İçeriğe geç
AC
İkinci Bölüm Başvuru No: 2014/15052 Tarih:

İbrahim Erez Başvurusu (B. No: 2014/15052)

Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

İBRAHİM EREZ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2014/15052)

Karar Tarihi: 21/11/2017

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, on beş yaşından küçük çocukla cinsel ilişkiye

girilmesi suçundan cezalandırılan başvurucunun suçun mağduruyla evlenmiş

olmasına karşın cezaevinde tutulmasından dolayı aile hayatının sürdürülememesi

nedeniyle aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 10/9/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

7. Başvurucu 4/10/1990 doğumludur. Kütahya Cumhuriyet

Başsavcılığı, 21/4/2010 tarihli iddianamesiyle, başvurucunun on beş yaşından

küçük çocuğun cinsel istismarı suçundan cezalandırılması için kamu davası

açmıştır. İddianameye göre başvurucu suç tarihi olan 2007 yılının Aralık ayında

on yedi yaşında iken o sıralarda henüz on üç yaşında olan (18/3/1994 doğumlu) mağdure ile aralarında anlaşarak birlikte karı koca hayatı

yaşamaya başlamışlar ve mağdure ile birçok kez cinsel

ilişkiye girmişlerdir. İddianamede ayrıca başvurucu ile mağdurenin

birlikteliğinden 22/4/2008 doğumlu bir çocuğun dünyaya geldiği ve iddianamenin

düzenlendiği tarihte mağdurenin beş aylık hamile

olduğu belirtilmiştir. İddianamede, suç tarihinde on beş yaşını tamamlamamış

çocuk olan mağdurenin cinsel ilişki hususundaki

rızasının geçerli sayılmadığı ve suçun oluşumuna etki etmeyeceği de

hatırlatılmıştır.

8. Kütahya 1. Ağır Ceza Mahkemesindeki yargılama sırasında

beyanı alınan mağdure, kendi isteğiyle başvurucu ile

birlikte kaçtıklarını ve karı koca hayatı yaşadıklarını, bu beraberliklerinden

(22/4/2008 doğumlu) bir çocuğunun olduğunu ve ikinci çocuğunu beklediğini

belirtmiştir. Başvurucu ise kendi aralarında anlaşarak mağdure

ile beraber yaşamaya başladıklarını, mağdurenin

yaşını doldurduğunda resmî nikah yapacaklarını belirtmiştir. Mağdurenin annesi beyanında, eşi öldüğü için başkasıyla

evlendiğini, mağdurenin ninesinin yanında kaldığını,

sanıkla kızının nişanlı olduğunu, kaçtıklarını sonradan öğrendiğini ve sanıktan

şikâyetçi olmadığını belirtmiştir. Adli Tıp Kurumu Kütahya Şube Müdürlüğü ve

Kütahya Devlet Hastanesinden alınan raporlar ve kemik grafilerine

göre hastane doğumlu olan mağdurenin kemik yaşının

rapor tarihi olan 19/7/2010 tarihinde on altı olduğu, dolayısıyla suç tarihi

olan Aralık 2007'de mağdurenin henüz on üç yaşının

içerisinde olduğu bildirilmiştir.

9. Mahkeme, 15/3/2011 tarihli ve E.2010/120, K.2011/49 sayılı

kararıyla başvurucunun on beş yaşından küçük çocuğun cinsel istismarı suçu

nedeniyle 8 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına hükmetmiştir. Karar

gerekçesinde, her ne kadar mağdurenin rızası ile

sanıkla birçok kez cinsel ilişkiye girdikleri sabit ise de mağdurenin

suç tarihinde on beş yaşından küçük olduğu, göstermiş olduğu rızanın geçerli

olmadığı ve suçun oluşumuna da etki etmeyeceği, bu nedenle sanığın zincirleme

şekilde çocuğun cinsel istismarı suçunu işlediğinin anlaşıldığı belirtilmiştir.

Ayrıca gerekçede, sanığa verilecek cezanın aynı zamanda mağdureye

ve çocuklarına da verilmiş sayılıp sayılmayacağı irdelenmiştir. Kararda, ülkemizde

özellikle az gelişmiş bölgelerde erken evliliğin sosyo-kültürel

bir olgu olarak yaşandığı, ancak yasalara açıkça aykırı olan ve hem kadınlara

karşı işlenen insan hakları suçu hem de çocukların insan hakları ihlali olarak

görülen erken evliliklerin engellenmesi gerektiği vurgulanmıştır. Küçük yaşta

isteyerek veya zorla yapılan evliliklerin kız çocuklarının ruhsal ve bedensel

gelişimleri üzerinde olumsuz etki yarattığı, eğitimlerinin kesintiye uğramasına

neden olduğu, evlilik içi şiddetle daha fazla karşılaşmalarına, kadının

statüsünün düşmesine ve bunun sonucu olarak daha da yoğun cinsiyet

ayrımcılığına maruz kalmalarına yol açacağı ifade edilmiştir. Kararda kendisi

henüz çocuk iken çocuk sahibi olan kadınların bu çocukları bir yetişkin gibi

hayata kazandırabilmesinin mümkün olmadığı, toplumsal ve yasal kurallarla bu

bilincin bireylere verilmesi gerektiği, dolayısıyla verilen cezanın toplum

açısından caydırıcılık özelliğinin de bulunduğu belirtilmiştir. Hüküm

fıkrasında ise cezanın belirlenmesinde sanığın yargılama sürecindeki hal ve

davranışlarının lehine takdiri indirim nedeni kabul edilerek cezadan 1/6

oranında indirim yapıldığı ifade edilmiştir.

10. Karar, Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 1/4/2014 tarihli ilamı

ile onanmıştır. Başvurucu kararı 12/8/2014 tarihinde müddetname

tebliği üzerine öğrenmiş ve 10/9/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

11. Ayrıca başvurucu Kayseri 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 23/3/2012

tarihli kararı ile 5237 sayılı Kanun'un 188. maddesi gereğince uyuşturucu veya

uyarıcı madde ticareti yapma veya sağlama suçunu işlemesi nedeniyle 9 yıl hapis

cezası ile cezalandırılmıştır. Söz konusu ceza Yargıtay incelemesinden geçerek

kesinleşmiştir ve ceza infaz edilmektedir.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

12. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun suç

tarihinde yürürlükte olan "Çocukların cinsel istismarı" kenar

başlıklı 103. maddesinin ilgili kısmı (18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Türk

Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 59.

maddesiyle yapılan değişiklikten önceki hâli) şöyledir:

"(1) Çocuğu cinsel yönden istismar eden

kişi, üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel

istismar deyiminden;

a) Onbeş yaşını

tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukukî anlam ve

sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen

her türlü cinsel davranış,

..., anlaşılır.

(2) Cinsel istismarın vücuda organ veya sair

bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, sekiz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

... "

13. 5237 sayılı Kanun'un 103. maddesinin (18/6/2014 tarihli ve

6545 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair

Kanun'un 59. maddesiyle yapılan değişiklikten önceki hâli) (2) numaralı

fıkrasının Anayasa'ya aykırı olduğu yönündeki itiraz Anayasa Mahkemesinin

12/11/2015 tarihli ve E.2015/43, K.2015/101 sayılı kararıyla reddedilmiştir.

B. Uluslararası Hukuk

14. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) hukuka uygun şekilde

özgürlükten yoksun bırakılmanın doğal sonucu olarak ilgilinin özel hayatına ve

aile hayatına yönelik bir kısıtlama içereceğini birçok kararında vurgulamıştır

(Khoroshenko/Rusya [BD], B. No:41418/04,30/06/2015, §

106; Messina/İtalya (No. 2), B. No: 25498/94,

28/9/2000, § 61).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

15. Mahkemenin 21/11/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

16. Başvurucu, 11/8/2010 tarihinde mağdure

ile resmî nikahla evlendiklerini belirterek suçtan sonra evlenmiş olması

nedeniyle eyleminin suç olmaktan çıkarılması gerektiğini iddia etmiştir.

Başvurucu, iyi niyet duygularıyla bir yuva kurmak amacıyla geçmişte işlediği

suç nedeniyle haksız yere cezalandırıldığını, kendisinin cezaevine alınması

nedeniyle eşi olan mağdurenin ve işitme engelli olan

çocuklarının da bir anlamda cezalandırıldığını, uzun süre cezaevinde kalacak

olması nedeniyle aile birliğinin zarar gördüğünü ileri sürmüştür. Bu nedenlerle

Anayasa'nın 41. maddesinde yer alan ailenin korunması hakkının ihlal edildiğini

iddia etmiş, yeniden yargılama yapılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

B. Değerlendirme

17. Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı

gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının

gizliliğine dokunulamaz.”

18. Anayasa’nın "Ailenin

korunması ve çocuk hakları" kenar başlıklı 41. maddesi

şöyledir:

“Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır.

Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların

korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için

gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar.

Her çocuk, korunma ve bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkça

aykırı olmadıkça, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme

hakkına sahiptir.

Devlet, her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu

tedbirleri alır.”

19. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

20. Aile hayatına saygı hakkı, Anayasa’nın 20. maddesinin

birinci fıkrasında güvence altına alınmıştır. Anayasa’nın 41. maddesinin ise

Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, aile hayatına saygı hakkına ilişkin

pozitif yükümlülüklerin değerlendirilmesi bağlamında gözönünde

bulundurulması gerekmektedir (Murat Atılgan,

B. No: 2013/9047, 7/5/2015, § 22; Marcus Frank Cerny [GK], B. No: 2013/5126, 2/7/2015, § 36).

Bu kapsamda başvuru Anayasa'nın 20. maddesinde güvenceye alınan aile hayatına

saygı hakkı kapsamında ele alınmıştır.

21. Özel hayat kavramı eksiksiz bir tanımı bulunmayan geniş bir kavram

olup "bireyin kişiliğini geliştirmesi ve gerçekleştirmesi" kavramı,

özel hayata saygı hakkının kapsamının belirlenmesinde temel alınmaktadır. Bu

yönü ile değerlendirildiğinde bahsi geçen hak, ilişki kurmak ve geliştirmek

üzere çevresinde bulunanlarla temas kurma hakkını da içermektedir (Serap Tortuk, B.

No: 2013/9660, 21/1/2015, § 31). Söz konusu olan diğer kişilerin içine aile

fertlerinin de dahil olduğunda kuşku bulunmamaktadır ve aile ilişkilerinin

normal bir şekilde sürdürülebilmesi, aile fertlerinin birbiriyle zaman

geçirebilmesi de özel ve aile hayatına saygı hakkının konusu kapsamındadır (Marcus Frank Cerny, §

36; Beşir Doğan,§ 27).

22. Öncelikle incelenmesi gereken husus, ailenin korunması ve

aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkı kapsamında korunan hakkın

kullanımına veya haktan yararlanılmasına kamu gücünün işlem, eylem veya ihmali

nedeniyle doğrudan bir müdahalenin söz konusu olup olmadığıdır (Salih Karakoç,

B. No: 2013/2954, 19/12/2013, § 38).

23. Anayasa Mahkemesi 5237 sayılı Kanun'un suç tarihinde

yürürlükte olan hâliyle 103. maddesinin Anayasa'ya uygunluğunu incelemiş ve bu

hükmü Anayasa'ya uygun bulmuştur (AYM, E.2015/43, K.2015/101, 12/11/2015, §

30).

24. Somut olayda suç tarihi olan Aralık 2007 tarihinde

başvurucunun on üç yaşında olan mağdureyle cinsel

birliktelik gerçekleştirdiği ve o tarihten itibaren karı koca hayatı

yaşadıkları belirtilerek on beş yaşından küçük çocuğun cinsel istismarı suçu

nedeniyle 8 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına hükmedildiği, kararın

olağan kanun yolları denetiminden geçerek kesinleştiği anlaşılmaktadır. Ayrıca

söz konusu cezanın belirlenmesinde derece mahkemesi tarafından somut olayın

özellikleri, mağdurenin kendi isteği ile sanıkla

kaçtığı ve karı koca hayatı yaşadığı yönündeki beyanları dikkate alınarak başvurucuya

aşağı hadden ceza verildiği, lehine olan indirim sebeplerinin de uygulandığı

görülmektedir.

25. Anayasa’nın 19. maddesi gereği hükümlü ve tutukluların özel

hayatı ve aile hayatına birtakım sınırlamaların getirilmiş olması, hukuka uygun

olarak cezaevinde tutulmanın kaçınılmaz ve doğal bir sonucudur (Mehmet Koray Eryaşa,

B. No: 2013/6693, 16/4/2015, § 89).

26. Somut olayda suçtan sonra mağdureyle

evlenmiş olduğu anlaşılan başvurucunun cezaevinde bulunmasının aile hayatı

üzerinde birtakım olumsuz etkiler doğuracağı açıktır. Ancak bu durum kamu

makamlarının aile hayatını hedef alan işlem veya eylemlerinden kaynaklanmayıp

başvurucunun 5237 sayılı Kanun'un 103. maddesinde düzenlenen suçu ve ayrıca

uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma veya sağlama suçunu işlemesi

nedeniyle verilmiş olan hapis cezasının infaz edilmesinden kaynaklanmaktadır. Tutuklu

veya hükümlü olan kişilerin aileleriyle birlikte yaşamalarına ara verilmesi

şeklinde bazı kısıtlamaların ortaya çıkması cezaevinde tutulmanın doğal bir

sonucudur ve bu şekildeki kısıtlamalar başvurucuyla aynı veya başka suçlardan

ceza mahkûmiyetine ya da tutuklanmalarına karar verilmiş olan herkes yönünden

geçerlidir.

27. Ayrıca ilgili mevzuat uyarınca hükümlü ve tutukluların

mektup, telefon veya diğer iletişim vasıtalarıyla aileleriyle başka kişilerle

ve dışarıdaki kuruluşların temsilcileriyle haberleşmelerine, bu kişilerin

hükümlü ve tutukluları ziyaret etmelerine izin verilmesi mümkündür.

Başvurucunun ailesi, yasal temsilcisi ve yakınlarıyla görüştürülmesinin

engellendiğine ilişkin herhangi bir iddiası da bulunmamaktadır. Tüm bu

açıklamalar ışığında somut olayda kamu gücünün işlem, eylem veya ihmali

nedeniyle başvurucunun aile hayatına yönelik bir müdahale olmadığı sonucuna

varılmıştır.

28. Açıklanan nedenlerle başvurucunun aile hayatına saygı

hakkına yönelik bir müdahalede bulunulmadığı anlaşıldığından başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

21/11/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör

:

Şermin

BİRTANE

Başvurucu

:

İbrahim EREZ

Vekili

:

Av. Edip

İlkay SUNAY

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/15052, 21 Kasım 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası