İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Rahil Dink ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2016/10296)

1. Başvuru, kasten öldürme olayıyla ilgili yürütülen

Başvuru No2016/10296Tarih18 Temmuz 2019Okuma17 dk · 3.302 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Rahil Dink Ve Diğerleri Başvurusu (2)

Karar tarihi
18 Temmuz 2019
Başvuru Numarası
2016/10296
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.302 kelime·17 dk okuma·9 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, kasten öldürme olayıyla ilgili yürütülen

soruşturmada bir kısım şüpheli hakkında ek kovuşturmaya yer olmadığına karar

verilmesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 27/5/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan

ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmiştir.

6. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden ulaşılan ayrıca İstanbul

Cumhuriyet Başsavcılığından (Cumhuriyet Başsavcılığı) temin edilen soruşturma

dosyalarındaki bilgi ve belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucular, A. gazetesinin kurucusu ve genel yayın

yönetmeni iken 19/1/2007 tarihinde uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını

kaybeden H.D.nin eşi, kardeşi ve çocuklarıdır.

9. Olaya karıştığı iddia edilen sivil şahıslar ile olayda

ihmalleri bulunabileceği iddia edilen kamu görevlileri hakkında yürütülen

ceza soruşturması süreçlerine ilişkin 17/7/2014 tarihine kadar olan bilgiler,

başvurucuların iddiaları hakkında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)

tarafından verilen karardaki değerlendirmeler ve olayla ilgili açılan tam yargı

davasına ilişkin bilgiler, Anayasa Mahkemesinin Rahil Dink ve diğerleri

(B. No: 2012/848, 17/7/2014) başvurusu hakkında verdiği kararda yer almaktadır

(aynı kararda bkz. §§ 14-62).

10. Başvurucular, H.D.nin öldürülmesiyle ilgili ceza

soruşturması devam etmekteyken olay nedeniyle diğer bazı haklarının ihlal

edildiği iddiasının yanı sıra yaşam hakkının maddi ve usul boyutlarının ihlal

edildiği iddialarıyla 2008 ve 2009 yıllarında AİHM’e başvurmuşlardır. AİHM

14/9/2010 tarihli Dink/Türkiye (B. No: 2668/07..., 14/9/2010) kararıyla,

kamu makamlarının H.D.nin yaşamına yönelik açık ve yakın tehlike bulunduğunun

farkında olmalarına rağmen yaşamın korunması için gereken önlemleri almamaları

nedeniyle yaşamı koruma yükümlülüğünün ihlal edildiğine karar vermiştir (aynı

kararda bkz. §§ 64-75).

11. AİHM ayrıca H.D.nin yaşamını koruma konusunda

ihmalleri bulunduğu iddia edilen kamu görevlileri hakkında etkisiz soruşturma

yürütüldüğü iddiaları bakımından ise ilgililer hakkında yürütülen ceza

soruşturması süreçlerini inceleyerek söz konusu soruşturmaların

kovuşturmasızlık kararlarıyla sonuçlanması, bu görevliler hakkındaki iddiaların

yürütme erkine dâhil olan İstanbul Valiliği tarafından araştırılmasının

soruşturmanın bağımsızlığı bakımından zafiyete neden olması ve başvurucuların

yalnızca dosya üzerinden inceleme yapan makamlara itirazlarını sunabilmiş

olmalarından dolayı soruşturmaya etkili katılımlarının sağlanamaması

nedenleriyle yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine ve başvuruculara

tazminat ödenmesine karar vermiştir (aynı kararda bkz. §§ 82-93, 150).

12. Anayasa Mahkemesi ise Rahil Dink ve diğerleri

başvurusunda, başvurucuların yakınlarının hayatına yönelik tehlikenin

varlığından haberdar oldukları hâlde olayın gerçekleşmesini önlemek için

gerekli tedbirleri almadıklarını, dolayısıyla olayda ihmali bulunduğunu iddia

ettikleri kamu görevlileri hakkında adli makamlarca -AİHM'in ihlal kararının

gereklerine de aykırı olarak- kovuşturmasızlık kararı verilmesi nedeniyle yaşam

hakkının ihlal edildiği iddiaları bakımından yürütülen ceza soruşturmasının

etkililiğini incelemiştir (Rahil Dink ve diğerleri, §§ 106-111).

13. Anayasa Mahkemesi, olayda yaşam hakkının usul

boyutuna ilişkin olarak AİHM tarafından verilmiş bir ihlal kararı olması

hâlinde Anayasa Mahkemesinin aynı konuda yeni bir inceleme yapabilmesi için

başvurucuların mağduriyetinin AİHM kararıyla giderilmemiş olması gerektiğini

ifade ettikten sonra olaya ilişkin yürütülen soruşturmanın derdest olması ve

sorumluların tespitine yönelik incelemenin devam etmesi nedeniyle AİHM’in ihlal

kararı ile başvurucuların mağdur sıfatının devam ettiğine karar vermiştir.

Anayasa Mahkemesi, AİHM kararı sonrasında Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından

yaşamı korumada sorumluluğu olduğu iddia edilen kamu görevlileri hakkında

etkili bir soruşturma yürütülüp yürütülmediğini inceleyeceğini belirtmiştir (Rahil

Dink ve diğerleri, § 116).

14. Rahil Dink ve diğerleri başvurusunun

incelenmesi neticesinde Anayasa Mahkemesi, olayda ihmalleri olduğu ileri

sürülen kamu görevlileri hakkında bu konuda AİHM tarafından verilen ihlal

kararındaki değerlendirmeler yeterince dikkate alınmadan İstanbul Valiliği

tarafından tekrar soruşturma izni verilmemesi üzerine soruşturmanın işlemden

kaldırma kararıyla neticelenmesi ve olayda sorumluluğu bulunduğu iddia edilen

kamu görevlilerinin bağımsız adli birimlerce soruşturulmamasının soruşturmanın

etkililiğini zayıflatması nedenleriyle -soruşturma süresinin uzunluğunu da

dikkate alarak- yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine, AİHM ve

İstanbul 10. İdare Mahkemesi tarafından ayrı ayrı tazminat ödenmesine karar

verildiğinden başvuruculara tazminat ödenmesine gerek olmadığına karar

vermiştir (aynı kararda bkz. §§ 119-129).

15. Bu aşamadan sonra gerçekleştirilen soruşturma

işlemlerine değinilecek olursa, olayda yaşamın korunması için gerekli

önlemlerin alınmaması yönünden sorumluluğu bulunduğu iddia edilen bazı kamu

görevlileri hakkında İstanbul Valiliği tarafından soruşturma izni verilmemesi

ve bu karara karşı yapılan itirazın İstanbul Bölge İdare Mahkemesince

reddedilmesi üzerine Cumhuriyet Başsavcılığı Özel Soruşturma Bürosu tarafından

2013/93822 numaralı soruşturmada 21/2/2014 tarihinde işlemden kaldırma kararı

verilmiştir. Bu karar karşı yapılan itirazın Bakırköy 8. Ağır Ceza Mahkemesi

tarafından 21/5/2014 tarihli karar ile kabul edilmesi üzerine Cumhuriyet

Başsavcılığı tarafından söz konusu karara karşı Adalet Bakanlığı Ceza İşleri

Genel Müdürlüğüne (Genel Müdürlük) kanun yararına bozma talebinde bulunulması

başvurusu iletilmiş, Genel Müdürlük tarafından kanun yararına bozma talebinde

bulunulmamıştır (bahsi geçen ceza soruşturması sürecine dair ayrıntılı bilgi

için bkz. Rahil Dink ve diğerleri, §§ 43-50).

16. Sonrasında olayla ilgili olarak 2007/972 numaraya

kayden yürütülen genel soruşturmanın devam ettiği süre içinde özel yetkili

mahkemelerin 21/2/2014 tarihli ve 6526 sayılı Kanun'un 19. maddesinde yapılan

değişiklikle kaldırılması nedeniyle soruşturma dosyası Cumhuriyet Başsavcılığı

Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosuna devredilmiş ve soruşturmaya tüm

şüpheliler açısından 2014/40810 numaraya kayden devam edilmiştir.

17. Diğer yandan Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından

20/4/2007 tarihli ve 2007/368 numaralı iddianameyle H.D.nin öldürülmesi olayına

karışan, 18 sivil şüpheli hakkında terör örgütünün yöneticiliğini yapma, terör

örgütü üyesi olma, terör örgütüne yardım etme, tasarlayarak öldürme,

tasarlayarak öldürmeye azmettirme, patlayıcı madde imal etme, patlayıcı madde

atma, kasten yaralama, mala zarar verme, tehdit, suçluyu gizleme ve ruhsatsız

silah bulundurma suçlarından kamu davası açılmıştır. Cumhuriyet Başsavcılığı

söz konusu iddianamede "takibi ve incelemesi yapılan tüm delillerin

toplanarak ortaya çıkabilecek yeni vakıalar ve suç delilleri ile başka bir

kısım şüpheliler hakkında bu dosya ile birleştirme talepli başka kamu davaları

açılabilme ihtimali bulunduğunu, bu nedenle soruşturmanın tefrik edilerek bir

başka numaraya kayden devam ettiğini, ancak bu tür inceleme ve delil tespitinin

daha da uzun bir zaman dilimine yayılabilme ihtimali gözetilerek şüphelilerin

mevcut deliller ışığında mahkeme önüne çıkarılma sürelerinin gereksiz yere

uzatılmaması amacıyla bu iddianamenin düzenlendiğini" ifade etmiştir.

Bahse konu yargılama İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin (Ağır Ceza Mahkemesi)

2016/32 esasına kayden derdesttir (bahsi geçen ceza soruşturması ve yargılaması

süreçlerine dair ayrıntılı bilgi için bkz. Rahil Dink ve diğerleri, §§

19-24).

18. Cumhuriyet Başsavcılığı 2014/40810 numaraya kayden

devam eden soruşturmada 2015/3997 numaralı ve birleştirme talebi içeren 4/12/2015

tarihli iddianameyle H.D.nin öldürülmesi olayına karıştığı ya da olayda

sorumluluğu bulunduğu iddia edilen ve kamu görevlisi olan 26 şüpheli hakkında

daha örgüte bilerek isteyerek yardım etme, silahlı terör örgütüne üye olma,

görevi kötüye kullanma, yargı görevini etkileme suçlarından kamu davası açmış

ve iddianameye konu şüpheliler ve eylemler arasında hukuki ve fiilî irtibat

bulunması nedeniyle yargılamanın Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde derdest olan ana

yargılamayla birleştirilerek görülmesini talep etmiştir.

19. Cumhuriyet Başsavcılığının 156 sayfalık söz konusu

iddianamesinde, H.D.nin kasten öldürülmesi olayına karıştığı ya da yaşamının

korunması için gerekli önlemleri almaması nedeniyle olayda sorumluluğu olduğu

iddia edilen, kamu görevlisi olan şüphelilere isnat edilen eylemler her şüpheli

için tek tek belirtilmiş; ayrıca bazı şüpheliler hakkında yaşamın korunması

için gerekli önlemlerin alınmaması noktasında hangi yönlerden sorumlulukları

bulunduğu belirtilerek bu yönde suçun nitelendirilmesinin yapıldığı

görülmüştür. Bu bağlamda bahse konu iddianamenin kapsamı ve ilgili kısımları

şöyledir:

"...

[A. ] gazetesi genel yayın yönetmeni

[H.D.nin] öldürülmesi olayın da bir kısım kamu görevlilerinin [H.D.nin]

öldürüleceğinden ve suç faillerinden önceden haberdar oldukları, görev, yetki

ve konumları gereği cinayeti önleme yükümlülüğü bulunan kamu görevlilerinin

görevlerini yerine getirmedikleri, şüphelilerin [H.D.] cinayetini işleyen

örgütün yönetici veya üyesi olmamakla beraber, [H.D.] cinayetinin işleneceği

bilgisine sahip oldukları ve görevleri gereği (kanundan kaynaklanan yükümlülük)

cinayeti işleyecek örgüte operasyon yapmayarak ve ölen [H.D.ye] şahsi, fiziki

ve mekansal koruma sağlamayarak, suç işlemek amacıyla kurulan örgüte hizmet ve

yardımda bulunan şüphelilerin eylemlerinin silahlı suç örgütüne yardım etmek

olarak değerlendirildiği İDDİASIYLA, yürütülen soruşturma sırasında elde edilen

deliller ve alınan ifadeler doğrultusunda; ...

...

...tecrübeli bir istihbaratçı olan

şüpheli [A.İ.G.nin]

yüklenmiş olduğu kamu görevi ve konumu itibariyle yukarıda açıklanan nedenlerle

[H.D.nin] yaşam hakkına yönelik açık ve yakın bir tehlike altında

bulunduğunu ön görmemiş olması mümkün olmayıp, yine kendi ifadesiyle Trabzon

İstihbarat Şube Müdürlüğünden gereği için İstanbul İstihbarat Şube Müdürlüğüne

gönderilen 17/02/2006 tarih ... sayılı yazıyı ve [Y.H.] tarafından [H.D.ye]

karşı ses getirecek eylem bilgisini İl Emniyet Müdürlüğüne hitaben yazılmadığı

gerekçesiyle İl Emniyet Müdürü [C.C.den] gizleyen şüpheli

[A.İ.G.nin] eyleminin görevi kötüye kullanma suçunu aştığı,

Somut olayda maktül [H.D.nin] kanundan doğan

öldürülmesini önleme yükümlülüğü bulunan, suç tarihinde İstanbul İstihbarat

Şube Müdürü olarak görev yapan şüpheli [A.İ.G.nin], ölen [H.D.nin] yaşam

hakkını korumayarak kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi suçunu ve

görevi kötüye kullanma suçunu işlediği anlaşılmıştır.

...

[H.D.yi] ölüme götüren süreçte

İstanbul İl Emniyet Müdürü olarak görev yapan şüpheli [C.C.nin] yukarıda

açıklandığı üzere, [H.D.nin] yaşamına yönelik açık ve yakın tehlike

altında olduğunu yürütmekte olduğu kamu görevi, yetki ve konumu gereğince

bilmemesinin mümkün olmadığı, [H.D.nin] korunmasına dönük işlemleri

koruma kuruluna götürmeyip var olan yetkisini kullanmayarak görevi kötüye

kullanma suçunu işlediği anlaşılmıştır.

... "

20. Cumhuriyet Başsavcılığının 4/12/2015 tarihli

iddianamesi Ağır Ceza Mahkemesinin 2015/337 esasına kaydedilmiş, sonrasında söz

konusu yargılama Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/32 esasına kayden görülmekte olan

yargılamayla birleştirilmiştir.

21. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 19/10/2015

tarihinde 43 şüpheli hakkında resmî belgede sahtecilik, görevi kötüye kullanma,

örgütün veya amacının propagandasını yapma, suç işleme amacıyla örgüt kurma,

suçu ve suçluyu övme suçlarından ek kovuşturmaya yer olmadığı kararı

verilmiştir. Kararda; bazı şüpheliler yönünden suça ilişkin dava zamanaşımının

dolduğu, bazı şüphelilerin yaşamı koruma yükümlülüğü bakımından gerekli

işlemleri yaptıklarından bahisle atılı suçu işlemedikleri, bazı şüphelilerin

ise isnat edilen suçları işlediklerine dair delil elde edilemediği

gerekçelerine yer verilmiştir.

22. Başvurucuların ek kovuşturmaya yer olmadığı kararına

karşı itirazları İstanbul 10. Sulh Ceza Hâkimliğinin 12/4/2016 tarihli

kararıyla, düzenlenen 4/12/2015 tarihli iddianamenin içeriği de gözetilerek

reddedilmiştir. Gerekçenin ilgili kısmı şöyledir:

"...

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nca

yapılan soruşturma sonucunda verilen ek kovuşturmaya yer olmadığına dair

kararın ve dayandığı gerekçelerin soruşturmanın kapsamına, usul ve kanuna uygun

olduğu; kararın gerekçelerine göre itiraz nedenlerinin yerinde olmadığı sonuç

ve vicdani kanaatine varılmakla, dosya içerisindeki 04/12/2015 tarih,

2014/40810 soruşturma, 2015/47335 esas ve 2015/3997 numaralı iddianame içeriği de

nazara alınarak müşteki vekilinin itirazlarının 5271 Sayılı CMK.nın 173/3 madde

ve fıkrası uyarınca reddine..."

23. Ret kararı başvuruculara 27/4/2016 tarihinde tebliğ

edilmiş olup başvurucular 27/5/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

24. Bireysel başvuruda bulunulması sonrasında Ağır Ceza

Mahkemesinin 2016/32 esasına kayden görülen yargılamanın 13/6/2019 tarihli

celsesinde bir kısım sanık yönünden dosyanın tekemmül etmiş olması ve bazı

suçlamalar bakımından zamanaşımı süresinin dolma riski bulunması gerekçesiyle

ayırma kararı verilmiştir. Haklarında ayırma kararı verilen sanıklar ve bunlara

yönelik isnatlar dışındaki ana yargılamanın duruşmasının ise 4-5-6/9/2019

tarihine bırakılmasına karar verilmiştir.

25. Ağır Ceza Mahkemesinin 2019/128 esasına kaydedilen

yargılamada 17/7/2019 tarihinde sanık Y.H.nin silahlı suç örgütü kurma/yönetme;

sanık E.T.nin tasarlayarak ve bomba kullanmak suretiyle kasten öldürmeye

teşebbüs etme, mala zarar verme, kasten öldürmeye iştirak, silahlı suç örgütüne

üye olma; sanık Z.A.Y.nin kasten öldürmeye iştirak, silahlı suç örgütüne üye

olma; sanık O.S.nin silahlı suç örgütüne üye olma; sanık E.Y.nin silahlı suç

örgütüne üye olma; sanık T.U.nun kasten öldürmeye iştirak; sanık T.U.nun

silahlı suç örgütüne üye olma; sanık A.İ.nin silahlı suç örgütüne üye olma

suçlarından çeşitli sürelerle mahkumiyelerine, sanık S.H. nin 6136 sayılı

Kanuna'a muhalefet; sanık O.H.nin ise kasten öldürmeye iştirak, silahlı suç

örgütüne üye olma suçlarından beraatlerine karar verilmiştir.

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

26. Mahkemenin 18/7/2019 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların İddiaları ve Bakanlık Görüşü

27. Başvurucular, yakınlarının kasten öldürülmesi olayına

karıştığını ya da koruma önlemleri almayarak ölümünde kusuru bulunduğunu iddia

ettikleri 24 şüpheli hakkında eksik incelemeyle ve hatalı değerlendirmeyle ek

kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildiğini, kovuşturmasızlık kararı

verilmesinin AİHM'in ihlal kararının gereklerine de uygun olmadığını, bir kısım

şüpheli hakkında verilen kovuşturmasızlık kararına gerekçe gösterilen dava

zamanaşımının yanlış hesapladığını, bir kısım şüphelinin yakınlarının kasten

öldürülmesi olayıyla bağlantılarının ortaya çıkma ihtimalinin olduğunu, bir

kısım kamu görevlisi olan şüphelinin ise yakınlarının yaşamına yönelik

tehditten haberdar oldukları hâlde gerekli önlemleri almamaları nedeniyle

olayda sorumlulukları bulunduğunu, bu nedenlerle bu şüpheliler hakkında ek

kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmesinin soruşturmayı etkisizleştirdiğini

belirterek adil yargılanma ve etkili başvuru haklarıyla eşitlik ilkesinin ihlal

edildiğini ileri sürmektedir.

28. Bakanlık görüşünde; olaya ilişkin yargılama süreçleri

anlatıldıktan sonra yaşam hakkına dair etkili soruşturma yükümlülüğünün bir

sonuç yükümlülüğü olmayıp uygun araçların kullanılması yükümlülüğü olduğu, bu

yükümlülüğün başvuruculara üçüncü tarafları adli bir suç nedeniyle yargılatma ya

da cezalandırma hakkı vermediği, tüm yargılamaları mahkûmiyetle ya da belirli

bir ceza kararıyla sonuçlandırma ödevi yüklemediği belirtilmiş ve

başvurucuların yakınlarının öldürülmesi olayıyla ilgili yürütülen soruşturma

kapsamında kasten öldürme olayının failleri hakkında kamu davasının açılmış

olduğunun, öte yandan olayın meydana gelmesinde kasıtlı olarak görevini kötüye

kullandığı veya görevini ihmal ettiği iddia olunan çeşitli görevlerdeki kamu

görevlileri hakkında Ağır Ceza Mahkemesinde yürütülen yargılamanın derdest

olduğunun, Cumhuriyet Başsavcılığının diğer bazı kamu görevlileri ve sivil

kişiler yönünden ise bazı gerekçelerle ek kovuşturmaya yer olmadığına dair

karar verdiğinin yapılacak incelemede gözetilmesi gerektiği ifade edilmiştir.

29. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında

başvuru formundaki iddialarını yinelemiştir.

B. Değerlendirme

30. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasının ilgili

kısmı şöyledir:

“Herkes, yaşama ... hakkına sahiptir.”

31. Anayasa’nın 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Devletin temel amaç ve görevleri, (...)

kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle

bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri

kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları

hazırlamaya çalışmaktır.”

32. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucuların iddiaları, yakınlarının öldürülmesi olayıyla ilgili

olarak etkili bir soruşturma yürütülmediğine ilişkindir. Bu itibarla

başvurucuların iddialarının da Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan

yaşam hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

33. Öte yandan yaşam hakkının doğal niteliği gereği,

yaşamını kaybeden kişi açısından bu hakka yönelik bir başvuru ancak yaşanan

ölüm olayı nedeniyle ölen kişinin mağdur olan yakınları tarafından

yapılabilecektir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752,

17/9/2013, § 41). Başvuru konusu olayda müteveffa; başvurucuların eşi, babası

ve kardeşidir. Bu nedenle başvuruda başvuru ehliyeti açısından bir eksiklik

bulunmamaktadır.

34. Bununla birlikte başvurunun diğer kabul edilebilirlik

kriterleri yönünden de incelenmesi gerekir.

35. Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkı,

Anayasa'nın 5. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde devlete pozitif ve

negatif ödevler yükler (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 50).

36. Devletin yaşam hakkı kapsamındaki pozitif

yükümlülüklerinin korumaya ilişkin maddi yönü yanında usule ilişkin yönü de

bulunmaktadır. Bu yükümlülük, doğal olmayan her ölüm olayının sorumlularının

belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili bir

soruşturma yürütmeyi gerektirir. Bu soruşturmanın temel amacı, yaşam hakkını

koruyan hukukun etkili bir şekilde uygulanmasını ve varsa sorumluların hesap

vermelerini sağlamaktır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 54).

37. Usul yükümlülüğünün bir olayda gerektirdiği

soruşturma türünün yaşam hakkının esasına ilişkin yükümlülüklerin cezai bir

yaptırım gerektirip gerektirmediğine bağlı olarak tespiti gerekmektedir (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 55).

38. Bir devlet görevlisi ya da üçüncü kişi tarafından

hukuka aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir

muameleye tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması

hâlinde Anayasa’nın 17. maddesi -“Devletin temel amaç ve görevleri”

kenar başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında- etkili

resmî bir soruşturmanın yapılmasını gerektirmektedir (Tahir Canan, §

25).

39. Nitekim AİHM tarafından Dink/Türkiye

başvurusundaki yaşam hakkının usul boyutuna yönelik ihlal iddiaları bakımından

olayla ilgili yürütülen ceza soruşturmasının etkililiğine ilişkin bir inceleme

yapılmıştır (aynı kararda bkz. §§ 76-93).

40. Ancak yürütülen bu soruşturma, belirli bir kişinin

sorumlu olup olmadığıyla sınırlı olmamalı; olayın tüm yönlerini ortaya koyacak

kapsamda ve nitelikte olmalıdır. Nitekim soruşturmanın etkili olup olmadığına

ilişkin değerlendirme -somut olayın kendine özgü koşulları dikkate alınarak-

belirli bir kişi hakkında verilen kararla sınırlı olarak değil yürütülen

soruşturma bir bütün olarak incelendikten sonra yapılabilecektir (Gülcan

Keleş ve diğerleri, B. No: 2014/797, 22/3/2017, § 30).

41. Bir ceza soruşturması veya yargılaması sürecinde

kovuşturmasızlık, beraat, mahkûmiyet veya hükmün açıklanmasının geri

bırakılması kararları ile farklı zamanlarda neticelenmiş aşamalar bulunması

durumunda -bu aşamaların tek bir olay için farklı kişilerin sorumluluklarına

yönelik olduğu gözetildiğinde- soruşturmaların bir bütün olarak

değerlendirilmesi gerekebileceğinden (S.D., B. No: 2013/3017,

16/12/2015, § 69) hareket eden Anayasa Mahkemesi, aynı olaya ilişkin

sorumluluğu bulunduğu iddia edilen, birden fazla kişi hakkında yürütülen adli

süreçlerin bir kısmı devam ederken bazı şüpheli/sanık bakımından sürecin sona

ermesi üzerine yapılan bireysel başvurularda somut olayın ve tüm adli sürecin

bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle başvuru yollarının

tüketilmediği sonucuna ulaşmıştır (Bilal Turan ve diğerleri (3), B. No:

2013/7418, 31/3/2016, § 72; Bülent Kurt, B. No: 2013/7408, 20/1/2016, §

40; Gülcan Keleş ve diğerleri, §§ 30, 31).

42. Başvuru yollarının tüketilmesi meselesine ilişkin

anılan içtihadın ortaya çıkışında, ihlal iddiasına konu olaya dair sorumluluğu

bulunduğu iddia edilen kişilerden her birine atfedilebilecek kusur durumu ile her

bir kişi için adli süreçte elde edilecek delil durumunun farklı

değerlendirilebileceğinin ve soruşturmanın etkililiği araştırılırken olayın tüm

boyutlarıyla ele alınarak bir bütün olarak irdelenmesi gerekliliğinin gözönünde

bulundurulduğu anlaşılmaktadır (Dilek Genç ve diğerleri [GK], B.

No: 2014/3944, 1/2/2018, §55).

43. Bu ilkeler ışığında somut başvuru

değerlendirildiğinde başvurucuların yakınlarının öldürülmesi olayında

sorumluluğu bulunduğunu iddia ettikleri ve haklarında ek kovuşturmaya yer olmadığı

kararı verilen şüphelilerden sivil şahıs olan bir kısmının H.D.nin kasten

öldürülmesi olayıyla bağlantıları olabileceği iddiaları bulunduğu,

şüphelilerden kamu görevlisi olan diğer bir kısmının ise olayda yaşamı koruma

yükümlülüğünü ihmal etmeleri anlamında sorumlulukları olduğuna yönelik

iddiaları olduğu görülmektedir (bkz. § 27)

44. Başvurucular her ne kadar Cumhuriyet Başsavcılığı

tarafından bazı şüpheliler hakkında kamu davası açılması gerekirken haksız

olarak ek kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğini ileri sürerek bireysel

başvurularda bulunmuşlarsa da başvurucuların yakınlarının kasten öldürülmesi

olayıyla ilgili olarak görülmekte olan bir kamu davası bulunduğu, söz konusu

yargılama kapsamında H.D.yi kasten öldürme suçunun faillerinin yargılamasının

yapılmasının yanı sıra (bkz. § 17) Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından sonradan

düzenlenen birleştirme talepli iddianameyle olayda çeşitli yönlerden

sorumluluğu bulunabileceği iddia edilen bir kısım şüpheli hakkında daha kamu

davası açıldığı, dolayısıyla olayda ihmal bulunduğu yönündeki iddia bakımından

da kovuşturma yürütüldüğü (bkz. §§ 18-20) anlaşılmaktadır.

45. Bu durumda maddi olayın koşullarını belirleyebilecek,

sorumluların tespitini ve cezalandırılmalarını sağlayabilecek nitelikte

olmadığına ilişkin bir veri yahut iddia bulunmayan ve yürütülmekte olan

yargılamada, olayla ilgili olarak haklarında kovuşturmaya yer olmadığına karar

verilen kişilerin de olayda sorumluluğunun bulunduğunun tespit edilmesi hâlinde

bu kişiler hakkında da kamu davasının açılmasının sağlanmasının her zaman

mümkün olduğu değerlendirilmiştir.

46. Görülmekte olan bir davadaki delilleri değerlendirmek

kural olarak derece mahkemelerin işi olduğundan Anayasa Mahkemesinin görevi, bu

mahkemelerin maddi olaylara ilişkin yaptıkları değerlendirmenin yerine kendi

değerlendirmesini koymak değildir (Cezmi Demir ve diğerleri, B. No:

2013/293, 17/7/2014, § 96).

47. Bu bağlamda bir kısım şüpheli hakkında verilen ek

kovuşturmasızlık kararının gerekçesi olan dava zamanaşımının dolması hususu

bakımından ise olaya ilişkin mevzuat hükümlerinin yorumu ve uygulanması, bu

kapsamda şüphelilerin eyleminin nitelendirilmesi, bunun neticesinde de suçun

dava zamanaşımının dolup dolmadığının tespiti noktasındaki takdirin esasen

derece mahkemelerine ait olduğunun altının çizilmesi gerekmektedir.

48. Bu noktada H.D.nin öldürülmesi olayıyla ilgili olarak

görülmekte olan yargılama sırasında yargılaması devam eden sanıklardan başka

şahısların da olayda sorumluluğu bulunduğunun tespit edilmesi, yeni delillerin

ortaya çıkması hâllerinde adli makamlarca önceden zamanaşımı süresinin dolması

gerekçesiyle yahut farklı gerekçelerle kovuşturmasızlık kararı verilmiş olan

eylemlere dair suçun farklı şekilde nitelendirilmesi yapılarak söz konusu

şüpheliler hakkında da kamu davası açılması ihtimalinin mevcut olduğu

değerlendirilmiştir. Nitekim 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi

Kanunu'nun 172. maddesinin 2. fıkrasında kovuşturmaya yer olmadığına karar

verildikten sonra yeni delil elde edilmesi hâlinde aynı fiille ilgili olarak

kamu davası açılmasının mümkün olacağına işaret edilmiştir.

49. Yukarıda değinilen tüm bu hususlar birlikte

gözetildiğinde Anayasa Mahkemesinin başvurucuların iddiaları hakkında sağlıklı

bir değerlendirme yapabilmesi için somut olayın iç içe geçmiş yönlerini

ilgilendiren ve devam etmekte olan ceza yargılamasının neticelenmesi, olay

hakkında yürütülen adli sürecin bir bütün olarak değerlendirilmesi

gerekmektedir. Böylelikle Anayasa Mahkemesi, somut olayın tüm yönlerine ilişkin

olarak olayı ilk elden inceleyen soruşturma ve yargılama makamlarının elde

ettiği bulguları ve ulaştığı sonuçları bir bütün olarak dikkate alabilecektir.

Bu durum, temel hak ihlallerini gidermede Anayasa Mahkemesinin sahip olduğu

ikincil nitelikteki rolün de bir gereğini oluşturmaktadır.

50. Sonuç olarak, öncelikle Anayasa Mahkemesince yapılan

tespitlerin kişilerin masumiyetine veya suçluluğuna ilişkin bir yorum yapıldığı

şeklinde değerlendirilmemesi gerekliliği ifade edilmelidir. Bu bağlamda,

başvurucuların iddialarının ve olayla ilgili soruşturmanın etkili yürütülüp

yürütülmediğinin, ölüm olayının sebep ve koşulları yani gerçekleşme şartları

adli makamlarca netleştirilmeden Anayasa Mahkemesince bir bütün olarak

değerlendirilmesinin bu aşamada mümkün olmadığı, bu hususların olay hakkında

görülmekte olan yargılama sürecinde elde edilen veriler bir bütün olarak

incelenmek suretiyle değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

51. Açıklanan gerekçelerle başvurunun diğer kabul

edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının

tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde

BIRAKILMASINA 18/7/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler : Serdar ÖZGÜLDÜR Hicabi DURSUN Kadir ÖZKAYA Yusuf Şevki HAKYEMEZ Raportör : Tuğçe TAKCI Başvurucular : 1. Rahil DİNK 2. Arat DİNK 3. Delal DİNK 4. Hasrof DİNK 5. Sera DİNK NAZARIAN Vekili : Av. Hakan BAKIRCIOĞLU

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2016/10296, 18 Temmuz 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve
  6. Olgular
  7. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  8. A. Başvurucuların İddiaları ve Bakanlık Görüşü
  9. B. Değerlendirme
  10. A. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru
  11. B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde
  12. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2016/10296
Tarih
18 Temmuz 2019

İlgili Kararlar

  • Emine Dansık ve Servet Kalenderoğlu Başvurusu (B. No: 2015/19216)
  • Abdullah Erol Başvurusu (B. No: 2016/2357)
  • Mehmet Doğan Uğurlu ve Murat Alan Başvurusu (B. No: 2016/14942)
  • Ali Efendi Peksak Başvurusu (B. No: 2017/29428)
  • İbrahim Süleymanoğlu Başvurusu (B. No: 2015/6557)
  • Hannan Yılbaşı Başvurusu (B. No: 2016/37380)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.