İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Hüseyin Şenel Başvurusu (B. No: 2016/1616)

1. Başvuru, ceza infaz kurumundan hastaneye nakil ve

Başvuru No2016/1616Tarih15 Eylül 2020Okuma15 dk · 3.052 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Hüseyin Şenel Başvurusu

Karar tarihi
15 Eylül 2020
Başvuru Numarası
2016/1616
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.052 kelime·15 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, ceza infaz kurumundan hastaneye nakil ve

hastanede bekleme sürecinde kelepçe kullanılması nedeniyle kötü muamele

yasağının ihlal edildiğine ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 20/1/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. 1972 doğumlu olan başvurucu, olay tarihinde Sungurlu

A3 Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda (İnfaz Kurumu) konut

dokunulmazlığını ihlal etme, kilitlenmek suretiyle muhafaza altına alınan eşya

hakkında hırsızlık ve mala zarar verme suçlarından hükümlü olarak

tutulmaktadır.

9. Başvurucu, hastalığı nedeniyle 12/11/2015 tarihinde

tedavi edilmek üzere diğer hükümlü ve tutuklularla birlikte İnfaz Kurumundan

Sungurlu Devlet Hastanesine (Hastane) nakledilmiş, nakil ve Hastanede gözlem

odasında bekleme sürecinde kelepçe kullanılarak başvurucunun hareketleri

kısıtlanmıştır.

10. Başvurucu doğuştan beri bedensel engelli olmasına

rağmen gerekmediği hâlde kelepçe kullanıldığını ileri sürerek kolluk

görevlileri hakkında Sungurlu Cumhuriyet Başsavcılığına (Savcılık) şikâyette

bulunmuştur.

11. Başvurucunun %40 çalışma gücü kaybı bulunduğuna

ilişkin 23/5/2006 tarihli Ondokuz Mayıs Üniversitesi Sağlık Uygulama ve

Araştırma Merkezi tarafından düzenlenmiş sağlık raporu bulunmaktadır. Raporda, başvurucunun

omuz hipoestezinin (duyu azalması) mevcut olduğu 3/5 omuz abdüksiyonu

(uzaklaştırma /dışa çekim), kolunda ve omzunda atrofi (küçülme)

bulunduğu belirtilmiştir.

12. Başvurucunun anlatımına göre nakil aracına binerken

sağ kolunda engel olduğunu belirterek kelepçe takılmamasını talep etmiş ancak

kolluk görevlilerince talebi kabul edilmemiştir. Ayrıca iddiaya göre Hastanede

tedavi işlemleri devam ederken gözlem odasında yaklaşık üç saat kelepçeli hâlde

bekletilmiştir.

13. Savcılıkça nakilde bulunan ve kelepçe kullanan iki

kolluk görevlisinin kimlikleri tespit edilerek savunmaları alınmıştır. Şüpheli

kolluk görevlileri üzerilerine atılı suçlamayı kabul etmemişlerdir.

14. Şüpheli Ö.C.nin savunmasının ilgili kısmı şöyledir:

"Gözlem odası güvenli bir yer

olmadığı için kelepçeleri de çözmedik. Gözlem odası hastanenin alt katında yer

almaktadır. Buranın sistemi de çok güvenli değildir. Bundan dolayı gerekli

güvenlik önlemlerini aldık. Şahısları sırayla ilgili birimlere götürerek tedavi

ettirdik. Bu sırada gözlem odasında bekleyen şahısların başında [M.T.] ve [A.İ.] kaldı. Biz de

şahısları ilgili birimlerde tedavi olurken takip ettik. En son tedavi bittikten

sonra şahısları ring aracına bindireceğimiz sırada Hüseyin Şenel isimli kişi

sizi savcılığa şikayet edeceğim benim kolumu ağrıttınız diye serzenişte

bulundu. Bende istediği yere [şikâyet] edebileceğini söyledim. ... Şahıs

bize gözlem odasındayken rahatsız olduğuna dair herhangi bir şey söylemedi.

Ceza evine gittikten sonra bize raporunun olduğunu, kolunun sakat olduğunu

söylemeye başladı. Biz gerekli güvenlik önlemlerini aldık. Kimseyi mağdur etme

gibi bir düşüncemiz yoktur."

15. Şüpheli M.T.nin savunmasının ilgili kısmı şöyledir:

"Olay günü hastaneye götürülmesi

için bize Hüseyin Şenel ve onunla birlikte iki kişi daha teslim edildi. Bunları

teslim aldıktan sonra güvenli bir şekilde hastaneye götürdük. Bize teslim

ederken de kolunun sakat olduğuna dair veya herhangi bir şey olduğuna dair bize

sözlü ya da yazılı uyarı yapılmadı. Biz şahsı alarak hastaneye götürdük.

Hastane de şahısları gözlem odası olarak adlandırılan yere koyduk. Buradan da

sırasıyla tedavi için ilgili birimlere gönderdik. Yine gözlem odası denen yerde

bir er ve ben kaldım. Yine burada hükümlüleri kaçmalarına engel olmak amacıyla

kelepçeledim. Söz konusu yer nezarethane olmadığı için sürekli olarak kelepçeli

tuttum. Zaten söz konusu yer nezarethane olmadığı için alelade oluşturulmuş bir

gözlem odası olduğu için şahsın kaçmasına yahut herhangi bir tedbirsizlik

olmasını önlemek amacıyla hem şahsı kelepçeli tuttum hem de ben ve bir er'imi

hazır vaziyette beklettim.... Daha sonra bu kişi bana tuvalete gitmek

istediğini söyledi, bana tedavi de olmayacağını söyledi. İdrar tahlili de

vermeyeceğini söyledi. Ben kendisine kesinlikle kötü davranmadım. Ben

tuvaletten getirirken kelepçemi açın dedi. Bende söz konusu yerin çok güvenli

olmadığını söyleyerek kelepçesini açamayacağımı söyledim. Nitekim gerekli

güvenlik önlemlerini almak zorundayım. Kaldı ki onunla birlikte götürdüğümüz

diğer kişilere de aynı işlemleri yaptık. Zaten söz konusu yer yeteri kadar

güvenlik önleminin bulunmadığı hastanedir. Kaçması halinde ben sıkıntıya

gireceğim için gerekli güvenlik önlemlerini aldım. Bu kişiyle benim herhangi

bir şahsi problemim yoktur."

16. Savcılık tarafından nakil sırasında bulunan diğer

kolluk görevlileri tanık olarak dinlenilmiştir. Tanıklar E.U., O.A., R.K. ve

A.İ. benzer ifadelerinde, hasta olan hükümlü ve tutukluları hastaneye

götürürken ve hastanedeki gözlem odasında bekleme esnasında kelepçe

kullandıklarını, gözlem odalarının güvenli olmadığını, penceresi bulunduğu için

hükümlü veya tutukluların buradan kaçma ihtimallerinin olduğunu, kemerlerinin

demir kısımlarıyla kapıyı açabileceklerini beyan etmişlerdir. Tanıklardan A.İ.

ayrıca başvurucu elinin ağrıdığını dile getirdiği için Hastanede kelepçesinin

açılarak diğer eline ve başka hükümlüye bağlandığını, sonrasında başvurucunun

başka talebinin olmadığını belirtmiştir.

17. Hastane kamera kayıtları temin edilerek bilirkişi

vasıtasıyla gözlem odasını gösterir görüntüler Savcılıkça incelemiştir.

Bilirkişinin 14/12/2015 tarihli raporuna göre kolluk görevlileri hükümlüleri

kelepçeli hâlde gözlem odasına getirmiş, gözlem odasına girdikten sonra bir

hükümlüyü kelepçeli olarak odadan çıkarmıştır.

18. Savcılık tarafından yapılan soruşturma sonucunda

17/12/2015 tarihinde kolluk görevlileri hakkında kovuşturma yapılmasına yer

olmadığına karar verilmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

"... olayımızda da müştekinin

hastane işlemleri sırasında firarı önleyici nitelikte gerekli tedbirlerin

alındığı, yine müştekinin hastanedeki işlemleri sırasında bulundurulduğu yerin

gözlem odası olduğu, bundan dolayı da jandarma görevlileri olan şüphelilerin

kişinin kaçmasını önleyecek nitelikte ve yeterlilikte güvenlik önlemlerini

aldıkları, bundan dolayı şüphelilerin üzerilerine atılı suçu işlediklerine dair

haklarında kamu davası açılmasını gerektirecek yeterlilikte şüphe elde

edilemediği anlaşıldığından şüpheliler hakkında ayrı ayrı kamu adına

kovuşturmaya yer olmadığına... "

19. Başvurucunun Savcılık kararına yaptığı itiraz,

Sungurlu Sulh Ceza Hâkimliğinin 24/12/2015 tarihli kararıyla reddedilmiş,

anılan karar başvurucuya 25/12/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir.

20. Başvurucu 20/1/2016 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

21. Başvurucu 5/12/2018 tarihinde ek beyan dilekçesi

ibraz ederek olay nedeniyle kolunda ağrı olduğunu iddia etmiş ve Bafra Devlet

Hastanesi tarafından 22/9/2016 tarihinde düzenlenen sağlık raporunu sunmuştur.

Sağlık raporunda başvurucunun sağ kolunda kronik brakial (kolla ilgili) pleksus

(sinir ve damarların oluşturduğu ağ) yaralanmasının açık, ağrılı, 90 derece

supinasyon (dışa çevirme) kısıtlılığı olduğu tespit edilmiş, park ve bahçe

işlerinde çalışamayacağına ilişkin görüş bildirilmiştir.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Ulusal Hukuk

22. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun

"Muhafızın görevini kötüye kullanması" kenar başlıklı 295.

maddesi şöyledir:

“(1) Gözaltına alınan, tutuklu veya

hükümlünün muhafaza veya nakli ile görevli kişilerin, görevlerinin gereklerine

aykırı hareket etmeleri halinde, görevi kötüye kullanma suçuna ilişkin hükümler

uygulanır.

(2) Muhafaza veya nakli ile görevli

olan kimse, görevinin gereklerine aykırı olarak gözaltına alınan, tutuklu veya

hükümlünün bulunduğu yerden geçici bir süreyle uzaklaşmasına izin verirse; altı

aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(3) Gözaltına alınan, tutuklu veya

hükümlünün bu fırsattan yararlanarak kaçması halinde, kaçmaya kasten imkan

sağlama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.”

23. 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik

Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un "Zorlayıcı tedbirlerin

kullanılması" kenar başlıklı 50. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

"Hiçbir hâlde zincir ve demire

vurmak tedbir olarak uygulanmaz. Kelepçe ve bedensel hareketleri kısıtlayıcı

araçlar;

a) Yetkili makamın önüne getirildiğinde

çıkarılmak kaydıyla, sevk ve nakil sırasında kaçmayı önlemek için,

b) Hekimin talimat ve gözetiminde olmak

üzere tıbbî nedenlerle,

c) Diğer kontrol usûllerinin

yetersizliği hâlinde hükümlünün kendisine veya başkalarına zarar vermesine veya

eşyayı tahrip etmesine engel olmak için kurum en üst amirinin emriyle,

Kullanılabilir."

24. 5275 sayılı Kanun'un "Nakillerde alınacak

tedbirler" başlıklı 58. maddesi şöyledir:

"(1) Hükümlülerin kuruma veya başka

bir yere götürülüp getirilmesi sırasında, halkla bir araya gelmelerine ve

başkaları tarafından görülmelerine engel olacak tedbirler alınır.

(2) Hükümlü, havalandırma ve ışık

durumu yetersiz araçlarla, eziyet verici veya onur kırıcı şekilde nakledilemez.

Nakil sırasında alınacak tedbirler, hükümlünün firarını önleyici ve yukarıdaki

fıkrada yazılı engelleri gerçekleştirici sınırları aşamaz, birbirleriyle ve

görevlilerle herhangi bir tartışmaya girmelerini engelleyici boyutları

geçemez."

25. 17/12/1983 tarihli ve 18254 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanan Jandarma Teşkilatı Görev ve Yetkileri Yönetmeliği'nin 45. maddesinin

(f) bendi şöyledir:

"Ceza infaz kurumlarının ve tutukevlerinin

dış korumalarını sağlayıcı önlemleri alır. Tutuklu ve hükümlülerin sevk ve

nakilleriyle muhafazalarını sağlar."

B. Uluslararası

Hukuk

26. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre

kısıtlama yöntemlerinden biri olan kelepçeleme, yasal yakalama ya da tutuklama

ile bağlantılı olarak uygulandığında ve koşulların makul olarak

gerektirdiğinden daha fazla güç kullanma ya da kamuya teşhir içermediğinde

genellikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 3. maddesinde

düzenlenen işkence yasağı kapsamında bir sorun teşkil etmez (Raninen/Finlandiya,

B. No: 20972/92, 16/12/1997, § 56; Öcalan/Türkiye [BD], B. No: 46221/99,

§ 182; Gorodnitchev/Rusya, B. No: 52058/99, 24/5/2007, §§ 101, 102, 105,

108; Mirosław Garlicki/Polonya, B. No: 36921/07, 14/6/2011, §§

73-75).

27. AİHM tutukluların nakledilmesi sırasında kelepçe

kullanımını incelediği Raninen/Finlandiya (B. No: 20972/92, 16/12/1997,

§§ 52-59) kararında, başvurucunun kelepçeli bir şekilde nakledilmesi onun

tutumundan kaynaklanan gerekli bir tedbir olmasa hatta haksız bir tutma

nedeniyle uygulansa da başvurucunun olaydan birkaç ay sonra alınan sağlık raporlarında

belirtilen ruhsal durumu ile ilgili olumsuz gelişmeler ile kelepçeleme olayı

arasında illiyet bağı kuramadığını belirterek yapılan bu muamelenin

başvurucunun ruhsal durumu üzerindeki olumsuz etkisine ikna olmadığını

açıklamış; olayda Sözleşme'nin 3. maddesi için aranan asgari eşik seviyesinin

aşılmadığını değerlendirmiştir.

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

28. Mahkemenin 15/9/2020 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

29. Başvurucu; tedavi amacıyla Hastaneye götürülürken ve

Hastanede beklerken kaçma şüphesi olmamasına rağmen yaklaşık üç saat kelepçeli

bekletildiğini, sağ kolunda engel olduğunu söylemesine rağmen kelepçe

kullanılması nedeniyle kolunda ağrı ve his kaybı oluştuğunu belirterek anayasal

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

30. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki tavsifi ile bağlı olmayıp, olay ve olguların hukuki

nitelendirmesini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Somut olayda başvurucunun kelepçe kullanılması nedeniyle ihlal iddiaları

özü itibarıyla kötü muamele yasağı çerçevesinde değerlendirilmiştir.

31. Anayasa’nın “Kişinin dokunulmazlığı, maddî ve

manevî varlığı" kenar başlıklı 17. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

''Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz;

kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi

tutulamaz."

32. Devletin bireyin maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına saygı gösterme yükümlülüğü, öncelikle kamu otoritelerinin bu

hakka müdahale etmemelerini yani anılan maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen

şekillerde kişilerin fiziksel ve ruhsal zarar görmelerine neden olmamalarını

gerektirir. Bu, devletin bireyin vücut ve ruh bütünlüğüne saygı gösterme yükümlülüğünden

kaynaklanan negatif ödevidir (Cezmi Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293,

17/7/2014, § 81).

33. Diğer taraftan Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrası ve Sözleşme’nin 3. maddesi herhangi bir sınırlama öngörmemekte;

işkence, insanlık dışı ve onur kırıcı muamele ve cezaların yasaklanmasının

mutlak mahiyetini belirtmektedir. Kötü muamele yasağının mutlak mahiyeti

Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında belirtilen savaş veya ulusun varlığını

tehdit eden başka bir genel tehlike hâlinde dahi istisna öngörmemiştir. Aynı

şekilde Sözleşme’nin 15. maddesi benzer bir düzenleme ile kötü muamele yasağına

ilişkin herhangi bir istisna öngörmemiştir (Turan Günana, B. No:

2013/3550, 19/11/2014, § 33).

34. Tutulma koşulları, tutulanlara yapılan uygulamalar,

ayrımcı davranışlar, devlet görevlileri tarafından sarf edilen hakaretamiz

ifadeler, kişiye normal olmayan bazı şeyleri yedirme, içirme gibi muameleler

kötü muamele olarak ortaya çıkabilir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 90).

Mahpuslar, Anayasa’nın 19. maddesi kapsamında hukuka uygun olarak kişi

özgürlüğü ve güvenliği hakkından mahrum bırakılabilirken (İbrahim Uysal,

B. No: 2014/1711, 23/7/2014, §§ 29-33) genel olarak Anayasa ve Sözleşme’nin

ortak alanı kapsamında kalan diğer temel hak ve hürriyetlere sahiptir. Bununla

birlikte ceza infaz kurumunda tutulmanın kaçınılmaz sonucu olarak suçun

önlenmesi ve disiplinin sağlanması gibi ceza infaz kurumunda güvenliğin

sağlanmasına yönelik kabul edilebilir, makul gerekliliklerin olması durumunda

sahip olunan haklar sınırlanabilir (Turan Günana, § 35).

35. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasındaki "Kimseye

işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya

veya muameleye tabi tutulamaz." şeklindeki kural mahpuslara yönelik

uygulamalar için de geçerlidir. Bu husus, 5275 sayılı Kanun'un "İnfazda

temel ilke" kenar başlıklı 2. maddesinin (2) numaralı fıkrasında "Ceza

ve güvenlik tedbirlerinin infazında zalimane, insanlık dışı, aşağılayıcı ve

onur kırıcı davranışlarda bulunulamaz." ve yine aynı Kanun'un 6.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde "Hürriyeti bağlayıcı

cezanın zorunlu kıldığı hürriyetten yoksunluk, insan onuruna saygının

korunmasını sağlayan maddî ve manevî koşullar altında çektirilir."

şeklinde düzenleme ile açıkça vurgulanmıştır. Dolayısıyla verilen bir

mahkûmiyet veya tutuklama kararının infazında mahkûmlar veya tutuklular için

sağlanacak şartlar insan onuruna saygıyı koruyacak nitelikte olmalıdır (Turan

Günana, § 36).

36. Ceza infaz kurumlarında kötü muamele olarak kabul

edilecek hususlar farklı şekillerde tezahür edebilir. Bunlar ceza infaz kurumu

idaresi ve görevlilerinin kasıtlı davranışlarından kaynaklanabileceği gibi

yönetimsel hatalar veya yetersiz kaynaklar sebebiyle de ortaya çıkabilir. Bu

nedenle mahpuslar için bir ceza infaz kurumundaki yaşam tüm yönleriyle

değerlendirilmelidir. Ceza infaz kurumlarındaki yaşam, mahpuslara sunulan

aktivitelerin genişliğinden mahpuslar ve ceza infaz görevlileri arasındaki

ilişkilerin genel durumuna kadar geniş bir alanda değerlendirilmelidir (Turan

Günana, § 37). Anayasa’nın 17. maddesi, ceza infaz kurumunda tutulan bir

mahpusun içinde bulunduğu şartların insan onuruna yakışır bir şekilde olmasını

da koruma altına almaktadır. İnfazın yöntemi ve infaz sürecindeki davranışların

mahpusları özgürlükten mahrum kalmanın doğal sonucu olan kaçınılmaz elem

seviyesinden daha fazla sıkıntılı veya eziyetli bir duruma sokmaması gerekir (Turan

Günana, § 39).

37. Yukarıda ifade edilen tüm hususların yanında ilave

olarak bir muamelenin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının kapsamına

girebilmesi için asgari bir ağırlık derecesine ulaşmış olmasının gerektiğini

ifade etmek gerekir.Her olayda asgari eşiğin aşılıp aşılmadığı somut olayın

özellikleri dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Bu bağlamda muamelenin

süresi, fiziksel ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık

durumu gibi faktörler önem taşımaktadır (Tahir Canan, § 23).

38. Tutuklu veya hükümlülerin ceza infaz kurumu dışında

bulundukları süre boyunca kaçmalarının önlenmesi, kendilerine veya başkalarına

zarar verme tehlikesinin bertaraf edilmesi amacıyla kolluk görevlileri

tarafından kelepçe gibi bedensel hareketleri kısıtlayıcı araçların kullanılması

kural olarak Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası yönünden sorun oluşturmamaktadır

(Ö.U., B. No: 2016/62587, 23/6/2020, § 32).

39. Elbette bu araçların kullanımında kamu makamlarının

takdir yetkisini, alınan tedbirin amacını aşacak boyutta keyfî kullanmaları

kötü muamele kapsamında kalabilmektedir. Bu durumda öncelikle değerlendirilmesi

gereken husus, alınan tedbirin makul seviyede sayılıp sayılmayacağı ve

sonuçları bakımından hakkında tedbir uygulanan kişideki fiziksel ve ruhsal

etkilerinin kötü muamele sayılması için aranan eşiği aşıp aşmadığıdır (Ö.U.,

§ 33).

40. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi kelepçe kullanımına

bağlı olarak meydana gelen yaralanmayı kötü muamele yasağı kapsamında

incelediği Süleyman Savat (B. No: 2015/18154, 4/7/2019) başvurusunda;

başvurucunun kaçma tehlikesinin bulunduğunu, baş parmağındaki 3-4 cm'lik

yaranın kolluğun kasıtlı bir davranışı neticesinde oluştuğunun ortaya

konulmadığını ve üçüncü kişilerin görmesini sağlamak kastıyla teşhir edildiği

iddiasının olmadığını değerlendirerek kötü muamele yasağı bakımından aranan

asgari eşiğin aşılmadığı sonucuna ulaşmıştır.

41. Somut olayda başvurucu bedensel mazereti olmasına

karşın kelepçe kullanılmasından dolayı şikâyetçidir. Savcılık tarafından olayla

ilgili şüpheli kolluk görevlilerinin kimlikleri tespit edilerek savunmaları

alınmış, tanık dinlenilmiş, kamera görüntüleri incelenmiş ve tüm deliller

değerlendirilerek kelepçe kullanılmasının yasal olarak mümkün olduğu ve kolluk

görevlilerine atfedilebilecek kusur bulunmadığı sonucuna ulaşılarak görevliler

hakkında ceza davası açılmamasına karar verilmiştir.

42. Başvurucunun da aralarında bulunduğu bir kısım

hükümlünün kolluk görevlilerince Hastaneye götürülürken ve Hastanede

bulundukları süre boyunca kelepçeli oldukları hususunda tereddüt

bulunmamaktadır. Ceza infaz kurumunda tutulan kişilerin hastaneye nakilleri

veya hastanede bulundukları sürede kelepçe kullanılması tedbirine

başvurulmasının tek başına kötü muamele oluşturması düşünülemez. Bu bağlamda

yukarıda (bkz. § 38) yer verilen ilkeden ayrılmayı gerektiren bir husus

bulunmamaktadır. Ancak bu tedbirin gerekli olmadığı hâlde veya kelepçe

kullanılan kişinin fiziksel özelliklerinin dikkate alınmadan orantısız

kullanımının tespiti Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında ihlal

sonucunu doğuracaktır.

43. Başvurucu, nakilden önce bedensel engeli olduğunu

belirterek kelepçe kullanılmamasını talep ettiğini ileri sürmüşse de kolluk

görevlileri başvurucunun bu özel durumunu Hastanede dile getirdiğini, bu

nedenle kelepçeyi diğer koluna ve başka hükümlüye takılmak üzere sağ kolundan

çıkardıklarını beyan etmişlerdir.

44. Başvurucunun bedensel mazereti ile ilgili olarak

İnfaz Kurumunca kolluğa bilgi verilmediği veya buna ilişkin raporların kolluğa

iletilmediği görülmektedir. Ayrıca nakilleri esnasında başvurucunun kelepçe

kullanılmaması yönünde İnfaz Kurumuna iletilen bir talebinin bulunduğunu

gösterir bir bilgi bulunmamaktadır. Diğer taraftan başvurucunun naklin başında

kolluk görevlilerini uyardığı hususunun da netleşmediği anlaşılmıştır.

Dolayısıyla kolluk görevlileri tarafından ilk bakışta başvurucunun bedensel

mazeretinin olduğu ve bu durumunun kelepçe kullanılmasına engel teşkil etme

olasılığının bulunduğu yönünde bir değerlendirme yapılmaması olayın koşulları

çerçevesinde anlaşılabilir bir olgudur.

45. Öte yandan kilitlenmek suretiyle muhafaza altına

alınan eşya üzerinde hırsızlık suçundan hükümlü olan başvurucunun bedensel

hareketlerinin kısıtlanmasına yönelik olarak kelepçe kullanılmasının kaçmasının

önlenmesi amacıyla uygulanan bir tedbir olduğu soruşturma makamınca toplanan

delillerle ortaya konulmuştur. Kolluk tarafından özellikle Hastane gözlem

odasının güvenlik yönünden yeterli olmadığı, pencereden veya kilidi kemer

tokasıyla açılmak suretiyle kapıdan kaçma ihtimalinin bulunduğu ve birden fazla

hükümlünün olması nedeniyle kalabalık olan Hastanede güvenlik zaafı

yaşanabileceğinin öngörülerek uygulanan bu tedbirin olayda gerekli olmadığını

değerlendirmek zor görünmektedir.

46. Bu aşamadan sonra başvurucuya kelepçe kullanılmasının

orantılılığı incelenmelidir. Orantılılık incelemesinde muamelenin uygulanış

biçimi, süresi ile başvurucuda yarattığı fiziksel ve psikolojik etkiler

başvurucunun bedensel özellikleri ile birlikte değerlendirilerek bir sonuca

ulaşması gerekmektedir. Muamelenin uygulanış biçimine yönelik olarak başvurucu

tarafından özellikle şikâyet konusu edilen bir durum mevcut değildir.

Doğumundan beri sağ kolunda engeli olduğunu iddia eden başvurucu, Hastanede

yaklaşık üç saat kelepçeli olmasına bağlı olarak sağ kolunda his kaybı

oluştuğunu iddia etmektedir.

47. Başvurucu tarafından iki sağlık raporu başvuru

dosyasına eklenmiştir. İlk raporun olaydan yaklaşık dokuz yıl önce engelli

maaşı bağlanması amacıyla alınmış rapor olduğu anlaşılmaktadır. Raporda,

başvurucunun kolu ve omzunda hareket kısıtlılığı bulunduğundan %40 oranında iş

gücü kaybının olduğu tespit edilmiştir. Ek beyan dilekçesiyle sunulan ve

olaydan yaklaşık on ay sonra düzenlenen ikinci rapor ise başvurucunun park ve

bahçe işlerinde çalışamayacağını belirten rapordur. Bu raporda, başvurucunun

sinir hasarına bağlı olarak kronik, ağrılı omuz kısıtlılığının mevcut olduğu

tespiti yer almaktadır. Başvurucu ilk raporda yer verilmemesine rağmen ikinci

raporda kolundaki kısıtlılığın ağrılı olduğunun tespit edildiğini dile

getirerek kolundaki ağrının kelepçe kullanılmasına bağlı olarak oluştuğunu

ileri sürmektedir.

48. Delil olarak sunulan raporlar incelendiğinde olaydan

on ay sonra düzenlenen sağlık raporunda başvurucunun kolundaki kronik hareket

kısıtlığının ağrılı olduğu belirtilmekte ise de bu ağrının dayanağı hususunda

açıklama yapılmadığı görülmektedir. Diğer bir ifadeyle kronik hastalığı bulunan

başvurucunun kolundaki ağrının olay öncesi mevcut olup olmadığı veya kelepçe

kullanılmasına bağlı oluşup oluşmadığı konularında bilgi bulunmamaktadır. Her

ne kadar ilk raporda ağrıdan bahsedilmemekte ise de bu raporun düzenlenme amacı

dikkate alındığında bu tür bilginin yer almamasının tek başına ağrının kelepçe

nedeniyle oluştuğu sonucuna ulaşmak için yeterli olmadığı anlaşılmaktadır.

Dolayısıyla şikâyet edilen olaydan uzun süre sonra başvurucunun kolunda ağrı

olduğu tespitini içeren raporun kelepçeleme olayı ile başvurucunun fiziksel

acısı/ağrısı arasındaki illiyeti ortaya koymaktan uzaktır. Ayrıca başvurucunun

iddiasının aksine kolunda his kaybı oluştuğuna ilişkin bir gözlem de ikinci

raporda değil ilk raporda yer almaktadır. Yine ikinci raporun şikâyetler

kısmında kelepçeleme olayına ilişkin bilgi bulunmamaktadır.

49. Diğer taraftan başvurucu, kolluk görevlilerinin

kendisine fiziki olarak zarar verme veya aşağılama kastıyla hareket ettiklerini

iddia etmemiştir. Elbette kolluk görevlerinin kasıtları ortaya konulmasa dahi

yapılan hukuki bir uygulamanın başvurucuda yarattığı etki asgari eşiği aşarak

kötü muamele kapsamında kalabilir. Ancak kelepçenin başvurucunun fiziksel

durumunda olumsuz etki yarattığı ortaya konulamadığı gibi uygulanan tedbirin

şekli ve süresi dikkate alındığında orantısız olmadığı değerlendirildiğinden

başvuru konusu olaydaki uygulamanın kötü muamele sayılması için aranan asgari

eşiği aşmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

50. Açıklanan gerekçelerle kötü muamele yasağına ilişkin

bir ihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde

BIRAKILMASINA 15/9/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

Celal Mümtaz AKINCI

M. Emin KUZ

Yıldız SEFERİNOĞLU Basri BAĞCI Raportör : Elif ÇELİKDEMİR ANKITCI Başvurucu : Hüseyin ŞENEL

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2016/1616, 15 Eylül 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. IV. İlgili
  10. Hukuk
  11. A. Ulusal Hukuk
  12. B. Uluslararası
  13. V. İnceleme Ve
  14. Gerekçe
  15. A. Başvurucunun
  16. B. Değerlendirme
  17. A. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin
  18. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde
  19. M. Emin KUZ
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2016/1616
Tarih
15 Eylül 2020

İlgili Kararlar

  • Celal Çetin Başvurusu (B. No: 2017/26301)
  • Bayram Ali Devecioğlu Başvurusu (B. No: 2017/39387)
  • Şenol Arslan Başvurusu (B. No: 2017/40261)
  • Akif Salur ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2018/1497)
  • İsmet Çelik Başvurusu (B. No: 2019/34272)
  • Fazıla Çörüş Tonyalı ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2019/19371)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.