İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

İbrahim Aslan Başvurusu (B. No: 2014/5978)

1. Başvuru, kolluk görevlileri tarafından toplumsal olaylara

Başvuru No2014/5978Tarih30 Haziran 2016Okuma30 dk · 6.088 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm İbrahim Aslan Başvurusu

Karar tarihi
30 Haziran 2016
Başvuru Numarası
2014/5978
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.088 kelime·30 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, kolluk görevlileri tarafından toplumsal olaylara

müdahale edilmesi sırasında atılan gaz kapsülünün başına isabet etmesi sonucu

başvurucunun hayati tehlike geçirecek şekilde yaralanması ve bu olayla ilgili

ceza soruşturmasının etkili yürütülmemesi nedenleriyle yaşam hakkı ve

ayrımcılık yasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 30/4/2014 tarihinde Diyarbakır Bölge İdare Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca 15/7/2014 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 25/3/2016 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için 25/3/2016

tarihinde Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü

27/5/2016 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. 8/5/2015 tarihinde yapılan 2015/8162 sayılı başvurunun konu

bakımından aynı nitelikte olması nedeniyle 2014/5978 sayılı başvuru ile

birleştirilmesine ve başvurunun bu dosya üzerinden incelenmesine karar

verilmiştir.

7. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

3/6/2016 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne

karşı 9/6/2016 tarihinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucu İbrahim Aslan, 1943 doğumlu olup olay tarihinde

Diyarbakır ili Bağlar ilçesinde ikamet etmektedir.

10. Diyarbakır Valiliği İl Emniyet Müdürlüğü görevlilerinin,

hükümlü olarak bir Ceza İnfaz Kurumunda tutulan silahlı bir terör örgütü

liderinin İnfaz Kurumunda tutulma koşullarını protesto etmek ve başka ceza

infaz kurumlarında aynı protesto kapsamında gerçekleştirilen açlık grevlerine

de destek vermek amacıyla bir siyasi partinin organizasyonunda partinin eş

başkanlarının da katılımıyla 30/10/2012 tarihinde başvurucunun ikamet ettiği

Bağlar ilçesinde toplantı ve gösteri yürüyüşünün düzenleneceğini ayrıca terör

örgütünün gençlik yapılanmasının il genelinde yol kapatma, izinsiz gösteri,

kamu kurum ve kuruluşlarına yönelik taşlı saldırı, molotof

kokteyli ve benzeri patlayıcı madde atma gibi eylemlerde bulunacağını öğrenmeleri

üzerine aynı gün yapılması planlanan basın açıklamalarına ve benzeri

toplanmalara Diyarbakır Valiliğinin 29/10/2012 tarihli kararıyla izin

verilmemiştir.

11. 30/10/2012 günü sabah saatlerinde söz konusu siyasi partinin

İl Başkanlığının önünde kalabalık gruplar hâlinde peyderpey toplanmalar

başlamış, akabinde il merkezi genelinde içlerinde yüzleri bez ve mahallinde

poşu diye tabir edilen kıyafetle kapalı olan kişilerin de bulunduğu bazı

kalabalık gruplar, yolları otomobil tekerleği yakarak, moloz dökerek ve benzeri

eylemlerde bulunarak ulaşıma kapatmışlar; yoldan geçen araçlara da taşlı sopalı

saldırmışlardır.

12. Saatler ilerledikçe başvurucunun ikamet ettiği Bağlar ilçesi

de dâhil olmak üzere Diyarbakır ili merkezine ve il merkezi yakınında bulunan

ilçelere bağlı pek çok mahallede, sayıları binlerle ifade edilen kişinin

katılımıyla yol kapatma, güvenlik güçlerine taşlı, sopalı ve molotof kokteylli saldırıda bulunma, bir siyasi partinin

teşkilat binasına ve bazı kamu kurum ve kuruluşlarına ait binalara maddi zarar

verme gibi eylemler artarak gerçekleştirilmeye devam edilmiştir.

13. Bazı mahallelerde bu kişilerin eylemleri sonucu patlamalar

meydana gelmiş, bu patlamalarda olaylara karışmayan kişilerden bazıları

yaralanmış ve görevlilerce derhâl en yakın sağlık kuruluşlarına sevk

edilmişlerdir.

14. Bu arada Bağlar ilçesi Kaymakamlık binasına da el yapımı bir

bomba atılmış, bu nedenle meydana gelen patlamada can kaybı ve yaralanma

yaşanmamıştır.

15. Bu durum üzerine olay yerlerine sevk edilen Diyarbakır Valiliği

İl Emniyet Müdürlüğüne bağlı birimlerce (kolluk), önce gruplara eylemlere hemen

son verip dağılmaları yönünde anonslarla uyarıda bulunulmuş, akabinde bu

anonslara uymayıp saldırılarını artarak devam ettiren gruplara kamu

güvenliğinin sağlanması amacıyla göz yaşartıcı gaz da kullanılmak suretiyle

müdahalede bulunulmuştur.

16. Kolluğun, Toplumsal Olaylara Müdahale Araçları (TOMA) da

kullanarak saldırgan gruplara gaz ve tazyikli su ile müdahalesi sonucunda bu

gruplar ara sokaklara dağılarak kaçmışlardır. Dağılan gruplar içinde kolluk

görevlilerinden kaçmaya çalışan ancak başaramayıp yakalanan ve gözaltına alınan

kişiler de olmuştur. Soruşturma dosyasındaki tutanaklara göre bu kişilerin

sayısı ellinin üzerindedir.

17. Bu olaylar sırasında ayrıca on bir kolluk görevlisi farklı

nitelikte yaralanmış, kolluğa ve bazı kamu kurumlarına ait araçlarda ise maddi

zararlar meydana gelmiştir.

18. Yukarıda da ifade edildiği gibi olayların gerçekleştiği

yerlerden olan Bağlar ilçesinde ikamet eden başvurucu, aynı gün saat 14.00

sıralarında, oğlu olan 1981 doğumlu Davut Aslan (D.A.) tarafından yaralı bir

şekilde aynı ilçede bulunan özel bir hastaneye getirilmiştir.

19. Bu özel hastane tarafından aynı tarihte başvurucu hakkında

geçici bir adli rapor düzenlenmiştir. Düzenlenme saati belirtilmeyen ve doktor

N.E. tarafından hazırlanan bu rapora göre başına demir direk düştüğü belirtilen

başvurucunun sağ temporal

(şakak) kemiğinde parçalı deplase

fraktür

(kırık) tespit edilmiş olup meydana gelen yaralanma basit bir tıbbi müdahale

ile giderilemeyecek ve başvurucunun yaşamını tehlikeye sokacak niteliktedir.

Raporda, başvurucunun ileri tetkik ve tedavi için ambulansla daha kapsamlı bir

merkeze sevk edildiği de belirtilmiştir.

20. Doktor N.E. tarafından, aynı tarihte başka bir geçiçi adli raporun daha düzenlendiği görülmüştür. Bu

raporun da düzenlenme saati belirtilmemiş olup olay saatinin 14.05

olarak ifade edildiği anlaşılmıştır. Bu rapordaki başvurucuya ilişkin tıbbi

değerlendirmeler, yukarıda değinilen rapordakilerle aynı olmakla birlikte

farklı olarak "başına demir direk düşen" ibaresi yerine "başına

sert bir cisim fırlatılması" ibaresine yer verildiği anlaşılmıştır.

21. Aynı özel hastanede görevli başka bir doktor tarafından

düzenlenen başvurucuya ilişkin epikriz (hastalık

özeti) raporunda da "başına sert bir cisim fırlatılması sonucu"

ibaresine yer verilmiştir. Bu raporun"Şikâyeti

ve Hikâyesi" bölümünde "Başın sağ

tarafında kesi, çökme ve hasta yakınının beyanına göre başına sert bir cisim

fırlatılması sonucu acil servise getirildi." şeklinde bir

açıklama yer almaktadır. Bu rapordaki muayene bulguları bölümünde de

başvurucunun sağ temporal bölgesinde ekimozun ve çökmenin olduğu belirtilmiş, tıbbi

değerlendirmelere ilişkin sonuç bölümünde önceki geçiçi

raporlarda belirtilen değerlendirilmelere yer verilmiştir.

22. Başvurucu, hayati tehlike geçirmesi nedeniyle ileri tetkik

ve tedavi için aynı gün ambulansla Dağkapı Devlet

Hastanesine (Hastane) sevk edilerek burada Yoğun Bakım Ünitesine alınmış ve

müşahede altında tutulmaya başlanmıştır.

23. Kolluk tarafından olaya ilişkin 31/10/2012 tarihinde saat

01.20'de düzenlenen tutanağın ilgili bölümü şöyledir:

"...30/10/2012 günü gayrimuayyen bir

saatte idaremiz dahilinde meydana gelen kafatasına gaz fişeği gelmesi olayıyla

ilgili olarak mağduru olan İbrahim Aslan isimli şahsın ifadesinin alınması için

7.. kod numaralı ekipler

olarak Dağkapı Devlet Hastanesine gelinmiş,

doktorları ile yaptığımız mülhakatta İbrahim Aslan'ın şu an yoğun bakımda

olduğu, ifade veremeyecek durumda olduğu biz görevlilere beyan edilmiş

olup..."

24. Başvurucunun oğlu D.A. 31/10/2012 tarihinde Diyarbakır

Cumhuriyet Başsavcılığına (Cumhuriyet Başsavcılığı) bir dilekçeyle başvurmuş ve

özel hastanede görevli olup başvurucuya ilişkin geçici adli raporu düzenleyen

doktor N.E. hakkında raporunda, mevcut yaralanmaların bir kısmını yazmadığını

ve gerçekte olmadığı hâlde başvurucu babasının başına demir direk düştüğüne

ilişkin ibareye yer verdiğini ileri sürerek suç duyurusunda bulunmuştur. Söz

konusu dilekçenin ilgili bölümü şöyledir:

" .... Babam İbrahim Aslan ile birlikte

evde oturmaktayken dışarıdan gelen sesler üzerine babamın elinde çay bardağı ile dışarıya çıktık. Bir süre sonra babama gaz bombası isabet ettiğini

öğrendik. Hemen dışarı çıkarak babamın

yanına gittim. Yerde kanlar içinde yatıyordu. ... Hemen taksiye bindirerek Özel B...

Hastanesi Acil Servisine götürdük. ... Babamı Dr. N... E...

muayene etti. Yazılı adli raporda ... başına demir direk düştü şeklinde bir

tanımlama mevcut, kemik kırığı ve çökmeye yol açan cismin özelliği, yaranın

çapı ve özelliği, gözdeki morarma durumları yazılmadan başına demir düşen

tanımlaması ilgili doktorun adli muayene kurallarını bilmediği ve hukuka aykırı

hareket ettiği sonucunu doğurmaktadır.

Adı geçen doktor bizlerin itirazları sonucu

adli raporu değiştirerek hayati tehlikesi olan ve kafatasına gaz bombası isabet

eden hastaya şeklinde bir cümlelik muayene raporu tutmuş bulunmaktadır.

..."

25. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından dilekçe 2012/29006

numarasıyla kaydedilerek bu şikâyete ilişkin soruşturma açılmış, D.A.nın müşteki sıfatıyla ifadesi

de aynı tarihte alınmıştır. Söz konusu ifadenin ilgili bölümü şöyledir:

" ... Dilekçemde de belirttiğim gibi

30/10/2012 tarihinde babam İbrahim Aslan ile birlikte ikamet ettiğimiz ... evimizin balkonunda oturmakta olduğumuz sırada

ilimizde yaşanan toplumsal olaylara dair dışarıdan sesler duymaya başladık. Bunun üzerine babam evden dışarıya çıktı. Karşı sokaktan koşuşturan insanları görüyordu,

arkasından da polisler geliyordu. Olayların olduğu yöne baktığım sırada babam

yere düştü. Başından kan geldiğini görünce aracıma bindirerek özel B... Hastanesine götürdüm. Burada

görevli doktor N... E... babamı muayene etti ve başka

bir hastaneye sevk etti. Babamla ilgili adli rapor düzenledi. Ben raporu

okuyunca raporda başına demir direk düştüğüne dair ibareler yazdığını gördüm.

Bunun üzerine babamın başına demir direk düşmediğini, mahallede iken polislerin

attığı gaz fişeğinin isabet ettiğini söyledim. Bunun üzerine aynı doktor babam

hakkında ikinci kez ayrı bir rapor düzenledi. Ben

babama gaz fişeği isabet ettiğini bizzat gördüm. Babama isabet

ettikten sonra gaz fişeği yola düşmüştü. Gaz fişeğini düştüğü yerden almadım.

Babamı hastaneye götürüp tekrar mahalleye döndüğümde ise gaz fişeğini düştüğü

yerde görmedim. Dr. N... E... İsimli kişinin babamla ilgili rapor tanzim

ederken yaralanmanın çapı ve özelliği gözdeki morarma durumun belirtmeden

başına demir direk düşme şeklinde tanımlama yapmak suretiyle görevini ihmal

ettiğini düşünüyorum ve hakkında şikayetçiğim Babam

hala yoğun bakımdadır ve ifade verebilecek durumda değildir. Ayrıca babamın

yaralanmasına neden olan ve gaz fişeğini ateşleyen polis memurlarından da

tedbirsiz davrandıkları için şikayetçiğim

..."

26. Bu arada yukarıda değinilen tutanağı düzenleyen (bkz. § 22)

kolluk, Hastanenin Yoğun Bakım Ünitesinde müşahade

altında tutulan başvurucunun ifadesini almak için 1/11/2012 ve 2/11/2012

tarihlerinde de girişimde bulunsa da Hastane yetkilileri ile yaptıkları

görüşmede başvurucunun yoğun bakım ünitesinde bilinci kapalı bir şekilde

tutulduğunun ve ifade veremeyecek durumda olduğunun bildirilmesi nedeniyle

ifadesini alamamış ancak Hastanede bulunan oğlu D.A.nın

ifadesini 2/11/2012 tarihinde alarak saat 10.45'te bu ifade alma işlemini tamamlamıştır.

Söz konusu ifadenin ilgili bölümü şöyledir:

"... Dışarıdan

patlama sesleri gelmesi üzerine babam merak edip aşağıya indi. Ben de kısa bir süre sonra babamın peşinden aşağıya

indim. Tam o sırada babam 605

numaralı sokağın girişinde bulunuyordu. Dışarıda kalabalık bir grup

vardı. Olayların olduğundan sebep polis bu

grubu dağıtıyordu. Bir zırhlı polis ekibi, beyaz araç olduğunu gördüğüm yalnız

plakasını alamadığım bu polis aracı mahallede bulunan H... Marketin önünden

biber gazı fişeği attı. Atması sonucu bu fişek babamın başına

çarptı. Babam yere düştü... Babamı kaldırıp kendi imkânlarımızla özel B...

Hastanesine kaldırdık..."

27. Bu ifade üzerine kolluğa bağlı başka ekiplerce olay yerine

saat 10.55'te gidilerek olay yeri görgü tespit ve araştırma tutanağı

düzenlenmiş ayrıca olay yeri de krokilendirilmiştir.

28. Söz konusu tutanaklarda, olay yerinde herhangi bir iz ve

emare, olay yerini görüntüleyen kamera ve Mobese

sistemi ile çevrede yapılan araştırmada olayı gören veya duyan bir kimsenin

bulunmadığı belirtilmiştir.

29. Kolluğun aynı gün bu kez saat 13.50'de olay yerine giderek

olayın tanığının ve olay yerini gören kamera ve Mobese

sisteminin bulunup bulunmadığını yeniden araştırdığı ancak bu araştırmasının da

sonuçsuz kaldığı anlaşılmıştır.

30. Kolluk 6/11/2012 tarihine değin başvurucunun ifadesinin

alınması için girişimlerde bulunsa da Yoğun Bakım Ünitesinde tutulması

nedeniyle bu girişimlerinden bir sonuç alamamıştır. Belirtilen tarihte saat

12.50 sıralarında ise Hastane yetkililerince başvurucuyla görüşülebileceği

kendilerine bildirilmiş ancak başvurucunun sorulara cevap vermeyeceğini,

tedavisi bittikten sonra Cumhuriyet Başsavcılığına giderek ifade vereceğini

söylemesi nedeniyle ifadesini alamamışlar vebu durumu

bir tutanak altına almışlardır.

31. Kolluk bu durum üzerine aynı tarihte hazırladığı soruşturma

belgelerini bir fezlekeye bağlayarak Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir.

32. Cumhuriyet Başsavcılığı da kolluk tarafından gönderilen

fezlekeyi2012/29546 numarasıyla kaydederek olay hakkında bir soruşturma

açmıştır.

33. Cumhuriyet savcısı, bu soruşturma kapsamında aynı gün ifade

vermeye gelmesi için başvurucuya çağrı kâğıdı göndermiştir.

34. D.A. 15/11/2012 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığına

başvurmuş ve her ne kadar Başsavcılıklarınca ifadesinin alınması için babasına

çağrı kâğıdı gönderilmiş ise de hâlen Hastanede tedavi görmesi nedeniyle

çağrıya uyamadığını ve dolayısıyla ifade verecek durumda olmadığını

söylemiştir.

35. Dosyadaki bilgi ve belgelerden başvurucunun tedavi gördüğü

hastaneden hangi tarihte taburcu edildiği kesin olarak belirlenememiştir. Ancak

9/1/2013 tarihinde Cumhuriyet savcısı tarafından vekili huzurunda müşteki

sıfatıyla ifadesinin alındığı anlaşılmıştır. Söz konusu ifadesi şöyledir:

"Ben

olay günü sağlık ocağı caddesi üzerinde yürüyordum. O sırada yol

üzerinde bir kalabalık vardı. Sivil ve resmi polislerde olay yerindeydi.

Kalabalığın içinden yürürken bir anda kafama ne olduğunu bilmediğim sert bir

cisim çarptı ve kendimden geçerek yere düştüm. Başıma neyin çarptığını bilmiyorum çünkü kendimden geçmişim. Yalnız

kafama bu cisim çarptığı anda bir duman çıktı. Ben kesinlikle protestocular

arasında değildim. Sadece yoldan yürüyordum. Benim kafama çarpan cismin kimin

tarafından atıldığını görmedim. Davacı ve şikâyetçiğim.

Uzlaşmak istemem."

36. Cumhuriyet Başsavcılığı 2012/29546 sayılı soruşturma

dosyasında 26/2/2013 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar

vermiştir. Söz konusu kararın şüpheli hanesinde "F.M." yani "Faili Meçhul" ibaresine yer

verilmiştir. İtiraz yolu açık olmak üzere verilen kararın gerekçesinin ilgili

bölümü şöyledir:

"Her ne kadar müşteki İbrahim Arslan' ın 30/10/2012 günü 5

Nisan Mah.'nde meydana

gelen toplumsal olaylarda, olaya müdahale eden kimliği belirsiz

polis memuru veya memurlarınca atılan biber gazı fişeğinin kafasına denk

gelmesi neticesinde taksirle yaralandığı iddiasıyla soruşturma evrakı

düzenlenmişse de,

Müştekinin Cumhuriyet Başsavcılığımız' ca vekili huzurunda alınan ifadesinde olay günü Sağlık

Ocağı Caddesi üzerinde yürümekte iken kalabalığı, sivil ve resmi polis

memurlarını gördüğünü, kalabalık içinde yürüdüğünü, bu esnada kafasına sert bir

cismin çarptığını ve kendinden geçtiğini, kafasına çarpan cismin ne olduğunu

görmediğini, ancak bu cismin çarpma esnasında duman çıkardığını farkettiğini, kendisinin protestocular arasında olmadığını

beyan ettiği,

Emniyet

birimlerince bilgi sahibi olarak ifadesine başvurulan ve müştekinin oğlu olan

Davut Arslan' ın ifadesinde olay günü ailesi ile

birlikte ikametinde oturduğu esnada dışarıdan patlama seslerinin gelmesi

üzerine babası olan müştekinin merak ederek aşağıya indiğini, kendisinin de

babasının peşinden aşağıya indiğini, polis ekiplerince oluşan kalabalığa

müdahale edildiği esnada bir polis aracından biber gazı fişeği fırlatıldığını, bu

fişeğin de babasının kafasına isabet ederek onu yaraladığını beyan ettiği,

Bilgi

sahibi ile müştekinin vekil huzurunda alınan ifadeleri arasında çelişki

bulunduğu, müştekinin olay esnasında sokakta yürümekte olduğunu, bilgi sahibinin

ise evde oturmakta olduğunu ve dışarıdan gelen sesler üzerine merak saikiyle aşağıya indiklerini beyan ettikleri, ayrıca

müştekinin kalabalık arasında yürümekte olduğu esnada kafasına sert bir cismin

çarptığını söylediği,

Yapılan

soruşturma ve alınan ifadeler bir bütün olarak değerlendirildiğinde;

müştekinin, iddia edildiği şekilde, kimliği belirsiz polis memuru veya

memurlarınca, toplumsal olaya müdahale etmek amacıyla atılan biber gazı

fişeğinin kafasına isabet etmesi suretiyle taksirle yaralandığına dair

beyanıyla çelişen bilgi sahibinin ifadesi dışında kamu davası açmak için

yeterli şüphe oluşturacak delil olmadığı tüm soruşturma evrakı kapsamından

anlaşılmakla,

..."

37. Bu karar başvurucunun vekiline 11/3/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

Anayasa Mahkemesi, Cumhuriyet Başsavcılığına yazı yazarak söz konusu soruşturma

dosyasının tamamının onaylı suretlerinin gönderilmesini istemiş, Cumhuriyet

Başsavcılığı da belgeleri UYAP aracılığıyla göndermiştir. Soruşturma dosyasının

incelenmesinden bu karara başvurucu tarafından itiraz edilmediği anlaşılmıştır.

38. Başvurucu, bireysel başvuru formunda söz konusu karara

25/3/2013 tarihinde vekilleri aracılığıyla etkili soruşturma yürütülmediği

gerekçesiyle itiraz ettiğini ancakkendisine itirazının

sonucuyla ilgili bir tebligatın yapılmadığını ileri sürmüş, soruşturma dosyası

içeriğinde itirazına ilişkin bir belge veya karara da rastlamadığını ifade

etmiştir.

39. Cumhuriyet Başsavcılığının, D.A.nın

doktor N.E. hakkındaki başvurusu üzerine başlattığı 2012/29006 sayılı

soruşturmada ise Cumhuriyet savcısı 31/10/2012 tarihinde kolluğa "toplumsal olaylara müdahale sırasında

başvurucunun yaralandığı mahalle ya da yakınlarında gaz bombası kullanılıp

kullanılmadığının ve kullanılmış ise polis memurlarının açık kimliklerinin

bildirilmesi", belirtilen yerde Mobese

ve iş yeri kamerası bulunup bulunmadığının araştırılarak bulunduğu anlaşılırsa

30/10/2012 tarihine ilişkin kayıtların elde edilip incelenmesi ve "bu incelemede başına gaz bombası isabeti sonucu yaralanan

bir kimse olup olmadığının tespit edilmesi" ayrıca olayı gören

kişilerin bulunup bulunmadığının araştırılarak tespit edildiği takdirde bu

kişilerin tanık sıfatıyla ifadelerinin alınması talimatını vermiştir.

40. Kolluğun 14/11/2012 tarihli cevap yazısında, Kent Güvenliği

Yönetim Sistemi (KGYS) kapsamında bahse konu olayla ilgili olarak yapılan

teknik inceleme sonucunda belirtilen yerde herhangi bir KGYS kamerası olmadığı

için görüntü kaydının olmadığı, aynı şekilde güvenlik ve Mobese

kameralarının da bulunmadığı, bölgenin esnaflarıyla yapılan mülakatlarda olay

mahallinde gaz bombası kullanılıp kullanılmadığı, olayda yaralanan olup

olmadığı ve sair hususlarda bilgisi veya görgüsü olan bir kişinin tespit

edilmediği bildirilmiştir.

41. Kolluğun 11/12/2012 tarihli cevabında ise olay yerine yakın

bölgede gaz tüfeği ve gaz el bombası (smoke) kullanan

dört personelin açık kimlikleri bildirilmiş ve söz konusu yazıya 30/10/2012

tarihli gaz tüfeği ve mühimmatı kullanma tutanağı ile aynı tarihli görev

listesi yazısı eklenmiştir.

42. Cumhuriyet savcısı, başvurucuya ilişkin kesin adli raporun

düzenlenmesi için Hastaneye de yazı yazmış; Hastanenin 21/11/2012 tarihli cevap

yazısında başvurucunun sağ temporal kemikten zigomatik kemiğine (elmacık kemiği) kadar uzanan

bölgede çökme fraktürü ve çekilen BBT'sinde

interaserebral hematom

(beyinde kan toplanması nedeniyle oluşan şişlik) olduğu, hayati tehlike

geçirdiği, kesin raporun gelişebilecek komplikasyonlar nedeniyle altı ay sonra

yapılacak muayene ve tetkikler sonucunda verilebileceği belirtilmiştir.

43. Bu soruşturma kapsamında Cumhuriyet savcısı tarafından

6/12/2012 tarihinde yukarıda değinilen 2012/29546 sayılı soruşturma dosyası

ilgili Cumhuriyet savcısından istenilerek incelenmiş ve buna ilişkin bir

tutanak düzenlenmiştir. Ayrıca 2012/29546 sayılı soruşturma dosyası içeriğinde

bulunan olay yeri krokisinin, doktor raporlarının, olay yeri inceleme

tutanaklarının ve D.A.nın

ifadelerinin birer suretleri bu soruşturma dosyası içeriğine alınmıştır. Bu

tarihte 2012/29546 sayılı soruşturma dosyasında henüz başvurucunun ifadesi

alınabilmiş ve bir karar verilebilmiş değildir (bkz. §§ 34, 35).

44. 2012/29006 sayılı soruşturmayı yürüten Cumhuriyet savcısı

23/7/2013 tarihinde Diyarbakır Valiliğinden olayda gaz tüfeği ve gaz el bombası

kullanan kolluk görevlileri hakkında görevi kötüye kullanmak suçundan

soruşturmaya izin verilmesi talebinde bulunmuştur.

45. Bu talep üzerine Valilik tarafından Diyarbakır İl Emniyet

Müdürlüğünde görevli bir emniyet müdürü, hakkında soruşturma izni verilmesi

istenen kamu görevlileri hakkında ön inceleme yapmak üzere görevlendirilmiştir.

46. Gerçekleştirilen ön incelemede, haklarında soruşturma izni

istenilen kolluk görevlilerinin ifadeleri alınmıştır. Bu kişiler ifadelerinde

özetle Cumhuriyet Başsavcılığının soruşturma dosyasındaki bilgi ve belgelerden

haberdar olduklarını söylemişler ve D.A.nın

bu soruşturma kapsamında alınan ifadelerinin oluşa ilişkin derin çelişkiler

içerdiğini ileri sürmüşlerdir.

47. Ayrıca ifadelerinde olaya müdahaleleri sırasında kimseye

herhangi bir zarar gelmemesi için azami özeni ve dikkati gösterdiklerini, olay

günü belirtilen yerde gaz kapsülü isabetiyle yaralanan bir kişiyi de

görmediklerini, D.A. anlatımlarının birinde diğerlerinden farklı olarak gaz

kapsülünün beyaz renkli ve zırhlı bir polis aracından fırlatıldığını ileri

sürmüşse de olay günü üçünün yaya olarak birinin ise haki

renkli bir araçta görev yaptıklarını söylemişlerdir. Kolluk görevlilerinden

biri, iddiaya konu olayın gerçekleştiği ileri sürülen saatte başka bir yerde

görevli olduğunu da belirtmiştir.

48. Ön incelemeci, haklarında soruşturma izni verilmesi

istenilen kolluk görevlilerinin ifadelerini aldıktan ve soruşturma dosyasındaki

bilgi ve belgeleri inceledikten sonra 13/9/2013 tarihinde raporunu düzenlemiştir.

Raporda özetle kendilerine suç atfedilen görevlilerin teşhisine yarayacak somut

bir beyanın olmadığı, kolluk görevlilerini suçlayıcı ifadelerin tamamının

çelişkili olduğu, olay yerinden maddi delil elde edilemediği, olayın tanığının

ve olay yerini görüntüleyen kamera kaydının mevcut olmadığı, başvurucu mağdurun

başka bir cisim atılması sonucu yaralanmış olabileceği, yaralanmanın gaz fişeği

isabeti nedeniyle gerçekleştiğine dair kesin ve şüpheden uzak bilgi ve/veya

belgenin bulunmadığı ayrıca görevlilerden birinin olay saatinde olay yerinde

olmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle görevlilerin tamamı hakkında soruşturma

izni verilmemesi görüş ve kanaatine varıldığı bildirilmiştir.

49. Diyarbakır Valiliği 19/9/2013 tarihli ve K.2013/81 sayılı

kararıyla ilgili kolluk görevlileri hakkında 30/10/2012 tarihinde meydana gelen

toplumsal olaylarda kullandıkları gaz fişeğiyle başvurucuyu yaraladıklarına

ilişkin yeterli kanıt elde edilemediği gerekçesiyle soruşturma izni

vermemiştir.

50. Anılan karara başvurucunun itirazı, Diyarbakır Bölge İdare

Mahkemesinin 19/2/2014 tarihli ve K.2014/42 sayılı kararıyla ön inceleme

raporundaki ve ekindeki belgelerin, başvurucunun gaz fişeğiyle yaralandığı

iddiasını doğrulayacak ve kolluk görevlilerin haklarında Cumhuriyet Başsavcılığınca

soruşturma yapılmasını gerektirecek nitelik ve yeterlilikte olmadığı

gerekçesiyle reddedilmiş ve soruşturma izni verilmemesi kararı onanmıştır.

51. Bu karar başvurucuya 1/4/2014 tarihinde tebliğ edilmiş,

başvurucu 30/4/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

52. Başvurucunun bireysel başvuruda bulunmasından sonra

Cumhuriyet Başsavcılığı, yürüttüğü 2012/29006 sayılı soruşturmada 15/5/2014

tarihinde kolluk görevlileri ve başvurucunun oğlu D.A.nın 31/10/2012 tarihinde şikâyetçi olduğunu

bildirdiği Doktor N.E. hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar

vermiştir. Kararın gerekçesinde, haklarında soruşturma izni istenen kolluk

görevlileri hakkında Valiliğin izin verilmemesine dair kararının Diyarbakır

Bölge İdare Mahkemesince onanması, soruşturması izne tabi olmayıpgenel

hükümlere tabi olan doktor hakkında ise yaralı olarak hastaneye getirilen

başvurucuyla ilgili görevinin gereklerini yerine getirdiği, hakkında rapor

düzenleyerek bir üst kurula sevkini gerçekleştirdiği dolayısıyla görevini kötüye

kullandığına dair soyut beyan dışında delil bulunmadığı gerekçeleriyle

kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği belirtilmiştir.

53. Başvurucunun bu karara itirazı, Diyarbakır Sulh Ceza

Hâkimliğinin 20/2/2015 tarihli kararıyla kesin olarak reddedilmiştir.

54. Söz konusu ret kararı başvurucuya 8/4/2015 tarihinde tebliğ

edilmiş olup başvurucu 8/5/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuş,

başvurusu 2015/8162 numarasına kaydedilmiştir.

55. Başvurucunun bu başvurusunda kendisine ilişkin geçici raporu

düzenleyen görevli doktor hakkında verilen karara yönelik bir şikâyetinin

bulunmadığı, sadece soruşturma izni verilmemesi nedeniyle haklarında

kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilen kolluk görevlilerine ilişkin

olarak önceki 30/4/2014 tarihli bireysel başvurusunda bulunduğu şikâyetlerini

yenilediği görülmüştür.

56. UYAP üzerinden yapılan incelemede, başvurucunun 15/7/2015

tarihinde yaşamını yitirdiği anlaşılmıştır.

B. İlgili Hukuk

57. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun

"Kamu davasını açma görevi"

kenar başlıklı 170. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Kamu davasını açma görevi Cumhuriyet

savcısı tarafından yerine getirilir.

(2)

Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli

şüphe oluşturuyorsa; Cumhuriyet savcısı, bir iddianame düzenler."

58. Aynı Kanun'un “Kovuşturmaya

yer olmadığına dair karar” kenar başlıklı 172. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1)Cumhuriyet savcısı, soruşturma evresi sonunda, kamu

davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya

kovuşturma olanağının bulunmaması hâllerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar

verir. Bu karar suçtan zarar gören ile önceden ifadesi alınmış veya sorguya

çekilmiş şüpheliye bildirilir. Kararda, itiraz hakkı, süresi ve mercii

gösterilir.

(2)Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra

yeni delil meydana çıkmadıkça, aynı fiilden dolayı kamu davası açılamaz.”

59. Aynı Kanun’un “Cumhuriyet

savcısının kararına itiraz” kenar başlıklı 173. maddesinin 18/6/2014

tarihli ve 6545 sayılı Kanun’un 71. maddesi ile değişiklik yapılmadan önceki

(1) ve (6) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1)

Suçtan zarar gören, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kendisine tebliğ

edildiği tarihten itibaren on beş gün içinde, bu kararı veren Cumhuriyet

savcısının yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesine en yakın ağır

ceza mahkemesine itiraz edebilir.

…

(6)

İtirazın reddedilmesi halinde; Cumhuriyet savcısının, yeni delil varlığı nedeniyle

kamu davasını açabilmesi, önceden verilen dilekçe hakkında karar vermiş olan

ağır ceza mahkemesinin bu hususta karar vermesine bağlıdır.”

60. 2/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu

Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun'un "İzin vermeye yetkili merciler" kenar başlıklı 3.

maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

" Soruşturma izni yetkisi

a) İlçede görevli memurlar ve diğer kamu

görevlileri hakkında kaymakam,

b) İlde ve merkez ilçede görevli memurlar ve

diğer kamu görevlileri hakkında vali,

c) Bölge düzeyinde teşkilatlanan kurum ve

kuruluşlarda görev yapan memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında görev

yaptıkları ilin valisi,

...

tarafından verilir."

61. Aynı Kanun'un "Olayın

yetkili mercie iletilmesi, işleme konulmayacak ihbar ve şikâyetler"

kenar başlıklı 4. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

"Cumhuriyet başsavcıları, memurlar ve

diğer kamu görevlilerinin bu Kanun kapsamına giren suçlarına ilişkin herhangi

bir ihbar veya şikayet aldıklarında veya böyle bir

durumu öğrendiklerinde ivedilikle toplanması gerekli ve kaybolma ihtimali

bulunan delilleri tespitten başka hiçbir işlem yapmayarak ve hakkında ihbar

veya şikayette bulunulan memur veya diğer kamu görevlisinin ifadesine

başvurmaksızın evrakın bir örneğini ilgili makama göndererek soruşturma izni

isterler.

..."

62. Aynı Kanun'un "Soruşturma

izninin kapsamı" kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:

"Soruşturma izni, şikayet,

ihbar veya iddia konusu olaylar ile bunlara bağlı olarak ileride soruşturma

sırasında ortaya çıkabilecek konuları kapsar.

Soruşturma sırasında izin verilen olay ve

konudan tamamen ayrı veya farklı bir suç olarak nitelendirilebilecek bir fiil

ortaya çıktığında, yeniden izin alınması zorunludur.

Suçun hukuki niteliğinin değişmesi, yeniden

izin alınmasını gerektirmez."

63. Aynı Kanun'un "İtiraz"

kenar başlıklı 9. maddesi şöyledir:

"Yetkili merci, soruşturma izni

verilmesine veya verilmemesine ilişkin kararını Cumhuriyet başsavcılığına,

hakkında inceleme yapılan memur veya diğer kamu görevlisine ve varsa

şikayetçiye bildirir.

Soruşturma izni verilmesine ilişkin karara

karşı hakkında inceleme yapılan memur veya diğer kamu görevlisi; soruşturma

izni verilmemesine ilişkin karara karşı ise Cumhuriyet başsavcılığı veya

şikayetçi itiraz yoluna gidebilir. İtiraz süresi,yetkili

merciin kararının tebliğinden itibaren on gündür."

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

64. Mahkemenin 30/6/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

65. Başvurucu, toplumsal olaylara müdahale eden polisler tarafından

çevrede pek çok kişinin olduğu bilinmesine rağmen gaz fişeklerinin atıldığını,

atılan fişeklerden birinin başına isabet etmesi sonucu yaralandığını, Kürt

kökenli olmasından ve bölgede Kürt kökenli pek çok kişinin yaşadığının

bilinmesinden dolayı böyle bir muameleye maruz kaldığını, eyleme ilişkin

sorumlulukları bulunan kamu görevlileri hakkında idarece soruşturma izni

verilmediğini ve olaya ilişkin makul sürede etkili bir soruşturma yapılmadığını

belirterek Anayasa'nın 10., 17., 36. ve 40. maddelerinde güvence altına alınan

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş; ihlalin tespiti ile maddi ve manevi

tazminata karar verilmesi taleplerinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

66. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün "Düşme kararı" kenar başlıklı 80.

maddesi şöyledir:

"(1) Bölümler ya da Komisyonlarca

yargılamanın her aşamasında aşağıdaki hâllerde düşme kararı verilebilir:

a) Başvurucunun davadan feragat etmesi.

b) Başvurucunun davasını takipsiz bıraktığının

anlaşılması.

c) İhlalin ve sonuçlarının ortadan kalkmış olması.

ç) Bölümler ya da Komisyonlarca saptanan herhangi bir başka gerekçeden

ötürü, başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir neden

görülmemesi.

(2) Bölümler ya da Komisyonlar; yukarıdaki

fıkrada belirtilen nitelikteki bir başvuruyu, Anayasanın uygulanması ve

yorumlanması veya temel hak kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi ya da insan

haklarına saygının gerekli kıldığı hallerde incelemeye devam edebilir. "

67. Anayasa Mahkemesi, anılan İçtüzük maddesi uyarınca,

başvurucunun bireysel başvuruda bulunmasından sonra yaşamını yitirmesi halinde

başvurunun incelenmesini haklı kılan bir nedenin görülmemesi gerekçesiyle

başvurular hakkında düşme kararı verebilmektedir (Mehmet Avcı, B. No: 2013/805, 21/1/2015).

68. Ancak yine aynı İçtüzük maddesinin (2) numaralı fıkrası

uyarınca, belirtilen hâllerde düşme kararı vermeksizin başvuruyu incelemeye

devam edebileceği de tartışmasızdır. Somut olayda başvurucunun bireysel

başvuruda bulunmasından sonra yaşamını yitirdiği anlaşılmıştır. Anayasa

Mahkemesi, başvurucunun şikâyeti ve müdahale iddiasını dikkate almış ve

anayasal önem ve insan haklarına saygının bir gereği olarak başvurunun

incelenmesine devam edilmesine karar vermiştir.

69. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu tarafından Anayasa’da güvence

altına alınan etkili başvuru ve adil yargılanma hakları ile bağlantı kurularak

ileri sürülen iddiaların Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan

haklar kapsamında olduğu değerlendirilmiş ve inceleme bu madde kapsamında

yapılmıştır.

70. Bakanlık görüşünde, olaya ilişkin soruşturmada 26/2/2013

tarihinde itiraz yolu açık olmak üzere kovuşturmaya yer olmadığına dair karar

verildiği, bu kararın 11/3/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edildiği ancak

başvurucu tarafından itiraz edilmediği, her ne kadar başvurucu tarafından bazı kamu

görevlileri hakkında soruşturma izni verilmemesine ilişkin karara itiraz

edilmesi sonucunda verilen karardan sonra bireysel başvuruda bulunulmuş ise de

somut olayda 2012/29546 sayılı soruşturmada 26/2/2013 tarihinde verilen

kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı olağan kanun yollarının

tüketilmesi gerektiği, bu nedenle bireysel başvurunun olağan başvuru yolları

tüketilmeden yapıldığının değerlendirildiği belirtilmiştir.

71. Görüşe Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2012/29546 sayılı

soruşturmada 26/2/2013 tarihinde verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair

kararın, başvurucunun o tarihteki vekili G.D.ye 11/3/2013 tarihinde tebliğ

edildiğine ilişkin belge de eklenmiştir.

72. Başvurucu vekili, Bakanlığın görüşüne karşı sunduğu

cevabında, Bakanlığın 2012/295546 sayılı soruşturmada verilen karara yönelik

olağan kanun yollarını tüketmesi gerektiği görüşüne ilişkin bir açıklamada

bulunmamış, sadece başvurusunun süresi içinde yapıldığını belirtmiştir.

73. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45. maddesinin (2)

numaralı fıkrası şöyledir:

“(2)İhlale neden

olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve

yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce

tüketilmiş olması gerekir.”

74. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel

Başvuru Usulü” kenar başlıklı 47. maddesinin (5) numaralı fıkrası

şöyledir:

“(5)Bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiği

tarihten; başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren

otuz gün içinde yapılması gerekir. Haklı bir mazereti nedeniyle süresi içinde

başvuramayanlar, mazeretin kalktığı tarihten itibaren on beş gün içinde ve

mazeretlerini belgeleyen delillerle birlikte başvurabilirler. Mahkeme,

öncelikle başvurucunun mazeretinin geçerli görülüp görülmediğini inceleyerek

talebi kabul veya reddeder.”

75. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün “Başvuru süresi ve mazeret” kenar başlıklı 64. maddesinin (1)

numaralı fıkrası şöyledir:

“(1)Bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiği

tarihten, başvuru yolları öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren

otuz gün içinde yapılması gerekir.”

76. Anılan Kanun maddelerinde yer verilen kanun yollarının

tüketilmesi koşulu, bireysel başvurunun temel hak ihlallerini önlemek için son

ve olağanüstü bir çare olmasının doğal sonucudur. Diğer bir ifadeyle temel hak

ihlallerini öncelikle idari makamların ve derece mahkemelerinin gidermekle

yükümlü olması, kanun yollarının tüketilmesi koşulunu zorunlu kılmaktadır (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, B. No:

2012/1027, 12/2/2013, § 20).

77. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının

anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hak

ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu nedenle

temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece

mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve

bir çözüme kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,

26/3/2013, § 16).

78. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının

tüketilmesi zorunludur. Başvurucunun, bireysel başvuru konusu şikâyetini

öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak

iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve delilleri zamanında bu makamlara

sunması, bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni

göstermiş olması gerekir(İsmail Buğra İşlek, B. No: 2013/1177, 26/3/2013, § 17).

79. Ayrıca Anayasa Mahkemesinin kararlarında da sıklıkla

belirtildiği üzere başvuru yollarının tüketilmesi ilkesi, hukuk sisteminde

öngörülen usul kurallarına riayet edilmesini gerektirir. Zira başvuru

yollarının tüketilmesi için usule ilişkin koşullara ve sürelere riayet etmek

gerekir. Bir kanun yoluna başvurulmuş olması tek başına bu yolun tüketildiği

anlamına gelmez. Bir kanun yolunun tüketildiğinden söz edilebilmesi için

öncelikle usulüne uygun bir başvuru yapılması ve inceleme süresince öngörülmüş

olan yöntem, biçim, süre ve diğer koşullara uygun hareket edilmesi gerekir (Deniz Baykal, B. No: 2013/7521, 4/12/2013,

§ 25; Halil Özkök, 2013/5028,

14/1/2014, § 28).

80. Başvuru dosyasındaki belgeler incelendiğinde Cumhuriyet

Başsavcılığı tarafından başvuruya konu olay hakkında yapılan 2012/29546 sayılı

soruşturma sonucunda 26/2/2013 tarihinde verilen kovuşturmaya yer olmadığına

dair kararın başvurucuya 11/3/2013 tarihinde tebliğ edildiği ancak başvurucu

tarafından bu karara itiraz edilmediği görülmüştür.

81. Soruşturmada bu şekilde kovuşturmaya yer olmadığına dair

karar verildikten vebaşvurucuya tebliğ edildikten

sonra Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından aynı olay nedeniyle yürütülen başka

bir soruşturmada, bazı kolluk görevlileri hakkında idareden soruşturma izni

talep edilmiş ancak idarece bu izin verilmemiş, başvurucunun bu karara itirazı

ise reddedilmiştir.

82. Somut olayda aynı olaya ilişkin iki ayrı soruşturmanın

yürütüldüğü ve bu soruşturmalarda farklı tarihlerde karar verildiği

görülmektedir. Bu durumda başvurucunun şikâyetleri açısından başvuru yollarının

tüketilip tüketilmediği konusunda bir sonuca varabilmek için olay hakkında

verilen nihai kararın ve tarihinin tespiti gerekmektedir.

83. Öncelikle belirtilmelidir ki Anayasa'nın 17. maddesinde

düzenlenen haklar kapsamında devletin yerine getirmek zorunda olduğu pozitif

yükümlülüklerin usule ilişkin boyutu, yaşanan olayın tüm yönlerinin ortaya

konmasına ve sorumlu kişilerin belirlenmesine imkân tanıyan etkili bir

soruşturma yürütülmesini gerektirmektedir (Sadık

Koçak ve diğerleri, B. No: 2013/841, 23/1/2014, § 94).

84. Başvuru konusu olayda, başvurucunun hayati tehlike geçirecek

şekilde yaralanmasına ilişkin olarak Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından

yürütülen soruşturmalardan ilki, başvurucunun oğlu olan D.A.nın, babası başvurucu hakkında geçici adli rapor

düzenleyen doktor hakkında görevini kötüye kullanmak suçundan soruşturma

yapılması talebini içeren dilekçeyi 31/10/2012 tarihinde ibraz etmesiyle

2012/29006 numarasıyla başlatılmıştır. D.A. bu dilekçe üzerine alınan

ifadesinde ilgili doktor hakkında bazı isnatlarda bulunmuş, bunun yanında

kolluk görevlilerinin toplumsal olaylara müdahaleleri sırasında kullandıkları

gaz kapsülünün babasını yaraladığını iddia etmiş ve olayın sorumluların

cezalandırılmasını istemiştir (bkz. § 25)

85. Somut olayda yürütülen diğer soruşturma ise başvurucunun

hastaneye yaralı olarak kaldırılması üzerine olayı hemen araştırmaya başlayan

kolluk görevlilerinin başvurucunun ifadesini bir süre alamamaları nedeniyle

daha sonradan göndermek zorunda kaldıkları fezlekenin 6/11/2012 tarihinde

gönderilmesiyle kaydedilen 2012/29546 sayılı soruşturmadır. Bu soruşturmanın tarihi

ve numarası yukarıda değinilen soruşturmadan sonraya ait gibi görünmekte ise de

kolluğun 31/12/2012 tarihinde saat 01.20'de olayı araştırmaya başladığı ve

başvurucunun ifadesini alabilmek için girişimde bulunduğu ancak sağlık durumu

nedeniyle bunun mümkün olamadığı görülmektedir (bkz. § 23).

86. Bu soruşturmada, başvurucunun oğlu D.A.nın 2/11/2012 tarihinde ifadesi alınır alınmaz olay

yerinde maddi delil incelemesi yapılmış, olay yeri krokilendirilmiş

ve tanık delili araştırılması yapılmıştır (bkz. §§ 26-29)

87. Başvurucunun oğlu D.A.nın

müracaatıyla başlatılan 2012/29006 sayılı soruşturmaya bakan Cumhuriyet

savcısı, 2012/29546 sayılı diğer soruşturma evrakını ilgili Cumhuriyet

savcısından talep ederek incelemiş; soruşturma dosyasındaki bilgi ve belgelerin

birer örneğini kendi yürüttüğü soruşturma evrakına eklemiştir. Akabinde

başvurucunun oğlunun iddiaları doğrultusunda iddiaya konu bölgede görev alan

kolluk görevlilerinin tespitiyle öncelikle 4483 sayılı Kanun'un ilgili

hükümleri (bkz. §§ 58-61) gereği soruşturmaya izin verilmesi koşulunun yerine

getirebilmesi için idareden izin talep etmiş, iznin verilmemesi üzerine de

işlemlerini sonlandırmıştır.

88. Cumhuriyet Başsavcılığınca her iki soruşturmanın

birleştirilerek yürütülmesi imkânının bulunduğu ya da birlikte yürütmesi

gerektiği ileri sürülebilirse de aksine engel bir düzenlemenin bulunmadığı gibi

uygulamada soruşturmalarda pratiklik sağlama ve benzeri sebeplerle somut olayda

olduğu gibi pek çok kişinin karıştığı, farklı iddiaların veya olayın gerçekleştirilmesi

şekline ilişkin çeşitli ihtimallerin bulunduğu bu tür kapsamlı olaylarda,

soruşturmaların farklı gerekçelerle zaman zaman belirli kişilere yönelik olarak

ayrı soruşturma numaraları üzerinden yürütüldüğü de bilinmektedir.

89. Bu durumda ortaya konulması gereken, olayın nedenini tüm

yönleriyle ortaya koyabilecek soruşturma dosyasının hangisi olduğunun

tespitidir. Bu tespitin yapılmasının yanında soruşturma konusu olayı aynı olan

ancak kişileri itibarıyla ayrı yürütülen diğer soruşturmada kaydedilen

gelişmelerin ve varılan sonuçların bu soruşturma üzerinde bir etkisinin bulunup

bulunmadığının da belirlenmesi gerekecektir.

90. Somut olayda belli kişilere ve belli iddialara hasredilmeden

yürütülen soruşturmanın, kolluk görevlileri tarafından olayın hemen akabinde başlatılanve akabinde bir fezlekeyle evrakları Cumhuriyet

Başsavcılığına gönderilen 2012/29546 numaralı soruşturma olduğu görülmektedir.

91. Her şeyden önce başvurucunun ifadesinin bu soruşturmada

alındığı görülmektedir. Bu soruşturmada ayrıca olay yeri ve benzeri maddi delil

incelemeleri yapılmış, olayın tanıklarının bulunup bulunmadığı araştırılmış ve

sonucunda başvurucunun ifadesi, oğlunun ifadeleriyle ve gerçekleştirilen diğer

soruşturma işlemleriyle birlikte değerlendirilerek oluşa ilişkin çelişkiler

içerdiği ve bu nedenle soruşturmada kamu davasını açmak için yeterli şüphe

oluşturacak delil olmadığı gerekçesiyle kamu adına kovuşturmaya yer olmadığına

dair karar verilmiştir (bkz. § 36).

92. Görüldüğü üzere bu soruşturma, olayın tüm yönleriyle

aydınlatılmasına ve sorumluları, ister kamu görevlisi

olsun ister olmasın tespit etmeye yönelik olarak gerçekleştirilmiştir. Bu

soruşturma sonucunda başvurucunun iddialarına ilişkin değerlendirilmelerde de

bulunulması, işin doğasından kaynaklanan bir durumdur ve bu durum soruşturmanın

bu niteliğini değiştirmeyecektir.

93. Yukarıda anılan 2012/29006 numaralı diğer soruşturmada ise

bu soruşturma dosyasında gerçekleştirilen işlemlerle benzer işlemler

gerçekleştirilmiş ise de D.A.nın

ilgili doktor hakkında görevinin gereklerini yerine getirmediği ve başvurucu

babasını kolluk görevlilerinin yaraladığı iddiaları üzerine ve sadece bu

iddialara ve belli kişilere (kamu görevlilerine) yönelik olarak yürütülmüştür.

Cumhuriyet savcısının, kolluğa verdiği maddi delil incelemesi ve toplanmasına

ilişkin talimata da bakıldığında, sadece iddialarda ileri sürülen hususlara

ilişkin bir soruşturma işleminin gerçekleştirildiği görülebilmektedir (bkz. §

39). Bu soruşturmada olaydan sonra geçici rapor düzenleyen doktor hakkındaki

raporun düzenlenmesinde görevinin gereklerini yerine getirmediğine ilişkin

iddiaların incelenmesi ve değerlendirilmesi, soruşturmayı olayın tüm yönleriyle

araştırıldığı ve varsa sorumlularının her türlü ihtimal gözetilerek

belirlenmeye çalışıldığı bir soruşturma niteliğine dönüştürmemektedir. Aksine

diğer soruşturmadan farklı olarak sadece belli kişilere (kamu görevlilerine) ve

iddialara yönelik iddiaların araştırıldığını ortaya koymaktadır.

94. Ayrıca Cumhuriyet Başsavcılığı, aynı olay hakkında iki ayrı

soruşturma yürüttüğünün farkında olarak işlemlerini gerçekleştirmiş olup

2012/29006 numaralı soruşturmanın Cumhuriyet savcısı, diğer soruşturmadaki

bilgi ve belgelerin birer örneğini kendi yürüttüğü soruşturma dosyasına eklemiş

ve akabinde sadece şikâyete konu kolluk görevlileri hakkında alınması gerekli

izin prosedürünü yürütmüşür.

95. Yukarıda da ifade edildiği üzere devletin yerine getirmek

zorunda olduğu pozitif yükümlülüklerin usule ilişkin boyutu, yaşanan olayın tüm

yönlerinin ortaya konmasına ve sorumlu kişilerin belirlenmesine imkân tanıyan

etkili bir soruşturma yürütülmesini gerektirmektedir (bkz. § 78).

96. Anayasa Mahkemesi tarafından, bireysel başvuru yoluyla

Anayasa'nın 17. maddesinin gerektirdiği etkili soruşturma yükümlülüğünün yerine

getirilip getirilmediği denetlenirken, olayın tam olarak nasıl gerçekleştiğini

ortaya koyacak şekilde yürütülmeyip sadece bu olaylara belirli kişilerin

karıştığı veya hiçbir şekilde bu kişilerin karışmasının söz konusu olmadığını

ortaya koyacak şekilde yürütülen soruşturmaların başlı başına esas alınması

mümkün değildir.

97. Bu nedenle somut olayda etkili soruşturma yükümlülüğünün

incelenmesinde devletin, olayı tüm yönleriyle araştırdığı ve sadece belli

kişilerin olaya karışıp karışmadığına ilişkin olarak sınırlamadığı bir

soruşturma (Sor. No: 2012/29546) yürüttüğü görüldüğünden sadece kamu

görevlilerinin olaya karışıp karışmadığını ortaya koyabilecek nitelikte

yürütülen diğer soruşturmanın (Sor. No: 2012/29006) bu değerlendirilmede başlı

başına esas alınması söz konusu olamaz.

98. Ayrıca daha önce başvurulduğu ve reddedildiği için başarılı

olunmayacağı belli olan bir başvuru yoluna, yeni bir delil ileri sürmeksizin

tekrar başvurulması sonucu verilen karar üzerine yapılan bireysel başvurunun

Anayasa Mahkemesinin süre ve zaman bakımından yetkisi üzerinde bir etkisi

bulunmamaktadır (İbrahim Oğuz Yapar,

B. No: 2012/829, 5/3/2013, § 32; Seyithan

Akgül, B. No: 2013/5869, 7/1/2016, § 35).

99. Somut olay bakımından belirtilmesi gereken bir diğer husus

da Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen 2012/29546 sayılı soruşturmada

verilen ve başvurucu tarafından itiraz edilmeyen kovuşturmaya yer olmadığına

dair kararda, başvurucunun olaya kolluk görevlilerinin karıştığı iddiasının da

değerlendirildiği ve olayın gerçekleşme şekline ilişkin çelişkili ifadelerde

bulunduğu kanaatine varılarak kamu davası açmak için yeterli şüphe oluşturacak

delil olmadığına ilişkin bir sonuca varıldığıdır (bkz. § 36). Cumhuriyet

Başsavcılığı bu kararıyla soruşturma evresinde toplanan delillerin herhangi bir

suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturmadığını belirtmektedir (bkz. §

55).

100. Bu nedenle Cumhuriyet Başsavcılığının olaya ilişkin

yürüttüğü ana soruşturmada iddialarına ilişkin bu şekilde bir sonuca varılmasının

akabinde yeni bir delil ileri sürmeyip Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından da

resen bir delil tespit edilmediğini gören başvurucu açısından, iki ayrı

soruşturma yürütülmesi nedeniyle farklı bir karara varılacağı beklentisinin

oluştuğu ve bu nedenle itiraz yoluna gidilmediğini söylemek mümkün değildir.

101. Kaldı ki başvurucu, bireysel başvuru formunda böyle bir

beklenti nedeniyle 2012/29546 numaralı soruşturma sonucunda verilen karara

itiraz etmediğini de ileri sürmemektedir. Dolayısıyla başvurucunun Cumhuriyet

Başsavcılığının herhangi bir şüpheliden bahsedilmeksizin genel olarak kamu

davasını açmak için suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturacak delil

bulunmadığı gerekçesiyle kamu adına kovuşturmaya yer olmadığına dair karar

verdiğini gözeterek itiraz yoluna başvurması gerektiği de açıktır.

102. Başvurucunun, sadece haklarında soruşturma izni verilmeyen

kolluk görevlilerine ilişkin olarak olağan kanun yollarını tüketmesi, Anayasa

Mahkemesinden önceki mahkemeler tarafından olayın tüm yönleriyle ortaya

çıkarılması ve varsa sorumluların tespiti bakımından etkili soruşturma

yükümlülüğünün yerine getirilip getirilmediğinin değerlendirilmesini mümkün

kılmamıştır. Diyarbakır Bölge İdare Mahkemesi, soruşturma ve itirazın konusu

itibarıyla sadece kolluk görevlileri hakkında kamu davası açmaya yetecek

şüphenin bulunup bulunmadığına ilişkin bir değerlendirme yapmıştır. Kaldı ki

aksinin olması başka deyişle olayda kolluk görevlileri dışındaki kişilerin

sorumluluğunun bulunup bulunmadığına ilişkin bir değerlendirme yapması ve

soruşturmayı bu yönüyle inceleyip gerçekleştirilen işlemlerde etkililik adına

bazı eksiklikler varsa bunları tespit etmesi, bu hususta bir yetkisi ve

sorumluluğu bulunmadığından beklenemez.

103. Bu durumda somut olayda başvurucunun olaya ilişkin

2012/29546 numaralı soruşturmada verilip vekiline 11/3/2013 tarihinde tebliğ

edilen Cumhuriyet Başsavcılığının kovuşturmaya yer olmadığına dair kararına

itiraz etmemesi nedeniyle temel hak iddiasını öncelikle Derece Mahkemesi önünde

ileri sürmeyip iddialarının bu makam tarafından değerlendirilmesi ve bir çözüme

kavuşturulmasını beklemeden doğrudan Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda

bulunduğu sonucuna varılmıştır.

104. Açıklanan nedenlerle başvurunun diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurunun başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

30/6/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh KALELİ

Nuri

NECİPOĞLU

Erdal TERCAN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Raportör

:

Nahit GEZGİN

Başvurucu

:

İbrahim

ASLAN

Vekili

:

Av. Rehşan BATARAY SAMAN

Av. Muhterem

SÜREN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/5978, 30 Haziran 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. B. No: 2012/829, 5/3/2013, § 32; Seyithan
  12. A. Başvurunun başvuru
  13. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  14. Necipoğlu
  15. Gökcan
  16. Aslan
  17. Süren
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/5978
Tarih
30 Haziran 2016

İlgili Kararlar

  • Ayhan Pehlivanoğlu Başvurusu (B. No: 2014/2152)
  • Necat Öztekin Başvurusu (B. No: 2014/510)
  • D.ö. Başvurusu (B. No: 2014/3977)
  • AYM Bireysel Başvuru B. No: 2013/865
  • Şehmus Yıldız ve Muhyedin Sevinç Başvurusu (B. No: 2014/4954)
  • Ahmet Bulaç Başvurusu (B. No: 2014/3686)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.