İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ali Efendi Peksak Başvurusu (B. No: 2017/29428)

1. Başvuru, gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması,

Başvuru No2017/29428Tarih17 Temmuz 2019Okuma25 dk · 4.998 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Ali Efendi Peksak Başvurusu

Karar tarihi
17 Temmuz 2019
Başvuru Numarası
2017/29428
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.998 kelime·25 dk okuma·18 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması,

tutukluluğun makul süreyi aşması, soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması,

tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapılması,

tutuklama, tutukluluğun devamı ve itirazın reddine dair kararların doğal hâkim

ilkesine aykırı olarak kurulmuş, bağımsız ve tarafsız olmayan bir hâkimlik

tarafından verilmesi, tutukluluk incelemelerinin süresinde yapılmaması,

tutukluluk incelemeleri sonunda verilen kararların yakınlarına bildirilmemesi

ve tutukluluğun devamı kararına karşı yapılan itirazın geç değerlendirilmesi

nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvurular 30/6/2017 ve 11/9/2017 tarihlerinde yapılmıştır.

3. Yapılan incelemede 2017/34978 numaralı başvurunun -konu ve

kişi bakımından irtibat olması nedeniyle- 2017/29428 sayılı başvuru ile

birleştirilmesine ve incelemenin bu dosya üzerinden yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

5. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

A. Genel Bilgiler

9. Türkiye 15/7/2016 tarihinde askerî darbe teşebbüsüyle karşı

karşıya kalmış ve bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hâl

ilan edilmiştir. Olağanüstü hâl 19/7/2018 tarihinde son bulmuştur. Kamu

makamları ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün

arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son

yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya

Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın

olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz

ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).

10. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde darbe

girişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile

FETÖ/PDY ile bağlantılı olan ve aralarında yargı mensuplarının da bulunduğu çok

sayıda kişi hakkında Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından soruşturma başlatılmıştır.

Bu kapsamda teşebbüsün savuşturulduğu gün Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca

-aralarında Yüksek Mahkeme üyelerinin de bulunduğu- üç bine yakın yargı mensubu

hakkında FETÖ/PDY ile bağlantılarının bulunduğu iddiasıyla başlatılan

soruşturmada bu kişilerin büyük bölümü hakkında gözaltı ve tutuklama

tedbirlerine başvurulmuştur (Aydın Yavuz ve

diğerleri, §§ 51, 350).

11. Bakanlık verilerine göre yüz altmıştan fazla Yüksek Mahkeme (Anayasa

Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay) üyesi hakkında tutuklama tedbiri uygulanmış,

bunlardan bir kısmı sonradan tahliye edilmiştir. Soruşturma ve/veya kovuşturma

mercilerince kaçak oldukları değerlendirilen yaklaşık otuz Yüksek Mahkeme üyesi

hakkında ise yakalama emri çıkarılmıştır.

12. Türk yargı organları yakın dönemde verdikleri birçok kararda

FETÖ/PDY'nin silahlı bir terör örgütü olduğunu kabul

etmişlerdir. Bu kapsamda Yargıtay Ceza Genel Kurulu 26/9/2017 tarihinde

(E.2017/16.MD-956, K.2017/370) ve -terör suçlarına ilişkin davaların temyiz

mercii olan- Yargıtay 16. Ceza Dairesi 24/4/2017 ve 14/7/2017 tarihlerinde

verdiği kararlarda (Selçuk Özdemir

[GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, §§ 20, 21) FETÖ/PDY'nin

silahlı bir terör örgütü olduğu sonucuna varmışlardır.

13. FETÖ/PDY'nin (genel özelliklerine

ilişkin olarak bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri,

§ 26) yargı kurumlarındaki örgütlenmesine ve faaliyetlerine ilişkin olarak

soruşturma ve kovuşturma belgeleri ile tedbir/disiplin kararlarında yer alan,

başta haklarında soruşturma yürütülen yargı mensuplarının beyanları olmak üzere

maddi olgulara dayalı bulunan iddia ve tespitlerin (Selçuk Özdemir, § 22) bir kısmı şöyle özetlenebilir:

i. Devletin anayasal kurumlarını ele geçirmeyi, sonrasında

devleti, toplumu ve fertleri kendi ideolojisi doğrultusunda yeniden

şekillendirmeyi ve oligarşik özellikler taşıyan bir

zümre eliyle ekonomiyi, toplumsal ve siyasal gücü yönetmeyi amaçlayan FETÖ/PDY;

amaçları doğrultusunda yetiştirdiği gençleri devlet yönetimi bakımından önemli

görülen Türk Silahlı Kuvvetleri, emniyet teşkilatı ve mülki idare birimlerinin

yanı sıra yargı kurumlarına da yerleşmeye teşvik etmiş ve yargıdaki

kadrolaşmaya büyük önem vermiştir.

ii. FETÖ/PDY; kendisine mensup olan hâkim ve savcılara sosyal

hayatlarındaki tutum ve davranışlarının nasıl olacağından ibadetlerini

-gizlilik içinde- nasıl yerine getireceklerine, görevlerini yaparken hangi

yönde karar vereceklerinden eşlerini nasıl ve kimler arasından seçeceklerine,

kendilerinin ve eşlerinin kılık kıyafetlerinden görev yeri olarak nereyi tercih

edeceklerine, siyasal tercihlerinden kimlerle arkadaşlık kuracaklarına kadar

yaşamlarının her alanını dizayn etmeye yönelik telkin ve talimatlarda

bulunmuştur.

iii. FETÖ/PDY ile bağı bulunan yargı mensupları, adaylık

sürecinden itibaren mesleğin her aşamasında gizliliğe azami dikkat ederek bu

yapılanmayla ilişkilerinin bilinmesine engel olmaya çalışmışlar; bunun için

kendilerini farklı sosyal gruplara aitmiş gibi gösterme gayreti içinde

bulunmuşlardır. Bu bağlamda FETÖ/PDY ile irtibatı olan birçok yargı mensubunun

sosyal ortamlarda birbirleriyle yakın ilişki kurmadıkları, ibadetlerini gizli

olarak yaptıkları, inançlarına aykırı davranışlarda bulundukları, aralarındaki

iletişimde gizli haberleşme yöntemleri -ByLock ve kod adı gibi- kullandıkları

belirtilmiştir.

iv. Kendisine kutsallık atfetmekte olan FETÖ/PDY'nin

yargı kurumlarındaki mensupları da vatan, devlet, millet, ahlak, hukuk, temel

hak ve özgürlükler de dâhil olmak üzere her şeyin değer olarak yapılanmadan

sonra geldiği anlayışına sahiptir.

v. FETÖ/PDY ile irtibatı bulunan yargı mensupları, yapılanmaya

olan sadakatlerinin derecesine göre kendi içlerinde gruplara ayrılmışlardır.

Ayrıca yapılanmaya mensup hâkim ve savcılar, görev yerlerine göre örgütlenmişlerdir.

Bu çerçevede her bir yargı kurumu/birimi içinde periyodik olarak toplantılar

yapılmaktadır.

vi. FETÖ/PDY mensupları, kendilerinden olmayan hâkim ve

savcılarla ilgili edindikleri bilgileri ve bu kişilerin yapılanmaya yönelik

tutum ve değerlendirmelerini öğrenerek bağlı oldukları üstlerine (abi/abla veya

imam) iletmektedirler.

vii. FETÖ/PDY içinde gerektiğinde -bu yapılanmanın kurucusu ve

lideri olan- Fetullah Gülen ile doğrudan irtibat

kurabilen, yapılanmanın Türkiye imamına

bağlı olarak hareket eden bir yargı imamı

bulunmaktadır ve bu kişi yargı içinde söz sahibi olabilecek kişiler arasından

seçilmektedir.

viii. Yapılanmayla irtibatı olan yüksek yargı mensuplarının

kurum içinde yapılan seçimlerde yapılanmadaki üstlerinden gelen talimatlar

doğrultusunda oy kullandıkları belirtilmektedir.

ix. Her seviyedeki yargı kurumu içinde örgütlenmiş olan

FETÖ/PDY, örgütün imamlarından aldığı talimatlar uyarınca ve örgüt çıkarları

doğrultusunda hareket eden binlerce yargı mensubu eliyle yargı sistemi üzerinde

bir vesayet oluşturmuştur.

B. Başvurucuya İlişkin

Süreç

14. Kocaeli Adliyesinde hâkim olarak görev yapan başvurucu

hakkında 15 Temmuz darbe teşebbüsünden sonra Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı

tarafından ağır cezalık suçüstü hâli bulunduğu değerlendirilerek FETÖ/PDY'nin hiyerarşik yapılanmasında yer aldığı iddiasıyla

soruşturma başlatılmıştır.

15. HSYK İkinci Dairesi 16/7/2016 tarihinde başvurucunun

görevden uzaklaştırılmasına, 24/8/2016 tarihinde ise meslekten ihraç edilmesine

karar vermiştir.

16. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının HSYK kararıyla görevden

uzaklaştırılanlar hakkında soruşturma işlemlerinin yapılması yönündeki yazısı

üzerine başvurucu, Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığının talimatıyla 16/7/2016

tarihinde gözaltına alınmıştır.

17. Başvurucu 19/7/2016 tarihinde, anayasal düzeni ortadan

kaldırmaya teşebbüs etme ve silahlı terör örgütüne üye olma suçlarından

tutuklanması istemiyle Kocaeli 1. Sulh Ceza Hâkimliğine sevk edilmiştir.

18. Başvurucunun sorgusu Kocaeli 1. Sulh Ceza Hâkimliğince

20/7/2016 tarihinde yapılmıştır.

19. Kocaeli 1. Sulh Ceza Hâkimliği başvurucunun silahlı terör

örgütüne üye olma suçundan tutuklanmasına karar vermiştir.

20. Başvurucu, tutuklama kararına itiraz etmiş; Kocaeli 2. Sulh

Ceza Hâkimliği 25/7/2016 tarihinde benzer gerekçelerle itirazı reddetmiştir.

21. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 20/4/2017 tarihli

iddianameyle başvurucunun anayasal

düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme,Türkiye

Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye

teşebbüs etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini

yapmasını engellemeye teşebbüs etme, silahlı terör örgütüne üye olma suçlarından cezalandırılması istemiyle

hakkında kamu davası açmıştır.

22. İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi 22/5/2017 tarihinde

iddianameyi kabul etmiş ve E.2017/143 sayılı dosya üzerinden yargılama

başlamıştır. Mahkeme aynı tarihte tensiple birlikte başvurucunun tutukluluk

hâlinin devamına, Mahkemenin görevsiz olduğuna ve yargılamanın yapılması için

dosyanın ilk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 16. Ceza Dairesine

gönderilmesine karar vermiştir.

23. Başvurucunun anılan görevsizlik ve tutukluluk hâlinin devamı

kararına yaptığı itiraz İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından İstanbul

26. Ağır Ceza Mahkemesince ortaya konulan gerekçelere atfen 7/6/2017 tarihinde

kesin olarak reddedilmiştir.

24. Görevsizlik kararı üzerine yargılamaya Yargıtay 16. Ceza

Dairesinin E.2017/10 sayılı dosyası üzerinden devam olunmuştur. Daire 19/6/2017

tarihinde başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir.

25. Başvurucunun anılan karara yaptığı itiraz, Yargıtay 17. Ceza

Dairesi tarafından 14/7/2017 tarihinde reddedilmiştir.

26. Başvurucu 30/6/2017 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

27. Yargıtay 16. Ceza Dairesi 18/7/2017 tarihinde Dairenin görevsizliğine

karar vererek görev uyuşmazlığının çözümlenmesi için dosyanın Yargıtay Ceza

Genel Kuruluna gönderilmesine karar vermiştir. Daire görevsizlik kararı ile

birlikte başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına da karar vermiştir.

28. Başvurucu 2/8/2017 tarihinde tutukluluk hâlinin devamına

dair karara itiraz etmiş, Yargıtay 16. Ceza Dairesi 7/8/2017 tarihinde

kararında düzeltmeye yer olmadığına karar vererek dosyayı incelenmek üzere

itiraz mercii olan Yargıtay 17. Ceza Dairesine göndermiştir.

29. Yargıtay 17. Ceza Dairesi 14/8/2017 tarihinde itirazın kesin

olarak reddine karar vermiştir.

30. Yargıtay Ceza Genel Kurulu 10/10/2017 tarihinde İstanbul 26.

Ağır Ceza Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılmasına ve ilk derece

mahkemesi sıfatıyla yargılamayı yapmak üzere dosyanın İstanbul 26. Ağır Ceza

Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

31. Anılan görevsizlik kararı üzerine yargılamaya İstanbul 26.

Ağır Ceza Mahkemesinin E.2017/216 sayılı dosyası üzerinden yargılamaya devam

olunmuş, Mahkeme 22/11/2017 tarihinde tensiben

başvurucunun tutukluluk halinin devamına da karar vermiştir.

32. İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi 13/2/2018 tarihinde yaptığı

ilk duruşmada başvurucunun savunmasını almıştır. Mahkeme, anılan duruşma

sonunda başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına da karar vermiştir.

33. İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi 17/1/2019 tarihinde yaptığı

duruşmada terör örgütüne üye olma suçundan

başvurucunun 12 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiştir. Mahkeme

anılan duruşma sonunda hükümle birlikte başvurucunun tutukluluk hâlinin

devamına da karar vermiştir.

34. Bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla dava

istinaf mahkemesinde derdesttir.

IV. İLGİLİ HUKUK

35. İlgili Hukuk için bkz. Adem Türkel (B. No: 2017/632, 23/1/2019, §§

24-39) başvurusu hakkında verilen karar.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

36. Mahkemenin 17/7/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Adli Yardım Talebi

Yönünden

37. Anayasa Mahkemesinin Mehmet

Şerif Ay (B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkeler

dikkate alınarak -UYAP üzerinden temin edilen ve sunduğu belgelerden- geçimini

önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin yargılama giderlerini ödeme gücünden yoksun

olduğu anlaşılan, bireysel başvuru tarihi itibarıyla tutuklu olarak ceza infaz

kurumunda bulunan başvurucunun açıkça dayanaktan yoksun olmayan adli yardım

talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.

B. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Gözaltına Almanın

Hukuka Aykırı Olduğuna İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

38. Başvurucu, suç işlediğine dair somut deliller ortaya

konulmadan ve hâkimler için kanunlarda öngörülen güvencelere aykırı bir şekilde

yakalanıp gözaltına alındığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu,

ek beyan dilekçesiyle anılan şikâyete ilişkin olarak açtığı tazminat davasının

reddedildiğini bildirmiş ve buna ilişkin kararı dosyaya sunmuştur.

39. Bakanlık, bu konuda görüş bildirmemiştir.

40.

Başvurucu, Bakanlık görüşüne cevabında başvuru formundakine benzer beyanlarda

bulunmuştur.

b. Değerlendirme

41. Başvuru konusu olayda ileri sürülen gözaltına almanın hukuka aykırı olduğu

iddiasıyla ilgili olarak daha önce bireysel başvuruda bulunulduğu ve

başvurucunun anılan şikâyetiyle ilgili olarak 2016/59363 sayılı dosya üzerinden

Birinci Bölüm Birinci Komisyon

tarafından yapılan inceleme sonunda başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle kabul

edilmezlik kararı verildiği tespit

edildiğinden başvurunun bu şikâyet yönünden mükerrer başvuru niteliğinde olduğu

anlaşılmaktadır. Ayrıca

başvurucunun ek beyan dilekçesinde sunduğu belgeler incelendiğinde başvurucunun

haksız gözaltı nedeniyle Kocaeli 3. Ağır Ceza Mahkemesinde açtığı dava

Mahkemece 6/4/2018 tarihli kararla davanın bir yıllık hak düşürücü sürede

açılmadığı gerekçesiyle istinaf kanun yolu açık olmak üzere reddedilmiştir.

Başvurucunun yine haksız gözaltı nedeniyle Kocaeli 1. Ağır Ceza Mahkemesinde

açtığı bir diğer davayı ise Mahkeme 17/4/2018 tarihli kararıyla istinaf kanun

yolu açık olmak üzere henüz dava açma şartları oluşmadığından bahisle usulden

reddetmiştir.

42. Açıklanan gerekçelerle başvurunun mükerrer başvuru olması nedeniyle reddine karar verilmesi

gerekir.

2. Tutuklamanın Hukuki

Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

43. Başvurucu; suç şüphesi ve bunu haklı kılan deliller

olmamasına rağmen hakkında tutuklama kararı verildiğini, delilleri karartma

tehlikesi ve kaçma şüphesinin de somut olayda mevcut olmadığını, adli kontrolün

neden yetersiz kalacağının açıklanmadığını, görevli ve yetkili olmayan

mahkemece görevinden kaynaklanan güvencelere riayet edilmeksizin tutuklandığını

belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini iddia

etmiştir.

44. Bakanlık, bu konuda görüş bildirmemiştir.

45. Başvurucu, Bakanlık görüşüne cevabında esas olarak başvuru

formundaki iddialarını tekrar etmiştir. Başvurucu ayrıca olağanüstü hâl ilan

edilmesinin ve süresinin uzatılmasına ilişkin koşulların bulunmadığını, bu

nedenle kendisi hakkında Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında değerlendirme

yapılamayacağını ileri sürmüş, olağanüstü hâl kanun hükmünde kararnameleri

(KHK) ile başta 24/2/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu

olmak üzere 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, 4/12/2004

tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve ilgili diğer kanunlarda

yapılan bir kısım değişikliğin ancak kanunla düzenleme yapılabilecek hususlar

olduğunu, dolayısıyla anılan düzenlemelerin Anayasa'ya aykırı olduğunu ve

kendisi hakkında uygulanamayacağını iddia etmiştir. Başvurucu kovuşturma

aşamasında savunma hakkının kısıtlandığına, mahkûmiyet hükmüne esas alınan

delillerin değerlendirilmesine ve Anayasaya aykırı olduğunu iddia ettiği

olağanüstü hâl KHK'larının iptaline ilişkin olarak başvuru formunda ileri sürmediği

bir kısım yeni iddia da ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

46. Başvuru konusu olayda ileri sürülen tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasıyla

ilgili olarak daha önce bireysel başvuruda bulunulduğu ve başvurucunun anılan

şikâyetiyle ilgili olarak 2016/59363 sayılı dosya üzerinden Birinci Bölüm Birinci Komisyon tarafından

yapılan inceleme sonunda açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul

edilmezlik kararı verildiği tespit

edildiğinden başvurunun bu şikâyet yönünden mükerrer başvuru niteliğinde olduğu

anlaşılmaktadır. Başvurucunun başvuru formunda ileri sürmediği ancak Bakanlık

görüşüne cevabında ileri sürdüğü ve özellikle adil yargılanma hakkı kapsamında

değerlendirilmesi gerekecek olan hususlar yeni iddialar olup ayrıca başvuru

konusu yapılması gerektiğinden bu başvuru dosyasında anılan hususlara ilişkin

bir değerlendirme yapılmamıştır.

47. Açıklanan gerekçelerle başvurunun mükerrer başvuru olması nedeniyle reddine karar verilmesi

gerekir.

3. Sulh Ceza Hâkimliğinin

Bağımsız ve Tarafsız Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

48. Başvurucu; tutuklama kararını ve tutukluluğa itirazın reddi

kararını veren sulh ceza hâkimliklerinin bağımsız, tarafsız ve etkili bir

başvuru mercii olmadığını, bu nedenle tutuklamaya karşı etkili başvuru hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

49. Bakanlık, bu konuda görüş bildirmemiştir.

50. Başvurucu, Bakanlık görüşüne cevabında başvuru formundakine

benzer beyanlarda bulunmuştur.

b. Değerlendirme

51. Başvuru konusu olayda ileri sürülen sulh ceza hâkimliğinin bağımsız ve tarafsız olmadığı

iddiasıyla ilgili olarak daha önce bireysel başvuruda bulunulduğu ve

başvurucunun anılan şikâyetiyle ilgili olarak 2016/59363 sayılı dosya üzerinden

Birinci Bölüm Birinci Komisyon

tarafından yapılan inceleme sonunda açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilmezlik kararı verildiği

tespit edildiğinden başvurunun bu şikâyet yönünden de mükerrer

başvuru niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır.

52. Açıklanan gerekçelerle başvurunun mükerrer başvuru olması nedeniyle reddine karar verilmesi

gerekir.

4. Soruşturma Dosyasına

Erişimin Kısıtlandığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

53. Başvurucu, soruşturma dosyasında gizlilik kararının

bulunması nedeniyle hakkındaki suçlamaları öğrenemediğini, savunmasını

hazırlayamadığını ve iddia makamı ile eşit şartlarda bulunmadığını belirterek

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

54. Bakanlık, bu konuda görüş bildirmemiştir.

55. Başvurucu, Bakanlık görüşüne cevabında başvuru formundakine

benzer beyanlarda bulunmuştur.

b. Değerlendirme

56. Başvuru konusu olayda ileri sürülen soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedeniyle

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasıyla

ilgili olarak daha önce bireysel başvuruda bulunulduğu ve başvurucunun anılan

şikayetiyle ilgili olarak 2016/59363 sayılı dosya üzerinden Birinci Bölüm Birinci Komisyon tarafından

yapılan inceleme sonunda açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul

edilmezlik kararı verildiği tespit

edildiğinden başvurunun bu şikâyet yönünden de mükerrer başvuru niteliğinde

olduğu anlaşılmaktadır.

57. Açıklanan gerekçelerle başvurunun mükerrer başvuru olması nedeniyle reddine karar verilmesi

gerekir.

5. Tutukluluğun Makul

Süreyi Aştığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

58. Başvurucu; tahliye taleplerinin kabul edilmediğini, tutukluluğun

devamına ilişkin kararların gerekçeden yoksun olduğunu, bu kararlarda tutuklama

nedenlerinin somut olgulara dayalı olarak açıklanmadığını, kendisi yönünden bir

kişiselleştirme yapılmadığını ve adli kontrolün yetersiz kalma nedenlerinin

gösterilmediğini, tutukluluğa yönelik itirazlarının da gerekçesiz bir şekilde

reddedildiğini, dolayısıyla somut hiçbir neden gösterilmeden, matbu

gerekçelerle sürdürülen tutukluluğun makul süreyi aştığını belirterek kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu ek

beyan dilekçesinde ise uzun tutukluluk şikâyetiyle ilgili olarak Kocaeli 3.

Ağır Ceza Mahkemesinde açtığı tazminat davasının reddedildiğini bildirmiş ve

buna ilişkin kararı dosyaya sunmuştur.

59. Bakanlık, bu konuda görüş bildirmemiştir.

60. Başvurucu, Bakanlık görüşüne cevabında başvuru formundakine

benzer beyanlarda bulunmuştur.

b. Değerlendirme

61. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin yedinci

fıkrası şöyledir:

"Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde

yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme

hakları vardır. Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır

bulunmasını veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceye

bağlanabilir."

62. Başvurucunun şikâyetlerinin Anayasa’nın 19. maddesinin

yedinci fıkrası çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.

63. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi

şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır."

64. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

65. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa Mahkemesine

bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının

tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,

26/3/2013, §§ 16, 17).

66. Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun kanunda öngörülen azami

süreyi veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurular

bakımından bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla ilk derece

mahkemesince mahkûmiyet hükmü verilmiş ise hüküm kesinleşmemiş olsa da 5271

sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının

tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Ahmet Kubilay Tezcan, B. No: 2014/3473,

25/1/2018, §§ 24-27; Ekrem Atıcı, B.

No: 2014/15609, 8/3/2018, §§ 27-30).

67. Bireysel başvuruda bulunduktan sonra başvurucunun 17/1/2019

tarihinde mahkûmiyetine karar verilmiştir. Ayrıca başvurucunun ek beyan

dilekçesiyle sunduğu karar incelendiğinde başvurucunun uzun tutukluluk

şikâyetiyle ilgili olarak Kocaeli 3. Ağır Ceza Mahkemesinde açtığı davanın

Mahkemece, esasa ilişkin davanın derdest olduğu ve bu aşamada tazminat

konusunda karar verilemeyeceği, davanın esasa ilişkin kararın kesinleşmesinden

itibaren bir yıl içinde açılabileceği belirtilerek istinaf kanun yolu açık

olmak üzere reddedildiği anlaşılmaktadır. Bu itibarla başvurucunun

tutukluluğunun makul süreyi aştığına ilişkin iddiası, 5271 sayılı Kanun'un 141.

maddesi kapsamında açılacak davada incelenebilir. Bu madde kapsamında açılacak

dava sonucuna göre tutukluluğun makul süreyi aştığının tespiti hâlinde görevli

mahkemece başvurucu lehine tazminata da hükmedilebilecektir. Buna göre 5271

sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen dava yolu, başvurucunun durumuna

uygun, telafi kabiliyetini haiz, etkili bir hukuk yoludur ve bu olağan başvuru

yolu tüketilmeden yapılan bireysel başvurunun incelenmesi bireysel başvurunun ikincillik niteliği ile bağdaşmamaktadır.

68. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

6. Tutukluluk İncelemelerinin

Hâkim/Mahkeme Önüne Çıkarılmaksızın Yapıldığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

69. Başvurucu, tutukluluk incelemelerinin duruşmasız olarak

yapıldığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

70. Bakanlık, başvurucunun bu şikâyeti bakımından 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesinde düzenlenen tazminat davasının etkili bir kanun yolu

olduğunu, dolayısıyla etkili hukuk yolları tüketilmeden yapılan başvuruyla

ilgili olarak başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezlik

kararı verilmesi gerektiğini belirtmiştir. Bakanlık ayrıca Anayasa Mahkemesinin

esas incelemesi yapması durumunda soruşturma sürecinde sulh ceza

hâkimliklerince yapılan tutukluluk incelemelerinin 27/7/2016 tarihli ve 29783

sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 668 sayılı

Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler ile Bazı Kurum ve

Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin 3.

maddesi uyarınca dosya üzerinden yapıldığı ve Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri kararına atıfla

olağanüstü dönemin koşullarında başvurucunun tutukluluk incelemelerinin dosya

üzerinden yapılmasının hukuka uygun olduğu görüşündedir.

71. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı başvuru formundakine

benzer beyanlarda bulunmuştur.

b. Değerlendirme

72. Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:

"Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti

kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu

kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak

amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."

73. Başvurucunun bu bölümdeki iddiasının Anayasa'nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrası kapsamında incelenmesi gerekir.

74. Anayasa'nın Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkilerini düzenleyen 148. maddesinin üçüncü

fıkrasının son cümlesi şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır."

75. 6216 sayılı Kanun'un "Bireysel

başvuru hakkı" kenar başlıklı 45. maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

76. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının

tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, §§ 16, 17).

77. Anayasa Mahkemesi Salih

Sönmez (B. No: 2016/25431, 28/11/2018)kararında tutukluluk

incelemelerinin duruşmasız yapılması ve/veya makul sürede hâkim/mahkeme önüne

çıkarılmama şikâyetini incelemiştir. Anayasa Mahkemesi anılan kararda

başvurucunun inceleme tarihi itibarıyla hâkim/mahkeme önüne çıkarılmış olması

hususunu nazara alarak verilecek bir ihlal kararının başvurucunun yeniden hâkim

önüne çıkarılmasını sağlamayacağı ve serbest kalması sonucunu doğurmayacağını

belirtmiş ve bu durumda yalnızca kişinin uzun süre hâkim/mahkeme önüne

çıkarılmamasıyla ilgili bir hak ihlalinin tespiti ve gerekiyorsa belli bir

miktar tazminata hükmedilmesiyle yetinileceği sonucuna varmıştır.

78. Öte yandan Anayasa Mahkemesi anılan kararda bu tür ihlal

iddiaları bakımından öncelikle aynı giderim imkânını sağlayan başvuru

yollarının tüketilmesi ve bunlardan sonuç alınamaması hâlinde bireysel

başvuruda bulunulması gerektiğini belirterek 5271 sayılı Kanun'un 141.

maddesinde belirtilen dava yolunun başvurucunun durumuna uygun, telafi

kabiliyetini haiz, etkili bir hukuk yolu olduğu tespitini yapmış ve başvuru

yollarının tüketilmediği sonucuna varmıştır.

79. Somut olayda başvurucu 20/7/2016 tarihinde tutuklanmış ve

tutuklandıktan sonra ilk kez kovuşturma aşamasında 13/2/2018 tarihinde yapılan

duruşmada mahkeme önüne çıkmış ve itirazlarını etkili bir biçimde ileri sürme

fırsatına sahip olmuştur. Başvurucunun hâkim/mahkeme önüne çıkmadığı süre

yaklaşık 1 yıl 6 ay 23 gündür. Dolayısıyla somut başvuru yönünden anılan

karardan ayrılmayı gerektiren bir durum söz konusu değildir.

80. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutukluluk

incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapıldığına ilişkin iddiası

ile ilgili olarak yargısal başvuru yolları tüketilmeden bireysel başvuru

yaptığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru

yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna

karar verilmesi gerekir.

7. Tutuklamaya Karşı

İtiraz Hakkının Etkin Olarak Kullanılamadığına İlişkin İddia

a. Tutukluluk

İncelemelerinin Süresinde Yapılmadığına İlişkin İddia

i. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

81. Başvurucu, İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesince iddianamenin

ve buna bağlı olarak tutukluluk durumunun -5271 sayılı Kanunda belirtilen 15

günlük süreden- 17 gün sonra değerlendirildiğini bu nedenle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

82. Bakanlık, bu konuda görüş bildirmemiştir.

83. Başvurucu, Bakanlık görüşüne cevabında başvuru formundakine

benzer beyanlarda bulunmuştur.

ii. Değerlendirme

84. Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca

hürriyeti kısıtlanan bir kimsenin kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini

ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı hâlinde hemen serbest bırakılmasını

sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkı bulunmaktadır.

Burada belirtilen bir yargı merciine başvurma hakkı, suç isnadıyla

hürriyetinden yoksun bırakılan kimseler bakımından tahliye talebinin yanı sıra

tutuklama, tutukluluğun devamı ve tahliye talebinin reddi kararlarına karşı yapılan

itirazların incelenmesi sırasında da uygulanması gereken bir güvencedir (Mehmet Haberal, B. No: 2012/849, 4/12/2013, §§ 122, 123).

85. Bununla birlikte 5271 sayılı Kanun'un 108. maddesine göre

şüpheli veya sanığın istemi olmaksızın tutukluluğun resen incelenmesi durumunda

hürriyeti kısıtlanan kişiye tanınan yargı merciine başvurma hakkı kapsamında

bir değerlendirme yapılmadığından bu incelemeler Anayasa'nın 19. maddesinin

sekizinci fıkrası kapsamına dâhil değildir (Firas Aslan ve Hebat Aslan, B. No: 2012/1158, 21/11/2013, § 32; Faik Özgür Erol ve diğerleri, B. No:

2013/6160, 2/12/2015 § 24).

86. Açıklanan gerekçelerle tutukluluğun gözden geçirilmesi

yönünden resen yapılan bu incelemeler Anayasa'nın 19. maddesinin kapsamına

dâhil olmadığından başvurunun bu kısmının konu

bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

b. Tutukluluk İncelemesi

Sonunda Verilen Kararların Yakınlarına Tebliğ Edilmediğine İlişkin İddia

i. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

87. Başvurucu, herhangi bir tarih belirtmeksizin hakkında resen

verilen tutukluluğun devamına ilişkin kararların yakınlarına tebliğ

edilmediğini ileri sürmüştür.

88. Bakanlık, bu konuda görüş bildirmemiştir.

89. Başvurucu, Bakanlık görüşüne cevabında başvuru formundakine

benzer beyanlarda bulunmuştur.

ii. Değerlendirme

90. Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:

"Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti

kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu

kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak

amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."

91. Başvurucunun şikâyetinin Anayasa'nın 19. maddesinin

sekizinci fıkrası çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.

92. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı

Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre bireysel başvurunun

incelenebilmesi için kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddia edilen hakkın

Anayasa'da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye'nin taraf olduğu Sözleşme'ye

ek protokoller kapsamına da girmesi gerekir. Anayasa ve Sözleşme'nin ortak

koruma alanı dışında kalan hak ihlali iddiasını içeren başvurular, bireysel

başvuru kapsamında değildir (Onurhan Solmaz,

B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).

93. Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası, her ne sebeple

olursa olsun hürriyeti kısıtlanan kişiye tutuklanmasının yasallığı hakkında

süratle karar verebilecek ve tutulması kanuni değilse salıverilmesine

hükmedebilecek bir mahkemeye başvurma hakkı tanımaktadır. Sözleşme ve anılan

Anayasa hükümleri, esas olarak tutukluluğun yasallığına ilişkin itiraz

başvurusu üzerine bir mahkeme nezdinde yürütülmekte olan davalardaki tahliye

talepleri veya tutukluluğun uzatılması kararlarının incelenmesi açısından bir

güvence oluşturmaktadır (Firas Aslan ve Hebat Aslan,

§ 30). Buna göre başvurucunun tutukluluğun devamı kararlarından haberdar olması

ve bu kararlara karşı etkin şekilde itiraz edebilmesi için anılan kararların

başvurucuya tebliğ edilmesi/bildirilmesi gerekir ve bu husus Anayasa'nın 19.

maddesinin 8. fıkrası kapsamında güvence altına alınmıştır.

94. 5271 sayılı Kanun'un

"Tutuklananın durumunun yakınlarına bildirilmesi" kenar

başlıklı 107. maddesinin (1) numaralı

fıkrasında tutuklamadan ve tutuklamanın uzatılmasına ilişkin her karardan

tutuklunun bir yakınına veya belirlediği bir kişiye hâkimin kararıyla

gecikmeksizin haber verileceği hususu düzenlenmiştir.

95. Somut olayda başvurucunun tutukluluğunun devamına ilişkin

kararların kendisine tebliğ edilmediğine yönelik bir şikâyeti bulunmamaktadır.

Başvurucu anılan kararların yakınlarına tebliğ edilmediğinden şikâyet

etmektedir. Anayasa'nın 19. maddesinin 8. fıkrasındaki düzenleme başvurucunun

tutuklama veya tutukluluğun devamı kararlarından haberdar edilerek bu kararlara

karşı etkin şekilde itiraz edebilmesini amaçlamaktadır. Tutukluluğun devamına

dair kararların başvurucunun yakınlarına tebliğinin başvurucunun bu kararlara

etkin şekilde itiraz edebilmesi için gerekli olduğu söylenemez. Dolayısıyla

tutukluluğun devamına ilişkin kararların başvurucunun yakınlarına tebliği

hususu Anayasa'nın 19. maddesinin 8. fıkrası kapsamında koruma altına

alınmamıştır.

96. Dolayısıyla 5271 sayılı Kanun'un 107. maddesine göre

yapılacak olan bildirim/tebliğ Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası ile

hürriyeti kısıtlanan kişiye tanınan yargı merciine itiraz edebilme hakkı

kapsamında değerlendirilemez.

97. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının konu bakımından yetkisizlik nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Tutukluğun Devamına

Dair Karara Yapılan İtirazın Geç Değerlendirildiğine İlişkin İddia

i. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

98. Başvurucu, Yargıtay 16. Ceza Dairesinin tutukluluk hâlinin

devamına ilişkin kararına karşı yaptığı itirazın Yargıtay 17. Ceza Dairesince

geç değerlendirildiğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

99. Bakanlık, bu konuda görüş bildirmemiştir.

100. Başvurucu, Bakanlık görüşüne cevabında başvuru formundakine

benzer beyanlarda bulunmuştur.

ii. Değerlendirme

101. Anayasa'nın 19. maddesinde her ne sebeple olursa olsun

hürriyeti kısıtlanan kişinin kısa sürede

durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı hâlinde

hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine

başvurma hakkına sahip olduğu düzenlenmiştir. Dolayısıyla tutukluluğa ilişkin

bir karara yönelik itirazın karara bağlanmasının gecikmesi, Anayasa'nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrası bağlamındaki güvenceyle ilgilidir (Ç.Ö. [GK], B. No: 2014/5927, 19/7/2018, §

45).

102. Somut olayda başvurucu, Yargıtay 16. Ceza Dairesinin

18/7/2017 tarihli tutukluluk hâlinin devamına dair karara karşı 2/8/2017

tarihinde yaptığı itirazın 17 gün sonra değerlendirildiğini ileri sürmüştür.

103. Anayasa Mahkemesi söz konusu şikâyeti incelediğinde giderim

olarak eğer başvurucunun itirazı henüz değerlendirilmemiş ise derece

mahkemesince itirazın veya tahliye talebinin değerlendirilmesine ve tazminata

hükmedebilecektir. Ancak başvurucunun şikâyetine konu itiraz ya da tahliye

talebi değerlendirilmiş, başvurucu tahliye edilmiş ya da başvurucu hakkında mahkumiyet kararı verilmiş ise Anayasa Mahkemesi giderim

olarak ancak tazminata hükmedebilecektir (benzer yöndeki değerlendirmeler için

bkz. Salih Sönmez, B. No:

2016/25431, 28/11/2018, §§ 164-177).

104. Somut olayda başvurucunun itiraz dilekçesi 14/8/2017

tarihinde incelenmiş ve başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar

verilmiştir. Yine sonraki tarihlerde de resen yapılan incelemeler ya da tahliye

talebi üzerine başvurucunun tutukluk hâlinin devamına karar verilmiştir. Ayrıca

Mahkeme 17/1/2019 tarihinde yaptığı duruşmada başvurucunun mahkûmiyetine ve

hükmen tutukluluk durumunun devamına karar vermiştir. Dolayısıyla Anayasa

Mahkemesi inceleme sonunda ihlal sonucuna varması hâlinde giderim olarak sadece

tazminata hükmedebilecektir.

105. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, §§ 16, 17).

106. 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının (k) bendi yakalanan veya tutuklanan kişilere, yakalama ve tutuklama

işlemine karşı kanunda öngörülen başvuru imkânlarından yararlandırılmamaları

durumunda maddi ve manevi her türlü zararlarının tazminini isteyebilmelerine

imkân sağlamaktadır.

107. Ancak tüketilmesi gereken başvuru yollarının ulaşılabilir

olması yanında telafi kabiliyetini haiz ve tüketildiğinde başvurucunun

şikâyetlerini gidermede makul başarı şansı tanıması gerekir. Dolayısıyla

mevzuatta bu yollara yer verilmesi tek başına yeterli olmayıp uygulamada da

etkili olduğunun gösterilmesi ya da en azından etkili olmadığının kanıtlanmamış

olması gerekir (Ramazan Aras, B.

No: 2012/239, 2/7/2013, § 29).

108. Başvurucunun belirli bir hukuk yolunun etkililiği konusunda

sadece bir kuşku duyması, kendisini söz konusu hukuk yolunu tüketme girişiminde

bulunma yükümlülüğünden kurtarmaz. Başvurucudan yorum yetkilerini kullanarak

mevcut hakları geliştirme fırsatı vermek için uygun mahkemelere başvurması

beklenebilir. Ancak yerleşik mahkeme içtihatları ışığında, belirtilen hukuk

yolunun gerçekte olumlu sonuçlanma konusunda makul bir ihtimale sahip olmadığı

durumlarda başvurucunun söz konusu hukuk yolunu kullanmamış olması başvuru

yollarının tüketilmediği sonucunu doğurmaz. Bir hukuk yolunun kesinlikle

başarısız olduğunu ortaya koyacak bir durum söz konusu değilse o hukuk yolunun

etkili bir şekilde işlediğine ilişkin emsal davaların bulunmaması tek başına

başvurucuyu bu hukuk yolunu tüketme yükümlülüğünden kurtarmaz. Zira

başvurucunun bu hukuk yoluna başvurması hâlinde mahkemelerin içtihatlarını

başvurucunun lehine olacak şekilde geliştirmeleri ihtimali her zaman vardır. (Cafer Yıldız, B. No: 2014/9308, 9/1/2018,

§ 37)

109. Somut olayda başvurucu, ihlalin tespiti ve tazminat

talebinde bulunmuştur. Bu tespite bağlı olarak başvurucuya davanın esasının

sonuçlanmasından önce tazminat ödenmesini sağlayabilecek bir başvuru yolunun

mevcut olup olmadığının incelenmesi gerekmektedir.

110. 5271 sayılı Kanun'un tazminat isteminin düzenlendiği 141.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının (k) bendine göre, yakalanan veya tutuklanan

kişilerin yakalama ve tutuklama işlemine karşı kanunda öngörülen başvuru

imkânlarından yararlandırılmaması durumunda bu kişilerin maddi ve manevi her

türlü zararlarının tazminini isteyebilmesine imkân sağlanmaktadır. Somut olayda

da başvurucu, tutukluluğun devamı kararına yaptığı itirazın geç

değerlendirildiğini ileri sürmüştür.

111. Somut olayda başvurucunun durumuna benzer bir durumda bu

hükmün başarıyla uygulandığını gösteren emsal davalar bulunmamaktadır. Ancak

böyle bir hukuk yolunun kesinlikle başarısız olacağını iddia edebilmeyi ortaya

koyacak bir durum da söz konusu değildir. Nitekim Yargıtay 12. Ceza Dairesinin

6/4/2016 tarihli ve E.2015/9116, K.2016/5826 sayılı kararında, yakalama

işlemine yapılan itirazın sürüncemede bırakılmasıyla ilgili bir davada asıl

davanın sonuçlanması beklenmeden 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesi hükümlerine

göre tazminat talep edilmesinin mümkün olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla özel

bir amaçla kabul edilen ve bu türden şikâyetlere çözüm getirmeye elverişli

nitelik taşıyan bir yasal düzenlemeye işlerlik kazandırmak ve yasal

düzenlemenin kapsamını belirlemek amacıyla derece mahkemelerine başvurulmasında

yarar bulunmaktadır. Bu madde kapsamında açılacak dava sonucuna göre görevli

mahkemece başvurucu lehine tazminata da hükmedilebilecektir. Buna göre 5271

sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen dava yolu tüketilmeden yapılan

bireysel başvurunun incelenmesi bireysel başvurunun ikincillik niteliği ile bağdaşmamaktadır (aynı yöndeki

değerlendirmeler için bkz. Cafer Yıldız, § 39).

112. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,

B. Gözaltına almanın ve tutuklamanın hukuki olmamasına, soruşturma

dosyasına erişimin kısıtlanmasına, sulh ceza hâkimliklerinin bağımsız ve

tarafsız olmadığına ilişkin şikâyetler yönünden başvurunun mükerrer olması nedeniyle REDDİNE,

C. 1. Tutukluluğun makul süreyi aştığına ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne

çıkarılmaksızın yapıldığına ilişkin iddianın başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Resen yapılan tutukluluk incelemelerinin süresinde

yapılmadığına ilişkin iddianın konu

bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Tutukluluk incelemesi sonunda verilen kararların yakınlarına

tebliğ edilmediğine ilişkin iddianın konu

bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Tutukluğun devamına dair karara yapılan itirazın geç

değerlendirilmesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

D. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu'nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi

mağduriyetine neden olacağından başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten

TAMAMEN MUAF TUTULMASINA 17/7/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Yıldız

SEFERİNOĞLU

Raportör

:

Fatih

HATİPOĞLU

Başvurucu

:

Ali Efendi

PEKSAK

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2017/29428, 17 Temmuz 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Genel Bilgiler
  7. B. Başvurucuya İlişkin
  8. IV. İlgili Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Adli Yardım Talebi
  11. B. Kişi Hürriyeti ve
  12. B. Gözaltına almanın ve tutuklamanın hukuki olmamasına, soruşturma
  13. D. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
  14. Yıldırım
  15. Akıncı
  16. Topal
  17. M. Emin KUZ
  18. Seferinoğlu
  19. Hatipoğlu
  20. Peksak
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2017/29428
Tarih
17 Temmuz 2019

İlgili Kararlar

  • İbrahim Süleymanoğlu Başvurusu (B. No: 2015/6557)
  • Hannan Yılbaşı Başvurusu (B. No: 2016/37380)
  • Dilek Kaya Başvurusu (B. No: 2018/14313)
  • E.k. Başvurusu (B. No: 2013/7637)
  • Filiz Koçak Demir ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/14046)
  • Süleyman Dağ Başvurusu (B. No: 2015/3896)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.