İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Dilek Kaya Başvurusu (B. No: 2018/14313)

1. Başvuru, öğretmen olan başvurucunun üyesi olduğu sendikanın

Başvuru No2018/14313Tarih17 Temmuz 2019Okuma32 dk · 6.497 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Dilek Kaya Başvurusu

Karar tarihi
17 Temmuz 2019
Başvuru Numarası
2018/14313
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.497 kelime·32 dk okuma·20 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, öğretmen olan başvurucunun üyesi olduğu sendikanın

çağrısı üzerine bir gün göreve gitmemesi nedeniyle aylıktan kesme cezası ile

cezalandırılmasının örgütlenme özgürlüğünü ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 4/5/2018 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Arka Plan Bilgisi

8. Kısa adı PKK olan Kürdistan İşçi Partisinin terör örgütü

olduğu ulusal ve uluslararası makamlar tarafından kabul edilmiş tartışmasız bir

olgudur. Anılan örgütün gerçekleştirdiği terörist şiddet; bölücü amaçları

dolayısıyla anayasal düzene, millî güvenliğe, kamu düzenine, kişilerin can ve

mal emniyetine yönelik ağır tehdit oluşturmaktadır. Bu yönüyle ülkenin toprak

bütünlüğünü hedef alan PKK kaynaklı terör, onlarca yıldır Türkiye'nin en hayati

sorunu hâline gelmiştir (Gülser Yıldırım (2)

[GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, §§ 7-18).

9. Kamuoyunda demokratik

açılım süreci, çözüm süreci ve

Millî Birlik ve Kardeşlik Projesi gibi farklı isimlerle ifade edilen

süreç içinde 2012 yılının son döneminden itibaren PKK tarafından

gerçekleştirilen terör saldırıları önemli ölçüde azalmıştır. Ancak Suriye'de

son yıllarda yaşanan iç savaşın Türkiye'nin güvenliği üzerinde etkileri olmuş,

PKK ve DAEŞ kaynaklı terör olayları yeniden artmaya başlamıştır. Kamuoyunda 6-7 Ekim olayları ve hendek olayları olarak bilinen terör

eylemleri bunların başında gelmektedir (Gülser Yıldırım (2), §§ 19-30).

10. Türkiye, 2015 yılı Haziran ayından

itibaren yeniden yoğun bir şekilde terör saldırılarına maruz kalmıştır. Bu

kapsamda PKK tarafından Şırnak'ın merkezi ile Cizre, Silopi ve İdil

ilçelerinde, Hakkâri'nin Yüksekova ilçesinde, Diyarbakır'ın Silvan, Sur ve

Bağlar ilçelerinde, Mardin'in Dargeçit, Nusaybin ve Derik ilçelerinde, Muş'un

Varto ilçesinde cadde ve sokaklara hendekler kazılıp barikatlar kurularak, bu

barikatlara bomba ve patlayıcılar yerleştirilerek teröristler tarafından bu

yerleşim yerlerinin bir kısmında öz yönetim

adı altında hâkimiyet sağlanmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda çok sayıda

terörist, halkın bu yerlere giriş ve çıkışını engellemek istemiştir. Güvenlik

güçleri, hendeklerin kapatılması ve barikatların kaldırılması suretiyle yaşamın

normale dönmesini sağlamak amacıyla operasyonlar yapmış ve teröristlerle

çatışmaya girmiştir. Aylarca devam eden bu operasyon ve çatışmalar sırasında

yaklaşık 200 güvenlik görevlisi hayatını kaybetmiş, tonlarca bomba ve patlayıcı

imha edilmiştir (Figen Yüksekdağ

Şenoğlu, B. No: 2016/25187, 4/4/2018, § 18).

11. Terör saldırılarının gittikçe yoğunlaştığı ve ülkenin birçok

bölgesine yayıldığı söz konusu dönemde, hem güvenlik

güçleri hem de siviller hedef alınmıştır. Bu bağlamda PKK tarafından 6/9/2015

tarihinde Yüksekova'da askerî karakola, 28/11/2015 tarihinde Sur'da güvenlik görevlilerine, 13/1/2016 tarihinde

Diyarbakır'ın Çınar ilçesinde polis lojmanlarına,24/3/2016 tarihinde Sur'da askerî karakola, 31/3/2016 tarihinde Bağlar'da polis aracına, 11/4/2016 tarihinde Hani'de askerî

karakola, 15/4/2016 tarihinde Şırnak'ta güvenlik görevlilerine, 1/5/2016

tarihinde Dicle'de jandarma binasına, 10/5/2016 tarihinde Bağlar'da

polis aracına, 12/5/2016 tarihinde Sur'da doğrudan

sivillere, aynı gün İstanbul'da askerî servis aracına, 29/5/2016 tarihinde

Kulp'ta güvenlik görevlilerine, 30/5/2016 tarihinde Silopi'de polis aracına,

28/6/2016 tarihinde Dicle'de polis aracına, 10/8/2016 tarihinde Sur'da polis ekiplerine, 15/8/2016 tarihinde Bismil'de

bölge trafik müdürlüğüne, 9/10/2016 tarihinde Şemdinli'de askerî kontrol

noktasına ve 4/11/2016 tarihinde Bağlar'da emniyete

ait hizmet binalarına yönelik silahlı ve/veya bombalı saldırılar düzenlenmiş;

ayrıca bombalı intihar saldırıları gerçekleştirilmiştir. Bu saldırılarda 60

güvenlik görevlisi ve -aralarında üç çocuk ve Diyarbakır Baro Başkanı'nın da

bulunduğu- 51 sivil hayatını kaybetmiş, 308 güvenlik görevlisi ve 289 sivil

yaralanmıştır (Sebahat Tuncel (3),

B. No: 2017/23601, 10/10/2018, § 9; Tuncer Bakırhan, B. No: 2017/28478, 11/10/2018, § 9).

B. Somut Olaya İlişkin Bilgiler

12. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

13. Başvurucu 1984 doğumlu olup Batman ili Merkez ilçesinde bir

lisede öğretmen olarak görev yapmaktadır. Başvurucu Eğitim ve Bilim Emekçileri

Sendikası (EĞİTİM-SEN) üyesidir.

14. EĞİTİM-SEN'in bağlı olduğu Kamu

Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) 22/12/2015 tarihinde bir karar

alarak kendisine bağlı tüm sendika üyelerinin 29/12/2015 tarihinde işyerlerinden

çıkıp tüm illerin merkezî alanlarında basın açıklaması yapmaları çağrısında

bulunmuştur. KESK'in kararı şu şekildedir:

"Ülkemizin Güneydoğu Anadolu Bölgesinde

yer alan bazı il, ilçe ve mahallerde bir süredir hayata geçirilen 'sokağa çıkma

yasakları' hem kamu hizmeti sunmakla görevli kamu emekçilerinin ve ailelerinin

hem de kamu hizmetinden yararlananların sadece kamu hizmeti sunma ve alma hakkı

değil yaşam haklarını da tehdit eder boyutlara ulaşmıştır.

Söz konusu bölgelerde binlerce öğretmenin

izine gönderilmesi sonucunda onbinlerce öğrencinin

eğitim hakkı askıya alınmakta, sağlık emekçileri hastanelerden çıkmadan zorunlu

nöbete tabi tutulmaktadır. Eğitim sağlık, yerle yönetim hizmetleri başta olmak

üzere tüm kamu hizmetleri bölgede sürdürülen operasyonlara göre yeniden dizayn

edilmektedir. Ayrıca tarihi eserler tahrip edilmekte, okullar, hastaneler,

öğrenci yurtları boşaltılarak şehirler polis karakolları ve askeri karargâhlar

haline getirilmektedir. Sürekli çatışma ortamında kamu çalışanlarının ve

yurttaşların evleri ve kendileri hedef haline gelmekte, elektriksiz, susuz

bırakılarak hastalık ve açlık tehlikesiyle burun buruna bir yaşama

itilmektedir.

Kamu hizmeti sunma ve alma hakkının yanı sıra

yaşam hakkını tehdit eden gelişmelere karşı;

Anayasanın devletin sosyal bir hukuk devleti

olduğunu belirten 2. maddesi; çalışanların ve işverenlerin, üyelerinin çalışma

ilişkilerinde ekonomik ve sosyal hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek

için önceden izin almaksızın sendikalar ve üst kuruluşlar kurma ve bu

sendikalara üye olarak bu doğrultuda etkinlik yapma hakkının bulunduğunu

belirten 51. maddesi, usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere

ilişkin milletlerarası anlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler

içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası anlaşma

hükümlerinin uygulanacağını belirleyen 90. maddesi,

Anayasa 90. maddenin bir gereği olarak;87, 98

ve 151 sayılı ILO Sözleşmeleri, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 11. maddesi,

Avrupa Birliği Temel Haklar Şartı’nın ‘Toplu pazarlık yapma ve eylem hakkı’

başlıklı 28. maddesine dayanılarak;

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi ve Danıştay

kararları örnek alınarak,

Ve bunlara ek olarak;

Konfederasyon tüzüğümüzün 'Konfederasyonun

Amaçları' başlıklı Dördüncü Maddesi’nin giriş ve b, c, g, i fıkralarına,

'Konfederasyonun İlkeleri' başlıklı Beşinci Maddesinin b ve g fıkralarına,

'Konfederasyonun Görev ve Yetkileri' başlıklı Altıncı Maddesinin b, f, k fıkralarına

uygun olarak;

DİSK, TMMOB ile birlikte;

1- 'Savaşa Hayır, Barışı

Savunacağız' şiarı ile ortak bildiri ve stickerler

hazırlanarak web sayfamızdan yayımlanmasına,

2- 29 Aralık 2015

tarihinde Konfederasyonumuza bağlı sendika üyelerinin hizmet üretiminden gelen

gücü kullanarak işyerlerinden çıkıp tüm illerde merkezi alanlarda basın

açıklamaları yapmalarına karar verilmiştir.”

15. EĞİTİM-SEN Merkez Yürütme Kurulu da KESK'in

kararı doğrultusunda 25/12/2015 tarihinde 12 sayılı kararı almıştır. Karar şu

şekildedir:

"29 Aralık 2015 tarihinde

Konfederasyonumuz KESK'in diğer emek ve meslek

örgütleri ile birlikte almış olduğu 92 sayılı kararı gereğince Savaşa Hayır

Barışı Savunacağız şiarıyla gerçekleştireceği üretimden gelen gücümüzü

kullanarak 1 günlük hizmet üretmeme kararının iş kolumuzda hayata geçirilmesine

oy birliği ile karar verilmiştir."

16. Başvurucu, KESK ve EĞİTİM-SEN'in

yukarıda yer verilen kararları doğrultusunda 29/12/2015 tarihinde görevine

gitmemiştir. İdare, bir gün mazeretsiz olarak göreve gelmediği gerekçesiyle

başvurucuya 1/30 oranında aylıktan kesme cezası vermiştir.

17. Başvurucu disiplin cezasının iptali talebiyle Batman İdare

Mahkemesinde (İdare Mahkemesi) dava açmıştır. İdare Mahkemesi 27/11/2017

tarihinde davanın reddine karar vermiştir.

18. İdare Mahkemesi, kararın gerekçesinde Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesinin (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi kararlarından örnekler verdikten sonra

dava konusu disiplin cezasının olayların tamamı ışığında incelenmesi

gerektiğinin altını çizmiştir. Mahkeme yapacağı incelemede başvurucuya disiplin

cezası verilmesinin sendikal faaliyette bulunma hakkına yönelik bir müdahale

oluşturup oluşturmadığını, varlığı kabul edilen müdahalenin meşru amaçlara

dayanıp dayanmadığını, kısıtlamanın söz konusu hakkın özünü zedeleyip

zedelemediğini, kısıtlamanın demokratik toplumda gerekli olup olmadığını ve

kullanılan araçların orantısız olup olmadığını tespit edeceğini belirtmiştir.

19. İdare Mahkemesi olay tarihinde başvurucunun bağlı olduğu

Sendika kararı ile tüm ülke çapında bir gün işe gitmeme eylemi yapılmasına

karar verildiğini, her ne kadar adı geçen Sendika söz konusu eylemi grev olarak isimlendirmişse de bu eylemin

Anayasa'nın "Grev hakkı ve lokavt"

kenar başlıklı 54. maddesinde yer alan ve toplu iş sözleşmesinin yapılması

sırasında uyuşmazlık çıkması hâlinde işçilerin sahip olduğu grev hakkı ile bir

ilgisi olmayan, sendika üyesi kamu görevlilerinin toplumsal meselelerde

seslerini duyurmalarını hedefleyen bir faaliyet olduğunu belirtmiştir.

20. Mahkeme, Sendika tarafından alınan eylem kararı ve basın

açıklamalarının içeriğinden anılan eylemin maksadının terör örgütü

mensuplarının yakalanması, terör olayları nedeniyle halkın can ve mal

güvenliğinin sağlanması, sokak aralarındaki barikatların kaldırılması,

hendeklerin kapatılması ve kurulan bombalı düzeneklerin imhası çalışmaları

esnasında sivil vatandaşların can ve mal güvenliğinin temin edilmesi gibi

gerekçelerle alınan sokağa çıkma yasağı

kararlarını protesto etmek olduğunu, Konfederasyon ve Sendika kararından da bu

hususun kolayca anlaşılabildiğini belirtmiştir.

21. Mahkeme, başvurucunun disiplin cezasını sendikal faaliyetin

önünde bir engel olarak nitelendirse dahi 25/6/2001 tarihli ve 4688 sayılı Kamu

Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu'na göre sendikanın

faaliyetlerinin ancak kamu görevlilerini ilgilendiren meselelerle sınırlı

olduğunu, sendikal faaliyet kapsamında yapıldığı ileri sürülen olayın ise kamu

görevlileri ile ilgili bir yanının bulunmadığını vurgulamıştır. Disiplin

cezalarının devletin kamu hizmetinin idaresi ve iyi işleyişi bakımından önem

arz ettiğini ifade eden Mahkeme, kamu düzeninin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi

(AİHS) ve Anayasa'da sendikal hak için sayılan meşru sınırlama sebeplerinden

olduğunun, kamu görevlilerini ilgilendiren bir yanı olmayan ve niteliği kararda

belirtilen sokağa çıkma yasaklarını hedef alan sendikal eylemin amacı ile kamu

görevlilerinde bulunması zorunlu olan sadakat, bağımsızlık ve devlete bağlılık

unsurlarının çeliştiğinin açık olduğunun altını çizmiştir.

22. Bu doğrultuda Mahkeme dava konusu disiplin cezasının bir

sendikaya üye olmaya ve/veya sendika faaliyetlerin devamına bir sınırlama

getirmediği, disiplin cezasına konu işlemin özü itibarıyla AİHS'in

11. ve Anayasa'nın 51. maddesiyle güvence altına alınan dernek kurma özgürlüğü

ve sendika kurma hakkına yönelik bir ihlal oluşturmadığı sonucuna ulaşmıştır.

Buna göre Mahkeme, başvurucunun sendikal eylem nedeniyle cezalandırılmasının zorlayıcı toplumsal bir ihtiyaçtan

kaynaklandığı, demokratik toplumda gerekli

ve ölçülü olduğu kanaatine

ulaşmış ve somut olayda bir gün göreve gitmemek fiilinin mazeret (Ahmet Parmaksız [GK], B. No: 2017/29263,

22/5/2019, § 29) olarak kabul edilemeyeceğini dikkate alarak davanın reddine

karar vermiştir. Mahkeme Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi Üçüncü İdari Dava

Dairesinin 31/10/2017 tarihli E.2017/1165, K.2017/1449 sayılı kararının da

benzer nitelik taşıdığını belirtmiştir.

23. Başvurucu karara karşı istinaf yoluna başvurmuştur.

Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi (Bölge İdare Mahkemesi) istinaf başvurusuna

konu kararın hukuka ve usule uygun olduğu, kararın kaldırılmasını gerektirecek

yasal bir sebebin bulunmadığı tespitiyle 20/2/2018 tarihinde istinaf

başvurusunun reddine kesin olarak karar vermiştir.

24. Karar başvurucu vekiline 12/4/2018 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

25. Başvurucu 4/5/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

26. 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun

“Toplu eylem ve hareketlerde bulunma yasağı”

kenar başlıklı 26. maddesi, “Disiplin

cezalarının çeşitleri ile ceza uygulanacak fiil ve haller” kenar

başlıklı 125. Maddesi, 4688 sayılı Kanun'un "Amaç"kenar başlıklı 1.

maddesi, "Sendika ve konfederasyonların

yetki ve faaliyetleri" kenar başlıklı 19. maddesi, Danıştay

İdari Dava Daireleri Kurulunun (İDDK) 22/5/2013 tarihli ve E.2009/63 ve

K.2013/1998sayılı kararı (Ahmet Parmaksız,

§§ 25-29).

B. Uluslararası Hukuk

1. Örgütlenme Özgürlüğüne

İlişkin Sözleşmeler ve İçtihat

27. 17/6/1948 tarihli ve 87 sayılı Sendika Özgürlüğü ve

Örgütlenme Hakkının Korunmasına İlişkin ILO Sözleşmesi’nin 2., 3. ve 8.

maddeleri; 7/6/1978 tarihli ve 151 sayılı Kamu Hizmetinde Örgütlenme Hakkının

Korunması ve İstihdam Koşullarının Belirlenmesi Yöntemine İlişkin ILO

Sözleşmesi’nin3., 6. ve 9. maddeleri; 16/12/1966 tarihli Birleşmiş Milletler

(BM) Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi'nin 8.

maddesi, 16/12/1966 tarihli BM Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası

Sözleşmesi'nin 22. maddesi, Avrupa Konseyi'nin 18/10/1961 tarihli ve ETS No. 35

sayılı Avrupa Sosyal Şartı’nın (ASŞ) 5. ve 6. maddeleri, ILO'nun Örgütlenme

Özgürlüğü Komitesi Yönetim Kurulunun Karar ve İlkeleri (bkz. Ahmet Parmaksız, §§ 30-39; Türkiye,

Avrupa Sosyal Şartı ile 3/5/1996 tarihli Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal

Şartını onaylamış ancak her iki Şart’ın da örgütlenme

ve toplu pazarlık haklarına ilişkin 5. ve 6. maddelerine çekince koymuştur.).

28.AİHM'in kamu görevlilerinin iş bırakma eylemlerine yaklaşımı

şöyledir:

i. AİHM, Karaçay/Türkiye

kararında; AİHS'in 11. maddesinin birinci

paragrafının herkesin bir sendikaya üye olma ve çıkarlarını koruma hakkını

güvence altına aldığını ve devlet memurlarının doğrudan bu haktan mahrum

bırakılmaması gerektiğini belirtmiştir. AİHM, ayrıca ordu, emniyet ve bazı

sektörlerde görev yapan devlet memurlarının, sendikal haklarına kısıtlamalar

getirilmesinin mümkün olduğunu, ancak bu kısıtlamaların resmi görevlerinin

yerine getirilmesinde gerekli olmasının şart olduğunu ifade etmiştir

(Karaçay/Türkiye, B. No: 6615/03, 27/3/2007, § 22). Bu karara konu olayda devlet memurlarının maaşlarına yapılan düşük zammı

protesto etmek amacıyla üyesi olduğu KESK’in

düzenlediği iş yavaşlatma ve bırakma eylemine katılması nedeniyle başvurana

uyarma disiplin cezası verilmiştir(Karaçay/Türkiye, §

37).

ii. AİHM'in Urcan/Türkiye kararında; EĞİTİM-SEN kamuda

çalışan eğitimcilerin koşullarının iyileştirilmesi amacıyla 1 Aralık

2000 tarihinde düzenlenecek bir günlük ulusal grevden yetkilileri haberdar

etmiş ve başvuranlar gösteriye katılıp iş yerlerine gitmemişlerdir. AİHM,

başvuranların EĞİTİM-SEN sendikasının, çalışma koşullarının iyileştirilmesine

dikkat çekmek amacıyla düzenlediği bir günlük greve katıldıkları için sonradan

para cezasına çevrilen mahkumiyet cezasına çarptırıldıklarını ve geçici olarak

kamu hizmetinden uzaklaştırıldıklarına dikkat çekerek şikayet konusu

yaptırımların yasal yoldan bu tür bir greve katılmak isteyen sendika üyelerini

ve diğer kişileri caydırmak amacını güttüğünü tespit etmiş ve başvuranlara

uygulanan yaptırımların demokratik bir toplumda gerekli olmadığı sonucuna

varmıştır (Urcan ve diğerleri/Türkiye, B. No: 23018/04..., 17/7/2008), §§

30-36)

iii. AİHM Kaya ve Seyhan/Türkiye kararında;

EĞİTİM-SEN üyesi öğretmenlere KESK'in çağrısına

uyarak, parlamentoda tartışılmakta olan kamu

yönetimi kanun tasarısını protesto etmek üzere düzenlenen bir günlük ulusal eyleme

katılmaları nedeniyle bir gün göreve gelmedikleri için uyarma cezası

verilmesinin, her ne kadar bu ceza çok küçük olsa da, sendika üyelerinin

çıkarlarını korumak için meşru grev ya da eylem günlerine katılmaktan

vazgeçirecek bir nitelik taşıdığı ve müdahalenin acil bir sosyal ihtiyaca

karşılık gelmediği ve bu nedenle demokratik bir toplumda gerekli olmadığı

sonucuna varmıştır (Kaya ve Seyhan/Türkiye, B. No:

30946/04,15/09/2009, §§ 30-31).

iv. AİHM Dilek ve

diğerleri/Türkiye kararında, KESK, kamu

sektöründe çalışan personele ilişkin kanunun Meclis gündemine taşınması

nedeniyle 2 Mart 1998 tarihinde ulusal düzeyde bir eylem yapma

kararı almıştır. 7:00-15:00 saatleri arası ile 15:00-23:00 saatleri arası

çalışan başvuranlardan iki grup, çalışma koşullarını protesto etmek amacıyla iş

yavaşlatma eylemi çerçevesinde üç saat süreyle görev yerlerini terk

etmişlerdir. Bu eylem sırasında araçlar gişelerden para ödemeden geçmiştir. İdare

eylem nedeniyle uğradığı zararı tazmin için başvuranlara dava açmış ve

aleyhlerine hukuk mahkemesinde tazminata hükmedilmiştir. Bu durumda AİHS’nin

11. maddesinin hangi koşullarda grev hakkı tanıdığı ve bu madde çerçevesinde bu

hakkın tanımının ne olacağı hususlarına değinmeden AİHM, başvuranların işlerini

üç saat süreyle yavaşlatmalarının, sendikal hakların kullanımı bağlamında toplu

eylem olarak değerlendirilebileceğine kanaat getirmiş ve alınan tedbirin

örgütlenme özgürlüğüne müdahale oluşturduğunu tespit etmiştir (Dilek ve

diğerleri/Türkiye, B. No: 74611/01..., 17/7/2007, § 57).

Anılan karara göre, AİHS’nin 11. maddesinin 1.

paragrafı; sendika üyelerine çıkarlarını koruyabilmek amacıyla seslerini

duyurmalarına imkan tanımaktadır. AİHS’in

11. maddesinde yer alan “çıkarlarını korumak için” ifadeleri önemlidir ve AİHS,

sendikanın yapacağı toplu eylem yoluyla, sendika üyelerinin mesleki çıkarlarını

savunma özgürlüğünü güvence altına almaktadır. Sendika üyeleri tarafından

gerçekleştirilecek olan bu eyleme Sözleşmeci Devletler tarafından izin

verilmeli, eylemin gelişimi ve devamı sağlanmalıdır. O halde sendikanın,

üyelerinin mesleki çıkarlarının korumak amacıyla müdahil olma imkanı bulunmalı ve üyeler, çıkarlarının korunması yolunda

sendikalarının seslerini duyurması hakkına sahip olabilmelidir (Dilek ve

diğerleri/Türkiye, §§ 65,67).

2. Adil Yargılanma

Hakkına İlişkin İçtihat

29. AİHM'in içtihat farklılığına

ilişkin bir kararında, bu konudaki kriterlere şu şekilde yer verilmiştir

(ayrıca bkz. Yasemin Bodur, B.

No: 2017/29896, 25/12/2018, §§ 24-32):

a. Derin ve süregelen bir içtihat

farklılığının bulunup bulunmadığı,

b. Bunu giderecek bir

mekanizmanın bulunup bulunmadığı,

c. Bu mekanizmanın işletilip işletilmediği,

işletilmişse ne ölçüde işletildiği.

AİHM, değerlendirmesinin her zaman hukukun

üstünlüğünün temel unsurlarından olan hukuki güvenlik ilkesine dayandığını

belirtmiş, bu ilkenin hukuki durumlara belli bir istikrar ve mahkemelere

kamunun güvenini sağladığını ifade etmiştir. AİHM, çelişen kararların süreklilik

arz etmesi durumunda hukuki belirsizliğe neden olacağını, hukukun üstünlüğüne

dayalı devletin temel bileşeni olanyargısal sistemeolan kamu güvenini azaltacağını belirtmiştir.

Bununla birlikte AİHM, bölgesel yetkiye dayalı bir şekilde görev yapan derece

ve istinaf/temyiz mahkemelerinin bulunduğu yargısal sistemlerin nitelikleri

gereği doğasında kararların çelişmesi ihtimalinin bulunduğuna, bu

farklılıkların aynı mahkemede bile ortaya çıkabileceğine dikkat çekmiş, tek

başına bu farklılıkların AİHS'e aykırılık olarak

kabul edilemeyeceğini belirtmiştir. AİHM, hukuki güvenlik ve kamunun meşru

güveninin korunması gerekliliklerinin içtihatın

istikrarlı olmasına ilişkin müktesep bir hak bahşetmeyeceğini, içtihadın

gelişmesinin dinamik ve evrilen bir yaklaşımın

sürdürülememesinin reform ve gelişmenin engellenmesi riskini ortaya

koyacağından adaletin uygun işleyişine aykırı olmadığını belirtmiştir (Orlen Lietuva Ltd./Litvanya, B.

No: 45849/13, 29/1/2019, § 80).

AİHM, önündeki somut olayda, kısa süre içinde yerel

mahkemece iki davada 2013 yılında karar verildiğini tespit etmiş ve

başvurucunun örnek verdiği dava konusunun somut başvurudaki dava ile hukuk

yaratılması amacıyla paralel olarak yürütüldüğünüve

bu durumun derin bir içtihat farklılığına işaret etmediğini vurgulamıştır. AİHM

tutarlı ve devamlı bir içtihadın oluşması için zaman gerektiğini, sadece iki

farklı kararın bulunmasının derin ve süregelen içtihat farklılığı olduğu

sonucuna varmayı gerektirmediğini, kendisinin mahkeme kararlarını kıyaslamak ve

hangisinin doğru olduğunu tespit etmek gibi bir fonksiyonunun bulunmadığını

belirtmiştir (Orlen Lietuva

Ltd./Litvanya, §§ 86-87).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

30. Mahkemenin 17/7/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Örgütlenme

Özgürlüğünün İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

31. Başvurucu; üyesi olduğu Sendika kararı uyarınca sendikal

faaliyetleri kapsamında iş bırakma eylemine katılmasından dolayı disiplin cezasıyla

cezalandırılması nedeniyle sendika hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

Üyesi olduğu Sendikanın kendi tüzüğüne uygun olarak eylem kararı aldığını ve

bunu dört gün önce duyurduğunu ifade eden başvurucu, idarenin eğitimin

aksamaması için gerekli önlemleri alacak yeterli süreye sahip olduğunu ve

sendika üye sayısı ile eyleme katılanların oranı dikkate alındığında eğitim

faaliyetlerinin aksadığından söz edilemeyeceğini ileri sürmüştür. Başvurucu

ayrıca Batman'da iş bırakma eyleminden dolayı ceza alanların yaklaşık yarısının

dava açmadığını, bazılarının üyelikten ayrıldığını belirterek cezaların

caydırıcı etkiye neden olduğunu belirtmiştir.

32. Bakanlık görüşünde; Anayasa Mahkemesinin Yücel Yaşar (B. No: 2013/7199, 25/3/2015)

kararında başvurucunun şikâyetine benzer nitelikteki konuyu değerlendirerek bu

tür şikâyetlerin incelenmesinde gözönüne alınacak

kriterleri belirlediği ifade edilmiştir. Söz konusu kararda, başvurucuya

verilen kınama cezasının zorlayıcı toplumsal bir ihtiyaçtan kaynaklanması nedeniyle

demokratik toplumda gerekli olduğu sonucuna varılarak sendika hakkının ihlal

edilmediğine karar verildiği belirtilen Bakanlık görüşünde somut başvuru

açısından da bu kriterlerden ayrılarak farklı bir neticeye ulaşmayı

gerektirecek herhangi bir neden bulunmadığının değerlendirildiğine yer

verilmiştir.

33. Başvurucu karşı beyanında, Bakanlık görüşünde atıf yapılan Yücel Yaşar kararındaki içtihadından aynı

eyleme ilişkin verdiği İsmail Aslan ve

diğerleri (B. No: 2013/7197, 8/9/2015) kararıyla döndüğünü

belirtmiştir. Başvurucu, AİHS'in 11. maddesi ile AİHM

ve Anayasa Mahkemesinin iş bırakma eylemlerine ilişkin içtihatlarına yer vermiş

ve her iki mahkemenin de sendikal nedenlerle iş bırakma eylemlerine ilişkin

olarak ihlal kararları verdiğini ifade etmiştir. Yine başvurucu, aynı olaya

ilişkin farklı bölgelerdeki istinaf mahkemelerinden farklı kararlar verildiğini

belirterek bu konuda Bakanlığa herhangi bir soru yöneltilmediğinin

anlaşıldığını belirterek bu hususlara ilişkin olarak adil yargılanma hakkının

ihlal edildiği iddialarının devam ettiğini belirtmiştir. Adil yargılanma

hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkin de bir karar verilmesini talep eden

başvurucu başvuru formundaki taleplerini yinelemiştir.

2. Değerlendirme

34. Anayasa’nın yapılacak değerlendirmede uygulanacak “Dernek kurma hürriyeti” kenar başlıklı 33.

maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

"Hiç kimse bir derneğe üye olmaya ve

dernekte üye kalmaya zorlanamaz.

Dernek kurma hürriyeti ancak, milli güvenlik,

kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlak ile

başkalarının hürriyetlerinin korunması sebepleriyle ve kanunla sınırlanabilir.

Dernek kurma hürriyetinin kullanılmasında

uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilir.

...

Birinci fıkra hükmü, Silahlı Kuvvetler ve

kolluk kuvvetleri mensuplarına ve görevlerinin gerektirdiği ölçüde Devlet

memurlarına kanunla sınırlamalar getirilmesine engel değildir.

Bu madde hükümleri vakıflarla ilgili olarak da

uygulanır."

a. Uygulanabilirlik

Yönünden

35. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan, B.

No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

36. Anayasa Mahkemesi önündeki öncelikli mesele, başvurucunun

üyesi olduğu Sendika tarafından alınan karara dayanarak bir gün süreyle iş

bırakması üzerine aylıktan kesme disiplin cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin

iddialarının sendika hakkı kapsamında incelenip incelenemeyeceğidir.

37. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu Ahmet Parmaksız başvurusuna ilişkin kararında; sendikaların

üyelerinin çalışma ilişkilerinde ekonomik, sosyal hak ve menfaatlerini korumak,

geliştirmek için yapılan faaliyetleri kapsamında yer almayan ve siyasi otorite

karşısında bir baskı grubu olarak yürüttükleri faaliyetler kapsamında aldıkları

kararlar uyarınca sendika üyelerinin iş bırakma eylemine katılmasını bireylerin

sendikanın çekirdek faaliyet alanında kalmayan eylemleri olarak değerlendirmiş

ve bu eylemler nedeniyle yapılan müdahaleleri Anayasa'nın sendika hakkına

ilişkin 51. maddesi kapsamında değil örgütlenme özgürlüğünü teminat altına alan

33. maddesi kapsamında incelemiştir (Ahmet

Parmaksız, §§ 47-63).

38. İncelenen başvuruya konu olay tarihinde, başvurucunun üyesi

olduğu sendikanın bağlı olduğu KESK tarafından Devrimci İşçi Sendikaları

Konfederasyonu (DİSK), Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) ile

birlikte 29/12/2015 tarihinde KESK'e bağlı sendika

üyelerinin hizmet üretiminden gelen gücü kullanarak işyerlerinden çıkıp tüm

illerde merkezî alanlarda basın açıklamaları yapmalarına karar verilmiştir.

Kararda, Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde yer alan bazı il, ilçe ve mahallerde bir

süredir hayata geçirilen sokağa çıkma

yasaklarının hem kamu hizmeti sunmakla görevli kamu emekçilerinin ve

ailelerinin hem de kamu hizmetinden yararlananların sadece kamu hizmeti sunma

ve alma hakkı değil yaşam haklarını da tehdit eder boyutlara ulaştığı

belirtilmiştir.

39. Buna göre iş bırakma kararının temelinde 2015 yılında

ülkemizin yoğun terör saldırılarına maruz kalması üzerine başlatılan hendek

operasyonları ve o tarihlerde uygulanan sokağa çıkma yasakları yer almaktadır.

Hendek operasyonları, söz konusu saldırılar üzerine Türk Silahlı Kuvvetleri ve

Emniyet Genel Müdürlüğünce PKK mensuplarına karşı ortak olarak gerçekleştirilen

Sur, Cizre ve Nusaybin merkezli askerî operasyonlardır. Bu operasyonların gerçekleştirildiği

bölgelerin bazılarında sokağa çıkma yasakları uygulanmış ve bazıları geçici

süreyle askerî güvenlik bölgesi ilan edilmiştir. Operasyonlar sonucunda; PKK

mensuplarının etkisiz hâle getirildiği, hendeklerin kapatıldığı, barikatların

kaldırıldığı ve güvenliğin sağlandığı bölgelerde sokağa çıkma yasakları

kaldırılmıştır. Operasyonlar o bölgedeki günlük yaşamı doğal olarak etkilemiş

ve birçok idari tedbir alınmasını gerektirmiştir.

40. Dolayısıyla sendika kararına konu olaylar operasyonların

yürütüldüğü bölgelerde yaşayan vatandaşları etkilemekle birlikte ülkenin iç

güvenlik sorunu olması bakımından tüm vatandaşlar tarafından yakından takip

edilen ve kamuoyunu doğrudan ilgilendiren olaylardır. Başvurucu da dâhil

sendika üyesi olan veya olmayan herkesi etkileyen iç güvenlik operasyonlarının

eğitimden sağlığa yaşamın her alanını etkilemiş olduğu açıktır. Terör tehdidini

bertaraf etmek için güvenlik görevlileri tarafından olağanüstü gayretlerle

yürütülen, maddi ve manevi ciddi düzeyde maliyete neden olan operasyonlar

konusunda siyasi veya toplumsal reflekslerin ortaya çıkması ve eleştiri konusu

yapılması son derece doğal karşılanmalıdır. Bununla birlikte o dönemde yaşanan

olayların hususiyetleri ile eleştirilerin dile getiriliş biçimi, başvurulan eylem

yöntemleri titizlikle ele alınmalıdır.

41. 2015 yılının ikinci yarısında artan terör saldırıları,

operasyonlara karşı çıkan kişi, grup ya da siyasi partilerin yaklaşımları ve

diğer unsurlar dikkate alındığında eleştirilerin siyasi nitelikte olduğu,

doğrudan sadece sendika üyelerini etkileyen eğitim veya sağlık hizmetlerinin

aksaması ya da verimli şekilde yürütülememesine özgü bir sonuç doğmadığı

anlaşılmaktadır. Tüm bunlar dikkate alındığında Sendikanın eylem kararında

siyasi bir tonun ağırlıkta olduğu, Sendikanın söyleminin odak noktasında

üyelerinin kolektif çıkarlarını ilgilendiren talep ve eleştirilerden ziyade

ülkenin iç siyasetine ilişkin sosyo-politik

unsurların ağırlıkta olduğu görülmektedir. Diğer bir ifadeyle iş bırakma

biçiminde bir protestoya katılması başvurucunun ekonomik ve mesleki çıkarları

ile değil genel bir baskı grubunun bir parçası olmasıyla ilgilidir.

42. Sonuç olarak başvurucu, üyesi olduğu Sendikanın iş bırakma

çağrısı üzerine mazeretsiz işe gitmemesi nedeniyle disiplin cezasıyla

cezalandırılmıştır. Yukarıda anılan Ahmet

Parmaksız kararında varılan sonuçtan farklı bir değerlendirme yapmak

için bir neden bulunmadığı anlaşıldığından (bkz. § 37) başvurucunun

iddialarının bir bütün olarak Anayasa'nın 33. maddesinde güvence altına alınan

örgütlenme özgürlüğü kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

b. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

43. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

örgütlenme özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Esas Yönünden

i. Müdahalenin Varlığı

44. Başvurucunun sendikal faaliyet kapsamında ülke çapında

yapılan iş bırakma eylemine katılması nedeniyle cezalandırılması ile

başvurucunun örgütlenme özgürlüğüne yönelik bir müdahale yapıldığı kabul

edilmelidir.

ii. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

45. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde

belirtilen koşullara uygun olmadığı müddetçe Anayasa’nın 33. maddesinin

ihlalini teşkil edecektir. Anayasa’nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Temel

hak ve hürriyetler, ... yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen

sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ...

demokratik toplum düzeninin ... gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı

olamaz.”

46. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen

ve somut başvuruya uygun düşen kanunlar tarafından öngörülme, Anayasa’nın

ilgili maddesinde belirtilen nedenlere dayanma ve demokratik toplum düzeninin

gereklerine uygunluk koşullarını sağlayıp sağlamadığının belirlenmesi gerekir.

(1) Kanunilik

47. 657 sayılı Kanun’un 26. ve 125. maddelerinin kanunilik ölçütünü karşıladığı sonucuna

varılmıştır.

(2)

Meşru Amaç

48. Somut olayda ceza uygulanmasının amacı kamu hizmetlerinin

sürekliliğinin sağlanması, diğer bir ifadeyle kamu hizmetlerinin aksamasının

önlenmesidir. Bu amaç da geniş anlamda kamu düzeninin korunması meşru amacı

kapsamında yer alır. Dolayısıyla başvurucunun aylıktan kesme disiplin cezasıyla

cezalandırılmasına ilişkin kararın Anayasa'nın 33. maddesinin ikinci fıkrasında

yer alan sebeplerden kamu düzeninin

korunmasına yönelik önlemlerin bir parçası olduğu ve meşru bir amaç

taşıdığı sonucuna varılmıştır (Ahmet

Parmaksız, § 69).

(3) Demokratik

Toplum Düzeninin Gereklerine Uygunluk

(a) Genel

İlkeler

(i) Demokratik

Toplumda Sendika Hakkının Önemi

49. Örgütlenme özgürlüğü, bireylerin kendi menfaatlerini korumak

için kendilerini temsil eden kolektif bir oluşum içinde bir araya gelme

özgürlüğünü ifade etmektedir. Örgütlenme

kavramının Anayasa çerçevesinde özerk bir anlamı vardır ve bireylerin devamlı

olarak ve eşgüdüm içinde yürüttükleri faaliyetlerin hukukumuzda örgütlenme

olarak tanınmaması Anayasa hükümleri kapsamında örgütlenme özgürlüğünün zorunlu

olarak gündeme gelmeyeceği anlamına gelmez (Tayfun

Cengiz, B. No: 2013/8463, 18/9/2014, § 31).

50. Örgütlenme özgürlüğü, bireylere topluluk hâlinde siyasal,

kültürel, sosyal ve ekonomik amaçlarını gerçekleştirme imkânı sağlar.

Örgütlenme özgürlüğünün temeli, hiç kuşkusuz ifade özgürlüğüdür. İfade

özgürlüğü; düşünceyi korkmadan, engellenmeden açıklama ve yayma özgürlüğünün

yanı sıra bu düşünceler çerçevesinde örgütlenme, kişi toplulukları oluşturma

hakkını da kapsamaktadır (dernek hakkı yönünden bkz. Hint Aseel Hayvanları Koruma ve Geliştirme Derneği

ve Hikmet Neğuç, B. No: 2014/4711,

22/2/2017, § 41).

51. Demokrasilerde vatandaşların bir araya gelerek ortak

amaçları izleyebileceği örgütlerin varlığı sağlıklı bir toplumun önemli bir

bileşenidir. Demokrasilerde böyle bir örgüt,

devlet tarafından saygı gösterilmesi ve korunması gereken temel haklara

sahiptir (sendika hakkı yönünden bkz. Tayfun

Cengiz, § 31).

52. Sendikalar, dernekler ve vakıflar örgütlenme özgürlüğünün

daha özel şekilleridir. Bununla birlikte bunların faaliyetleri içinde yer

almayan veya bunlarla dolaylı bağlantısı bulunan belli sayıda kişinin sürekli

şekilde bir araya gelerek aynı amaca yönelik toplu ifade açıklamaları ya da

eylemleri de Anayasa'nın 33. maddesi çerçevesinde ve örgütlenme özgürlüğü

kapsamında ele alınmalıdır.

53. Örgütlenme özgürlüğü, sınırlanabilir bir haktır ve

Anayasa'da yer alan temel hak ve özgürlüklerin sınırlama rejimine tabidir.

Örgütlenme özgürlüğüne ilişkin olarak Anayasa’nın 33. maddesinin ikinci

fıkrasında sınırlama sebeplerine yer verilmiştir. Ancak bu özgürlüğe yönelik

sınırlamaların da bir sınırının olması gerektiği açıktır. Temel hak ve

özgürlüklerin sınırlandırılmasında Anayasa'nın 13. maddesindeki ölçütler gözönüne alınmak zorundadır. Bu sebeple örgütlenme

özgürlüğüne getirilen sınırlandırmaların denetiminin Anayasa'nın 13. maddesinde

yer alan ölçütler çerçevesinde ve Anayasa'nın 33. maddesi kapsamında yapılması

gerekmektedir (sendika hakkı yönünden bkz. Tayfun

Cengiz, § 38; Mehmet Yüzgeç,

B. No: 2014/2282, 2/2/2017, § 30).

54. Anayasa kapsamında örgütlenme özgürlüğünden yararlanan tüzel

kişilikler veya gruplar demokratik yaşamın ayrılmaz bir parçası olarak

görüldüğünden bu özgürlüğe getirilecek sınırlandırmaların demokratik toplum

düzenin gereklerine uygun olup olmadığı sıkı denetim altındadır. Anayasa'nın

33. maddesi temel olarak dernek hakkının ve genel olarak örgütlenme

özgürlüğünün kullanılması sırasında kamu makamlarının keyfî müdahalelerine

karşı korunmayı amaçlamaktadır (Ahmet

Parmaksız, § 75).

(ii)Müdahalenin Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine Uygun

Olması

55. Anayasa Mahkemesi demokratik

toplum düzeninin gerekleri ifadesinden ne anlaşılması gerektiğini

daha önce pek çok kez açıklamıştır (sendikalarla ilgili Tayfun Cengiz, §§ 31, 32; Kristal-İş Sendikası [GK], B. No:

2014/12166, 2/7/2015, §§ 53, 70, 74; Birleşik

Metal İşçileri Sendikası, B. No: 2015/14862, 9/5/2018, §§42, 43; Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri

[GK], B. No: 2014/920, 25/5/2017, § 73; derneklerle ilgili Hint Aseel Hayvanları

Koruma ve Geliştirme Derneği ve Hikmet Neğuç,

§ 45). Temel hak ve özgürlüklere yönelik bir müdahalenin demokratik toplum

düzeninin gereklerine uygun kabul

edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı olması

gerekir. Açıktır ki bu başlık altındaki değerlendirme, sınırlamanın amacı ile

bu amacı gerçekleştirmek üzere başvurulan araç arasındaki ilişki üzerinde

temellenen ölçülülük ilkesinden bağımsız yapılamaz. Çünkü Anayasa’nın 13. maddesinde

"demokratik toplum düzeninin

gereklerine aykırı olmama" ve "ölçülülük ilkesine aykırı olmama" biçiminde iki ayrı

kritere yer verilmiş olmakla birlikte bu iki kriter bir bütünün parçaları olup

aralarında sıkı bir ilişki vardır (Bekir

Coşkun [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, §§ 53-55; Mehmet Ali

Aydın [GK], B. No: 2013/9343, 4/6/2015, §§ 70-72; AYM, E.2018/69,

K.2018/47, 3/5/2018, § 15; AYM, E.2017/130, K.2017/165, 29/11/2017, § 18).

56.Örgütlenme üzerindeki sınırlamanın kamu düzeninin korunması

gibi demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması

amacına yönelik ve istisnai nitelikte olması gerekir. Müdahaleyi oluşturan

tedbirin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığının kabul edilebilmesi için

amaca ulaşmaya elverişli olması, başvurulabilecek en son çare ve alınabilecek

en hafif önlem olarak kendisini göstermesi gerekmektedir. Amaca ulaşmaya

yardımcı olmayan veya ulaşılmak istenen amaca nazaran bariz bir biçimde ağır

olan bir müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığı

söylenemeyecektir (bazı farklılıklarla birlikte toplantı hakkı bağlamında bkz. Dilan Ögüz Canan [GK], B. No: 2014/20411, 30/11/2017, § 32; sendika hakkı bağlamında bkz. Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri,

§ 73; Tayfun Cengiz, § 56; Adalet Mehtap Buluryer,

B. No: 2013/5447, 16/10/2014, §§ 103-105; grev hakkı bağlamında bkz. Kristal-İş Sendikası, § 70; ifade

özgürlüğü bağlamında bkz. Bekir Coşkun,

§ 51; Mehmet Ali Aydın, § 68; Tansel Çölaşan, B. No: 2014/6128,

7/7/2015, § 51).

57. Anayasa Mahkemesinin bir görevi de bireylerin örgütler

kurmak ve bunlara üye olmak suretiyle örgütlü bir şekilde fikirlerini ifade

etme hakları ile Anayasa'nın 33. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen meşru

amaçlar arasında adil bir dengenin sağlanıp sağlanamadığını denetlemektir.

Meşru amaçların bir olayda varlığının hakkı ortadan kaldırmadığı

vurgulanmalıdır. Önemli olan bu meşru amaçla hak arasında olayın şartları

içinde bir denge kurmaktır (sendika hakkı yönünden bkz. Tayfun Cengiz, § 37; Kristal-İş Sendikası, § 57; Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri,

§ 74; Birleşik Metal İşçileri Sendikası,

§44).

58. Orantılılık ise sınırlamayla ulaşılmak istenen amaç ile

başvurulan sınırlama tedbiri arasında aşırı bir dengesizlik bulunmamasına

işaret etmektedir. Diğer bir ifadeyle orantılılık, bireyin hakkı ile kamunun

menfaatleri veya -müdahalenin amacı başkalarının haklarını korumak ise- diğer

bireylerin hak ve menfaatleri arasında adil bir dengenin kurulmasına işaret

etmektedir. Dengeleme sonucu müdahalede bulunulan hakkın sahibine terazinin

diğer kefesinde bulunan kamu menfaati veya diğer bireylerin menfaatine nazaran

açıkça orantısız bir külfet yüklendiğinin tespiti hâlinde orantılılık ilkesi

yönünden bir sorunun varlığından söz edilebilir. Kamu gücünü kullanan

organların örgütlenme özgürlüğü kapsamındaki faaliyetlere müdahale ederken bu

özgürlüğün kullanılmasından kaynaklanan yarardan daha ağır basan, korunması

gereken bir menfaatin ve kişiye yüklenen külfeti dengeleyici mekanizmaların

varlığını somut olgulara dayanarak göstermeleri gerekir (sendika hakkı

bağlamında bkz. Eğitim ve Bilim Emekçileri

Sendikası ve diğerleri, § 74; bazı farklılıklarla birlikte toplantı

hakkı bağlamında Dilan Ögüz

Canan § 33, 56; ifade özgürlüğü bağlamında Bekir Coşkun, §§ 44, 47; Tansel Çölaşan, §§ 46, 49, 50). Anayasa Mahkemesi bu özgürlüğün

kullanılmasından kaynaklanan yarardan daha ağır basan ve korunması gereken bir

menfaatin ortaya konulmasında başvurucunun eylem türünü, amacını ve niteliğini,

bunun kamu düzenine etkisini ve topluma yüklediği külfeti dikkate alacaktır.

59. Buna göre örgütlenme özgürlüğüne yapılan bir müdahale,

zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsa ya da zorunlu bir toplumsal

ihtiyacı karşılamakla birlikte orantılı değilse demokratik toplum düzeninin

gereklerine uygun bir müdahale olarak değerlendirilemez (Birleşik Metal İşçileri Sendikası, §43; Kristal-İş Sendikası, § 70; Tayfun Cengiz, § 51). O hâlde örgütlenme

özgürlüğüne yargısal veya idari bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin

sürekliliği için zorunlu olup olmadığına, bu bağlamda toplumsal bir ihtiyaç

baskısını karşılayıp karşılamadığına ve sınırlamanın izlenen amaçlarla

orantılılığına bakmak gerekecektir.

(b) İlkelerin

Olaya Uygulanması

60. Anayasa Mahkemesi önündeki mesele, başvurucunun üyesi olduğu

Sendika tarafından alınan karara dayanarak bir gün iş bırakması üzerine

aylıktan kesme disiplin cezasıyla cezalandırılması suretiyle örgütlenme

özgürlüğüne yapılan müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun

olup olmadığıdır.

61. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun Ahmet Parmaksız kararında disiplin cezası verilmesinin

sebebini teşkil eden işe gitmeme şeklindeki eylemin amacı ve bu eyleme katılan

sendika üyelerinin sendikal çıkarları ile başvurucuya yönelik disiplin cezası

sendikal hakların niteliğiyle birlikte ele alınmış ve örgütlenme hakkının ihlal

edilmediğine karar verilmiştir. Kararın ilgili kısımlarına aşağıda yer

verilmiştir:

"82. Ülkemizde kamu görevlilerinin grev

hakkı bulunmamakla birlikte üyesi oldukları sendikaların, üyelerinin mesleki

çıkarlarıyla ilgili kararları doğrultusunda iş bırakma şeklindeki eylem türüne

başvurabilmekte ve yaptırımla karşılaşabilmektedir. Belirtmek gerekir ki iş

bırakma eylemleri karşısında idarenin ve yargının bir bütün olarak yeknesak

hareket etmesini sağlayacak mevzuat düzenlemeleri bulunmamaktadır.

83. Bununla birlikte yargı kararlarında

Anayasa'nın 51. maddesi kapsamında kalan ve sendikaların üyelerinin çalışma

ilişkilerinde ekonomik ve sosyal hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek

için yapılan faaliyetler kapsamında ve kamu gücünü zorlamak amacıyla durumun

kesinlikle gerektirdiği hâllerde işe gidilmemesi hâlinde kişinin mazeret iznini

kullandığı kabul edilmektedir (Tayfun Cengiz, §§ 59, 61). Nitekim Anayasa

Mahkemesi kamu görevlilerinin çıkarları kapsamında kalan özlük ve parasal

hakları, çalışma koşullarının korunması, iyileştirilmesi, geliştirilmesi gibi

konulara dikkat çekilmesi ve kamuoyu oluşturulması amacıyla sendikaların

aldıkları kararlar uyarınca iş bırakma eylemlerine katılan kişilere disiplin

cezası verilmesini sendika hakkına müdahale olarak kabul etmiştir (bkz. § 49).

84. Sendikaların somut

olayda aldığı başvuru konusu eylemin dayanağı olan kararlar ise Türkiye

sınırları dışındaki bir savaşa Türkiye'nin müdahil olup olmaması ve devletin

uluslararası politikalarıyla ilgilidir. Sendikaların eylem çağrısından üç gün

önce bir siyasi parti olan HDP, iktidar partisinin politikalarını eleştirmiş ve

halkı direnişe çağırmıştır (bkz. § 10). Kobani

olaylarına bağlı çağrıların siyasi amacının öne çıktığı açıktır. Buna göre,

sendikaların aldıkları kararların da siyasi otorite karşısında sendikaların bir

baskı grubu olarak yürüttüğü ve siyasi yönü ağır basan faaliyet alanında olduğu

sonucuna ulaşılmıştır.

85. Anayasa'nın 128. maddesinde; devletin,

kamu iktisadi teşebbüslerinin ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare

esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği

asli ve sürekli görevlerin memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görüleceği

belirtilmiştir. Kamu hizmeti ise geniş tanımıyla devlet ya da diğer kamu tüzel

kişileri tarafından ya da bunların denetim ve gözetimleri altında ortak

ihtiyaçları karşılamak ve kamu yararını sağlamak için topluma sunulmuş sürekli

ve düzenli etkinliklerdir (AYM, E.2013/88, K.2014/101, 4/6/2014). Bu kapsamda

devlet kamu hizmetlerinin sürekliliğini sağlamak için kamu hizmetlerini yürüten

görevlilerin haklı bir mazerete dayanmayacak şekilde görevlerine ara

vermelerini engellemeye yönelik tedbirler öngörebilir (Mustafa Hamarat [GK], B.

No: 2015/19496, 17/1/2019, § 57).

86. Öte yandan başvurucu, bir kamu

görevlisidir ve normal vatandaşlardan farklı olarak birtakım yükümlülüklere ve

yasaklara tabidir. Kişinin kamu görevlisi olması, kendisine sağladığı birtakım

ayrıcalıklar ve avantajların yanında bazı külfet ve sorumluluklara katlanmayı,

diğer kişilerin tabi olmadığı sınırlamalara tabi olmayı da gerektirmektedir.

Kişi, kamu görevine kendi isteği ile girmekle bazı ayrıcalıklardan

yararlanmanın yanında bu statünün gerektirdiği külfetlere de katlanmayı kabul

etmiş sayılmakta ve kamu hizmetinin kendine has özellikleri, bu avantaj ve

sınırlamaları zorunlu kılmaktadır (İhsan Asutay, B. No: 2012/606, 20/2/2014, §

38; Mustafa Hamarat,§ 60).

87. Bu kapsamda başvurucunun üstlenmiş olduğu

kamu hizmetini kesintisiz olarak yerine getirme ödevi vardır. Bu ödev ise kamu

hizmetlerinin sürekliliği ilkesinin doğal bir sonucudur. Bir kamu görevlisi

kanunun öngördüğü hâller ve mücbir sebep dışında işini bırakamaz. Diğer bir

ifadeyle kamu görevlisinin işinin başında bulunma ödevi vardır. Dolayısıyla

kamu görevlisinin kanunların izin verdiği ve öngördüğü koşullar dışında işi

bırakması, bu ödeve aykırılık teşkil eder (Mustafa Hamarat, § 61).

88. Açıklanan nedenlerle sendika üyelerinin

mesleki çıkarlarıyla doğrudan ilgili olmayan amaçlarla iş bırakma biçimindeki

bir eyleme müdahale ederken devletin sahip olduğu takdir marjının daha geniş

olacağı kabul edilmelidir. Bir kamu görevlisinin üstlendiği kamu hizmetini

kesintisiz olarak görme ve işinin başında bulunma yükümlülüklerini sağlamak

adına anayasal güvencelere dayalı düzenlemeler yapılabilir. Nitekim ilgili

kanunlarda yer alan hükümlerin başvurucunun davranışlarını düzenlemek

bakımından yeterince açık olmadığı da ileri sürülmemiştir. Bir öğretmen ve kamu

görevlisi olan başvurucunun ifade özgürlüğü veya toplantı ve gösteri özgürlüğü

de dâhil tüm haklarını kullanırken -bahsi geçen yükümlülükleri nedeniyle-

anılan kanunların öngördüğü koşullara titizlikle riayet etmesi gerektiği

açıktır.

89. Yukarıdaki değerlendirmeler ışığında

Anayasa Mahkemesi tarafından şu sonuçlara ulaşılmıştır: İlk olarak sendikalar

Anayasa ve kanunlara aykırı olmayan herhangi bir amacı gerçekleştirmek için

faaliyet yapabilirler. İkinci olarak başvuruya konu eylem, sendika üyelerinin

ekonomik ve sosyal menfaatleriyle doğrudan ilgili olmayan ve politik yönü ağır

basan bir amaca sahiptir. Üçüncü olarak kamu görevlilerinin iş bırakmak veya

işe gitmemek şeklindeki eylemleri devlet idaresinin işleyişini ve toplum

hayatını önemli ölçüde etkiler. Bu sebeple de ancak çok dar alanda

desteklenebilecek bir eylem türüdür. Son olarak sendika üyelerinin ekonomik ve

sosyal menfaatleriyle doğrudan ilgili olmayan ve politik yönü ağır basan bir

amaçla işe gitmemek şeklinde bir eylemin yol açacağı sonuçlara devlet

idaresinin ve toplumun katlanmasını gerektiren bir sebep bulunmadığı kanaatine

ulaşılmıştır.

90. Bu sebeplerle kamu otoritelerinin sahip

olduğu takdir payı da gözetildiğinde başvuru konusu olayda kamu hizmetlerinin

sürekliliğinin sağlanması amacı bakımından başvurucunun örgütlenme özgürlüğüne

yapılan müdahalenin onun siyasal hayata katılımını engelleyici veya önemli

ölçüde zorlaştırarak etkisini ortadan kaldıracak mahiyette olmadığı kanaatine

varılmıştır. Başvurucuya iki gün iş bırakma eylemi nedeniyle disiplin cezası

verilmesi şeklindeki müdahalenin demokratik toplumda zorlayıcı bir toplumsal

ihtiyaca karşılık geldiği kabul edilmelidir.

91. Somut olayda başvurucuya yüklenen külfeti

dengeleyici mekanizmaların bulunduğu da görülmektedir. Sendikaların demokratik

hayatın yaşamsal bir unsuru olarak kamuoyuna ve kamusal yetki kullanan kişilere

seslerini duyurmak ve taleplerini dile getirmek için sayısız fırsatı

bulunmaktadır. Söz konusu sonucun ağırlaşmasında daha farklı yöntemlerle

kamuoyunun yönlendirilmesi ve devlet gücü kullanan kişi ve kurumların etkilenmesi

mümkün iken işe gitmeme biçiminde kamu hizmeti alan kişileri doğrudan etkileyen

ve ancak son derece istisnai durumlarda başvurulabilecek bir yöntemi benimseyen

sendikaların ve sendika kararları doğrultusunda hareket eden başvurucunun

payının büyük olduğu değerlendirilmiştir.

92. Sonuç olarak yukarıda yapılan açıklamalar

da gözönüne alındığında mevcut başvuruda örgütlenme

özgürlüğüne yönelik müdahalenin başvurucunun örgütlenme özgürlüğünü aşırı

derecede sınırlamadığı ve kamu hizmetlerinin sürekliğini sağlamaya yönelik

meşru amaç karşısında başvurucuya alt sınırdan verilen aylıktan kesme cezasının

orantısız olmadığı kanaatine varılmıştır."

62. Somut başvuruda, disiplin cezasının sebebini teşkil eden

eylem ülkenin iç siyasetine ilişkin sosyo-politik

unsurların ağırlıkta olduğu bir amaca(bkz. §§ 14-15)

yönelik olup eylemin konusunun sendikaların çekirdek faaliyet alanında

kalmadığı görülmektedir. Eylemin bu amacı ile bir gün iş bırakma şeklindeki

niteliği (bkz. § 16) dikkate alındığında yapılan müdahalede devletin takdir

marjının daha geniş olduğu kabul edilmelidir. Bu nedenle sendika üyelerinin

ekonomik ve sosyal menfaatleriyle doğrudan ilgili olmayan ve politik yönü ağır

basan bir amaçla işe gitmemek şeklinde bir eylemin yol açacağı sonuçlara devlet

idaresinin ve toplumun katlanmasını gerektiren bir sebep bulunmadığı kanaatine

ulaşılmıştır.

63. Sonuç olarak, yukarıda yer verilen Ahmet Parmaksız kararında ulaşılan

sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir husus bulunmadığından müdahalenin toplumsal

bir ihtiyaca karşılık geldiği ve izlenen meşru amaçla orantılı olduğu

değerlendirilmiştir.

64. Açıklanan gerekçelerle disiplin cezası verilmesi şeklinde

yapılan müdahale demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olduğundan

Anayasa’nın 33. maddesinde güvence altına alınan örgütlenme özgürlüğünün ihlal

edilmediğine karar verilmesi gerekir.

B. Adil Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

65. Başvurucu; aynı tarihli iş bırakma eylemi nedeniyle Ankara,

İzmir ve İstanbul bölge idare mahkemelerinin disiplin cezalarını kesin olarak

iptal eden kararlar verdiğini, kendisi hakkındaki disiplin cezası nedeniyle

açtığı davada ise davanın reddine karar veren Gaziantep Bölge İdare

Mahkemesinin belirtilen istinaf mahkemesi kararlarından neden ayrıldığına dair

bir gerekçe ortaya koymadığını belirterek hukuki güvenlik ilkesinin ihlal

edildiğini iddia etmiştir. Başvurucu; mevcut durumda ülkenin batısındaki

sendika üyelerinin disiplin cezalarının iptal edildiğini, doğusundakilerin

cezalarının ise hukuka uygun kabul edildiğini, bu sebeple adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğini öne sürmüştür.

66. Derece mahkemelerinin hukuk kurallarını yorumlamasından

kaynaklanan içtihat farklılığına ilişkin ilkelere Yasemin Bodur (aynı kararda bkz. §§ 38-45) kararında yer

verilmiş ve içtihat farklılığının derinleşmiş ve sürekli bir nitelik kazanmış

olması, adil yargılanma hakkının ihlalinin tespiti için ön şart olarak

belirtilmiştir (Yasemin Bodur, §§

43, 50).

67. Başvurucu tarafından sunulan kararların aynı konuda Ankara,

İstanbul ve İzmir Bölge İdare Mahkemelerince kesinleştirilen ve aynı Sendika

kararına dayalı olarak iş bırakan kişilere verilen disiplin cezalarının sendika

hakkı kapsamında bir eylem olduğu gerekçesiyle iptal edildiğine ilişkin

kararlar olduğu görülmektedir.

68. Başvurucu tarafından kendisi hakkındaki karardan farklı

sonuca ulaşılan üç adet karar sunulmuştur. Bu kararların verildiği davalar ile

başvurucunun davasının aynı derecedeki farklı mahkemelerce aynı dönemlerde

yürütüldüğü, hukukun gelişimi ve içtihat oluşumu için kısa bir süre içinde aynı

dönemde aynı konuda davalar yürütülerek farklı sonuca ulaşıldığı görülmektedir.

Öncelikle içtihat farklılığı yönünden inceleme yapılabilmesi için bu

farklılığın derin ve süregelen bir farklılık olması gereklidir (bkz. § 29).

Somut olayda kısa sürede (Yasemin Bodur,

§ 43) belli sayıda farklı karar verilmesi ve somut olayın koşulları derin ve

süregelen bir içtihat farklılığı oluştuğu sonucuna ulaşmak için yeterli

değildir.

69. Farklı yetki bölgelerinde ilk derece ve istinaf mahkemesi

şeklinde teşkilatlanmış yargısal sistemlerin nitelikleri gereği doğalarında

kararların çelişmesi ihtimali her zaman bulunmaktadır. Bu farklılıklar aynı

mahkemede bile ortaya çıkabilir (Türkan Bal

[GK], B. No: 2013/6932, 6/1/2015, § 53). Özellikle maddi haklara ilişkin derin

ve süregelen içtihat farklılıkları dışında Anayasa Mahkemesinin bireysel

başvuruda salt derece mahkemelerinin kararlarını kıyaslaması, derece

mahkemelerince benimsenen yorumlardan birine üstünlük tanıması veya derece

mahkemelerinin yerine geçerek hukuk kurallarını yorumlaması bireysel başvurunun

amacıyla bağdaşmaz (Yasemin Bodur,

§ 41). Sonuç olarak örgütlenme özgürlüğü kapsamında yapılan incelemeye göre

ulaşılan sonuç ile somut olayda derinleşmiş ve süreklilik kazanmış bir içtihat

farkından söz etmenin mümkün olmadığı dikkate alındığında adil yargılanma hakkı

kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkına yönelik açık bir ihlalin

bulunmadığı anlaşılmıştır.

70. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun adil yargılanma hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddiasının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Örgütlenme özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 33. maddesinde güvence altına alınan örgütlenme

özgürlüğünün İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

17/7/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Yıldız

SEFERİNOĞLU

Raportör

:

Yücel ARSLAN

Başvurucu

:

Dilek KAYA

Vekili

:

Av. Erkan

ŞENSES

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2018/14313, 17 Temmuz 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Arka Plan Bilgisi
  7. B. Somut Olaya İlişkin Bilgiler
  8. IV. İlgili Hukuk
  9. A. Ulusal Hukuk
  10. B. Uluslararası Hukuk
  11. V. İnceleme Ve Gerekçe
  12. A. Örgütlenme
  13. B. Adil Yargılanma
  14. A. 1. Örgütlenme özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın
  15. B. Anayasa'nın 33. maddesinde güvence altına alınan örgütlenme
  16. D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  17. Yıldırım
  18. Akıncı
  19. Topal
  20. M. Emin KUZ
  21. Seferinoğlu
  22. Şenses
  23. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2018/14313
Tarih
17 Temmuz 2019

İlgili Kararlar

  • E.k. Başvurusu (B. No: 2013/7637)
  • Filiz Koçak Demir ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/14046)
  • Süleyman Dağ Başvurusu (B. No: 2015/3896)
  • Altuğ Tuncer Başvurusu (B. No: 2016/2834)
  • C.k. Başvurusu (B. No: 2016/3114)
  • Gürkan Karacaoğlu Başvurusu (B. No: 2015/1699)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.