İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm
İkinci BölümBaşvuru No: 2015/6557Tarih: 17 Temmuz 2019

İbrahim Süleymanoğlu Başvurusu (B. No: 2015/6557)

Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

İBRAHİM SÜLEYMANOĞLU BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2015/6557)

Karar Tarihi: 17/7/2019

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, başvurucunun bir siyasi parti mitinginde muhalif bir

pankart açması sonrası kolluk görevlilerinin darp, hakaret ve tehdidine maruz

kalması nedeniyle ifade hürriyeti ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele

yasağının; gözaltında haksız olarak tutulma nedeniyle de kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 7/4/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucu 6/2/1979 doğumlu olup Osmaniye'de mukimdir.

Başvurucunun Alıcı olan soyadı

8/11/2018 tarihinde Süleymanoğlu

şeklinde değiştirilmiştir.

10. 3/3/2014 tarihinde saat 18.00'de Osmaniye'de, Adalet ve

Kalkınma Partisi (AK Parti) İl Teşkilatının organize ettiği ve o tarihte

başbakan olan Recep Tayyip Erdoğan'ın da katılarak konuşma yaptığı bir miting

düzenlenmiştir.

11. Başvurucu da anılan mitinge katılmış ve Başbakan'ın konuşma

yaptığı esnada kazağını çıkararak altında bulunan, AK Parti amblemli ve "Dikkat İtina ile Yürütme Yapılır"

yazılı kıyafetini teşhir etmiştir. Başvurucu ayrıca daha önceden hazırladığı

üzerinde "HIRSIZ VAR"

yazılı 90x75 cm ebadındaki bez pankartı havaya kaldırarak bir süre tutmuştur.

12. Başvurucuya olay yerinde bulunan vatandaşlar müdahale etmiş

ve elindeki pankartı almaya çalışmışlardır. Bu esnada başvurucu ve bu kişiler

arasında arbede yaşanmış, sivil bir kişi olan Y.K. tarafından başvurucunun

yüzüne yumrukla vurulmuştur. Daha sonra olay yerine gelen miting güvenliğinde

görevli kolluk görevlileri ve Başbakanlık koruma polisleri başvurucuyu miting

alanından çıkarmıştır. Başvurucu buradan iki koruma polisi nezaretinde konuşma

platformunun arkasında bulunan bir aracın içine alınmıştır. Burada bir süre

bekletilen başvurucu daha sonra yerel güvenlik birimlerine teslim edilmiştir.

13. Başvurucu; bindirildiği araçta koruma polisleri tarafından

kendisine ters kelepçe takıldığını, yumruk ve cop darbeleriyle vücudunun

çeşitli yerlerinden yaralandığını, kendisine sövüldüğünü ve hakarete maruz

kaldığını, kendisi ve yakınlarının ölümle tehdit edildiğini, kafasına dayanan

boş tabancanın tetiği çekilerek korkutulduğunu ve cinsel saldırıya maruz

bırakılacağı yönünde tehdit edildiğini iddia ederek ilgili kolluk görevlileri

hakkında Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığına (Cumhuriyet Başsavcılığı) 6/3/2014

tarihinde vekilleri aracılığıyla suç duyurusunda bulunmuştur. Başvurucu

20/3/2014 tarihinde ise bizzat Cumhuriyet Başsavcılığına dilekçe vererek miting

alanında kendisine yumrukla vuran kişilerden şikâyetçi olmuştur.

14. Öte yandan başvurucu hakkında kamu görevlisine hakaret suçlaması nedeniyle olay tarihinde

Cumhuriyet Başsavcılığınca adli soruşturma açılmıştır. Başvurucunun vekilleri

aracılığıyla yaptığı suç duyurusu üzerine ise 6/3/2014 tarihinde kolluk

görevlileri hakkında kasten yaralama suçlamasıyla resmî soruşturma

başlatılmıştır. Ayrıca Cumhuriyet Başsavcılığınca olayın faklı yönleri ile

ilgili olarak üç soruşturma dosyası daha açılmış, toplam beş farklı soruşturma

dosyası 6/3/2014 tarihinde başlatılan soruşturmayla birleştirilmiştir. Birleşen

soruşturmanın Cumhuriyet Başsavcılığınca üç temel yönde yürütüldüğü

görülmektedir: İlki başvurucuyu yaralayan sivil kişiler hakkındaki soruşturma,

ikincisi kolluk görevlileri hakkındaki soruşturma, üçüncüsü ise kamu

görevlisine hakaret suçu ithamıyla başvurucu hakkında sürdürülen soruşturmadır.

Yürütülen tüm soruşturmalar kapsamında başvurucunun Cumhuriyet savcısı

huzurunda ve adli kollukta ikişer kez ifadesi alınmıştır. Başvurucunun verdiği

ifade zabıtlarında avukat yardımından faydalanmak istemediğini belirterek

avukatı olmaksızın ifade verdiği görülmektedir.

15. Başvurucu 20/3/2014 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığında

müşteki sıfatıyla verdiği ifadede, mitingde pankart açması sonrası AK Parti

Osmaniye İl Teşkilatı görevlilerinin ve soyismini

verdiği bir partilinin kendisini darbettiğini iddia

ederek bu kişiler hakkında şikâyetçi olduğunu belirtmiştir. Başvurucu 7/5/2014

tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığında müşteki sıfatıyla verdiği ifadesinde ise

yaşadığı olaylar nedeniyle görevlerinde ihmal gösterdiğini iddia ettiği AK

Parti Genel Başkanı, Osmaniye Valisi, Emniyet Müdürü ve İl Başsavcısından

şikâyetçi olduğunu belirtmiştir.

16. Başvurucu olay tarihi olan 3/3/2014 tarihinde kollukta

şüpheli sıfatıyla verdiği ifadede; dinleyici olarak miting alanına gittiğini,

önceden hazırladığı tişörtle ve beline sararak gizlediği pankartla alana

girdiğini, konuşma esnasında kazağını çıkarıp tişörtünü görünür hâle

getirdiğini, pankartı da açarak havada tuttuğunu belirtmiştir. Başvurucu bu

esnada partili vatandaşların tepki göstermesi üzerine Başbakanlık koruma

polislerinin kendisini miting alanından çıkararak konuşma platformunun

arkasındaki bir minibüse bindirdiklerini, burada 45 dakika boyunca yumrukla ve

copla kendisini darbettiklerini, bu olayları çevrede

bulunan kameraların kaydettiğini iddia etmiştir. Kendisini darbeden koruma

polislerinin yüzünü göremediğini belirten başvurucu, seslerinden bu kişileri

teşhis edebileceğini ve bu konuda ayrıntılı ifadesini savcılıkta vereceğini

belirtmiştir. Başvurucu gerçekleştirdiği eylemin maksadının Başbakan'a ulaşarak

işsizlik konusundaki sıkıntılarını dile getirmek olduğunu ifade etmiş ve

Başbakanlık koruma polislerinden şikâyetçi olduğunu belirtmiştir.

17. Cumhuriyet Başsavcılığınca olay anı ve sonrası ile polis merkezi

binasının içini kaydeden kamera kaydı araştırması yapılmış ve temin edilen

kayıtlar dosyaya alınmıştır. Başvurucu tarafından internetten elde edildiği

belirtilerek 19/6/2014 tarihinde soruşturma dosyasına sunulan görüntüler de

dosya içine alınmıştır. Bunun dışında başvurucu tarafından bir işyeri güvenlik

kamerasının da olaya dair görüntü içerdiğine ilişkin dilekçe verilmesi üzerine

Cumhuriyet Başsavcılığınca kolluğa müzekkere yazılarak ilgili kaydın da temini

sağlanmıştır. Ayrıca başvurucunun şikâyetçi olduğu Başbakanlık koruma

polislerinin şüpheli sıfatıyla ifadeleri ile teşhise elverişli fotoğraf ve ses

kayıtlarının temin edilmesi için Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına talimat

evrakı gönderilmiştir. Bu kapsamda toplam beş kolluk görevlisinin şüpheli sıfatıyla

ifadeleri ile fotoğraf ve ses kayıtları dosyaya alınmıştır.

18. Cumhuriyet Başsavcılığınca alınan ifadelerinde Başbakanlık

koruma polisleri; olay günü amirlerinin kendilerini konuşma platformunun

arkasında görevlendirdiğini, miting alanında bir kişinin hakaret içerikli

pankart açtığı anonsunun geldiğini, platformun ön kısmında görevli koruma

ekibinden bir emniyet amiri ve bir polis memurunun kalabalık tarafından darbedilen başvurucuyu miting alanından çıkararak yanlarına

getirip teslim ettiklerini belirtmişlerdir. Koruma polisleri savunmalarında

ayrıca başvurucunun fiziki direnmede bulunması nedeniyle kendisine kademeli

olarak güç kullanıp kelepçe taktıklarını da kabul etmişlerdir. İfadelerde,

başvurucuya yardım eden başka kimse olup olmadığının araştırılması maksadıyla

emniyet amirinin emri ile başvurucunun polis aracında yirmi dakika kadar

bekletildiği ve yardım eden kimsenin olmadığının anlaşılmasının ardından

başvurucunun yerel güvenlik birimlerine teslim edildiği, başvurucuya karşı

herhangi bir şekilde darp, tehdit ya da hakarette bulunulmadığı belirtilmiştir.

Ayrıca koruma polislerince düzenlenen Olay ve Teslim Tutanağında; başvurucunun

miting alanından güçlükle çıkarıldığı ve direnmesi nedeniyle kendisine artan

şiddetle kuvvet uygulandığı, kelepçe takılarak etkisiz hâle getirildiği

bilgilerine yer verilmiştir. Söz konusu tutanağa göre hakkında sağlık raporu

alınan başvurucu, Osmaniye Güvenlik Şube Müdürlüğü görevlilerine saat 19.55'te

teslim edilmiştir.

19. Cumhuriyet Başsavcılığınca kolluğa müzekkere yazılarak

koruma polislerine ait fotoğraf ve ses kayıtları üzerinden kendisini darbeden

kişiler hakkında başvurucuya teşhis işlemi yaptırılması istenmiştir.

Başvurucuya bu kapsamda yaptırılan teşhis işleminde başvurucu dört kişi

hakkında herhangi bir teşhiste bulunamazken bir kişi hakkında hem fotoğraftan

hem de sesten yaptığı teşhiste kendisine kötü muamelede bulunan koruma

polisinin bu kişi olduğunu belirtmiştir.

20. Öte yandan başvurucunun soyadını belirterek kendisini darbettiğini iddia ettiği AK Parti Osmaniye İl Teşkilatında

görevli kişinin şüpheli sıfatıyla kollukta ifadesi alınmıştır. Bu kişinin

çekilen fotoğrafı beş farklı fotoğrafla birlikte üç kez fotoğrafların yerleri

değiştirilmek ve kendisini darbeden kişinin bu fotoğraflar arasında

bulunmayabileceği de hatırlatılmak suretiyle başvurucuya teşhis işlemi

yaptırılmıştır. Başvurucu ilk iki işlemde teşhis yapamamış, üçüncü işlemde

kendisini darbettiğini iddia ettiği kişiyi soyadını

vererek gösterip bu kişinin olabileceğini belirtmiştir. Söz konusu kişinin

şüpheli olarak kollukta alınan ifadesinden başvurucuyu darbettiğine

yönelik iddiaları kabul etmediği anlaşılmaktadır.

21. Cumhuriyet Başsavcılığı, başvurucunun dosyaya sunduğu olay

anına dair görüntüler ve başvurucunun talebi üzerine temin edilen işyeri

güvenlik kamera kaydı ile kolluğun ilgili birimi tarafından kaydedilen olay

anına ilişkin görüntüler üzerinde adli kolluğa inceleme yaptırmış ve buna dair

düzenlenen tutanakları dosyaya almıştır. Bu tutanaklara göre başvurucu, miting

alanında pankart açmış ve on saniye kadar bu pankartı havada tutmuştur. Daha

sonra kalabalıktan birkaç kişi başvurucunun kolundan çekerek pankartı aşağı

indirmiştir. Kalabalık içindeki bazı kişiler başvurucuya vurmaya çalışırken

bazı kişilerin de buna mani olmaya çalıştığı ve bir kargaşa yaşandığı

gözlemlenmiştir. Olay yerinde bulunan bir komiser yardımcısının da başvurucuya

vurmak isteyenleri sakinleştirmeye çalıştığı ve vurmaya çalışanları engellediği

görülmektedir. Daha sonra (koruma polisi ve emniyet amiri olduğu

değerlendirilen) takım elbiseli iki kişinin başvurucuyu yakalayarak

bariyerlerin üzerinden atlatıp miting alanından uzaklaştırdığı görülmektedir.

Uzaklaştırma işlemine birkaç komiser yardımcısının da yardım ettiği,

başvurucuya karşı herhangi bir kolluk personelinin şiddet uygulamadığı ve bu

şekilde kamera kaydının sonlandığı anlaşılmıştır. Ayrıca Cumhuriyet

Başsavcılığınca temin edilen bir güvenlik kamera kaydında başvurucunun miting

alanına girişine ilişkin olarak düzenlenen İzleme Tutanağında olağan dışı bir

husustan bahsedilmemiştir. Polis merkezinin içini gösteren kamera kaydına

ilişkin olarak kolluk tarafından düzenlenen tutanakta ise başvurucunun elleri

arkada, dört kişi arasında binaya geldiği ve yürürken sağ ayağında aksama

olduğunun gözlemlendiği belirtilmiştir.

22. Olayın ardından gözaltı giriş ve çıkışında başvurucu

hakkında iki adli rapor ve alkol raporu düzenlenmiştir. Başvurucu hakkında

düzenlenen alkol raporuna göre başvurucunun 0,2 promil

alkollü olduğu tespit edilmiştir.

i. Gözaltı girişinde saat 19.34'te düzenlenen sağlık raporunun

ilgili kısmı şöyledir:

"Sol omuz arkası, sırtta, sağ kol arkası,

sağ omuz üst tarafında yüzeysel ekimotik lezyonlar,

sol kalçadan bacağa doğru, sol baldır arkasında yüzeysel şişlik, kızarık

lezyonlar, sağ bacak ve sol bacakta eski yara izleri mevcut, BTM ile düzelir,

hayati tehlikesi yoktur, etanol sonucu ektedir."

ii. Gözaltı çıkışında saat 23.15'te düzenlenen sağlık raporunun

ilgili kısmı şöyledir:

"Sol omuz arkasından

sırtta, sol kol arkası, sağ omuz üst tarafında yüzeysel ekimotik

lezyonlar ve şişlikler, sol kalçadan bacağa uzanan, sol baldır arkasında

yüzeysel şişlik ve kızarıklar izlendi. Sağ ve sol bacakta eski yara izleri ve

şişlikleri mevcut. Hayati tehlikesi yoktur. BTM ile düzelir. Önceki

muayenesinde belirtmeyip yeni ifade ettiği yabancı cisimle livata

şikâyeti mevcut. Ancak fiziki muayenesinde buna ait herhangi bir bulguya

rastlanmadı."

23. Başvurucunun -başvuru formu ekinde de sunduğu- Cumhuriyet

Başsavcılığına verdiği Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) İzmir Temsilciliği

tarafından Doktor M.Ö. imzasıyla 6/3/2014 tarihinde düzenlenen raporda; kollar,

omuz, sırt ve bacaklarda yeşil ve mor renklerde ekimotik ve hemorajik (kanlanma) alanlar

bulunduğuna ilişkin tespitler yapılarak yumuşak doku travması oluştuğu

değerlendirilmiştir. Raporda ayrıca psikolojik konsültasyonda da bulunulmuş,

yaşadığı olay nedeniyle başvurucuda akut stres bozukluğu oluştuğu sonucuna

varılmıştır. Fiziki ve psikolojik muayene sonucuna ilişkin raporun ilgili kısmı

şöyledir:

"...

Hastanın bu süreçte insan eliyle oluşturulmuş

travmaya maruz kaldığı ve Dünya Sağlık Örgütü'nün Uluslararası

Hastalık Sınıflandırması, ICD 10 kapsamında Y07.3 kodu ile belirtilen 'işkence

ve diğer zalimane, insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele' kapsamı içinde

değerlendirmesi gerektiği kanaatini bildirir değerlendirme raporudur.

..."

24. Cumhuriyet Başsavcılığınca, başvurucunun AK Parti Genel

Başkanı, Osmaniye Valisi, Emniyet Müdürü ve Başsavcısı hakkında yapmış olduğu

şikâyete ilişkin iddiaların genel ve soyut olduğu gerekçesiyle 13/1/2015

tarihinde işleme koymama kararı

verilmiştir. Başvuru formunda bu karara ilişkin bir şikâyet ileri

sürülmemiştir.

25. Başvurucunun kolluk görevlileri ve soyadını verdiği sivil

kişi hakkındaki şikâyetine ilişkin olarak ise Cumhuriyet Başsavcılığı 13/1/2015

tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair

ek karar vermiştir. Kararın ilgili kısımları şöyledir:

"...

Müştekinin, kendisine vurduğunu iddia ettiği

şüpheli V.E.yi tam olarak teşhis edemediği ve bu

itibarla müştekinin iddia ettiği suçun şüpheli V. tarafından işlendiğine dair,müştekinin, sair deliller ve tanık anlatımları ile

doğrulanmayan soyut iddiasından başka kamu davası açılmasını gerektirecek

nitelikte yeterli delil elde edilemediği

...[Bu bölümde

başbakanlık koruma polislerinin ifadelerine yer verilmiştir.]

Müştekinin [Başvurucu] 31/03/2014 tarihli dilekçesi ile minibüse

bindirilişi ve araç içerisinde bulunduğu süreleri gösterir görüntülerin .. [iş

yeri ismi] iş yerinde mevcut olduğunun

belirtmesi üzerine 03/04/2014 tarihinde anılaniş

yerine ait görüntülerin alınarak izlendiği, CAM 12 ve CAM 14 numaralı güvenlik

kameralarından İbrahim ALICI'ya [Başvurucu] ait görüntülerin olmadığının, CAM 13 güvenlik

kamarasında ise 19:03:47'de beyaz tişörtlü şahsın görüntüsün olduğu, sağında

solunda birer kişi ve arkasında yaklaşık 10 kişi olduğu halde yürüyerek görüş

alanına girdiğinin, 19:03:49'da grubun görüntü alanından çıktığının

belirlendiği, İbrahim ALICI tarafından verilen 31/03/2014 tarihli dilekçede

güvenlik kamerası görüntülerinin 1 saat ileri olduğunun belirtildiği,

Müşteki İbrahim ALICI’nın

kendisini darp eden ve joplayan şahsı görmediğini

ancak sesinden tanıyacağını söylemesi nedeniyle düzenlenen, ancak müşteki

İbrahim ALICI’nın tahkikat evraklarının ve şahısların

isimlerinin tarafına verilmesi talebinin reddedilmesi nedeniyle imzalamaktan

imtina ettiği 28/05/2014 tarihli CD İnceleme ve Teşhis Tutanağında, 'müştekinin,

F.B., Ö.U., B.Ç., Ö.H.T.nin fotoğraf, ses ve görüntü

kayıtlarını tamamen izlediğinin, ancak kendisini darp eden şahıslar arasında bu

şahısların olup olmadığını bilmediğinin, kendisini joplayan

şahsın, bu şahıslar olmadığını beyan ettiğinin; müştekinin S.H.ye ait görüntü

ve kayıtları tamamen izlediğinin, görüntüdeki şahsın olay günü kendisini jopla darp edip, işkence eden şahıs olduğunu, kendisini hem

görüntüden teşhis ettiğini hem de ses kaydından şahsın kendisini darp eden ve

hakaretlerde bulunan şahıs olduğunu kesin olarak tanıyıp teşhis ettiğinin'

belirtildiği, müştekinin 03/03/2014 tarihinde kolluk tarafından alınan

ifadesinde, kendisini darp eden başbakanlık koruma polislerinin yüzlerini

görmediğini, şahısların seslerinden tanıyabileceğini söylemesine rağmen

28/05/2014 tarihli teşhis tutanağında S.H.yi

görüntüsünden teşhis ettiğini söylediği,

Müşteki tarafından verilen ve ekinde

İnternetten elde edilmiş 2 adet görüntüyü içerir CD bulunan 19/06/2014 tarihli

dilekçe ile 'görüntülerde seyircilerin içinde olan rozetli koruma polisi ve

kendisini arka tarafa götüren polislerin kendisini darp ve minibüste işkence

ettiklerini, hakaret ve cinsel istismarda bulunduklarını' belirttiği, ancak

dosya içinde mevcut bilgi ve belgeler ile CD ve çözümlerinden müştekiyi

vatandaşların arasından Y.F.A ve A.K.nin alarak

platformun arkasına getirip F.B., Ö.Ç., B.Ç., Ö.H.T. ve Y.H. [S.H.

olduğu sehven Y.H yazıldığı değerlendirilmiştir.] adlı polislere teslim ettikleri yani müştekiyi vatandaşların arasından

çıkaran polisler ile minibüsteki polislerin aynı olmadığı şüphelinin

iddialarının ispatlanamadığı,

Müşteki tarafından 19/06/2014 tarihli dilekçe

ile sunulan CD’de yer alan görüntüler üzerinden yaptırılan tahkikat neticesinde

düzenlenen 06.08.2014 tarihli CD İzleme ve İnceleme Tutanağında 'müşteki

tarafından pankart kaldırdığında ve kalabalık tarafından kolundan tutularak

indirildiğinde, kalabalık içerisinde meydana gelen kargaşa sırasında ve

sonrasında, şahsın götürülmesi esnasında Osmaniye Emniyet Müdürlüğü kadrosunda

görevli C.K., O.K. ve Z.H.nin görüntülerde bulunduğu,

ancak bu görevlilerin İbrahim ALICI’ya karşı herhangi

bir fiziki müdahalede bulunmadıklarının, CD görüntülerinde görülen diğer

şahısların Osmaniye Emniyet Müdürlüğü kadrosunda görevli olmadıklarından açık

kimlik bilgilerinin tespit edilemediğinin' belirtildiği,

İbrahim ALICI’nın

Osmaniye Devlet Hastanesinde 03/03/2014 tarihinde saat 19.34 itibarıyla yapılan

muayenesinde 'sol omuz arkası, sırtta, sol kol arkası, sağ omuz üst tarafında

yüzeysel ekimotik lezyonlar, sol kalçadan bacağa

doğru, sol baldır arkasında yüzeysel şişlik, kızarık lezyonlar, sağ bacak ve

sol bacakta eski yara izleri mevcut olduğu, hayati tehlikesinin olmadığı, basit

tıbbi müdahale ile düzeleceğinin' belirlendiği,

Osmaniye Devlet Hastanesi tarafından

03/03/2014 günü saat 19.35’te alınan numunesinden 0,2 oranında alkollü

olduğunun tespit edildiği,

İbrahim ALICI’nın

Osmaniye Devlet Hastanesinde 03/03/2014 tarihinde saat 19.34 itibarıyla yapılan

muayenesinde 'sol omuz arkasında, sırtta, sol kol arkası, sağ omuz üst

tarafında yüzeysel ekimotik lezyonlar ve şişlikler,

sol kalçadan bacağa uzanan, sol baldır arkasında yüzeysel şişlik ve

kızarıklıklar izlendiği, sağ ve sol bacakta eski yara izleri ve şişliklerinin

mevcut olduğu, hayati tehlikesinin olmadığı, basit tıbbi müdahale ile

düzeleceği, önceki muayenesinde belirtilmeyip yeni ifade ettiği yabancı cisimle

livata şikayetinin mevcut olduğunun, ancak fiziki

muayenesinde buna ait herhangi bir bulguya rastlanılmadığının' belirlendiği

Müştekinin işkence iddiasına dayanak olarak

Türkiye İnsan Hakları Vakfı İzmir Temsilciliğine yaptığı başvuruya istinaden

06.03.2014 tarihinde yapılan konsültasyona ve müştekinin beyanlarına göre Dr.

M.Ö. tarafından düzenlenen 28.03.2014 tarihli değerlendirme raporunda 'işkence

gördüğü iddiası ile başvuran İbrahim ALICI'nın

taraflarından koordine edilen muayene, değerlendirme ve konsültasyonları

sonucunda yumuşak doku travması ve akut stres bozukluğu tanılarının

konulduğunun' belirtildiği, şüphelinin şahsi başvurusu üzerine düzenlenen bu

raporun resmi niteliğinin bulunmadığı ve davacının iddiasının ispatlanmadığı,

şüphelinin Osmaniye Devlet Hastanesi tarafından 03.03.2014 tarih ve saat 19:34

ile 23:15 saatlerinde alınan adli muayene raporlarında işkence bulgusuna

rastlanmadığının belirtildiği, keza 23:15'te alınan raporda 'önceki

muayenesinde belirtilmeyip yeni ifade ettiği yabancı cisimle livata şikayetinin mevcut olduğunun, ancak fiziki

muayenesinde buna ait herhangi bir bulguya rastlanılmadığının' belirlendiği,

Her ne kadar müştekinin hayati tehlike

geçirmeyecek ve basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralandığına

dair adli muayene raporu var ise de, müştekinin miting alanında pankart açması

nedeniyle alanda bulunan vatandaşlar tarafından darp edildiği, bu yaralamanın

müşteki tarafından da beyan edildiği, koruma polisleri tarafından miting alanı

dışına çıkarılarak araca bindirilen müştekinin zorluk çıkardığı, bu nedenle

koruma polislerinin şahsa kademeli olarak zor kullandıkları ve kelepçe

taktıkları, koruma polislerinin bu yetkilerinin 2559 sayılı Kanunun 16.

maddesinde belirtilen zor kullanma yetkisi kapsamında olduğu ve bu yetki

kapsamında kullanılan bedenî kuvvet ve polisin direnen kişilere karşı veya eşya

üzerinde bedenî kuvvetin dışında kullandığı kelepçe, cop, basınçlı su, göz

yaşartıcı gazlar veya tozlar, fizikî engeller, polis köpekleri ve atları ile

sair hizmet araçlarını ifade eden maddi güç kullanımının hukuka uygunluk

sınırları içinde kaldığı, alkol aldığı tespit edilen müştekinin adli muayene

raporuna yansıyan basit tıbbi müdahale ile giderilebilir yaralanmasının miting

alanındaki vatandaşların darp etmelerinden kaynaklanmadığına dair bir delil

bulunmadığı gibi, 2559 sayılı Kanunun 16. maddesinde belirtilen yetkinin de

aşılmadığı, Osmaniye İl Müdürlüğü kadrosunda görevli polislerin ise müştekiye

hiç fiziki olarak dokunmadıkları,

Bu itibarla müştekinin işkence, kötü muamele,

cinsel taciz ve tecavüz, hakaret ve tehdit suçlarının işlendiğine dair

müştekinin soyut iddiası dışında kamu davası açılması için yeterli şüphe

oluşturur net ve inandırıcı delil elde edilemediği, düşünce ve ifade

özgürlüğünü engelleme suçunun unsurları itibarı ile oluşmadığı, Osmaniye

Emniyet Müdürlüğü kadrosunda bulunan polisler yönünden ortada suç veya suçlu

bulunmadığı, Başbakanlık koruma polislerinin eylemlerinin hukuka uygunluk

sınırında kaldığı tüm soruşturma evrakı kapsamından anlaşılmıştır.

..."

26. Anılan karara başvurucu itiraz etmiştir. İtirazı inceleyen

Osmaniye 1. Sulh Ceza Hâkimliği 23/2/2015 tarihinde itirazı reddetmiştir. Ret

kararı başvurucuya 9/3/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir.

27. Başvurucu 7/4/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

28. Öte yandan Cumhuriyet Başsavcılığınca kovuşturmaya yer

olmadığına dair kararda başvurucuyu yaraladığı belirtilen üçüncü kişiler

yönünden 13/1/2015 tarihinde soruşturma dosyasında tefrik kararı verilmiştir.

Ayrılan soruşturma kapsamında başvurucuyu yaraladığı iddiasıyla Y.K. hakkında

6/3/2015 tarihinde iddianame tanzim edilmiştir. Y.K. hakkında yürütülen

kovuşturma sonucunda Osmaniye 5. Asliye Ceza Mahkemesince 20/11/2015 tarihinde

mahkûmiyet ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmiştir.

29. Cumhuriyet Başsavcılığı 14/1/2015 tarihinde ise başvurucu

hakkında kamu görevlisine görevinden dolayı

hakaret suçlamasıyla iddianame tanzim etmiş, ancak bu iddianame

Osmaniye 6. Asliye Ceza Mahkemesince (Mahkeme) reddedilmiştir. Bunun üzerine

Cumhuriyet Başsavcılığı 25/3/2015 tarihinde tekrar başvurucu hakkında aynı

suçlamayla iddianame düzenlemiştir. Bu defa Mahkeme tarafından kabul edilen

iddianame sonrası yapılan yargılama sonucunda 14/1/2015 tarihinde başvurucu

hakkında atılı suçun unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle beraat kararı

verilmiştir. Karar, Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından temyiz edilmiştir.

Yargıtay 18. Ceza Dairesinin (Daire) 7/1/2019 tarihli ilamında, Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesinin (AİHM) ifade hürriyeti alanında verdiği kararlardaki bazı

tespitlere de değinilerek ifade hürriyetinin mutlak ve sınırsız bir hak olmadığı

belirtilmiş, bu hakkın kötüye kullanılmasının uluslararası bazı sözleşmeler ve

Anayasa'nın 14. maddesi bağlamında korunmayacağının altı çizilmiştir. Yapılan

bu tespitlere devamla ilamda, başvurucunun üzerine atılı hakaret suçunu

işlediği sabit görülmüş ve başvurucu hakkında mahkûmiyet kararı verilmesi

gerekirken beraat kararı verilmesi bozma nedeni yapılmıştır. Bozma kararı

sonrası derece mahkemesinde yargılama derdesttir. Başvurucu bu yargılamaya

ilişkin herhangi bir şikâyet ileri sürmemiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

30. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Kasten yaralama" kenar başlıklı 86.

maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

"(1) Kasten başkasının

vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden

olan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki

etkisinin basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması

halinde, mağdurun şikayeti üzerine, dört aydan bir yıla kadar hapis veya adli

para cezasına hükmolunur.

(3)

Kasten yaralama suçunun;

…

d) Kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz

kötüye kullanılmak suretiyle,

…

işlenmesi halinde şikayet aranmaksızın,

verilecek ceza yarı oranında artırılır."

31. 5237 sayılı Kanun'un "Zor

kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması" kenar başlıklı

256. maddesi şöyledir:

"(1) Zor kullanma

yetkisine sahip kamu görevlisinin, görevini yaptığı sırada, kişilere karşı

görevinin gerektirdiği ölçünün dışında kuvvet kullanması halinde, kasten

yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır."

32. 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet

Kanunu'nun 13. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

"Polis,

A) Suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca

bulunan diğer hallerde suç işlendiğine veya suça teşebbüs edildiğine dair

haklarında kuvvetli iz, eser, emare veya delil bulunan şüphelileri,

...

E) Polisin kanunlara uygun olarak aldığı

tedbirlere karşı gelenleri, direnenleri ve görev yapmasını engelleyenleri,

eylemin veya durumun niteliğine göre; koruma

altına alır, uzaklaştırır ya da yakalar ve gerekli kanuni işlemleri yapar.

...

Yakalanan kişilerin kaçması veya saldırıda

bulunmasının önlenmesi bakımından kişinin sağlığına zarar vermeyecek şekilde

her türlü tedbir alınabilir.

...

Yakalananlardan,

...

B) Zor kullanılarak yakalananların,

...

Yakalanma anındaki sağlık durumları tabip

raporuyla tespit edilir.

..."

33. 2559 sayılı Kanun'un "Zor ve silah

kullanma" kenar

başlıklı 16. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

"Polis, görevini

yaparken direnişle karşılaşması halinde, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak

ölçüde zor kullanmaya yetkilidir.

Zor kullanma yetkisi kapsamında, direnmenin

mahiyetine ve derecesine göre ve direnenleri etkisiz hale getirecek şekilde

kademeli olarak artan nispette bedenî kuvvet, maddî güç ve kanunî şartları

gerçekleştiğinde silah kullanılabilir.

İkinci fıkrada yer alan;

a) Bedenî kuvvet; polisin direnen kişilere

karşı veya eşya üzerinde doğrudan doğruya kullandığı bedenî gücü,

b) Maddî güç; polisin direnen kişilere karşı

veya eşya üzerinde bedenî kuvvetin dışında kullandığı kelepçe, cop, basınçlı

ve/veya boyalı su, göz yaşartıcı gazlar veya tozlar, fizikî engeller, polis

köpekleri ve atları ile sair hizmet araçlarını,

ifade eder.

Zor kullanmadan önce, ilgililere direnmeye

devam etmeleri halinde doğrudan doğruya zor kullanılacağı ihtarı yapılır.

Ancak, direnmenin mahiyeti ve derecesi göz önünde bulundurularak, ihtar

yapılmadan da zor kullanılabilir.

Polis, zor kullanma yetkisi kapsamında

direnmeyi etkisiz kılmak amacıyla kullanacağı araç ve gereç ile kullanacağı

zorun derecesini kendisi takdir ve tayin eder. Ancak, toplu kuvvet olarak

müdahale edilen durumlarda, zor kullanmanın derecesi ile kullanılacak araç ve

gereçler müdahale eden kuvvetin amiri tarafından tayin ve tespit edilir.

..."

34. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun

"Bir suçun işlendiğini öğrenen

Cumhuriyet savcısının görevi"

kenar başlıklı 160. maddesi şöyledir:

"(1) Cumhuriyet

savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir

hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek

üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar.

(2)

Cumhuriyet savcısı, maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın

yapılabilmesi için, emrindeki adlî kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin

lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin

haklarını korumakla yükümlüdür."

B. Uluslararası Hukuk

35. 18/6/2003 tarihli ve 25142 sayılı Resmî Gazete’de

yayımlanan 16/12/1966 tarihli Birleşmiş Milletler (BM) Medeni ve Siyasi Haklar

Sözleşmesi'nin 7. maddesi şöyledir:

"Hiç kimse işkenceye ya

da zalimane, insanlık dışı ya da küçük düşürücü muamele ya da cezalandırmaya

maruz bırakılamaz. Özellikle, hiç kimse kendi özgür rızası olmadan tıbbi ya da

bilimsel deneylere tabi tutulamaz."

36. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) "İşkence yasağı" kenar başlıklı 3.

maddesi şöyledir:

"Hiç kimse işkenceye

veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

37. Mahkemenin 17/7/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

38. Başvurucu, siyasi miting alanında muhalif bir pankart açması

sonucu Başbakanlık koruma polisleri tarafından hukuka aykırı şekilde bir saat

minibüsün içinde tutulduğunu, bu nedenle Sözleşme'nin 5. maddesinin ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

39. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu hakkında uygulanan gözaltı

işleminin hukuka aykırı olduğu iddiası Anayasa'nın 19. maddesinde güvence

altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı bağlamında incelenmelidir.

40. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının ilgili kısmı

şöyledir:

"…Başvuruda

bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır."

41.30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar

başlıklı 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu

ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve

yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce

tüketilmiş olması gerekir."

42.Buna göre Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen

hak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek

ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği

gereği, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle

olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca başvurucunun

Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili

idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip

olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması, aynı zamanda bu

süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olması

gerekir. Bu şekilde olağan denetim mekanizmaları önünde ileri sürülüp takip

edilmeyen temel hak ve özgürlüklerin ihlaline ilişkin iddialar, Anayasa

Mahkemesi önünde bireysel başvuru konusu yapılamaz (Ayşe Zıraman ve diğerleri, B.

No: 2012/403, 26/3/2013, § 17).

43. Anayasa Mahkemesi, kanunda öngörülen gözaltı süresinin

aşıldığı veya yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka aykırı olduğu iddialarına

ilişkin olarak 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası

açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna

varmıştır (Hikmet Kopar ve

diğerleri [GK], B. No: 2014/14061, 8/4/2015, §§ 64-72; Hidayet Karaca [GK], B. No: 2015/144,

14/7/2015, §§ 53-64; Günay Dağ ve diğerleri [GK],

B. No: 2013/1631, 17/12/2015, §§ 141-150; İbrahim

Sönmez ve Nazmiye Kaya, B. No: 2013/3193, 15/10/2015, §§ 34-47).

44. Somut olayda başvurucunun yakalanarak gözaltına alınması ve

sonrasında serbest bırakılmasına ilişkin iddialarla ilgili olarak anılan

kararlarda varılan sonuçlardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

45. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. İnsan Haysiyetiyle

Bağdaşmayan Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

46. Başvurucu; Osmaniye'de yapılan AK Parti mitinginde muhalif

pankart açması ve giydiği tişörtteki yazı nedeniyle Başbakanlık koruma

polisleri tarafından bir minibüse kapatıldığını, burada ellerinin arkadan

kelepçelendiğini, yaklaşık bir saat boyunca yumruk ve cop darbeleriyle

yaralandığını iddia etmektedir. Başvurucu ayrıca hakaret ve tehdide maruz

kaldığından, kafasına dayanan boş tabancanın tetiği çekilmek suretiyle

korkutulduğundan, cinsel dokunulmazlığının ihlal edilmesiyle tehdit edildiğinden

yakınmıştır. Bu konuda Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan soruşturmanın da

etkili olmadığını ve kolluk personelinin orantısız güç kullanımını görmezden

gelen bir kovuşturmasızlık kararı ile sonuçlandırıldığını, bu karara yapılan

itirazın ise duruşma dahi yapmayan etkisiz bir merci tarafından reddedildiğini

iddia etmektedir. Başvurucu belirtilen şikâyetleri kapsamında Sözleşme'nin 3.

ve 13. maddelerinde düzenlenen kötü muamele yasağı ve bununla bağlantılı olarak

etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıca

yürütülen soruşturmaya etkin şekilde katılımının sağlanmadığını, soruşturmada

kolluk görevlilerinin korunduğunu, öne sürdüğü delillerinin kabul edilmediğini

ve kendisine iddialarını kanıtlama imkânının tanınmadığını belirterek

Sözleşme'nin 6. maddesi kapsamında adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini de

ileri sürmüştür.

47. Bakanlık tarafından sunulan görüşte; başvuru konusu olaya ve

buna ilişkin yargılama sürecine özet olarak yer verildikten sonra başvurucunun

çevredeki kişiler tarafından darbedilmesinin

önlenmesi, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi meşru

amaçlarına dayalı olarak gözaltına alınmasının gerekli olduğu belirtilmiştir.

Bakanlığa göre başvurucu, kolluk görevlilerine direndiği için 2559 sayılı Kanun

uyarınca kendisine karşı kademeli güç kullanılmıştır ve kullanılan güç

orantılıdır. Bakanlık belirtilen nedenlerle işkence ve kötü muamele yasağının

ihlal edilmediği kanaatindedir.

48. Bakanlık görüşüne karşı başvurucu; miting sırasındaki

gerçekleştirdiği eylem nedeniyle kolluk görevlilerinin sadece kendisini miting

alanından uzaklaştırmakla yetinmediklerini, ayrıca uzunca bir süre kolluk aracı

içinde kendisini tutarak darbedip tehdit ve hakarette

bulunduklarını iddia etmiştir. Başvurucuya göre müdahale, gözaltından

salıverilmesinden sonra da hakkında kamu görevlisine hakaret suçlamasıyla

açılan dava ile devam etmiştir ve bu yönleriyle Bakanlık görüşü eksiktir,

hatalıdır. Sonuç olarak başvurucu Bakanlık görüşünde belirtilen hususları kabul

etmediğini belirterek hak ihlali iddialarını yinelemiştir.

2. Değerlendirme

49. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

§ 16). Başvurucunun Sözleşme'nin 3. maddesi kapsamında ileri sürdüğü

şikâyetinin Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan

insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağı çerçevesinde incelenmesi

gerektiği değerlendirilmiştir. Başvurucunun etkili başvuru hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddiası insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağı

incelemesinde ele alınacak olup bu konuda etkili başvuru hakkı kapsamında

ayrıca bir inceleme yapılmayacaktır. Başvurucunun adil yargılanma hakkı

kapsamında ileri sürdüğü iddiaları ise insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele

yasağının usul boyutu kapsamında kaldığından adil yargılanma hakkı çerçevesinde

ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek duyulmamıştır.

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

50. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığına ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan insan

haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

51. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"Kimseye işkence ve

eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya

muameleye tabi tutulamaz."

52. Başvurucu; kolluk görevlilerinin darp, tehdit ve hakaretine

maruz kaldığını, bu konuda yapılan ceza soruşturmasının ise etkisiz olduğunu

belirterek insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiğini

ileri sürmektedir.

53. İşkence ve kötü muamele yasağına ilişkin şikâyetlerin

devletin negatif ve pozitif yükümlülükleri dikkate alınarak maddi ve usul

boyutları bakımından ayrı ayrı incelenmesi gerekmektedir. Devletin negatif

yükümlülüğü bireyleri işkence, insanlık dışı, aşağılayıcı muameleye ya da

cezaya tabi tutmama sorumluluğunu içerirken pozitif yükümlülüğü hem bireyleri

bu tür muamelelerden korumayı (önleyici yükümlülük) hem de etkili bir

soruşturma yoluyla sorumluların tespiti ve cezalandırılması sorumluluğunu

(soruşturma yükümlülüğü) içermektedir. İşkence ve kötü muamele yasağının maddi

boyutu, negatif yükümlülük ile önleyici yükümlülüğü kapsamakta; pozitif

yükümlülüğün alanında kalan soruşturma yükümlülüğü ise usul boyutunu

oluşturmaktadır (benzer yöndeki inceleme usulünü içeren kararlar için bkz. Cezmi Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293,

17/7/2014, § 75; Mehmet Şah Araş ve diğerleri, B. No: 2014/798, 28/9/2016,

§64; Mustafa Rollas,

B. No: 2014/7703, 2/2/2017, § 49).

54. Başvurucunun şikâyetine konu darp, tehdit ve hakaret

eylemlerinin devlet görevlilerinden sâdır olduğu iddia edildiği için kural

olarak devletin negatif yükümlülüğü kapsamında bir hak ihlali olup olmadığının

incelenmesi gerekir. Ayrıca başvurucunun kolluk görevlileri hakkında

kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilerek etkili soruşturma yapılmadığı iddiası

da bulunduğundan pozitif yükümlülükler kapsamında etkili soruşturma yapma

yükümlülüğü açısından da bir değerlendirme yapılacaktır.

i. İnsan Haysiyetiyle

Bağdaşmayan Muamele Yasağının Maddi Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia

Yönünden

(1) Genel

İlkeler

55. Herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme

hakkı Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınmıştır. Anılan maddenin

birinci fıkrasında insan onurunun korunması amaçlanmış; üçüncü fıkrasında ise

kimseye işkence ve eziyet yapılamayacağı, kimsenin insan haysiyetiyle bağdaşmayan ceza veya

muameleye tabi tutulamayacağı hüküm altına alınmıştır.

56. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası ve Sözleşme'nin 3.

maddesi istisna öngörmemekte; işkence, insanlık dışı ve onur kırıcı muamele ve

cezaların yasaklanmasının mutlak mahiyetini belirtmektedir. Kötü muamele

yasağının mutlak mahiyeti Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında belirtilen savaş

veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike hâlinde dahi istisna

öngörmemiştir. Aynı şekilde Sözleşme'nin 15. maddesi kapsamında da benzer bir

düzenleme ile kötü muamele yasağına ilişkin herhangi bir istisna

öngörülmemiştir (Ali Rıza Özer ve diğerleri

[GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, § 74).

57. Devletin bireyin maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına saygı gösterme yükümlülüğü, öncelikle kamu otoritelerinin bu

hakka müdahale etmemelerini yani anılan maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen

şekillerde kişilerin fiziksel ve ruhsal zarar görmelerine neden olmamasını gerektirir.

Bu, devletin bireyin vücut ve ruh bütünlüğüne saygı gösterme yükümlülüğünden

kaynaklanan negatif ödevidir (Cezmi Demir ve

diğerleri, § 81).

58. AİHM kararlarında bir kişinin sağlıklı hâldeyken gözaltına

alındığı, ancak salıverildiği zaman vücudunda yaralanma tespit edildiği

durumlarda söz konusu yaralanmanın nasıl oluştuğu hususunda makul bir açıklama

getirme ve mağdurun bu yöndeki iddialarını şüphede bırakacak kanıtları sunma

yükümlülüğünün devlete ait olduğu, özellikle ilgili iddiaların doktor raporları

ile doğrulandığı hâllerde Sözleşme'nin 3. maddesi anlamında açık sorunların

ortaya çıkacağı ifade edilmiştir (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 94).

59. Anayasa ve Sözleşme tarafından kötü muamele, kişi üzerindeki

etkisi gözetilerek derecelendirilmiş ve farklı kavramlarla ifade edilmiştir.

Dolayısıyla Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında geçen ifadeler

arasında bir yoğunluk farkının bulunduğu görülmektedir. Bir muamelenin işkence olarak nitelendirilip

nitelendirilmeyeceğini belirleyebilmek için anılan fıkrada geçen eziyet ve insan

haysiyetiyle bağdaşmayan muamele kavramları ile işkence arasındaki

ayrıma bakmak gerekmektedir. Bu ayrımın Anayasa tarafından özellikle çok ağır

ve zalimane acılara neden olan kasti insanlık dışı muamelelerdeki özel duruma

işaret etmek ve bir derecelendirme yapmak amacıyla getirildiği ve anılan

ifadelerin 5237 sayılı Kanun’da düzenleme altına alınmış olan işkence, eziyet

ve hakaret suçlarının

unsurlarından daha geniş ve farklı bir anlam taşıdığı anlaşılmaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 84).

60. Buna göre anayasal düzenleme bağlamında kişinin maddi ve

manevi varlığının bütünlüğüne en fazla zarar veren muamelelerin işkence olarak belirlenmesi mümkündür (Tahir Canan, § 22). Muamelelerin

ağırlığının yanı sıra İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya Aşağılayıcı

Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin 1. maddesinde işkence teriminin özellikle bilgi almak,

cezalandırmak veya yıldırmak amacıyla ya da ayrımcı bir nedenle kasten ağır acı

veya ızdırap vermeyi kapsadığı belirtilerek kasıt unsuruna da yer verilmiştir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 85).

61. İşkence

seviyesine varmayan fakat yine de önceden tasarlanmış, uzun bir dönem içinde

saatlerce uygulanmış ve fiziki yaralanmaya veya yoğun maddi veya manevi ızdıraba sebep olan insanlık dışı muameleler eziyet olarak tanımlanabilir (Tahir Canan, § 22). Bu hâllerde meydana

gelen acı, meşru bir muamele ya da cezada kaçınılmaz bir unsur olarak bulunan

acının ötesine geçmelidir. İşkenceden farklı olarak eziyette, ızdırap verme kastının

belli bir amaç doğrultusunda yapılması şartı aranmaz. Fiziksel saldırı, darp,

psikolojik sorgu teknikleri, kötü şartlarda tutma, kişiyi kötü muamele göreceği

bir yere sınır dışı ya da iade etme, devletin gözetimi altında kişinin

kaybolması, kişinin evinin yok edilmesi, ölüm cezasının infazının uzunca bir

süre beklenmesinin doğurduğu korku ve sıkıntı, çocuk istismarı gibi muameleler

Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında eziyet olarak nitelendirilebilir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 88).

62. Mağdurları küçük düşürebilecek ve utandırabilecek şekilde

kendilerinde korku, küçültülme, elem ve aşağılanma duygusu uyandıran veya

mağduru kendi iradesine ve vicdanına aykırı bir şekilde hareket etmeye

sürükleyen aşağılayıcı nitelikteki daha hafif muamelelerin ise insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele

veya ceza olarak tanımlanması mümkündür (Tahir

Canan, § 22). Burada eziyetten

farklı olarak kişi üzerinde uygulanan muamele, fiziksel ya da ruhsal acıdan öte

küçük düşürücü veya alçaltıcı bir etki oluşturmaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 89).

63. Bir muamelenin bu kavramlardan hangisini oluşturduğunun

belirlenebilmesi için her somut olay kendi özel koşulları içinde

değerlendirilmelidir. Muamelenin kamuya açık olarak yapılması onun aşağılayıcı

ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan nitelikte olup olmamasında rol oynasa da bazı

durumlarda kişinin kendi gözünde küçük düşmesi de bu seviyedeki bir kötü

muamele için yeterli olabilmektedir. Ayrıca muamelenin küçük düşürme ya da alçaltma

kastı ile yapılıp yapılmadığı dikkate alınsa da böyle bir amacın

belirlenememesi kötü muamele ihlali olmadığı anlamına gelmeyecektir. Bir

muamele hem insanlık dışı/eziyet hem de aşağılayıcı/insan haysiyetiyle

bağdaşmayan muamele niteliğinde olabilir. Her türlü işkence, aynı zamanda

insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele oluştururken insan haysiyetiyle

bağdaşmayan her aşağılayıcı muamele insanlık dışı/eziyet niteliğinde

olmayabilir. Tutulma koşulları, tutulanlara yapılan uygulamalar, ayrımcı davranışlar,

devlet görevlileri tarafından sarf edilen hakaretamiz ifadeler, engelli

kimselerin karşılaştığı kimi olumsuz durumlar, kişiye normal olmayan bazı

şeyleri yedirme içirme gibi aşağılayıcı muameleler insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele olarak ortaya çıkabilir

(Cezmi Demir ve diğerleri, § 90).

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

64. Kolluk görevlilerinin görevleri nedeniyle karşılaştıkları

adli ya da idari kapsamdaki bir olaya nasıl müdahale etmeleri gerektiği kanun

ile düzenlenmiş durumdadır (bkz. § 32). Buna göre kolluk görevlilerinin miting

alanında meydana gelen kargaşa ve kavgayı önlemek için olaya müdahale etmesi ve

kamu düzeni açısından ilk anda alınması gereken tedbirleri almaya çalışması

olağandır. Ancak bu tedbirler alınırken devletin negatif yükümlülükleri

kapsamında bireylerin temel hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesi konusunda

anayasal bir zorunluluğun bulunduğu da gözardı

edilmemelidir.

65. Başvurucunun olayın meydana gelme şekliyle ilgili olarak

internetten elde ettiği ve Cumhuriyet Başsavcılığına sunduğu kamera kaydının

izlenmesine ilişkin olarak kolluk tarafından düzenlenen tutanakta (bkz. § 21)

başvurucuya karşı kolluk personelinin herhangi bir fiziki şiddette bulunmadığı

belirtilmektedir. Tutanakta; miting alanındaki bazı sivil kişilerin başvurucuya

vurmaya çalıştığı, bazılarının ise engellemeye çalıştığı esnada başvurucunun

kolluk görevlileri tarafından alandan çıkarıldığı ifade edilmektedir. Bu

kayıttan başvurucunun yüzüne yumruk atan sivil kişinin Y.K. olduğunun tespit

edildiği ve bununla ilgili ayrı bir yargılama sonucunda Y.K. hakkında

mahkûmiyet kararı verildiği de görülmektedir (bkz. § 28). Dolayısıyla

başvurucunun yüzündeki yaralanmaya sebep olan Y.K. dışında olay nedeniyle

herhangi bir sivil kişinin yargı makamlarınca itham edilmediği anlaşılmaktadır.

66. Başvurucunun miting alanı yakınında bulunan ve Başbakanlık

koruma polislerinin kullanımlarına tahsis edildiği anlaşılan minibüs içinde ne

kadar süreyle tutulduğu hususunda ihtilaf bulunduğu görülse de başvurucunun olayın

hemen ardından koruma polislerince gözaltına alındığı hususunda şüphe

bulunmamaktadır. Ayrıca kolluk tarafından izlenerek tutanağa bağlanan olay anı

ve sonrasına ilişkin kamera kayıtlarında başvurucunun polis memurlarına karşı

aktif bir direnmesinden bahsedilmediği de görülmektedir. Ancak Başbakanlık

koruma polisleri tarafından olaya ilişkin olarak düzenlenen tutanakta (bkz. §

18) başvurucunun kolluk görevlilerine direndiği, bu nedenle kademeli güç

kullanmak ve başvurucuya kelepçe takmak durumunda kalındığı, bu şekilde

başvurucunun etkisiz hâle getirildiği belirtilmektedir. Gözaltı girişinde

düzenlenen sağlık raporuna göre başvurucunun kol, omuz, sırt ve bacak

bölgelerinde ekimotik ve hemorajik

yaralanmalar ile şişlikler bulunduğunun tespit edildiği görülmüştür (bkz. §

22). Ayrıca polis merkezine ait kamera kaydının izlenmesine dair düzenlenen

tutanakta (bkz. § 21) başvurucunun polis merkezine koruma polisleri tarafından

getirildiği esnada yürürken sağ ayağında bir aksama olduğunun da gözlemlendiği

belirtilmiştir. Başvurucu, koruma polislerinin kendisini teslim ettiği yerel

kolluk görevlileri tarafından kendisine kötü muamelede bulunulduğu yönünde bir

şikâyet ileri sürmemiştir.

67. Bu doğrultuda başvurucudaki söz konusu yaralanmaların koruma

polisleri tarafından gözaltına alınması ile yerel kolluk görevlilerine teslim

edildiği zaman aralığında meydana geldiği hususunda şüphe bulunmamaktadır.

Yukarıda belirtilen genel ilke (bkz. § 58) uyarınca başvurucuda meydana gelen

yaralanmalar konusunda tatmin edici açıklamanın kamu otoritelerince yapılması

gerekmektedir. Bu kapsamda kolluk görevlilerinin verdikleri ifadelerde ve

düzenledikleri tutanakta, kademeli olarak başvurucuya güç uyguladıklarını kabul

ettikleri, Cumhuriyet Başsavcılığının da verdiği kovuşturmasızlık kararında

(bkz. § 25) kullanılan gücün gerekli ve orantılı olduğuna dair yargısal

değerlendirmede bulunduğu görülmektedir. Bu durumda Anayasa Mahkemesi, yapacağı

incelemede başvurucuya karşı -kolluk kuvvetince bir güç uygulanıp uygulanmadığının

tartışılmasına gerek olmaksızın- kolluk personeli tarafından uygulanan gücün

yasal bir dayanağının bulunup bulunmadığına, güç kullanılmasının gerekli olup

olmadığına ve son olarak kullanılan gücün orantılı olup olmadığına bakacaktır.

68. Yukarıda belirtilen mevzuat (bkz. § 33) uyarınca kolluk

görevlilerinin kendilerine karşı bir direnme sergilendiği durumlarda kademeli

olarak güç kullanabilmesinin yasal dayanağı bulunduğu görülmektedir. Her ne

kadar kamera kayıtlarından tespit edilemese de olay sonrası başvurucunun koruma

polislerine direndiğine ilişkin olarak düzenlenen tutanak gereğince başvurucuya

karşı güç kullanılmasının gerekli olduğu da söylenebilecektir. Düzenlenen

tutanak ve alınan savunmalara göre koruma polisleri kelepçe takmak suretiyle başvurucuyu

etkisiz hâle getirmiştir. Toplam beş kişi olduğu anlaşılan koruma polislerinin

başvurucuya göre sayısal bir avantaja sahip oldukları hususu da gözetildiğinde

başvurucuya kelepçe takılması için bedenî kuvvet dışında maddi bir kuvvete

ihtiyaç duydukları söylenemeyecektir. Nitekim kolluk görevlileri de

ifadelerinde başvurucuya karşı göz yaşartıcı gaz ya da cop gibi maddi güç

kapsamında kalan bir alet kullandıklarını belirtmemişlerdir.

69. Başvurucu hakkında düzenlenen adli rapora bakıldığında başvurucunun

vücudunun birçok yerinde meydana gelen yaralanma ve şişliklerin beş polis

memuru tarafından sadece başvurucuya kelepçe takılması eylemi sırasında oluşmuş

olabileceğinin söylenmesi zordur. Ayrıca kamera izleme tutanağında başvurucunun

yürürken sağ ayağında aksama olduğu gözlemlendiğinden başvurucuya karşı

uygulanan gücün basit bir kelepçe takma eylemi için gerekli olanın ötesinde

olduğu açıktır. Dolayısıyla belirtilen olgular ışığında koruma polisleri

tarafından başvurucuya karşı uygulanan kuvvetin orantılı olmadığı sonucuna

varılmıştır.

70. Başvurucuya karşı kolluk görevlilerince orantısız şekilde

uygulanan bu gücün özellikle bilgi alma, cezalandırma veya yıldırma amacıyla ya

da ayrımcı bir nedenle kasten ağır acı veya ızdırap

verme şeklinde gerçekleştirildiği söylenememektedir. Eylemin uzun bir dönem

içinde saatlerce uygulanmış ve fiziki yaralanmaya ya da yoğun maddi veya manevi

ızdıraba sebep olacak şekilde ortaya çıkmış olduğu da

iddia edilemez. Bu durumda söz konusu eylemin işkence veya eziyet boyutuna

varmadığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla başvurucuya uygulanan şiddetin düzeyi,

süresi, şekli ve eylem nedeniyle başvurucuda meydana gelen yaralanmanın basit

tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte olması hususları birlikte dikkate

alındığında eylemin insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele olarak tanımlanması

mümkündür.

71. Başvurucuya karşı kolluk görevlilerince gerçekleştirilen

darp eylemi nedeniyle insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal

edildiği sonucuna varılmıştır. Bu bağlamda başvurucunun kötü muamele kapsamında

ileri sürdüğü -darp iddiası dışındaki tehdit ve hakaret eylemleri gibi- diğer

iddialar yönünden daha ileri bir inceleme yapılmasına gerek duyulmamıştır.

72. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasında güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele

yasağının maddi boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

ii. İnsan Haysiyetiyle

Bağdaşmayan Muamele Yasağının Usul Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia

Yönünden

(1) Genel

İlkeler

73. Devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı

kapsamındaki pozitif yükümlülüğünün usule ilişkin bir boyutu bulunmaktadır. Bu

usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, her türlü fiziksel ve ruhsal saldırı

olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını

sağlayabilecek etkili resmî bir soruşturma yürütmek durumundadır. Bu tarz bir

soruşturmanın temel amacı, söz konusu saldırıları önleyen hukukun etkin bir

şekilde uygulanmasını güvenceye almak ve karıştıkları olaylarda kamu

görevlilerinin ya da kurumlarının kendi sorumlulukları altında meydana gelen

olaylar için hesap vermelerini sağlamaktır (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 110).

74. Buna göre bireyin bir devlet görevlisi tarafından hukuka

aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye

tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde

Anayasa’nın 17. maddesi -“Devletin temel

amaç ve görevleri” kenar başlıklı 5. maddesindeki genel yükümlülükle

birlikte yorumlandığında- etkili resmî bir soruşturmanın yapılmasını

gerektirmektedir. Bu soruşturma, sorumluların belirlenmesini ve

cezalandırılmasını sağlamaya elverişli olmalıdır. Bu mümkün olmazsa bu madde

sahip olduğu öneme rağmen pratikte etkisiz hâle gelecek ve bazı hâllerde devlet

görevlilerinin fiilî dokunulmazlıktan yararlanarak kontrolleri altında bulunan

kişilerin haklarını istismar etmeleri mümkün olacaktır (Tahir Canan,§ 25).

75. Devletin pozitif yükümlülüğü kapsamında bazen tek başına

soruşturma yapılmamış olması yahut yeterli soruşturma yapılmamış olması da kötü

muamele teşkil edebilmektedir. Dolayısıyla şartlar ne olursa olsun yetkililer,

resmî şikâyet yapılır yapılmaz harekete geçmelidir. Şikâyet yapılmadığında bile

işkence veya kötü muamele olduğunu gösteren yeterli, kesin belirtiler olduğunda

soruşturma açılması sağlanmalıdır. Bu bağlamda soruşturmanın derhâl başlaması,

bağımsız biçimde, kamu denetimine tabi olarak, özenli ve süratli yürütülmesi ve

bir bütün olarak etkili olması gerekir (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 116).

76. Yürütülecek ceza soruşturmaları, sorumluların tespitine ve

cezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve yeterli olmalıdır.

Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz edilebilmesi için soruşturma

makamlarının resen harekete geçerek olayı aydınlatabilecek ve sorumluların

tespitine yarayabilecek bütün delilleri toplamaları gerekir. Dolayısıyla kötü

muamele iddialarının gerektirdiği soruşturma bağımsız bir şekilde hızlı ve

derinlikli yürütülmelidir. Diğer bir ifadeyle yetkililer, olay ve olguları

ciddiyetle öğrenmeye çalışmalı; soruşturmayı sonlandırmak ya da kararlarını

temellendirmek için çabuk ve temelden yoksun sonuçlara dayanmamalıdır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 114).

77. Ceza soruşturmasının etkinliğini sağlayacak hususlardan biri

de fiilen hesap verilebilirliği sağlamak için soruşturma sürecinin kamu

denetimine açık olmasıdır. Ayrıca her olayda mağdurun meşru menfaatlerini

korumak için gerekli olduğu ölçüde sürece katılması sağlanmalıdır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 115).

78. Bununla birlikte soruşturma sonucunda alınan kararın

soruşturmada elde edilen tüm bulguların kapsamlı, nesnel ve tarafsız bir

analizine dayalı olması, bunun yanı sıra söz konusu kararın yaşam hakkına

yönelik müdahalenin Anayasa’nın aradığı zorunlu bir durumdan kaynaklanan ölçülü

bir müdahale olup olmadığına yönelik bir değerlendirme içermesi de

gerekmektedir (Cemil Danışman, B.

No: 2013/6319, 16/7/2014, § 99).

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

79. Miting alanında muhalif bir pankart açması nedeniyle

Cumhuriyet Başsavcılığınca başvurucu hakkında kamu görevlisine hakaret suçundan

aynı gün soruşturma açıldığı, başvurucunun şikâyet dilekçesi vermesi üzerine

6/3/2014 tarihinde (olaydan üç gün sonra) kolluk personeli hakkında kasten

yaralama suçundan soruşturma başlatıldığı görülmektedir (bkz. § 14).

Dolayısıyla Cumhuriyet Başsavcılığınca makul bir süre içinde kötü muamele

iddialarıyla ilgili olarak resmî bir soruşturma başlatıldığı açıktır.

80. Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen farklı soruşturmalar

kapsamında başvurucunun müşteki sıfatıyla ifadesinin iki kez alındığı, iki kez

ise adli kollukta müşteki ve şüpheli sıfatlarıyla ifadesine başvurulduğu

görülmektedir. Başvurucu olay sonrasında TİHV'de bir

doktor tarafından hakkında düzenlenen sağlık raporunu soruşturma dosyasına

sunmuş, bu rapor hakkında da kovuşturmasızlık kararında yargısal bir

değerlendirme yapılmıştır. Ayrıca başvurucunun birçok kez soruşturma dosyasına

dilekçe ve ekinde kamera kaydı gibi deliller sunabildiği ya da bir işyeri

güvenlik kamera kaydının temini gibi çeşitli taleplerde bulunabildiği de

anlaşılmaktadır. Söz konusu bu talep ve delillerle ilgili olarak Cumhuriyet

Başsavcılığınca gereken özenin gösterilerek inceleme ve delil toplama çabasının

sarf edildiği de soruşturma dosyasından tespit edilebilmektedir (bkz. § 21).Bu

kapsamda istediği delilleri sunabilen ve makul talepleri karşılanan

başvurucunun soruşturmaya etkin şekilde katılımının sağlanmadığı

söylenemeyecektir.

81. Cumhuriyet Başsavcılığınca ayrıca olay anını gösterme

ihtimali olan güvenlik kamera kayıtları araştırılmış, polis merkezinin içini ve

dışını gösteren kayıtlar dâhil olmak üzere bazı kayıtlar temin edilmiştir.

Başvurucu hakkında hem gözaltına alınmasından kısa bir süre sonra hem de

gözaltından çıktığında sağlık raporları düzenlenmesi sağlanmış ve bu raporlar

dosyaya alınmıştır. Başvurucunun şikâyetçi olduğu Başbakanlık koruma

polislerinin ifadeleri ile teşhise elverişli fotoğraf ve ses kayıtlarının

Cumhuriyet Başsavcılığınca temin edildiği, bu kayıtlar üzerinden başvurucuya

teşhis işlemi yaptırıldığı da anlaşılmaktadır (bkz. §§ 18, 19). Bu kapsamda söz

konusu dosyada delillerin özenle toplanması ile derinlikli bir soruşturma yürütülmesi

çabasının Cumhuriyet Başsavcılığınca sarf edildiği görülmektedir.

82. Öte yandan başvurucu hakkında düzenlenen sağlık raporlarında

yapılan tespitlerin netliği başvurucuya karşı kullanılan gücün orantılılığı

değerlendirmesinde oldukça önem arz etmektedir. Ancak söz konusu sağlık

raporlarında yapılan tespitlerde başvurucunun vücudunun çeşitli yerlerindeki

yaralanmalardan bahsedilmesine karşın yaralanmaların -özellikle de şişlik

olarak ifade edilenlerin- ebadı ve şekli konusunda bir değerlendirme yapılmadığı

görülmektedir. Başvurucunun copla darbedildiğini

iddia etmesi karşısında sağlık raporlarındaki eksiklerin söz konusu iddianın

doğrulanması ya da çürütülmesi açısından oldukça önemli olduğuna kuşku yoktur.

Ancak Cumhuriyet Başsavcılığınca bu eksikliğin giderilmesi yönünde ek bir

sağlık raporu alınması ya da Adli Tıp Kurumundan daha detaylı bir sağlık raporu

temini noktasında herhangi bir girişimde bulunulmadığı görülmektedir.

83. Koruma polislerine ilişkin ses ve fotoğraf üzerinde

yaptırılan teşhis işleminde ise başvurucu, hem sesinden hem de görüntüsünden

bir kolluk görevlisini kesin olarak teşhis ettiğini belirtmiştir. Ancak

başvurucunun şüpheli sıfatıyla adli kollukta alınan ifadesinde kendisine kötü

muamelede bulunan kolluk görevlilerini görmediğini, yalnızca seslerini

duyduğunu belirtmesi nedeniyle başvurucunun bu teşhisine Cumhuriyet

Başsavcılığınca itibar edilmediği anlaşılmaktadır. Ancak Cumhuriyet

Başsavcılığı tarafından kolluk görevlilerinin sadece ses kayıtlarının değil

aynı zamanda fotoğraflarının da temin edilmesine ihtiyaç duyulmuş ve bu

kapsamda elde edilen fotoğraflar başvurucuya teşhis için sunulmuştur. Bu

aşamadan sonra yapılan teşhis işleminin fotoğrafa dayanamayacağının söylenmesi

soruşturma sonucunda alınan kararın soruşturmada elde edilen tüm bulguların

kapsamlı, nesnel ve tarafsız bir analizine dayalı olması ilkesi (bkz. § 78) ile

bağdaşmamaktadır.

84. Belirtilen tespitler doğrultusunda başvurucu hakkında

düzenlenen adli rapor içeriği ve anılan teşhis işlemi ile kolluk görevlilerinin

alınan savunmaları bir bütün hâlinde değerlendirildiğinde Anayasa'nın 17.

maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca devletin kötü muamele yasağı kapsamındaki

pozitif yükümlülükleri açısından söz konusu eylem hakkındaki maddi gerçeğin

ortaya çıkarılması için Cumhuriyet Başsavcılığınca ilgililer hakkında kamu

davası açılmasının gerekli olduğu açıktır. Bu doğrultuda taraflar arasındaki

gerekli çelişmenin sağlanabileceği bir kovuşturmanın yapılması sonucunda

belirlenecek maddi gerçeğe uygun bir yargısal sonuca varılması kötü muamele

yasağına ilişkin devletin pozitif yükümlülüğünün bir gereğidir.

85. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasında güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele

yasağının usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

C. İfade Hürriyetinin

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

86. Başvurucu; bir siyasi bir mitingde muhalif bir pankart

açması nedeniyle gözaltına alındığından ve gözaltında kaldığı bir süre boyunca

kolluk görevlilerinin darp, tehdit ve hakaretlerine maruz kaldığından

yakınmakta, Anayasa'nın 26. ve 34. maddelerinde güvence altına alınan ifade

özgürlüğü ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmektedir.

87. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan, §

16). Başvurucunun iddialarının bir bütün olarak Anayasa'nın 26. maddesinde

güvence altına alınan düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti hakkı kapsamında

incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

89. Somut olayda, başvurucunun ifade açıklamasında bulunmasına

iki farklı kamusal müdahalede bulunulduğu görülmektedir. Bunlardan ilki

başvurucunun gözaltına alınması ve gözaltında darp edilmesidir ki bu müdahale

başvurucu tarafından şikâyet edilen husustur. İkinci müdahale ise başvurucu

hakkında kamu görevlisine görevinden dolayı

hakaret suçlamasıyla açılan kamu davası ve devam eden ceza

yargılamasıdır. Ceza yargılamasına ilişkin ise başvurucunun bu başvuru özelinde

bir şikâyet ileri sürmediği görülmektedir. Ancak başvurucunun ifade özgürlüğüne

yapılan her iki müdahalenin bir bütün olarak incelenmesi gerektiği, başvurucu

hakkında devam eden ceza yargılaması süreci sona ermeden ifade hürriyeti

açısından yapılacak denetimin eksik kalabileceği değerlendirilmektedir. Keza

Dairenin bozma kararının dayanağı olan anayasal hakkın kötüye kullanımı

gerekçesi (bkz. § 29) konusunda derece mahkemesinin yapacağı yargısal değerlendirme

ve varacağı sonuç bireysel başvuru incelemesi açısından da son derece önemli

bir hâl almıştır. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi başvurucunun ifade özgürlüğünün

ihlal edildiği iddiası hususunda bu aşamada bir değerlendirme yapma gereği

duymamıştır.

90. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 26.

maddesinde güvence altına alınan ifade hürriyetinin incelenmesine gerek

olmadığına karar verilmesi gerekir.

D. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

91. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

ilgili kısmı ve (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"(1) Esas inceleme

sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar

verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2)

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili

mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir."

92. Başvurucu, Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında

koruma altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlali

nedeniyle yeniden soruşturma yapılması ile maddi ve manevi tazminat talebinde

bulunmuştur.

93. Anayasa Mahkemesi Mehmet

Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60) başvurusuna dair

vermiş olduğu kararda, bireysel başvuruya konu olayın incelenmesi sonucunda

ihlal kararı verilmesi durumunda ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması

için yapılması gerekenler hususunda detaylı açıklamalarda bulunmuştur. Anılan

içtihat doğrultusunda, 6216 sayılı Kanun uyarınca ihlalin ve sonuçlarının

ortadan kaldırılması için temel kural olan eski hâle getirmenin başvuruya konu

olayda uygulanması gerektiği sonucuna varılmıştır.

94. Yapılan inceleme sonucunda, Anayasa’nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrasında güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele

yasağının (maddi ve usul boyutu itibarıyla) ihlal edildiği sonucuna

varılmıştır.

95. İnsan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmasında hukuki

yarar bulunduğundan kararın bir örneğinin yeniden soruşturma yapılmak üzere

Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığına (Soruşturma No: 2014/2801) gönderilmesine

karar verilmesi gerekir.

96. İnsan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlali

nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında

başvurucuya net 27.500 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

97. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için

başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal

arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucunun bu konuda herhangi bir belge

sunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi

gerekir.

98. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 2.475

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.701,90 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın başvuru yollarının

tüketilmemiş olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. İnsan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasanın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına

alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. İfade hürriyetinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın

İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,

D. Kararın bir örneğinin insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele

yasağı ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma

yapılmak üzere Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığına GÖNDERİLMESİNE,

E. Başvurucuya net 27.500 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

F. 226,90 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.701.90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

G. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 17/7/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar

verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Yıldız SEFERİNOĞLU

Raportör

:

Hüseyin KAYA

Başvurucu

:

İbrahim SÜLEYMANOĞLU

Vekilleri

:

Av. Tugay BEK

:

Av. Sevil ARACI BEK

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2015/6557, 17 Temmuz 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

Karar Bilgileri

  • Mercii: Anayasa Mahkemesi
  • Bölüm: İkinci Bölüm
  • Başvuru No: 2015/6557
  • Tarih: 17 Temmuz 2019

İlgili Kararlar

  • Hannan Yılbaşı Başvurusu (B. No: 2016/37380)
  • Dilek Kaya Başvurusu (B. No: 2018/14313)
  • E.k. Başvurusu (B. No: 2013/7637)
  • Filiz Koçak Demir ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/14046)
  • Süleyman Dağ Başvurusu (B. No: 2015/3896)
  • Altuğ Tuncer Başvurusu (B. No: 2016/2834)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.