygun

olabilmesi kapsamında hukuk devleti ile hukuk güvenliği ilkelerine uyulduğundan

söz edilebilmesi için öncelikli olan, ilgili yargısal süreçte oluşabilecek

içtihat farklılığının giderilmesidir.

74. Somut olayda ise ilk defa 2011 yılında başlayan süreçte

Danıştay Ondördüncü Dairesinin içtihadıyla davaların

kabulüne karar verilmiş olmakla birlikte ilk derece mahkemesinin davanın

reddine ilişkin ısrar kararı üzerine İDDK tarafından verilen onama kararı

doğrultusunda Dairece 6/11/2018 tarihinde karar verilmiştir. Böylelikle

başvurucunun şikâyet ettiği içtihat farklılığının yargısal süreçte çözümlendiği

görülmektedir. Bu durumda çözüme kavuşturulan sonucun ise başvurucunun lehine

olmadığı dikkate alındığında söz konusu içtihat farklılığı nedeniyle

yargılamanın hakkaniyete aykırı olduğu söylenemez.

75. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa'nın 36.

maddesinde güvence altına alınan hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal

edilmediğine karar verilmesi gerekir.

C. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin

İddia

1. Başvurucunun İddiaları

76. Başvurucu 1975 yılında Lice'de yaşanan deprem sebebiyle hak

sahibi kabul edildiğini ancak kendisine başvurusuna rağmen konut tahsisi

yapılmadığını belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

77. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir kimse

önce böyle bir hakkının var olduğunu kanıtlamak zorundadır (Mustafa Ateşoğlu ve diğerleri, B. No:

2013/1178, 5/11/2015, § 54). Bu nedenle öncelikle başvurucunun Anayasa'nın 35.

maddesi uyarınca korunmayı gerektiren mülkiyete ilişkin bir menfaate sahip olup

olmadığı noktasındaki hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekir (Cemile Ünlü, B. No: 2013/382, 16/4/2013, §

26; İhsan Vurucuoğlu,

B. No: 2013/539, 16/5/2013, § 31).

78. Mülkiyet hakkı, özel hukukta veya idari yargıda kabul edilen

mülkiyet hakkı kavramlarından farklı bir anlam ve kapsama sahip olup bu

alanlarda kabul edilen mülkiyet hakkı, yasal düzenlemeler ile yargı

içtihatlarından bağımsız olarak özerk bir yorumla ele alınmalıdır (Hüseyin Remzi Polge,

B. No: 2013/2166, 25/6/2015, § 31; Mustafa

Ateşoğlu ve diğerleri, § 51).

79. Anayasa'nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkı mevcut

mal, mülk ve varlıkları koruyan bir güvencedir. Bir kişinin hâlihazırda sahibi

olmadığı bir mülkün mülkiyetini kazanma hakkı -kişinin bu konudaki menfaati ne

kadar güçlü olursa olsun- Anayasa'yla korunan mülkiyet kavramı içinde değildir.

Bu bağlamda belirtmek gerekir ki Anayasa'nın 35. maddesi soyut bir temele

dayalı olarak mülkiyete erişmeyi ve mülkiyeti edinmeyi değil mülkiyet hakkını

güvence altına almaktadır. Bu hususun istisnası olarak belli durumlarda bir ekonomik değer veya icrası mümkün bir alacağı elde etmeye yönelik meşru bir beklenti Anayasa'da yer alan

mülkiyet hakkı güvencesinden yararlanabilir (Kemal

Yeler ve Ali Arslan Çelebi, B. No: 2012/636, 15/4/2014, §§ 36, 37; Mehmet Şentürk [GK], B. No: 2014/13478,

25/7/2017, §§ 41, 53; Mustafa Ateşoğlu ve

diğerleri, §§ 52-54).

80. Meşru beklenti objektif temelden uzak bir beklenti olmayıp

belirli bir kanun hükmüne veya başarılı olma ihtimalinin yüksek olduğunu

gösteren yerleşik bir yargı içtihadına ya da aynı menfaatle ilgili hukuki bir

işleme dayanan yeterli derecede, somut nitelikteki bir beklentidir (Selçuk Emiroğlu, B. No: 2013/5660,

20/3/2014, § 28; Mehmet Şentürk,

§ 42). Dolayısıyla Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma kapsamında olan meşru

beklentiye dayalı mülkiyet hakkının tespiti mevcut hukuk sisteminde iddia

edilen mülkiyet iddiasının tanınmasına bağlı olup bu tespit, mevzuat hükümleri

ve yargı kararlarıyla yapılmaktadır (Üçgen

Nakliyat Ticaret Ltd. Şti., B. No: 2013/845, 20/11/2014, § 37).

Temelsiz bir hak kazanma beklentisi veya sadece mülkiyet hakkı kapsamında ileri

sürülebilir bir iddianın varlığı meşru beklentinin kabulü için yeterli değildir

(Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi,

§ 37).

81. Somut olayda başvurucu deprem sebebiyle hak kazandığı hâlde

kendisine konut tahsisi yapılmadığından yakınmaktadır. Başvurucunun adına bir

konut tahsisi yapılmadığına göre bir mülkünün olmadığı tartışmasızdır. Bununla

birlikte başvurucunun şikâyetine konu konutun mülkiyetini edinme yönünde meşru

bir beklentisinin olup olmadığı tartışılmalıdır.

82. Meşru bir beklentinin varlığından söz edilebilmesi için bu

beklentinin dayandığı koşulların gerçekleştiğinin somut bir temele dayalı

olarak ispat edilmesi gerekir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Mehmet Şentürk, § 48). Diğer bir deyişle

somut olay bağlamında konut yardımı yapılanlar yönünden hak sahipliğinin

konutun mülkiyetinin kazanılacağı yolunda meşru beklenti doğurabilmesi için hak

sahipliği yönünden başvurucunun ilgili mevzuatta aranan koşulları taşıması

gerekmektedir.

83. Buna göre olayda derece mahkemeleri, deprem nedeniyle konut

tahsisi yapılabilmesi için başvurucunun hak sahibi kabul edilmesi yanında 7269

sayılı Kanun'un 40. maddesine göre ayrıca borçlandırmanın ilanı tarihinden

itibaren iki ay içinde borçlandırma yapmasının zorunluluğuna işaret etmiştir.

Başvurucu açtığı davada, hâlen hak sahibi olduğunu öne sürmüştür. Ancak derece

mahkemeleri her ne kadar ilan yapıldığına ilişkin İdare tarafından bir belge

sunulmamış olsa da 1975 yılından İdareye başvuruda bulunulan 2016 yılına kadar

geçen sürede başvurucunun ikamet ettiği yörede çok sayıda kalıcı konut

tahsisinin yapılmış olduğuna işaret ederek söz konusu ilanın yapıldığını kabul

etmiş ve başvurucunun da bunun hak sahipliği koşullarının devam ettiğini ispat

eden bir belge sunamadığını belirtmiştir.

84. Meşru beklentinin varlığını gösterir ilgili koşulların

mevcut olup olmadığını değerlendirme konusundaki takdir yetkisi -kural olarak-

yargılamada sunulan delillere ilk elden ulaşma imkânı olan derece mahkemelerine

aittir. Somut olayda ise derece mahkemelerinin yukarıda değinilen

gerekçelerinin tarafların delilleri ve ilgili hukuk kurallarının yorumuna

ilişkin olup açıkça keyfî olduğu veya bariz bir takdir hatası içerdiği de

söylenemez.

85. Diğer taraftan adil yargılanma hakkı bağlamında dile

getirildiği üzere başvurucunun şikâyet ettiği yargısal içtihat farklılığının da

giderilmiş olduğu dikkate alınmalıdır. Söz konusu içtihat farklılığı ise

başvurucunun meşru bir beklentisinin kabul edilmesine imkân vermeyecek şekilde

sonuçlanmıştır.

86. Bu durumda başvurucu; deprem sebebiyle kendisine konut

tahsis edilmesi yönünde meşru bir beklentiye sahip olduğunu gösterir kanun

hükmü, yerleşik bir yargısal içtihat veya idari uygulama ortaya koyamamıştır.

Sonuç olarak Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı

kapsamında başvurucunun mevcut bir mülkü bulunmadığı gibi somut olayda

başvurucunun deprem sebebiyle konut edinme hususunda yeterli bir hukuki temele

dayalı meşru bir beklentisi de bulunmamaktadır.

87. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

D. Mülkiyet Hakkı

Bağlamında Ayrımcılık Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

88. Başvurucu, deprem sebebiyle konut tahsis edilmesine ilişkin

olarak verilen kararlar neticesinde bazı hak sahiplerine konut teslimi

yapılırken kendisinin bu haktan yararlandırılmaması nedeniyle mülkiyet hakkı

bağlamında ayrımcılık yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

89. Başvurucunun söz konusu iddiaları mülkiyet hakkı kapsamında

incelenmiş ve meşru bir beklentisinin olmadığı sonucuna varılmıştır.

Başvurucunun içtihat farklılığına yönelik şikâyeti de adil yargılanma hakkı

kapsamında incelenerek bir ihlalin olmadığı kanaatine ulaşılmıştır. Dolayısıyla

mülkiyet hakkı bağlamında ayrımcılık yasağı çerçevesinde ayrıca bir inceleme

yapılmasına gerek görülmemiştir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,

B. 1. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Mülkiyet hakkı bağlamında ayrımcılık yasağının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın İNCELENMESİNE YER OLMADIĞINA,

C. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

D. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi

mağduriyetine neden olacağından başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten

TAMAMEN MUAF TUTULMASINA,

E. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

3/7/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Hicabi DURSUN

Kadir ÖZKAYA

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör

:

Umut FIRTINA

Başvurucu

:

Mehmet

HARMAN

Vekili

:

Av. Erhan

AYTEKİN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2017/34154, 3 Temmuz 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Hak Sahipliği Süreci
  7. B. Dava Süreci
  8. C. Başvurucunun Emsal
  9. IV. İlgili Hukuk
  10. A. Ulusal Hukuk
  11. B. Uluslararası Hukuk
  12. V. İnceleme Ve Gerekçe
  13. A. Adli Yardım Talebi
  14. B. Adil Yargılanma
  15. C. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin
  16. B. No: 2013/2166, 25/6/2015, § 31; Mustafa
  17. D. Mülkiyet Hakkı
  18. C. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil
  19. D. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
  20. E. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  21. Gökcan
  22. Özgüldür
  23. Hakyemez
  24. Harman
  25. Aytekin
  26. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2017/34154
Tarih
3 Temmuz 2019

İlgili Kararlar

  • Sedat Şanlı Başvurusu (B. No: 2018/6812)
  • Erol Kızılırmak ve Zeynep Kızılırmak Başvurusu (B. No: 2016/10183)
  • Ali Toprak Başvurusu (B. No: 2016/15475)
  • Kemalettin Rıdvan Yalın Başvurusu (B. No: 2014/6220)
  • M.m. Başvurusu (B. No: 2017/34540)
  • Rahil Dink ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2016/10296)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.