İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Abdullah Erol Başvurusu (B. No: 2016/2357)

1. Başvuru, idari eylemden doğan zararın tazmini istemiyle

Başvuru No2016/2357Tarih18 Temmuz 2019Okuma16 dk · 3.173 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Abdullah Erol Başvurusu

Karar tarihi
18 Temmuz 2019
Başvuru Numarası
2016/2357
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.173 kelime·16 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, idari eylemden doğan zararın tazmini istemiyle

açılan tam yargı davasının süre aşımından reddedilmesi nedeniyle mahkemeye

erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 8/2/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

8. Başvurucu, Amasya 15. Piyade Er Eğitim Tugayı Komutanlığı

emrinde zorunlu askerlik hizmetini ifa ederken 25/4/1996 tarihinde araç park

yerinin sökülerek başka bir yere taşınması sırasında kaynakçı olması nedeniyle

sundurmanın demir çubuklarını kesmekle görevlendirilmiş; bu görevi icra ederken

araç üzerinde dengesini kaybederek yere düşmesi neticesinde başvurucunun kalça

kemiği kırılmıştır.

9. 25/4/1996 ile 7/5/1996 tarihleri arasında tedavi gördüğü

Amasya Devlet Hastanesi Ortopedi Servisince başvurucuya “femur (uyluk kemiği)

kırığı” teşhisi konmuş; tedavi neticesinde başvurucu, Amasya Ruhi Tingiz Devlet Hastanesinin 7/5/1996 tarihli raporu ile üç

ay ve Merzifon 100 Yataklı Hava Hastanesinin 20/8/1996 tarihli raporu ile iki

ay süreyle hava değişimine gönderilmiştir.

10. İstirahatlerinin bitmesinin ardından yeniden birliğine katılan

başvurucu 22/7/1997 tarihinde askerlik hizmet süresini tamamlayarak terhis

edilmiştir.

11. Başvurucu terhisinden sonra rahatsızlığının giderek arttığı

ve ağrılarının dayanılmaz hâle geldiği şikâyetiyle Adıyaman Askerlik Şubesine

müracaat ederek askerî hastaneye sevkini istemiş, Ankara Gülhane Askerî Tıp

Akademisi Hastanesi (GATA) tarafından düzenlenen 15/7/2015 tarihli ve 8889

sayılı rapor ile hakkında femur diğer kısımlarının kırıkları, kapalı (femur proksimal uç eski kırık

ameliyatlısı, malunion, eklem aralığında daralma),

eklem sertliği, başka yerde sınıflanmamış, pelvik

bölge ve kalça (sol kalça eklem sertliği) teşhisine istinaden “Askerliğe elverişli değildir. Mevcut rahatsızlığının

askerlik sebep ve tesiri ile oluşup oluşmadığını tarafımızca tespiti mümkün

değildir.” Kararı verilmiştir.

12. Başvurucu 21/8/2015 tarihinde Millî Savunma Bakanlığına

(MSB) başvurmuştur. Başvuru dilekçesinde görev sırasında verilen emri yerine

getirirken gerekli emniyet tedbirlerinin alınmaması nedeniyle düşerek

sakatlandığını, terhisten sonraki süreç içinde durumunun düzelmek yerine

giderek kötüleştiğini, ağrılarının dayanılmaz hâle geldiğini ve girdiği

işlerden verimsizliği dolayısıyla ayrılmak zorunda bırakıldığını ifade etmiş;

askerlik hizmeti sırasında sakatlanmasına bağlı olarak oluşan maddi ve manevi

zararların karşılanmasını talep etmiştir. Başvurucu söz konusu başvurusunun

cevap verilmemek suretiyle reddi üzerine 6/11/2015 tarihinde Askeri Yüksek

İdare Mahkemesinde (AYİM) tam yargı davası açmış ve yeterli ödeme gücünden

yoksun olduğu için adli yardım talebinde bulunmuştur.

13. AYİM İkinci Dairesi (Mahkeme) 18/11/2015 tarihinde verdiği

kararla, başvurucunun sunduğu ekonomik durumuna ilişkin belgelerin

değerlendirilmesi sonucunda adli yardım talebinin kabulüne karar vermiş; davayı

ise süre aşımı gerekçesiyle reddetmiştir. Kararın gerekçesinde başvurucunun

zarar doğurucu eylemi en geç terhis edildiği 22/7/1997 tarihinde öğrendiği,

dolayısıyla bu tarihten itibaren 4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılı mülga Askeri

Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun 43. Maddesi uyarınca bir yıl içinde zorunlu

idari başvuruda bulunması gerektiği ancak bu yönde herhangi bir müracaatta

bulunmaksızın, bir ve beş yıllık süreler geçirdikten sonra 21/8/2015 tarihinde

idareye yaptığı başvurunun zımnen reddi üzerine 6/11/2015 tarihinde açtığı

davanın süresinde olmadığı ifade edilmiştir.

14. Başvurucu kararın düzeltilmesi isteminde bulunmamış, nihai

karar başvurucuya 15/1/2016 tarihinde tebliğ edilmiştir.

15. Başvurucu 8/2/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

16. Bireysel başvurunun incelenme sürecinde 21/1/2017 tarihli ve

6771 sayılı Kanun ile Anayasa’ya eklenen geçici 21. Maddenin birinci fıkrasının

(E) bendiyle AYİM kaldırılmıştır.

IV. İLGİLİ HUKUK

17. İlgili hukuk için bkz.

İlker Yılmaz (B. No: 2015/19041, 24/5/2018, §§ 25-30) kararı.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

18. Mahkemenin 18/7/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Adli Yardım Talebi

Yönünden

19. Başvurucu adli yardım talebinde bulunmuştur.

20. Anayasa Mahkemesinin Mehmet

Şerif Ay (B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkeler

dikkate alınarak geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin yargılama

giderlerini ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun açıkça

dayanaktan yoksun olmayan adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.

B. Mahkemeye Erişim

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

21. Başvurucu; görev sırasında verilen emri yerine getirirken

gerekli emniyet tedbirlerinin alınmaması nedeniyle düşerek sakatlandığını,

terhisten sonraki süreç içinde durumunun iyileşmek yerine giderek

kötüleştiğini, ağrılarının dayanılmaz hâle geldiğini ve verimsizliği

dolayısıyla girdiği işlerden ayrılmak zorunda bırakıldığını, rahatsızlığının

hangi tarihte kalıcı hâle geldiği, bu kalıcı rahatsızlığın sonuçlarının hangi

tarihte öğrenilebileceği ve eylemden kaynaklı zararın tam olarak hangi tarihte

değerlendirilebileceği hususlarında bir tespit yapılmadan mahkemece hüküm

kurulduğunu belirtmektedir. Başvurucu, davanın süre aşımından reddedilmesi

nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

2. Değerlendirme

22. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. Maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta

ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı

olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

23. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun şikâyetlerinin özü, idari

eylemden doğan zararın tazmini istemiyle açtığı tam yargı davasının süre

aşımından reddedilmesi nedeniyle uyuşmazlığın esasının incelenmemesidir. Bu

itibarla ihlal iddiaları mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmiştir.

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

24. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin başvurunun kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Müdahalenin Varlığı ve

Hakkın Kapsamı

25. Anayasa’nın 36. Maddesinin birinci fıkrasında herkesin yargı

mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma hakkına

sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı, Anayasa’nın

36. Maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur.

Diğer yandan Anayasa’nın 36. Maddesine adil

yargılanma ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye’nin

taraf olduğu uluslararası sözleşmelerle de güvence altına alınan adil

yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi’ni (Sözleşme) yorumlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi

(AİHM), Sözleşme’nin 6. Maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkemeye erişim

hakkını içerdiğini belirtmektedir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. Ve Tic. Ltd.

Şti., B. No:2014/13156, 20/4/2017, § 34).

26. Anayasa’nın 36. Maddesinde güvence altına alınan hak arama

özgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden

gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili

güvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafından görülebilmesi

ve kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden faydalanabilmesi

için ilk olarak kişiye iddialarını ortaya koyma imkânının tanınması gerekir.

Diğer bir ifadeyle dava yoksa adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerden

yararlanmak mümkün olmaz (Mohammed Aynosah, B. No:

2013/8896, 23/2/2016, § 33).

27. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığı

değerlendirmelerde mahkemeye erişim hakkının bir uyuşmazlığı mahkeme önüne

taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını

isteyebilmek anlamına geldiğini ifade etmiştir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).

28. Somut olayda idari eyleme dayalı tam yargı davasının süre

aşımından reddedilerek esasının incelenmemesi nedeniyle başvurucunun mahkemeye

erişim hakkına yönelik bir müdahalenin bulunduğu görülmektedir.

ii. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

29. Anayasa’nın 13. Maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, …

yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve

ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, … ölçülülük ilkesine aykırı

olamaz.”

30. Anayasa’nın 36. Maddesinde, hak arama özgürlüğü için

herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte bunun hiçbir

şekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hak olduğu söylenemez. Özel

sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da hakkın doğasından kaynaklanan bazı

sınırlarının bulunduğu kabul edilmektedir. Ayrıca hakkı düzenleyen maddede

herhangi bir sınırlama nedenine yer verilmemiş olsa da Anayasa’nın başka

maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak bu hakların sınırlandırılması da

mümkün olabilir. Dava açma hakkının kapsamına ve kullanım koşullarına ilişkin

bir kısım düzenlemenin hak arama özgürlüğünün doğasından kaynaklanan sınırları

ortaya koyan ve hakkın norm alanını belirleyen kurallar olduğu açıktır. Ancak

bu sınırlamalar, Anayasa’nın 13. Maddesinde yer alan güvencelere aykırı olamaz

(Özkan Şen, § 58; Tahir Gökatalay,

B. No: 2013/1780, 20/3/2014, § 39; İbrahim

Can Kişi, B. No: 2012/1052, 23/7/2014, § 33).

31. Sonuç itibarıyla mutlak olmayan ve sınırlandırılabilen

mahkemeye erişim hakkına ilişkin müdahalenin Anayasa’nın 13. Maddesinde

öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, haklı bir

sebebe dayanma (meşru amaç) ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına

uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

(1) Kanunilik

32. Başvurucunun idari eylemden doğan zararın tazmini istemiyle

açtığı davanın süre aşımı gerekçesiyle reddedilmesine ilişkin Mahkeme kararının

olay tarihinde yürürlükte olan 1602 sayılı mülga Kanun’un 43. Maddesine

dayandığı görülmektedir. Dolayısıyla somut olayda başvurucunun mahkemeye erişim

hakkına yönelik müdahalenin kanuni dayanağının mevcut olduğu anlaşılmıştır.

(2)

Meşru Amaç

33. Dava açmanın bir süreye bağlanmasının meşru amacının ne

olduğu hususu benzer nitelikteki başvurularda Anayasa Mahkemesi tarafından

müteaddit defa incelenmiştir. Anayasa Mahkemesi bu incelemelerinde, idari işlem

ya da eylemlere karşı açılacak davalarda süre koşulu öngörülmesinin en genel

ifadesiyle Anayasa’nın 2. Maddesinde düzenlenen hukuk devleti ilkesinin bir

gereği olan idari istikrarın sağlanması şeklinde bir meşru amacı bulunduğuna

işaret etmiştir (daha ayrıntılı değerlendirme için bkz. Ayşe Yıldırım, B. No: 2014/5, 25/10/2017,

§§ 54, 55; Fatma Altuner,

B. No: 2014/17714, 26/10/2017, §§ 48, 49; Çölbeyi Lojistik Nakliyat Gümrükleme Denizcilik İnşaat Turizm Sanayii ve

Ticaret Limited Şirketi, B. No: 2014/12354, 9/11/2017, § 52).

34. Daha açık ifadeyle dava ya da hukuki işlemler için tanınan

süreler mahkemelerin zamanın geçmesi nedeniyle güvenilirliği kalmayan, eksik ya

da ulaşılması zor kanıtlara dayanarak uzak geçmişte meydana gelmiş olaylar

hakkında karar vermelerini istemekle oluşabilecek adaletsizliklerin önüne

geçmek ve hukuk güvenliğini sağlamak gibi önemli ve meşru amaçlara hizmet

ederler (AYM, E.2014/92, K.2016/6, 28/1/2016, § 17).

(3)

Ölçülülük

(a)

Genel İlkeler

35. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığı

değerlendirmelerde kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme

kararını anlamsız hâle getiren, bir başka anlatımla mahkeme kararını önemli

ölçüde etkisizleştiren sınırlamaların mahkemeye erişim hakkını ihlal

edebileceğini ifade etmiştir (Özkan Şen,§ 52).

36. Bu nedenle mahkemelerin usul kurallarını uygularken

yargılamanın hakkaniyetine zarar getirecek ölçüde katı şekilcilikten

kaçınmaları gerektiği gibi kanunla öngörülmüş usul şartlarının ortadan

kalkmasına neden olacak ölçüde aşırı esneklikten de kaçınmaları gerekir (Kamil Koç, B. No: 2012/660, 7/11/2013, § 65).

Bu kapsamda mevzuatta öngörülen dava açma süresine ilişkin kuralların hukuka

açıkça aykırı olarak yanlış uygulanması veya bu sürelerin hatalı hesaplanması

nedenleriyle kişilerin dava açma ya da kanun yollarına başvuru haklarını

kullanmasına engel olunması mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur.

San. Ve Tic. Ltd. Şti., § 38).

37. Bu bağlamda dava açma süresinin işlemeye başladığı an da

mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin ölçülülüğü bağlamında büyük önem

taşımaktadır (Yaşar Çoban [GK],

B. No: 2014/6673, 25/7/2017, § 66). Dava açma süresinin hangi tarihte

başlayacağını belirleme ve mevzuatı bu yönüyle yorumlama görevi esasen derece

mahkemelerine aittir. Bireysel başvurunun ikincillik ilkesi gereği, dava açma

süresinin başlatılacağı tarihin belirlenmesi noktasında Anayasa Mahkemesinin

bir görevi bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesinin bu hususta üstleneceği rol,

derece mahkemelerinin dava açma süresinin hangi tarihten itibaren başlatılması

gerektiğiyle ilgili yorumlarının mahkemeye erişim hakkına etkisini somut olayın

koşulları ışığında incelemektir (Ahmet

Yıldırım, B. No: 2014/18135, 20/9/2017, § 46). Bu kapsamda dava açma

süresinin henüz dava hakkının doğmadığı ya da hak sahibinin dava hakkının

doğduğundan haberdar olmadığı ve somut koşullar çerçevesinde haberdar olduğunun

kabulünü haklı kılan nedenlerin bulunmadığı bir dönemde işlemeye başlaması dava

hakkının varlığını anlamsız kılabileceğinden ölçülülük ilkesini zedeleyebilir

(benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Yaşar

Çoban, § 66).

(b)

İlkelerin Olaya Uygulanması

38. Başvurucu, dava açma süresinin başlangıcında terhis

tarihinin esas alınmasının mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğinden şikâyet etmektedir.

39. Anayasa Mahkemesince daha önce benzer nitelikte başvurularda

da belirtildiği üzere idari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemiyle

açılan tam yargı davasında idarenin tazminle yükümlü tutulabilmesi için ortada

idari eylem ve zarar olmalı, ayrıca zararla idari eylem arasında illiyet bağı

bulunmalıdır. Bu çerçevede eylemin idariliğinin veya

yol açtığı zararın ya da arasındaki illiyet bağının eylemden çok sonra

anlaşıldığı veya ortaya konulabildiği durumlarda dava açma süresinin bu

tarihlerden sonra başlayacağı; öte yandan idari eylemlerin neden olabileceği

bedensel zararların ancak kesin sağlık raporlarıyla öğrenilmesinin mümkün

olduğu kabul edilmektedir (İlker Yılmaz,

§ 49).

40. Özellikle askerlik hizmeti sırasında meydana gelen eylem

dolayısıyla uğranılan zararın tazmini istemiyle açılan davanın süre aşımı

gerekçesiyle reddedilmesi üzerine mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği

iddiası da daha önce Anayasa Mahkemesince incelenmiştir. Buna göre askerlik

hizmeti sırasında meydana gelen eylem dolayısıyla zarara uğranıldığı iddiasında

erken terhis durumunun varlığı hâlinde söz konusu zararın erken terhisle

öğrenilerek değerlendirilebileceği, erken terhis işleminden sonra sağlık

raporunun onaylanarak başvurucuya tebliğ edilmesinin ise ancak açılan tazminat

davasında rahatsızlığın seviyesine göre talep edilecek olan tazminat tutarının

hesaplanmasına etki edebileceği kabul edilmektedir.

Erken terhis durumunun olmadığı durumlarda ise mahkemeye erişim

hakkının ihlal edilip edilmediğinin tespitinde zarardan bilgi sahibi olup

olmadıklarına dair başvurucuların ortaya koyacakları argümanlar, bu çerçevede

zararın öğrenilmesine elverişli nitelikteki sağlık raporunun varlığı ve derece

mahkemelerinin bunlara dair gerekçeleri önem arz eder (Alpay Dinç ve diğerleri, B. No:

2014/12678, 6/7/2017, §§ 59-62).

41. Yukarıda yer verilen açıklamalar çerçevesinde somut olayda

öncelikle tam yargı davası açılmasına sebep olan, bir başka ifadeyle tazmini

istenilen zararın ne olduğunun, bu zararın ne zaman doğduğunun, başvurucunun

söz konusu zarardan ne zaman haberdar olduğu ya da haberdar olması gerektiğinin

ortaya konulması mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin ölçülülüğü

bakımından önem arz etmektedir.

42. Bireysel başvuruya konu olayda başvurucunun tam yargı davası

açmasının sebebinin zorunlu askerlik hizmeti sırasında verilen emri yerine

getirirken düşmesi sonucu oluşan sakatlığın iyileşmemesi, ağrıların ve

sakatlığın boyutunun zamanla artması nedeniyle oluşan maddi ve manevi

zararlarının karşılanması olduğu görülmektedir. Nitekim başvurucunun gerek

idareye başvuru dilekçesinde gerekse dava dilekçesinde bu hususu açıkça

vurguladığı görülmektedir.

43. Bu itibarla öncelikle Mahkeme tarafından dava açma süresinin

başlangıcına esas alınan terhis tarihi itibarıyla başvurucu hakkında

düzenlenmiş olan sağlık raporlarının tazmini talep edilen zararın öğrenilmesine

imkân sağlayan bir mahiyet taşıyıp taşımadığının açıklığa kavuşturulması

gerekmektedir.

44. Bu bağlamda somut olayda zorunlu askerlik hizmeti sırasında

verilen emri yerine getirirken düşerek sakatlanmasından sonra terhisine kadar

geçen süreçte başvurucu hakkında düzenlenen sağlık kurulu raporlarında femur (uyluk

kemiği) kırığı tanısına yer verilerek on üç günlük tedavinin ardından önce üç

ay, ardından da iki ay süreyle istirahatinin uygun olduğunun belirtildiği,

bununla birlikte söz konusu raporlarda başvurucunun kalıcı nitelikte bir maluliyete/çalışma gücü kaybına

uğradığına ya da bu minvalde askerliğe elverişsiz hâle geldiğine ilişkin

herhangi bir tespit ve değerlendirmeye yer verilmediği görülmektedir. Bilakis

istirahatlerinin bitmesini müteakip askerlik hizmetine devam eden başvurucunun

zorunlu hizmet süresini tamamlayarak terhis edildiği, dolayısıyla zararını

değerlendirmesine imkân sağlayacak erken terhis gibi bir durumunun da söz

konusu olmadığı anlaşılmaktadır. Öte yandan askerlik hizmeti sırasında söz

konusu sağlık raporlarının düzenlenmesinden ve terhisinden sonraki süreçte de

başvurucunun aynı rahatsızlığa yönelik şikâyetlerinin ve tedavisinin devam

ettiği, son olarak talebi üzerine Adıyaman Askerlik Şubesi tarafından GATA’ya

sevk edildiği ve anılan Hastane tarafından düzenlenen 15/7/2015 tarihli sağlık

raporunda başvurucunun askerliğe elverişli

olmadığı ifadesine yer verildiği görülmektedir.

45. Somut olayda başvurucunun düşme olayından sonra toplam beş

ay hava değişimi aldığı, bu sürenin bitiminden sonra yaklaşık dokuz ay normal askerliğine

devam ettiği ve askerlik süresini tamamlayarak terhis olduğu, ayrıca düşme

olayından on dokuz yıl, terhisten ise on sekiz yıl sonra başvurduğu Hastaneden

askere elverişli olmadığına dair bir rapor aldığı anlaşılmıştır. Öte yandan

başvuru formunda ve alınan söz konusu raporda yeni oluşan veya gelişen bir

olguya yer verilmediği, başvurucunun on sekiz yıllık süre içinde sürekli veya

kesintili şekilde tedavi gördüğüne dair bir raporun veya tespitin de ekli

olmadığı görülmüştür.

46. Olayda, anılan raporla yeni öğrenilen veya ortaya yeni çıkan

bir zararın bulunduğunun ortaya konulamadığı, söz konusu raporda sadece askere

elverişli olunmadığının tespit edildiği ve başvurucunun terhisten on sekiz yıl

sonra -olaydan kaynaklı rahatsızlığının devam ettiğini gösteren rapor da

eklemeden- sadece bu tespit üzerine açtığı davaya yönelik olarak AYİM’in dava açma süresini ve bu sürenin başlatılacağı

tarihi belirlemesiyle ilgili yorumunun başvurucunun dava açmasını aşırı

derecede zorlaştıracak ya da imkânsız kılacak nitelikte katı bir yorum olmadığı

değerlendirilmiştir. Dolayısıyla başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik

müdahalenin ölçülü olduğu sonucuna varılmıştır.

47. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 36. Maddesinde

güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim

hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

Serdar ÖZGÜLDÜR ve Kadir ÖZKAYA bu görüşe katılmamışlardır.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,

B. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

C. Anayasa’nın 36. Maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE

Serdar ÖZGÜLDÜR ve Kadir ÖZKAYA’nın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE,

E. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun

339. Maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetine

neden olacağından başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF

TUTULMASINA 18/7/2019 tarihinde karar verildi.

KARŞOY GEREKÇESİ

1. Başvurucunun askerlik hizmetinin ifası sırasında askeri

hizmet esnasında 25/4/1996 tarihinde yere düşme sonucu kalça kemiğinin

kırıldığı, bu nedenle toplam beş ay süreyle hava değişimine gönderildiği, bu

sürenin sonunda kıt'asına katılarak normal askerlik

süresini tamamlayarak 22/7/1997 tarihinde terhis olduğu, o tarihteki tıbbi

bulguların başvurucuyu askerliğe elverişsiz hale getirmediği tartışmasızdır. Ne

var ki olay tarihinden 19, terhis tarihinden itibaren de 18 yıl geçtikten

sonra, aynı düşmeye bağlı kırığın zaman içindeki etkisiyle büyük ölçüde sağlığını

kaybettiği iddiasıyla başvurucu yerli Askerlik Şubesine başvurmuş; şubenin

sevki üzerine de Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nde muayeneye tabi tutulmuş ve

anılan Hastanenin 15/7/2015 tarihli raporu ile mevcut tıbbi rahatsızlıkları

saptandıktan sonra "Askerliğe Elverişli Değildir" nihai kararlı rapor

düzenlenmiştir.

2. Bu rapor sonrasında başvurucunun kendisini askerliğe

elverişsiz hale getiren mevcut rahatsızlıklarının askerliğin sebep ve tesiriyle

meydana geldiği, bu nedenle uğradığı maddi ve manevi zararların tazmini

gerektiği talebiyle yaptığı idari müracaatın cevaplanmamak suretiyle reddi

üzerine AYİM'de açtığı tam yargı davasında ise AYİM

2. Dairesi 18/11/2015 tarihli kararıyla, başvurucunun terhis tarihi

"Zararı öğrendiği tarih" kabul edilerek, bu tarihten (22/7/1997'den)

itibaren bir ve beş yıllık başvuru sürelerinin geçirilmesinden sonra 6/11/2015

tarihinde açılan davada süre olduğu belirtilerek, davanın süre yönünden reddine

karar verilmiştir.

3. Gerek idari yargı gerek Askeri İdari Yargı uygulamasında,

idari eylemlerde dava açmaya esas alınacak ıttıla tarihi, eylemin kesinliğinin

ortaya çıktığı tarih olarak kabul edilmektedir. Bu müstekar

istihada göre; zararın zaman içinde gelişerek ortaya

çıkması durumunda, bu halin kesin olarak saptandığı tarih, eyleme ıttıla tarihi

olarak kabul edilmekte ve 2577 ve 1602 Sayılı Kanunlarda öngürülen

bir ve beş yıllık süreler de buna göre hesap edilmektedir.

4. Başvurunun somutunda, başvurucunun askerlik hizmetinin

ifasında askeri hizmetin sebep ve tesiriyle maruz kaldığı idari eylem sonucu

kalçasını kırdığı, askeri hastanelerde gördüğü tedavi ve verilen hava

değişimleri sonunda iyileştiği ve kalan askerlik hizmetini yaparak 22/7/1997

tarihinde terhis olduğu tartışmasızdır. Diğer bir deyişle idari eylem nedeniyle

maruz kaldığı rahatsızlığın, terhis tarihi itibariyle kendisini askerliğe

elverişsiz hale getirmediği açıktır. Ancak, GATA Sağlık Kurulu tarafından

düzenlenen 15/7/2015 tarihli rapor incelendiğinde; bu rahatsızlığın (idari

eyleme bağlı kalça kırığının) zaman içerisinde başvurucunun vücut bütünlüğü

üzerinde olumsuz gelişim gösterdiği ve onu askerliğe elverişsiz hale getirdiği

de bir gerçektir. Yani, terhis tarihi itibariyle başvurucuyu askerliğe

elverişsiz hale koymayan idari eyleme bağlı zarar, zaman içerisinde gelişerek

15/7/2015 tarihi itibariyle onu askerliğe elverişsiz duruma koymuştur. Bu

durumda 19 sene önceki idari eylemle, son olarak saptanan zarar (vücut

bütünlüğünde menfi yönde gelişen arıza) arasında uygun bir illiyet bağının

bulunduğu açıkça görülmektedir. Kaldı ki GATA Sağlık Kurulu raporundaki tıbbi

saptamalar ile önceki sivil ve askeri hastanelerce düzenlenen raporlardaki

tıbbi saptamalar birbiriyle tamamen uyumlu olup; "Şifası zaman ister"

şeklinde önceden belirtilen kanaat de dikkate alındığında, aradan geçen 19 yıl

içerisinde bu şifanın gerçekleşmediği, bilakis mevcut rahatsızlığın başvurucuyu

askerliğe elverişsiz hale getirecek şekilde ilerleyip aksi yönde kesinleştiği

anlaşılmaktadır.

5. Açıklanan nedenlerle, saptanan bu olgu ve durum karşısında;

derece mahkemesince, GATA Sağlık Kurulu'nun 15/7/2015 tarihli raporunun esas

alınarak bir ve beş yıllık sürelerin bu tarihten başlatılması ve buna göre de

davada herhangi bir süre aşımı olmadığı anlaşıldığından, işin esasına girilerek

bir hüküm verilmesi gerekli iken; bireysel başvuruya konu yapılan kararda aksi

yönde bir gerekçenin benimsenmesi, başvurucunun mahkemeye erişim hakkının ihlali

sonucunu doğurduğundan, Anayasanın 36. maddesinin koruduğu adil yargılanma

hakkının ihlaline karar verilmesi gerektiği kanaatiyle çoğunluğun aksi yöndeki

kararına katılmıyoruz.

Başkan

:

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Hicabi DURSUN

Kadir ÖZKAYA

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör

:

Selçuk KILIÇ

Başvurucu

:

Abdullah

EROL

Vekili

:

Av. Vefa

TOKLU

Üye Serdar ÖZGÜLDÜR Üye Kadir ÖZKAYA

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2016/2357, 18 Temmuz 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. V. İnceleme Ve Gerekçe
  8. A. Adli Yardım Talebi
  9. B. Mahkemeye Erişim
  10. B. No: 2013/1780, 20/3/2014, § 39; İbrahim
  11. B. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının
  12. C. Anayasa’nın 36. Maddesinde güvence altına alınan adil
  13. Karşoy Gerekçesi
  14. Gökcan
  15. Özgüldür
  16. Hakyemez
  17. Erol
  18. Toklu
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2016/2357
Tarih
18 Temmuz 2019

İlgili Kararlar

  • Mehmet Doğan Uğurlu ve Murat Alan Başvurusu (B. No: 2016/14942)
  • Ali Efendi Peksak Başvurusu (B. No: 2017/29428)
  • İbrahim Süleymanoğlu Başvurusu (B. No: 2015/6557)
  • Hannan Yılbaşı Başvurusu (B. No: 2016/37380)
  • Dilek Kaya Başvurusu (B. No: 2018/14313)
  • E.k. Başvurusu (B. No: 2013/7637)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.