İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Filiz Koçak Demir ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/14046)

1. Başvuru, kamu görevlisi olan başvurucuların üyesi oldukları sendikanın

Başvuru No2015/14046Tarih17 Temmuz 2019Okuma31 dk · 6.149 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Filiz Koçak Demir Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
17 Temmuz 2019
Başvuru Numarası
2015/14046
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.149 kelime·31 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, kamu görevlisi olan başvurucuların üyesi oldukları sendikanın

çağrısı üzerine bir gün göreve gelmemeleri nedeniyle disiplin cezası ile

cezalandırılmalarının örgütlenme özgürlüğünü ihlal ettiği iddiası hakkındadır.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvurular (B. No: 2015/14046, 2015/14047, 2016/127 ve

2016/2783) sırasıyla20/8/2015 (ilk iki başvuru), 5/1/2016 ve 12/2/2016

tarihlerinde yapılmıştır.

3. Başvurular, başvuru formları ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvuruların kabul edilebilirlik incelemesinin

Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. 2015/14047, 2016/127 ve 2016/2783 numaralı bireysel başvuru

dosyaları, aralarında konu yönünden hukuki irtibat bulunması nedeniyle

2015/14046 numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmiş ve incelemenin

2015/14046 numaralı bireysel başvuru dosyası üzerinden yapılmasına karar

verilmiştir.

6. Bölüm Başkanı tarafından başvuruların kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirilmesine gerek görülmediğini

belirtmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olayın Arka Planı

8. Anayasa Mahkemesinin Oğulcan

Büyükkalkan ve diğerleri (B. No:

2014/17226, 10/1/2018, § 8) kararında başvurucuların eylemlerine esas teşkil

eden sendika kararının dayanak gösterilen Gezi Parkı olayları hakkında şu

bilgiler yer almıştır:

"8. Türkiye İnsan Hakları Kurumu

tarafından Ekim 2014'te yayımlanan Gezi Parkı Olayları Raporu'nda (rapor) yer

alan bir kısım tespit şöyledir:

a. Gezi Parkı, İstanbul’un Beyoğlu ilçesinde

Taksim Meydanı’nın yakınlarında konumlanan bir şehir parkıdır. Gezi Parkı'nın

bu ismi alması ve söz konusu mekânda gerçekleşen değişimler, Gezi Parkı

olayları vesilesiyle gündeme gelmiş; konuya ilişkin birçok açıklama yapılmış ve

tartışma yürütülmüştür.

b. Gezi Parkı olayları,

İstanbul Taksim Meydanı’nda bulunan Gezi Parkı’nda yapılmak istenen çevre

düzenlemelerine engel olmak için 27/5/2013 tarihinde iş makinelerinin Gezi

Parkı'na girmesiyle başlamış ve haziran-temmuz aylarında yoğunlaşarak

Türkiye’nin birçok iline yayılmış toplantı ve gösteri yürüyüşleridir.

c. Gezi Parkı olaylarının

kronolojik gelişimine dair bir kısım bilgi şöyledir:

i. 27/5/2013: Taksim yayalaştırma projesi

kapsamında, Gezi Parkı’nın Asker Ocağı Caddesi'ne bakan duvarının 3 metrelik

kısmının gece 22.00 civarında yüklenici firmaya ait iş makineleri tarafından yıkılması

ve beş ağacın yerinden sökülmesi üzerine çeşitli sivil toplum kuruluşlarından

oluşan Taksim Dayanışması üyelerinin de bulunduğu yaklaşık 20 kişi iş

makinelerini durdurarak parkta nöbet tutmaya başlamıştır.

ii. 28/5/2013: Ağaçların sökülmesini engellemek

için durumdan haberdar olan birçok kişi parka gelmiş, eylemciler ile

eylemcilere ait parktaki çadırları sökmek isteyen zabıtalar arasında arbede

yaşanmıştır.

iii. 30/5/2013: Kolluk kuvvetleri tarafından

saat 05.00 civarında parktaki eylemcilere müdahale edilmiştir. Kaldırılan

çadırların bir kısmı yakılmış, geri kalanına el konulmuştur. İnşaat ekibi

parktaki çalışmalarına tekrar başlamıştır.

iv. 31/5/2013: Saat 04.30 sıralarında parkta

bulunanlara müdahale edilmiş, park boşaltılarak parka girişler polis

bariyeriyle kapatılmış, parkın boşaltılmasından sonra Taksim Meydanı ve

çevresinde toplanan göstericilere biber gazı ve basınçlı su kullanılarak

yapılan müdahaleler sonucunda birçok kişi yaralanmıştır. Protestolar başka

şehirlere de yayılmış, özellikle Ankara ili merkezinde birçok eylem

yapılmıştır.

v. 1/6/2013: Gezi Parkı eylemine müdahale eden

polisin güç kullanımını protesto eylemleri tüm Türkiye’ye yayılmış, kolluk

görevlilerince Ankara Kızılay Meydanı’nda toplanan gruplara yoğun olarak gaz

bombası atılmıştır. İçişleri Bakanı48 ilde 90'ın üzerinde eylem yapıldığını,

939 kişinin gözaltına alındığını; 53'ü vatandaş, 26'sı polis olmak üzere toplam

79 kişinin yaralandığını ve bu yaralıların 19'unun İstanbul'da tedavilerinin

devam ettiğini açıklamıştır.

vi. 2/6/2013: İçişleri Bakanı 67 ilde 235

eylem yapıldığını, 1.730 kişinin gözaltına alındığını, 115 güvenlik

görevlisinin yaralandığını, 58 kişinin tedavisinin devam ettiğini ve 6 kişinin

yoğun bakımda olduğunu açıklamıştır.

vii. 3/6/2013: İzmir Karşıyaka’da bulunan

Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) ilçe binası göstericiler tarafından ateşe

verilmiş, İstanbul Dolmabahçe’de polis ve eylemciler arasında çatışma yaşanmış;

polis, biber gazı ve tazyikli suyla müdahale ederken eylemciler kaldırım

taşlarından barikatlar kurmuş; polise taş ve molotof

kokteylleriyle karşılık vermiştir.

viii. 4/6/2013: İstanbul Adliyesinde, ülke

çapındaki gösterilerde yaşanan polis müdahalesi avukatlar tarafından protesto

edilmiş; İstanbul Beşiktaş’taki Başbakanlık ofisine yürümek isteyen ve

“Dağılın!” uyarısını dikkate almayan gruba polis tazyikli su ve biber gazıyla

müdahale etmiştir.

ix. 5/6/2013: Taksim Dayanışması Platformu

temsilcileri Başbakan Yardımcısı ile görüşme yapmış ve taleplerini

iletmişlerdir. Bu platforma katılan Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu

(KESK), Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Türk Tabipler Birliği

(TTB) ile Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Türkiye genelinde iş

bırakma eylemi başlatmıştır.

x. 6/6/2013: İçişleri Bakanı 915 kişinin

hastaneye kaldırıldığını, 79 kişinin tedavisinin sürdüğünü, 4 kişinin hayati

tehlikesinin devam ettiğini ve 8 kişinin yoğun bakımda bulunduğunu, 516 kolluk

görevlisinin yaralandığını açıklamıştır.

xi. 9/6/2013: Taksim Dayanışma Platformu,

Taksim Meydanı’nda geniş katılımlı miting düzenlemiştir.

xii. 11/6/2013: Kolluk kuvvetleri on gün

aradan sonra sabah erken saatlerde göstericilerin hazırladığı barikatları

aşarak Taksim Meydanı'na gelmiş; kısa sürede meydana hâkim olan polis,

meydandaki pankartları indirmiştir. Polisin Gezi Parkı'na müdahalesi sonucu

protestocularla kolluk kuvvetleri arasında çatışmalar yaşanmıştır.

xiii. 12/6/2013: Sabah saat 04.00’e kadar

süren olaylar, polisin meydandan çekilmesi ile sakinleşmiştir. Aynı gün

Başbakan, Gezi Parkı’ndaki eylemlerde yer alan bazı grupların temsilcileri ile

Ankara’da bir araya gelmiştir.

xiv. 14/6/2013: Başbakan, Gezi Parkı’ndaki

eylemlerde yer alan bazı grupların temsilcileri ile ikinci kez bir araya

gelmiştir.

xv. 15/6/2013: Taksim Dayanışması üyeleri

eylemlerini sadece Taksim Dayanışması çadırında sürdürüleceklerini, park ve

çevresindeki diğer çadırlar, flamalar ve bayrakların indirileceğini açıklamış;

bu doğrultuda saat 16.00 civarında Taksim Platformuna ait olanlar haricindeki

diğer flama ve bayraklar indirilmiş, ayrıca Gezi Parkı’ndan meydana açılan

bölgedeki barikatlar temizlenmiştir. Bazı grupların alanda kalmaya devam

edeceklerini beyan etmesi üzerine saat 17.30’dan itibaren kolluk kuvvetleri

parktaki göstericilere dağılmaları yolunda anons yapmaya başlamış, gaz

sıkılmış, saat 20.50’de müdahale başlamıştır. Kısa sürede kolluk kuvvetleri

Gezi Parkı’na girmiş ve park girişe kapatılmıştır.

xvi. 24/6/2013: Olayların yaşandığı Gezi

Parkı'nda haber yapmaya çalışan basın mensuplarına yönelik müdahale ve

gözaltılar gerçekleşmiştir.

xvii. 6/7/2013: Taksim Dayanışmasının çağrısı

üzerine Gezi Parkı'na gelen kişilere polis müdahale etmiştir.

d. Olayların çevreci bir saikle başladığını, bireylerin yaşadıkları çevreye ilişkin

kararların kendilerine sorulması talebini ortaya koyduklarını ifade edenler

olduğu gibi yerleri değiştirilen ağaçların bahane olarak kullanıldığını,

hareketin iktidara karşı yurt dışı destekli bir kalkışma olduğunu belirtenler

ve polisin sert müdahalesini Başbakanlık binasının ele geçirilmeye çalışılması,

kamu ve özel kişilerin mallarına zarar verilmesi ile ilişkilendirenler de

mevcuttur.

e. İçişleri Bakanlığı

verilerine göre 28/5/2013 ile 6/9/2013 tarihleri arasında 80 ilde Gezi Parkı

olayları çerçevesinde 5532 eylem/etkinlik gerçekleştirilmiş, bu eylem ve etkinliklere

3.611.208 kişi katılmış, olaylara ilişkin 104.519 emniyet personeli

görevlendirilmiş, söz konusu gösterilerden 164’üne müdahalede bulunulmuş, bir

komiser yüksekten düşme nedeniyle şehit olmuş, üçü silahla ve ikisi bıçakla

olmak üzere 697 güvenlik görevlisi yaralanmış, olaylar sırasında yaşamını

yitiren dört sivil vatandaşın ölümüyle ilgili adli ve idari soruşturma

yürütülmüş, olaylara ilişkin gözaltına alınan 5513 kişiden 148'i tutuklanmış,

görevlendirilen polislerden 127'si hakkında uygulamaları nedeniyle

araştırma/soruşturma işlemleri yapılmıştır.

f. Gezi Parkı olayları

sırasında yaralanma ve ölüm olayları da yaşanmıştır. TTB verilerine göre kamu

hastanelerine, özel hastane ve tıp merkezlerine, olayların yaşandığı alanlarda

kurulan revirlere toplam 8.163 kişi yaralı olarak başvurmuştur. Bunlardan

106'sı kafa travmasına uğramış, 63'ü ağır yaralanmış, 11'i gözünü

kaybetmiştir."

B. Somut Olaya İlişkin Bilgiler

9. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

10. Başvurucular sırasıyla 1975, 1977, 1964 ve 1969 doğumlu olup

Ankara Mamak Belediyesinde (İdare) memur olarak görev yapmaktadır. Başvurucular

Tüm Belediye ve Yerel Yönetim Hizmetleri Emekçileri Sendikası (TÜM BEL-SEN veya

Sendika) üyesidir.

11. 1990 sonrası kurulan TÜM BEL-SEN, yerel yönetimlerde

(belediye ve il özel idareleri) memur

statüsünde çalışanların örgütü olup ülke çapında örgütlenen Sendikanın 43 şube

ve 12 il temsilciliği bulunmaktadır. Anılan Sendika, ulusal düzeyde Kamu

Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) ve uluslararası düzeyde bütün

dünyada kamu sektöründe örgütlü sendikaların üst örgütü olan Kamu Hizmetleri

Enternasyonali (PSI) ve Avrupa Kamu Hizmetleri Sendikaları Federasyonu (EPSU)

üyesidir.

12. TÜM BEL-SEN'in bağlı olduğu KESK

16/6/2013 tarihinde şu şekilde bir karar almıştır:

"İstanbul Taksim Gezi

Parkı'na sahip çıkma amaçlı başlayan demokratik ve meşru tepkiler karşısında

aralarında üyelerimizin de bulunduğu binlerce yurttaşımızın yaralanmasına, dört

vatandaşımızın yaşamını yitirmesine neden olan Hükümetin baskıcı ve şiddeti

esas alan uygulamalannı protesto etmek amacıyla;

Konfederasyon tüzüğümüzün

"Konfederasyonun Amaçları" başlıklı dördüncü maddesi'nde

sayılan;

"Toplumun karar süreçlerinde örgütlü

olarak söz sahibi olduğu; devletten ve piyasadan azami ölçüde arındırılmış

kamusal alanda eşit, ücretsiz, nitelikli, erişilebilir ve anadilinde kamu

hizmetini savunur. Konfederasyon, tüm maddi değerlerin yaratıcısı emeğin en

yüce değer olduğu gerçeğinden hareketle ve sendikal mücadelenin demokrasi ve

özgürlük mücadelesinin bir parçası olduğunun bilinciyle...

b) Çalışma yaşamında ve hayatın diğer

alanlarında üyelerin ve tüm emekçilerin ekonomik, demokratik, sosyal, siyasal,

yasal, kültürel, mesleki, hukuksal, özlük haklaını ve

çıkarlarını korumayı ve geliştirmeyi;

c) Evrensel insan hakları belgelerine dayanan

ve uluslararası hukuk ve sözleşmelerden doğan bütün hak ve özgürlükleri

eksiksiz yaşama geçirmek için mücadele etmeyi;" amaçlarımız doğrultusunda,

DİSK, TMMOB, TTB ve TDHB ile birlikte, bağlı

sendikalarımız üyelerinin; 17 Haziran 2013 tarihi sabahında işyerlerinde

bildiri okumaları ve üretimden gelen gücü kullanarak işyerlerinden çıkıp tüm

illerde merkezi alanlarda basın açıklamaları yapmaları ..."

13. Sendikanın bağlı olduğu KESK'in

aldığı iş bırakma kararı üzerine 17/6/2013 tarihinde başvurucular görevlerine

gelmemiştir.

14. TÜM BEL-SEN'in bağlı olduğu KESK'in kararı doğrultusunda bir gün göreve gelmeyen

başvurucular hakkında mazeretsiz olarak göreve gelmedikleri gerekçesiyle

başlatılan disiplin soruşturması sonucunda başvuruculardan Filiz Koçak Demir ve

Feza Almaz'a tekerrür nedeniyle kınama cezası, diğer

başvuruculara ise uyarma cezası verilmiştir.

15. Başvurucular disiplin cezalarının iptali talebiyle idare

mahkemeleri nezdinde dava açmıştır. Başvurucular yönünden işleyen yargısal

süreçler şu şekildedir:

1. Filiz Koçak Demir

Yönünden

16. Başvurucunun açtığı davada Ankara 3. İdare Mahkemesi 26/9/2014

tarihinde işlemin iptaline karar vermiştir. İlk derece mahkemesinin disiplin

cezasının iptaline ilişkin kararında; Anayasa'nın 90. maddesi, Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) Kaya ve Seyhan/Türkiye (B. No: 30946/04,

15/9/2009) kararına atıfta bulunarak başvurucunun üyesi bulunduğu sendikanın

bağlı olduğu Konfederasyonun aldığı karar doğrultusunda düzenlenen eyleme

katıldığının açık olduğu, bu nedenle sendikal faaliyet kapsamında görev yerini

terk etmek fiilinin mazeret olarak kabulü gerektiği belirtilmiştir.

17. İdarenin karara itiraz etmesi üzerine Ankara Bölge İdare

Mahkemesi 1. Kurul (Bölge İdare Mahkemesi) 4/3/2015 tarihinde ilk derece

mahkemesinin kararının bozulmasına ve yaptığı esas incelemesi sonucu davanın

reddine karar vermiştir. Başvurucu, kararın düzeltmesi talebinde bulunmuştur.

Bölge İdare Mahkemesi 3/7/2015 tarihinde talebi reddetmiştir.

18. Bölge İdare Mahkemesinin iptal kararını bozduğu ve esastan

inceleme sonucu davayı reddettiği kararın ilgili kısımları şöyledir:

"2013 yılında Mayıs ayının sonlarında

İstanbul ilinde Taksim Gezi Parkında gösteriler yapılmış, bunun sonucunda bazı

olaylar meydana gelmiş ve belirli bir süre bu olayların polis gösterici

çatışması halinde devam etmiş, söz konusu yerde kamuya açık alanlar

göstericiler tarafından işgal edilmiş, kamuya ait eşyalar tahrip edilmiş ve

kamu düzeni ile asayişin bozulmuş olduğunun görüldüğü, [KESK] yetkili kurullarınca alınan karar yukarıda anılan [AİHS]'de toplantı yapma hakkının asayişin bozulmaması

şartına aykırı olduğu, Taksim Gezi Parkı olaylarına bakıldığında günlerce o

bölgede kamu düzeninin ve asayişin sağlanamadığı görülmektedir.

Bakılan davada davacının Taksim Gezi Parkı

olaylarında hükümetin baskıcı ve şiddete dayalı müdahalesini protesto etmek

amacıyla yani sendikal faaliyet kapsamı dışında bir amaçla 17 Haziran [2013] günü işyerini terk ettiği anlaşılmaktadır.

Bu durumda, [başvurucunun] da üyesi olduğu sendikanın almış olduğu karar

doğrultusunda 17 Haziran [2013]

tarihin de görev yerini terk etmesinin sendikal faaliyet kapsamı dışında Taksim

Gezi Parkı olaylarında hükümetin baskıcı ve şiddete dayalı müdahalesini

protesto etmek amacıyla yapıldığı, bu durumun ise[AİHS]'de düzenlenen toplantı hakkı çerçevesinde olmadığı

görüldüğünden, sendikanın almış olduğu karar çerçevesinde özürsüz ve izinsiz

görev mahallini terk ettiği suçu sübut bulduğundan, [başvurucunun] daha önce de aynı fiilden dolayı uyarma cezası

aldığı ve bu [ceza]

kesinleştiğinden, kınama cezası ile tecziyesine ilişkin işlemde hukuka

aykırılık görülmemiştir."

2. Adem Yavuz Kaya

Yönünden

19. Başvurucunun açtığı davayı Ankara 12. İdare Mahkemesi

17/9/2014 tarihinde reddetmiştir. İlk derece mahkemesinin ret kararının ilgili

kısımları şöyledir:

"...her ne kadar[başvurucu] tarafından üyesi bulunduğu sendikanın bağlı olduğu

konfederasyonun yetkili kurullarınca alınan karara uyarak işyerini terkettiği, bunun da sendikal faaliyet kapsamında olduğu

ileri sürülmekte ise de;[başvurucunun] , üyesi olduğu [TÜM BEL-SEN]'in bağlı olduğu [KESK]'in

aldığı bu kararın çalışma yaşamında ve hayatın diğer alanlarında üyelerinin ve

tüm emekçilerin ekonomik, demokratik, sosyal, yasal kültürel, mesleki hukuksal

ve özlük haklarını ve çıkarlarını korumayı ve geliştirmeyi hedefleyen amaçları

kapsamında değerlendirilemeyeceği, dolayısıyla izinsiz olarak işyerine bir gün

gelmemenin ya da işyerinin izinsiz terk edilmesinin sendikal faaliyet

kapsamında mazeret olarak kabul edilemeyeceği sonucuna varıldığından, özürsüz

ve mazeretsiz işyerini terkettiği sabit olan [başvurucunun] 657 sayılı Kanunun 125/A-b maddesi uyarınca uyarma

cezası ile cezalandırılmasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık

görülmemiştir."

20. Başvurucunun karara itiraz etmesi üzerine Bölge İdare

Mahkemesi 24/2/2015 tarihinde itirazı reddetmiştir. Başvurucu, kararın

düzeltmesi talebinde bulunmuştur. Bölge İdare Mahkemesi 16/6/2015 tarihinde

talebi reddetmiştir.

3. Beyhan Yalçın Yönünden

21. Başvurucunun açtığı davada Ankara 11. İdare Mahkemesi

16/10/2014 tarihinde işlemin iptaline karar vermiştir. İlk derece mahkemesinin

disiplin cezasının iptaline ilişkin kararında AİHM'in

Karaçay/Türkiye (B. No: 6615/03,

27/3/2007), Dilek ve diğerleri/Türkiye

(B. No: 74611/01,..., 17/7/2007; Türkçe çevirisinde Satılmış ve diğerleri şeklinde isimlendirilmiştir) kararları

ile AİHS ve 87 No.lu Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) Sözleşmesi'ne atıfta

bulunarak bir değerlendirme yapmıştır. Kararda; AİHS'in

11. maddesi ve AİHM'in benzer davalarda vermiş olduğu

kararların birlikte değerlendirilmesinden bağlı bulunduğu sendikanın çağrısına

uyarak sendikal faaliyet kapsamında söz konusu görev mahallini terk ederek

eyleme katılmış olduğu açık olan başvurucuya, belirtilen fiili nedeniyle

disiplin cezasının verilmesinin demokratik bir toplumda gerekli olmadığı ifade

edilmiştir.

22. İdarenin karara itiraz etmesi üzerine Bölge İdare Mahkemesi

31/3/2015 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararının bozulmasına ve yaptığı

esas incelemesi sonucu davanın reddine karar vermiştir. Bölge İdare Mahkemesi

iptal kararını bozduğu ve esastan inceleme sonucu davayı reddettiği kararında

başvuruculardan Filiz Koçak Demir'in davasında belirttiği aynı gerekçeye

dayanmıştır (bkz. § 18).

23. Başvurucu, kararın düzeltmesi talebinde bulunmuştur. Bölge

İdare Mahkemesi 11/11/2015 tarihinde talebi reddetmiştir.

4. Feza Almaz Yönünden

24. Başvurucunun açtığı davayı Ankara 6. İdare Mahkemesi

10/9/2014 tarihinde reddetmiştir. İlk derece mahkemesinin ret kararının ilgili

kısımları şöyledir:

"... [başvurucunun] Taksim gezi parkı olaylarında hükümetin baskıcı ve

şiddete dayalı olduğu ileri sürülen müdahalesini protesto etmek amacıyla yani

sendikal faaliyet kapsamı dışında bir amaçla 17 Haziran[2013] günü işyerini terk ettiği anlaşılmaktadır.

Bu durumda, [başvurucunun] da üyesi olduğu sendikanın almış olduğu karar

doğrultusunda 17 Haziran [2013]

tarihinde görev yerini terk etmesinin sendikal faaliyet kapsamı dışında Taksim

Gezi Parkı olaylarında hükümetin baskıcı ve şiddete dayalı olduğu ileri sürülen

müdahalesini protesto etmek amacıyla yapıldığı, bu durumun ise [AİHS]'de düzenlenen toplantı hakkı çerçevesinde olmadığı

görüldüğünden, sendikanın almış olduğu karar çerçevesinde özürsüz ve izinsiz

görev mahallini terk ettiği suçu sübut bulduğundan,[başvurucunun] daha önce de aynı fiilden dolayı uyarma cezası

aldığı ve bu cezanın kesinleştiğinden, kınama cezası ile tecziyesine ilişkin

işlemde hukuka aykırılık görülmemiştir."

25. Başvurucunun karara itiraz etmesi üzerine Bölge İdare

Mahkemesi 26/5/2015 tarihinde itirazı reddetmiştir. Başvurucu, kararın

düzeltmesi talebinde bulunmuştur. Bölge İdare Mahkemesi 16/12/2015 tarihinde

talebi reddetmiştir.

26. Bölge İdare Mahkemesinin kararın düzeltilmesinin reddine

ilişkin kararları başvurucuların üyesi olduğu Sendikaya sırasıyla 31/7/2015

(ilk iki başvuruda), 7/12/2015 ve 21/1/2016 tarihlerinde tebliğ edilmiştir.

27. Başvurucular süresinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

28. 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun

“Toplu eylem ve hareketlerde bulunma yasağı”

kenar başlıklı 26. maddesi, “Disiplin

cezalarının çeşitleri ile ceza uygulanacak fiil ve haller” kenar

başlıklı 125. maddesi, 25/6/2001 tarihli ve 4688 sayılı Kamu Görevlileri

Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu'nun "Amaç"

kenar başlıklı 1. maddesi, "Sendika ve

Konfederasyonların Yetki ve Faaliyetleri" kenar başlıklı 19.

maddesi, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun (İDDK) 22/5/2013 tarihli ve

E.2009/63 ve K.2013/1998sayılı kararı (Ahmet

Parmaksız, B. No: 2017/29263, 22/5/2019, §§ 25-29).

B. Uluslararası Hukuk

29. 17/6/1948 tarihli ve 87 sayılı Sendika Özgürlüğü ve

Örgütlenme Hakkının Korunmasına İlişkin ILO Sözleşmesi’nin 2., 3. ve 8.

maddeleri; 7/6/1978 tarihli ve 151 sayılı Kamu Hizmetinde Örgütlenme Hakkının

Korunması ve İstihdam Koşullarının Belirlenmesi Yöntemine İlişkin ILO

Sözleşmesi’nin3., 6. ve 9. maddeleri; 16/12/1966 tarihli Birleşmiş Milletler

(BM) Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi'nin 8.

maddesi, 16/12/1966 tarihli BM Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası

Sözleşmesi'nin 22. maddesi, Avrupa Konseyi'nin 18/10/1961 tarihli ve ETS No. 35

sayılı Avrupa Sosyal Şartı’nın (ASŞ) 5. ve 6. maddeleri, ILO'nun Örgütlenme

Özgürlüğü Komitesi Yönetim Kurulunun Karar ve İlkeleri (bkz. Ahmet Parmaksız, §§ 30-39; Türkiye,

Avrupa Sosyal Şartı ile 3/5/1996 tarihli Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal

Şartı'nı onaylamış ancak her iki Şart’ın da

örgütlenme ve toplu pazarlık haklarına ilişkin 5. ve 6. maddelerine çekince

koymuştur).

30. AİHM'in kamu görevlilerinin iş

bırakma eylemlerine yaklaşımı şu şekildedir:

i. AİHM, Karaçay/Türkiye

kararında; AİHS'in 11. maddesinin birinci

paragrafının herkesin bir sendikaya üye olma ve çıkarlarını koruma hakkını

güvence altına aldığını ve devlet memurlarının doğrudan bu haktan mahrum

bırakılmaması gerektiğini belirtmiştir. AİHM, ayrıca ordu, emniyet ve bazı

sektörlerde görev yapan devlet memurlarının, sendikal haklarına kısıtlamalar

getirilmesinin mümkün olduğunu, ancak bu kısıtlamaların resmi görevlerinin

yerine getirilmesinde gerekli olmasının şart olduğunu ifade etmiştir

(Karaçay/Türkiye, § 22) . Bu karara konu olayda devlet memurlarının maaşlarına yapılan düşük zammı protesto etmek

amacıyla üyesi olduğu KESK’in düzenlediği

eyleme katılması nedeniyle başvurana uyarma disiplin cezası

verilmiştir(Karaçay/Türkiye, § 37).

ii. AİHM'in

Urcan/Türkiye kararında; EĞİTİM-SEN kamuda

çalışan eğitimcilerin koşullarının iyileştirilmesi amacıyla 1 Aralık

2000 tarihinde düzenlenecek bir günlük ulusal grevden yetkilileri haberdar

etmiş ve başvuranlar gösteriye katılıp iş yerlerine gitmemişlerdir. AİHM,

başvuranların EĞİTİM-SEN sendikasının, çalışma koşullarının iyileştirilmesine

dikkat çekmek amacıyla düzenlediği bir günlük greve katıldıkları için sonradan

para cezasına çevrilen mahkumiyet cezasına çarptırıldıklarını ve geçici olarak

kamu hizmetinden uzaklaştırıldıklarına dikkat çekerek şikayet konusu

yaptırımların yasal yoldan bu tür bir greve katılmak isteyen sendika üyelerini

ve diğer kişileri caydırmak amacını güttüğünü tespit etmiş ve başvuranlara

uygulanan yaptırımların demokratik bir toplumda gerekli olmadığı sonucuna

varmıştır (Urcan/Türkiye, §§ 30-36).

iii. AİHM Kaya ve

Seyhan/Türkiye kararında; EĞİTİM-SEN üyesi öğretmenlere KESK'in

çağrısına uyarak, parlamentoda tartışılmakta

olan kamu yönetimi kanun tasarısını protesto etmek üzere düzenlenen bir günlük ulusal eyleme katılmaları

nedeniyle bir gün göreve gelmedikleri için uyarma cezası verilmesinin, her ne

kadar bu ceza çok küçük olsa da, sendika üyelerinin çıkarlarını korumak için

meşru grev ya da eylem günlerine katılmaktan vazgeçirecek bir nitelik taşıdığı

ve müdahalenin acil bir sosyal ihtiyaca karşılık gelmediği ve bu nedenle

demokratik bir toplumda gerekli olmadığı sonucuna varmıştır (Kaya ve

Seyhan/Türkiye, B. No: 30946/04,15/09/2009, §§ 30-31).

iv. AİHM Dilek ve

diğerleri/Türkiye kararında, KESK, kamu

sektöründe çalışan personele ilişkin kanunun Meclis gündemine taşınması

nedeniyle 2 Mart 1998 tarihinde ulusal düzeyde bir eylem yapma

kararı almıştır. 7:00-15:00 saatleri arası ile 15:00-23:00 saatleri arası

çalışan başvuranlardan iki grup, çalışma koşullarını protesto etmek amacıyla iş

yavaşlatma eylemi çerçevesinde üç saat süreyle görev yerlerini terk

etmişlerdir. Bu eylem sırasında araçlar gişelerden para ödemeden geçmiştir.

İdare eylem nedeniyle uğradığı zararı tazmin için başvuranlara dava açmış ve

aleyhlerine hukuk mahkemesinde tazminata hükmedilmiştir. Bu durumda AİHS’nin

11. maddesinin hangi koşullarda grev hakkı tanıdığı ve bu madde çerçevesinde bu

hakkın tanımının ne olacağı hususlarına değinmeden AİHM, başvuranların işlerini

üç saat süreyle yavaşlatmalarının, sendikal hakların kullanımı bağlamında toplu

eylem olarak değerlendirilebileceğine kanaat getirmiş ve alınan tedbirin

örgütlenme özgürlüğüne müdahale oluşturduğunu tespit etmiştir (Dilek ve

diğerleri/Türkiye, § 57).

Anılan karara göre, AİHS’nin 11. maddesinin 1.

paragrafı; sendika üyelerine çıkarlarını koruyabilmek amacıyla seslerini

duyurmalarına imkan tanımaktadır. AİHS’in 11.

maddesinde yer alan “çıkarlarını korumak için” ifadeleri önemlidir ve AİHS,

sendikanın yapacağı toplu eylem yoluyla, sendika üyelerinin mesleki çıkarlarını

savunma özgürlüğünü güvence altına almaktadır. Sendika üyeleri tarafından

gerçekleştirilecek olan bu eyleme Sözleşmeci Devletler tarafından izin

verilmeli, eylemin gelişimi ve devamı sağlanmalıdır. O halde sendikanın, üyelerinin

mesleki çıkarlarının korumak amacıyla müdahil olma imkanı bulunmalı ve üyeler,

çıkarlarının korunması yolunda sendikalarının seslerini duyurması hakkına sahip

olabilmelidir (Dilek ve diğerleri/Türkiye, §§ 65,67).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

31. Mahkemenin 17/7/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların İddiaları

32. Başvurucular sendikal faaliyetlerinden dolayı disiplin

cezasıyla cezalandırılmaları nedeniyle adil yargılanma, etkili başvuru hakları

ile örgütlenme özgürlüklerinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.

33. Başvurucular, üyesi oldukları sendikanın bağlı olduğu KESK'in aldığı karar doğrultusunda yasalarla tanınan

haklara dayanarak anayasal hakları çerçevesinde demokratik tepki göstermek

amacıyla bu sendikal eyleme katıldıklarını belirtmişlerdir. Başvurucular, 87 ve

151 sayılı ILO Sözleşmeleri, Avrupa Birliği Temel Haklar Şartı hükümleri ile

AİHM, Anayasa Mahkemesi ve Danıştay kararlarını dayanak göstererek kendilerine

sendikal faaliyet nedeniyle disiplin cezası verilmesinin örgütlenme

özgürlüklerini ihlal ettiğini öne sürmüşlerdir. Verilen cezaların hafif de olsa

caydırıcı nitelikte olduğunu belirten başvurucular itiraz ve temyiz

aşamalarında etkin ve sonuç alınabilir bir yola ulaşamadıklarını ve bu suretle

etkili başvuru haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

B. Değerlendirme

34. Anayasa’nın yapılacak değerlendirmede uygulanacak “Dernek kurma hürriyeti” kenar başlıklı 33.

maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

"Hiç kimse bir derneğe üye olmaya ve

dernekte üye kalmaya zorlanamaz.

Dernek kurma hürriyeti ancak, milli güvenlik,

kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlak ile

başkalarının hürriyetlerinin korunması sebepleriyle ve kanunla sınırlanabilir.

Dernek kurma hürriyetinin kullanılmasında

uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilir.

...

Birinci fıkra hükmü, Silahlı Kuvvetler ve

kolluk kuvvetleri mensuplarına ve görevlerinin gerektirdiği ölçüde Devlet

memurlarına kanunla sınırlamalar getirilmesine engel değildir.

Bu madde hükümleri vakıflarla ilgili olarak da

uygulanır."

1. Uygulanabilirlik

Yönünden

35. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan, B.

No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

36. Anayasa Mahkemesi önündeki öncelikli mesele, başvurucuların

üyesi olduğu Sendika tarafından alınan karara dayanarak bir gün süreyle iş

bırakmaları üzerine aylıktan kesme disiplin cezasıyla cezalandırılmasına

ilişkin iddialarının sendika hakkı kapsamında incelenip incelenemeyeceğidir.

37. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu Ahmet Parmaksız başvurusuna ilişkin kararında; sendikaların

üyelerinin çalışma ilişkilerinde ekonomik, sosyal hak ve menfaatlerini korumak

ve geliştirmek için yapılan faaliyetleri kapsamında yer almayan ve siyasi

otorite karşısında bir baskı grubu olarak yürüttükleri faaliyetler kapsamında

aldıkları kararlar uyarınca sendika üyelerinin iş bırakma eylemine katılmasını

bireylerin sendikanın çekirdek faaliyet alanında kalmayan eylemleri olarak

değerlendirmiş ve bu eylemler nedeniyle yapılan müdahaleleri Anayasa'nın

sendika hakkına ilişkin 51. maddesi kapsamında değil örgütlenme özgürlüğünü

teminat altına alan 33. maddesi kapsamında incelemiştir (Ahmet Parmaksız, §§ 47-63).

38. İncelenen başvurulara konu olay tarihinde, başvurucunun

üyesi olduğu TÜMBEL-SEN ve onun bağlı olduğu KESK "İstanbul Taksim Gezi Parkı'na sahip çıkma amaçlı başlayan

demokratik ve meşru tepkiler karşısında aralarında Sendika üyelerinin de

bulunduğu binlerce kişinin yaralanmasına, dört kişinin yaşamını yitirmesine

neden olan Hükümetin baskıcı ve şiddeti esas alan uygulamalannı

protesto etmek amacıyla" karar almıştır (bkz. § 12).

39. Anılan karar doğrultusunda başvurucuların işe gelmeyerek

destek verdikleri protesto gösterileri farklı çevrelerce oldukça karşıt

düşüncelerle değerlendirilmiştir. Halkın bir kesimi protesto gösterilerinin

çevreci bir saikle başladığını, bireylerin

yaşadıkları çevreye ilişkin kararların kendilerine sorulması talebini ortaya

koyduklarını düşünmektedirler. Buna karşın halkın bir kesimi ise yerleri

değiştirilen ağaçların bahane olarak kullanıldığını, hareketin iktidara karşı

yurt dışı destekli bir kalkışma olduğunu düşünmekte ve Başbakanlık binasının

ele geçirilmeye çalışılmasının, kamu ve özel kişilerin mallarına zarar

verilmesinin bunun delili olduğuna inanmaktadırlar (bkz. § 8). Gezi Parkı olayları çevreci saiklerle başlamakla birlikte sonrasında Hükûmetin

politikalarına yönelik uzun süren protestolarla devam etmiştir.

40. Tüm bunlar dikkate alındığında sivil toplum örgütlerinin işe

gitmemek biçimindeki eylem kararında siyasi bir amacın ağırlıkta olduğu,

verilmek istenen mesajın temelinde Hükûmete dönük eleştiriler bulunduğu

kanaatine ulaşılmıştır. Diğer bir ifadeyle iş bırakmak biçiminde bir protestoya

katılması başvurucuların ekonomik ve mesleki çıkarları ile değil genel bir

baskı grubunun bir parçası olmasıyla ilgilidir.

41. Sonuç olarak başvurucular, üyesi oldukları Sendikanın iş

bırakma çağrısı üzerine mazeretsiz işe gitmemeleri nedeniyle disiplin cezasıyla

cezalandırılmıştır. Yukarıda anılan Ahmet

Parmaksız kararında varılan sonuçtan farklı bir değerlendirme yapmak

için bir neden bulunmadığı anlaşıldığından (bkz. § 37) başvurucuların

iddialarının bir bütün olarak Anayasa'nın 33. maddesinde güvence altına alınan

örgütlenme özgürlüğü kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

2. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

42. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan sendika

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi gerekir.

3. Esas Yönünden

a. Müdahalenin Varlığı

43. Başvurucuların sendikal faaliyet kapsamında ülke çapında

yapılan iş bırakma eylemine katılması nedeniyle cezalandırılması ile

başvurucuların sendika hakkına yönelik bir müdahale yapıldığı kabul

edilmelidir.

b. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

44. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde

belirtilen koşullara uygun olmadığı müddetçe Anayasa’nın 33. maddesinin

ihlalini teşkil edecektir. Anayasa’nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Temel

hak ve hürriyetler, ... yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen

sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ...

demokratik toplum düzeninin ... gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı

olamaz.”

45. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen

ve somut başvuruya uygun düşen, kanunlar tarafından öngörülme, Anayasa’nın

ilgili maddesinde belirtilen nedenlere dayanma ve demokratik toplum düzeninin gereklerine

uygunluk koşullarını sağlayıp sağlamadığının belirlenmesi gerekir.

i. Kanunilik

46. 657 sayılı Kanun’un 26. ve 125. maddelerinin kanunilik

ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.

ii. Meşru Amaç

47. Somut olayda ceza uygulanmasının amacı kamu hizmetlerinin

sürekliliğinin sağlanması diğer bir ifadeyle kamu hizmetlerinin aksamasının

önlenmesidir. Bu amaç da geniş anlamda kamu düzeninin korunması meşru amacı

kapsamında yer alır. Dolayısıyla başvurucuların uyarma veya kınama disiplin

cezasıyla cezalandırılmalarına ilişkin kararın Anayasa'nın 33. maddesinin

ikinci fıkrasında yer alan sebeplerden kamu

düzeninin korunmasına yönelik önlemlerin bir parçası olduğu ve meşru

bir amaç taşıdığı sonucuna varılmıştır.

iii. Demokratik Toplum

Düzeninin Gereklerine Uygunluk

(1) Genel

İlkeler

(a) Demokratik

Toplumda Sendika Hakkının Önemi

48. Örgütlenme özgürlüğü, bireylerin kendi menfaatlerini korumak

için kendilerini temsil eden kolektif bir oluşum meydana getirerek bir araya

gelme özgürlüğünü ifade etmektedir. Örgütlenme

kavramının Anayasa çerçevesinde özerk bir anlamı vardır ve bireylerin devamlı

olarak ve eşgüdüm içerisinde yürüttükleri faaliyetlerin hukukumuzda örgütlenme

olarak tanınmaması Anayasa hükümleri kapsamında örgütlenme özgürlüğünün zorunlu

olarak gündeme gelmeyeceği anlamına gelmez (Tayfun

Cengiz, B. No: 2013/8463, 18/9/2014, § 31).

49. Örgütlenme özgürlüğü bireylere topluluk hâlinde siyasal,

kültürel, sosyal ve ekonomik amaçlarını gerçekleştirme imkânı sağlar. Örgütlenme

özgürlüğünün temeli, hiç kuşkusuz ifade özgürlüğüdür. İfade özgürlüğü düşünceyi

korkmadan, engellenmeden açıklama ve yayma özgürlüğünün yanı sıra bu düşünceler

çerçevesinde örgütlenme, kişi toplulukları oluşturma hakkını da kapsamaktadır

(dernek hakkı yönünden bkz. Hint Aseel Hayvanları Koruma ve Geliştirme Derneği ve Hikmet Neğuç, B. No: 2014/4711, 22/2/2017, § 41).

50. Demokrasilerde vatandaşların bir araya gelerek ortak

amaçları izleyebileceği örgütlerin varlığı sağlıklı bir toplumun önemli bir

bileşenidir. Demokrasilerde böyle bir örgüt,

devlet tarafından saygı gösterilmesi ve korunması gereken temel haklara

sahiptir (sendika hakkı ile ilgili bkz. Tayfun

Cengiz, § 31).

51. Sendikalar, dernekler ve vakıflar örgütlenme özgürlüğünün

daha özel şekilleridir. Bununla birlikte bunların faaliyetleri içinde yer

almayan veya bunlarla dolaylı bağlantısı bulunan ve belli sayıda kişinin

sürekli şekilde bir araya gelerek aynı amaca yönelik toplu ifade açıklamaları

ya da eylemleri de Anayasa'nın 33. maddesi çerçevesinde ve örgütlenme özgürlüğü

kapsamında ele alınmalıdır.

52. Örgütlenme özgürlüğü, sınırlanabilir bir haktır ve

Anayasa'da yer alan temel hak ve özgürlüklerin sınırlama rejimine tabidir.

Örgütlenme özgürlüğüne ilişkin Anayasa’nın 33. maddesinin ikinci fıkrasında

sınırlama sebeplerine yer verilmiştir. Ancak bu özgürlüğe yönelik

sınırlamaların da bir sınırının olması gerektiği açıktır. Temel hak ve

özgürlüklerin sınırlandırılmasında Anayasa'nın 13. maddesindeki ölçütler gözönüne alınmak zorundadır. Bu sebeple örgütlenme

özgürlüğüne getirilen sınırlandırmaların denetiminin Anayasa'nın 13. maddesinde

yer alan ölçütler çerçevesinde ve Anayasa'nın 33. ve 51. maddeleri kapsamında

yapılması gerekmektedir (sendika hakkına ilişkin bkz. Tayfun Cengiz, § 38; Mehmet Yüzgeç, B. No: 2014/2282, 2/2/2017,

§ 30).

53. Anayasa kapsamında örgütlenme özgürlüğünden yararlanan tüzel

kişilikler veya gruplar demokratik yaşamın ayrılmaz bir parçası olarak

görüldüğünden bu özgürlüğe getirilecek sınırlandırmaların demokratik toplum

düzenin gereklerine uygun olup olmadığı sıkı denetim altındadır. Anayasa'nın

33. maddesi temel olarak dernek hakkının ve genel olarak örgütlenme

özgürlüğünün kullanılması sırasında kamu makamlarının keyfî müdahalelerine

karşı korunmayı amaçlamaktadır (Ahmet

Parmaksız, § 75).

(b)Müdahalenin

Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine Uygun Olması

54. Anayasa Mahkemesi demokratik

toplum düzeninin gerekleri ifadesinden ne anlaşılması gerektiğini

daha önce pek çok kez açıklamıştır (sendikalarla ilgili Tayfun Cengiz, §§ 31, 32; Kristal-İş Sendikası [GK], B. No:

2014/12166, 2/7/2015, §§ 53, 70, 74; Birleşik

Metal İşçileri Sendikası, B. No: 2015/14862, 9/5/2018, §§42, 43; Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri

[GK], B. No: 2014/920, 25/5/2017, § 73; derneklerle ilgili Hint Aseel Hayvanları

Koruma ve Geliştirme Derneği ve Hikmet Neğuç,

§ 45). Temel hak ve özgürlüklere yönelik bir müdahalenin demokratik toplum

düzeninin gereklerine uygun kabul

edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı olması

gerekir. Açıktır ki bu başlık altındaki değerlendirme, sınırlamanın amacı ile

bu amacı gerçekleştirmek üzere başvurulan araç arasındaki ilişki üzerinde

temellenen ölçülülük ilkesinden bağımsız yapılamaz. Çünkü Anayasa’nın 13.

maddesinde "demokratik toplum düzeninin

gereklerine aykırı olmama" ve "ölçülülük ilkesine aykırı olmama" biçiminde iki ayrı

kritere yer verilmiş olmakla birlikte bu iki kriter bir bütünün parçaları olup

aralarında sıkı bir ilişki vardır (Bekir

Coşkun [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, §§ 53-55; Mehmet Ali

Aydın [GK], B. No: 2013/9343, 4/6/2015, §§ 70-72; AYM, E.2018/69,

K.2018/47, 3/5/2018, § 15; AYM, E.2017/130, K.2017/165, 29/11/2017, § 18).

55. Örgütlenme üzerindeki sınırlamanın kamu düzeninin korunması

gibi demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması

amacına yönelik ve istisnai nitelikte olması gerekir. Müdahaleyi oluşturan

tedbirin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığının kabul edilebilmesi için

amaca ulaşmaya elverişli olması, başvurulabilecek en son çare ve alınabilecek

en hafif önlem olarak kendisini göstermesi gerekmektedir. Amaca ulaşmaya

yardımcı olmayan veya ulaşılmak istenen amaca nazaran bariz bir biçimde ağır

olan bir müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığı

söylenemeyecektir (bazı farklılıklarla birlikte toplantı hakkı bağlamında bkz. Dilan Ögüz Canan [GK], B. No: 2014/20411, 30/11/2017, § 32; sendika hakkı bağlamında bkz. Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri,

§ 73; Tayfun Cengiz, § 56; Adalet Mehtap Buluryer,

B. No: 2013/5447, 16/10/2014, §§ 103-105; grev hakkı bağlamında bkz. Kristal-İş Sendikası, § 70; ifade

özgürlüğü bağlamında bkz. Bekir Coşkun,

§ 51; Mehmet Ali Aydın, § 68; Tansel Çölaşan, B. No: 2014/6128,

7/7/2015, § 51).

56. Anayasa Mahkemesinin bir görevi de bireylerin örgütler

kurmak ve bunlara üye olmak suretiyle örgütlü bir şekilde fikirlerini ifade

etme hakları ile Anayasa'nın 33. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen meşru

amaçlar arasında adil bir dengenin sağlanıp sağlanamadığını denetlemektir.

Meşru amaçların bir olayda varlığının hakkı ortadan kaldırmadığı

vurgulanmalıdır. Önemli olan bu meşru amaçla hak arasında olayın şartları

içinde bir denge kurmaktır (sendika hakkına ilişkin bkz. Tayfun Cengiz, § 37; Kristal-İş Sendikası, § 57; Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri,

§ 74; Birleşik Metal İşçileri Sendikası,

§44).

57. Orantılılık ise sınırlamayla ulaşılmak istenen amaç ile

başvurulan sınırlama tedbiri arasında aşırı bir dengesizlik bulunmamasına

işaret etmektedir. Diğer bir ifadeyle orantılılık, bireyin hakkı ile kamunun

menfaatleri veya müdahalenin amacı başkalarının haklarını korumak ise diğer

bireylerin hak ve menfaatleri arasında adil bir dengenin kurulmasına işaret

etmektedir. Dengeleme sonucu müdahalede bulunulan hakkın sahibine terazinin

diğer kefesinde bulunan kamu menfaati veya diğer bireylerin menfaatine nazaran

açıkça orantısız bir külfet yüklendiğinin tespiti hâlinde orantılılık ilkesi

yönünden bir sorunun varlığından söz edilebilir. Kamu gücünü kullanan

organların örgütlenme özgürlüğü kapsamındaki faaliyetlere müdahale ederken bu

özgürlüğün kullanılmasından kaynaklanan yarardan daha ağır basan, korunması

gereken bir menfaatin ve kişiye yüklenen külfeti dengeleyici mekanizmaların

varlığını somut olgulara dayanarak göstermeleri gerekir (sendika hakkı

bağlamında bkz. Eğitim ve Bilim Emekçileri

Sendikası ve diğerleri, § 74; bazı farklılıklarla birlikte toplantı

hakkı bağlamında Dilan Ögüz

Canan, §§ 33, 56; ifade özgürlüğü bağlamında Bekir Coşkun, §§ 44, 47; Tansel Çölaşan, §§ 46, 49, 50). Anayasa Mahkemesi bu özgürlüğün

kullanılmasından kaynaklanan yarardan daha ağır basan ve korunması gereken bir

menfaatin ortaya konulmasında başvurucunun eylem türünü, amacını ve niteliğini,

bunun kamu düzenine etkisini ve topluma yüklediği külfeti dikkate alacaktır.

58. Buna göre örgütlenme özgürlüğüne yapılan bir müdahale,

zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsa ya da zorunlu bir toplumsal

ihtiyacı karşılamakla birlikte orantılı değilse demokratik toplum düzeninin

gereklerine uygun bir müdahale olarak değerlendirilemez (Birleşik Metal

İşçileri Sendikası, §43; Kristal-İş Sendikası, § 70; Tayfun Cengiz, § 51). O

hâlde örgütlenme özgürlüğüne yargısal veya idari bir müdahalenin demokratik

toplum düzeninin sürekliliği için zorunlu olup olmadığına, bu bağlamda

toplumsal bir ihtiyaç baskısını karşılayıp karşılamadığına ve sınırlamanın

izlenen amaçlarla orantılılığına bakmak gerekecektir.

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

59. Başvurucular üyesi oldukları Sendika tarafından alınan

karara uyarak bir gün süreyle iş bırakmaları nedeniyle uyarma veya kınama

disiplin cezalarıyla cezalandırılmışlardır. Anayasa Mahkemesi önündeki mesele

örgütlenme özgürlüğüneyapılan söz konusu müdahalenin

demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olup olmadığının belirlenmesidir.

60. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun Ahmet Parmaksız kararında disiplin cezası verilmesinin

sebebini teşkil eden işe gitmeme şeklindeki eylemin amacı ve bu eyleme katılan

sendika üyelerinin sendikal çıkarları ile başvurucuya yönelik disiplin cezası

sendikal hakların niteliğiyle birlikte ele alınmış ve örgütlenme hakkının ihlal

edilmediğine karar verilmiştir. Kararın ilgili kısımlarına aşağıda yer

verilmiştir:

"82. Ülkemizde kamu görevlilerinin grev

hakkı bulunmamakla birlikte üyesi oldukları sendikaların, üyelerinin mesleki

çıkarlarıyla ilgili kararları doğrultusunda iş bırakma şeklindeki eylem türüne

başvurabilmekte ve yaptırımla karşılaşabilmektedir. Belirtmek gerekir ki iş

bırakma eylemleri karşısında idarenin ve yargının bir bütün olarak yeknesak

hareket etmesini sağlayacak mevzuat düzenlemeleri bulunmamaktadır.

83. Bununla birlikte yargı kararlarında

Anayasa'nın 51. maddesi kapsamında kalan ve sendikaların üyelerinin çalışma

ilişkilerinde ekonomik ve sosyal hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek

için yapılan faaliyetler kapsamında ve kamu gücünü zorlamak amacıyla durumun

kesinlikle gerektirdiği hâllerde işe gidilmemesi hâlinde kişinin mazeret iznini

kullandığı kabul edilmektedir (Tayfun Cengiz, §§ 59, 61). Nitekim Anayasa

Mahkemesi kamu görevlilerinin çıkarları kapsamında kalan özlük ve parasal

hakları, çalışma koşullarının korunması, iyileştirilmesi, geliştirilmesi gibi

konulara dikkat çekilmesi ve kamuoyu oluşturulması amacıyla sendikaların

aldıkları kararlar uyarınca iş bırakma eylemlerine katılan kişilere disiplin

cezası verilmesini sendika hakkına müdahale olarak kabul etmiştir (bkz. § 49).

84. Sendikaların somut olayda aldığı başvuru

konusu eylemin dayanağı olan kararlar ise Türkiye sınırları dışındaki bir

savaşa Türkiye'nin müdahil olup olmaması ve devletin uluslararası

politikalarıyla ilgilidir. Sendikaların eylem çağrısından üç gün önce bir

siyasi parti olan HDP, iktidar partisinin politikalarını eleştirmiş ve halkı

direnişe çağırmıştır (bkz. § 10). Kobani olaylarına

bağlı çağrıların siyasi amacının öne çıktığı açıktır. Buna göre, sendikaların

aldıkları kararların da siyasi otorite karşısında sendikaların bir baskı grubu

olarak yürüttüğü ve siyasi yönü ağır basan faaliyet alanında olduğu sonucuna

ulaşılmıştır.

85. Anayasa'nın 128. maddesinde; devletin, kamu

iktisadi teşebbüslerinin ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına

göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve

sürekli görevlerin memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görüleceği

belirtilmiştir. Kamu hizmeti ise geniş tanımıyla devlet ya da diğer kamu tüzel

kişileri tarafından ya da bunların denetim ve gözetimleri altında ortak

ihtiyaçları karşılamak ve kamu yararını sağlamak için topluma sunulmuş sürekli

ve düzenli etkinliklerdir (AYM, E.2013/88, K.2014/101, 4/6/2014). Bu kapsamda

devlet kamu hizmetlerinin sürekliliğini sağlamak için kamu hizmetlerini yürüten

görevlilerin haklı bir mazerete dayanmayacak şekilde görevlerine ara

vermelerini engellemeye yönelik tedbirler öngörebilir (Mustafa Hamarat [GK], B.

No: 2015/19496, 17/1/2019, § 57).

86. Öte yandan başvurucu, bir kamu

görevlisidir ve normal vatandaşlardan farklı olarak birtakım yükümlülüklere ve

yasaklara tabidir. Kişinin kamu görevlisi olması, kendisine sağladığı birtakım

ayrıcalıklar ve avantajların yanında bazı külfet ve sorumluluklara katlanmayı,

diğer kişilerin tabi olmadığı sınırlamalara tabi olmayı da gerektirmektedir.

Kişi, kamu görevine kendi isteği ile girmekle bazı ayrıcalıklardan yararlanmanın

yanında bu statünün gerektirdiği külfetlere de katlanmayı kabul etmiş

sayılmakta ve kamu hizmetinin kendine has özellikleri, bu avantaj ve

sınırlamaları zorunlu kılmaktadır (İhsan Asutay, B. No: 2012/606, 20/2/2014, §

38; Mustafa Hamarat,§ 60).

87. Bu kapsamda başvurucunun üstlenmiş olduğu

kamu hizmetini kesintisiz olarak yerine getirme ödevi vardır. Bu ödev ise kamu

hizmetlerinin sürekliliği ilkesinin doğal bir sonucudur. Bir kamu görevlisi

kanunun öngördüğü hâller ve mücbir sebep dışında işini bırakamaz. Diğer bir

ifadeyle kamu görevlisinin işinin başında bulunma ödevi vardır. Dolayısıyla

kamu görevlisinin kanunların izin verdiği ve öngördüğü koşullar dışında işi

bırakması, bu ödeve aykırılık teşkil eder (Mustafa Hamarat, § 61).

88. Açıklanan nedenlerle sendika üyelerinin

mesleki çıkarlarıyla doğrudan ilgili olmayan amaçlarla iş bırakma biçimindeki

bir eyleme müdahale ederken devletin sahip olduğu takdir marjının daha geniş

olacağı kabul edilmelidir. Bir kamu görevlisinin üstlendiği kamu hizmetini

kesintisiz olarak görme ve işinin başında bulunma yükümlülüklerini sağlamak

adına anayasal güvencelere dayalı düzenlemeler yapılabilir. Nitekim ilgili

kanunlarda yer alan hükümlerin başvurucunun davranışlarını düzenlemek

bakımından yeterince açık olmadığı da ileri sürülmemiştir. Bir öğretmen ve kamu

görevlisi olan başvurucunun ifade özgürlüğü veya toplantı ve gösteri özgürlüğü

de dâhil tüm haklarını kullanırken -bahsi geçen yükümlülükleri nedeniyle-

anılan kanunların öngördüğü koşullara titizlikle riayet etmesi gerektiği

açıktır.

89. Yukarıdaki değerlendirmeler ışığında

Anayasa Mahkemesi tarafından şu sonuçlara ulaşılmıştır: İlk olarak sendikalar

Anayasa ve kanunlara aykırı olmayan herhangi bir amacı gerçekleştirmek için

faaliyet yapabilirler. İkinci olarak başvuruya konu eylem, sendika üyelerinin

ekonomik ve sosyal menfaatleriyle doğrudan ilgili olmayan ve politik yönü ağır

basan bir amaca sahiptir. Üçüncü olarak kamu görevlilerinin iş bırakmak veya

işe gitmemek şeklindeki eylemleri devlet idaresinin işleyişini ve toplum

hayatını önemli ölçüde etkiler. Bu sebeple de ancak çok dar alanda

desteklenebilecek bir eylem türüdür. Son olarak sendika üyelerinin ekonomik ve

sosyal menfaatleriyle doğrudan ilgili olmayan ve politik yönü ağır basan bir

amaçla işe gitmemek şeklinde bir eylemin yol açacağı sonuçlara devlet

idaresinin ve toplumun katlanmasını gerektiren bir sebep bulunmadığı kanaatine

ulaşılmıştır.

90. Bu sebeplerle kamu otoritelerinin sahip

olduğu takdir payı da gözetildiğinde başvuru konusu olayda kamu hizmetlerinin

sürekliliğinin sağlanması amacı bakımından başvurucunun örgütlenme özgürlüğüne

yapılan müdahalenin onun siyasal hayata katılımını engelleyici veya önemli

ölçüde zorlaştırarak etkisini ortadan kaldıracak mahiyette olmadığı kanaatine

varılmıştır. Başvurucuya iki gün iş bırakma eylemi nedeniyle disiplin cezası

verilmesi şeklindeki müdahalenin demokratik toplumda zorlayıcı bir toplumsal

ihtiyaca karşılık geldiği kabul edilmelidir.

91. Somut olayda başvurucuya yüklenen külfeti

dengeleyici mekanizmaların bulunduğu da görülmektedir. Sendikaların demokratik

hayatın yaşamsal bir unsuru olarak kamuoyuna ve kamusal yetki kullanan kişilere

seslerini duyurmak ve taleplerini dile getirmek için sayısız fırsatı

bulunmaktadır. Söz konusu sonucun ağırlaşmasında daha farklı yöntemlerle

kamuoyunun yönlendirilmesi ve devlet gücü kullanan kişi ve kurumların

etkilenmesi mümkün iken işe gitmeme biçiminde kamu hizmeti alan kişileri

doğrudan etkileyen ve ancak son derece istisnai durumlarda başvurulabilecek bir

yöntemi benimseyen sendikaların ve sendika kararları doğrultusunda hareket eden

başvurucunun payının büyük olduğu değerlendirilmiştir.

92. Sonuç olarak yukarıda yapılan açıklamalar

da gözönüne alındığında mevcut başvuruda örgütlenme

özgürlüğüne yönelik müdahalenin başvurucunun örgütlenme özgürlüğünü aşırı

derecede sınırlamadığı ve kamu hizmetlerinin sürekliğini sağlamaya yönelik

meşru amaç karşısında başvurucuya alt sınırdan verilen aylıktan kesme cezasının

orantısız olmadığı kanaatine varılmıştır."

61. Somut başvurularda, disiplin cezalarının sebebini teşkil

eden eylem ülkenin iç siyasetine ilişkin sosyo-politik

unsurların ağırlıkta olduğu bir amaca (bkz. §12) yönelik olup eylemin konusunun

sendikaların çekirdek faaliyet alanında kalmadığı görülmektedir. Eylemin bu

amacı ile bir gün iş bırakma şeklindeki niteliği (bkz. § 13) dikkate

alındığında yapılan müdahalede devletin takdir marjının daha geniş olduğu kabul

edilmelidir. Bu nedenle sendika üyelerinin ekonomik ve sosyal menfaatleriyle

doğrudan ilgili olmayan ve politik yönü ağır basan bir amaçla işe gitmemek

şeklinde bir eylemin yol açacağı sonuçlara devlet idaresinin ve toplumun

katlanmasını gerektiren bir sebep bulunmadığı kanaatine ulaşılmıştır.

62. Sonuç olarak, yukarıda yer verilen Ahmet Parmaksız kararında ulaşılan

sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir husus bulunmadığından müdahalenin toplumsal

bir ihtiyaca karşılık geldiği ve başvuruculara en alt derecedeki disiplin

cezası olan uyarma cezası verilmesi, iki başvurucuya ise tekerrür nedeniyle

kınama cezası verilmesi dikkate alınarak müdahalenin izlenen meşru amaçla

orantılı olduğu değerlendirilmiştir.

63. Açıklanan nedenlerle, disiplin cezası verilmesi şeklinde

yapılan müdahale demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olduğundan

Anayasa’nın 33. maddesinde güvence altına alınan örgütlenme özgürlüğünün ihlal

edilmediğine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Örgütlenme özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 33. maddesinde güvence altına alınan örgütlenme

özgürlüğünün İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

17/7/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Yıldız SEFERİNOĞLU Raportör : Yücel ARSLAN Başvurucular : 1. Filiz KOÇAK DEMİR 2. Adem Yavuz KAYA 3. Beyhan YALÇIN 4. Feza ALMAZ Vekilleri : Av. Sevgi KARADUMAN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2015/14046, 17 Temmuz 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olayın Arka Planı
  7. B. Somut Olaya İlişkin Bilgiler
  8. IV. İlgili Hukuk
  9. A. Ulusal Hukuk
  10. B. Uluslararası Hukuk
  11. V. İnceleme Ve Gerekçe
  12. A. Başvurucuların İddiaları
  13. B. Değerlendirme
  14. A. Örgütlenme özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın
  15. B. Anayasa'nın 33. maddesinde güvence altına alınan örgütlenme
  16. D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  17. M. Emin KUZ
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2015/14046
Tarih
17 Temmuz 2019

İlgili Kararlar

  • Süleyman Dağ Başvurusu (B. No: 2015/3896)
  • Altuğ Tuncer Başvurusu (B. No: 2016/2834)
  • C.k. Başvurusu (B. No: 2016/3114)
  • Gürkan Karacaoğlu Başvurusu (B. No: 2015/1699)
  • K.ö. Başvurusu (B. No: 2016/3569)
  • Aslıhan Baştuğ Başvurusu (B. No: 2016/22172)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.