İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Kemalettin Rıdvan Yalın Başvurusu (B. No: 2014/6220)

1. Başvuru; gösteri yürüyüşü yapan gruba müdahale eden polis

Başvuru No2014/6220Tarih18 Temmuz 2019Okuma28 dk · 5.569 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Kemalettin Rıdvan Yalın Başvurusu

Karar tarihi
18 Temmuz 2019
Başvuru Numarası
2014/6220
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.569 kelime·28 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; gösteri yürüyüşü yapan gruba müdahale eden polis

memurunun açtığı ateş sonucu meydana gelen yaralanma neticesinde ortaya çıkan

maddi ve manevi zararın giderilmesi talep edilen tam yargı davasında yeterli

bir tazminata hükmedilmemesi nedeniyle eziyet yasağının, gözaltı süresinin

aşılması nedeniyle de kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği

iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 30/4/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

9. Agos gazetesi yazarı Hrant Dink'in ölümünün birinci

yıl dönümü nedeniyle çalıştığı gazetede 19/1/2008 tarihinde bir toplantı

düzenlenmiştir.

10. Sayısının 3.000-3.500 olduğu tahmin edilen göstericiler,

toplantıdan sonra sloganlar eşliğinde Taksim Meydanı'na doğru yürüyüşe

geçmiştir.

11. Kolluk görevlileri tarafından tutulan tutanağa göre

yürüyüşün bir aşamasında göstericilerden bazıları taş, şişe gibi maddelerle

polislere, etraftaki dükkânlara ve mutat seferini yapan tramvaya saldırmıştır.

12. Meydana gelen taşkınlığın önlenmesi amacıyla olay yerine

gelen polis ekibinde yer alan bir görevlinin silahıyla ateş açması sonucunda

başvurucu, sağ diz kapağının altından yaralanmış; bacağında tibia kırığı meydana gelmiştir.

13. Yaralanmasının ardından başvurucu, yakında bulunan bir

mağazaya sığınmış; çağrılan acil servis ekibi tarafından Taksim İlk Yardım

Eğitim ve Araştırma Hastanesine götürülmüştür.

14. Bu arada başvurucu ile birlikte olaylara aktif şekilde

katıldığı düşünülen toplam 15 kişi, saat 19.30 itibarıyla kolluk tarafından

gözaltına alınmıştır.

A. Başvurucu ile İlgili Olarak Yapılan İşlemler

1. Tedavi süreci

15. Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından düzenlenen

29/1/2008 tarihli sağlık kurulu raporunda; başvurucunun 19/1/2008 tarihinde

ateşli silah yaralanmasına bağlı sağ tibia kırığı

nedeniyle Hastanelerinin Acil Servisine getirildiği, kendisine uzun bacak alçı

uygulandığı ve 25/1/2008 tarihinde taburcu edildiği belirtilerek iki ay süreyle

istirahatinin uygun olduğu değerlendirmesine yer verilmiştir.

16. Aynı Hastane tarafından düzenlenen 1/4/2008 tarihli sağlık

kurulu raporunda; 28/3/2008 tarihinde yapılan kontrolde bacaktaki kaynamanın

yetersiz olduğunun saptandığı, bu nedenle tekrar kontrol edilmek üzere

istirahatinin 28/4/2008 tarihine kadar uzatılmasının uygun görüldüğü

hususlarına yer verilmiştir.

17. Bu tarihten sonra muhtelif sağlık kuruluşlarına yaptığı

başvurular üzerine düzenlenen sekiz ayrı raporla başvurucunun istirahat süresi

26/11/2008 tarihine kadar uzatılmıştır.

18. Başvurucunun 26/11/2008 tarihinde Adli Tıp Kurumu Başkanlığı

Beyoğlu Adli Tıp Şube Müdürlüğü tarafından yapılan muayenesi üzerine düzenlenen

raporda;

i. Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 29/1/2008 tarihli

raporunda, ateşli silah yaralanması ile gelen başvurucuda sağ tibia kırığının saptandığı,

ii. Bu durumun başvurucunun hayatını tehlikeye sokmadığı,

iii. Yaralanmanın basit tıbbi müdahale ile giderilecek ölçüde

hafif olmadığı,

iv. Kırığın yaşam fonksiyonlarına etkisinin ağır (5) derecede

olduğu yönünde görüş bildirilmiştir.

2. Ceza Yargılaması Süreci

19. Kendisiyle birlikte gözaltına alınan diğer 14 kişinin

20/1/2008 tarihinde serbest bırakılmasına rağmen başvurucunun tedavi altında

olması nedeniyle bu tarihte Cumhuriyet Başsavcılığına getirilemediğinin,

gözaltı süresinin sona ermesine rağmen serbest bırakılmadığının anlaşılması

üzerine Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığı, Beyoğlu İlçe Emniyet Müdürlüğüne

yazdığı 24/1/2008 tarihli müzekkereyle başvurucunun derhâl serbest bırakılması

talimatını vermiştir. Talimat uyarınca başvurucu aynı gün serbest kalmıştır.

20. Başvurucu ve onunla birlikte gözaltına alınan kişiler

hakkında kamu malına zarar verme, 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve

Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet etme isnadıyla İstanbul 22. Asliye Ceza

Mahkemesinde kamu davası açılmıştır.

21. Yapılan yargılama sonunda 5/12/2011 tarihinde başvurucunun

-atılı suçları işlediği subuta ermediğinden-beraatine karar verilmiştir.

22. Karar, başvurucu yönünden temyiz edilmediğinden 13/12/2011

tarihinde kesinleşmiştir.

B. Başvurucuyu Yaralayan

Kolluk Görevlisi Hakkında Yürütülen Ceza Kovuşturması

23. Başvurucunun yaralanmasına yol açan kolluk görevlisi

hakkında 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 86. maddesinin

(1) numaralı fıkrası uyarınca zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması

suretiyle kasten yaralama suçu nedeniyle kamu davası açılmıştır.

24. İstanbul 18. Asliye Ceza Mahkemesinde yürütülen yargılama

sonucunda, ölüm olayının yıl dönümünde toplanan grubun Beyoğlu İstiklal

Caddesi'ne doğru yürüyüşe geçtiği, burada tedbir alan polis memurlarının

kalabalığı uyarmasına rağmen yürüyüşe devam etmesi ve polis memurlarına

direnmesi üzerine sanık polis memurunun silahı ile göstericileri engellemek

için hedef gözetmeksizin ateş ettiği ve bunun sonucunda başvurucunun sağlık

raporunda belirtildiği şekilde yaralandığı, olayda silah kullanmaya ilişkin

şartların oluşmadığının ve zor kullanma yetkisinin aşıldığının anlaşılması

karşısında atılı suçun işlendiğinin sabit olduğu gerekçesiyle sanığın 1 yıl 5

ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş ve hükmün

açıklanması geri bırakılmıştır.

25. Başvurucu vekilleri tarafından karara karşı İstanbul 18.

Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde yapılan itiraz 2/8/2012 tarihinde reddolunmuş ve karar kesinleşmiştir.

C. Başvurucunun

Yaralanması Sonucunda Uğradığını İddia Ettiği Zararların Tazminine Yönelik

İdari Dava Süreci

26. Başvurucu; olayların yaşandığı sırada Taksim'de tesadüfen

bulunduğunu, kolluk görevlileri tarafından sebepsiz bir şekilde ve doğrudan

üzerine ateş edilmesi sonucunda yaralandığını, acil servise getirildiğinde

polis memurları tarafından sorgulandığını ve hastanede kaldığı beş gün boyunca

fiilen gözaltında olduğunu iddia ederek bu eylemler sonucunda maruz kaldığı

maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemiyle 27/5/2008 tarihinde İçişleri

Bakanlığına başvurmuştur. Başvurunun reddi üzerine aynı istemle İstanbul 6.

İdare Mahkemesinde tam yargı davası açarak 10.000 TL maddi ve 5.000 TL manevi

tazminat talep etmiştir.

27. İstanbul 6. İdare Mahkemesi Hâkimliği 31/12/2012 tarihli kararıyla,

başvurucunun yaralanması nedeniyle idarenin ağır hizmet kusuru bulunduğu

iddiasıyla dava açılmışsa da başvurucunun toplantıya katıldığı, başvurucu

alanda gösterici grupla birlikte bulunmasının tamamen tesadüf olduğunu ileri

sürmüşse de uzun bir süre göstericilerle aynı yönde yürüdüğü anlaşılan

başvurucunun gösterilere katılan ve polise saldıran grubun içinde yer aldığı

sonucuna varıldığı, yaşanan olay nedeniyle "Cumhuriyet Savcısının emri ile gözaltında tutulduğu",

polisin olayla ilgili olarak başvurucunun ifadesine başvurmasının görevi

olduğu, bunun dışında kolluk tarafından başvurucuya hakaret edildiği yönünde

herhangi bir tanığın ya da ifadenin bulunmadığı, hastanede bulunduğu süre

boyunca kapısında kolluk bulunmasının başvurucunun güvenliğinin sağlanmasına

yönelik olduğu, buna göre zararla idarenin eylemi arasında nedensellik bağı

bulunmadığından kusurlu veya kusursuz sorumluluk ilkelerine dayanılarak

idarenin sorumluluğuna hükmedilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar

vermiştir.

28. Karara karşı yapılan itirazı inceleyen İstanbul Bölge İdare

Mahkemesi 10/7/2013 tarihli kararıyla, başvurucunun yaralanmasına sebep olan

polis memuru hakkında zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suretiyle

kasten yaralama isnadıyla açılan ceza davasında Mahkemenin fiili sabit gördüğü

ve sanığın cezalandırılmasına, ayrıca iyi hâli dolayısıyla hükmün

açıklanmasının geri bırakılmasına karar verdiği, öte yandan başvurucu hakkında

kamu malına zarar verme isnadıyla açılan davada sanıkların müsnet

suçu işlediklerinin sübuta ermediği gerekçesiyle ayrı ayrı beraatlerine

karar verildiğini dikkate alarak olayda hizmeti yürüten kamu görevlisinin görev

kusuru nedeniyle davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu sonucuna

varıldığından oluşan zarardan davalı idarenin sorumlu olduğu, maddi zarar

iddialarına ilişkin herhangi bir belgenin dava dosyasına sunulmadığı, manevi

zararlar yönünden ise olayın oluşuna göre başvurucunun da katkısı dikkate

alınarak takdiren 2.500 TL manevi tazminat

ödenmesinin hakkaniyete uygun olduğu gerekçesiyle kararın maddi tazminat

talebinin reddine ilişkin kısmın belirtilen gerekçeyle onanmasına, manevi talep

isteminin kısmen kabulüne karar vermiştir. Mahkeme, başvurucunun haksız olarak

gözaltında tutulmasından kaynaklanan tazminat talebi hakkında herhangi bir

değerlendirme yapmamış; hükmolunan manevi tazminat tutarı için 15/7/2008

tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesini öngörmüştür. Davalı idare

tarafından başvurucu aleyhine hükmedilen vekâlet ücretinin tahsili amacıyla

icra takibi yapılmış ve başvurucudan 890 TL tahsil edilmiştir.

29. Başvurucunun kararın reddine ilişkin kısmına karşı kararın

düzeltilmesi kanun yoluna yaptığı başvuru 26/2/2014 tarihinde reddolunmuş ve karar kesinleşmiştir.

30. Nihai karar 1/4/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş,

başvurucu 30/4/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

31. 2911 sayılı Kanun’un “Toplantı

veya gösteri yürüyüşünün dağıtılması” kenar başlıklı 24. maddesi

olay tarihinde yürürlükte olan şekliyle şöyledir:

"Kanuna uygun olarak başlayan bir

toplantı veya gösteri yürüyüşü, daha sonra 23 üncü maddede belirtilen kanuna

aykırı durumlardan bir veya birkaçının vuku bulması sebebiyle, Kanuna aykırı

toplantı veya gösteri yürüyüşü haline dönüşürse:

a) Hükümet komiseri toplantı veya gösteri

yürüyüşünün sona erdiğini bizzat veya düzenleme kurulu aracılığı ile topluluğa

ilan eder ve durumu en seri vasıta ile mahallin en büyük mülki amirine

bildirir.

b) Mahallin en büyük mülki amiri, yazılı veya

acele hallerde sonradan yazı ile teyit edilmek kaydıyla sözlü emirle, mahallin

güvenlik amirlerini veya bunlardan birini görevlendirerek olay yerine gönderir.

Bu amir, topluluğa Kanuna uyularak

dağılmalarını, dağılmazlarsa zor kullanılacağını ihtar eder. Topluluk

dağılmazsa zor kullanılarak dağıtılır. Bu gelişmeler hükümet komiserince

tutanaklarla tespit edilerek en kısa zamanda mahallin en büyük mülki amirine

tevdi edilir.

(a) ve

(b) bentlerindeki durumlarda güvenlik kuvvetlerine karşı fiili saldırı veya

mukavemet veya korudukları yerlere ve kişilere karşı fiili saldırı hali

mevcutsa, ihtara gerek olmaksızın zor kullanılır.

Toplantı ve gösteri yürüyüşüne 23 üncü madde

(b) bendinde yazılı silah, araç, alet veya maddeler veya sloganlarla

katılanların bulunması halinde bunlar güvenlik kuvvetlerince uzaklaştırılarak

toplantı ve gösteri yürüyüşüne devam edilir. Ancak, bunların sayıları ve

davranışları toplantı veya gösteri yürüyüşünü Kanuna aykırı addedilerek

dağıtılmasını gerektirecek derecede ise yukarıdaki fıkra hükümleri uygulanır.

Toplantı ve gösteri yürüyüşüne silah, araç,

alet veya maddeler veya sloganlarla katılanların tanınması ve

uzaklaştırılmasında düzenleme kurulu güvenlik kuvvetlerine yardım etmekle

yükümlüdür.

Toplantı veya gösteri yürüyüşlerinin Kanuna

aykırı olarak başlaması hallerinde; güvenlik kuvvetleri mensupları, olayı en

seri şekilde mahallin en büyük mülki amirine haber vermekle beraber, mevcut

imkanlarla gerekli tedbirleri alır ve olaya müdahale eden güvenlik kuvvetleri

amiri, topluluğa dağılmaları, aksi halde zor kullanılarak dağıtılıcakları

ihtarında bulunur ve topluluk dağılmazsa zor kullanılarak dağıtılır."

32. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun

"Gözaltı" kenar başlıklı 91. maddesinin (1), (3) ve (5)numaralı

fıkraları şöyledir:

"(1) Yukarıdaki maddeye göre yakalanan

kişi, Cumhuriyet Savcılığınca bırakılmazsa, soruşturmanın tamamlanması için

gözaltına alınmasına karar verilebilir. Gözaltı süresi, yakalama yerine en

yakın hâkim veya mahkemeye gönderilmesi için zorunlu süre hariç, yakalama

anından itibaren yirmidört saati geçemez. Yakalama

yerine en yakın hâkim veya mahkemeye gönderilme için zorunlu süre oniki saatten fazla olamaz.

...

(3)

Toplu olarak işlenen suçlarda, delillerin toplanmasındaki güçlük veya şüpheli

sayısının çokluğu nedeniyle; Cumhuriyet savcısı gözaltı süresinin, her

defasında bir günü geçmemek üzere, üç gün süreyle uzatılmasına yazılı olarak

emir verebilir. Gözaltı süresinin uzatılması emri gözaltına alınana derhâl

tebliğ edilir.

...

(5)

Yakalama işlemine, gözaltına alma ve gözaltı süresinin uzatılmasına ilişkin

Cumhuriyet savcısının yazılı emrine karşı, yakalanan kişi, müdafii

veya kanunî temsilcisi, eşi ya da birinci veya ikinci derecede kan hısımı,

hemen serbest bırakılmayı sağlamak için sulh ceza hâkimine başvurabilir. Sulh

ceza hâkimi incelemeyi evrak üzerinde yaparak derhâl ve nihayet yirmidört saat dolmadan başvuruyu sonuçlandırır.

Yakalamanın veya gözaltına alma veya gözaltı süresini uzatmanın yerinde olduğu

kanısına varılırsa başvuru reddedilir ya da yakalananın derhâl soruşturma

evrakı ile Cumhuriyet Savcılığında hazır bulundurulmasına karar verilir."

B. Uluslararası Hukuk

1. Sözleşme Hükümleri

33. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 3. maddesi

şöyledir:

“Madde

3 - İşkence yasağı

Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur

kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz.”

34. Sözleşme'nin 5. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

"1. Herkes özgürlük ve güvenlik hakkına

sahiptir. Aşağıda belirtilen haller dışında ve yasanın öngördüğü usule uygun

olmadan hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:

...

c) Kişinin bir suç işlediğinden şüphelenmek

için inandırıcı sebeplerin bulunduğu veya suç işlemesine ya da suçu işledikten

sonra kaçmasına engel olma zorunluluğu kanaatini doğuran makul gerekçelerin

varlığı halinde, yetkili adli merci önüne çıkarılmak üzere yakalanması ve

tutulması;

...

5. Bu madde hükümlerine aykırı bir yakalama

veya tutma işleminin mağduru olan herkes tazminat hakkına sahiptir."

2. Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesinin İçtihadı

35. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin 3.

maddesi ile ilgili içtihatlarında kötü muamele yasağının demokratik toplumların

en temel değeri olduğunu vurgulamıştır. Terörizmle ya da organize suçla

mücadele gibi en zor şartlarda dahi Sözleşme'nin mağdurların davranışlarından

bağımsız olarak işkence, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlerden

men ettiği belirtilmiştir. Kötü muamele yasağının Sözleşme'nin 15. maddesinde

belirtilen toplum hayatını tehdit eden kamusal tehlike hâlinde dahi hiçbir

istisnaya yer vermediği içtihatlarda hatırlatılmıştır (Selmouni/Fransa [BD], B. No: 25803/94, 28/7/1999, § 95; Labita/İtalya [BD], B. No: 26772/95, 6/4/2000, §

119).

36. Öte yandan bir muamele veya cezanın kötü muamele olduğunu

söylenebilmesi için eylemin minimum ağırlık

eşiğini aşması beklenir (Raninen/Finlandiya, B. No: 20972/92, 16/12/1997, § 55; Erdoğan Yağız/Türkiye, B. No: 27473/02,

6/3/2007 §§ 35-37; Gäfgen/Almanya [BD], B. No: 22978/05, 1/6/2010,

§§ 88-90; Costello-Roberts/Birleşik Krallık, B. No:

13134/87, 25/3/1993, § 30).

37. AİHM, Sözleşme'nin 3. maddesinin tartışılabilir ve makul

şüphe uyandıran kötü muamele iddialarının etkin biçimde soruşturma

yükümlülüğü getirdiğine dikkat çekmektedir (Labita/İtalya, § 131). AİHM’in

içtihadında tanımlanan etkinlik için minimum standartlar soruşturmanın

bağımsız, tarafsız, kamu denetimine açık olmasını ve yetkili makamların

titizlikle ve çabuklukla çalışmasını gerektirmektedir (Mammadov/Azerbaycan, B. No: 34445/04, 11/1/2007,§ 73; Çelik ve İmret/Türkiye,

B. No: 44093/98, 26/10/2004, § 55).

38. AİHM, insan hakları ihlalleri ile ilgili iddialarda

soruşturma yükümlülüğünün mutlaka iddiayı kabul etme anlamına gelmediğini ancak

iddiaların ciddiye alınması ve adil bir sonucu garanti eden bir usulle

soruşturulması gerektiğini birçok kararında dile getirmiştir (Saçılık ve diğerleri/Türkiye, B. No: 43044/05,

45001/05, 5/7/2011, §§ 90-91).

39. Öte yandan Sözleşme'ye taraf

devletlerin 3. madde kapsamındaki usule ilişkin yükümlülüklerinin ikinci

boyutu, hakkın ihlalinin gerçekleştiğinin tespit edildiği noktada mağduruna

ulusal düzeyde yeterli bir giderim sağlanmasını gerektirmektedir. AİHM, ihlal

iddiaları hakkında yapılacak soruşturmanın etkili ve kapsamlı olmasının yanı

sıra gerekli olduğunda devletin kötü muamele mağdurlarına yeterli tazminat sağlama

veya en azından maruz kaldığı kötü muamelenin yol açtığı zararın giderimi için

yeterli olanaklar sunmak zorunda olduğuna dikkat çekmektedir (Gäfgen/Almanya, §§ 116-118).

40. AİHM'e göre Sözleşme'nin 5.

maddesinin (5) numaralı fıkrasında öngörülen tazminat hakkı, ulusal bir makam

veya Sözleşme kurumları tarafından bu maddenin diğer fıkralarından birinin

ihlal edildiğinin sabit bulunduğu varsayımına dayanır (N.C./İtalya [BD], B. No: 24952/94,

18/12/2002, § 49). Sözleşme'nin 5.maddesinin (1), (2), (3) ve (4) numaralı

fıkraları kapsamında bir özgürlükten yoksun bırakılma için tazminat almak üzere

başvuru imkânının bulunması hâlinde anılan maddenin (5) numaralı fıkrasına

uygunluk sağlanmış olacaktır (Wassink / Hollanda,

B. No: 12535/86, 27/9/1990, § 38).

41. AİHM'e göre bir müdahalenin telafi

edilmesine yönelik hukuk yollarının başarısızlığı mahkemenin sonradan zaman

bakımından yargı yetkisine dâhil edilemez (Blečić/Hırvatistan, B. No: 59532/00, 8/3/2006,

§§ 77-79). AİHM, Korizno/Litvanya (B. No: 68163/01, 28/9/2006)

kararında zaman bakımından yetkisinin başladığı tarihten önce başvurucunun

gözaltına alınmasının sona erdiğini belirterek Sözleşme'nin 5. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının ihlal edildiği şikâyetinin yanı sıra (5) numaralı

fıkrasının ihlal edildiği iddiasını da incelememiştir.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

42. Mahkemenin 18/7/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

43. Başvurucu;

i. Gazeteci Hrant Dink'in

ölüm yıl dönümü dolayısıyla 19/1/2008 tarihinde yapılan yürüyüş sırasında

yaşanan olaylar sırasında tesadüfen olay mahallinin yakınında bulunduğunu,

ii. Haksız ve kanuna aykırı olarak yakalanmasının ardından

kaldırıldığı hastanenin odasında Cumhuriyet savcısının talimatıyla gözaltına

alındığını,

iii. 20/1/2008 tarihi saat 19.25 itibarıyla yirmi dört saatlik

gözaltı süresi dolmasına rağmen ek gözaltı kararı verilmeden beş gün süreyle

gözaltında hukuka aykırı bir biçimde tutulduğunu ve 24/1/2008 günü saat

16.30'da serbest bırakıldığını,

iv. Bu süre zarfında kolluğun kapısında nöbet tutuğunu,

yakınları ve avukatıyla görüşmelerine engel çıkardığını,

v. Haksız tutulma nedeniyle uğradığı zararların giderimi

talebini de içeren davada İstanbul Bölge İdare Mahkemesinin ilk derece

mahkemesinin istemin reddine ilişkin kararının maddi tazminata ilişkin kısmını

gerekçesini değiştirerek onadığını, manevi tazminat istemini ise kısmen kabul

ettiğini,

vi. Usulüne uygun olarak alınmış bir gözaltı kararı olmaksızın

beş gün süreyle gözaltında tutulmuş olması hususundaki talep ve iddialarıyla

ilgili olarak menfi veya müspet bir değerlendirme yapmaksızın bu hükmün kurulduğunu

belirterek Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı ile 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

44. Bakanlık, gözaltında tutma nedeniyle ileri sürülen iddiaların

Anayasa'nın 19. maddesinde düzenlenen kişi hürriyeti ve güvenliği kapsamında

incelenmesi gerektiği fakat mevcut başvuruda 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi

kapsamında tazminat davası açılmadığından başvuru yollarının tüketilmediği

yönünde görüş bildirmiştir.

2. Değerlendirme

45. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun yasal süre dolmasına rağmen beş

gün süreyle haksız biçimde gözaltına tutulmasından kaynaklanan iddia ve

taleplerinin idare mahkemelerinin kararlarında karşılanmadığını ileri sürmek

suretiyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasının Anayasa'nın 19.

maddesinde düzenlenen kişi hürriyeti ve güvenliği hakkıyla ilişkili olduğu

görüldüğünden adil yargılanma hakkı yönünden ayrıca inceleme yapılmasının

gerekli olmadığı değerlendirilmiştir.

46. Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi ile

dokuzuncu fıkrası şöyledir:

"...Hâkim kararı olmadan yakalama, ancak

suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yapılabilir; bunun

şartlarını kanun gösterir.

...

Bu esaslar dışında bir işleme tâbi tutulan

kişilerin uğradıkları zarar, tazminat hukukunun genel prensiplerine göre,

Devletçe ödenir."

47. Başvurucunun bu bölümdeki şikâyetlerinin Anayasa'nın kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkını düzenleyen 19. maddesi kapsamında incelenmesi

gerekir.

48. 30/11/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un geçici 1. maddesinin (8)

numaralı fıkrası şöyledir:

"Mahkeme, 23/9/2012 tarihinden sonra

kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvuruları

inceler."

49. Anılan hüküm gereğince Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından

yetkisi 23/9/2012 tarihinden sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine

yapılan bireysel başvurularla sınırlıdır. Kamu düzenine ilişkin bu düzenleme

karşısında anılan tarihten önce kesinleşmiş nihai işlem ve kararları da

içerecek şekilde yetki kapsamının genişletilmesi mümkün değildir (G.S., B. No: 2012/832, 12/2/2013, § 14).

50. Somut olayda başvurucu 19/1/2008 tarihinde tedavisinin

yapıldığı hastanedeki odada kolluk görevlilerinin sürekli denetimine tabi

tutulmak suretiyle gözaltına alınmıştır. Başvuru dosyasında yer alan Beyoğlu

Cumhuriyet Başsavcılığının Beyoğlu İlçe Emniyet Müdürlüğüne yazdığı 24/1/2008

tarihli talimat yazısında; başvurucu ile birlikte gözaltına alınan diğer kişilerin

20/1/2008 günü Cumhuriyet Başsavcılığına getirilerek ifadelerinin alınmalarının

ardından serbest kaldıkları ancak başvurucunun Taksim İlk Yardım Eğitim ve

Araştırma Hastanesinde tedavi altında olması nedeniyle Başsavcılıklarına

getirilemediği, aynı gün gözaltı süresi dolmasına rağmen serbest

bırakılamadığının anlaşıldığı belirtilerek derhâl serbest bırakılması hususları

kayıtlıdır. Bu itibarla gözaltına alma ve kanuni süreyi aşacak şekilde

gözaltında tutma nedeniyle başvurucunun hürriyetinden yoksun bırakılmasının

Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında hukuki olmadığına ilişkin

iddiası, Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi kapsamında değildir.

51. Başvurucu ayrıca gözaltı işlemleri nedeniyle açtığı tazminat

davasında iddialarıyla ilgili herhangi bir değerlendirme yapılmaması nedeniyle

Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasının ihlal edildiğini ileri

sürmektedir.

52. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında herkesin kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak konduktan sonra ikinci

ve üçüncü fıkralarında şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıyla kişilerin

özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak sayılmıştır.

Maddenin dördüncü, beşinci, altıncı, yedinci ve sekizinci fıkralarında kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkına müdahalede bulunan kişilere tanınan güvencelere

ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir.

53. Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasında ise bu

esaslar dışında bir işleme tabi tutulan kişilerin uğradıkları zararların

tazminat hukukunun genel prensiplerine göre devlet tarafından ödeneceği ifade

edilmiştir. Anılan fıkrada yer alan "bu

esaslar dışında bir işleme tabi tutulan kişiler" ifadesi ile

maddenin diğer tüm fıkralarında belirtilen kurallara aykırı bir işleme tabi

kılınmanın kişiye tazminat hakkı doğurduğu belirtilmiştir. Buna göre maddenin

ikinci veya üçüncü fıkralarında belirtilen durumlara aykırı şekilde kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkına müdahalede bulunulması ya da kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkına müdahale edilen kimsenin maddenin dördüncü, beşinci, altıncı,

yedinci ve sekizinci fıkralarındaki güvencelerden yararlandırılmaması hâlinde

uğranılan zararlar devlet tarafından ödenecektir.

54. Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasında güvence altına

alınan tazminat hakkının ihlal edilip edilmediğini Anayasa Mahkemesinin

belirleyebilmesi için öncelikle başvurucunun anılan maddenin diğer fıkralarında

belirtilen esaslar dışında bir işleme tabi tutulup tutulmadığını incelemesi

gerekmektedir. Yapılacak bu inceleme sonucunda başvurucunun Anayasa'nın 19.

maddesinin ilk sekiz fıkrasında belirtilen esaslara aykırı bir işleme tabi

tutulduğu ve bu kapsamda uğradığı zararın devlet tarafından tazminat hukukunun

genel prensiplerine göre ödenmediği tespit edilirse Anayasa'nın 19. maddesinin

dokuzuncu fıkrasında güvence altına alınan tazminat hakkının ihlali söz konusu

olabilecektir (AİHM'in yaklaşımı için bkz. § 40).

55. Anayasa Mahkemesi, başvurucunun hürriyetinden yoksun

bırakılmasının Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında hukuka

uygun olup olmadığını inceleyememektedir. Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından

yetkisinin dışında olması nedeniyle hukukiliğini inceleyemediği bir hürriyetten

yoksun bırakılma hâlini, dolayısıyla başvurucunun Anayasa'nın 19. maddesinin

dokuzuncu fıkrasında güvence altına alınan tazminat hakkının ihlal edildiği

iddiasını incelemesi de mümkün değildir. Anılan şikâyet bakımından da zaman

bakımından yetkisizlik söz konusudur (Aziz

Yıldırım (4), B. No:

2014/4476, 16/4/2015, § 34).

56. Zira bireysel başvuruya konu müdahaleyi telafi etmeyi

amaçlayan hukuk yollarının Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin

başladığı tarihten sonra olumsuz biçimde sonuçlanması, müdahaleyi Anayasa

Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi içine her zaman sokmaz (Safkan Aydoğdu,

B. No: 2014/7498, 5/4/2017, § 47). Bu bağlamda 5271 sayılı Kanun'un 141.

maddesinde öngörülen tazminat yolunun Anayasa Mahkemesinin bireysel

başvurularda zaman bakımından yetkisinin başladığı tarihten sonra tüketilmiş

olmasının bir önemi bulunmamaktadır (AİHM'in

yaklaşımı için bkz. § 41). Bununla birlikte belirtilmelidir ki başvurucu,

kararın düzeltilmesi amacıyla yazmış olduğu talep dilekçesinde gözaltına

alınması ve gözaltında hukuka aykırı şekilde tutulması nedeniyle herhangi bir

şikâyette bulunmamış; iddialarını haksız şekilde yaralanması temelinde dile

getirmiştir.

57. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının zaman bakımından

yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

B. Eziyet Yasağının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

58. Başvurucu;

i. Gazeteci Hrant Dink'in

ölüm yıl dönümü olan 19/1/2008 tarihinde dolaşmak amacıyla Beyoğlu-İstiklal

Caddesi'nde bulunduğunu,

ii. Burada çıkan olaylar sonucunda kolluk görevlisi tarafından

silahla ayağından vurularak yaralandığını,

iii. Polise karşı mukavemet eden grupla kendisinin herhangi bir

bağlantısının bulunmadığını,

iv. Nitekim hakkında kamu malına zarar verme ve 2911 sayılı

Kanun'a muhalefet etme suçlarından açılan davada her iki isnat yönünden beraatine karar verildiğini,

v. Ambulansla yakındaki bir hastanenin acil servisine

kaldırıldığında polislerin kötü muamelesine maruz kaldığını,

vi. Kendisini yaralayan kolluk görevlisi hakkında açılan davada

suçun sabit görülerek sanık hakkında öngörülen 1 yıl 5 ay 15 gün hapis cezası

hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiğini,

vii. Yaralanması sonucunda 29/1/2008 tarihinden 26/11/2008

tarihine kadar çalışmadığını, yaralanmanın derecesinin basit tıbbi müdahale ile

giderilebilecek ölçüde hafif olmadığını,

viii. Yaralanması nedeniyle uğradığı zararlarının giderimi için

açtığı davada maddi tazminat talebinin reddine, manevi tazminat talebinin ise

kısmen kabulüne karar verildiğini,

ix. İhlalin ağırlığı dikkate alındığında hükmolunan tazminatın

ölçülü ve hakkaniyete uygun olmadığını belirterek kötü muamele yasağının ve

etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

59. Bakanlık görüşünde; gösteri sırasında bir polis memurunun

silahını ateşlemesiyle başvurucunun bacağından yaralandığı olay sebebiyle

başvurucu lehine 2.500 TL manevi tazminat verildiği ve ateş eden polis memuru

hakkında açılan kamu davasında 1 yıl 5 ay 15 gün hapis cezasına hükmedildiği ve

hükmün açıklanmasının geri bırakıldığı, söz konusu davalar nedeniyle

başvurucunun mağduriyetinin giderilip giderilmediği yönünde değerlendirme

yapılması gerektiği bildirilmiştir.

2. Değerlendirme

60. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

§ 16). Başvurucunun etkili başvuru hakkının ihlal iddiasının Anayasa'nın 17.

maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

61. 6216 sayılı Kanun'un 46. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"Bireysel başvuru ancak

ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve

kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenler tarafından yapılabilir. "

62. 6216 sayılı Kanun’un 46. maddesinde bireysel başvurunun

ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncel

ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenler tarafından yapılabileceği

öngörülmüştür.

63. Öte yandan Anayasa’nın 17. maddesinin birinci ve üçüncü

fıkraları ile 5. maddesi şöyledir:

“Herkes,

yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

…

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse

insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.

…"

64. Anayasa’nın 5. maddesi şöyledir:

"Devletin temel amaç ve görevleri, Türk

milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti

ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu

sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet

ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri

kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları

hazırlamaya çalışmaktır."

65. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası, mağdurların

eylemi veya yetkililerin saiki ne olursa olsun kötü

muamele yasağının ihlal edilmemesi gerektiğini vurgular. Saikin

önemi ne kadar yüksek olursa olsun en zor koşullarda bile işkence, eziyet veya

insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yapılamaz. Anayasa'nın 15. maddesinin

ikinci fıkrası gereğince savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü

hâllerde bile bu yasağın askıya alınmasına izin verilmemiştir. Anılan

maddelerdeki hakkın mutlaklık niteliğini güçlendiren felsefi temel, söz konusu

kişinin eylemi ve suçun niteliği ne olursa olsun herhangi bir istisnaya, haklılaştırıcı faktöre veya menfaatlerin tartılmasına izin

vermemektedir (Cezmi Demir ve diğerleri,

B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 104).

66. Kötü muamele yasağı kapsamında devletin sahip olduğu pozitif

yükümlülüğünün bir de usul boyutu bulunmaktadır. Bu çerçevede bireyin bir

devlet görevlisi tarafından hukuka aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini

ihlal eder biçimde bir muameleye tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir

iddiasının bulunması hâlinde Anayasa’nın 17. maddesi “Devletin temel amaç ve görevleri” kenar

başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında devlet,

sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek

etkili resmî bir soruşturma yürütmek durumundadır. Bu soruşturmanın temel

amacı, söz konusu saldırıları önleyen hukukun etkin bir şekilde uygulanmasını

güvenceye almak ve faillerin hesap vermelerini sağlamaktır. Bu olanaklı olmazsa

kötü muamele yasağı sahip olduğu öneme rağmen pratikte etkisiz hâle gelecek ve

kötü muamele faillerinin fiilî dokunulmazlıktan yararlanarak kişilerin

haklarını istismar etmeleri mümkün olacaktır (Cezmi

Demir ve diğerleri, §§ 110, 111).

67. Yürütülecek ceza soruşturmalarının amacı, kişinin maddi ve

manevi varlığını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasını

ve sorumluların hesap vermelerini sağlamaktır. Bu bir sonuç yükümlülüğü değil

uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür. Diğer taraftan burada yer verilen

değerlendirmeler hiçbir şekilde Anayasa’nın 17. maddesinin başvuruculara üçüncü

tarafları adli bir suç nedeniyle yargılatma, cezalandırma hakkı veya tüm

yargılamaları mahkûmiyetle ya da belirli bir ceza kararıyla sonuçlandırma ödevi

yüklediği anlamına gelmemektedir (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 77).Ancak usul yükümlülüğünün bir unsuru

olarak tespit edilen sorumlulara fiilleriyle orantılı cezalar verilmeli ve

mağdur açısından uygun giderim sağlanmalıdır (Şenol

Gürkan, B. No: 2013/2438, 9/9/2015, § 105).

68. Bireysel başvurulara ilişkin şikâyetlerin incelenmesinde

Anayasa Mahkemesinin sahip olduğu rol ikincil nitelikte olup icra edilen bir

soruşturmadaki delilleri değerlendirmek kural olarak yargı mercilerinin işi

olduğundan Anayasa Mahkemesinin görevi, bu mercilerin maddi olaylara ilişkin

yaptıkları değerlendirmenin yerine kendi değerlendirmesini koymak değildir.

Kötü muamele iddialarıyla ilgili olarak Anayasa Mahkemesinin yetkisi,

Anayasa'da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerden Sözleşme ve buna

ek Türkiye'nin taraf olduğu protokoller kapsamında bulunanlarla sınırlıdır.

Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin cezai sorumluluk bağlamında suça ya da

masumiyete ilişkin bir bulguya ulaşma görevi bulunmamaktadır. Diğer taraftan

yargı mercilerinin bulguların Anayasa Mahkemesini bağlamamasına rağmen normal

şartlar altında bu mercilerin maddi olaylara ilişkin yaptığı tespitlerden

ayrılmak için de kuvvetli nedenlerin bulunması gerekir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 96).

69. Somut olayda, gösteri yürüyüşüne kolluğun yaptığı müdahale

sırasında kolluk görevlisi tarafından başvurucunun ateşli silahla bacağından

yaralandığı ve yaralanmanın basit tıbbi müdahale ile giderilebilir nitelikte

olmadığı anlaşılmaktadır. Başvurucu yaralanma dolayısıyla 29/1/2008 ile

26/11/2008 tarihleri arasında çalışamamıştır.

70. Öte yandan olayla ilgili yürütülen soruşturma sonucunda

başvurucuyu yaralayan kolluk görevlisi tespit edilmiş ve zor kullanma

yetkisinin sınırının aşılması suretiyle 5237 sayılı Kanun'un86. maddesinin

birinci fıkrasında düzenlenen kasten yaralama suçunu işlediği isnadıyla

hakkında kamu davası açılmıştır. Yapılan yargılama sonucunda 31/5/2012

tarihinde İstanbul 18. Asliye Ceza Mahkemesi, sanığın atılı suçu işlediği

kanaatiyle 1 yıl5 ay15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, sabıkasız oluşu

ve bir daha suçu işlemeyeceği yönünde edinilen kanaate dayanarak 5271 sayılı

Kanun'un 231. maddesi uyarınca ilgili hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına

karar vermiştir.

71. Buna göre olayda kuvvet kullanımında sınırın aşılması

suretiyle Anayasa’nın 17. maddesi kapsamında devletin negatif yükümlülüğüne

aykırı davranıldığı hususunun derece mahkemelerince geçerli bir şekilde tespit

edildiği değerlendirilmektedir. Öte yandan başvurucunun maruz kaldığı eylemin

amacı, etkisi ve sonuçları bir bütün olarak değerlendirildiğinde eylemin eziyet

olarak nitelendirilebileceği sonucuna varılmaktadır.

72. Anılan karar, Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından

yetkisinin başladığı tarih olan 23/9/2012 tarihinden önce kesinleşmiştir. Bunun

yanı sıra başvurucunun eziyet yasağının ihlal edildiği iddialarını yalnızca

idare mahkemesinde açılan tam yargı davasında hükmolunan tazminatın

yetersizliğine dayandırdığı, dolayısıyla eziyet yasağının usul boyutunun ihlal

edildiği iddiasını ileri sürdüğü ancak kendisini yaralayan kolluk görevlisi

hakkında yürütülen ceza yargılamasında ulaşılan sonuç yönünden bir şikâyette

bulunmadığı görülmektedir.

73. Diğer taraftan başvurucunun yaralanması nedeniyle uğradığını

iddia ettiği zararların giderimi için açtığı davada Mahkemenin 25/4/2008

tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte 2.500 TL manevi

tazminatın başvurucuya ödenmesine karar verdiği anlaşılmaktadır. Bu durumda

eylemle ilgili olarak failin tespit edilerek hakkında ceza soruşturmasının

yapıldığı hususu da gözönünde bulundurularak

başvurucuya manevi zararları için ödenmesine karar verilen tazminatın yeterli

ve etkili bir giderim imkânı sunup sunmadığının, buna göre başvurucunun mağdur

sıfatının ortadan kalkıp kalkmadığının incelenmesi gerekmektedir.

74. Bireysel başvuru yoluyla hak ihlali iddialarının

incelenmesinde idare ve derece mahkemeleri tarafından başvurucu lehine bir

tedbir ya da kararın alınması suretiyle ihlalin tespit edildiği, verilen karar

ile bu ihlalin uygun ve yeterli biçimde giderildiğinin anlaşıldığı durumlarda

ilgilinin mağdur sıfatının ortadan kalktığı Anayasa Mahkemesince kabul

edilmektedir. Bu iki koşul yerine getirildiği takdirde bireysel başvuru

mekanizmasının ikincil niteliği dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin inceleme

yapmasına gerek kalmamaktadır. Bu kapsamda Anayasa’nın 17. maddesine ilişkin şikâyetler

açısından gerektiğinde yürütülecek kapsamlı bir ceza soruşturmasını müteakip

makul bir tazminata hükmedilmesi ile sonuçlanan idari dava yolu, mağdur

sıfatını ortadan kaldırabilecek etkili bir başvuru yoludur (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:

2012/752, 17/9/2013 §§ 61, 74; Sadık Koçak

ve diğerleri, B. No: 2013/841, 23/1/2014, § 83; İlker Başer ve diğerleri, B. No:

2013/1943, 9/9/2015, § 46).

75. Mağdur sıfatının ortadan kalkması, özellikle ihlal edildiği

ileri sürülen hakkın niteliği ve ihlali tespit eden kararın gerekçesi ile bu

kararın ardından ilgili açısından uğranıldığı ileri sürülen zararların

varlığını devam ettirip ettirmediğine bağlıdır. Başvuruculara sunulan telafi

imkânının uygun ve yeterli olup olmadığı kararı, söz konusu temel hak ve

özgürlüğün ihlalinin niteliği gözönünde

bulundurularak dava koşullarının tamamının değerlendirilmesi sonucunda

verilebilecektir. Bu çerçevede bir başvurucunun mağdur sıfatı, Anayasa

Mahkemesi önünde şikâyet ettiği durum için aynı zamanda idari veya yargısal bir

kararla kendisine ödenmesine karar verilen tazminata da bağlı olabilecektir (Sadık Koçak ve diğerleri, § 84; İlker Başer ve diğerleri, § 47 ).

76. Ceza yargılamasının Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından

yetki sınırı dışında kaldığı, başvurucu tarafından bu yargılamaya ilişkin bir

şikâyet dile getirilmediği sadece verilen tazminatın yetersizliğinin şikâyet

konusu edildiği başvuruda, eziyet yasağının ihlal edildiği iddiaları hakkında

ceza yargılamasının ulaştığı sonuçlar dikkate alınmakla birlikte ceza

yargılamasını yürüten derece mahkemelerinin saptadığı negatif yükümlülüğe

aykırılığın sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yönelik yeterli giderimin

sağlanıp sağlanmadığı konusunda bir değerlendirme yapılması olanaklı değildir.

Bu sonuç ışığında devletin negatif yükümlülüğüne aykırı eylem nedeniyle

başvurucu üzerindeki etkisi yönünden eziyet olarak değerlendirilebilecek

eylemden ötürü başvurucu lehine cüzi bir manevi tazminata hükmedilmesiyle

başvurucunun mağdur sıfatının ortadan kalkmadığı değerlendirilmiştir.

77. Bu nedenle açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan eziyet yasağının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkin iddianın

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

78. Somut olaydaki gibi eziyet yasağına aykırılık oluşturan

eylemin tespit edildiği ve başvurucunun ihlal iddialarının lehe ödenen tazminat

tutarının yetersizliğine dayandırıldığı olaylarda ihlalin var olup olmadığının

tespiti için daha önce Anayasa Mahkemesi tarafından incelenmiş benzer durumlar

için öngörülen tazminat tutarları ile somut olayda öngörülen tazminat tutarının

karşılaştırılması gereklidir.

79. Bu açıdan değerlendirildiğinde kolluk görevlileri tarafından

toplumsal olaylara müdahale edilmesi sırasında atılan gaz fişeğinin yüzüne

isabet etmesi sonucunda yaralanan bir kişi tarafından yapılan bireysel

başvuruda Anayasa Mahkemesi, başvurucunun insan haysiyetiyle bağdaşmayan

muameleye maruz kaldığını, olayda kötü muamele yasağının maddi ve usul

boyutuyla ihlal edildiğini tespit ederek başvurucuya 25.000 TL manevi tazminat

ödenmesine karar vermiştir (Özlem Kır,

B. No: 2014/5097, 28/9/2017).

80. Öte yandan Anayasa Mahkemesi ceza infaz kurumundaki kötü

muamele nedeniyle işkence ve kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasını

incelediği diğer bir başvuruda, başvurucunun müşahede odasında yaklaşık altı

saat ayaklarından ve elleri arkasından kelepçeli olarak tutulmasını eziyet

olarak nitelendirerek Anayasa’nın 17. maddesinin maddi ve usul boyutuyla ihlal

edildiğini tespit etmiş; manevi zararlarının giderimi için başvurucuya 10.000

TL tazminat ödenmesine karar vermiştir (Cihan

Koçak, B. No: 2014/12302, 21/9/2017).

81. Anayasa Mahkemesinin benzer olaylarda hükmettiği tazminat

tutarları ile karşılaştırıldığında somut olayda hükmolunan tazminat tutarının

önemli ölçüde az olduğu, buna göre başvurucunun manevi zararları yönünden

yeterli bir giderimin sağlanmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Buna göre eziyet yasağının

usul yönünden ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

82. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasında güvence altına alınan eziyet yasağının usule ilişkin boyutunun ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

83. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1)

Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da

edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

84. Başvurucu, maddi zararları için aleyhine hükmolunan ve

davalı idarenin icra takibi konusu yaparak tahsil ettiği 900 TL vekâlet ücreti

ile birlikte 5.900 TL ve manevi zararları için 10.000 TL tazminat talebinde

bulunmuştur.

85. Başvuruda, eziyet yasağının usul bakımından ihlal edildiği

sonucuna varılmıştır.

86. Başvurucu manevi zararlarının karşılanması için ilk derece

mahkemesinden 5.000 TL tazminat talep etmiş olup yargılama sonucunda 2.500 TL

ödenmesine hükmedilmiştir. Bu durumda yargılamanın yenilenmesine karar

verilerek dosyanın mahkemeye gönderilmesi hâlinde yargılama konusu yapılacak

miktar reddolunan 2.500 TL ile sınırlı olacaktır.

Anayasa Mahkemesince de tazminata hükmedilebileceği dikkate alındığında elde

edilebilecek tazminat miktarının büyüklüğüne göre yeniden yargılama yapılmak

üzere dosyanın ilgili mahkemeye gönderilmesinde hukuki yarar bulunmamaktadır.

Bu nedenle başvurucunun maruz kaldığı manevi zarar ve uğradığı hak ihlali

nedeniyle -taleple bağlı kalınarak- yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek

olan manevi zararları karşılığında başvurucuya net 10.000 TL ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

87. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için

başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal

arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucu, davalı idare lehine hükmedilen

vekâlet ücreti nedeniyle maddi zarara uğradığını ileri sürmüş ise de maddi tazminat

talebinin reddedilmesi nedeniyle herhangi bir ihlal sonucuna ulaşılmadığı,

dolayısıyla maddi tazminat talebinin reddedilmesi sebebiyle aleyhine vekâlet

ücreti hükmedilmesinin başvurucu açısından maddi bir zarar doğurmayacağı, bu

iddiası haricinde de maddi zararı oluştuğu konusunda somut bir belge sunmadığı

anlaşıldığından başvurucunun maddi tazminat talebinin reddedilmesi gerekir.

88. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 2.475

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.681,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Eziyet yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına

alınan eziyet yasağının usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 10.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. 206,10 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.681,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin bilgi amacıyla İstanbul Bölge İdare

Mahkemesi (E.2013/10719, K.2013/10745) ile İstanbul 6. İdare Mahkemesine

(E.2008/1171, K.2012/2752) GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

18/7/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler : Serdar ÖZGÜLDÜR Hicabi DURSUN Kadir ÖZKAYA Yusuf Şevki HAKYEMEZ Raportörler : Melek KARALİ SAUNDERS Sinan ARMAĞAN Başvurucu : Kemalettin Rıdvan YALIN Vekili : Av. Cem GÖK

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/6220, 18 Temmuz 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Başvurucu ile İlgili Olarak Yapılan İşlemler
  7. B. Başvurucuyu Yaralayan
  8. C. Başvurucunun
  9. IV. İlgili Hukuk
  10. A. Ulusal Hukuk
  11. B. Uluslararası Hukuk
  12. V. İnceleme Ve Gerekçe
  13. A. Kişi Hürriyeti ve
  14. B. Eziyet Yasağının İhlal
  15. C. 6216 Sayılı Kanun'un
  16. B. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına
  17. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/6220
Tarih
18 Temmuz 2019

İlgili Kararlar

  • M.m. Başvurusu (B. No: 2017/34540)
  • Rahil Dink ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2016/10296)
  • Emine Dansık ve Servet Kalenderoğlu Başvurusu (B. No: 2015/19216)
  • Abdullah Erol Başvurusu (B. No: 2016/2357)
  • Mehmet Doğan Uğurlu ve Murat Alan Başvurusu (B. No: 2016/14942)
  • Ali Efendi Peksak Başvurusu (B. No: 2017/29428)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.