İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Hannan Yılbaşı Başvurusu (B. No: 2016/37380)

1. Başvuru; gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması,

Başvuru No2016/37380Tarih17 Temmuz 2019Okuma37 dk · 7.325 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Hannan Yılbaşı Başvurusu

Karar tarihi
17 Temmuz 2019
Başvuru Numarası
2016/37380
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

7.325 kelime·37 dk okuma·18 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması,

tutukluluğun makul süreyi aşması, soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması,

tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapılması

nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, gözaltı sürecinde kamu

görevlilerinin davranışları ile gözaltı koşullarının insani olmaması ve ceza

infaz kurumunda tek kişilik hücrede tutulmama nedenleriyle kötü muamele

yasağının, kendi seçtiği bir avukat yardımından yararlanamama ve dosyadaki

kısıtlama kararından dolayı suçlamalar hakkında yeterli bilgiye sahip olamama

nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 20/12/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Aralarında konu ve kişi yönünden hukuki irtibat olması

nedeniyle 2017/5256 ve 2017/5257 numaralı başvuruların 2016/37380 numaralı

başvuru ile birleştirilmesine, incelemenin 2016/37380 numaralı başvuru dosyası

üzerinden yürütülmesine ve diğer başvuru dosyalarının kapatılmasına karar

verilmiştir.

5. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

A. Genel Bilgiler

9. Türkiye 15/7/2016 tarihinde askerî darbe teşebbüsüyle karşı

karşıya kalmış ve bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hâl

ilan edilmiştir. Olağanüstü hâl 19/7/2018 tarihinde son bulmuştur. Kamu

makamları ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün

arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son

yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya

Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın

olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz

ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).

10. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde

Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından darbe girişimiyle bağlantılı ya da

doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY ile bağlantılı olan

ve aralarında yargı mensuplarının da bulunduğu çok sayıda kişi hakkında

soruşturma başlatılmıştır. Bu kapsamda teşebbüsün savuşturulduğu gün Ankara

Cumhuriyet Başsavcılığınca (Başsavcılık) -aralarında Yüksek Mahkeme üyelerinin

de bulunduğu- üç bine yakın yargı mensubu hakkında FETÖ/PDY ile bağlantılarının

bulunduğu iddiasıyla başlatılan soruşturmada bu kişilerin büyük bölümü hakkında

gözaltı ve tutuklama tedbirlerine başvurulmuştur (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 51, 350).

11. Bakanlık verilerine göre yüz altmıştan fazla Yüksek Mahkeme

(Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay) üyesi hakkında tutuklama tedbiri

uygulanmış, bunlardan bir kısmı sonradan tahliye edilmiştir. Soruşturma ve/veya

kovuşturma mercilerince kaçak oldukları değerlendirilen yaklaşık otuz Yüksek

Mahkeme üyesi hakkında ise yakalama emri çıkarılmıştır.

12. Türk yargı organları yakın dönemde verdikleri birçok kararda

FETÖ/PDY'nin silahlı bir terör örgütü olduğunu kabul

etmişlerdir. Bu kapsamda Yargıtay Ceza Genel Kurulu 26/9/2017 tarihinde

(E.2017/16.MD-956, K.2017/370) ve -terör suçlarına ilişkin davaların temyiz

mercii olan- Yargıtay 16. Ceza Dairesi 24/4/2017 ve 14/7/2017 tarihlerinde

verdiği kararlarda (Selçuk Özdemir

[GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, §§ 20, 21) FETÖ/PDY'nin

silahlı bir terör örgütü olduğu sonucuna varmışlardır.

13. FETÖ/PDY'nin (genel özelliklerine

ilişkin olarak bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri,

§ 26) yargı kurumlarındaki örgütlenmesine ve faaliyetlerine ilişkin olarak

soruşturma ve kovuşturma belgeleri ile tedbir/disiplin kararlarında yer alan,

başta haklarında soruşturma yürütülen yargı mensuplarının beyanları olmak üzere

maddi olgulara dayalı bulunan iddia ve tespitler Selçuk Özdemir kararında geniş olarak açıklanmıştır (Selçuk Özdemir, § 22).

B. Başvurucuya İlişkin

Süreç

14. Başvurucu, İzmir İdare Mahkemesi üyesi olarak göreve

başlamış; sonrasında ise Konya İdare Mahkemesi üyeliği, Konya İdare Mahkemesi

başkanlığı, Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi başkanlığı yapmıştır.

15. Başvurucu, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK)

tarafından 24/2/2011 tarihinde Danıştay üyeliğine atanmıştır. Başvurucunun

Danıştay üyeliği 1/7/2016 tarihli ve 6723 sayılı Kanun'la 6/1/1982 tarihli ve

2575 sayılı Danıştay Kanunu'na eklenen geçici 27. madde kapsamında sona

ermiştir. Başvurucu, HSYK'nın 24/8/2016 tarihli kararı

ile meslekten ihraç edilmiştir.

16. Başsavcılık; 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleşen darbe

teşebbüsü ile ilgili olarak örgüte üye olduğu değerlendirilen Yargıtay,

Danıştay, Anayasa Mahkemesi ve HSYK üyeleri hakkında, cebir ve şiddet

kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın öngördüğü düzeni ortadan

kaldırmaya veya değiştirmeye teşebbüs etme, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünü

kurma, yönetme ve üye olma suçlarından dolayı 16/7/2016 tarihinde E.2016/103606

sayılı soruşturmayı başlatmıştır.

17. Bu kapsamda Ankara 2. Sulh Ceza Mahkemesi, Savcılığın talebi

üzerine 17/7/2016 tarihinde, anılan suçlardan yürütülen soruşturmaya ilişkin

olarak şüpheli veya müdafiinin dosyayı incelemesinin

soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebilecek olması nedeniyle 4/12/2004

tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 153. maddesi gereğince

dosyaya erişimin kısıtlanmasına karar vermiştir.

18. Başvurucu, Danıştay üyesi olarak

görev yapmaktayken anılan soruşturma kapsamında 16/7/2016 tarihinde gözaltına

alınmıştır.

19. Başvurucu 19/7/2016 tarihinde Başsavcılıkta ifade vermiştir.

Başvurucunun ifade alma işlemi sırasında müdafii de

hazır bulunmuştur. İfade alma işlemi sırasında başvurucuya FETÖ/PDY ile

bağlantısı olup olmadığını aydınlatmaya yönelik sorular yöneltilmiştir. Bu

kapsamda FETÖ/PDY'ye ait evlerde, yurtlarda kalıp

kalmadığı, himmet verip vermediği, Bank Asyaya para

yatırıp yatırmadığı, yurt dışı gezilerine katılıp katılmadığı, Adalet Akademisi

sınav komisyonlarında ve soru hazırlayan komisyonlarda görev alıp almadığı,

darbe girişimi sonrasında görev alıp almadığı sorulmuştur.

20. Başvurucu ifadesinde özetle hayatının hiçbir döneminde

paralel yapıyla bağlantısının bulunmadığını, bu yapıyla birlikte hareket ettiği

iddiasının iftira olduğunu beyan etmiştir. Başvurucunun ifadesi şöyledir:

"Ben 1987 İstanbul Şehremini Lisesi

mezunuyum. Bu dönemde İstanbul'da oturan ailemin yanında kaldım. 1989 yılında

girdiğim Ankara Siyasalı 1993 yılında bitirdim. Ailemin ekonomik durumu iyi

olduğu için tek başıma tuttuğum kiralık evde kaldım. Annem ve babamda zaman

zaman gelip bu evde benimle birlikte kalırlardı. Hayatımın hiç bir döneminde

geçmişte adına hizmet hareketi şimdi terör örgütü denilen paralel yapıyla bir

temasım olmamıştır.Ben

onların yurtlarında, evlerinde, pansiyonlarında kalmadım, öğrenci

faaliyetlerine katılmadım. Meslek hayatımda da bu kişilerle bir bağım ve

mensubiyetim olmamıştır. Ancak sosyal hayatta her kesimden insanlarla

karşılaşmamız ve temasımız olduğu gibi bu yapıya mensup kişilerle de

kendilerini sorgulamadan görüşmüşlüğüm olmuştur. Hayatımın hiç

bir döneminde himmet ya da başka bir ad altında bu yapının mensuplarına,

derneklerine ayni veya nakdi yardım yapmadım. İki oğlum var. Çocuklarımdan

hiçbiri bu yapıya ait okullarda okumamıştır. Dersanelerine

de gitmemiştir. Ben hayatımın hiç bir döneminde Bank

Asya'ya para yatırmadım. Yatırmam da . Maaş aldığım

Vakıfbank ile işlem yaparım.

Tahminen 13 yıldan beri 0 505 ... 03 numaralı

telefonu kullanmaktayım. Eşim ve çocuğumun kullandığı telefonlar da benim

adımadır. Ancak ben yalnızca bu numarayı kullanmaktayım. Başka herhangi bir

telefon numaram yoktur. E-posta adresim [EPOSTA]'dur.Adalet. gov.tr uzantılı hesabım 2011 de Danıştay

üyesi olunca kapatıldı. Yerine danistay.gov.tr hesabı kullanmaya başladım. Bu

hesap da açıktır. Kendi adıma twitter hesabım vardır

ancak paylaşımım yoktur. Başkaca bir sosyal paylaşım sitesinde de üyelik ve

paylaşımımım yoktur. WhatsApp ya da bir başka sohbet

grup üyeliğim de yoktur.

Ben 1995 idari yargı hakim

adıyı olarak girdiğim mesleğe askerlik nedeniyle 1998

Ağustos da İzmir idare mahkemesi üyesi olarak başladım. Konya İdare Mahkemesi

üyeliği, mahkeme başkanlığı, Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi başkanı olarak

atandım. Bu yere taşındıktan bir ay sonra Danıştay üyesi seçildim. Danıştay

üyesi seçilebilmek için kimseyle özel bir temasım görüşmem olmamıştır. HSYK'nın takdiri olarak gerçekleşmiştir. Danıştay'da paralel

yapının mensubu olarak bilenen üyelerle ortak hareket ettiğim iddiası

insafsızlık ve iftiradır. 2014 HSYK Seçimlerinde hiç bir

şekilde şu ya da bu listenin kazanması için kimseye telkinde bulunmadım.

Propaganda yapmadım. Herhangi bir ile gitmedim.

4 kez yurt dışına gittim. Tahminem2007, 2013

veya 2015 yıllarında ailemle Almanya'nın Frankfurt şehrinde bacanağımın evine

misafir olarak gittim. 2014 yılında Danıştay'ın düzenlediği resmi Balkan

gezisine gittim. Tahminen 2013 yılında iki dönem Adalet Akademisinde derse

girdim.

Ben bu

yapıyı Pensilvanya'da çıldırmış, ihtiraslarının

kurbanı olmuş bir kişinin idare ettiği 15 Temmuz darbe girişimine kadar da hoşgörmemekle birlikte yine de tabi olanların bir kısmının

iyi niyetli olabileceğini düşündüğüm bir oluşum olarak görüyordum. Ancak 15

Temmuz darbe girişimindensonra hala bu kişiye iyi

niyetle bakan birisi varsa vatan haini olarak görüyorum. Benim bu darbe

girişiminden önce katiyen haberim yoktu. Olayı 15 Temmuz akşamı saat 23.00

sularında evimde televizyon izlerken CNN Türk'ten öğrendim. Çok korktuk ve çok

endişelendik. Ben böyle bir örgüte üye olmadığım gibi bu örgütün

gerçekleştirdiği darbe teşebbüsünü de alçaklık ve hainlik olarak

nitelendiriyorum.

Ben FETÖ - PDY

silahlı terör örgütüne üye değilim. Darbe girişimine şiddetle karşıyım. Böyle

bir ithamla anılmaktan da utanç duyuyorum. Suçsuzum. Tek ilkem demokratik hukuk

devletinin savucusu olmaktır. Bundansonra

da böyle olmaya devam edeceğim, iftiracılar olmazsa."

21. Başsavcılık 20/7/2016 tarihinde başvurucuyu cebir ve şiddet

kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın öngördüğü düzeni ortadan

kaldırmaya veya değiştirmeye teşebbüs ve FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye

olma suçlarından tutuklanması istemiyle Ankara

8. Sulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir.

22. Başvurucunun sorgusu Ankara 8. Sulh Ceza Hâkimliğince

20/7/2016 tarihinde yapılmıştır. Sorgu sırasında başvurucunun müdafii de hazır bulunmuştur. Sorgu işlemi, Ses ve Görüntü

Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla kayda alınmıştır. Başvurucu, Savcılıktaki

ifadesine benzer beyanlarda bulunarak suçlamaları kabul etmemiştir.

23. Başvurucu, Ankara 8. Sulh Ceza Hâkimliğinin 20/7/2016

tarihli kararıyla FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçundan

tutuklanmıştır. Karar gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:

"Şüpheliler ... Hannan

Yılbaşı'nın üzerlerine atılı bulunan silahlı terör

örgütüne üye olma suçunuişlediklerine dair kuvvetli

suç şüphesinin varlığını gösteren dosya kapsamında somut delillerin bulunması,

yakın ve somut bir tehdidin halen devam ediyor olması, Danıştay Başkanlık

Kurulunun 17/7/2016 tarih 2016/27 sayılı kararı, Yargıtay 1. Başkanlık

Kurulu'nun 17/7/2016 tarih 244/A sayılı kararı ile Hakimler Savcılar Yüksek

Kurulunun 17/7/2016 tarihli şüpheliler hakkındaki kararları, şüphelilerin kaçma

ve delilleri karartma ihtimallerinin bulunduğu, bu nedenlerle adli kontrol

uygulamasının yetersiz kalacağından CMK'nın 100.

maddesi ile ilgili düzenlemeler ile AİHS 5. maddesindeki tutuklama şartları

kapsamında, isnat olunan suç ile orantılı olarak tedbir kapsamında şüphelilerin

CMK'nın 101. maddeleri uyarınca şüphelilerin ...

tutuklanmalarına ... [karar verildi.]"

24. Başvurucu 25/7/2016 tarihli dilekçesiyle tutuklama kararına

itiraz etmiş, Ankara 9. Sulh Ceza Hâkimliği 5/8/2016 tarihinde -Ankara 8. Sulh

Ceza Hâkimliğinin- anılan tutuklama kararında herhangi bir isabetsizlik

bulunmadığı gerekçesiyle itirazı kesin olarak reddetmiştir. Karar gerekçesinin

ilgili kısmı şöyledir:

"... dosyadaki mevcut belge vedeliller, tutanaklar incelendiğinde, delillerin tam

olarak toplanamamış ve karartma ihtimalinin olması ve şüphelinin kaçma

ihtimalinin devam ediyor olması ile atılı suçun katolog

suçlar arasında yer alması karşısında hakimliğin kararının usul ve yasaya uygun

olduğu anlaşıldığından ... itirazın reddine, tutukluluk hallerinin devamına ...

[karar verildi.]"

25. Ankara 5. Sulh Ceza Hâkimliği 11/9/2016 tarihinde resen

yaptığı inceleme sonunda başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar

vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir.

"...

Şüphelilerin dosya içeriğine göre silahlı

terör örgütü olan FETÖ/PDY üyesi olduklarına dair deliller bulunduğu, suçların

niteliği, mevcut delil durumu, kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut

olguların bulunması, şüphelilerin kaçma şüphesi altında olduğunu gösteren somut

olguların bulunması, şüphelilerin işlediği iddia edilen suçun henüz

tamamlanmadığı ve tamamlama yönünde ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini yıkmak

için faaliyetlerin devam ettiği şüphesi bulunduğu, bu terör örgütünün Türkiye

Cumhuriyet tarihinde görülen en tehlikeli terör örgütü olup, diğer terör

örgütlerini de yönlendirdiğinin değerlendirildiği, AİHM'nin WEMHOFF/ALMANYA

kararında da belirtildiği üzere 'şüphelinin salıverilmesi halinde adaletin

işleyişine zarar verecek faaliyette bulunma tehlikesinin varlığı tutuklama

nedenidir' kararı da dikkate alınarak, delilleri yok etme gizleme değiştirme

ihtimalini gösteren olguların bulunması ve şüphelilere isnat edilen suçun

niteliği, atılı suçun CMK'nın 100/3. maddesinde

öngörülen suçlardan oluşu ve atılı suç ile tutuklama tedbirinin orantılı bir

tedbir niteliğini taşıması dikkate alınarak CMK 108. maddesi uyarınca

tutukluluk hallerinin devamına ... [karar verildi.]"

26. Başvurucunun anılan karara yaptığı itiraz, Ankara 6. Sulh

Ceza Hâkimliği tarafından 10/10/2016 tarihinde kesin olarak reddedilmiştir.

27. Başvurucu kararı 15/12/2016 tarihinde öğrendiğini beyan

ederek 20/12/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

28. Ankara 6. Sulh Ceza Hâkimliği 7/11/2016 tarihinde resen

yaptığı inceleme sonunda benzer gerekçelerle başvurucunun tutukluluk hâlinin

devamına karar vermiştir. Başvurucunun anılan karara yaptığı itiraz, Ankara 7.

Sulh Ceza Hâkimliği tarafından 4/1/2017 tarihinde kesin olarak reddedilmiştir.

29. Ankara 8. Sulh Ceza Hâkimliği 5/12/2016 tarihinde resen

yaptığı inceleme sonunda benzer gerekçelerle başvurucunun tutukluluk hâlinin

devamına karar vermiştir. Başvurucunun anılan karara yaptığı itiraz Ankara 9.

Sulh Ceza Hâkimliği tarafından 21/12/2017 tarihinde kesin olarak

reddedilmiştir.

30. Başvurucu anılan kararları (bkz. §§ 28, 29) 10/1/2017

tarihinde öğrendiğini beyan ederek 27/1/2017 tarihinde 2017/5256-5257 numaralı

bireysel başvurularda bulunmuştur.

31. Başsavcılık kamu davası açılması için 25/10/2017 tarihinde

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına hitaben fezleke düzenlemiştir. Savcılık

fezlekede 15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsünün arkasında

FETÖ/PDY'nin olduğunu belirtmiş; bu yapılanmaya

mensup oldukları, yapılanmanın emir ve talimatları doğrultusunda hareket

ettikleri değerlendirilen yargı mensupları hakkında adli soruşturma yapıldığına

değinmiştir. Savcılık, darbe tehlikesinin tam olarak bertaraf edilemediğine

dikkat çekerek ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçüstü hâlinin

mevcut olduğu sonucuna varmıştır. Fezlekede, bu durum dikkate alınarak genel

hükümlere istinaden Başsavcılıkça 16/7/2016 tarihinde başvurucu hakkında

soruşturma başlatıldığı ifade edilmiş ve başvurucunun terör örgütü yöneticisi

olma suçunu işlediği belirtilerek anılan suçu işlediğine dair olay ve olgulara

yer verilmiştir.

32. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 23/11/2017 tarihli

iddianamesiyle başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan

cezalandırılması istemiyle kamu davası açmıştır. İddianamede; genel hükümlere

göre soruşturma başlatıldığı, başvurucuya isnat edilen suçun mütemadi suç

olması nedeniyle yakalanma tarihi itibarıyla suçüstü hâlinin oluştuğu

belirtilmiştir. İddianamede başvurucuya yöneltilen suçlamanın dayandığı olgular

özetle şöyledir:

i. HSYK eski üyesi olan İ.O. şüpheli sıfatıyla verdiği

ifadesinde özetle başvurucunun Fetullah Gülen cemaat

mensuplarının ısrarla seçilmesini istediği otuz yedi bin sicillilerden biri

olduğunu, Fetullah Gülen cemaat mensuplarının

kontenjanından seçildiğini belirtmiştir.

ii. V.B. şüpheli sıfatıyla verdiği ifadesinde özetle

başvurucunun Fetullah Gülen cemaat mensubu olması

nedeniyle2011 yılında bu kontenjandan Danıştay üyeliğine seçildiğini, otuz yedi

ve otuz sekiz bin sicilli olduğunu bildiğini, Fetullah

Gülen cemaat mensubu olmasaydı bu sicildeki bir yargı mensubunun 2011 yılında

kesinlikte Danıştay üyesi olamayacağını, kendisi de bu cemaat mensubu olarak Danıştaya üye seçildiğinde sohbet grubunda Y.Ç., S.K. ve

başvurucunun olduğunu belirtmiştir.

iii. B.E., H.E. ve A.Ş., başvurucunun ismini bu yapıya mensup

olanlar arasında saymışlardır.

iv. H.S. ifadesinde özetle 15. Dairede görev yapan Y.Ç., M.G.,

E.A. ve başvurucunun bu yapıya mensup olduklarını belirtmiştir.

v. U.S. ifadesinde özetle seçim döneminde Danıştaydabulunanbaşvurucunun

cemaat listesindeki A.B.yi

desteklemesi konusunda kendisini uyardığını hatta desteklemezsem İstanbul'dan

gideceğimi söylediğini belirtmiştir.

vi. Telefon sinyal bilgilerinin incelenmesi sonucunda yapılan

analize göre başvurucu ile örgütün sivil imamı olduğu iddiasıyla hakkında

soruşturma başlatılanS.A.nın

belirtilen zaman aralığında aynı yerde bulunduklarının tespit edildiği

belirtilmiştir.

33. Başvurucuya isnat edilen suça dayanak olan olgulara ilişkin

hukuki değerlendirmeler iddianamede şöyle ifade edilmiştir:

"...

Şüpheli Hannan Yılbaşı'nın FETÖ/PDY örgütünün içerisinde yer alıp terör

örgülü mensuplarının 2010 yılında Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nda

çoğunluğu ele geçirmelerinden sonra örgüt üyeleri tarafından Danıştay üyeliğine

seçildiği, örgüt mensuplarının ısrarla seçilmesini istediği 37 bin

sicillilerden biri olduğu, Danıştay üyesi seçildikten sonra da görev yaptığı

dairenin sohbet grubu içerisinde bulunup sohbet adı altındaki örgüt

toplantılarına katıldığı, örgütün 2010 yılından sonra yargı teşkilatı

içerisinde elde ettiği gücü korumak ve önceki uygulamalarını devam ettirmek

için 2014 yılında yapılan HSYK üye seçimlerine büyük bir önem verdiği, bu

kapsamda şüphelinin Danıştay üyesi olmasına karşın ilk derece hakimlerinden oy

isteyerek örgüt listesindeki kişilerin seçilmesi için çaba gösterip, oy

vermeyenleri tayinlerinin çıkacağı hususunda tehdit ettiği, örgütün sivil ve

yargı kanadında yer almaktan hakkında soruşturma ve yargılama devam eden

mensupları ile irtibatlı olup birlikte hareket ettiği, örgütün amaçları

doğrultusunda süreklilik ve çeşitlilik arz eden faaliyetlerde bulunmak

suretiyle yapı ile organik bağ içerisinde bulunduğu anlaşılmıştır."

34. Yargıtay 9. Ceza Dairesi (Mahkeme) 4/12/2017 tarihinde

iddianameyi kabul etmiş ve E.2017/86 sayılı dosya üzerinden yargılama

başlamıştır. Dairece 7/12/2017 tarihinde yapılan tensiple birlikte başvurucunun

tutukluluk hâlinin devamına da karar verilmiştir. Karar gerekçesinin ilgili

kısmı şöyledir:

"... Sanığın üzerine atılı FETÖ/PDY

silahlı terör örgütüne üye olma suçuna ilişkin tanık beyanları, dosya kapsamı

ve mevcut delil durumuna göre; sanığın atılı suçu işlediği yönünde kuvvetli suç

şüphesini gösteren somut delillerin bulunduğu, örgütün yöneticilik ve üyeliği

suçunun faili pek çok kimsenin halen kaçak olduğu, işlenen suçlara dair

delillerin toplanmaya devam edilmekte olduğu hususları dikkate alındığında

sanığın kaçma, saklanma ve delilleri karartma şüphesi bulunduğu, müsnet suçun CMK'nın 100/3

maddesinde sayılan katalog suçlardan olduğu, suçun vasıf ve mahiyeti ile

kanunda gösterilen ceza miktarları dikkate alındığında verilen tutuklama

tedbirinin ölçülü ve orantılı olduğu, bu aşamada hükmedilecek adli kontrol

tedbirlerinin yetersiz kalacağı, tutuklanmasından sonra sanığın hukuki

durumunda herhangi bir değişiklik de bulunmadığı anlaşıldığından, CMK'nın 100 ve müteakip maddeleri uyarınca, sanığın

FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutukluluk halinin devamına

... [karar verildi.]"

35. Mahkeme 14/2/2018 tarihinde yaptığı ilk duruşmada

başvurucunun savunmasını almıştır. Başvurucu savunmasında özetle suçüstü

hâlinin şartlarının oluşmadığını, bu nedenle özel soruşturma usullerine

uyulması gerektiğini, tanık beyanlarını kabul etmediğini, kendisine yöneltilen

terör örgütüne üye olma suçunun oluşmadığını ve suçlamaları kabul etmediğini

ifade etmiştir.

36. Mahkeme anılan duruşma sonunda başvurucunun tutukluluk

hâlinin devamına da karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Sanığın üzerine atılı FETÖ/PDY silahlı

terör örgütüne üye olma suçunu işlediği yönünde kuvvetli suç şüphesinin

varlığını gösteren somut delillerin bulunması ve yüklenen eylemin CMK'nın 100/3. maddesinde belirtilen suçlardan olması,

suçun vasıf ve mahiyeti ile kanunda gösterilen ceza miktarları dikkate

alındığında verilen tutuklama tedbirinin ölçülü ve orantılı olduğu, bu aşamada

hükmedilecek adli kontrol tedbirlerinin yetersiz kalacağı kanaatine varılması

nedenleriyle tahliyeye ilişkin taleplerin reddi iletutukluluk

halinin devamına ... [karar verildi.]"

37. Mahkemece 24/5/2018, 10/10/2018, 13/11/2018 ve 23/1/2019

tarihlerinde yaptığı duruşmalarda bir kısım tanıkları dinlemiş, eksik hususlar

giderilmiş ve duruşmalar sonunda benzer gerekçelerle başvurucunun tutukluluk

hâlinin devamına da karar verilmiştir.

38. Mahkemenin 13/3/2019 tarihli kararıyla başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan

7 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve tahliyesine karar verilmiştir.

Kararın ilgi kısmı şöyledir:

" ...

Sanığın, örgüt tarafından HSYK eski Genel

Sekreteri M.K.nın evinde, örgüt mensupları tarafından

dayatılan listeden yüksek yargı üyeliğine seçilmesi, mahrem bir tavır

sergilemek suretiyle devlet içerisine sızma emrini yerini getiren hiyerarşik

yapı içerisindehareket etmesi, sonraki aşamalarda da

örgütsel faaliyetlerini devam ettirmesi, örgütün talimat ve talepleri

doğrultusunda tanık beyanlarına da yansıdığı üzere örgüt lehine mesleki seçim

çalışmalarında görev alması ve yukarıda açıklanan nedenlerle, TCK 314/2. madde

kapsamında terör örgütü üyeliği suçunun sübut bulduğunun kabulü ile

cezalandırılmasına karar verilmesi yolunda tam bir vicdani kanaat

oluşmuştur."

39.Başvurucu verilen hükmü aynı tarihte temyiz etmiştir.

40. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla Yargıtayda derdesttir.

IV. İLGİLİ HUKUK

41. İlgili hukuk için bkz. Salih Sönmez (B. No: 2016/25431,

28/11/2018, §§ 33-56) başvurusu hakkında verilen karar.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

42. Mahkemenin 17/7/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Gözaltına Almanın

Hukuka Aykırı Olduğuna İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

43. Başvurucu, suç işlediğine dair somut deliller ortaya

konulmadan Danıştay üyeleri için kanunlarda öngörülen güvencelere aykırı bir

şekilde yakalanıp gözaltına alındığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

44. Anayasa'nın Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkilerini düzenleyen 148. maddesinin üçüncü

fıkrasının son cümlesi şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır."

45. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

46. Anılan Anayasa ve Kanun hükümlerine göre bireysel başvuru

yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarının

tüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm

organlarının anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya

çıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu

nedenle temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece

mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve

bir çözüme kavuşturulması esastır. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi

hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun yoludur (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, §§ 16, 17).

47. Anayasa Mahkemesi, kanunda öngörülen gözaltı süresinin

aşıldığı veya yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka aykırı olduğu iddialarına

ilişkin olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla asıl dava

sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi

gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Hikmet Kopar ve diğerleri [GK], B. No:

2014/14061, 8/4/2015, §§ 64-72; Hidayet

Karaca [GK], B. No: 2015/144, 14/7/2015, §§ 53-64; Günay Dağ ve diğerleri [GK], B. No:

2013/1631, 17/12/2015, §§ 141-150; İbrahim

Sönmez ve Nazmiye Kaya, B. No: 2013/3193, 15/10/2015, §§ 34-47).

48. Somut olayda başvurucu yönünden yakalama ve gözaltı

tedbirlerinin hukuki olmadığına ilişkin iddialarla ilgili olarak anılan

kararlarda varılan sonuçlardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

49. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun hukuka aykırı olarak

yakalandığı ve gözaltına alındığı iddiasıyla ilgili olarak yargısal başvuru

yolları tüketilmeden bireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu

kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Tutuklamanın Hukuki

Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

50. Başvurucu; suç şüphesi ve bunu haklı kılan deliller

olmamasına rağmen 2575 sayılı Kanun'a göre ön görülen özel soruşturma

usullerine riayet edilmeden hakkında tutuklama kararı verildiğini, delilleri

karartma tehlikesi ve kaçma şüphesinin de somut olayda mevcut olmadığını, adli

kontrolün neden yetersiz kalacağının açıklanmadığını, görevli ve yetkili

olmayan mahkemece görevinden kaynaklanan güvencelere riayet edilmeksizin

tutuklandığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini

iddia etmiştir.

51. Bakanlık görüşünde; başvurucunun şikâyetlerine yönelik

incelemenin Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında yapılması gerektiği, bu kapsamda

yapılacak incelemede olağanüstü hâl şartlarının dikkate alınması gerektiği ve

şikâyetin açıkça dayanaktan yoksunluk nedeniyle kabul edilemez olduğu

belirtilmiş, kabul edilebilirlik kararı verilmesi hâlinde somut olayda

Anayasa'da güvence altına alınan hakların ihlal edilmediğine karar verilmesi

gerektiği beyan edilmiştir.

b. Değerlendirme

52. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

53. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması" kenar

başlıklı 15. maddesi şöyledir:

"Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya

olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl

edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin

kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada

öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.

Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen

ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne

dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz

ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu

mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."

54. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini

veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla

tutuklanabilir."

55. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun şikâyetinin özü, tutukluluğun

hukuki olmadığına ilişkindir. Dolayısıyla başvurucunun bu bölümdeki

iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Uygulanabilirlik

Yönünden

56. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin

uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları

incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere

ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 187-191).

Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve tutuklama tedbirine konu olan

suçlama, başvurucunun darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu

belirtilen FETÖ/PDY üyeliği iddiasıdır. Anayasa Mahkemesi, anılan suçlamanın

olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla ilgili olduğunu

değerlendirmiştir (Selçuk Özdemir,

§ 57).

57. Başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin hukuki

olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında yapılacaktır.

Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun tutuklanmasının başta Anayasa'nın

13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer maddelerinde yer alan güvencelere aykırı

olup olmadığı tespit edilecek, aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15.

maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığı

değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve

diğerleri, §§ 193-195, 242).

ii. Genel İlkeler

58.Genel ilkeler için bkz.

Salih Sönmez, §§ 99-104.

iii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

59. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanuni

dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

60. Başvurucu, darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu

belirtilen FETÖ/PDY mensubu olduğu iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında

silahlı terör örgütü üyesi olma suçlamasıyla 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi

uyarınca tutuklanmıştır.

61. Diğer taraftan başvurucu, Danıştay üyeleriyle ilgili

öngörülen usule ilişkin güvencelerin hiçbirine riayet edilmeksizin görevli ve

yetkili olmayan mahkemece tutuklandığını iddia etmektedir.

62. 2575 sayılı Kanun'un 82. maddesinde Danıştay üyelerinin

kişisel suçlarının takibinde Yargıtay üyelerinin kişisel suçları ile ilgili

hükümlerin uygulanacağı belirtilmiştir. Anayasa Mahkemesi Salih Sönmez kararında; Yargıtay üyesi

olan bir başvurucunun benzer şikâyetini değerlendirmiş ve bir kısım Yargıtay

içtihatlarına da atıf yaparak başvurucu açısından ağır cezalık suçüstü hâli

bulunduğu gerekçesiyle tutuklamanın ilgili mevzuata uygun olduğu ve kanuni

dayanağının var olduğu sonucuna varmıştır (Salih

Sönmez, §§ 107-121) Başvurucu yönünden ise somut olay

incelendiğinde; Anayasa Mahkemenin Salih

Sönmez kararı, bu kararda atıf yapılan Yargıtay içtihatları ile

başvurucunun 15/7/2016 tarihinde başlayan ve ertesi gün de devam eden darbe

teşebbüsünün savuşturulması akabinde gözaltına alınıp darbe teşebbüsünün

arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen ve yargı makamlarınca silahlı terör

örgütü olduğuna karar verilen FETÖ/PDY üyesi olma suçundan tutuklanması

birlikte dikkate alındığında başvurucuya isnat edilen silahlı terör örgütü

üyesi olma suçuna ilişkin suçüstü hâlinin bulunduğu yönünde soruşturma

mercilerince yapılan değerlendirmelerin olgusal ve hukuki temelden yoksun ve

keyfî olduğunun kabulü mümkün görülmemiştir (aynı yöndeki değerlendirme için

bkz. Alparslan Altan [GK], B. No:

2016/15586, 11/1/2018, § 128; Erdal Tercan

([GK], B. No: 2016/15637,

12/4/2018, § 145; Adem Türkel, B.

No: 2017/632, 23/1/2019, §§ 53-59;).

63. Dolayısıyla somut olayın koşullarında başvurucunun Danıştay

üyesi olması nedeniyle 2575 sayılı Kanun'dan kaynaklanan güvenceler

uygulanmaksızın kanuna aykırı olarak tutuklandığı iddiası yerinde değildir. Bu

itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı

bulunmaktadır.

64. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın

ön koşulu olan suçun işlendiğine dair

kuvvetli belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

65. Başvurucu hakkında verilen tutuklama kararında, isnat edilen

silahlı terör örgütüne üye olma suçunun işlendiğine dair kuvvetli suç

şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin dosyada bulunduğu belirtilmiştir

(bkz. § 23). Tutuklamaya itirazın reddine ilişkin kararda da tutuklama kararı

veren Hâkimlik kararına atıf

yapılarak başvurucunun da aralarında olduğu şüpheliler yönünden isnat edilen

suçun işlendiğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut

delillerin bulunduğu ifade edilmiştir (bkz. § 24).

66. Başvurucu hakkında düzenlenen iddianamede ise başvurucunun

isnat edilen suçu (silahlı terör örgütü yöneticisi olma) işlediğine dair delil

olarak tanık beyanlarına ve kullandığı telefonun HTS kayıtlarına göre silahlı

terör örgütü sivil imamı olduğu değerlendirilerek hakkında soruşturma

başlatılan kişiyle oluşan baz hareketliliğine değinilmiştir (bkz.§ 32).

67. Soruşturmada, FETÖ/PDY üyesi olmakla suçlanan İ.O., V.B.,

H.S., U.S., A.Ş., H.E. ve B.E.nin tanık olarak

verdikleri ifadelerinde başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatının olduğuna ve bu

yapılanmaya mensup olduğuna yönelik anlatımlarda bulundukları görülmektedir

(bkz. § 32). Bu itibarla başvurucu yönünden suç şüphesini doğrulayan kuvvetli

belirtilerin bulunduğu görülmektedir. Nitekim Anayasa Mahkemesi, Selçuk Özdemir başvurusunda FETÖ/PDY üyesi

olmakla suçlanan bazı şüphelilerin ifadelerinde, hâkim olarak görev yapmakta

olan başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatının olduğuna ve bu yapılanmaya mensup

olduğuna yönelik anlatımlarını başvurucu yönünden suç şüphesini doğrulayan

kuvvetli bir belirti olarak kabul etmiştir (Selçuk

Özdemir, § 75; benzer yöndeki karar için bkz. Metin Evecen, B. No: 2017/744, 4/4/2018, §

58).

68. Soruşturma mercilerince başvurucu hakkındaki FETÖ/PDY

yapılanmasıyla irtibatının olduğuna dair somut olgu isnadı barındıran tanık

anlatımlarının bulunmasının somut olayın koşullarına göre suçun işlendiğine

dair kuvvetli belirti olarak kabul edilmesinin de temelsiz ve keyfî olduğu

söylenemez.

69.Sonuç olarak başvurucu yönünden suç şüphesini doğrulayan

kuvvetli belirtilerin bulunmadığının kabulü mümkün değildir.

70. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan ve kuvvetli suç

şüphesinin bulunması şeklindeki ön koşulu yerine gelmiş olan tutuklama

tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu

değerlendirmede tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar göz ardı

edilmemelidir.

71. Darbe teşebbüsü sırasında gerçekleşen vahim olayların

toplumda oluşturduğu kaygı, teşebbüsün faili olduğu belirtilen FETÖ/PDY'nin örgütlenmesinin karmaşıklığı ve bu yapılanmanın arz

ettiği tehlike (bkz. Aydın Yavuz ve

diğerleri, §§ 15-19, 26), darbe teşebbüsüne ilişkin faaliyetler

kapsamında ülke genelinde binlerce kişi tarafından icra edilen, suç

oluşturabilecek nitelikteki on binlerce eylemin aynı anda işlenmesi, bunun yanı

sıra çoğunluğu önemli yerlerde kamu görevlisi olan on binlerce şüpheli hakkında

doğrudan darbeyle ilişkili olmasa da FETÖ/PDY'ye

mensubiyet nedeniyle ivedilikle soruşturma yapılması ihtiyacı birlikte dikkate

alındığında soruşturma konusu olaylara ilişkin delillerin sağlıklı bir şekilde

toplanabilmesi ve soruşturmaların güvenlik içinde yürütülebilmesi için

tutuklama dışındaki koruma tedbirlerinin yetersiz kalması söz konusu olabilir

(aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Aydın

Yavuz ve diğerleri, § 271; Selçuk

Özdemir, § 78).

72. Darbe teşebbüsüyle bağlantılı veya darbe teşebbüsüyle

bağlantılı olmasa bile teşebbüsün faili olduğu belirtilen FETÖ/PDY ile

bağlantılı kişilerin teşebbüs sırasında veya sonrasında ortaya çıkan kargaşadan

yararlanmak suretiyle kaçma imkânı ve bu dönemde delillere etki edilmesi

ihtimali normal zamanda işlenen suçlara göre çok daha fazladır. Diğer taraftan

FETÖ/PDY'nin ülkedeki neredeyse tüm kamu kurum ve

kuruşlarında örgütlenmiş olması, yüz elliyi aşkın ülkede faaliyet göstermesi ve

ciddi seviyede uluslararası ittifaklarının bulunması, bu yapılanma ile ilgili

olarak soruşturmaya tabi tutulan kişilerin yurt dışına kaçmasını ve yurt

dışında barınmasını büyük ölçüde kolaylaştıracaktır (aynı yöndeki

değerlendirmeler için bkz. Aydın Yavuz ve

diğerleri, § 272; Selçuk Özdemir,

§ 79). Ayrıca Danıştay üyesi olan başvurucunun -konumu itibarıyla- deliller

üzerinde etkide bulunmasının diğer kişilere göre daha kolay olacağı yadsınamaz.

73. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen silahlı terör

örgütü üyesi olma suçu, Türk hukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırımlar

öngörülen suç tipleri arasında olup isnat edilen suça ilişkin olarak kanunda

öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden durumlardan biridir

(aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hüseyin

Burçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016, § 61; Devran Duran [GK], B. No: 2014/10405, 25/5/2017, § 66).

Ayrıca anılan suç 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında

yer alan ve kanun gereği "tutuklama

nedeni varsayılabilen" suçlar arasındadır (bkz. § 33, Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170,

16/11/2017 § 148).

74. Somut olayda Ankara 8. Sulh Ceza Hâkimliğince başvurucunun

tutuklanmasına karar verilirken kaçma ve delillerin karartılması tehlikesine,

adli kontrolün yetersiz kalacak olmasına dayanıldığı görülmektedir (bkz. § 23).

75. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki genel

koşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile Ankara 8. Sulh

Ceza Hâkimliği tarafından verilen kararın içeriği birlikte değerlendirildiğinde

başvurucu yönünden kaçma ve delilleri etkileme tehlikesine yönelen tutuklama

nedenlerinin olgusal temellerinin olmadığı söylenemez.

76. Öte yandan başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü

olup olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın

13. ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm

özellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım

(2), § 151).

77. Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarını

ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organize

olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini

aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (aynı

yöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, § 214; Devran Duran, § 64). Özellikle darbe

teşebbüsüyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile

FETÖ/PDY ile bağlantılı soruşturmaların kapsamı ve niteliği ile FETÖ/PDY'nin özellikleri (gizlilik, hücre tipi yapılanma, her

kurumda örgütlenmiş olma, kendisine kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyet

temelinde hareket etme gibi) de dikkate alındığında bu soruşturmaların diğer

ceza soruşturmalarına göre çok daha zor ve karmaşık olduğu ortadadır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 350).

78. Ayrıca başvurucunun darbe teşebbüsünün savuşturulması

sürecinde gözaltına alındığı ve sonrasında tutuklandığı dikkate alındığında

soruşturma süreci bakımından tutuklamanın ölçülülük ilkesinin bir unsuru olarak

gerekli olmadığı sonucuna

varılması için herhangi bir nedenin bulunmadığı değerlendirilmiştir.

79. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate

alındığında Ankara 8. Sulh Ceza Hâkimliğinin tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu

ve adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının keyfî ve

temelsiz olduğu söylenemez.

80. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukuki

olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

81. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

tutuklama yoluyla yapılan müdahalenin bu hakka dair Anayasa'da (13. ve 19.

maddelerde) yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden

Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme

yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

3. Tutukluluğun Makul

Süreyi Aştığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

82. Başvurucu; tahliye taleplerinin kabul edilmediğini,

tutukluluğun devamına ilişkin kararların gerekçeden yoksun olduğunu, bu

kararlarda tutuklama nedenlerinin somut olgulara dayalı olarak açıklanmadığını,

kendisi yönünden bir kişiselleştirme yapılmadığını ve adli kontrolün yetersiz

kalma nedenlerinin gösterilmediğini, tutukluluğa yönelik itirazlarının da

gerekçesiz bir şekilde reddedildiğini, dolayısıyla somut hiçbir neden

gösterilmeden matbu gerekçelerle sürdürülen tutukluluğun makul süreyi aştığını

belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

b. Değerlendirme

83. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

§ 16). Başvurucunun bu başlık altındaki şikâyetlerinin tutukluluğun makul

süreyi aşmasına ilişkin olduğu değerlendirilmiş ve bu şikâyet Anayasa'nın 19.

maddesinin yedinci fıkrası kapsamında incelenmiştir.

84. Bireysel başvuru yolunun ikincillik niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, § 17).

85. Tutukluluk hâli sona erdikten sonra tutukluluğun kanunda

öngörülen azami süreyi veya makul süreyi aştığını iddia eden başvurucunun devam

eden tutukluluk hâlinden farklı olarak iddia edilen ihlalin tespitini ve

tazminat ödenmesini sağlayabilecek bir hukuk yolu mevcut ise bu yolu tüketmesi

gerekir (Hamit Kaya, B. No:

2012/338, 2/7/2013, § 46).

86. Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun kanunda öngörülen azami

süreyi veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurular

bakımından bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla başvurucu tahliye

edilmiş ise asıl dava sonuçlanmamış da olsa 5271 sayılı Kanun'un 141.

maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili

bir hukuk yolu olduğunu belirtmektedir (Erkam Abdurrahman Ak, B. No: 2014/8515, 28/9/2016, §§ 48-62; İrfan Gerçek, B. No: 2014/6500, 29/9/2016,

§§ 33-45).

87. Yine Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun kanunda öngörülen azami

süreyi veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurular

bakımından bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla ilk derece

mahkemesince mahkûmiyet hükmü verilmiş ise -hüküm kesinleşmemiş olsa da- 5271

sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının

tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Ahmet Kubilay Tezcan, B. No: 2014/3473,

25/1/2018, §§ 24-27; Ekrem Atıcı, B.

No: 2014/15609, 8/3/2018, §§ 27-30).

88. Somut olayda bireysel başvuruda bulunduktan sonra 13/3/2019

tarihinde mahkûmiyetine ve tahliyesine karar verilen başvurucunun tutukluluğun

makul süreyi aştığına ilişkin iddiası, 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi

kapsamında açılacak davada incelenebilir. Bu madde kapsamında açılacak dava

sonucuna göre başvurucunun tutukluluğunun makul süreyi aştığının tespiti

hâlinde görevli mahkemece başvurucu lehine tazminata da hükmedilebilecektir.

Buna göre 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen dava yolunun

başvurucunun durumuna uygun telafi kabiliyetini haiz, etkili bir hukuk yolu

olduğu ve bu olağan başvuru yolu tüketilmeden yapılan bireysel başvurunun

incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil

olma niteliği ile bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır.

89. Açıklanan gerekçelerle tutukluluğun makul süreyi aştığı

iddiasının yargısal başvuru yolları tüketilmeden bireysel başvuru konusu

yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

4. Soruşturma Dosyasına

Erişimin Kısıtlandığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiası

90. Başvurucu; soruşturma dosyasında gizlilik kararının

bulunması nedeniyle hakkındaki suçlamaları öğrenemediğini, savunmasını

hazırlayamadığını ve iddia makamı ile eşit şartlarda bulunmadığını belirterek

adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

91. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin sekizinci

fıkrası şöyledir:

"Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti

kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu

kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak

amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."

92. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

§ 16). Bu itibarla başvurucunun bu bölümdeki iddiasının Anayasa'nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Uygulanabilirlik

Yönünden

93. Başvurucunun şikâyetlerine konu kısıtlama kararının

verildiği belirtilen soruşturma dosyasında başvurucuya yöneltilen suçlama,

olağanüstü hâl ilanına sebebiyet veren olaylarla ilgilidir. Bu nedenle

kısıtlamanın hukuki olup olmadığı, bir başka ifadeyle kararın kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı üzerindeki etkisinin incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi

kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle kısıtlamanın

Anayasa'nın 19. maddesinde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit

edilecek, aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin

bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığı değerlendirilecektir (bkz. §§ 57, 58).

ii. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

(1) Genel

İlkeler

94. Genel ilkeler için bkz. Salih

Sönmez, §§ 144-148.

(2)

İlkelerin Olaya Uygulanması

95. Ankara 2. Sulh Ceza Mahkemesi Savcılığın talebi üzerine

17/7/2016 tarihinde 5271 sayılı Kanun'un 153. maddesi gereğince dosyaya

erişimin kısıtlanmasına karar vermiştir (bkz. § 17).

96. Başvuru formu ve eklerinde, kısıtlama kararının daha sonra

kaldırılıp kaldırılmadığı hususunda herhangi bir bilgi veya belge bulunmamakla

birlikte Mahkemece iddianamenin kabul edildiği 4/12/2017 tarihi (bkz. § 34)

itibarıyla kısıtlılık, 5271 sayılı Kanun'un 153. maddesinin (4) numaralı

fıkrası uyarınca kendiliğinden sona ermiş bulunmaktadır.

97. Soruşturma aşamasında başvurucuya yöneltilen suçlamaların

FETÖ/PDY üyesi olduğu ve bu örgütün yargı ayağını oluşturduğu anlaşılmaktadır.

Bu suçlamaların içeriğinin Başsavcılıkça yapılan ifade alma işlemi sırasında

başvurucuya sorulan sorularda açıklandığı ve başvurucunun ifadesinde anılan

suçlamalarla ilgili ayrıntılı bir şekilde beyanda bulunduğu görülmektedir (bkz.

§§ 19, 20).

98. Öte yandan Başsavcılıkça 20/7/2016 tarihinde düzenlenen

tutuklama talep yazısı sorgu işlemi öncesinde Ankara 8. Sulh Ceza Hâkimliği

tarafından başvurucuya okunmuş, ayrıca sorgu tutanağında başvurucuya isnat

edilen suçların okunup anlatıldığı belirtilmiştir. Başvurucunun sorgu sırasında

suçlama konusu olaylarla ilgili anlatımda bulunduğu, sorulan sorulara cevap

verdiği görülmektedir (bkz. § 22).

Ayrıca başvurucunun tutukluluğa itiraz dilekçesinde de usul ve esasa ilişkin

ayrıntılı bir biçimde beyanda bulunulmuştur. Dolayısıyla başvurucunun ve müdafiinin isnat edilen suçlamalara ve tutukluluğa temel

teşkil eden bilgilere gerek sorgu öncesinde gerekse sorgu sonrasında

erişimlerinin olduğu anlaşılmaktadır.

99. Bu itibarla suçlamalara dayanak olan temel unsurların ve

tutmanın hukukiliğinin değerlendirilmesi için esas olan bilgilerin başvurucuya

veya müdafilerine bildirilmiş ve başvurucuya bunlara karşı savunma ve

itirazlarını ileri sürme imkânı verilmiş olması dikkate alındığında soruşturma

aşamasında dosyanın incelenmesine izin verilmemesi nedeniyle başvurucunun

tutukluluğa karşı etkili bir şekilde itirazda bulunamadığının kabulü mümkün

görülmemiştir.

100. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun dosyayı incelemeye izin

verilmemesi nedeniyle tutukluluğa etkili bir şekilde itirazda bulunamadığı

iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun bu

kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

101. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

yönelik olarak soruşturma dosyasında kısıtlama kararı verilmesi suretiyle

yapıldığı belirtilen müdahalenin Anayasa'da -özellikle 19. maddenin sekizinci

fıkrasında- yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden

Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme

yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

5. Tutukluluk

İncelemelerinin Hâkim/Mahkeme Önüne Çıkarılmaksızın Yapıldığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

102. Başvurucu, tutukluluk incelemelerinin duruşmasız olarak

yapıldığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

103. Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:

"Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti

kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu

kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak

amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."

104. Başvurucunun bu bölümdeki iddiasının Anayasa'nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrası kapsamında incelenmesi gerekir.

105. Bireysel başvuru yolunun ikincillik niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, § 17).

106. Anayasa Mahkemesi, tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme

önüne çıkarılmaksızın yapıldığına ilişkin başvurular bakımından bireysel

başvurunun incelendiği tarih itibarıyla kişi hâkim/mahkeme önüne çıkarılmış ise

-ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 5271 sayılı Kanun'un 141.

maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili

bir hukuk yolu olduğunu kabul etmiştir (Salih

Sönmez, §§ 166-177).

107. Somut olayda bireysel başvuruda bulunduktan sonra 14/2/2018

tarihinde mahkeme önüne çıkarılan başvurucunun tutukluluk incelemelerinin

hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapıldığına ilişkin iddiası, 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesi kapsamında açılacak davada incelenebilir. Başvurucunun

14/2/2018 tarihli ilk duruşmada hâkim önüne çıkarıldıktan sonra 24/5/2018,

10/10/2018, 13/11/2018, 23/1/2019 ve 13/3/2019 tarihlerindeki duruşmalarda

makul aralıklarla hâkim önüne çıkarıldığı, ayrıca oturumlar arasında da

tutukluluğunun incelendiği görülmektedir. Anılan madde kapsamında açılacak dava

sonucuna göre başvurucunun tutukluluğunun makul süreyi aştığının tespiti

hâlinde görevli mahkemece başvurucu lehine tazminata da hükmedilebilecektir.

Buna göre 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen dava yolu,

başvurucunun durumuna uygun telafi kabiliyetini haiz, etkili bir hukuk yoludur

ve bu olağan başvuru yolu tüketilmeden yapılan bireysel başvurunun incelenmesi

bireysel başvurunun ikincillik niteliği

ile bağdaşmamaktadır.

108. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutukluluk

incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapıldığına ilişkin

iddiasıyla ilgili olarak yargısal başvuru yolları tüketmeden bireysel başvuru

yaptığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik

şartları yönünden incelenmeksizin başvuru

yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna

karar verilmesi gerekir.

B. Adil Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

109. Başvurucu; kendisinin seçtiği bir avukatın yardımından yararlandırılmaması,

dosyadaki kısıtlama kararından dolayı suçlamalar hakkında yeterli bilgi sahibi

olamaması ve savunma hakkının kısıtlanması nedenleriyle adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğini belirtmiştir.

2. Değerlendirme

110. Başvurucunun bu bölümdeki şikâyetlerinin Anayasa'nın 36.

maddesi kapsamında incelenmesi gerekir.

111. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi

şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır."

112. 6216 sayılı Kanun'un "Bireysel

başvuru hakkı" kenar başlıklı 45. maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

113. Yukarıda belirtilen Anayasa ve Kanun hükümleri gereğince

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece

mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir

kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, §§ 16, 17).

114. Somut olayda başvurucu, soruşturma süreci devam ederken

bireysel başvuruda bulunmuş; sonrasında hakkında kamu davası açılmıştır.

Anayasa Mahkemesince bireysel başvurunun karara bağlandığı tarih itibarıyla

başvurucu hakkındaki kovuşturmanın devam ettiği görülmektedir. Başvurucunun

başvuru formunda dile getirdiği kendisinin seçtiği bir avukatın yardımından

yararlandırılmadığına ve savunma hakkının kısıtlandığına ilişkin şikâyetlerini

yargılamada, sonrasında temyiz aşamalarında ileri sürebilme ve bu aşamalarda

inceletme imkânı bulunmaktadır. Bu çerçevede derece mahkemelerinin yargılama ve

temyiz süreçleri beklenmeden soruşturma sürecindeki adil yargılanma hakkı

ihlali şikâyetlerinin başvurucu tarafından bireysel başvuruya konu edildiği

görülmüştür.

115. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Kötü Muamele Yasağının

İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Gözaltında Kötü

Muameleye Maruz Kalındığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

116. Başvurucu, nezarette günlerce aç, susuz, elektriksiz ve

ihtiyaçları karşılanmadan bekletildiğini; elleri ters kelepçe takılarak

adliyeye getirildiğini ve uzun bir süre adliyede bu şekilde bekletildiğini;

burada da ihtiyaçlarının karşılanmadığını belirterek hakkında uygulanan onur

kırıcı muameleler nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

b. Değerlendirme

117. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının

tüketilmesi zorunludur. Başvurucunun bireysel başvuru konusu şikâyetini

öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak

iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve delilleri zamanında bu makamlara

sunması, bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni

göstermiş olması gerekir (İsmail Buğra İşlek,

B. No: 2013/1177, 26/3/2013, § 17).

118. Bireyin bir devlet görevlisi tarafından hukuka aykırı ve

Anayasa'nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye tabi tutulduğuna

ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde etkili bir soruşturma

yapılması gerekmektedir. Bu soruşturma, sorumluların belirlenmesini ve

cezalandırılmasını sağlamaya da elverişli olmalıdır (Tahir Canan, § 25).

119. Devletin sahip olduğu etkili soruşturma yükümlülüğü

kapsamında, işkence veya kötü muameleyi gösteren yeterli ve kesin belirtiler

mevcut olduğunda -kişilere müdahale üçüncü kişilerden gelmiş olsa dahi- şikâyet

ya da ihbarda bulunulmadığında bile resen soruşturma açılmasının sağlanması

gerektiği açıktır (Tahir Canan, §

25).

120. Başvuruya konu olayda başvurucu, genel olarak insani

olmayan gözaltı koşullarında kasti bir şekilde tutulduğunu ve gözaltı süresince

kamu görevlileri tarafından kötü muameleye maruz bırakıldığını ileri

sürmektedir. İddialar bir bütün olarak değerlendirildiğinde başvurucunun

yakalandığı andan itibaren kamu görevlilerinin kendisine kötü muamelede

bulunduğundan şikâyetçi olduğu görülmektedir. Bu kapsamda başvurucu, gözaltında

tutma koşullarının yetersizliğinden bahsetmişse de maruz kaldığını ileri

sürdüğü kötü muamelenin kamu görevlilerinin kasıt ve/veya ihmalinden mi yoksa

salt tutulma koşullarından mı kaynaklandığını açıkça belirtmemiştir.

Dolayısıyla söz konusu iddiaların Anayasa Mahkemesince doğrudan incelenebilmesi

için yeterli bilgi ve belge bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu bağlamda somut olayın

koşullarının başvurucunun anılan iddialarının kamu görevlilerinin kasıt ve/veya

ihmalinden kaynaklanıp kaynaklanmadığına dair adli ve/veya idari bir

soruşturmayla ortaya konması gerekmektedir. Başvurucunun anılan iddialarını

herhangi bir adli ve/veya idari bir merciye

ilettiğine dair bilgi veya belge sunmadığı da gözetildiğinde hukuk sisteminde

mevcut yargısal yolları tüketmeksizin bireysel başvuruda bulunduğu

anlaşılmaktadır (benzer yöndeki bir karar için bkz. Alparslan Altan, § 183).

121. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Ceza İnfaz Kurumunda

Kötü Muameleye Maruz Kalındığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

122. Başvurucu, tutuklandıktan sonra ceza infaz kurumunda İnfaz

Kanunu'na aykırı olarak tek kişilik hücrede tutulduğunu ve hakkında hüküm

bulunuyormuş gibi davranıldığını belirterek tutuklandıktan sonraki bu uygulama

nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

123. Bireysel başvuru yolunun ikincillik niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, §§ 16, 17).

124. Somut olayda, benzer yöndeki bir başvuru olan Mehmet Baransu

(B. No: 2015/8046, 19/11/2015 §§ 12-18) başvurusunda Anayasa Mahkemesince

belirtildiği üzere başvurucunun şikâyetlerini iletebileceği ve yapıldığını

iddia ettiği kötü muameleye derhâl son verilmesini isteyebileceği idari ve yargısal

mercilerin bulunduğu görülmektedir. İlgili hükümler kapsamında başvurucu,

şikâyetlerini öncelikle yetkili bu idari ve yargısal mercilere iletip tutulma

yeri ve koşulları sebebiyle kötü muameleye maruz bırakıldığını ileri

sürebilecek ve bu koşulların en kısa zamanda uygun hâle getirilmesini ve/veya

kötü muamele iddiasına konu işlemin infazının durdurulmasını ya da

ertelenmesini isteyebilecek iken bu yollara başvurmamıştır.

125. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul

edilemezliğine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Gözaltına almanın hukuki olmamasından dolayı kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Tutuklamanın hukuki olmamasından dolayı kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

3. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanmasından dolayı kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Tutukluluğun makul süreyi aşmasından dolayı kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne

çıkarılmaksızın yapıldığına ilişkin iddianın başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

6. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

7. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

17/7/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Yıldız

SEFERİNOĞLU

Raportör

:

Murat

BAŞPINAR

Başvurucu : Hannan YILBAŞI Vekili : Av. Ekrem Bahadır MERCANTAŞ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2016/37380, 17 Temmuz 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Genel Bilgiler
  7. B. Başvurucuya İlişkin
  8. IV. İlgili Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Kişi Hürriyeti ve
  11. B. Adil Yargılanma
  12. C. Kötü Muamele Yasağının
  13. A. 1. Gözaltına almanın hukuki olmamasından dolayı kişi
  14. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  15. Yıldırım
  16. Akıncı
  17. Topal
  18. M. Emin KUZ
  19. Seferinoğlu
  20. Başpınar
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2016/37380
Tarih
17 Temmuz 2019

İlgili Kararlar

  • Dilek Kaya Başvurusu (B. No: 2018/14313)
  • E.k. Başvurusu (B. No: 2013/7637)
  • Filiz Koçak Demir ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/14046)
  • Süleyman Dağ Başvurusu (B. No: 2015/3896)
  • Altuğ Tuncer Başvurusu (B. No: 2016/2834)
  • C.k. Başvurusu (B. No: 2016/3114)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.