İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

İbrahim Geçer Başvurusu (B. No: 2014/19056)

1. Başvuru, tapu iptali ve tescil talebiyle aleyhe açılan davada

Başvuru No2014/19056Tarih19 Şubat 2019Okuma28 dk · 5.557 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm İbrahim Geçer Başvurusu

Karar tarihi
19 Şubat 2019
Başvuru Numarası
2014/19056
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.557 kelime·28 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, tapu iptali ve tescil talebiyle aleyhe açılan davada

taşınmazın tapu kaydına ihtiyati tedbir şerhi konulmasına karar verilmesi ve bu

tedbirin uzun süredir devam etmesi nedeniyle mülkiyet hakkının; yargılamanın

uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği

iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 3/12/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Başvurucu İbrahim Geçer tarafından yapılan 2014/19056

numaralı başvuru ile başvurucu Emine Geçer tarafından yapılan 2014/19057

numaralı başvuru, aralarında konu yönünden irtibat bulunduğu anlaşıldığından

birleştirilmiş; incelemeye 2014/19056 numaralı bireysel başvuru dosyası

üzerinden devam edilmiştir.

5. Komisyonca başvurucu Emine Geçer tarafından yapılan başvuru kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle

kabul edilmezlik kararı verilerek sonuçlandırılmış; başvurucu İbrahim Geçer

tarafından yapılan başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

9. Muğla ili Dalaman ilçesi Kapukargın

köyü Çelek mevkiinde bulunan 375 parsel sayılı taşınmaz, tapuda E.İ. İnşaat ve

Ticaret A.Ş. (Şirket) adına kayıtlı iken Orman Genel Müdürlüğü (Orman İdaresi)

tarafından bu Şirket aleyhine Dalaman Asliye Hukuk Mahkemesinde 15/5/1989

tarihinde tapu iptali ve tescili davası açılmıştır. Dava dilekçesinde

taşınmazın orman sınırları içinde kaldığı ayrıca 9/7/1945 tarihli ve 4785

sayılı Kanun hükümlerine göre orman olan bu taşınmazın devletleştirildiği

belirtilmiştir.

10. Anılan taşınmazın üzerinde İncebel

Tatil Sitesi olarak 657 adet konut inşa edilmiştir. Şirket ile başvurucu

arasında imzalanan sözleşmede, taşınmazın üzerinde yapıya ait projede yer alan

165/10000 arsa paylı villa

niteliğindeki 21 numaralı bağımsız bölümün başvurucuya devredileceği

belirtilmiştir. Anılan taşınmaz 427-446 parsel sayılı taşınmazlara ifraz görmüş

olup başvurucu, ifraz sonucu oluşan 432 parsel sayılı taşınmazda belirtilen

bağımsız bölümün 1/2 payını 10/5/1991 tarihinde tapuda satın almıştır.

11. Davacı Orman İdaresinin talebi üzerine Mahkemece 4/2/1994

tarihinde uyuşmazlık konusu taşınmazların üçüncü kişilere devrinin önlenmesi

amacıyla ihtiyati tedbir konulmasına karar verilmiş ve bu karar doğrultusunda

tapu kayıtlarına şerh konulması hususu aynı tarihte Tapu Müdürlüğüne

bildirilmiştir. Tapu Müdürlüğü, anılan tarihte söz konusu taşınmazların tapu

kaydına Mahkemece konulmasına karar verilen ihtiyati tedbir şerhlerini tescil

etmiştir.

12. Yargılama sırasında anılan taşınmazların ada ve parsel

numaraları 128 ada 1, 129 ada 1, 130 ada 1, 131 ada 1, 132 ada 1, 133 ada 1,

134 ada 1, 135 ada 1-3, 136 ada 1 ve 137 ada 1 parsel sayılı taşınmazlar olarak

yeniden belirlenmiştir. Bu taşınmazlardan 137 ada 1 parsel sayılı taşınmazda 21

numaralı bağımsız bölümün 1/2 payı başvurucu adına kayıtlıdır.

13. Davacı Orman İdaresi 6/3/2013 tarihinde başvurucunun da

davaya dâhil edilmesi için dilekçe vermiş; 30/9/2013 tarihli 25. oturumda,

başvurucuya dava dilekçesinin ve duruşma gününün tebliğ edilmesine karar

verilmiştir. 30/1/2014 tarihli yapılan 27. oturuma ilişkin duruşma tutanağında

dava dilekçesinin başvurucuya tebliğ edildiği bilgisi yer almaktadır.

14. Dalaman Adliyesinin kapatılmasının ardından dava dosyası

Ortaca 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin E.2013/188 sayılı dosyasına kaydedilerek

yargılamaya devam edilmiştir. Mahkeme 23/2/2014 tarihinde, davacı Orman İdaresi

tarafından davanın kısmen atiye bırakıldığı gerekçesiyle bazı taşınmazlar

üzerindeki ihtiyati tedbir şerhlerinin kaldırılmasına karar vermiş ise de

başvuruya konu taşınmaz üzerindeki ihtiyati tedbir şerhi kaldırılmamıştır.

15. Başvurucu 2/12/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

16. Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden yapılan

sorgulama sonucuna göre dava ilk derece mahkemesi önünde devam etmekte olup

duruşması 16/4/2019 tarihine talik edilmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. Mevzuat Hükümleri

17. 18/6/1927 tarihli ve 1086 sayılı mülga Hukuk Usulü

Muhakemeleri Kanunu'nun 101. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Hakim iki taraftan birinin talebiyle

davanın ikamesinden evvel veya sonra aşağıda gösterilen hal ve şekillerde

ihtiyati tedbirler ittihazına karar verebilir:

1 - Menkul ve gayrimenkul malların ayni münazaalı ise bunun haciz veya yeddiadle

tevdiine,

2 - Münazaalı şeyin

muhafazası için lazımgelen her türlü tedbirlerin

ittihazına,

..."

18. 1086 sayılı mülga Kanun'un 104. maddesinin üçüncü fıkrası

şöyledir:

"Dava ikamesinden sonra bilümum ihtiyati tedbirlere tahkikata memur hakim

tarafından karar verilir. Şu kadar ki hakim ihtiyati tedbirin diğer bir mahalde

daha az masrafla ve daha çabuk ifasını kabil görürse bu hususta karar verilmek

üzere o mahal hakimini naip tayin edebilir."

19. 1086 sayılı mülga Kanun'un 110. maddesi şöyledir:

"İhtiyati tedbir kararını talep eden

taraf bundan dolayı diğer tarafın ve üçüncü şahsın duçar olması muhtemel zarar

ve ziyanlarına mukabil teminat iraesine mecburdur.

İcabı hale göre hakim işbu mecburiyeti refedebilir ve ihtiyati tedbir kararını

talep eden Devlet veya müzahareti adliyeye nail kimse

ise teminat iraesi lazım gelmez."

20. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu'nun 389. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Mevcut durumda meydana gelebilecek bir

değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da

tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut

ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu

hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir."

21. 6100 sayılı Kanun'un 390. maddesi şöyledir:

"(1) İhtiyati tedbir, dava açılmadan

önce, esas hakkında görevli ve yetkili olan mahkemeden; dava açıldıktan sonra

ise ancak asıl davanın görüldüğü mahkemeden talep edilir.

(2)

Talep edenin haklarının derhâl korunmasında zorunluluk bulunan hâllerde, hâkim

karşı tarafı dinlemeden de tedbire karar verebilir.

(3)

Tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve

türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını

yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır."

22. 6100 sayılı Kanun'un 392. maddesi şöyledir:

"(1) İhtiyati

tedbir talep eden, haksız çıktığı takdirde karşı tarafın ve üçüncü kişilerin bu

yüzden uğrayacakları muhtemel zararlara karşılık teminat göstermek zorundadır.

Talep, resmî belgeye, başkaca kesin bir delile dayanıyor yahut durum ve

koşullar gerektiriyorsa, mahkeme gerekçesini açıkça belirtmek şartıyla teminat

alınmamasına da karar verebilir. Adli yardımdan yararlanan kimsenin teminat

göstermesi gerekmez.

(2)

Asıl davaya ilişkin hükmün kesinleşmesinden veya ihtiyati tedbir kararının

kalkmasından itibaren bir ay içinde tazminat davasının açılmaması üzerine

teminat iade edilir."

23. 6100 sayılı Kanun'un 399. maddesi şöyledir:

"(1)Lehine ihtiyati tedbir kararı verilen

taraf, ihtiyati tedbir talebinde bulunduğu anda haksız olduğu anlaşılır yahut

tedbir kararı kendiliğinden kalkar ya da itiraz üzerine kaldırılır ise haksız

ihtiyati tedbir nedeniyle uğranılan zararı tazminle yükümlüdür.

(2)Haksız

ihtiyati tedbirden kaynaklanan tazminat davası, esas hakkındaki davanın karara

bağlandığı mahkemede açılır.

(3)Tazminat

davası açma hakkı, hükmün kesinleşmesinden veya ihtiyati tedbir kararının

kalkmasından itibaren, bir yıl geçmesiyle zamanaşımına uğrar."

2. Yargıtay İçtihatları

24. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18/1/2017 tarihli ve

E.2014/7-2492, K.2017/11 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:

"...

İhtiyati tedbirler hali hazırda görülmekte

olan veya ileride açılacak bir davanın sonucunun etkisiz veya anlamsız

kalmasını önlemek için başvurulan geçici nitelikte ve kural olarak kanunla

belirlenmiş önlemlerdir. Özel düzenlemeler bir kenara bırakılacak olursa

ihtiyati tedbirlere ilişkin temel düzenleme Hukuk Muhakemeleri Kanununun 389 ve

devamı maddelerinde yer almaktadır.

İhtiyati haciz ise alacaklının bir para

alacağının zamanında ödenmesini garanti altına almak için mahkeme kararı ile

borçlunun mallarına önceden geçici olarak el konulmasıdır. İhtiyati hacze

ilişkin düzenleme ise amacına uygun biçimde alacakların tahsili usullerini

gösteren İcra ve İflas Kanununda düzenlenmiştir (m.257 vd.).

İhtiyati haciz bir para alacağının geçici

olarak teminini amaçlarken ihtiyati tedbir ferdileştirilmiş

muayyen bir talebin teminini hedef tutmaktadır. Bu nedenle ihtiyati haciz

kararı verilmesi gereken hallerde ihtiyati tedbir kararı verilemez..."

25. Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 23/3/2016 tarihli ve

E.2016/4316, K.2016/3642 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"HUMK 389 ve 399.maddeleri ihtiyati

tedbiri düzenlemiştir. İhtiyati tedbir, davacının davayı kazanması halinde dava

aşamasında sonucu güvence altına almaya yarayan bir hukuki korumadır. Davadan

önce veya dava sırasında istenebilir."

26. Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 9/11/2015 tarihli ve

E.2015/10991, K.2015/11747 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:

"Dava İİK.nın

277 ve devamı maddeleri uyarınca açılan tasarrufun iptali davası sırasında

verilen ihtiyati tedbir nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemiyle açılan

maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.

1086 sayılı HUMK. 110. maddesi (6100 sayılı HMK.nın 399. maddesi) hükmü uyarınca ihtiyati tedbir kararı

alan kimse, ihtiyati tedbir kararının haksız olduğunun belirlenmesi halinde

ihtiyati tedbir kararı yüzünden karşı tarafın ve üçüncü kişilerin uğradıkları

zararı gidermekle yükümlüdür. Kural olarak giderim borcunun doğumu için kusur

aranmamaktadır. Bu konuda öğretide, uygulamada ve yargısal inançlarda görüş

birliği vardır. Diğer bir deyişle haksız ihtiyati tedbir nedeniyle uğranılan

zararların gideriminde kusursuz sorumluluk esası

kabul edilmiştir. İhtiyati tedbir kararı alan kişinin sorumluluğuna

hükmedilebilmesi için ihtiyati tedbir kararının uygulanmış olması, ihtiyati

tedbir kararının haksızlığının belirlenmesi, zarar ile ihtiyati tedbir

kararının uygulanması arasında uygun illiyet bağının bulunması gerekir."

27. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 31/10/2012 tarihli ve

E.2012/14520, K.2012/12028 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Dosya içeriğine, toplanan delillere,

hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye ve özellikle HMK. nün 392 ve 399

maddeleri uyarınca lehine ihtiyati tedbir kararı verilen tarafın haksız

olduğunun anlaşılması ve bu yüzden aleyhine ihtiyati tedbir kararı verilenlerin

zarara uğraması halinde her zaman tazminat isteminde bulunulabileceğine göre;

davalılar ... vekilinin temyiz itirazı yerinde değildir."

B. Uluslararası Hukuk

28. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün "Mülkiyetin korunması" kenar

başlıklı 1. maddesi şöyledir:

"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk

dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak

kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun

genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin

kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da

başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri

yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez."

29. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), mülkiyet hakkına

müdahale teşkil eden tedbirlerin makul bir sürede sonuçlanmadığına ilişkin

iddia ve şikâyetleri -ister bir suç isnadı isterse de bir medeni hak ve

yükümlülüğe ilişkin olsun- mülkiyet hakkına etkileri kapsamında

değerlendirmektedir. AİHM mülkiyeti sınırlandıran tedbirlerin Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesine göre adil

olabilmesi için mülkün sahibinin güncel zararının kaçınılmaz olandan daha fazla

olmaması gerektiğini sıklıkla vurgulamaktadır (Raimondo/İtalya, B. No: 12954/87, 22/2/1994, § 33; Borzhonov/Rusya, B. No: 18274/04, 22/1/2009, § 61; Jucys/Litvanya,

B. No: 5457/03, 8/1/2008, § 36). Bu bağlamda East/West

Alliance Limited/Ukrayna (B. No: 19336/04,

23/1/2014) kararında, başvurucunun mülkünden on yıl boyunca yoksun kalmasına

yol açan el atma tedbirinin mülkiyet hakkına ölçüsüz bir müdahale olduğu

sonucuna varılmıştır (East/West Alliance Limited/Ukraine,

§§ 166-218). Jucys/Litvanya

kararında ise el koyma tedbirinin yaklaşık 8,5 yıl sürdüğüne vurgu yapılarak

mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin başvurucuya aşırı ve orantısız bir külfet

yüklediği belirtilmiştir (Jucys/Litvanya, §§ 34-39). Son olarak Poiss/Avusturya (B. No: 9816/82, 23/4/1987)

kararında ise başvurucunun taşınmazından geçici olarak kullanmasının ve

tasarruf etmesinin önüne geçen bir tedbirin uygulanması, mülkiyet hakkına

müdahale olarak görülmüştür. AİHM, başvuruyu mülkiyetten barışçıl yararlanmaya

ilişkin birinci kural çerçevesinde incelemiş ve müdahaleye konu tedbirin yirmi

dört yıldır devam etmiş olduğuna dikkat çekerek başvurucunun mülkiyet hakkına

yapılan müdahalenin ölçülü olmadığına karar vermiştir (Poiss/Avusturya, §§ 61-70).

30. Köktepe/Türkiye (B. No: 35785/03, 22/7/2008)

kararında, taşınmazın tapu kaydına konulan şerhin mülkiyet hakkına etkisi

ayrıntılı olarak tartışılmıştır. AİHM; derece mahkemelerinin anayasal

gerekçelerle başvurucunun mülkünün bir bölümüne tahdit getirdiği, bu

mahrumiyetin doğanın ve çevrenin korunması şeklindeki kamu yararına dayalı

meşru bir amacının bulunduğu, dolayısıyla hukuka aykırı ve keyfî hiçbir işlem

bulunmadığını kabul etmiştir. Bununla birlikte AİHM, başvurucunun taşınmazı

1993 yılında iyi niyetle edindiğini vurgulamıştır. Mülkiyet hakkına yapılan bu

müdahaleye karşın iç hukukta etkin bir tazminat yolunun mevcut olmadığı ise

kararda özellikle belirtilmiştir. AİHM, başvurucunun mülkiyet hakkından

yararlanmasının engellendiği hâlde bir tazminat ödenmemiş olması nedeniyle kamu

yararı ile başvurucunun mülkiyet hakkının korunmasının gereklilikleri

arasındaki adil dengenin bozulduğu sonucuna varmıştır. Bu doğrultuda

başvurucunun şahsi olarak olağan dışı ve aşırı bir yüke katlanmış olduğu

kanaatiyle başvurucunun mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir (Köktepe/Türkiye, §§ 67-93).

31. Diğer taraftan Joannou/Türkiye

(B. No: 53240/14, 12/12/2017) kararında ise herhangi bir tedbir uygulanmasa

dahi mülkiyet hakkını ilgilendiren bir sürecin belirsizliğe yol açacak şekilde

makul olmayan bir süre devam etmesi mülkiyet hakkına ölçüsüz bir müdahale

olarak görülmüştür (Joannou/Türkiye, §§ 88-106). AİHM; mülkiyet

hakkının pozitif yükümlülükleri bağlamında kamu makamlarının zamanında, makul

ve uygun bir biçimde hareket etme yükümlülüğü olduğuna işaret etmiştir (Joannou/Türkiye, § 90). Son olarak Kunić/Hırvatistan (B. No: 22344/02, 11/1/2007)

kararında AİHM tarafından mülkiyet hakkına ilişkin olarak devam eden bir

davanın altı yılı aşkın bir süredir devam etmesi makul sürede yargılanma hakkı

yanında ayrıca mülkiyet hakkına ölçüsüz bir müdahale olarak görülmüştür (Kunić/Hırvatistan, §§ 64-67).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

32. Mahkemenin 19/2/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

33. Başvurucu, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

34. Bireysel başvurular sonrasında 31/7/2018 tarihli ve 30495

sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 25/7/2018 tarihli

ve 7145 sayılı Kanun'un 20. maddesiyle 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa

İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle

Çözümüne Dair Kanun'a geçici madde eklenmiştir.

35. 6384 sayılı Kanun'a eklenen geçici maddeye göre

yargılamaların uzun sürmesi, yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesi ya

da icra edilmemesi şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine yapılan ve bu maddenin

yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesi önünde derdest olan

bireysel başvuruların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabul

edilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaat

üzerine Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığı (Tazminat

Komisyonu) tarafından incelenmesi öngörülmüştür.

36. Anayasa Mahkemesi, yargılamaların makul sürede

sonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da

hiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen

bireysel başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru imkânının

getirilmesine ilişkin mevzuata önceki içtihadında yer vermiştir ((Ferat Yüksel, B. No: 2014/13828, 12/9/2018, §§ 11-14).

37. Ferat Yüksel kararında Anayasa Mahkemesi yargılamaların

makul sürede sonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geç veya eksik icra

edildiği ya da hiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce

gerçekleştirilen bireysel başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna

başvuru imkânının getirilmesine ilişkin yolu ulaşılabilir olma, başarı şansı

sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesinin bulunup bulunmadığı yönlerinden

inceleyerek bu yolun etkililiğini tartışmıştır (Ferat Yüksel, § 26).

38. Ferat Yüksel kararında özetle anılan başvuru

yolunun kişileri mali külfet altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlaması

nedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarına

makul bir başarı şansı sunma kapasitesinden mahrum olmadığı ve tazminat

ödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafi

olanakları sunması nedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlama

imkânına sahip olduğu hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat Yüksel, §§ 27-34). Bu gerekçeler

doğrultusunda Anayasa Mahkemesi, ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlal

iddialarıyla ilgili başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesi

olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan

başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil

niteliği ile bağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarının

tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel, §§ 35, 36).

39. Mevcut başvuruda söz konusu karardan ayrılmayı gerektiren

bir durum bulunmamaktadır.

40. Açıklanan gerekçelerle başvurunun diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

B. Mülkiyet Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

41. Başvurucu; Orman İdaresi tarafından satın aldığı taşınmazın

da aralarında bulunduğu bir kısım taşınmazın 4785 sayılı Kanun kapsamında

devletin eline geçtiğini ileri sürerek tapu iptali ve tescil talebiyle dava

açıldığını belirtmiştir. Başvurucuya göre uyuşmazlık konusu taşınmaz 4/11/1983

tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'na aykırı olarak kamulaştırılmıştır.

Başvurucu; dava konusu taşınmaza mahkemece ihtiyati tedbir şerhi konulduğunu,

bu tedbir şerhinin yaklaşık yirmi beş yıldır devam ettiğini ve bu şerh yüzünden

taşınmazı üzerinde tasarrufta bulunamadığını ifade etmiştir. Başvurucu bu

sebeplerle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

42. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa’nın

35. maddesi şöyledir:

“Herkes,

mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz.”

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

43. Başvuru konusu olay bakımından öncelikle başvuru yollarının

tüketilip tüketilmediğine ilişkin olarak değerlendirme yapılması gerekmektedir,

44. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/32011

tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri

Hakkında Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, bireysel başvuruda

bulunulmadan önce ihlal iddiasının dayanağı olan işlem, eylem ya da ihmal için

kanunda öngörülmüş olan idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının

tüketilmiş olması gerektiği belirtilmiştir. Temel hak ihlallerini öncelikle

derece mahkemelerinin gidermekle yükümlü olması, kanun yollarının tüketilmesi

koşulunu zorunlu kılar (Necati Gündüz ve

Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, §§ 19, 20; Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,

2/7/2013, § 26).

45. Somut olayda başvurucu, Orman İdaresi tarafından açılan tapu

iptali ve tescil davasında davalı sıfatıyla taraf durumundadır. Bu davada

Mahkemece uyuşmazlık konusu taşınmazın tapu kaydına ihtiyati tedbir şerhi

konulmuştur. Başvurucu bu tedbir şerhinin taşınmazı satın aldığı 4/2/1994

tarihinden bu yana devam ettiğini belirterek taşınmazı üzerinde tasarrufta

bulunma yetkisinin sınırlandırılmış olduğundan yakınmaktadır. Öte yandan

davanın sonuçlanmamış olduğu ve tedbir şerhinin de devam ettiği

anlaşılmaktadır.

46. 6100 sayılı Kanun'un 399. maddesi ile hükmün

kesinleşmesinden veya ihtiyati tedbir kararının kalkmasından itibaren bir yıl

içinde ihtiyati tedbir kararı nedeniyle zarara uğradığını iddia eden kişilerin

tazminat davası açabileceği hüküm altına alınmıştır. Yargıtay içtihatlarına

göre kişiler, bu tazminat davasını tedbirden yarar sağlayan kişi/kişiler

aleyhine açabileceği gibi devlet aleyhine de açabilecektir. Ancak bu kanun

hükmüne göre tazminata hükmedilebilmesinin belirli koşullarının olduğu kabul

edilmiştir. Buna göre açılacak dava sonucunda tazminata hükmedilebilmesi için

tedbirden dolayı bir zarar doğmuş olmasının yanında ayrıca ihtiyati tedbir

talep edenin haksız çıkması gerekmektedir (bkz. §§ 26-27).

47. Dolayısıyla ihtiyati tedbir talebinin haksız çıkması

koşuluna bağlı olarak açılabilecek bu davanın ihtiyati tedbire ilişkin bütün zararların

giderimini kapsamadığı görülmektedir. Hâlbuki malikin

zararı, tedbirin haksız olmadığı durumlarda da doğabilir. Diğer bir deyişle

yargılama sonunda yararına tedbir uygulanan kişi haklı çıksa bile ilgili yargı

merciinin ihtiyati tedbir uygulanmasına ilişkin karar ve işlemleri sebebiyle

malikin zarara uğraması söz konusu olabilir. Bu bağlamda ihtiyati tedbirin

orantısız şekilde ve gerekli olmadığı hâlde uygulandığına ilişkin şikâyet

-yargılama sonunda hangi taraf haklı çıkarsa çıksın- yargısal makamların

uygulamasından kaynaklanan bir zarara yol açmaktadır. Ancak yargılama sona

erdikten sonra açılması mümkün olan bu dava yolunun -belirtilen şikâyetler

sebebiyle- yargılama devam ederken mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerin

tespit edilmesi ve uğranılan zararların gideriminin

sağlanması imkânını tanımadığı anlaşılmaktadır.

48. Başvuru konusu olayda yukarıda değinildiği üzere 6100 sayılı

Kanun'un 399. maddesinde öngörülen tazminat davası, yalnızca yargılama sonunda

lehine tedbir konulan tarafın haksız çıkması durumunda açılabilecek bir başvuru

yolu olduğundan -somut olay bakımından- iddia edilen ihlalin sonuçlarını

giderici ve etkili bir yol olarak görülmemiştir.

49. Dolayısıyla başvurucunun belirtilen bu şikâyeti ile ilgili

olarak etkili bir başvuru yolunun mevcut olmadığı da gözetildiğinde açıkça

dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan mülkiyet hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Mülkün Varlığı

50. Anayasa'nın 35. maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet

hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal

varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20).

Başvuruya konu ihtiyati tedbir konulan taşınmaz, tapuda başvurucu adına kayıtlı

bulunmaktadır. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 705.

maddesinin birinci fıkrasına göre taşınmaz mülkiyetinin kazanılması tescille

olur. Uyuşmazlık konusu taşınmazın orman olduğu iddia edilmekle birlikte henüz

başvurucu adına olan tapu kaydı iptal edilmiş değildir. Dolayısıyla mevzuatta

tapu kaydına bağlanan güvenceler de dikkate alındığında mevcut aşama itibarıyla

mülk teşkil ettiği kuşkusuz olan anılan taşınmaz yönünden başvurucunun

Anayasa'nın 35. maddesi anlamında mülkiyet hakkının mevcut olduğunda tereddüt

bulunmamaktadır.

ii. Müdahalenin Varlığı ve

Türü

51. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence

altına alınmış olan mülkiyet hakkı, kişiye -başkasının hakkına zarar vermemek

ve yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediği

gibi kullanma ve tasarruf etme, onun ürünlerinden yararlanma olanağı verir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No:

2013/817, 19/12/2013, § 32). Dolayısıyla malikin mülkünü kullanma,

semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden

herhangi birinin sınırlanması, mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No:

2014/1546, 2/2/2017, § 53).

52. Anayasa’nın 35. maddesi ile mülkiyet hakkına temas eden

diğer hükümleri birlikte değerlendirildiğinde Anayasa'nın mülkiyet hakkına

müdahaleyle ilgili üç kural ihtiva ettiği görülmektedir. Buna göre Anayasa'nın

35. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu

belirtilmek suretiyle mülkten barışçıl

yararlanma hakkına yer verilmiş; ikinci fıkrasında da mülkten

barışçıl yararlanma hakkına müdahalenin çerçevesi belirlenmiştir. Maddenin

ikinci fıkrasında, genel olarak mülkiyet hakkının hangi koşullarda

sınırlanabileceği belirlenerek aynı zamanda mülkten

yoksun bırakmanın şartlarının genel çerçevesi de çizilmiştir.

Maddenin son fıkrasında ise mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararına

aykırı olamayacağı kurala bağlanmak suretiyle devletin mülkiyetin kullanımını

kontrol etmesine ve düzenlemesine imkân sağlanmıştır. Anayasa'nın diğer bazı

maddelerinde de devlet tarafından mülkiyetin kontrolüne imkân tanıyan özel

hükümlere yer verilmiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki mülkten yoksun bırakma

ve mülkiyetin düzenlenmesi, mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, §§ 55-58).

53. Başvuru konusu olayda başvurucunun satın aldığı taşınmaza

Mahkemece davacı Orman İdaresinin talebiyle ihtiyati tedbir şerhi konmuştur. Bu

ihtiyati tedbirin ise taşınmazın üçüncü kişilere satış, bağış ve benzeri

yollarla devrinin engellenmesine yönelik olduğu görülmektedir. Buna göre uyuşmazlık

konusu taşınmazın üzerinde belirtilen hukuki tasarrufların yapılabilmesi

ihtiyati tedbirin devam ettiği süre boyunca mümkün olamamaktadır. Taşınmazın

tapu kaydına üçüncü kişilere devrini önleyici bir şerh konması bu taşınmazın

yalnızca satış, bağış ve benzeri yollarla devredilmesini değil irtifak hakkı,

ipotek ve diğer ayni hakların tesisi bakımından da caydırıcı bir etkiye yol

açmaktadır. Böyle bir tedbir şerhi taşınmaz üzerinde hukuki tasarruflarda

bulunulmasını sınırladığı gibi tedbirin devam ettiği süre boyunca taşınmazın

değeri üzerinde olumsuz bir etkisinin olacağı da kuşkusuzdur. Dolayısıyla somut

olayda dava konusu taşınmazın tapu kaydına ihtiyati tedbir şerhi konması

başvurucunun mülkiyet hakkına müdahale teşkil etmektedir.

54. Başvuru konusu olayda başvurucuya ait tapu kaydı henüz iptal

edilmemiş olduğundan başvurucunun mülkünden yoksun bırakılması söz konusu

değildir. Başvurucunun taşınmaz payına ihtiyati tedbir konulması şeklindeki

müdahalenin mülkiyetin kullanımının kontrolü veya düzenlenmesi niteliği

taşımadığı da açıktır. Bu olayda ihtiyati tedbir şerhinin konulmasıyla

başvurucunun taşınmazı ile ilgili olarak hukuki tasarruflarda bulunma yetkisi

sınırlandırıldığına göre başvurunun mülkiyetten barışçıl yararlanma hakkına

müdahaleye ilişkin genel kural çerçevesinde incelenmesi gerekir.

iii. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

55. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:

“Temel

hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili

maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir.

Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve

lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

56. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hak

olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla

sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken

temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri

düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönünde

bulundurulması gerekmektedir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin

Anayasa'ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı

amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir(Recep Tarhan ve Afife Tarhan, § 62).

(1) Kanunilik

57. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesi

gereken ölçüt, hukuka dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı tespit

edildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkının

ihlal edildiği sonucuna varılacaktır. Müdahalenin hukuka dayalı olması, iç

hukukta müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir ve öngörülebilir kuralların

bulunmasını gerektirmektedir (Türkiye İş

Bankası A.Ş. [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44).

58. Somut olayda başvuruya konu ihtiyati tedbir şerhinin dava ve

kararın verildiği tarih itibarıyla yürürlükte olan 1086 sayılı mülga Kanun'un

101. ve devamı maddeleri hükümlerine göre verildiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu

Kanun'u ilga eden 6100 sayılı Kanun'un 389. ve devamı maddelerinde de ihtiyati

tedbir konulmasına ilişkin benzer hükümlere yer verilmiştir. Söz konusu kanun

hükümlerinin açık, ulaşılabilir ve öngörülebilir mahiyette olduğu dikkate

alındığında başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kanuna dayandığı

kuşkusuzdur.

(2) Meşru

Amaç

59. Anayasa'nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkı

ancak kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmektedir. Kamu yararı kavramı,

mülkiyet hakkının kamu yararının gerektirdiği durumlarda sınırlandırılması

imkânı vermekle, bir sınırlandırma amacı olmasının yanı sıra mülkiyet hakkının

kamu yararı amacı dışında sınırlanamayacağını öngörerek ve bu anlamda bir

sınırlama sınırı oluşturarak mülkiyet hakkını etkin bir şekilde korumaktadır.

Kamu yararı kavramı, devlet organlarının takdir yetkisini de beraberinde

getiren bir kavram olup objektif bir tanıma elverişli olmayan bu ölçütün her

somut olay temelinde ayrıca değerlendirilmesi gerekir (Nusrat Külah,B.

No: 2013/6151, 21/4/2016, §§ 53, 56; Yunis Ağlar, B. No: 2013/1239, 20/3/2014, §§ 28, 29).

60. 6100 sayılı Kanun'un 389. maddesi uyarınca dava açmaya yol

açan mevcut durumda meydana gelecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesi

önemli ölçüde zorlaşacak veya imkânsız hâle gelecek ise veya gecikme hâlinde,

dava konusu hakkında bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe

edilen durumlarda ihtiyati tedbir kararı verilebilmesi öngörülmüştür. Bu

Kanun'un 391. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre de ihtiyati tedbir kararı,

tedbire konu olan mal veya hakkın muhafaza altına alınması, bir yediemine

tevdii ya da bir şeyin yapılması veya yapılmaması gibi sakıncayı ortadan

kaldıracak veya zararı engelleyecek her türlü tedbiri içermektedir. Böylelikle

geçici bir hukuki koruma türü olan ihtiyati tedbir yoluyla ileride açılacak

veya görülmekte olan bir davanın sonucunun etkisiz veya anlamsız kalmaması

hedeflenmektedir.

61. Diğer taraftan Anayasa'nın 169. maddesinin birinci fıkrası

gereğince devlet, doğal kaynaklarımızın en önemlilerinden biri olan ormanların

korunması ve sahalarının genişletilmesi için gereken tedbirleri alıp kanun

koymak ve bütün ormanların gözetimi ödevini yerine getirmek durumundadır (AYM,

E.2013/96, K.2014/118, 3/7/2014).

62. Dolayısıyla gerek uyuşmazlık konusu taşınmazın orman olduğu

iddia edilmekle ormanların korunması gerekse de uyuşmazlığın ilgili olduğu mal

varlığı değerine ilişkin olarak davanın sonucunu güvence altına almayı

amaçlayan başvuruya konu müdahalenin kamu yararına dayalı meşru bir amacı

içerdiği anlaşılmaktadır.

(3) Ölçülülük

(a) Genel

İlkeler

63. Son olarak kamu makamlarınca başvurucunun mülkiyet hakkına

yapılan müdahaleyle gerçekleştirilmek istenen amaç ile bu amacı gerçekleştirmek

için kullanılan araçlar arasında makul bir ölçülülük ilişkisinin olup olmadığı

değerlendirilmelidir.

64. Ölçülülük ilkesi elverişlilik,

gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden

oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen

müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç

bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale

ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık

ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul

bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM, E.2011/111,

K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53, 27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127,

22/6/2016, § 18; Mehmet Akdoğan ve diğerleri,

§ 38).

65. Orantılılık ilkesi gereği kişilerin mülkiyet hakkının

sınırlandırılması hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyin hakları

arasında adil bir dengenin kurulması gerekmektedir. Bu adil denge, başvurucunun

şahsi olarak aşırı bir yüke katlandığının tespit edilmesi durumunda bozulmuş

olacaktır. Müdahalenin orantılılığını değerlendirirken Anayasa Mahkemesi; bir

taraftan ulaşılmak istenen meşru amacın önemini, diğer taraftan da müdahalenin

niteliğini, başvurucunun ve kamu otoritelerinin davranışlarını gözönünde bulundurarak başvurucuya yüklenen külfeti dikkate

alacaktır (Arif Güven, B. No:

2014/13966, 15/2/2017, §§ 58, 60; Osman Ukav, B. No: 2014/12501, 6/7/2017, § 71).

66. Mülkiyet hakkını sınırlandıran bir tedbirin uygulanmasının

ölçülü olabilmesi için gerek kapsamı gerekse de süresi itibarıyla orantılı

olarak uygulanması gerekir. Bireylerin mülkiyet haklarıyla ilgili olarak bu ve

benzeri tedbirlerin uygulanmasının zarara yol açması kaçınılmazdır. Ancak bu

zararın kaçınılmaz olandan ağır veya aşırı sonuçlara da yol açmaması veya böyle

bir zararın oluşması durumunda kamu makamlarınca uygun yöntem ve vasıtalarla

makul sürede gideriminin sağlanması gerekmektedir.

Buna göre mülkiyet hakkına müdahale teşkil eden tedbirler uygulanması ve bu

tedbirlerin belirli bir süre de devam etmesi ancak bireye şahsi olarak aşırı

bir külfet yüklemediği takdirde ölçülü görülebilir. Diğer bir deyişle mülkiyet

hakkına müdahale teşkil eden tedbirlerin söz konusu olduğu durumlarda tedbiri

uygulayan kamu makamlarının ivedi olarak ve özenli bir biçimde davranma

yükümlülükleri bulunmaktadır. Aksi hâlde yani tedbirin makul olmayan bir süre

devam etmesi, mülkiyet hakkının tanındığı yetkilerin kullanılmasının belirsiz

olacak şekilde ötelenmesi suretiyle mülk sahibine orantısız bir külfet yüklemiş

olur (Hesna Funda Baltalı ve Baltalı Gıda Hayvancılık San. ve

Tic. Ltd. Şti. [GK], B. No: 2014/17196, 25/10/2018, § 73).

(b) İlkelerin

Olaya Uygulanması

67. Somut olayda Orman İdaresi tarafından uyuşmazlık konusu

taşınmaza yönelik olarak 15/5/1989 tarihinde tapu iptali ve tescil davası

açılmıştır. Davacı Orman İdaresinin talebi üzerine Mahkeme, başvurucunun

10/5/1991 tarihinde satın aldığı taşınmazın tapu kaydına 4/2/1994 tarihinde

ihtiyati tedbir şerhi konulmasına karar vermiştir. Buna göre söz konusu davanın

15/5/1989 tarihinden beri devam ettiği, davaya konu bu taşınmaz üzerindeki

ihtiyati tedbir şerhinin ise 4/2/1994 tarihinden itibaren mevcut olduğu

anlaşılmaktadır. Bu tedbirin belirtilen konulma tarihine göre başvurucunun

taşınmazı satın aldığı tarihte taşınmazın tapu kaydında böyle bir ihtiyati

tedbir şerhinin mevcut olmadığı görülmektedir.

68. Yargılama dolayısıyla uygulanan tedbir şerhinin öngörülen

kamu yararı amacını gerçekleştirmek için elverişli olduğu ve bu tedbirin

uygulanmasının gerekli de olduğu anlaşılmaktadır. Buna göre somut olayın,

elverişlilik ve gereklilik kriterlerinin tartışılmasını gerektiren bir yönü

bulunmamaktadır.

69. Somut olaydaki müdahalenin ölçülülüğünün değerlendirilmesi

bakımından asıl önem taşıyan ölçüt orantılılıktır. Öngörülen tedbirin maliki

olağan dışı ve aşırı bir yük altına sokması durumunda müdahalenin orantılı ve

dolayısıyla ölçülü olduğundan söz edilemez. Bu itibarla, uygulanan tedbirle

başvurucuya aşırı ve orantısız bir yük yüklenip yüklenmediğinin tespiti

gerekmektedir.

70. Bu bağlamda öncelikle başvurucunun uygulanan tedbire karşı

iddia ve savunmalarını etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağının

tanınmadığı yönünde bir şikâyetinin olmadığını belirtmek gerekir. Başvurucu

esas itibarıyla söz konusu tedbirin makul bir süreyi aşması yüzünden mülkiyet

hakkına yapılan müdahalenin ölçüsüzleştiğinden

yakınmaktadır.

71. Mahkeme tarafından taşınmazın tapu kaydına ihtiyati tedbir

şerhi konmasıyla başvurucu mülkünden -mevcut aşama itibarıyla- yoksun

bırakılmamıştır. Ayrıca taşınmaza fiilen el atılmadığı, başvurucunun taşınmazı

fiilen kullanmasının ve yararlanmasının önünde herhangi bir engelin de

bulunmadığı görülmektedir. Bunun yanında tedbirin yalnızca uyuşmazlığa konu

taşınmaz ile sınırlı olarak uygulandığı da dikkate alınmalıdır. Ancak yukarıda

da değinildiği üzere bu tedbir şerhi nedeniyle başvurucunun taşınmazı ile

ilgili ekonomik ve hukuki tasarruflarda bulunması önemli ölçüde sınırlandırılmıştır.

Üstelik söz konusu sınırlandırmanın taşınmazın değeri üzerinde olumsuz bir

etkisinin bulunduğu da açıktır.

72. Dava konusu mal varlığı değerine tedbir konulmasının esas

amacı, yargılama neticesinde verilecek kararın sonuçsuz kalmasını önlemektir.

Ayrıca somut olay bakımından dava konusu taşınmazın orman olduğu iddia

edilmektedir. Bir ülkenin en önemli doğal yaşam alanı olan orman alanlarının

korunması bakımından toplumsal yararın ne kadar baskın ve ağır olduğu

ortadadır. Kamu makamlarının bu alanların korunması için gerekli tedbirlerin

alınmasında geniş bir takdir yetkisinin olduğu kabul edilmelidir. Buna göre

orman olduğu iddiasıyla açılan somut başvuruya konu davada yalnızca dava konusu

taşınmaz ile sınırlı olarak ve bu taşınmazın üçüncü kişilere devrini önleyecek

şekilde ihtiyati tedbir şerhi konmasının belirtilen takdir yetkisi kapsamında

kaldığı değerlendirilmektedir.

73. Ancak başvuru konusu olayda, başvurucunun taşınmazının tapu

kaydına konulan ihtiyati tedbir şerhinin 4/2/1994 tarihinden bu yana yaklaşık

yirmi beş yıldır devam ettiği görülmekte olup bu sürenin makul olmadığı

kuşkusuzdur. Kaldı ki taşınmaz payının başvurucuya satışından sonra başvuruya

konu tedbir şerhinin konduğu dikkate alındığında başvurucunun taşınmazı satın

aldığı tarih itibarıyla bu taşınmazın orman olduğunu veya dava konusu olduğunu

bilebilecek durumda olmadığı da anlaşılmaktadır.

74. Bu itibarla gerek ormanların korunması gerekse de davanın

sonucunun etkisizleşmesinin önüne geçilmesi amacıyla ihtiyaç duyulan tedbirlerin

alınması ve bu tedbirler kapsamında somut olayda olduğu gibi taşınmaz üzerinde

belirli bir süreyle hukuki tasarruflarda bulunmasının sınırlandırılması

bakımından kamu makamlarının geniş bir takdir yetkisi mevcut ise de bu

tedbirlerin uygulanmasının mülk sahibine kaçınılmaz olandan aşırı bir külfet de

yüklememesi gerekmektedir. Bu doğrultuda, tedbiri uygulayan kamu makamlarının

söz konusu tedbirin başvurucunun mülkiyet hakkına etkilerini de gözetmesi ve

ölçüsüz bir müdahaleye yol açmaması gerekmektedir.

75. Somut olayda ise başvurucunun taşınmazı ile ilgili olarak

uygulanan ihtiyati tedbirin yaklaşık yirmi beş yıldan bu yana devam etmesinin

mülkiyet hakkı sınırlandırılan başvurucuyu -bu sürenin uzunluğu dikkate

alındığında- makul olandan daha fazla bir zarara uğrattığı anlaşılmaktadır.

Dolayısıyla başvurucunun taşınmazı üzerinde hukuki tasarruflarda bulunmasını

sınırlandıran başvuruya konu ihtiyati tedbir şerhinin yaklaşık yirmi beş yıldır

devam ettiği ve başvurucunun bu yüzden doğan zararının ise giderilmediği

gözetildiğinde müdahalenin başvurucuya şahsi olarak aşırı ve olağan dışı bir

külfet yüklediği anlaşılmaktadır. Bu sebeple başvurucunun mülkiyet hakkı ile

kamu yararı arasında olması gereken adil dengenin başvurucu aleyhine bozulduğu

ve müdahalenin ölçüsüz olduğu sonucuna varılmıştır.

76. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence

altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

77. 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere

hükmedilir...

(2)

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili

mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir."

78. Anayasa Mahkemesinin

Mehmet Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında, ihlal

sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi

hususunda genel ilkeler belirlenmiştir.

79. Buna göre bireysel başvuru kapsamında bir temel hak ve

hürriyetin ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının

ortadan kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca

eski hâle getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır.

Bunun için ise öncelikle devam eden ihlalin durdurulması, ihlale konu kararın

veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa

ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda

uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet Doğan, § 55).

80. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilmeden önce ihlalin kaynağının belirlenmesi gerekir. Buna

göre ihlal idari eylem ve işlemler, yargısal işlemler veya yasama işlemlerinden

kaynaklanabilir. İhlalin kaynağının belirlenmesi uygun giderim yolunun

belirlenebilmesi bakımından önem taşımaktadır (Mehmet

Doğan, § 57).

81. Başvurucu, tazminat talebinde bulunmuştur.

82. Anayasa Mahkemesi, ihtiyati tedbirin uygulanmasının makul

bir süreyi aşması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna

varmıştır. Somut başvuruda bu sebeple ihlalin, yargı kararından kaynaklandığı

anlaşılmaktadır.

83. Somut olayda Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı ihtiyati

tedbirin kaldırılmasını gerektirmemektedir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi

mülkiyet hakkına yapılan müdahaleyi ölçüsüz kılan tedbirin uzun sürmesine

ilişkin olarak tedbir sürecinde mülkiyet hakkının gerektirdiği ivediliğin ve

özenin gösterilmesi bakımından yargısal makamların sorumluluğu olduğuna dikkati

çekmektedir.

84. Buna göre başvuru konusu olayda ihlalin sonuçlarının ortadan

kaldırılması bakımından etkin giderim yolu tazminat olarak görülmektedir.

Mülkiyet hakkının ihlali nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek

olan manevi zararları karşılığında başvurucuya net 15.000 TL manevi tazminat

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

85. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için

başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zararı ortaya koyan somut bilgi veya

belgeler sunması gerekmektedir. Başvurucunun bu konuda herhangi bir belge

sunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi

gerekir.

86. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 2.475

TL vekâlet ücreti olmak üzere toplam 2.681,10 TL tutarındaki yargılama

giderlerinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 15.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. 206,10 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücreti olmak üzere toplam

2.681,10 TL tutarındaki yargılama giderlerinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin bilgi için Ortaca 2. Asliye Hukuk

Mahkemesine (E.2013/188) GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

19/2/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Serruh KALELİ

Kadir ÖZKAYA

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör

:

Özgür DUMAN

Başvurucu

:

İbrahim

GEÇER

Vekili

:

Av. Atalay

AKSAY

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/19056, 19 Şubat 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Makul Sürede
  11. B. Mülkiyet Hakkının
  12. B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet
  13. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve
  14. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  15. Özgüldür
  16. Hakyemez
  17. Geçer
  18. Aksay
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/19056
Tarih
19 Şubat 2019

İlgili Kararlar

  • Ali Ekber Sultan Başvurusu (B. No: 2015/8079)
  • Eşper Bayraktutar Başvurusu (B. No: 2016/1969)
  • Vildan Utku Atalay Başvurusu (B. No: 2015/4812)
  • Ramazan Bal Başvurusu (B. No: 2016/9826)
  • Osman Rahmi Ofluoğlu Başvurusu (B. No: 2014/10115)
  • Cemal Ataş Başvurusu (B. No: 2015/5117)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.