İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Hulisi Balcı Başvurusu (B. No: 2013/9479)

1.

Başvuru No2013/9479Tarih6 Ocak 2016Okuma23 dk · 4.614 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Hulisi Balcı Başvurusu

Karar tarihi
6 Ocak 2016
Başvuru Numarası
2013/9479
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.614 kelime·23 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1.

Başvuru, askerliğe elverişli olunmadığı hâlde idare tarafından yeterli muayene

yapılmayarak askerlik yaptırılması nedeniyle uğranıldığı öne sürülen maddi ve

manevi zararların tazmini istemiyle açılan davanın Askeri Yüksek İdare

Mahkemesi (AYİM) tarafından süre aşımı nedeniyle reddedilmesi sonucu

Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının ihlal edildiği

iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2.

Başvuru 23/12/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Başvuru

formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun

Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3.

Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 31/7/2014 tarihinde, başvurunun kabul

edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4.

Bölüm Başkanı tarafından 12/12/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik

ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5.

Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık)

gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 14/1/2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine

sunmuştur.

6.

Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş 21/1/2015 tarihinde başvurucuya

tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7.

Başvuru formu ve ekleri ile başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit

edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:

8.

Başvurucu, 1996 yılı Ağustos ayı celp dönemi öncesinde

son yoklama sırasında yapılan sağlık muayenesinin ardından askere alınmış;

1996-1998 yıllarında İskenderun ve İstanbul'da er olarak on sekiz ay askerlik

hizmetini yaptıktan sonra terhis olmuştur.

9.

Başvurucu, askerlik hizmeti sırasında sağ gözündeki şaşılık nedeniyle ameliyat

edilmiş; sağlığına kavuşmasının ardından askerlik hizmetine devam ederek

askerlik hizmetini normal süresinde tamamlamıştır.

10.

Başvurucu hakkında silah ruhsatı için düzenlenen 25/7/2012 tarihli sağlık

kurulu raporunda sağ ezotropya

(alternans yok) + sağ ambliyopi

tanısı konularak başvurucunun silah ruhsatı alamayacağı belirtilmiştir.

11.

Başvurucu; anılan rahatsızlığın kendisinde doğuştan var olduğu, askerlik

sırasında anılan rahatsızlığından dolayı ameliyat olduğu, buna rağmen kendisine

askerlik yaptırılarak zarara uğratıldığı iddiası ve maddi, manevi tazminat

istemiyle 21/9/2012 tarihinde Millî Savunma Bakanlığına başvurmuş; başvurusu

4/10/2012 tarihli işlemle reddedilmiştir.

12.

Başvurucu bu karar üzerine aynı taleple AYİM'de dava

açmış, AYİM İkinci Dairesinin 22/5/2013 tarihli ve E.2013/629, K.2013/623

sayılı kararı ve oyçokluğuyla davanın süre aşımı yönünden reddine karar

verilmiştir. Karar gerekçesi şöyledir:

“1602 sayılı Kanunun 40'ncı maddesinde Askeri

Yüksek İdare Mahkemesinde dava açma süresinin her çeşit işlemlerde yazılı

bildirim tarihinden itibaren kanunlarda ayrı süre gösterilmeyen hallerde altmış

gün olduğu, 42'nci maddesinde, ilgililerin, haklarını ihlal eden bir idari işlem

dolayısıyla Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde doğrudan doğruya tam yargı davası

veya iptal ve tam yargı davaları ile birlikte açabilecekleri gibi ilk önce

iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine bu husustaki kararın

veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir

işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı, icra tarihinden itibaren

altmış gün içinde tam yargı davası açabilecekleri, bu halde de ilgililerin

35'inci madde uyarınca idareye başvurma haklarının saklı olduğu belirtilmiştir.

Davacının 1996

Ağustos celp döneminde askere alındığı, 26.08.1996-26.02.1998 tarihleri

arasında İskenderun 1'inci Deniz Er Eğitim Alay Komutanlığı ve İstanbul TCG

Karayel Komutanlığında 18 ay er olarak askerliğini yaptığı ve terhis olduğu, bu

durumda idari işlemden kaynaklanan iş bu tam yargı davasında 1602 sayılı

Kanunun 42 nci maddesi uyarınca davacının terhis

olduğu 26.02.1998 tarihinden itibaren 60 gün içerisinde doğrudan tam yargı

davası açılması yahut 35'inci madde uyarınca ihtiyari müracaatta bulunularak,

ihtiyarı müracaat tarihine kadar geçen sürede dikkate alınarak, yazılı cevabın

tebliğ tarihinden veya zımni red suresi geçtikten

sonra kalan dava açma süresi içerisinde dava açılmış olması gerekirken, bu süre

geçirildikten çok sonra 21.09.2012 tarihinde idari müracaatta bulunulduktan

sonra Ordu İdare Mahkemesinde, müteakiben görevsizlik kararı üzerine Askeri

Yüksek İdare Mahkemesinde açılan bu davada süre aşımı bulunduğu sonuç ve

kanaatine ulaşılmıştır.”

13.

Bu karara katılmayan üyelerin karşıoy yazısının

ilgili kısmı şöyledir:

“Dava konusu olayda, davacının askerliğe elverişli olup

olmadığının tespiti amacıyla Ağustos 1996 celp dönemi öncesinde son yoklama

sırasında muayenesinin yapıldığı, bu muayene sırasında davacının doğuştan var

olduğu ileri sürülen "sağ ezotropya (alternas yok) + sağ ambliyopi"

hastalığı olduğu halde, gerekli muayene yapılmadığından bu hususun tespit

edilemediği ve "sağlam” kabul edilerek askerliğine karar alındığı, bu şekilde

askerlik hizmetini tamamladıktan sonra Fatsa Devlet Hastanesinde yapılan

muayenesi sonucunda 25.07.2012 tarihli raporla bu hususun tespit edildiği,

böylece askerliğe alınmasına dayanak teşkil eden muayene sırasında da

"askerliğe elverişli olmadığının" bu muayeneyle birlikte

öğrenildiğinin iddia edildiği, zarar ortaya çıktığında dava açma süresinin

geçirilmiş olduğunun kabulünün, dava açma hakkının kullanılmaması sonucunu

doğuracağı, zararın ortaya çıkmasıyla kullanılması mümkün olan dava açma

hakkını ortadan kaldırır biçimde süre hesabı yapılmasının hak arama özgürlüğü

ile bağdaşmayacağı, dolayısıyla da davacının söz konusu askere alma işlemi

dolayısıyla hak ihlaline uğradığını 25.07.2012 tarihli raporla öğrendiği

anlaşılmakla, bu yönüyle davada süre aşımı bulunmadığı değerlendirilmiş, ancak

davacının bu zararına ilişkin Ordu İdare Mahkemesine davayı hangi tarihte

açtığı ve anılan mahkemenin görevsizlik kararının davacıya hangi tarihte tebliğ

edildiği dosya içeriğinden anlaşılmadığından, bu hususların araştırılmasına

müteakip davanın süresinde açılıp açılmadığına karar verilmesi gerektiği

düşüncesinde olduğumuzdan, aksi yönde oluşan Sayın Çoğunluk görüşüne

katılamadık.”

14.

Başvurucunun karar düzeltme istemi de aynı Dairenin 6/11/2013 tarihli ve

2013/1385, 2013/1220 sayılı kararı ve yine oyçokluğuyla reddedilmiştir.

15.

Karar başvurucuya 21/11/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

16.

Başvurucu 23/12/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.

B. İlgili Hukuk

17.

Anayasa’nın 125. maddesinin son fıkrası şöyledir:

“İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle

yükümlüdür.”

18.

4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun “İhtiyari müracaat” başlıklı 35.

maddesinin (a) bendi şöyledir:

“Kesin işlem yapmaya

yetkili makamlarca tesis edilen idari işlemlerin geri alınması, kaldırılması,

değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması; üst makamdan, yoksa işlemi yapmış

olan makamdan idari dava açmak için belli olan süre içinde istenebilir. Bu

müracaat işlemeye başlamış olan dava açma süresini durdurur. Altmış gün içinde

cevap verilmez ise, istek reddedilmiş sayılır. İsteğin reddi üzerine dava açma

süresi başlar ve müracaat tarihine kadar geçmiş olan süre de hesaba katılır.”

19.

Anılan Kanun’un “Dava açma süresi”

başlıklı 40. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

“Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde dava açma

süresi her çeşit işlemlerde yazılı bildirim tarihinden itibaren kanunlarda ayrı

süre gösterilmeyen hallerde altmış gündür.”

20.

Anılan Kanun’un “İptal ve tam yargı

davaları” başlıklı 42. maddesi şöyledir:

“İlgililer, haklarını

ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde

doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davaları ile birlikte

açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması

üzerine bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde

verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan

dolayı, icra tarihinden itibaren altmış gün içinde tam yargı davası

açabilirler. Bu halde de ilgililerin 35 inci madde uyarınca idareye başvurma

hakları saklıdır.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

21.

Mahkemenin 6/1/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği

düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

22.

Başvurucu; sağ gözünün doğuştan ezotropya (şaşı) olduğunu, askerlik yaptığı

sırada bu rahatsızlığı nedeniyle ameliyat geçirdiğini, silah ruhsatı almak için

yaptırdığı sağlık muayenesi sonucu düzenlenen 25/7/2012 tarihli raporda aynı

göz rahatsızlığı nedeniyle ruhsat alamadığını, idarenin geçmişte kusurlu ve

eksik muayenesi sonucunda kendisine askerlik yaptırmakla kusurlu davrandığını,

açtığı tazminat davasının süre aşımı yönünden reddedilmesinin hukuka aykırı

olduğunu, zira askerlik yapmaması gerektiğini terhis olduğu 26/2/1998 tarihinde

değil, 25/7/2012 tarihli sağlık kurulu raporu ile öğrendiğini belirterek

Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüş; kendisine askerlik hizmeti yaptırılmasından dolayı uğradığı

74.707,38 TL maddi ve 50.000 TL manevi zararının tazminine karar verilmesi

talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

23.

Başvuru formu ile eklerinin incelenmesi sonucunda mahkemeye erişim hakkı

çerçevesinde incelenmesi gereken başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olmadığı

ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de

bulunmadığı anlaşıldığından başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

24. Başvurucu,

askerliğe elverişli olmadığı hâlde idare tarafından yeterli muayene

yapılmayarak kendisine askerlik yaptırılması nedeniyle uğradığını öne sürdüğü

zararlarının tazmini istemiyle açtığı davanın süre aşımı nedeniyle

reddedildiğini belirterek mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

25.

Bakanlığın görüş yazısında mahkemeye erişimin bir unsuru olan mahkeme hakkının

mutlak bir hak olmadığı, özellikle bir davanın açılabilirliğine

ilişkin bazı sınırlamalar ve nitelik gereği bu konuda düzenleyici işlemlere

konu olabileceği, bununla birlikte bu sınırlamaların dava açmak isteyen bir

kişinin mahkemeye erişim hakkının özüne zarar verecek hâle gelmemesi gerektiği,

AYİM tarafından başvurucunun terhis tarihinden itibaren mevzuatta öngörülen süre

içinde dava açmadığı gerekçesiyle davanın süre aşımı yönünden reddedildiği

belirtilerek başvurucunun iddiaları incelenirken bu hususların dikkate alınması

gerektiği yönünde beyanda bulunulmuştur.

26.

Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti”

kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil

yargılanma hakkına sahiptir.”

27.

Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin

korunması” kenar başlıklı 40. maddesi şöyledir:

“Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen

herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkanının sağlanmasını isteme

hakkına sahiptir.

Devlet, işlemlerinde,

ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini

belirtmek zorundadır.

Kişinin, resmi görevliler tarafından vaki haksız işlemler

sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre, Devletçe tazmin

edilir. Devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücu hakkı saklıdır.”

28.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili

kısmı şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili

uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda

karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak

görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

29.

Adil yargılanma hakkının temel unsurlarından biri olan mahkemeye erişim hakkı,

bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde

karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir. (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, §

52). Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), mahkemeye etkili erişim hakkını

“hukukun üstünlüğü” ilkesinin temel unsurlarından biri olarak kabul etmekte ve

mahkemeye etkili erişim hakkının, mahkemeye başvuru konusunda tutarlı bir

sistemin var olmasını ve dava açmak isteyen kişilerin mahkemeye ulaşmada açık,

pratik ve etkili fırsatlara sahip olmasını gerektirdiğini ifade etmektedir. Bu

sebeple hukuki belirsizliklerin ya da uygulamadaki belirsizliklerin tarafların

mahkemeye erişimine zarar verdiği durumlarda bu hakkın ihlal edildiğine karar

verilmektedir (Geffre/Fransa, B. No: 51307/99, 23/1/2003, § 34).

30.

Hukuki güvenlik ile belirlilik ilkeleri, hukuk devletinin ön koşullarındandır.

Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi; hukuk

normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete

güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu

zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Belirlilik ilkesi ise yasal

düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve

kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını,

ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermeyi

ifade etmektedir (AYM., E.2013/64, K.2013/142, 28/11/2013).

31.

Mahkemeye erişim hakkı, kural olarak mutlak bir hak olmayıp sınırlandırılabilen

bir haktır. Bununla birlikte getirilecek sınırlandırmaların; hakkın özünü

zedeleyecek şekilde hakkı kısıtlamaması, meşru bir amaç izlemesi, açık ve

ölçülü olması ve başvurucu üzerinde ağır bir yük oluşturmaması gerekir (Serkan Acar, B. No: 2013/1613, 2/10/2013,

§ 38). Devletler bir davanın açılabilirliğine ilişkin

olarak takdir hakları gereği bazı sınırlamalar getirebilir ve bu davalar

niteliği gereği düzenleyici işlemlere konu olabilir. Bununla birlikte bu

sınırlamalar dava açmak isteyen bir kişinin mahkemeye erişim hakkının özüne

zarar verecek seviyeye ulaşmamalıdır (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Edificaciones March Gallego

S.A./İspanya, B. No: 28028/95, 19/2/1998, § 34; Rodríguez Valín/İspanya, B. No: 47792/99,

11/10/2001, § 22).

32.

Mahkemeye ulaşmayı aşırı derecede zorlaştıran ya da imkânsız hâle getiren

uygulamalar mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir. Bununla birlikte dava

açmak ya da kanun yollarına başvurmak için belli sürelerin öngörülmesi, bu

süreler dava açmayı imkânsız kılacak ölçüde kısa olmadıkça hukuki belirlilik

ilkesinin bir gereğidir ve mahkemeye erişim hakkına aykırılık oluşturmaz. Ne

var ki öngörülen süre koşullarının açıkça hukuka aykırı olarak yanlış

uygulanması ya da yanlış hesaplanması nedeniyle kişiler dava açma ya da kanun

yollarına başvuru hakkını kullanamamışsa mahkemeye erişim hakkının ihlal

edildiğini kabul etmek gerekir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Osu/İtalya, B. No: 36534/97, 11/7/2002, §§

36-40).

33.

Belli bir hakkın mahkemede ileri sürülebilmesi ya da hak arama hürriyeti

kapsamında bir davanın açılabilmesi için öngörülecek süreler hukuk güvenliği

ilkesi gereği olup adil yargılanma hakkının ihlali olarak değerlendirilemez.

Anılan süreler; mahkemelerin zamanın geçmesi nedeniyle güvenilirliği kalmayan,

eksik ya da ulaşılması zor kanıtlara dayanarak uzak geçmişte meydana gelmiş

olaylar hakkında karar vermelerini istemekle oluşabilecek adaletsizliklerin

önüne geçmek ve hukuk güvenliğini sağlamak gibi önemli ve meşru amaçlara hizmet

eder. Süre sınırlaması getiren bu müdahaleler, devletin takdir yetkisinde olup

ulaşılmak istenen meşru amaçla orantılı olduğu sürece ve hakkın özünü

zedelemedikçe Anayasa'da yer alan hak arama hürriyetini engellemiş sayılmaz

(Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Stubbings ve diğerleri/Birleşik Krallık, B. No: 22083/93, 22095/93, 22/10/1996, § 51).

34.

Somut olayda 1996 yılı Ağustos ayı celp dönemi

öncesinde son yoklama sırasında yapılan sağlık muayenesinin ardından başvurucu

askere alınmış, 1996-1998 yıllarında İskenderun ve İstanbul'da er olarak on

sekiz ay askerlik hizmetini yapmış, askerlik hizmeti sırasında sağ gözündeki

şaşılık nedeniyle ameliyat edilmiş, sağlığına kavuştuğu gerekçesiyle askerlik

hizmetine devam ettirilmiş ve askerlik hizmetini normal süresinde

tamamlamıştır. Başvurucunun silah ruhsatı almak maksadıyla aldığı 25/7/2012

tarihli sağlık kurulu raporunda, başvurucuya sağ

ezotropya (alternans yok) +

sağ ambliyop tanısı konularak başvurucunun

silah ruhsatı alamayacağı belirtilmiştir. Başvurucu, anılan rahatsızlığın

kendisinde doğuştan var olduğu, askerlik hizmeti sırasında anılan

rahatsızlığından dolayı ameliyat olduğu, buna rağmen kendisine askerlik

yaptırılarak zarara uğratıldığı iddiasıyla maddi, manevi tazminat istemiyle AYİM’de dava açmıştır.

35.

AYİM İkinci Dairesi; başvurucunun 1996 Ağustos celp döneminde askere

alındığını, 26/8/1996 ile 26/2/1998 tarihleri arasında İskenderun 1'inci Deniz

Er Eğitim Alay Komutanlığı ve İstanbul TCG Karayel Komutanlığında er olarak on

sekiz ay askerlik yaptığını ve terhis olduğunu, bu durumda idari işlemden

kaynaklanan tam yargı davasında 1602 sayılı Kanun’un 42. maddesi uyarınca

davacının terhis olduğu 26/2/1998 tarihinden itibaren altmış gün içinde

doğrudan tam yargı davası açılması yahut 1602 sayılı Kanun’un 35. maddesi

uyarınca ihtiyari müracaatın ardından kalan dava açma süresi içinde davanın

açılması gerekirken bu süre geçirildikten çok sonra 21/9/2012 tarihinde idari

müracaatta bulunulduktan sonra açılan davada süre aşımı olduğu sonucuna

varmıştır.

36.

Mahkemelerin usul kurallarını uygularken bir yandan davanın hakkaniyetine zarar

verecek kadar katı şekilcilikten, öte yandan kanunla öngörülmüş olan usul

şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak kadar aşırı esneklikten kaçınmaları

gereklidir (Kamil Koç, B. No: 2012/660, 7/11/2013, § 65).

37.

Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği mevzuatın yorumlanması ve

uygulanması derece mahkemelerinin görevi olmakla birlikte bu yorum ve

uygulamaların etkilerinin Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanında bulunan

hak ve yükümlülüklerle bağdaşıp bağdaşmadığının Anayasa Mahkemesince

incelenebileceği tabiidir. Mahkemeye erişim hakkı yönünden yapılacak böyle bir

inceleme, somut olayın koşulları çerçevesinde olacaktır (Emre Kartal, B. No: 2014/5020, 6/10/2015,

§ 40).

38.

İdari işlemlerin sürekli biçimde dava açılma tehdidi altında kalmasını

engellemek, kamu hizmetinin hızlı ve etkin biçimde yürütülmesini sağlamak

düşüncesi ile idari davaların açılma süresi kanunlarla düzenlenmiş; 1602 sayılı

Kanun’un 40. maddesi uyarınca dava açma süresinin işlemin yazılı bildirim

tarihinden itibaren altmış gün olduğu, 42. maddesinde bir idari işlemin icrası

nedeniyle doğan zararlardan dolayı ilgililerin icra tarihinden itibaren altmış

gün içinde Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde doğrudan doğruya tam yargı davası

açabilecekleri, bu durumda olanların Kanun’un 35. maddesi uyarınca idareye

başvuru haklarının saklı olduğu belirtilmiş; Kanun’un 35. maddesinin (a)

bendinde ise dava açma süresi içinde idareye başvuru yapılabileceği, yapılan bu

başvurunun dava açma süresini durduracağı, altmış gün içinde idare tarafından

cevap verilmez ise kalan dava açma süresi içinde davanın açılabileceği

düzenlenmiştir (Emre Kartal, §

41).

39.

Başvurucunun, 1602 sayılı Kanun’da belirtilen dava açma süresinin mahkemeye

erişim hakkını ihlal ettiği yönünde bir şikâyeti olmayıp anılan sürenin esas

itibarıyla terhis tarihinden başlatılmasının mahkemeye erişim hakkını ihlal

ettiği şikâyeti bulunmaktadır.

40.

AİHM; askerde meydana gelen ölüm olayıyla ilgili olarak açılan davanın süre

aşımı yönünden reddedilmesine ilişkin olarak kendisine yapılan başvuruda

zararın ölüm olayıyla meydana geldiğine; AYİM tarafından, bir yıllık idareye

başvuru süresinin ölümle ilgili yapılan kovuşturmanın sonucunda verilen

takipsizlik kararının ilgililere tebliğ tarihi ile değil, ölüm olayının

öğrenilmesi ile başlayacağına dair yorumunun mahkemeye erişim hakkını ihlal

etmediğine karar vermiştir (Canan Eyilmez ve diğerleri/Türkiye, B. No: 74704/11,

1/7/2014, §§ 32-34).

41.

AİHM, Rodoplu/Türkiye (B. No:

41665/02, 23/1/2007) kararında hastanede yapılan ameliyat sonrasında bir gözünü

kaybeden başvurucunun açtığı tam yargı davasının süre aşımı yönünden

reddedilmesine ilişkin olarak başvurucunun mevzuatta öngörülen süreye uymaması

için geçerli bir nedeninin olmadığını, belirlenen süreler içinde başvuru yapma

imkânına her hâlükârda sahip olduğunu belirterek başvurunun bu kısmının

mahkemeye erişim hakkını ihlal etmediğinden kabul edilemez olduğuna karar

vermiştir.

42.

AİHM, Uğur Eşim/Türkiye (B.

No:59601/09, 17/9/2013) kararında süre aşımı nedeniyle davası reddedilen

başvurucunun mahkemeye erişim hakkının engellenip engellenmediği hususunu

değerlendirmiştir. Söz konusu olayda başvurucu, askerlik hizmetini yerine

getirirken 25/9/1990 tarihinde yaşanan bir çatışmada yaralanmış, tedavi süresi

uzunca bir süre devam etmiş ve sonunda başvurucunun 1992 yılında askeriye ile

ilişiği kesilmiştir. Başvurucu sonraki yıllarda sürekli baş ağrısından ve baş

dönmesinden yakınmış, 2004 yılında başında belirlenemeyen metal bir cismin

olduğu tespit edilmiş, 2007 yılında Gülhane Askerî Tıp Akademisindeki

muayenesinde başvurucunun başında mermi olduğu anlaşılmıştır. Başvurucu

19/9/2007 tarihinde tazminat talebiyle idareye başvurmuş ancak bu talebi

reddedilmiştir. Bunun üzerine başvurucunun idare aleyhine maddi ve manevi

tazminat istemiyle açtığı davada Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, söz konusu

olayın meydana geldiği tarihten itibaren beş yıl içinde dava açılmadığı

gerekçesiyle davayı süre aşımı yönünden reddetmiştir.

43.

AİHM anılan kararında davanın temelinde yer alan konunun, beş yıllık süre

sınırını başvurucunun yaralandığı 1991 yılından itibaren hesaplayan Mahkeme

kararındaki gerekçelendirme olduğunu ifade etmiş (Eşim/Türkiye, § 23), başvurucunun 25/9/1995 tarihinde

kafatasındaki mermiden haberdar olmadığı tartışma konusu olmadığından

kendisinin beş yıl içinde tazminat davası açmasının beklenmesinin makul olarak

değerlendirilemeyeceğine, Mahkemenin nazarında şahsi yaralanmayla ilgili

tazminat davalarında dava açma hakkının, tarafların uğradığı zararı gerçekte

değerlendirebildiğinde kullanılması gerektiğine hükmetmiş (Eşim/Türkiye, § 25) ve Askeri Yüksek İdare

Mahkemesinin süre sınırı hakkındaki katı yorumunun, davanın esasının tam olarak

incelenmesine engel olması nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği

sonucuna varmıştır (Eşim/Türkiye,

§ 26).

44. Başvuruya

konu olayda sağ gözünde bulunan şaşılığın doğuştan olduğunun başvurucu

tarafından ifade edildiği, askerlik hizmeti sırasında da aynı rahatsızlık

nedeniyle başvurucunun ameliyat edildiği, bu nedenlerle terhis tarihinden çok

sonra şaşılık nedeniyle askerlik hizmeti yaptırılmasından dolayı zarara

uğranıldığının öğrenildiği savının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, silah

ruhsatı almak için yapılan başvuru üzerine verilen sağlık kurulu raporunda ise

şaşılığın askerliğe engel bir hâl olduğuna dair bir değerlendirme yapılmadığı

hususları bir arada değerlendirildiğinde askerlik hizmeti yaptırılmasından

dolayı uğranılan zararın tazmini istemiyle terhis tarihinden itibaren tam yargı

davası açılması gerekirken bu süre geçirildikten çok sonra açılan davanın süre

aşımı yönünden reddine ilişkin AYİM kararı, mahkemeye ulaşmayı aşırı derecede

zorlaştıran ya da imkânsız hâle getiren nitelikte olmadığından başvurucunun

mahkemeye erişim hakkının ihlal edilmediği anlaşılmaktadır.

45.

Yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde başvurucunun mahkemeye erişim hakkının

ihlal edilmediği sonucuna ulaşılmıştır.

46. Hicabi DURSUN ve Erdal TERCAN bu görüşe katılmamıştır.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Mahkemeye erişim hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

B. Anayasa'nın 36. maddesinde

güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişim

hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE Hicabi DURSUN ve Erdal TERCAN’ın karşıoyları ve

OYÇOKLUĞUYLA,

C. Yargılama giderlerinin

başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA OYBİRLİĞİYLE

6/1/2016

tarihinde karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

Başvurucu,

doğuştan sağ gözünün ezotropya (şaşı) olduğunu, 1996

Ağustos döneminde yapılan muayenenin arından askerliğe elverişli bulunarak askere

alındığını, 1996-1998 yılları arasında 18 aylık askerlik görevini yerine

getirdiğini, askerlik yaptığı sırada sözkonusu

rahatsızlığı nedeniyle ameliyat geçirdiğini, askerliği süresinde tamamlayarak

terhis edildiğini, daha sonra silah ruhsatı almak için yaptırdığı sağlık

muayenesi sonucu düzenlenen 25/7/2012 tarihli raporda aynı göz rahatsızlığı

nedeniyle ruhsat alamayacağının belirtildiğini, idarenin geçmişte kusurlu ve

eksik muayenesi sonucunda kendisine askerlik yaptırmakla kusurlu davrandığını,

açtığı tazminat davasının süre aşımı yönünden reddedilmesinin hukuka aykırı

olduğunu, zira askerlik yapmaması gerektiğini terhis olduğu 26/2/1998 tarihinde

değil, 25/7/2012 tarihli sağlık kurulu raporu ile öğrendiğini belirterek,

Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

Bölüm çoğunluğu, başvuruyu kabul edilebilir

bulmakla birlikte, başvurucunun gözündeki rahatsızlığın doğuştan beri mevcut

olduğu, askerliğe alınırken bu durumun yine bilindiği, askerlik esnasında da

gözündeki rahatsızlık nedeniyle ameliyat olduğu, terhisten sonra aradan uzunca

bir sürenin geçtiği, bu şekildeki rahatsızlığın sonradan askerliğe engel

olduğunun öğrenilmesinin hayatın olağan akışın uygun olmadığı, başvurucunun

silah ruhsatı almak için yaptığı başvuru üzerine düzenlen sağlık raporunda da

askerliğe elverişli olmadığına ilişkin bir ibarenin yer almadığı gerekçeleriyle

mahkemeye erişim hakkının ihlâl edilmediğine karar vermiştir.

Aşağıda belirtilen gerekçelerle Bölüm

çoğunluğunun görüşüne katılmadık:

Anayasa’nın “Hak

arama hürriyeti”ni

düzenleyen 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil

yargılanma hakkına sahiptir.”

Anayasa’nın 40. maddesinin birinci ve ikinci

fıkralarına göre de:

“Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen

herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkanının sağlanmasını isteme

hakkına sahiptir.

Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları

ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır.”

AİHS m.6’da düzenlenen adil yargılanma

hakkının en temel unsurlarından biri olan mahkemeye erişim hakkı, bir

uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde

karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir. (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, §

52). AİHM, mahkemeye etkili erişim hakkını “hukukun

üstünlüğü” ilkesinin temel unsurlarından biri olarak kabul etmekte

ve mahkemeye etkili erişim hakkının, mahkemeye başvuru konusunda tutarlı bir

sistemin var olmasını ve dava açmak isteyen kişilerin mahkemeye ulaşmada açık,

pratik ve etkili fırsatlara sahip olmasını gerektirdiğini ifade etmektedir. Bu

sebeple hukuki belirsizliklerin ya da uygulamadaki belirsizliklerin tarafların

mahkemeye erişimine zarar verdiği durumlarda bu hakkın ihlâl edildiğine karar

verilmektedir (Geffre/Fransa, B. No: 51307/99, 23/1/2003, §

34).

Mahkemeye erişim hakkı, kural olarak mutlak

bir hak olmayıp, sınırlandırılabilen bir haktır. Bununla birlikte getirilecek

sınırlandırmaların, hakkın özünü zedeleyecek şekilde kısıtlamaması, meşru bir

amaç izlemesi, açık ve ölçülü olması ve başvurucu üzerinde ağır bir yük

oluşturmaması gerekir (Serkan Acar,

B. No: 2013/1613, 2/10/2013, § 38). Devletler bir dava hakkına ilişkin olarak

takdir hakları gereği bazı sınırlamalar getirebilir ve bu davalar niteliği

gereği düzenleyici işlemlere konu olabilir. Bununla birlikte, bu sınırlamalar

dava açmak isteyen bir kişinin mahkemeye erişim hakkının özüne zarar verecek

seviyeye ulaşmamalıdır.

Mahkemelerin usul kurallarını uygularken bir

yandan davanın hakkaniyetine halel getirecek kadar katı şekilcilikten, öte

yandan, kanunla öngörülmüş olan usul şartlarının ortadan kalkmasına neden

olacak kadar aşırı bir esneklikten kaçınmaları gereklidir (Kamil Koç, B. No: 2012/660, 7/11/2013, § 65).

Mahkemeye ulaşmayı aşırı derecede zorlaştıran

ya da imkânsız hale getiren uygulamalar mahkemeye erişim hakkını ihlal

edebilir. Bununla birlikte dava açma ya da kanun yollarına başvuru için belli

sürelerin öngörülmesi, bu süreler dava açmayı imkânsız kılacak ölçüde kısa

olmadıkça hukuki belirlilik ilkesinin bir gereğidir ve mahkemeye erişim hakkına

aykırılık oluşturmaz. Ancak öngörülen sürelerin, açıkça hukuka aykırı olarak

yanlış uygulanması veya hesaplanması nedeniyle kişiler dava açma ya da kanun

yollarına başvuru hakkını kullanamamışsa mahkemeye erişim hakkının ihlal

edildiğini kabul etmek gerekir Hukuk devletinin bir gereği de hukuki güvenlik

ve belirliliktir. Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki

güvenlik ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem

ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde

bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.

Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden

herhangi bir tereddüde yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve

uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı

koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir (AYM., E.2013/64, K.2013/142, K.T.

28/11/2013).

Belli bir hakkın mahkemede ileri sürülebilmesi

ya da hak arama hürriyeti kapsamında bir davanın açılabilmesi için öngörülecek

süreler hukuk güvenliği ilkesi gereği olup, adil yargılanma hakkının ihlali

olarak değerlendirilemez. Süre sınırlaması getiren bu düzenlemeler, devletin takdir

yetkisi içinde olup, ulaşılmak istenen meşru amaçla orantılı oldukça ve hakkın

özünü zedelemedikçe Anayasa'da yer alan hak arama hürriyetini engellemiş

sayılmazlar (B. No: 22083/93, 22095/93; 22/10/1996, § 51).

Somut olayda, AYİM İkinci Dairesi, başvurucunun

1996 Ağustos celp döneminde askere alındığını, 26/8/1996-26/2/1998 tarihleri

arasında 18 ay er olarak askerliğini yaptığını ve terhis olduğunu, bu durumda

idari işlemden kaynaklanan tam yargı davasında 1602 sayılı Kanun’un 42. maddesi

uyarınca davacının terhis olduğu 26/2/1998 tarihinden itibaren altmış gün

içinde doğrudan tam yargı davası açması yahut söz konusu Kanun’un 35. maddesi

uyarınca ihtiyari müracaatın ardından kalan dava açma süresi içinde davasının

açılması gerekirken, bu süre geçirildikten çok sonra 21/9/2012 tarihinde idari

müracaatta bulunduktan sonra dava açtığını, açılan bu davada da süre aşımı

bulunduğu sonucuna varmıştır.

Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği

gereği mevzuatın yorumlanması ve uygulanması derece mahkemelerinin görevi

olmakla birlikte bu yorum ve uygulamaların etkilerinin Anayasa ve Sözleşme’nin

ortak koruma alanında bulunan hak ve yükümlülüklerle bağdaşıp bağdaşmadığının

Anayasa Mahkemesince incelenebileceği tabiidir. Somut olayın özellikleri

dikkate alınarak Mahkemeye erişim hakkı yönünden böyle bir inceleme

yapılmalıdır (Emre Kartal, B. No:

2014/5020, 6/10/2015, § 40).

Başvurucu, 1602 sayılı Kanun’da belirtilen

altmış günlük dava açma süresinin mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiği yönünde

bir şikâyette bulunmayıp, daha çok anılan sürenin başlangıç tarihinin esas

itibarıyla terhis tarihinden itibaren başlatılmasından şikayet etmekte; sürenin

bu tarihten değil, hakkında düzenlenen sağlık raporunun kesinleşme tarihinin

esas alınarak o tarihten itibaren başlatılması gerektiğini belirterek, AYİM

tarafından yapılan yorumla terhis tarihinden itibaren sürenin başlatılmasının

mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğini ileri sürmektedir.

Somut olayda, başvurucu askere alınırken

muayene edilmiş, askerliğe elverişli bulunarak askere alınmış, askerlik

esnasında da gözündeki rahatsızlık nedeniyle ameliyat edilmiş, yine askerliğe

engel bir durum tespit edilmeyerek askerliğini süresinde tamamlamıştır. Bu

süreç içerisinde başvurucunun, gözündeki rahatsızlık nedeniyle askerliğe

elverişli olmadığına ilişkin şüphelenmesini ve o nedenle askerliğe elverişli

olmadığını ileri sürmesini gerektirecek bir veri bulunmamaktadır. Tam tersine,

askere alınırken muayene edilmiş, askerliğe elverişli bulunmuş, askerlik

esnasında gözünden ameliyat da olmuş yine askerliğe engel bir hal tespit

edilmemiştir. Bu durum da başvurucunun kendisinin askerliğe elverişli olduğunu

düşünmesi ve elverişli olmadığı iddiasında bulunmaması ve bu duruma bağlı

olarak herhangi bir tazminat talebinde bulunmaması hayatın olağan akışına uygun

görünmektedir.

Başvurucu, kendisinin askerliğe elverişli

olmadığını ilk kez, 25/7/2012 tarihli raporla öğrenmiştir. Bu yeni bilgiye

dayanarak, başvurucu bu kez, baştan beri askerliğe elverişli olmadığını,

idarece askere alınırken usulüne uygun muayene edilse idi, askerliğe elverişli

olmadığının daha o zaman anlaşılabileceğini, o nedenle gerekmediği halde

kendisine askerlik yaptırıldığını, bunu da 25/7/2012 tarihli raporla

öğrendiğini ileri sürmektedir. Burada başvurucu açısından zarara neden olan

işlem, gerekmediği halde askere alınması ve askerlik yaptırılmasıdır. Olayda

sağlık durumu nedeniyle bir erken terhis işlemi de bulunmadığından, gözündeki

rahatsızlık nedeniyle askere elverişli olmadığı halde askerlik hizmetine tabi

tutulmasının mümkün olmadığını başvurucu ilk kez söz konusu sağlık raporu ile

öğrenmiştir. O nedenle, başvurucunun elverişli olmadığı halde askere alınması

işlemi nedeniyle zarara uğradığını öğrendiği ve değerlendirebildiği tarih,

rapor tarihidir. Burada, başvurucunun gözündeki rahatsızlığın doğuştan olması

ve askere alınırken ve keza terhis olurken bunu biliyor olmasının bir etkisi

bulunmamaktadır.

Nitekim AİHM kararına konu olmuş benzer bir

olayda, başvurucu, askerlik hizmetini yerine getirirken 25/9/1990 tarihinde

yaşanan bir çatışmada yaralanmış, tedavisi bir süre devam etmiş ve 1992 yılında

askerlikle ilişiği kesilmiştir. Başvurucu sonraki yıllarda sürekli baş ağrısı

ve baş dönmesi şikayetiyle hastaneye başvurmuş, 2004 yılında başında

belirlenemeyen metal bir cismin olduğu tespit edilmiş, 2007 yılında Gülhane

Askeri Tıp Akademisindeki muayenesinde başvurucunun başında mermi olduğu

anlaşılmıştır. Başvurucu 19/9/2007 tarihinde tazminat talebiyle idareye

başvurmuş ancak bu talebi reddedilmiştir. Bunun üzerine başvurucunun idare

aleyhine maddi ve manevi tazminat istemiyle açtığı davada AYİM söz konusu olayın

meydana geldiği tarihten itibaren beş yıl içerisinde dava açılmadığı

gerekçesiyle davayı süre aşımı yönünden reddetmiştir. (Eşim/Türkiye, B. No:59601/09, 17/9/2013).

Bunun üzerine AİHM başvurulmuştur. AİHM konuya ilişkin kararında, davanın

temelinde yer alan konunun aslen, beş yıllık süre sınırını, başvurucunun

yaralandığı 1991 yılından itibaren hesaplayan mahkeme kararındaki

gerekçelendirme olduğunu ifade etmiş, başvurucunun 25/9/1995 tarihinde

kafatasındaki mermiden haberdar olmadığı tartışma konusu olmadığından,

kendisinin beş yıl içerisinde tazminat davası açmasının beklenmesinin makul

olarak değerlendirilemeyeceğini, Mahkemenin nazarında, şahsî yaralanmayla

ilgili tazminat davalarında dava açma hakkının, tarafların uğradığı zararı

gerçekte değerlendirebildiğinde kullanılması gerektiğini kabul etmiş (Eşim/Türkiye, § 25) ve AYİM’nin

süre sınırı hakkındaki katı yorumunun, davanın esasının tam olarak

incelenmesine engel olması nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği

sonucuna varmıştır (Eşim/Türkiye,

§ 26).

Buna göre, başvurucunun askerliğe elverişli

olduğu gerekçesiyle askerlik hizmetine alınması, askerlik hizmeti sırasında

yapılan ameliyat sonrasında askerliğe devam etmesinde sakınca bulunmaması ve

askerliğinin devam ettirilip normal terhis tarihinde terhis edilmesi sürecinde,

başvurucunun askerliğe elverişli olmadığı halde askerlik hizmetine alınmaması

gerektiğine yönelik herhangi bir veri bulunmadığından, başvurucunun terhis

tarihi itibarıyla bir zarara uğramış olduğunu ve zararın hangi sebep veya

sebeplerden kaynaklandığını değerlendirmesi mümkün değildir.

Ayrıca, silah ruhsatı alınıp alınmayacağına

ilişkin olarak düzenlenen sağlık raporunda, başvurucunun askerliğe elverişli

olup olmadığına ilişkin bir ibarenin yer alması da beklenemez. Zira, sağlık

raporunun asıl açılığa kavuşturmak istediği husus, başvuru sahibinin silah

bulundurma (ve taşıma) yeteneğine sahip olup olmadığı hususudur. Bunun dışında,

ayrıca askerliğini yapmış bir kimsenin askerliğe elverişli olup olmadığına

ilişkin bir inceleme ve buna ilişkin bir ibarenin de raporda bulunmasını

beklemek uygun değildir.

Başvurucunun uğradığını ileri sürdüğü zararı

öğrendiği veya öğrenmesi gerektiği tarih hakkında bir araştırma yapılmaksızın,

uğranıldığı ileri sürülen zararın, öğrenilmesine imkân tanımayan normal terhis

tarihini dava açma süresinin başlangıcı olarak değerlendirip, bu tarihten çok

sonra açıldığı gerekçesiyle davanın süre aşımı yönünden reddine yönelik AYİM

kararı, başvurucu açısından, mahkemeye erişim hakkını ihlâl edici niteliktedir.

Yukarıda belirtilen nedenlerle, AYİM İkinci

Dairesinin 22/5/2013 tarih ve E.2013/629, K.2013/623 sayılı kararının,

başvurucu açısından, mahkemeye erişim hakkını ihlâl edici nitelikte olduğu

kanaatinde olduğumuzdan, Bölüm çoğunluğunun aksi yöndeki görüşüne katılmamız

mümkün olmamıştır.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Hicabi

DURSUN

Erdal TERCAN

Hasan Tahsin GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Raportör

:

Bahadır YALÇINÖZ

Başvurucu

:

Hulisi

BALCI

Üye

Hicabi DURSUN

Üye

Erdal

TERCAN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/9479, 6 Ocak 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. A. Mahkemeye erişim hakkının
  12. B. Anayasa'nın 36. maddesinde
  13. C. Yargılama giderlerinin
  14. Karşıoy Gerekçesi
  15. Dursun
  16. Balcı
  17. Tercan
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/9479
Tarih
6 Ocak 2016

İlgili Kararlar

  • Çetin Öztorun Başvurusu (B. No: 2013/8822)
  • Bahaa Joughel Başvurusu (B. No: 2013/7643)
  • AYM Bireysel Başvuru B. No: 2014/271
  • Makbule Talay Başvurusu (B. No: 2013/8592)
  • Çağ Ağaç Sanayi Ticaret ve Nakliye Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2013/6825)
  • Bülent Kurt Başvurusu (B. No: 2013/7408)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.