İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

İbrahim Okur Başvurusu (B. No: 2016/50394)

1. Başvuru, gözaltı ve tutuklama

Başvuru No2016/50394Tarih27 Şubat 2020Okuma89 dk · 17.826 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm İbrahim Okur Başvurusu

Karar tarihi
27 Şubat 2020
Başvuru Numarası
2016/50394
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

17.826 kelime·89 dk okuma·18 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, gözaltı ve tutuklama

tedbirlerinin hukuki olmaması, tutukluluğun makul süreyi aşması, resen

gerçekleştirilen tutukluluk incelemelerinin süresinde yapılmaması ve tahliye

taleplerinin değerlendirilmemesi, avukatıyla görüşmesinin teknik araçlarla

kayda alınması ve soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedenleriyle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının; bir kısım kamu görevlisinin açıklamaları

nedeniyle masumiyet karinesinin, usule uygun yapılmayan arama işlemi ve

meslekten ihraç edilme nedenleriyle özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının

ve mal varlığına tedbir konulması nedeniyle de mülkiyet hakkının ihlal edildiği

iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvurular 19/9/2016 ve 17/1/2018 tarihlerinde

yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Yapılan

incelemede 2018/3368 numaralı başvurunun -konu ve kişi bakımından irtibat

olması nedeniyle- 2016/50394 sayılı başvuru ile birleştirilmesine ve

incelemenin bu dosya üzerinden yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmiştir.

6. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

A. Genel

Bilgiler

8. Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî darbe

teşebbüsüyle karşı karşıya kalmış ve bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke

genelinde olağanüstü hâl ilan edilmiştir. Olağanüstü hâl 19/7/2018 tarihinde

son bulmuştur. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak-

bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden

ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet

Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu

değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169,

20/6/2017, §§ 12-25).

9. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde

darbe girişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa

bile FETÖ/PDY ile bağlantılı olan ve aralarında yargı mensuplarının da

bulunduğu çok sayıda kişi hakkında Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından

soruşturma başlatılmıştır. Bu kapsamda teşebbüsün savuşturulduğu gün Ankara

Cumhuriyet Başsavcılığınca -aralarında Yüksek Mahkeme üyelerinin de bulunduğu-

üç bine yakın yargı mensubu hakkında FETÖ/PDY ile bağlantılarının bulunduğu

iddiasıyla başlatılan soruşturmada bu kişilerin büyük bölümü hakkında gözaltı

ve tutuklama tedbirlerine başvurulmuştur (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§

51, 350).

10. Bakanlık verilerine göre yüz altmıştan fazla Yargıtay

ve Danıştay üyesi ile bazı Anayasa Mahkemesi ile Hâkimler ve Savcılar Yüksek

Kurulu (HSYK) üyeleri hakkında tutuklama tedbiri uygulanmış, bunlardan bir

kısmı sonradan tahliye edilmiştir. Soruşturma ve/veya kovuşturma mercilerince

kaçak oldukları değerlendirilen yaklaşık otuz Yüksek Mahkeme üyesi hakkında ise

yakalama emri çıkarılmıştır.

11. Türk yargı organları yakın dönemde verdikleri birçok

kararda FETÖ/PDY'nin silahlı bir terör örgütü olduğunu kabul etmişlerdir. Bu

kapsamda Yargıtay Ceza Genel Kurulu26/9/2017 tarihinde (E.2017/16.MD-956,

K.2017/370) ve -terör suçlarına ilişkin davaların temyiz mercii olan- Yargıtay

16. Ceza Dairesi 24/4/2017 ve 14/7/2017 tarihlerinde verdiği kararlarda (Selçuk

Özdemir [GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, §§ 20, 21) FETÖ/PDY'nin silahlı

bir terör örgütü olduğu sonucuna varmıştır.

12. FETÖ/PDY'nin (genel özelliklerine ilişkin olarak bkz.

Aydın Yavuz ve diğerleri, § 26) yargı kurumlarındaki örgütlenmesine ve

faaliyetlerine ilişkin olarak soruşturma ve kovuşturma belgeleri ile

tedbir/disiplin kararlarında yer alan, başta haklarında soruşturma yürütülen

yargı mensuplarının beyanları olmak üzere maddi olgulara dayalı bulunan iddia

ve tespitlere önceki kararlarda ayrıntılı şekilde yer verilmiştir (Selçuk

Özdemir, § 22).

B. Başvurucuya

İlişkin Süreç

13. Başvurucu, Cumhuriyet savcısı olarak mesleğe

başlamış; sonrasında ise Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünde tetkik

hâkimi, daire başkanı, genel müdür yardımcısı, genel müdür ve Bakanlık müsteşar

yardımcılığı görevlerinde bulunmuştur. Başvurucu 2010 yılında HSYK üyesi

seçilmiş ve dört yıl -hâkim ve savcıların atanması ve yetkilerinin

belirlenmesine ilişkin karar vermekle görevli olan- HSYK Birinci Dairesi

başkanlığı yapmıştır. 2014 yılında yeniden HSYK üyesi seçilemeyen başvurucu,

İstanbul Anadolu Adliyesi 3. İş Mahkemesine hâkim olarak atanmıştır. 15 Temmuz

darbe teşebbüsünden sonra Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başvurucu

hakkında ağır cezalık suçüstü hâli bulunduğu değerlendirilerek FETÖ/PDY'nin

hiyerarşik yapılanmasında yer aldığı iddiasıyla soruşturma başlatılmıştır.

14. HSYK 16/7/2016 tarihinde başvurucunun görevden

uzaklaştırılmasına, 24/8/2016 tarihinde ise meslekten ihraç edilmesine karar

vermiştir.

15. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının HSYK kararıyla

görevden uzaklaştırılanlar hakkında soruşturma işlemlerinin yapılması yönündeki

yazısı üzerine başvurucu, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talimatıyla

17/7/2016 tarihinde İstanbul'da gözaltına alınmıştır.

16. Başvurucunun ilk ifadesi İstanbul Adliyesinde

20/7/2016 tarihinde Cumhuriyet savcısı tarafından alınmıştır. Başvurucunun

ifade alma işlemi sırasında müdafii de hazır bulunmuştur. İfade tutanağında

belirtildiğine göre başvurucuya ifade alma işlemi öncesinde isnat edilen

suçlamalar açıklanmıştır. Başvurucu ifadesinde hayatının hiçbir döneminde "cemaat"

(FETÖ/PDY) ile bir bağlantısının olmadığını ileri sürerek suçlamaları kabul

etmemiştir.

17. Başvurucu 20/7/2016 tarihinde, terör örgütüne

üye olma ve anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs suçlarından

tutuklanması istemiyle Sulh Ceza Hâkimliğine sevk edilmiştir. Tutuklama talep

yazısının ilgili kısımları şöyledir:

"15/7/2016 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri

bünyesinde görev yapan silahlı FETÖ/PDY terör örgütü mensubu olan bir kısım

askerlerin Türkiye Cumhuriyeti Hükumetine ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti

Cumhurbaşkanına yönelik darbe girişiminde bulundukları, HSYK Teftiş Kurulu

Başkanlığının 16/7/2016 tarihli ön raporunda belirtilen 2735 Adli Yargı Hakim ve

Cumhuriyet Savcısı ile İdari Yargı Hakimlerinin söz konusu darbe girişiminde

bulunan FETÖ/PDY terör örgütü mensubu askerler ile birlikte fikir ve eylem

birliği içerisinde hareket ederek aynı terör örgütüne mensup olduklarına dair

kuvvetli şüphelerin bulunduğu değerlendirmesiyle bu Hakim ve Cumhuriyet

Savcılarının 2802 sayılı yasanın 77/1. ve 81/1. maddeleri gereğince 3 ay

süreyle görevden uzaklaştırılmasına karar verildiği, bu şahıslar hakkında

FETÖ/PDY terör örgütü suçlaması nedeniyle, listede bulunan Hakim ve Cumhuriyet

Savcılarının görev yaptıkları yer Cumhuriyet Başsavcılıklarına suç ihbarında

bulunulduğu, bu ihbar üzerine TCK'nın 309/1. ve 314/2. maddeleri gereğince

Anayasal düzeni cebren ilgaya teşebbüs, silahlı terör örgütüne üye olmak

suçlarından soruşturmaya başlanıldığı,

HSYK 2. Dairesi tarafından 16/7/2016 tarih ve 2016/4

tedbir, 2016/345 karar sayılı listede bulunan Hakim ve Cumhuriyet Savcılarının

görevden uzaklaştırılmalarına (açığa alınmalarına) ilişkin kararın temin

edilerek dosyaya konulduğu, bu kararın gerekçesinde açıkça 'görevden

uzaklaştırılan Hakim ve Cumhuriyet Savcılarının 15/7/2016 tarihli darbe

girişiminde bulunan FETÖ/PDY terör örgütü mensubu olan askerler ile birlikte,

fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ederek aynı terör örgütüne mensup

olduklarına dair kuvvetli delil ve şüphenin bulunduğu, ilgililerin görevlerine

devamlarının soruşturmanın selametine, yargı erkinin nüfus ve itibarına zarar

vereceği' kabul edilerek görevden uzaklaştırıldıkları,

HSYK 2. Dairesinin görevden uzaklaştırma kararında

yazdığı gerekçede açıkça belirtildiği üzere sevk edilen şüphelilerin her ne

kadar Hakimlik ve Savcılık mesleğini yapıyor olsalar da, silahlı terör örgütü

olan FETÖ/PDY üyesi oldukları, örgüt üyeliği bilinç ve kastı ile örgütün diğer

mensupları Devletin tüm silah imkanlarını kullanan askerler tarafından yapılan

darbe girişimine fikir ve eylem birliği olarak katıldıkları, ayrıca Ülkemizde

halen darbe tehlikesinin henüz ortadan kalkmadığı, her an yeni darbe

girişimlerinde bulunulmasının muhtemel olduğu, şüphelilerin önceki darbe

girişimine verdikleri fikir ve eylem desteği gibi yeni darbe girişiminde

bulunulması halinde aynı şekilde yeni girişimlere de destek verme

ihtimallerinin oldukça yüksek olduğu, FETÖ/PDY üyesi olan bir kısım

şüphelilerin imkan buldukça yurtdışına kaçtıkları, serbest kalmaları halinde

kaçma ihtimallerinin yüksek olduğu, suç delillerini karartabilecekleri, diğer

örgüt üyelerine her türlü fiili ve hukuki yardımda bulunabilecekleri, müsnet

suçların tutuklanmayı gerektiren katolog suçlardan olması, yine müsnet suçlar

için öngörülen cezaların yüksekliği ve adli kontrol kararının yetersiz kalacağı

anlaşıldığından ...

... şüphelilerin müsnet 5237 sayılı TCK'nın 309/1. ve

314/2. maddelerinde tanımlanan suçlarından sorgularının yapılarak CMK'nın 100.

ve devamı maddeleri gereğince ayrı ayrı tutuklanmalarına karar verilmesi kamu

adına talep olunur."

18. Başvurucunun sorgusu İstanbul 1. Sulh Ceza

Hâkimliğince 20/7/2016 tarihinde yapılmıştır. Başvurucunun Hâkimlikteki ifade

alma işlemi sırasında müdafii de hazır bulunmuştur. İfade tutanağında

belirtildiğine göre başvurucuya ifade alma işlemi öncesinde isnat edilen

suçlamalar açıklanmıştır. Başvurucunun sorgudaki ifadesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"Hakkımdaki suçlamalar savcılıkta da olduğu gibi

genel bir suçlama şeklidir. Somut delillere dayanmamaktadrr. FETÖ örgütü ...

ile aramda ne tür bir illiyet kurulduğu tarafıma açıklanmamıştır. Savunma

yapabilmem için bunu bilmem gerekir ... Hakkımdaki iddialar HSYK'daki görevim

sırasındaki iş ve işlemlere ilişkin ise; bunun soruşturma ve kovuşturma usulü

özel usule tabi olduğundan İstanbul Anadolu Cumhurivet Bassavcılığı ve Sulh

Ceza Hâkimliği bu hususta yetkili değildir. Evrakın ayrılarak HSYK'ya gönderilmesi

gerekir. Eğer şu anda görevimi yürüttüğüm iş mahkemesi ile alakalı bir suçlama

var ise 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nda özel düzenlemeye tabidir.

Bu [durumda] da en yakın İstanbul

Cumhuriyet Başsavcılığı yetkilidir. Yine 2802 sayılı yasanın 88/2. maddesine

göre Hâkim ve Savcıların suçüstü haller dışında yakalanması mümkün değildir. Bu

nedenlerle usul ve yasaya uygun olmayan gözaltı kararı sonrası sevkimin

salıverilmeyle sonuçlanmasını talep ediyorum. Söz konusu FETO örgütüne üyeliğim

ya da herhangi bir yardımım söz konusu değildir. Yazılı savunmalarımda bu

hususlar daha ayrıntılı belirtilmiştir. Hakkımdaki suçlamalar açık ve net

olarak belirtildiği takdirde savunmalarımı da buna göre yapacağım. Hakkımda

herhangi bir delil bulunmadığından salıverilmeme karar verilmesini talep

ederim. Ayrıca anladığım kadarıyla istihbari raporun geldiği anlaşılmaktadır.

Sevke konu edilen HSYK raporu hala gelmemiştir. İstihbari raporun da hukuki

delil olma vasfı yoktur. 15 Temmuzda meydana gelen olaylar ile uzaktan yakından

herhangi bir ilgim yoktur. Hiç bir bağlantım yoktur. Olayın olduğu andan

itibaren facebook ve twitter sosyal paylaşım sitelerinden darbe karşıtı

paylaşımlarım da mevcuttur. Bu hususta da nasıl bir bağ olduğunun ortaya

konulması gerekir. Bu yöndeki iddialar da soyuttur. Somut bağlantılar ortaya

konmamıştır. Kocaeli sınırlarında spor bir arabayla kaçarken yakalandığım gibi

bir mizansen oluşturulmuştur. Oysa evimin arandığını öğrenince ben kendim arama

sırasında eve varıp teslim oldum. Buna ilişkin arama tutanağı dosyada olması

lazım ancak bulunmadığını öğrendim. Avukatımın cep telefonundan tutanağın bir

çıktısının dosyaya konmasını talep ediyorum. Kaçmamı gerektirecek hiç bir suçum

yoktur."

19. İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliği 20/7/2016 tarihinde,

başvurucunun terör örgütüne üye olma ve anayasal düzeni ortadan kaldırmaya

teşebbüs suçlarından tutuklanmasına karar vermiştir. Tutuklama kararının ilgili

kısımları şöyledir:

"15/7/2016 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri

bünyesinde görev yapan silahlı FETÖ/PDY terör örgütü mensubu olan bir kısım

askerlerin Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti

Cumhurbaşkanına yönelik darbe girişiminde bulundukları, HSYK Teftiş Kurulu

Başkanlığının 16/7/2016 tarihli ön raporunda belirtilen 2735 Adli Yargı Hâkim

ve Cumhuriyet Savcısı ile İdari Yargı Hâkimlerinin söz konusu darbe girişiminde

bulunan FETÖ/PDY terör örgütü mensubu askerler ile birlikte fikir ve eylem

birliği içerisinde hareket ederek aynı terör örgütüne mensup olduklarına dair

kuvvetli şüphelerin bulunduğu değerlendirmesiyle bu Hâkim ve Cumhuriyet

Savcılarının 2802 sayılı yasanın 77/1. ve 81/1. maddeleri gereğince 3 ay

süreyle görevden uzaklaştırılmasına karar verildiği, bu şahıslar hakkında

FETÖ/PDY terör örgütü suçlaması nedeniyle, listede bulunan Hâkim ve Cumhuriyet

Savcılarının görev yaptıkları yer Cumhuriyet Başsavcılıklarına suç ihbarında

bulunulduğu, bu ihbar üzerine TCK'nın 309/1. ve 314/2. maddeleri gereğince

Anayasal düzeni cebren ilgaya teşebbüs, silahlı terör örgütüne üye olmak

suçlarından soruşturmaya başlanıldığı,

HSYK 2. Dairesi tarafından 16/7/2016 tarih ve 2016/4

tedbir, 2016/345 karar sayılı listede bulunan Hâkim ve Cumhuriyet Savcılarının

görevden uzaklaştırılmalarına (açığa alınmalarına) ilişkin kararın temin

edilerek dosyaya konulduğu, bu kararın gerekçesinde açıkça 'görevden

uzaklaştırılan Hâkim ve Cumhuriyet Savcılarının 15/7/2016 tarihli darbe

girişiminde bulunan FETÖ/PDY terör örgütü mensubu olan askerler ile birlikte,

fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ederek aynı terör örgütüne mensup olduklarına

dair kuvvetli delil ve şüphenin bulunduğu, ilgililerin görevlerine devamlarının

soruşturmanın selametine, yargı erkinin nüfus ve itibarına zarar vereceği'

kabul edilerek görevden uzaklaştırıldıkları,

HSYK 2. Dairesinin görevden uzaklaştırma kararında

yazdığı gerekçede açıkça belirtildiği üzere sevk edilen şüphelilerin her ne

kadar Hâkimlik ve Savcılık mesleğini yapıyor olsalar da, silahlı terör örgütü

olan FETÖ/PDY üyesi oldukları, örgüt üyeliği bilinç ve kastı ile örgütün diğer

mensupları Devletin tüm silah imkanlarını kullanan askerler tarafından yapılan

darbe girişimine fikir ve eylem birliği olarak katıldıkları, ayrıca ülkemizde

halen darbe tehlikesinin henüz ortadan kalkmadığı, her an yeni darbe

girişimlerinde bulunulmasının muhtemel olduğu, şüphelilerin önceki darbe

girişimine verdikleri fikir ve eylem desteği gibi yeni darbe girişiminde

bulunulması halinde aynı şekilde yeni girişimlere de destek verme

ihtimallerinin oldukça yüksek olduğu, FETÖ/PDY üyesi olan bir kısım

şüphelilerin imkan buldukça yurtdışına kaçtıkları, serbest kalmaları halinde

kaçma ihtimallerinin yüksek olduğu, suç delillerini karartabilecekleri, diğer

örgüt üyelerine her türlü fiili ve hukuki yardımda bulunabilecekleri, müsnet

suçların tutuklanmayı gerektiren katolog suçlardan olması, yine müsnet suçlar

için öngörülen cezaların yüksekliği ve Adli Kontrol Kararının yetersiz kalacağı

anlaşıldığından , soruşturma evrakı ile birlikte isimleri belirtilen İstanbul

Anadolu Adliyesinde görev yapan şüphelilerin mevcutlu olarak gönderildiği, gönderilen şüphelilerin müsnet 5237 sayılı TCK'nın

309/1. ve 314/2. maddelerinde tanımlanan suçlardan sorgularının yapılarak

CMK'nın 100. ve devamı maddeleri gereğince ayrı ayrı tutuklanmalarına karar

verilmesi kamu adına talep edildiği,

Buna göre şüphelilerin görevleri sırasında işlemiş

oldukları suçlarla ilgili ihbarların geldiği de bilinmekle, bu aşamada tedbiren

tutuklanmalarında hukuki yarar olduğu, sistematik olarak yıllardır, ekonomik,

sosyal, siyasal ve hukuksal alanlarda devlet kademelerinde etkin pozisyonlara

geldikleri, toplum tarafından da bunun bilinen tartışılmaz gerçek olduğu, var

olduğu kesin olan şeyin ispata muhtaç olmadığı, 1980 ve 28 Şubat darbeleri

ilebu FETÖ yapılanmasının önünün bilinçli olarak açıldığı, bu darbenin birçok

amaçları arasında bununda bulunduğu, bu darbelerden bu yapının hep güçlenerek

çıktığı, bu darbeler sırasında Fetullah Gülen'in danışıklı olarak saklandığı,

örgüt üyelerine mağdur rolü oynayarak 12 Eylül darbesinde İzmir Kaynaklar yolu

üzerindeki yola yakın yerlerde saklanıyormuş gibi rollere büründüğü, vatanını

ve milletini seven Türk Gençliğinin yasaya ve hukuka uygun olan ekonomik ve

sosyal, kültürel yapılanmalara yönelmeleri engellenerek, özellikle Türk

Gençliğinin ve Türk Milletinin bu yapının sistemine kanalize edilerek aklı ve

kalbini esir alabilecek kadar derin çalışmalar yaptıkları, bunun Türk Milletini

hedef aldığı, 15 Temmuz olaylarının 17/25 Aralık; 7 Şubat ve MİT Tırları

olaylarında açıkça ortaya çıktığı, güçlü bir yapı olması ve uluslararası destek

bulması nedeniyle Türk Milletinin bu güne kadar sabır göstererek bu yapıdan

kurtulma fırsatını 15 Temmuz 2016 tarihinde yakaladığı, kanser hücresi gibi bir

yapılanmayla Türk Devletini ve Türk Milletini hasta ve tepki veremez, kontrol

altında tutmaya, maddi ve manevi olarak sömürmeye dönük bir yapı olduğu, bu

örgüte ait bir çok firma ve kuruluşun logo ve amblemlerinde dahi bunun bariz

olarak görüldüğü ... bu üst yapının bu tür mesajlarla iletişim kurduğu, kontrol

altına almaya çalıştıkları kişi ya da şahısları pasifize ederek, hapse atarak

veya şüpheli ölümlerle etkisiz hale getirdiklerine dair bir çok soruşturma ve

mahkeme kararlarının bulunduğu, dine hizmet adı altında faaliyet gösterip

buradan elde edilen gelirlerin yıllardır yurtdışına aktarıldığı, Türk Milletinin

alın teri olan birikimlerin yurt dışında kimler tarafından kullanıldığının

bilinmediği, dünya genelindeki okullar reklam amaçlı gösterilerek bir birinden

habersiz bir çok vatandaşların hesaplaması bile imkansız paraların yurt dışına

aktarıldığı bunun yeni bir sömürü sistemi olduğu ... bazılarının ibadete düşkün

iken bir anda namazını kılmayarak ve içki içerek sözde ülkücü ve sosyal

demokrat kisvesi altında tedbir dedikleri yöntemlerle gizlendikleri, bunun

herkesçe bilinen bir gerçek olduğu, oysa Devlet kurumlarında bu şahısların FETÖ'cü

olduğunun her hakim, savcı, asker ve devlet memurlarınca bilindiği, kendilerini

herkesin bildiğini bilmemelerinin de büyük bir garabet olduğu, tedbir

yaptıkları kişilerin aslında kendilerini yöneten, bu sistemi kuran kişiler

olduğu ... siyasal ve toplumsal olaylardakurdukları cümlelere kadar birebir

örtüştüğü, bunların tek bir kanaldan duygu ve düşüncelerinin beslendiğinin

delili olduğu, bazı istihbaratlar tarafından kullanılan Fetullah Gülen'in emir

ve talimatı gibi gösterilerek bir çok hamleler yaptıkları, Fetullah Gülen'in

deyıllardır buna gönüllü olarak onay verdiğinin de herkesçe bilindiği, sonuç

olarak çok iyi hazırlanmış silah kullanmadan devleti ele geçirebilecek bir yapı

kurulduğu, 17/25 aralık hukuk darbesi ile bu başarılamayınca kendilerine

yönelik tasfiye çalışmalarından da haberleri olduğundan bu sefer içinde

bulundukları TSK'yı kullanarak silah zoruyla bunu başarmaya çalıştıkları, ancak

herşeyin farkında olan aziz Türk Milletinin irfan ve basiret sahibi kişiliği ile

bu darbenin engellendiği, burada önemli olanın tutuklanmaya sevk edilen

şüpheliler ile FETÖ arasındaki ilişkinin, illiyet bağının kurulması olduğu,

Buna göre, yıllardır organize bir şekilde kendilerinden

olmayan kamu çalışanlarının Emniyet Müdürlüğü, askeriye, tıbbiye, mülkiye ve

adliye gibi kurumlarda binlercesinin sicilleri bozularak terfi ettirilmediği

veya memurluktan atıldığı, bunlar yapılırken hiç bir hukuk kuralı tanınmadığı,

kararların önceden verildiği, sonra usule uygun hale getirilmeye çalışıldığı,

sadece devlet memurları sınavında değil TUS gibi bir çok sınavlarda da

usulsüzlük yapıldığı ... kendilerine olan güvenin 12 Eylül 2010 tarihindeki

referandumla HSYK'yı da ele geçirerek kendilerine olan güvenin aşırı boyutlara

çıkmasıyla rahat haraket etmeye başladıkları, bunun da deşifre olmaları

sonucunu getirdiği, çünkü diğer devlet kurumlarında da güçlü olduklarını

kendilerinin, her üyesinin de bildiği, bunların bilinen bir gerçek olması

nedeniyle maruf olan şeyin ispata muhtaç olmadığı, bunun da bir hukuk kuralı

olduğu, ortaokulda, lise ve üniversitede stajda aynı adreste kaç kişinin

kayıtlı olduğunun araştırma sonucunun da beklenmesi gerektiği,

Şüpheliler hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye

olma ve Anayasal Düzeni cebren ilgaya teşebbüs suçlarından dolayı yürütülen

soruşturmada HSYK'nın şüpheliler aleyhinde vermiş olduğu 16/7/2016 tarihli

açığa alma kararı ve bu karar neticesinde İstanbul Anadolu Cumhuriyet

Başsavcılığı'nın yazılan aynı tarihli müzekkere dikkate alındığında şüpheliler

aleyhinde kuvvetli suç şüphesi olarak kabul edilebilecek somut deliller

bulunduğu, 2802 sayılı yasanın 5/3. maddesine göre HSYK'nın Hâkim ve Savcılar

üzerinde gözetim ve denetim hakkının bulunduğu bu kapsamda Hâkim ve Savcılarla

ilgili tüm bilgi ve belgelerin HSYK'da toplandığı HSYK'nın uzun süredir

Fetullahçı Terör Örgütü olarak bilinen Paralel Devlet Yapılanmasının Yargı

Teşkilatını oluşturduğu iddia olunan Hâkim ve Savcılarla ilgili olarak esaslı

bir çalışma yaptığının malum olduğu 15/7/2016 günü paralel devlet

yapılanmasının askeri gücü tarafından gerçekleştirildiği iddia olunan suç

konusu eylem nedeniyle HSYK'nın bu yapılanmasını yargı organını oluşturan Hâkim

Savcılarla ilgili açığa alma kararı verdiği, söz konusu karar, bu aşamada kesin

ve bağlayıcı olmasa da soruşturma aşamasında şüpheye dayalı olarak tedbir

niteliğinde karar verici makam olarak Hâkimliğimizce kuvvetli suç şüphesi

olarak kabul edilebilecek somut bir delil olduğu, Anayasamızın159/1. maddesi

gereğince Mahkemelerin Bağımsızlığı ve Hâkimlik teminatı esaslarına göre

kurulan ve görev yapan devletin resmi kurumu HSYK'nın, böyle önemli bir

suçlamada, ad çekme suretiyle veya başka bir yöntemle bu isimleri belirlemiş

olamayacağı, tüm kurumlara yerleşmiş olan üyeler tarafından 15 Temmuz 2016

tarihinde hareket edildiğine ilişkin verilerin bulunması, HTS raporları,

imajlar, aramalar neticesinde elde edilen deliller üzerinde yapılan

incelemelerin tamamlanmamış oluşu, aynı şekilde önceki HSYK seçimlerinden önce

seçim çalışması için rapor alıp almadıklarının henüz tespit edilmemiş oluşu, 15

Temmuz 2016 tarihinde gerçekleşen Silahlı Darbe eyleminin 2802 sayılı Kanunun

88. maddesi gereğince ağır cezalık suç ve darbeye teşebbüs niteliğindeki

suçüstü hali olabileceği, HSYK 2. Dairesi'nin 16/7/2016 tarihli 40 gündem

numaralı, 36 tutanak ve sayfa 1/109 nolu 2016/4 Tedbir esas nolu kararının

gerekçesinde 'Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Başmüfettişliği'nin 16 Temmuz

2016 tarihli ve 37007-282-07/16-1 sayılı HSYK Teftiş Kurulu Başkanlığı'nın

16/7/2016 tarihli bildiriminin gerekçesinin henüz dosyaya girmemiş oluşu, 2745

kişinin FETÖ/PDY yapılanmasına ilişkin somut bilgilerin bu aşamada dosya içinde

bulunmadığı, idarenin iş ve işlemlerinin usul ve yasaya uygun olduğuna güven

duyulması gerektiği gibi Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Milletinin açık bir

saldırıyla karşı karşıya olması nedeniyle de bu şüphelilerin bu aşamada tedbir

maiyetinde tutuklanmalarında hukuki yarar olduğu, bu itibarla, yaşanılan olayın

vehameti de dikkate alındığında hâkimliğimizde oluşan şüphenin haklı ve makul

olduğu, şüphelilere yüklenen suçun kapsamı ve içeriği ile verilmesi muhtemel

ceza miktarının yüksekliğine binaen, şüphelilerin, kaçma ve delilleri karartma

şüphesi altında oldukları, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının

90. Maddesi aracılığıyla Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 5. maddesinde

belirlenen özgürlüğün kısıtlanmasını gerektirir kriterlerin mevcut olduğu

CMK'nın 100/3-a. maddesine istinaden somut olarak varsayıldığı kanaatine

varılmakla şüpheliler S.S., L.D., İ.Ç, İbrahim Okur ve A.E.nin üzerlerine atılı

suçlardan ayrı ayrı tutuklanmalarına ... karar verildi."

20. Başvurucu, tutuklama kararına itiraz etmiş; İstanbul

2. Sulh Ceza Hâkimliği suçun vasfına ve mevcut delil durumuna göre İstanbul 1.

Sulh Ceza Hâkimliğinin tutuklama kararında hukuka aykırılık bulunmadığını

belirterek 3/8/2016 tarihinde itirazı reddetmiştir.

21. Başvurucu anılan kararın tebliğ edilmediğini

bildirmiştir.

22. Başvurucu 19/9/2016 tarihinde (2016/50394 sayılı

bireysel başvuru dosyası yönünden) bireysel başvuruda bulunmuştur.

23. İstanbul Anadolu Başsavcılığı kamu davası açılması

için 18/12/2017 tarihinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına (Başsavcılık)

hitaben fezleke düzenlemiştir. Fezlekede 15 Temmuz 2016 tarihinde

gerçekleştirilen darbe teşebbüsünün arkasında FETÖ/PDY'nin olduğu belirtilmiş;

bu yapılanmaya mensup oldukları, yapılanmanın emir ve talimatları doğrultusunda

hareket ettikleri değerlendirilen yargı mensupları hakkında adli soruşturma

yapıldığına değinilmiştir. Ayrıca darbe tehlikesinin tam olarak bertaraf

edilemediğine dikkat çekilerek ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren

suçüstü hâlinin mevcut olduğu sonucuna varılmıştır. Fezlekede, bu durum dikkate

alınarak genel hükümlere istinaden başvurucu hakkında Başsavcılıkça 16/7/2016

tarihinde soruşturma başlatıldığı da ifade edilmiş ve başvurucunun terör örgütü

yöneticisi olma suçunu işlediği belirtilerek anılan suçu işlediğine dair olay

ve olgulara yer verilmiştir.

24. Başvurucu 17/1/2018 tarihinde (2018/3368 sayılı

bireysel başvuru dosyası yönünden) bireysel başvuruda bulunmuştur.

25. Başsavcılık 26/4/2018 tarihli iddianame ile

başvurucunun silahlı terör örgütü yöneticisi olma suçundan cezalandırılması

istemiyle kamu davası açmıştır. İddianamede; genel hükümlere göre soruşturma

başlatıldığı, başvurucuya isnat edilen suçun mütemadi suç olması nedeniyle

yakalanma tarihi itibarıyla suçüstü hâlinin bulunduğu belirtilmiştir.

İddianamede, başvurucuya yöneltilen suçlamanın dayandığı olgular özetle şöyle

ifade edilmiştir:

i. Başvurucunun haklarında FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlar

nedeniyle soruşturma başlatılan eski Yargıtay üyeleri M.K., N.D. ve Ç.Ş. ile

hâkim adaylığı dönemlerinde başlayan irtibatının kesintisiz devam ettiği,

Bakanlık ve HSYK'da beraber görev yaptıkları dönemde örgütsel toplantılara

katıldığı belirtilerek süreç içinde M.K.nın HSYK genel sekreterliğine ve

sonrasında yüksek yargı üyeliğine, Ç.Ş. ve N.D. ile diğer çok sayıda örgüt

mensubunun yüksek yargı üyeliğine seçilmesinde belirleyici olduğu ileri

sürülmüş; bu hususların tanık beyanları ve başvurucunun ikrar mahiyetindeki

beyanları ile teyit edildiği iddia edilmiştir.

ii. A.H., B.E. ve M.K.Ö.nün ifadelerine dayanılarak

başvurucunun 1997 yılından HSYK üyesi seçildiği döneme kadar A.H., B.E. ve

H.Y.nin bulunduğu toplantılara; sonrasında ise M.K.Ö. ve E.D.nin bulunduğu

örgüt toplantılarına katıldığı ve bu toplantılarda himmet verdiği iddia

edilmiştir.

iii. Başvurucunun 2007-2008 yıllarında Ankara Çukurambar

semtinde B.E., A.H., H.Y., A.K., M.B., G.T.T., İ.H.Ş., A.T. ve M.K.Ö.nün katılımı

ile gerçekleştirilen toplantılara iştirak ettiği ileri sürülmüş; bu hususun

eski yargı mensubu Ö.F.A.nın beyanı ile de teyit edildiği belirtilmiştir.

iv. Başvurucunun 2010 yılı HSYK üyeliği seçimleri

öncesinde M.K.nın evinde yapıldığı ve yaklaşık yirmi örgüt mensubunun bulunduğu

belirtilen toplantılara katılarak bu kişilerle seçim stratejisini belirlemeye

çalıştığı, seçimde örgüte yakın adayların seçimi kazanmaları için -masrafları

örgüt tarafından karşılandığı belirtilen- seçim gezilerine katıldığı ileri

sürülmüş; bu durumun M.K.Ö., A.H., ve K.T.nin beyanlarıyla teyit edildiği

belirtilmiştir.

v. Eski Yargıtay Üyesi İ.D.nin " ...2010 yılı

HSYK seçimleri öncesi ... örgüt mensubu tarafından 'HSYK adaylarını, bizzat

Hoca efendi belirleyecek, kimse itiraz etmesin, abiler itiraz edilmesini

istemiyor' şeklinde talimat verildiği ..." yönündeki beyanına yer

verilerek FETÖ/PDY ile bağlantılı olduğu belirtilen bazı yargı mensuplarının

söz konusu talimat doğrultusunda Gaziantep'te İ.D.nin evinde toplantı

gerçekleştirdikleri iddia edilmiştir.

vi. 2010 yılında yapılan HSYK üyeliği seçimi sonunda

-darbe teşebbüsünden sonra haklarında FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlar nedeniyle

soruşturma başlatılan ve/veya dava açılan- B.E., A.H., H.S., N.Ö., T.G., A.K.,

Ö.K. ve R.Y. ile başvurucunun HSYK üyesi seçildikleri ve elde ettikleri

sayısal çoğunluk sayesinde hâkim ve savcılar hakkında atama ve nakletme, geçici

yetki verme, kadro dağıtma gibi önemli görevleri olan HSYK Birinci Dairesinin

başkanlığına başvurucunun, üyeliklerine ise T.G., A.B. ve B.Ç.nin getirilmesini

sağladıkları iddia edilmiştir.

vii. 2010 yılında yapılan HSYK seçimlerinden sonra Yargıtay

üyelerinin seçilmesi sürecinde M.K.nın evinde yapıldığı belirtilen gizli

toplantıya örgütle bağlantılı suçlardan haklarında soruşturma başlatıldığı

belirtilen A.B., B.E., A.H., T.G., R.Y., H.S., N.Ö., B.Ç., A.K., Ö.K., M.B.,

E.D., A.B., Ö.A. ve N.D. ile birlikte başvurucunun da katıldığı, toplantı

esnasında aralarından Yargıtay üyesi seçilebilecek yaklaşık üç yüz elli kişinin

isimlerinin projektör ile ekrana yansıtılarak sunum yapıldığı, bu şekilde üye

seçilecek kişilerin belirlenmeye çalışıldığı ve süreç içinde direkt iletişim

kurularak örgüt liderinin talimatlarının alındığı iddia edilmiştir. Aynı amaçla

B.Ç.nin evinde yapılan toplantıya ise o tarihte HSYK üyesi olan A.B., B.E.,

A.H., T.G., N.Ö., H.S., A.K., R.Y., B.Ç., M.K., M.B., E.D., A.B., Ö.A., M.Ö.,

N.D. ve A.T. ile birlikte başvurucunun da katıldığı ileri sürülmüştür.

viii. Hakkında FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan

soruşturma başlatıldığı belirtilen A.H.nin "... İbrahim Okur söz

alarak, 'arkadaşlar isimler belirlendikten sonra kesinlikle sayılmayacak, bu

belirleyeceğiniz isimleri ben Bakan bey ve Müsteşar bey karşısında savunacağız'

dedi. İbrahim Okur bu toplantıda benim ve B.E. adına da konuşuyordu ..."

şeklindeki beyanına yer verilerek söz konusu toplantıların örgütün talimatları

doğrultusunda yaklaşık iki ay devam ettiği, devletin meşru zemininde ve normal

işleyiş içinde yapılması gereken Yargıtay üyesi seçimlerinin söz konusu örgüt

toplantılarında örgüt liderinin görüşü de alınmak suretiyle gerçekleştirildiği

ileri sürülmüş; başvurucunun da sözkonusu toplantılara katılarak örgüt

liderinin talimatları doğrultusunda belirlenen kişilerin üye seçilmesini

sağlamak amacıyla aktif olarak çaba gösterip örgütün amaçlarına uygun

davrandığı iddia edilmiştir.

ix. Terör suçlarına ilişkin davalara bakmakla yetkili

mahkemelerde görevlendirilecek hâkimler ile bu suçların soruşturulmasında

görevlendirilecek Cumhuriyet savcılarının seçiminde örgüt mensubu olduğu

belirtilen HSYK üyelerinin tercihleri doğrultusunda atama listelerinin

oluşturulduğu, başvurucunun da örgütün istediği kişilerin atanması yönünde çaba

gösterdiği ileri sürülerek bu durumun tanık beyanları ile teyit edildiği iddia

edilmiştir.

x. Başvurucunun HSYK üyesi seçildikten sonra da

eski HSYK Genel Sekreteri M.B. tarafından organize edilen örgütsel toplantılara

T.G., N.Ö., Ö.K., H.S., A.K., B.E., B.Ç., A.B., R.Y. ve E.D. ile birlikte

katıldığı belirtilmiş; başvurucunun toplantının içeriğine ilişkin beyanına yer

verilerek söz konusu toplantıların FETÖ/PDY toplantısı olduğu ileri sürülmüş ve

bu toplantılarda himmet toplandığı da iddia edilmiştir.

xi. Erzincan eski Cumhuriyet Başsavcısı İ.C. hakkında

kamuoyunda bilinen ismiyle "Ergenekon" davasıyla bağlantılı

suçlardan başlatılan soruşturmada o tarihte İliç Cumhuriyet savcısı olan

B.B.nin örgüt tarafından kullanılarak gizli tanık olarak dinlendiği

belirtilmiş, başvurucunun atama ve mesleğe kabulde etkin olan HSYK Birinci

Dairesinin başkanı olduğu dönemde üyelerinin büyük çoğunluğunu FETÖ/PDY

mensuplarının oluşturduğu belirtilen HSYK tarafından -mesleğe kabul işlem

dosyasında bulunan bazı bilgiler örgüt mensubu olmayan kurul üyelerinden gizlenerek-

meslekten istifa eden gizli tanığın mesleğe kabul işleminin gerçekleştirildiği

iddia edilmiştir.

xii. Hakkında FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan

soruşturma başlatılan eski Yargıtay Üyesi İ.K. tarafından -örgüt liderinin emir

ve talimatları doğrultusunda- hazırlandığı ileri sürülen emekli Orgeneral Y.B.

hakkındaki iddianameyi düzenleyen eski Van Cumhuriyet savcısı F.S.nin isteği

doğrultusunda Ankara'ya atamasını gerçekleştirdiği iddia edilmiştir.

xiii. İddianamede ayrıca başvurucunun HSYK Birinci

Dairesinde görev yaptığı dönemdeki bir kısım faaliyetine yer verilmiştir. Bu

bağlamda anayasal kurumları tamamen ele geçirmeyi amaçlayan FETÖ/PDY'ye bu gücü

veren etkin faktörlerden birinin başvurucunun tasarrufları olduğu belirtilerek

başvurucunun yüksek yargıyı örgütün talimatları doğrultusunda dizayn ettiği ve

unvanlı görevlerin önemli bir bölümüne ByLock kullanıcısı olan veya

haklarında FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan soruşturma başlatılan kişilerin

atamalarının gerçekleştirildiği iddia edilmiştir.

xiv. Birçok soruşturma dosyasında FETÖ/PDY tarafından

yapıldığının ortaya konulduğu belirtilen 17 Aralık operasyonlarından

sonra 1/6/2005 tarihli ve 25832 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Adlî Kolluk

Yönetmeliği'nde yapılan değişikliğe karşı çıkmak amacıyla HSYK'nın resmî

internet sitesinde 26/12/2013 tarihinde yayımlanan bildirinin M.B., E.D. ve

başvurucu tarafından hazırlanarak -Adalet Bakanı'nın izin vermemesine rağmen-

HSYK Genel Kurulu gündemine alınmasının ve yayımlanmasının sağlandığı iddia

edilmiş; bu durumun A.H., B.E. ve Ö.K.nın ifadeleri ile teyit edildiği

belirtilmiştir.

26. Başvurucunun Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında alınan

14/12/2016 ve 26/12/2016 tarihli ifadelerinin iddianamede yer verilen ilgili

kısımları şöyledir:

"Ben üniversiteyi İzmir'de okudum. Fetullah Gülen

cemaati mensubu olarak bilahare 1984 yılında tanıdığım A.K. ve İ.K. ile

tanıştım. İ.K. benim HSYK 1. Dairesi Başkanı olduğum dönemde Yargıtay üyeliğine

seçtiğimiz şahıslardan biridir. İ.K.nın hal ve hareketlerinden ben Fetullah

Gülen cemaat mensubu olduğunu anlamıştım. Bizi ısrarla Fetullah Gülen cemaati

mensuplarının kaldığı eve yönlendirmek istiyordu. Bu kapsamda A.K. beni

arkadaşım İ.M.E. ile birlikte cemaat evlerinden birine götürdü. Bu ev

Karşıyaka'da lüks bir evdi. Evdeki sızıntı dergisi beni rahatsız etmişti.

Sızıntı dergisinin Fetullah Gülen cemaatinin yayını olduğunu biliyordum.

... A.K. ve İ.K. bizi Fetullah Gülen cemaat mensuplarının

kaldığı evlere yönlendirmek istiyordu. A.E. ile Ankara'da aynı lojmanda

komşuluk yapmamdan dolayı kendisi ile yakın oldum. Bu dönemde A.E.nin Fetullah

Gülen cemaatine yakın olduğunu anladım.

... Fetullah Gülen cemaat mensupları olduğunu bildiğim

İ.K., A.K., T.E., M.B.E. bu evlere beni davet ederlerdi. Evlere gittiğimizde

normal yemek yer ve namaz kılındıktan sonra sohbete geçerdik. Bu sohbetlerde

İ.K. Risalei Nurları okurdu. Ancak ben bunları fazla anlamazdım. Ben bu evlere

dört yıllık öğrencilik hayatım boyunca toplam on defa gitmişimdir.

(Fetullah Gülen cemaat mensuplarının İzmir'in ilçesi

Torbalı'da organize ettiği, bu cemaate ait yurtlardaki yaz kamplarına

katıldınız mı? Sizi kim davet etti? yönündeki soruya) ... [karşılık olarak]

Torbalı'daki bahçeye gittiğimi hatırlıyorum. Bu bahçeye

bizi maddi durumu iyi olan okul arkadaşım olan ve Fetullah Gülen cemaati ile

yakın olduğunu bildiğim R.D. götürdü.

2010 yılı HSYK seçimlerinde Fetullah Gülen cemaati olarak

listeye aldığımız kişiler H.S. ile T.G. İdari Yargıdan da A.B.dir. Listede

netice itibariyle Adli Yargıdan ben, H.S, N.Ö., T.G., A.K., Ö.K., H.K., C.A.,

A.Ö., İ.A. ve H.T. yer aldı. İdari Yargıda ise A.B, R.Y., B.E, H.K., İ.T. yer

aldı.

...

... Ekim 2010 tarihinde HSYK seçimleri yapıldıktan sonra

Yargıtay ve Danıştay'da boş olan üyelerin seçimi Kasım 2010 tarihinde gündeme

geldi. Aralık sonunda seçimi yapalım dedik, bu seçim çalışmaları sırasında

seçilen H.S., N.Ö., T.G., A.K., Ö.K., A.B. ve R.Y.nin Fetullah Gülen cemaat

mensubu olduklarını anladım. Çünkü birlikte hareket etmeye başladılar ...

B.Ç.nin de Fetullah Gülen cemaati mensubu olduğunu anladım. Bu da diğer

Fetullah Gülen cemaati mensupları ile birlikte hareket etmeye başladı ...

Ben cemaat kültürü olarak hatta özellikle Fetullah Gülen

cemaat mensubu olan bir kişinin cemaatten gelen istekleri kayıtsız olarak

yerine getirmesini anlarım. Bu kişinin bu durumdan cemaatçi olduğunu

değerlendiririm. Bu kişiler kendi iradesini kullanamaz. Fetullah Gülen cemaati

mensubu olan H.S., N.Ö., T.G., A.K., Ö.K., A.K., R.Y. ve B.Ç.nin kendi

iradeleri ile değil Fetullah Gülen cemaat kültürü ile cemaatten gelen istekler,

talimatlar doğrultusunda hareket ettiklerini biliyorum.

... HSYK'nın yeni oluşumunda Aralık 2010 tarihinde boş

olan Yargıtay üyelerinin seçimi gündeme gelmişti .... talebin kimden geldiğini

hatırlamamakla birlikte bir akşam M.K. bey bizi evine çağırdı. Genel Sekreter

M.K.nin evine B.E., A.H. ile birlikte gittik. Biz bu eve yemekten sonra Yargıtay

üyelerinin seçimi ile ilgili ön çalışma yapmak amacıyla gittiğimizi biliyordum.

Eve gittiğimizde evde T.G., A.B., R.Y., H.S., N.Ö., B.Ç., A.K., Ö.K. ile

birlikte genel sekreter yardımcılarımız M.B., E.D., Yargıtay Savcısı A.B.

Yargıtay Tetkik Hakimleri Ö.A. ile N.D.nin de olduğunu gördüm.

... Belirlenen isimleri sayınca rakam 80 civarında çıktı.

Bu sırada A.B. ile birlikte N.D. ve M.K. salonun dışına çıkıp bir kaç dakika

sonra geri geldiler. A.B. orada bulunan kişilere hitaben 'bu konu hoca efendiyle

konuşulmuş ve 140 denmiş, benim açımdan konu kapanmıştır, bu listede en az 140

kişi olacak' diye söz sarfetti.

İki kez daha yukarıda isimlerini belirttiğim üyeler ile

Hâkimevinde ve B.Ç.nin evinde toplandık. B.Ç.nin evinde toplantıya Fetullah

Gülen cemaat mensupları olan kurul üyeleri T.G., N.Ö., H.S.,, A.K., A.B., R.Y.,

B.Ç., A.H., ile birlikte ben ve B.E. de vardı. HSYK Genel Sekreteri M.K. Genel

Sekreter Yardımcıları M.B., E.D. ile Yargıtay'dan gelen A.B., Ö.A., M.Ö. ve

N.D. de vardı. Bu evde toplanmamızın amacı Yargıtay'a seçilecek Fetullah Gülen

cemaat mensuplarının isimlerinin belirlenmesiydi. Buradaki toplantıda 140

konusunda diretmediler, ancak en az 120 kişi olmasını istiyorlardı. Daha önce

belirledikleri 80'e yakın isim dışında bazı isimleri de dile getirmeye

başladılar ... bu kişilerde ısrar ettiler ve isimlerin listeye yazılmasını

istediler.

... Kurul üyesi olduktan sonra yukarıda da belirttiğim

gibi Yargıtay ve Danıştay üyelerinin seçilmesi için M.K. ve B.Ç.nin evinde

toplantı yapmıştık. Bu toplantılar diğer hususlar için de yapılmaya başlandı.

Bir araya gelmelerimiz bilahare Fetullah Gülen cemaat toplantılarına dönüştü.

Ben bu toplantılara 7 Şubat 2012 tarihine kadar gittim.

Bu toplantılara H.S., N.Ö., T.G., A.K., Ö.K., A.B., R.Y.,

B.Ç., B.E., A.H., ve ben ile genel sekreterlik kadrosunda bulunan M.K., M.B.,

ve E.D. katılıyordu. Bu toplantılara kurul üyesi olan İ.A., R.A., A.A. ve A.G.

katılmazlardı. Bu toplantılara bu kişiler çağrılmazdı.

Toplantılar belirli periyodlar içinde yapılmazdı. Müsait

olup olmadığımız sorulur, müsaitsek belirlenen yere giderdim. Bu şekilde

toplantının olduğunu M.B. ile E.D. bana bildirirdi ... Fetullah Gülen'e ait

makaleler okunur, bu okumalarda bazı toplantılar esnasında olurdu ...

okumalarını genellikle ev sahibi ya da M.B. yapardı. Fetullah Gülen makaleleri

okunduğu gibi Fetullah Gülen'i öven konuşmalar da yapılırdı.

Bu toplantılara belirttiğimiz isimler dışında ...

Fetullah Gülen cemaat mensupları ... görüşme yaptıktan sonra cemaat

sohbetlerimize devam ederdik. Bu kişiler görüşme yaptıktan sonra evden

ayrılmazlardı. Çünkü bu kişiler de Fetullah Gülen cemaat mensuplarıydı. Bu

kişilerden İ.H.Ş., A.T., M.Ö.yü ... balyoz ve ergenekon ile ilgili hukuki

tartışma sürünce bu kişilerden bilgi almak için çağırdık.

Ergenekon ile ilgili başlangıçta reddedilen bu şikayetler

... soruşturma izninin verilmesi yönünde oy kullandım. Bu tür dosyaların tümüne

bu şekilde oy kullandım, muhalefet yazdım.

... "

27. İddianamede suçlamaya dayanak olarak bir kısım tanık

beyanlarına da yer verilmiştir. Bu bağlamda tanıkların bir kısmının

anlatımlarında başvurucunun FETÖ/PDY ile bağlantısının bulunduğuna işaret eden

açıklamalar mevcut iken bir kısım tanık ifadelerinde ise bu yönde doğrudan bir

değerlendirme bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesince mevcut bireysel başvuru

bağlamında kuvvetli suç belirtisinin olup olmadığı hususunda yapılacak

değerlendirmeye esas alınabilecek tanık beyanları özetle şöyledir:

i. Ö.K.nın ifadelerinin ilgili kısmı şöyledir:

- İlk ifadesi:

"İbrahim Okur, A.H. ve B.E. Fetullah Gülen cemaati

mensuplarının yargı içerisinde önlerini açmışlardır. Bu açmaları sonucunda da

Fetullah Gülen cemaati İbrahim Okur, A.H. ve B.E.nin önlerini açıp, bu

kişilerin bürokrasi içerisinde yükselmelerini sağlamışlardır. Her üç kişi

cemaat önünde mesafe koyar gibi davranmışlar ise de aslında bu davranışlarının

cemaate yaptıkları naz olarak nitelendirmiştim ... İbrahim Okur sohbetlerde,

Fetullah Gülen cemaatine yakın olduğunu gizlemezdi ... İbrahim Okur'un en

samimi olduğu kişi M.B.dir. E.D. ve İ.B.nin Fetullah Gülen cemaat mensubu

olduğunu İbrahim Okur iyi bilmektedir. Birinci dairenin kararname taslakları 4

yıl boyunca Birinci Daire dışındaki üyelere ve hatta Başkan Vekiline dahi

verilmiyordu. Bu ketumiyetin muhafızı Birinci Dairedeki sekreteryadır ...

Fotoğrafa bakıldığında bir tarafta Müsteşar dahil üç kişi (İ.A., Z.N.H.,

Müsteşar Bey) cemaat etkisinde olmayan kişiler, diğer tarafta cemaat etkisinde

olduğu söylenen ve bilinen 3 kişi (A.B., B.Ç., T.G.) ve ortada İbrahim Okur.

İbrahim Okur hangi tarafa teveccüh ederse o tarafın istekleri gerçekleşebilir

konumdadır."

- 2/3/2018 tarihli ifadesi:

"HSYK üyesi seçildim ... M.B., M.K. ve A.T.nin.

M.Ö., A.B., E.D. ve HSYK üyeleri ... A.B. ve T.G. olduğunu İbrahim Okur ve B.E.

ile birlikte bu meselenin kotarıldığını tahmin ettim. Çünkü daha sonraki

toplantılarda bu kişilerin cemaat yapılanması içerisinde sözlerine itibar

edilen saygı gören kotarıcı rolünde olduklarını anladım.

2010 yılında seçildikten sonra Ankara'ya geldiğimde

A.H.nin evine M.B. tarafından çağrıldım. Burada İbrahim Okur'u gördüm ... bazı

hesaplar yapılmış, görev yerleri belirlenmiş bu belirlemenin içerisinde İbrahim

Okur, A.H. ve B.E.nin olduğu da anlaşılmaktaydı. Çünkü cemaatin önde gelenleri

bu 3 isim üzerinden kararlarını lanse ediyorlardı. Onlarla bu işleri

kotarıyorlardı. Bu B.E., A.H., ve İbrahim Okur bu meselenin içinde görünce

bunun bir legal görünümünde kanaati gelişti bende. Fakat devlet işlerinin yargı

işlerinin bu şekilde evlerde konuşulması da ... bir rahatsızlık yaratmıştır ve

... bir müddet ev oturmalarına sohbetlerine katıldım ... Bu evlerdeki

toplantılara hepsi bir arada olmamak şartı ile ilk yıl B.E., İbrahim Okur'un,

A.H.nin, A.B.nin, T.G.nin, N.Ö.nün, A.K.nın, H.S.nin, M.B.nin ve bazen E.D.nin

nadiren 1 veya 2 kez A.B.nin, N.D.nin, A.T.nin (2 ya da 3 kez), Ö.A.nın (bir

kez Yargıtay üye seçimleri için M.K.nin evindeki kahvaltıda olduğunu sonradan hatırladım)

...

... Atamalarla ilgili ... Yargıdaki tepe noktasında İ.Ş.,

A.T., H.S., M.Ö., M.B.,, M.K., A.B.,, N.D., gibi isimlerin önce meseleleri

kendi aralarında kotardığını seziyordum daha sonra M.B. aracılığı ile bu

meseleleri İbrahim Okur, B.E.ve A.H. ve ordan da HSYK üyelerine aktarıldığını

anlıyordum ... Ben 2010 yılında geldiğimde A.H., B.E., ve İbrahim Okur

evlerdeki sohbet toplantılarını yapar durumdaydılar. Ben sonradan dahil oldum

... İbrahim Okur['un] 2012'nin 7

Şubatından sonra bu tip oturmalara katılmadığını M.B. söyler idi.

... HSYK üyeleri şu cemaatçidir şu değildir şeklinde

konuşmaz. Her şeyi gizli yapma usulleri vardır. Bu isimleri öncelikle müsteşara

İbrahim Okur'a, B.E.ye, A.H. tarafından aktarılır ... alınan müfettişlerin

cemaat mensubiyetinin olduğunu İbrahim Okur ve A.H. ile B.E.nin biliyor

olmaları gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bilmeden almaları mümkün değildir.

...

Yargıtay'a üye seçimlerinde ... A.B., T.G., İbrahim Okur,

B.E., N.Ö., A.K. H.S.,R.Y., M.K.,, M.Ö.,, E.D., M.B., A.B., B.Ç., A.T. evdeydi

... Ama İbrahim Okur bu isimlerin hemen hemen hepsini tanıyordu. Yaklaşık 160

isim kotarıldığında cemaat yanlısı grubun itirazları gelmeye başladı. Kendi

sayılarının 85-90 gibi kaldığını ve 140 kişi istediklerini ifade etmeye

başladılar ... N.Ö. cemaatten daha fazla kişinin seçilmesi gerekir şeklindeki

bir tepki ile sinirlenerek ve kapıyı çarparak çıktı. Ne konuştuğunu

hatırlamıyorum. Oradaki görüşme bu şekilde sonuçlandı .... Yargıtayın içini

bilen kişiler olarak A.K., A.S.E. ve Z.N.H. gibi Yargıtay'dan seçilen HSYK

üyelerinin bu toplantıya çağrılmamasının amacının kendilerine engel olunmasını

istemedikleri içindir. Bu kişiler toplantılara çağrılsaydı kendi isteklerini

yerine getiremeyebilirlerdi. Bunun bir cemaat yöntemi olduğunu düşünüyorum.

...

... İbrahim Okur, A.H., B.E. HSYK'da en etkin üç şahıstı.

Etkinlik sırasında İbrahim Okur önde gelir, B.E. ikinci gelir, üçüncü sırada

A.H.dir. ... Yargıtay ve Danıştay üyelerinin seçiminde bu üçlü etkili olmuştur.

...

17 Aralık sonrası İçişleri Bakanlığı tarafından çıkarılan

Adli Kolluk Yönetmeliğinin ... İbrahim Okur'un ... bir tetkik hakimi ile 3-4gün

bu yazı üzerinde çalıştığını biliyorum. Çünkü bu yazıyı okuyup geri

gönderdiğini gördüm. Bunu A.H.ye bir basın açıklaması olarak yaptıracaktı.

Fakat sayın Bakan A.H.nin basın açıklaması yapma yetkisini almıştı ... HSYK'nın

seçimle gelmiş olması itibari ile hukuki görüşümüzü açık etmemiz gerektiğine

ilişkin İbrahim Okur'un yazıyı takdim ettiğini hatırlıyorum ... İbrahim Okur'un

insiyatifi ile yazıldığını düşünüyorum.

N.D. ile A.B. arasındaki İbrahim Okur'a ilişkin anılarını

yazdığını, bunları yayınlaması durumunda daha önce cemaat mensuplarını

uygulanan müeyyidelerle cezalandırılabileceği, korkutulabileceği yönündeki görüşme

içeriği okunarak soruldu.

İbrahim Okur'un aslında cemaatin gücünü arkasına alarak

diğer kesimlerle de ilişkisini idame ettirerek kendi cazibesinin sürekliliğini

sağlamaya çalıştığını düşünüyorum."

ii. A.H.nin ifadesinin ilgili kısımları şöyledir:

"Bakanlık tetkik hakimi arkadaşlarla samimiyetimiz

ilerledikçe İbrahim Okur, B.E., H.Y. [ile]

... yakınlaştık. Ailecek gidip gelmeye başladık. Bu birliktelik aile oturumları

şeklindeydi. A.D. Personel Genel Müdürü olunca beni disiplin bürosunda

görevlendirdi ... O da bana bu büroda görevlendirilecek iki hakim bul ... dedi.

Bu durumu arkadaşlara bildirdim. İbrahim Okur veya H.Y. bana M.K.Ö. ile E.D.nin

ismini verdi ... bu iki hâkim bizim genel müdürlüğe görevlendirildi.

M.K.Ö. ile E.D. bakanlığa gelince kendileriyle konuşma

imkanı başladı. Ben bu konuşmalardan her ikisinin de Fetullah Gülen cemaati

mensubu olduğunu anladım. M.K.Ö. ile E.D. beni ve diğer arkadaşlarımız olan

İbrahim Okur, B.E., H.Y.yi sohbet toplantılarına davet etmeye başladılar. Bize

bir araya gelelim, sohbet edelim dediler. O dönem hepimiz tetkik hakimiydik.

Çok düzenli olmamakla birlikte 15 günde bir veya ayda bir birbirimizin evinde

sohbet toplantılarına başladık.

Bu sohbetler daha önce yapılan Fetullah Gülen cemaat

mensuplarının bir araya geldiği sohbet toplantıları şeklinde olmaktaydı.

Sohbetlerde Risalei Nur okunuyor, Fetullah Gülen'in kitapları okunuyor ve

Fetullah Gülen anlatılıyordu. Bu sohbetleri yapan ise genellikle M.K.Ö. ile

E.D. [idi]. Ben bu arkadaşlar ile ilk

bu şekilde sohbet toplantılarına katıldım. Benimle birlikte tetkik hakimliği

yapan İbrahim Okur, B.E., H.Y.nin bu sohbetlerden başka daha önce benim

katılmadığım Fetullah Gülen mensuplarının yapmış olduğu sohbetlere katılıp

katılmadıkları, hangi gruplara katıldıklarını bilemiyorum.

...

Ben 2008 yılında müsteşar yardımcılığından Danıştay

üyeliğine atanınca bu gruptaki sohbetlerime son verdim ... İbrahim Okur MİT

Müsteşarlığının İstanbul savcısı tarafından ifadeye çağırıldığı tarihe kadar

kurul üyeleri içinde bulunan Fetullah Gülen cemaat mensupları ile birlikte

benim gibi sohbet toplantılarına katıldı.

... 2010 HSYK seçimleri gündeme gelince ... A.K.nın o

dönem çevresinde bulunan İbrahim Okur, H.Y.,Ç.Ş. G.T.T. ve B.E. ile bu adayları

belirlediğini tahmin ediyorum ...

... Ben bu adaylar arasında T.G., A.B., A.K., ... N.Ö.

Fetullah Gülen cemaatinin adayı diye listeye girdiğini biliyorum. İbrahim

Okur'un A.K.nın talimatıyla listeye girdiğini biliyorum. Bu adaylar adli yargı

adaylarıydı ... [idari yargıda]

Fetullah Gülen cemaati adayı olarak daA.B., R.Y.nin girdiğini biliyorum.

O dönem seçim çalışmaları için ben Karadeniz bölgesine

gittim. Bu bölgeye de ben, İbrahim Okur, M.K.Ö. ve M.K. ile yaptım. Geziler

sırasında hep İbrahim Okur konuştu. İbrahim Okur konuşmalarında o dönem

bakanlık listesi olarak belirtilen 11 adayın tümüne oy verilmesini, adaylar

arasında ayrım yapılmamasını hakim ve savcı arkadaşlardan istedi. Seçim

olduktan sonra o akşam Hakimevinde bir araya geldik. İdari yargıda yedek kalan

H.K. bize dönerek, bazı şahıslar burada oyun oynamış, o nedenle yedek kaldık,

dedi. Bu konuşmadan sonra Fetullah Gülen cemaati mensupları olduğunu açıkça

bildiğim seçilen arkadaşlar bu durumu kabullenmedi. Ancak sonuca bakınca ben de

cemaatin bir oyun oynadığını anladım ...

... 2010 yılında Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu

belirlendikten sonra ... M.K. bizi kendi evine yemeğe çağırdı. Bu yemekte

belirlenecek Yargıtay ve Danıştay üyelerinin isimlerinin de çalışmasının

yapılacağını biliyorduk. Bu amaçla ben, İbrahim Okur, T.G., N.Ö., Ö.K., H.S.,

A.K., A.B., R.Y., B.Ç., B.E.M.K.nin evine gittik. Eve gittiğimizde biz kurul

üyeleri dışında o dönem tetkik hakimi olduklarını bildiğim Fetullah Gülen

cemaati mensupları olduklarını da bildiğim S.Ö., Ö.A., A.B., N.D., ile genel

sekreter yardımcıları M.B. ve E.D.nin de olduğunu gördük ... toplantıda bulunan

Fetullah Gülen cemaatine mensup kurul üyesi A.B. ile birlikte S.Ö., Ö.A., M.K.

evin holüne doğru gittiler, yaklaşık 3-4 dakika sonra geri geldiler. A.B. bize

dönerek 'hoca efendiye danışılmış, arkadaşların 140'tan aşağı razı olmaması

gerektiğini' belirten söz sarfetti ... N.Ö. kapıyı çarparak evi terketti.

Belirlenen hâkim ve savcılar listesi İbrahim Okur'da kaldı.

Bu toplantıda anlaşma sağlanamayınca biz Yargıtay tetkik

hakimleri hariç aynı ekip ile yaklaşık iki ay bu isimleri belirlemek için bir

araya geldik. Bu toplantılara Fetullah Gülen cemaati mensubu olmayan İ.A.,

A.G., R.A., A.A., A.K., Z.Ö., A.S.E., Z.K., Z.N.H.yi çağırmadık.

... Kurul üyesi olduktan sonra Yargıtay ve Danıştay üyeliği

seçimine kadar cemaat toplantıları olmadı. Bu üyeliklerin seçiminden sonra

genel sekreter M.K.nın yerine gelen M.B. cemaat toplantılarını ve sohbetlerini

düzenlemeye başladı. M.B.nin çağırısı üzerine biz sohbet yapılacak bir kurul

üyesi arkadaşın evine gidiyorduk. Bu sohbetlere İbrahim Okur, T.G., N.Ö., Ö.K.,

H.S., A.K., B.E., B.Ç., A.B., R.Y. ile HSYK genel sekreteri M.B. ile HSYK genel

sekreter yardımcısı E.D. katılıyordu ... Fetullah Gülen cemaati sohbetleri

olduğunu hepimiz bilirdik.

... İbrahim Okur ilk genel sekreter olan M.K.yı

istemiştir. Onun bu isteği diğer arkadaşlar tarafından uygun görülmüş ve oylama

sonucu M.K. genel kurulca genel sekreter seçilmiştir. Bunun dışında E.D.yi de

İbrahim Okur istemiştir. M.B.yi ben teklif ettim.

...

... Aralık 2013 tarihinde Adli Kolluk Yönetmeliği ile

ilgili HSYK genel kurul kararının hazırlanmasını ... İbrahim Okur beni mesaiye

başlar başlamaz odasına davet etti. Odaya gittiğimde bir metin üzerinde E.D. ve

M.B. ile birlikte çalışıyorlardı. İbrahim Okur bana bu metnin hazırlanması

talimatını verdiğini ve arkadaşların hazırlayıp getirdiğini belirterek metni

bana uzattı. Metni incelediğimde 26/12/2013 tarihli Adli Kolluk Yönetmeliği ile

ilgili eleştiriler yer almaktaydı. Bu metni ben ve İbrahim Okur Bakan ... beye

götürdük. Biz kendisine hazırlanan metni kamuoyuna açıklamasını istedik.

Kendisi bu metni okudu ve bu metni açıklayamayacağını, benim için de sen de

açıklama dedi. Söz alan İbrahim Okur da 'sayın bakanım, hakim ve savcılar

arasında yoğun bir rahatsızlık var, telefonlarımız susmuyor, siz bu metni

açıklamazsanız biz genel kurul kararı şeklinde yayınlayacağız' dedi. Daha sonra

biz makamdan ayrıldık. Ben kurul başkan vekili olarak bu metni HSYK genel

kurulunun gündemine aldım. Gündemde tartışıldı ve genel kurul kararı olarak oy

çokluğu ile yayımlanmasına karar verildi. Bu karara H.K., R.A., B.E., A.K., ve

İ.A. muhalefet kaldı ...

... bu metin hazırlandıktan sonra İbrahim Okur bey beni

odasına davet etti, odasında da M.B. ve E.D. vardı. Bana bu metnin hazırlanması

talimatını kendisinin verdiğini söyledi. Kendisine bu talimatı kim verdi

bilemiyorum. Kendisini kim etkiledi, kim tavsiye etti ve kim ikna etti

bilemiyorum. Ancak burada bir hususu belirtip açıklamada bulunmak istiyorum ...

H.K., İ.O., R.A., İ.A. vardı. Ben kararı alınca genel sekreter yardımcılarından

birini çağırdım ve kararı HSYK'nın internet sitesinde yayımlanmasını istedim.

Bu karar internette yayımlandığı esnada İstanbul savcısı olan cemaat mensubu

olduğunu bildiğim 17/25 Aralık 2013 tarihli soruşturmalardan birinden sorumlu

M.A.nın adliye önünde dosyanın elinden alındığını belirterek basın mensuplarına

bildiri dağıttığını gördüm. Bu savcının basın bildirisinden sonra bizim

kararımız da medyada haber olunca ben bu olayın tesadüf olmadığını düşündüm.

Burada beni birilerinin oyuna getirdiğini, getiren kişilerin de Fetullah Gülen

cemaati mensupları olduğunu anladım ... İbrahim Okur ile M.B. ve E.D.nin metin

üzerinde çalıştıklarını gördüm.

...

... HSYK içerisinde Fetullah Gülen cemaat mensubu

hakimlerin çalışmasını sağlamak, Fetullah Gülen cemaati mensubu müfettişlerin

çalışmasını sağlamak, onların etkili olmasını bu suretle sağlamaktan ben de

sorumluyum, bunu kabul ediyorum. Ancak atamalar ile ilgili İbrahim Okur ben

başkan vekili olduğum halde beni bu işlere karıştırmıyordu, karıştırmak ta

istemiyordu. İbrahim Okur da Fetullah Gülen cemaati mensubuydu. 2012 yılına

kadar İbrahim Okur da Fetullah Gülen cemaat sohbetlerine gelirdi. Konuşmalarda

cemaat mensubu olmadığını dile getiriyordu. Ancak cemaatin taleplerini

reddedemiyordu. Tayin ve yetkilendirmelerde de cemaatin hareket tarzı ile

hareket ediyordu. Bu şekilde davranmasına da E.D. ile İ.B.nin kendisinde etki

yarattığını biliyordum. İbrahim Okur, E.D. ve İ.B.nin Fetullah Gülen cemaati

mensubu olduklarını biliyordu. Onların önerdikleri kişilerin bu cemaat mensubu

olduğunu da biliyor ve tahmin edebiliyordu ..."

iii. M.K.Ö.nün ifadelerinin ilgili kısımları şöyledir:

- İlk ifadesi:

"Kasım-Aralık 2001 tarihinde ... Personel Genel

Müdürlüğü Tetkik Hakimliğinde görevlendirildim. A.H. beni Ankara'ya çağırdı.

Seni Ankara'ya Bakanlığa alacağız dedi. Hatta Personel Genel Müdürlüğüne

alacağız dedi ... Bu çağırmadan sonra ben de Ankara'ya gelmek istediğim için

dilekçe verdim. Ben A.H.nin ismini hemşehrim olması nedeni ile duyardım.

Kendisi ile o dönem için irtibatım yoktu. Sonra duydum ki, İbrahim Okur benim

ismimi A.H.ye bildirmiş. O da benim için A. bey ile görüşmüş.

Ben bakanlığa ilk geldiğimde benim gibi tetkik hakimi

olan B.E., İbrahim Okur., A.H., E.D., H.Y.yi ... tanıdım. Bizim sohbet grubumuz

ise, B.E., İbrahim Okur, A.H., E.D. ve H.Y.den oluşmaktaydı. Diğerlerinin de

Fetullah Gülen cemaati ile ilgilerinin olmadığını biliyorum.

Fetullah Gülen cemaat mensupları bakanlıkta kendi

aralarında sohbet grupları oluşturmuştu. Bulunduğum Personel Genel Müdürlüğünde

Tetkik Hakimliği dönemimde kendi aramızda sohbet grubu vardı. Bu arkadaşlardan

bazıları daha sonra daire başkanı olmuştu. İlk daire başkanı olan İbrahim

Okur'dur. İbrahim Okur daire başkanı olduktan sonra da bir süre bizim

sohbetlerimize katılmaya devam etti.

2005 yılından sonra gelen tetkik hakimlerinin çoğunluğu

Fetullah Gülen cemaati mensubu kişilerdir. Bu kişilerin getirilmesinde en çok

İbrahim Okur, A.H., B.E.nin etkisi olmuştur. Kimlerin geleceğine bu kişiler

karar veriyordu. Daha doğrusu bu kişiler refere ederdi, üst makam da uygun

görürdü.

2010 yılı HSYK seçimlerinde bakanlık listesi olarak bir

listenin çıktığı doğrudur. Bu seçimler esnasında sohbet toplantılarında bana

listede olan şu adaya oy verin, şu adaya oy vermeyin diye bir şey söylenmedi.

Ancak taşrada görev yapan cemaat mensuplarının İbrahim Okur, T.G., N.Ö., H.S.,

A.K., Ö.K., İ.A.nın asil üye, diğer kişiler olan C.A., H.K., H.T. ve A.Ö.nün

yedek kalması için hareket tarzı belirlediklerini daha sonra öğrendim.

Asil olarak seçilen T.G., İbrahim Okur, N.Ö., H.S., Ö.K.,

A.K., ve İ.A. cemaatin desteklediği adaylardır. Bu kişilerden İbrahim Okur ve A.K.yı

daha önceden tanırım. İbrahim Okur'un durumunu daha önce anlattım. Tetkik

hâkimi olduğumuz dönemlerde benim bulunduğum Fetullah Gülen cemaati

mensuplarının yapmış olduğu sohbet toplantılarına katılırdı.

Ekim 2012 tarihine ... Bakan bey de benim cemaat mensubu

olduğumu tahmin ettiğinden benimle arasına mesafe koymaya başladı. Bu durumu

ben İbrahim Okur ve A.H.ye anlattım. O dönemde Yargıtay üyeliği seçimi olunca

beni İbrahim Okur ve A.H.nin gayreti ile Yargıtay üyeliğine seçtiler.

İbrahim Okur 2001 yılında Tetkik Hakimliğine geldiğim

zaman Fetullah Gülen mensuplarının bir araya geldiği sohbet gruplarına

gelmişti. Daire başkanı olduktan sonra bizim gruptaydı. Daha sonra bürokrat

olarak yükselince bizim sohbet grubumuzdan ayrıldı. Daha sonraki sohbet grubunu

bilmiyorum. Bizim zamanımızda da rutin olarak gelmezdi. Genel müdür olduğum

zaman o da HSYK üyesiydi, bu dönemde de biriki defa bizim sohbet grubuna geldi

..."

- 16/3/2018 tarihli ifadesi:

"Personel Genel Müdürlüğüne Tetkik Hakimi olarak

geldikten sonra A.H.ye sorduğumda kendisine benim ismimi verenin İbrahim Okur

olduğunu söyledi.

Bakanlığa gelişimde de beni tanımayan birisi benim ismimi

vermişse cemaatin aracılığıyla geldiğim anlaşılıyor. İlk geldiğimde H.Y.nin

cemaatçi olduğunu anlamıştım. Bana 'bizi toplayın' diye söyledi. Ben de bunu

bana verilmiş bir görev gibi düşünerek E.D.ye söyledim. Toplantının usulünü E.

söyledi. On beş günde bir veya ayda bir bir araya gelinir, kaset izlenir, kitap

okunur diye söyledi. Her birimizin evinde toplanacağımızı söyledi. İbrahim

Okur'a, B.E.ye, A.H.ye toplantıyı H.Y. haber verdi veya çağırdı diye

hatırlıyorum ... Cemaat mensubu olduğunu anladığım E.D.nin ortaokuldan beri,

A.H.nin seksenli yıllardan beri, H.Y.nin yine .. seksen beşli yıllardan beri

cemaatin içinde olması ve tanıması karşısında ... Aslında ben hazır bir yapının

içine girdim. Beni bakanlığa getiren güç de bu yapıdır. Beni bakanlığa getiren

bu seviyedeki insanların cemaat abiliğini benim yapmam olmaz ...

İbrahim Okur'un ise geçmişte cemaatle ne kadar bir

bağlantısı olduğu noktasında şunu söyleyebilirim. Fakülte yıllarında diyaloğu

olmuş ama ne kadar ileriye gitmiş bilmiyorum. Tam hatırlamamakla birlikte G.D.

öğrencilik döneminde toplantılara çağrıldığını söylemişti. Ç.Ş.nin okuldan

arkadaşı olduğunu, A.T.yi ise Yargıtay tetkik hâkimliğinden beri tanıdığını

biliyorum. Bakanlığa geldikten ve toplantılara başladıktan sonra İbrahim bey

toplantılara katıldı. O dönemdeki toplantıların içeriği maneviyat içerikliydi.

Fetullah Gülen'in kitapları okunur, videosu izlenirdi. Tek tek katılanların

evinde toplanırdık.

İbrahim Okur, H.Y., B.E., A.H. cemaat içinde saygı

duyulan kişilerdi. Kendi içlerinde de H. Bey cemaatte etkin birisiydi. A.H.

cemaati bilirdi cemaatte samimi olarak görülürdü. İbrahim Okur cemaatte akıllı

biri olarak, B.E. coşkulu biri olarak bilinirdi. İşin siyasetini H.Y.

yürütürdü. H.Y. onların tarzını bildiği için davranışlarını onların tarzlarına

göre ayarlar ve sonuç alırdı. Ancak yeri geldiğinde H.Y.nin beni ve E.D.yi

azarladığı da fırçaladığı da olmuştur. Biz bu tavrın nedeninin cemaatteki

etkinliği nedeniyle olduğunu bilirdik.

İbrahim Okur 2002 yılı başlarında daire başkanı oldu.

Diğerleri de 2004 yılında makam sahibi oldular. O tarihe kadar bu dediğim

kişilerle biraraya geliyorduk. B.E. de İbrahim Okur da orada para veriyorlardı.

Toplantılar akşam evlerde oluyordu. Toplantı olduğunda aileler evde olmazdı.

Bakanlıkta ... kadrolara atanmada H.Y., B.E., İbrahim

Okur ve A.H.nin etkili olduğu herkesçe bilinirdi. Bir kişi bir makama

getirileceğinde Personel Genel Müdürlüğü bunların atamasını yaptığı için

haberdar olmamaları da mümkün değildi ve üst makamlara da o kişinin yeterli

olup olmadığı, neci olduğu noktasında bilgi verdikleri kanaatindeyim.

Bakanlıkta o kadar kişinin makam sahibi olmasında etkileri olduğu kesindir.

... Dolayısıyla İbrahim Okur ve E.D.nin hâkim ve

savcıların atamalarında, yetkilendirilmelerinde mutlak suretle bir etkileri

vardı. B.E. ise hâkim atamalarına genel müdür yardımcısıyken baktı ve özellikle

idari yargı atamalarının hemen hepsinde tek söz sahibiydi. HSYK'ya hazırlanan

kararname yetkilendirme taslaklarının sunumunu onlar yapıyordu. Bu dönemde

İbrahim Okur da Personel Genel Müdürüydü. İbrahim Okur personelde tetkik

hakimiyken 2002'de Daire Başkanı oldu ve dediğim bürolara da amir olarak

bakmaya devam etti.

... İ.H.Ş. ... bana verdiği listedeki isimlerin, yapının

yargı kısmında bulunan hakim ve savcıların kendilerine ilettiğini söylemişti

...

Bana bu şekilde onun getirdiği listeyi bakanlığa gelen

referanslarla karşılaştırıyorduk ... Bana gelen bu listeyi ben mülakata giren

genel müdürlere ki bunlar İbrahim Okur veya B.E.ye iletiyordum. Cemaatçi olarak

belirtilen kişileri de kendilerine söylüyordum. Karar mekanizması kendileriydi

...

...

İbrahim Okur birlikte olduğumuz zamanlar da bileben

cemaatçi değilim diye söylüyordu ve sürekli olarak para verdiğini de

söyleyemem. Ancak gördüğüm kadarıyla cemaatten gelen tüm

talepleridekarşılıyordu.Ben2011HSYKseçimlerindensonra İbrahim Okur, B.E. ve

A.H.nin sohbetlere ... düzenli olmasa da katıldıklarını söylüyorlardı ... MİT

Müsteşarının ifadeye çağrılmasından sonra İbrahim Okur ve B.E.nin bundan

rahatsızlık duyarak tepki gösterdiklerini duydum. Ama bundan sonra İbrahim

Okur'un cemaatten gelen bazı taleplere kendince mantık süzgecinden geçirerek

uygun davrandığını söyleyebilirim."

28. İddianamede suçlamaya dayanak olarak bir kısım gizli

tanık beyanlarına yer verilmiştir. Bu bağlamda ifadelerin ilgili kısımları

şöyledir:

i. Gizli tanık Gündüz'ün ifadesi:

"O dönem hatırladığım kadarıyla HSYK'da 'kale' diye

tabir edilen isimlerin A.H. ve İbrahim Okur olduğu sıkça yapı içinde konuşulan

bir durumdu. Hatta yerelde yaşanan birçok sorun zikrettiğim isimler tarafından

sorunu yaratan ilgili Hâkim ve Savcıyı direk arayarak ikaz edilir ve istenen

sonuç alınma cihetine gidildiğini biliyorum, ancak nasıl ve kim vasıtasıyla

ulaşıldığını bilmiyorum ..."

ii. Gizli tanık Yıldırım'ın ifadesi:

"2010 yılı HSYK seçimlerinde sivil imamları

kullanarak organizasyon yaptılar. İdari yargıdan A.B., R.Y. ve B.E.ye oy

verilmesini sağladılar ve diğer adayları yedek bıraktırdılar. Adli Yargıda ise

N.Ö., A.K., H.S., İ.O., T.G., Ö.K., İ.A.'ya oy verilmesini istediler. Bu

şekilde H.K., C.A., H.T., A.Ö.yü yedek bıraktırdılar ..."

iii. Gizli tanık Bulut'un ifadesi:

"İbrahim Okur ... Paralel yapı içerisinde mevcut

illerdeki aşılamayan sıkıntılar kendisine tebliğ edilir ve sorunların çözüm

merkezi olarak bir numaralı adamdır."

iv. Gizli tanık Güneş'in ifadesi:

"... atamalar yapılırken ... her mahkemeye yeteri

kadar cemaatçi hakim yerleştirilirdi. Bunların hepsini İbrahim Okur ve A.H. ile

takip ederdik."

29. Yargıtay 9. Ceza Dairesi (Daire) 4/5/2018 tarihinde

iddianameyi kabul etmiş ve E.2018/54 sayılı dosya üzerinden kovuşturma aşaması

başlamıştır.

30. Başvurucuya isnat edilen suça dayanak olan olgulara

ilişkin hukuki değerlendirme iddianamede şöyle ifade edilmiştir:

"... FETÖ/PDY terör örgütünün deşifre olmasını

engellemek, örgüt mensupları hakkında yapılan soruşturmaların sonuçsuz

kalmasını sağlamak, örgüt faaliyetlerinin belli bir disiplin içinde istikrarlı

bir şekilde devamı için diğer örgüt yöneticileriyle birlikte fikir ve eylem

birliği içinde hareket etmek suretiyle hiyerarşik yapıya dahil olduğu, sıkı bir

disiplinle, örgütün stratejisi, yapılanması, faaliyetleri ve amacına uygun

hareket ettiği, haiz olduğu görev ve sorumluluk alanları ile emir ve talimat

verme noktasındaki yetkileri gözetildiğinde, FETÖ/PDY isimli silahlı terör

örgütünün, hücre yapılanmasında, HSYK kurumu içerisinde özel göreve haiz

yönetici sıfatında olduğu sonucuna ulaşılmıştır. "

31. Mahkeme 23/7/2018 tarihinde yaptığı ilk duruşmada

başvurucunun savunmasını almıştır. Başvurucu savunmasında özetle hiçbir zaman

FETÖ/PDY içinde yer almadığını, özellikle 2012 yılı ve sonrasında örgütün

illegal boyutunun ortaya çıktığını, bunun üzerine kendisinin de bu durumu fark

edip anılan yapılanmaya karşı durduğunu ve bu çerçevede kamu makamları

tarafından FETÖ/PDY'ye karşı yürütülen mücadeleye destek verdiğini belirterek

üzerine atılı terör örgütü yöneticisi olma veya terör örgütüne üye olma

suçlarının yasal unsurlarının oluşmadığını ileri sürmüştür.

32. Savcılık 24/10/2019 tarihli duruşmada esas hakkındaki

mütalaasını sunmuştur. Savcılık esas hakkındaki mütalaada başvurucunun FETÖ/PDY

yöneticisi olma suçundan cezalandırılmasına karar verilmesini talep

etmiştir. Mahkeme, duruşma sonunda başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına

karar vermiştir.

33. Daire 4/12/2019 tarihinde yaptığı duruşmada

başvurucunun FETÖ/PDY yöneticisi olma suçundan 10 yıl hapis cezası ile

cezalandırılmasına ve hükümle birlikte tutukluluk hâlinin devamına karar

vermiştir.

34. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih

itibarıyla temyiz mahkemesi sıfatıyla Yargıtay Ceza Genel Kurulunda derdesttir.

IV. İLGİLİ

HUKUK

35. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi

Kanunu'nun "Tutuklama nedenleri" kenar başlıklı 100.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren

somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya

sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen

ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı

verilemez.

(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var

sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı

şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

1. Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması

girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli

şüphe sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda

yer alan;

...

11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar

(madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),

..."

36. 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklama kararı" kenar

başlıklı 101. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Soruşturma evresinde şüphelinin tutuklanmasına

Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından, kovuşturma

evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine veya

re'sen mahkemece karar verilir. Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve

adlî kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten hukukî ve fiilî

nedenlere yer verilir.

(2) Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki

bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda;

a) Kuvvetli suç şüphesini,

b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,

c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,

gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek

açıkça gösterilir. Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir,

ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda

belirtilir."

37. 5271 sayılı Kanun'un "Şüpheli veya sanığın

salıverilme istemleri" kenar başlıklı 104. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her

aşamasında şüpheli veya sanık salıverilmesini isteyebilir.

(2) Şüpheli veya sanığın tutukluluk hâlinin devamına

veya salıverilmesine hâkim veya mahkemece karar verilir. Ret kararına itiraz

edilebilir."

38. 5271 sayılı Kanun'un "Usul" kenar

başlıklı 105. maddesi şöyledir:

"103 ve 104 üncü maddeler uyarınca yapılan istem

üzerine, merciince Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık veya müdafiin görüşü

alındıktan sonra, üç gün içinde istemin kabulüne, reddine veya adlî kontrol

uygulanmasına karar verilir. (Ek cümle: 24/11/2016-6763/23 md.) 103 üncü

maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesi uyarınca yapılan istemler hariç

olmak üzere örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar bakımından bu süre yedi

gün olarak uygulanır. Duruşma dışında bu karar verilirken Cumhuriyet savcısı,

şüpheli, sanık veya müdafiinin görüşü alınmaz. Bu kararlara itiraz edilebilir."

39. 5271 sayılı Kanun'un "Tutukluluğun

incelenmesi" kenar başlıklı 108. maddesi şöyledir:

"(1) Soruşturma evresinde şüphelinin tutukevinde

bulunduğu süre içinde ve en geç otuzar günlük süreler itibarıyla tutukluluk

hâlinin devamının gerekip gerekmeyeceği hususunda, Cumhuriyet savcısının istemi

üzerine sulh ceza hâkimi tarafından 100 üncü madde hükümleri göz önünde

bulundurularak, şüpheli veya müdafii dinlenilmek suretiyle karar verilir.

(2) Tutukluluk durumunun incelenmesi, yukarıdaki fıkrada

öngörülen süre içinde şüpheli tarafından da istenebilir.

(3) Hâkim veya mahkeme, tutukevinde bulunan sanığın

tutukluluk hâlinin devamının gerekip gerekmeyeceğine her oturumda veya koşullar

gerektirdiğinde oturumlar arasında ya da birinci fıkrada öngörülen süre içinde

de re'sen karar verir."

40. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat istemi" kenar

başlıklı 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısımları şöyledir:

"Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında;

a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan,

tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,

b) Kanunî gözaltı süresi içinde hâkim önüne çıkarılmayan,

...

d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede

yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm

verilmeyen,

...

i) Hakkındaki arama kararı ölçüsüz bir şekilde

gerçekleştirilen,

j) Eşyasına veya diğer malvarlığı değerlerine, koşulları

oluşmadığı halde elkonulan veya korunması için gerekli tedbirler alınmayan ya

da eşyası veya diğer malvarlığı değerleri amaç dışı kullanılan veya zamanında

geri verilmeyen,

k) (Ek: 11/4/2013-6459/17 md.) Yakalama veya tutuklama

işlemine karşı Kanunda öngörülen başvuru imkânlarından yararlandırılmayan,

kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler"

41. 5271 sayılı Kanun'un "Müdafiin dosyayı

inceleme yetkisi" kenar başlıklı 153. maddesinin ilgili kısımları

şöyledir:

"(2) Müdafiin dosya içeriğini inceleme veya

belgelerden örnek alma yetkisi, soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebilecek

ise Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hâkim kararıyla kısıtlanabilir. Bu

karar ancak aşağıda sayılan suçlara ilişkin yürütülen soruşturmalarda

verilebilir:

a) 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda

yer alan;

...

7. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar

(madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315, 316),

...

(3) Yakalanan kişinin veya şüphelinin ifadesini içeren

tutanak ile bilirkişi raporları ve adı geçenlerin hazır bulunmaya yetkili

oldukları diğer adli işlemlere ilişkin tutanaklar hakkında, ikinci fıkra hükmü

uygulanmaz."

(4) Müdafi, iddianamenin mahkeme tarafından kabul edildiği

tarihten itibaren dosya içeriğini ve muhafaza altına alınmış delilleri

inceleyebilir; bütün tutanak ve belgelerin örneklerini harçsız olarak alabilir.

42. 6/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun

"Silâhlı örgüt" kenar başlıklı 314. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer

alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan

onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş

yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir."

43. 3713 sayılı Kanun'un "Terör tanımı"

kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:

"Terör; cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma,

yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen

Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik, ekonomik düzeni

değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk

Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini

zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok

etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak

amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü

suç teşkil eden eylemlerdir."

44.3713 sayılı Kanun'un "Terör suçlusu"

kenar başlıklı 2. maddesi şöyledir:

"Birinci maddede belirlenen amaçlara ulaşmak için

meydana getirilmiş örgütlerin mensubu olup da, bu amaçlar doğrultusunda

diğerleri ile beraber veya tek başına suç işleyen veya amaçlanan suçu işlemese

dahi örgütlerin mensubu olan kişi terör suçlusudur. Terör örgütüne mensup

olmasa dahi örgüt adına suç işleyenler de terör suçlusu sayılır."

45. 3713 sayılı Kanun'un "Terör suçları"

kenar başlıklı 3. maddesi şöyledir:

"26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza

Kanununun 302, 307, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 320 nci maddeleri ile 310

uncu maddesinin birinci fıkrasında yazılı suçlar, terör suçlarıdır."

46. 3713 sayılı Kanun'un "Cezaların

artırılması" kenar başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrasının birinci

cümlesi şöyledir:

"3 ve 4 üncü maddelerde yazılı suçları işleyenler

hakkında ilgili kanunlara göre tayin edilecek hapis cezaları veya adlî para

cezaları yarı oranında artırılarak hükmolunur."

47. 11/12/2010 tarihli ve 6087 sayılı Hâkimler ve

Savcılar Kurulu Kanunu'nun "Üyelerin adlî suçlarıyla ilgili soruşturma

ve kovuşturma usulü" kenar başlıklı 38. maddesi şöyledir:

(1)

(Değişik: 18/6/2014-6545/100 md.) Kurulun seçimle gelen üyelerinin görevleriyle

ilgili suçları ile kişisel suçları hakkındaki soruşturma ve kovuşturma izni

işlemleri Genel Kurul tarafından, kovuşturma açılması kararı ve kovuşturma

mercilerinin belirlenmesi ise gösterilen yetkili merciler tarafından bu Kanun

hükümleri uyarınca yapılır.

(2) Kurulun seçimle gelen üyeleri hakkında yapılan ihbar

ve şikâyetlerde Başkan, işi Genel Kurula götürmeden önce daire başkanlarından

birine ön inceleme yaptırabilir. Görevlendirilen bu daire başkanı, incelemesini

yaptıktan sonra, durumu bir raporla Başkana bildirir.

(3) (Değişik: 18/6/2014-6545/100 md.) Başkan suç ihbar

veya şikâyetini doğrudan ya da inceleme yaptırdıktan sonra Genel Kurula sunar.

Yapılan görüşme sonucunda; soruşturma açılmasına yer olmadığına ya da

soruşturma açılmasına karar verilir. (Değişik üçüncü cümle:2/7/2018-KHK-703/208

md.) Soruşturma açılmasına karar verilmesi hâlinde, Genel Kurul tarafından

soruşturma yapmak üzere gizli oyla bir üye seçilir. (Mülga dördüncü

cümle:2/7/2018-KHK-703/208 md.)

(4) Soruşturma için seçilen üye, 5271 sayılı Kanuna göre

işlem yapar ve kanunların Cumhuriyet savcısına tanıdığı bütün yetkileri

kullanır. Soruşturma sırasında hâkim kararı alınması gereken hususlarda

ilgililer hakkında isnat edilen suçun niteliğine göre belirlenmiş bulunan

kovuşturma mercilerine başvurur.

(5) (Değişik: 15/2/2014-6524/38 md.) Soruşturmayı

yürüten üye, soruşturmayı tamamladıktan sonra kovuşturma açılmasına yer olup

olmadığı hakkındaki kanaatini belirten bir rapor hazırlayarak, rapor ve

eklerini Genel Kurula sunulmak üzere Başkana verir.

(6) Genel Kurul, dosyayı inceledikten ve varsa

eksiklikleri tamamlattıktan sonra, kovuşturma yapılmasına gerek görmediği

takdirde evrakın işlemden kaldırılmasına karar verir; aksi hâlde kovuşturma

yapılmasına izin verir.

(7) Kovuşturma yapılmasına ilişkin verilen iznin

kesinleşmesi üzerine dosya;

a) Görevle ilgili suçlarda Yüce Divan sıfatıyla Anayasa

Mahkemesine,

b) Kişisel suçlarda Yargıtay ilgili ceza dairesine, kamu

davası açılmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir.

(8) (Değişik: 2/1/2017-KHK-680/14 md.; Aynen kabul:

1/2/2018-7072/13 md.) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı iddianamesini düzenleyerek

evrakı, görevle ilgili suçlarda Yüce Divan sıfatıyla yargılama yapmak üzere

Anayasa Mahkemesine, kişisel suçlarda ise Yargıtay ilgili ceza dairesine

gönderir.

(9) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü

hâllerinde soruşturma genel hükümlere göre yürütülür ve durum hemen Kurula

bildirilir. Soruşturma sonucunda dosya, düzenlenen fezleke ile birlikte

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir. (Ek cümleler:

17/4/2017-KHK-690/5 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7077/4 md.) Başsavcılık

tarafından yerine getirilecek müteakip iş ve işlemlerde 4/2/1983 tarihli ve

2797 sayılı Yargıtay Kanununun 46 ncı maddesinin altıncı fıkrası hükümleri uygulanır.

İddianame hazırlanması hâlinde kovuşturma, görevle ilgili suçlarda Yüce Divan

sıfatıyla Anayasa Mahkemesince, kişisel suçlarda Yargıtay ilgili ceza

dairesince yapılır.

(10) (Değişik: 15/2/2014-6524/38 md.) Kurulun seçimle

gelen üyelerinin, Kurul üyesi olmadan önceki suç teşkil eden eylemlerinden

dolayı soruşturma yapılması ve kovuşturma izni verilmesi işlemleri, bulunduğu

aşamadan itibaren bu madde hükümlerine göre yürütülür."

48. 4/12/1983 tarihli ve 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun "Kişisel

ve görevle ilgili suçlar" ile "Suçlarla ilgili inceleme,

soruşturma ve kovuşturma" kenar başlıklı 46. maddesi şöyledir:

"(1) Yargıtay Birinci Başkanı, birinci

başkanvekilleri, daire başkanları, üyeleri, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekilinin görevleriyle ilgili veya kişisel

suçlarından dolayı haklarında soruşturma yapılabilmesi Birinci Başkanlık

Kurulunun kararına bağlıdır. Ancak, ağır cezayı gerektiren suçüstü hallerinin

hazırlık ve ilk soruşturması genel hükümlere tabidir.

(2) Birinci Başkanlık Kurulu kendisine intikal eden veya

ettirilen ihbar ve şikayetleri inceleyerek soruşturma açılmasını gerektirir

nitelikte gördüğü takdirde, ilk soruşturma yapılması için ceza dairesi

başkanlarından birini görevlendirir. Aksi takdirde dosyanın işlemden

kaldırılmasına karar verir. Bu karar kesindir.

(3) Soruşturma ile görevlendirilen başkan, soruşturmayı

ikmal ettikten sonra evrakı Birinci Başkanlık Kuruluna gönderir.

(4) Soruşturmayı yapan ceza dairesi başkanı sorgu

hakiminin yetkisini haiz olup Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun ilk

soruşturmaya ait hükümlerini uygular. Vereceği tutuklama ve tutuklamanın

kaldırılması veya kefaletle salıvermeye ait kararları Birinci Başkanlık

Kurulunun onaması ile tekemmül eder.

(5) Birinci Başkanlık Kurulu, incelediği evrakı eksik

bulursa soruşturmayı yapan başkana tamamlattırır. Son soruşturmanın açılmasına

gerek görmediği takdirde evrakın işlemden kaldırılmasına, aksi halde son

soruşturmanın açılmasına karar verir ve görevle ilgili suçlarda Anayasa Mahkemesine,

kişisel suçlarda Yargıtay ilgili ceza dairesine tevdi olunmak üzere dosyayı

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderir. Evrakın işlemden kaldırılmasına

dair verilen kararlar kesindir

(6) (Mülga altıncı fıkra: 2/1/2017-KHK-680/5 md.;

Yeniden düzenleme: 17/4/2017-KHK-690/2 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7072/4 md.)

Ağır ceza mahkemesinin görevine giren kişisel suçlarla ilgili suçüstü halinde

genel hükümlere göre yürütülen soruşturma sonucunda dosya, düzenlenen

fezlekeyle birlikte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir. Hâkim kararı

gerektiren işlemlere dair Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının talepleri ile

kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlara yapılan itirazlar hakkında,

soruşturma konusu suçların en ağırına bakmakla görevli Yargıtay ceza dairesini

numara itibarıyla izleyen ceza dairesi başkanı tarafından karar verilir. Suçun

son numaralı ceza dairesinin görevine girmesi halinde talebi inceleme yetkisi

Birinci Ceza Dairesi Başkanına aittir. Hâkim kararı gerektiren işlemlerde başkanın

verdiği kararlara karşı yapılan itirazı numara itibarıyla izleyen ceza dairesi

başkanı inceler. Son numaralı daire başkanının kararı, Birinci Ceza Dairesi

Başkanı tarafından incelenir. İddianame hazırlanması hâlinde kovuşturma

Yargıtay ilgili ceza dairesince yapılır.

(7) Haklarında inceleme ve soruşturma yapılacakların,

inceleme ve soruşturma mercilerinin tayininde son görev ve sıfatları esas

alınır. Sıkıyönetim Kanununda sözü edilen yetkili izin mercii, Yargıtay Büyük

Genel Kuruludur. "

49. 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk

Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri

Hakkında Kanun'un "Sulh ceza hâkimliği" kenar başlıklı 10.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Kanunların ayrıca görevli kıldığı hâller saklı

kalmak üzere, yürütülen soruşturmalarda hâkim tarafından verilmesi gerekli

kararları almak, işleri yapmak ve bunlara karşı yapılan itirazları incelemek

amacıyla sulh ceza hâkimliği kurulmuştur."

50. 5235 sayılı Kanun'un "Ağır ceza mahkemesinin

görevi" kenar başlıklı 12. maddesinin birinci cümlesi şöyledir:

"Kanunların ayrıca görevli kıldığı hâller saklı

kalmak üzere, Türk Ceza Kanununda yer alan yağma (m. 148), irtikâp (m. 250/1 ve

2), resmî belgede sahtecilik (m. 204/2), nitelikli dolandırıcılık (m. 158),

hileli iflâs (m. 161) suçları, Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü

Kısmının Dört, Beş, Altı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar (318, 319, 324,

325 ve 332 nci maddeler hariç) ve 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle

Mücadele Kanununun kapsamına giren suçlar dolayısıyla açılan davalar ile

ağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet hapis ve on yıldan fazla hapis

cezalarını gerektiren suçlarla ilgili dava ve işlere bakmakla ağır ceza

mahkemeleri görevlidir."

51. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10/10/2017 tarihli ve

E.2017/YYB-997, K.2017/404 sayılı ilamının ilgili kısımları şöyledir:

"...

Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken konu, İstanbul

23. Ağır Ceza Mahkemesi ile Yargıtay 16. Ceza Dairesi arasında oluşan olumsuz

görev uyuşmazlığının giderilmesine ilişkindir.

...

Uyuşmazlığın isabetli bir hukuki çözüme

kavuşturulabilmesi için, öncelikle konuyla ilgili kavramlar ve bu kavramlara

ilişkin yasal düzenlemelerin üzerinde durulması gerekmektedir.

5271 sayılı CMK'nun 2. maddesinde tanımlanan 'soruşturma'

ve 'kovuşturma'nın yürütülmesine ilişkin usul ve esasları içeren genel hükümler

aynı Kanunda düzenlenmiş, suçun niteliği ile failin sıfatından kaynaklanan özel

soruşturma usulleri ile kovuşturma makamlarının belirlenmesine ilişkin hükümler

ise Anayasa ve ilgili kanunlarda ayrıca hüküm altına alınmıştır. Buna göre ana

kural, soruşturma işlemlerinin yürütülmesi ve kovuşturma makamlarının

belirlenmesi açısından genel hükümlerin uygulanması olup, bu husustaki özel

hükümler ise; failin sıfatı ve/veya suçun niteliğine bağlı olarak, belirli

ilkeler doğrultusunda ve mevzuatta açıkça belirtilen istisnai hallerde

uygulanmaktadır.

...

Hâkimler ve Savcılar Kanununda, hâkim ve Cumhuriyet

savcılarının işledikleri suçlara ilişkin; 82 ila 92. maddeleri arasında

'görevden doğan veya görev sırasında işlenen suçlar', 93. maddesinde 'kişisel

suçlar' ve 94. maddesinde 'ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü

hâlleri' olmak üzere üç farklı hâl öngörülmüştür.

...

Suçun 'ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü

hâli' kapsamında işlenmesi durumunda uygulanacak soruşturma usulü ise aynı

Kanunun 94. maddesinde hüküm altına alınmış olup, bu maddeye göre 'Ağır ceza

mahkemesinin görevine giren suçüstü hâllerinde hazırlık soruşturması genel

hükümlere göre yapılır. Hazırlık soruşturması yetkili Cumhuriyet savcıları

tarafından bizzat yürütülür ...'

...

Hâkimler ve Savcılar Kanununun 94. maddesinin uygulanma

koşulları açısından ayrıca, ağır ceza mahkemesinin görevi ve suçüstü kavramının

da değerlendirilmesi gerekmektedir.

...

...Yargıtayın istikrar bulan ve süregelen kararlarında

açıklandığı üzere; mütemadi suçlardan olan silahlı terör örgütüne üye olma

suçunda, daha önce örgütün kendisini feshetmesi, kişinin örgütten ayrılması

gibi bazı özel durumlar hariç olmak üzere kural olarak temadinin yakalanma ile

kesileceği, dolayısıyla suçun işlendiği yer ve zaman diliminin buna göre

belirlenmesi gerektiği, bu nedenle silahlı terör örgütüne üye olma suçundan

şüpheli konumunda bulunan hâkim ve Cumhuriyet savcıları yakalandıkları anda

'ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâli'nin mevcut olduğu ve 2802

sayılı Kanunun 94. maddesi gereğince soruşturmanın genel hükümlere göre

yapılacağı anlaşılmaktadır.

...

...millet iradesine dayalı demokratik rejimi koruma

amacıyla düzenlenen dava konusu suçların, herhangi bir kamu göreviyle

bağlantılı ve görevden yararlanılarak işlenmesi zorunlu olmadığı gibi, 'özgü

suç' niteliği taşımayan bu suçlar açısından failin memur olmasının kurucu unsur

da olmadığı, sanık hakkındaki iddianamede ... sanığın kişisel irade ve

eylemleriyle FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olduğu, Cumhuriyet savcılığı

sıfatından bağımsız olarak, özünde anılan örgütün üyesi sıfatıyla ve örgüt

üyeliğinden kaynaklanan hiyerarşi içerisinde hareket ederek örgütün Türkiye

Cumhuriyeti Devleti'nin tüm anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik herhangi

bir kamu göreviyle bağdaşmayan nihâi amacına ulaşmak için bir süreç ve basamak

olarak gördüğü yargısal mekanizmalara egemen olma faaliyetleri kapsamında özel

yetkili Cumhuriyet savcılığına yerleştirildiği, örgütsel amaçların

gerçekleştirilmesine yönelik örgütsel motivasyon ile hareket ederek örgüt adına

çalışmalar yaptığı, böylece örgüt faaliyeti kapsamında işlendiği belirtilen

dava konusu suçlara iştirak ettiğine dair nitelendirme ile kamu davası

açıldığı, bu nedenle sanığın eylemlerinin kişisel suç olarak kabulü gerektiği

... dikkate alınarak açıklanan sebeplerle Yargıtay 16. Ceza Dairesinin

görevsizlik kararının usul ve yasaya uygun olduğu kabul edilmelidir.

..."

52. Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 6/4/2016 tarihli ve

E.2015/7367, K.2016/2130 sayılı ilamının ilgili kısmı şöyledir:

"Mütemadi suçlardan olan silahlı terör örgütüne üye

olma suçunda temadinin yakalanma ile kesileceği, örgüte katılma tarihi ile

yakalanma tarihi arasında silahlı terör örgütünün amaçladığı suçu

gerçekleştirmeye elverişli olan ve vahamet arz eden eylemlerin gerçekleşmesi

halinde tüm eylemlerin geçitli suça ilişkin kurallar ile fikri içtima hükümleri

de nazara alınıp hukuken birlikte değerlendirilmesinde zorunluluk bulunduğu... [anlaşılmıştır.] "

53. Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 18/7/2017 tarihli ve

E.2016/7162, K.2017/4786 sayılı ilamının ilgili kısımları şöyledir:

"Örgüt Üyeliği:

TCK 220/2. maddede düzenlenmiştir.

...

Örgüt üyesi, örgüt amacını benimseyen, örgütün hiyerarşik

yapısına dahil olan ve bu suretle verilecek görevleri yerine getirmeye hazır

olmak üzere kendi iradesini örgüt iradesine terk eden kişidir. Örgüt üyeliği,

örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hakim olan hiyerarşik gücün emrine girmeyi

ifade etmektedir. Örgüt üyesi örgütle organik bağ kurup faaliyetlerine

katılmalıdır. Organik bağ, canlı, geçişken, etkin, faili emir ve talimat almaya

açık tutan ve hiyerarşik konumunu tespit eden bağ olup, üyeliğin en önemli

unsurudur. Örgüte yardımda veya örgüt adına suç işlemede de, örgüt yöneticileri

veya diğer mensuplarının emir ya da talimatları vardır. Ancak örgüt üyeliğini

belirlemede ayırt edici fark, örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi dahilinde

verilen her türlü emir ve talimatı sorgulamaksızın tamamen teslimiyet

duygusuyla yerine getirmeye hazır olması ve öylece ifa etmesidir.

...

Örgüt üyesinin bu suçtan cezalandırılması için örgüt

faaliyeti kapsamında ve amacı doğrultusunda bir suç işlemesi gerekmez ise de örgütün

varlığına veya güçlendirilmesine nedensel bir bağ taşıyan maddi ya da manevi

somut bir katkısının bulunması gerekir. Üyelik mütemadi bir suç olması

nedeniyle de eylemlerde bir süre devam eden yoğunluk aranır.

...

Temadi eden suçlardan olan örgüt üyeliği, hukuki veya

fiili kesinti gerçekleşinceye kadar tek suç sayılır. Örgüt üyeliği, yakalanma,

örgütün dağılması, örgütten ihraç ya da kendiliğinden örgütten ayrılma gibi

sebeplerden sona erer. Yakalanmayan sanık hakkında düzenlenen iddianame temadi

eden suç için hukuki kesinti oluşturmaz ...

...

Örgüt üyesinin, örgüte bilerek ve isteyerek katılması,

katıldığı örgütün niteliğini ve amaçlarını bilmesi, onun bir parçası olmayı

istemesi, katılma iradesinin devamlılık arz etmesi gerekir. Örgüte üye olan kimse,

bir örgüte girerken örgütün kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla

kurulan bir örgüt olduğunu bilerek üye olmak kastı ve iradesiyle hareket

etmelidir ...

Tüm faillerin kastının suç işlemek amacıyla kurulmuş bir

örgüte katılmak olması gerekirken hepsinin de aynı suçları işlemek amacında

olması gerekmez. Bir oluşuma dahil olan kişinin bu oluşumun suç işlemek

amacında olduğunun bilincinde olması aranır.

...

Terör Örgütü Kurma Yönetme ve Üye Olma Suçları:

TCK'nın 314. maddesi bakımından; bir oluşumun, bir

yapılanmanın silahlı terör örgütü sayılabilmesi için, TCK'nın 220. maddesinde

düzenlenen suç işlemek için örgüt kurma suçunda örgütün varlığı için gerekli

koşullar yanında, Türk Ceza Kanununun ikinci kitap, dördüncü kısım, dördüncü ve

beşinci bölümlerinde yer alan suçları 'amaç suç' olarak işlemek üzere kurulmuş

ve amaca matuf bir eylem gerçekleştirmeye yeterli derecede silahlı olması ya da

bu silahları kullanabilme imkanına sahip bulunması gerekir. Bu suçu, TCK'nın

220.maddesinde düzenlenen suçtan ayıran en önemli ölçüt budur.

..."

54. Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 28/11/2017 tarihli ve

E.2017/2037, K.2017/5409 sayılı ilamının ilgili kısımları şöyledir:

"...

Bir suçun görev sebebiyle işlendiğinin kabulü için,

eylemin memuriyet görevinden doğması, memuriyet işleriyle ilgili olması, diğer

bir anlatımla suçu oluşturan fiil ile görev arasında illiyet bağı bulunması ve

görevin sağladığı imkanlardan faydalanılarak işlenmesi gerekir. Bu husus

Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 17.2.2004 tarih ve

2004/2-10 Esas, 2004/40 sayılı kararında; 'Görev sebebiyle işlenen suç

kavramının, memuriyet görevinden doğan, görev ile bağlantılı ve görevden

yararlanılarak işlenebilen suçları ifade eder.' şeklinde kabul edilmiştir.

Türk Ceza Kanununun 314. maddesinde düzenlenen suçların

niteliği ve mahiyeti itibariyle, memuriyet görevinden doğan, görev ile

bağlantılı ve görevden yararlanılarak işlenebilen suçlar kapsamında kabul

edilmesinin mümkün olmadığı açıktır. O halde bu suçların kişisel suç kapsamında

değerlendirilmesinde de zaruret vardır.

Dairemizce de benimsenen, öğretide ekseriyetle kabul

gören yerleşik yargısal kararlara göre, örgütü yönetmek ya da örgüte üye olmak

suçları mütemadi (kesintisiz) suçlardandır. Yani fiilin icrası süreklilik arz

eder. Bu suçlarda örgüt hiyerarşisine dahil olup faaliyetlere başlanmakla suç

tamamlanmıştır. Ancak fiilin icrası devam ettiği müddetçe fiilin ifade ettiği

haksızlık da süreceğinden suç işlenmeye devam edecektir. Failin kendi isteğiyle

ya da irade dışı olarak örgütten ayrılması halinde suç bitmiş olacaktır.

Mütemadi suçların tamamlanmasıyla bitmesi aynı anlamı taşımamaktadır.

Mütemadi suçların ceza ve muhakeme hukuku bakımından

önemli sonuçları mevcuttur. Ceza hukuku bakımından, suça teşebbüs fiilin bitmesine

kadar değil tamamlanmasına kadar mümkündür. İştirak ise bitinceye kadar

gerçekleşebilir. Suç işlenmeye devam ettiğinden, koşulları varsa meşru savunma

hükümleri uygulanabilir. Uygulanacak ceza hükümleri bakımından temadinin

bittiği tarih esas alınmalıdır. Yine kusur yeteneği ve yaş küçüklüğü bitiş

tarihine göre tayin edilir. Muhakeme hukuku bakımından ise, zamanaşımı, yetkili

mahkeme ve şikayet süresi temadinin bitişine göre değerlendirilecektir. Ancak

suçun mütemadi niteliği, kural olarak görevli mahkemenin belirlenmesi ya da

kovuşturma usulünün tespiti bağlamında bir özellik taşımaz. Örgüt üyeliği

temadi eden suçlardan olması nedeniyle hukuki ve fiili kesintiyle sona

erecektir. Kesinti tarihi suç tarihidir. Fiili olarak terör örgütünden daha önce

ayrılmış olmamak ve faaliyetlere devam ediyor olmak koşuluyla, terör örgütü

yöneticisi ya da üyesinin yakalanma tarihi, suç işlenmeye devam edildiğinden

(CMK 2/1-j),5235 sayılı Kanun'un 12/1 maddesi de gözetildiğinde ağır cezalık

suçüstü hali olarak kabul edilmelidir.

'Ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçüstü

halinde, herhangi bir izin sistemi getirilmediği gibi, suçun türüne veya

yapılan göreve ya da sahip olunan ünvana ilişkin herhangi bir ayırım da

yapılmadığından hakim ve Cumhuriyet savcılarının soruşturulması genel hükümlere

göre yapılacaktır.' (Ceza Genel Kurulu 19/2/2013 tarih ve 2011/5.MD-137 esas,

2013/58 sayılı kararı)

..."

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

55. Mahkemenin 27/2/2020 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi

Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Gözaltına

Almanın Hukuka Aykırı Olduğuna İlişkin İddia

a. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

56. Başvurucu, suç işlediğine dair somut deliller ortaya

konulmadan hâkimler için kanunlarda öngörülen güvencelere aykırı bir şekilde ve

özel soruşturma usulüne uyulmadan yakalanıp yetkili olmayan Savcılık tarafından

gözaltına alındığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

57. Bakanlık görüşünde başvurucunun bu bölümdeki

iddialarına ilişkin bir açıklamaya yer verilmemiştir.

b. Değerlendirme

58. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B.

No: 2012/403, 26/3/2013, §§ 16, 17).

59. Anayasa Mahkemesi, kanunda öngörülen gözaltı

süresinin aşıldığı veya yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka aykırı olduğu

iddialarına ilişkin olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla

asıl dava sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak-

5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının

tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Hikmet

Kopar ve diğerleri [GK], B. No: 2014/14061, 8/4/2015, §§ 64-72; Günay

Dağ ve diğerleri, §§ 141-150; İbrahim Sönmez ve Nazmiye Kaya, B. No:

2013/3193, 15/10/2015, §§ 34-47).

60. Somut olayda başvurucu yönünden gözaltı tedbirinin

hukuki olmadığına ilişkin iddia ile ilgili olarak anılan kararlarda varılan

sonuçlardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

61. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru

yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

2. Tutuklamanın

Hukuki Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

62. Başvurucu; suç şüphesi ve bunu haklı kılan deliller

olmamasına rağmen hakkında tutuklama kararı verildiğini, delilleri karartma

tehlikesi ve kaçma şüphesinin somut olayda mevcut olmadığını, adli kontrolün

neden yetersiz kalacağının açıklanmadığını, darbe teşebbüsüyle veya örgütle bir

ilgisinin bulunmadığını, somut olayda kendisi yönünden suçüstü hâlinin

bulunmadığını ileri sürmüştür.

63. Başvurucu ayrıca görevli ve yetkili olmayan mahkemece

görevinden kaynaklanan güvencelere riayet edilmeksizin tutuklandığını

belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini iddia

etmiştir.

64. Bakanlık görüşünde, başvurucu hakkındaki suçlamaların

somut delillere dayandığı ve darbe teşebbüsü sonrasındaki olağanüstü durum

gözönünde bulundurulduğunda başvurucunun tutuklanmasının temelsiz ve keyfî

olmayıp orantılı olduğu belirtilmiştir. Bakanlık, başvurucunun kuvvetli suç

şüphesi ve bir tutuklama nedeni bulunmaksızın özgürlüğünden yoksun bırakıldığı

şeklindeki şikâyetlerinin açıkça dayanaktan yoksun olduğunu ileri sürmüştür.

65. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında başvuru

formundaki beyanlarına benzer şekilde iddialarda bulunmuştur.

b. Değerlendirme

66. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin

sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın

yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve

ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna,

demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük

ilkesine aykırı olamaz."

67. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin

kullanılmasının durdurulması" kenar başlıklı 15. maddesi şöyledir:

"Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü

hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla,

durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya

tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı

tedbirler alınabilir.

Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna

uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına,

maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce

ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve

cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar

kimse suçlu sayılamaz."

68. Anayasa'nın "Kişi hürriyeti ve

güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci fıkrası ile üçüncü

fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler,

ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veya değiştirilmesini önlemek

maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen

diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir."

69. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucunun şikâyetinin özü, tutukluluğun hukuki olmadığına ilişkindir.

Dolayısıyla başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin

üçüncü fıkrası bağlamındaki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında

incelenmesi gerekir.

i. Uygulanabilirlik

Yönünden

70. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin

uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları

incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere

ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir (Aydın Yavuz ve

diğerleri, §§ 187-191). Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve

tutuklama tedbirine konu olan suçlama, başvurucunun darbe teşebbüsünün

arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY'nin yöneticisi/üyesi olduğu

iddiasıdır. Anayasa Mahkemesi, anılan suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli

kılan olaylarla ilgili olduğunu değerlendirmiştir (Selçuk Özdemir, §

57).

71. Başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin

hukuki olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında

yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun tutuklanmasının

Anayasa'nın başta 13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer maddelerinde yer alan

güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek, aykırılık saptanması hâlinde

ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığı

değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 193-195, 242).

ii. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

(1) Genel

İlkeler

72. Genel ilkeler için bkz. Salih Sönmez, B. No:

2016/25431, 28/11/2018, §§ 99-104.

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

73.Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının

kanuni dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

74. Darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu

belirtilen FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan yürütülen soruşturma kapsamında

İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliği 20/7/2016 tarihinde, başvurucunun terör

örgütüne üye olma ve anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs suçlarından

5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarınca tutuklanmasına karar vermiştir.

75. Diğer taraftan başvurucu; Anayasa ve kanunlarda hâkim

ve savcılarla ilgili öngörülen güvencelere aykırı şekilde, görevli ve yetkili

olmayan mahkemece görevinden kaynaklanan güvencelere riayet edilmeksizin

tutuklandığını iddia etmektedir.

76. Anayasa Mahkemesi; darbe teşebbüsünden sonraki

dönemde bu teşebbüsün arkasındaki yapılanma olduğu kabul edilen FETÖ/PDY ile

bağlantılı suçlardan yürütülen soruşturmalar kapsamında yargı mensupları

hakkında uygulanan tutuklama tedbirlerinin hukukiliğine ilişkin bireysel

başvuruları incelediği birçok kararında, başvurucu yargı mensuplarının mesleklerinden

veya görevlerinden kaynaklanan güvencelere riayet edilmeksizin tutuklandıkları

ve bu nedenle tutuklamanın kanuni dayanağının bulunmadığı iddialarını incelemiştir.

Bu incelemelerin sonucunda gerek Yüksek Mahkeme üyeleri gerekse diğer yargı

mensupları bakımından tutuklamaya konu olaylara ilişkin olarak soruşturma

mercilerince veya tutuklamaya karar veren yargı organlarınca isnat edilen ve

tutuklamaya konu olan suçların kişisel suç olduğu ve ayrıca ağır cezayı

gerektiren suçüstü hâlinin bulunduğu yönündeki değerlendirmelerin olgusal

ve hukuki temellerinin bulunduğu, dolayısıyla tutuklama tedbirlerinin kanuni

dayanaktan yoksun olduğunun söylenemeyeceği sonucuna varılmıştır (Anayasa

Mahkemesi üyeleri bakımından bkz. Alparslan Altan [GK], B. No:

2016/15586, 11/1/2018, §§ 114-129; Erdal Tercan [GK], B. No: 2016/15637,

12/4/2018, §§ 130-146; Yargıtay üyeleri bakımından bkz. Salih Sönmez, §§

106-121; Mehmet Arı, B. No: 2016/22732, 10/1/2019, §§ 61-77; Ramazan

Bayrak, B. No: 2016/22901, 7/2/2019, §§ 70-86; Danıştay üyeleri bakımından

bkz. Hannan Yılbaşı, B. No: 2016/37380, 17/7/2019, §§ 61-63; ilk derece

mahkemelerinde görev yapan hâkimler bakımından bkz. Adem Türkel, B.

No: 2017/632, 23/1/2019, §§ 52-59; Erdem Doğan, B. No: 2017/25955,

7/3/2019 §§ 50-57; tetkik hâkimleri bakımından bkz. Selim Öztürk, B. No:

2017/4834, 8/5/2019, §§ 52-59; Cumhuriyet savcıları bakımından bkz. Hasan

Hendek, B. No: 2016/69748, 29/5/2019, §§ 62-69; Uğur Gürses, B. No:

2016/16201, 3/7/2019, §§ 62-65). Somut başvuruda da aynı mahiyetteki iddialara

ilişkin olarak anılan kararlarda varılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir

durum bulunmamaktadır. Kaldı ki 2802 sayılı Kanun'a göre -Yüksek Mahkeme

üyelerinden farklı olarak- hâkim ve Cumhuriyet savcıları yönünden ağır ceza

mahkemesinin görevine giren suçüstü hâli bulunmasa da hâkim ve savcıların

kişisel suçlarına ilişkin olarak soruşturma yürütülmesi için bir izin şartı

bulunmadığı Yargıtay Ceza Genel Kurulunun birçok kararında belirtilmiştir

(diğerleri arasından bkz. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10/10/2017 tarihli ve

E.2017/YYB-995, K.2017/394; 14/11/2017 tarihli ve E.2017/YYB-1075, K.2017/471;

28/11/2017 tarihli ve E.2017/YYB-1093, K.2017/504; 12/12/2017 tarihli ve

E.2017/YYB-1128, K.2017/532; 16/1/2018 tarihli ve E.2017/YYB-1134, K.2018/13;

13/3/2018 tarihli ve E.2018/YYB-66, K.2018/87; 2/4/2019 tarihli ve

E.2019/YYB-116, K.2019/275 sayılı kararları).

77. Başvurucunun 15 Temmuz 2016 tarihinde başlayan ve

ertesi gün de devam eden darbe teşebbüsünün savuşturulması sonrasında hakkında

çıkarılan yakalama kararı uyarınca yakalanarak gözaltına alınıp darbe

teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen ve yargı makamlarınca

silahlı bir terör örgütü olduğuna karar verilen FETÖ/PDY'nin üyesi olma

suçundan tutuklandığı dikkate alındığında başvurucuya isnat edilen silahlı

terör örgütü üyesi olma suçu yönünden suçüstü hâlinin bulunduğu yönünde

soruşturma mercilerince yapılan değerlendirmelerin olgusal ve hukuki temelden

yoksun ve keyfî olduğunun kabulü mümkün görülmemiştir (benzer yöndeki

değerlendirmeler için bkz. Mustafa Özterzi [GK], B. No: 2016/14597,

31/10/2019, § 94).

78. Dolayısıyla somut olayın koşullarında başvurucunun

kanuna aykırı olarak tutuklandığı iddiası yerinde değildir. Bu itibarla

başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı

bulunmaktadır.

79. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama

tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce

tutuklamanın ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti

bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

80. İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin tutuklama

kararında; 15 Temmuz 2016 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde görev

yapan ve FETÖ/PDY mensubu olan bir kısım silahlı askerin Türkiye Cumhuriyeti

Hükûmetine ve Türkiye Cumhurbaşkanı'na yönelik darbe girişiminde bulunduklarına

ve HSYK Teftiş Kurulu Başkanlığının 16/7/2016 tarihli ön raporunda başvurucunun

da aralarında bulunduğu bir kısım adli yargı hâkim ve Cumhuriyet savcısı ile

idari yargı hâkiminin söz konusu darbe girişiminde bulunan terör örgütü

FETÖ/PDY'nin mensubu olduklarına dair kuvvetli şüphelerin bulunduğu ve darbeye

teşebbüs eden askerler ile fikir ve eylem birliği içinde oldukları

değerlendirmesiyle başvurucunun da aralarında bulunduğu söz konusu hâkim ve

Cumhuriyet savcılarının görevden uzaklaştırılmalarına karar verildiğine

değinildikten sonra 15 Temmuz darbe teşebbüsünü gerçekleştiren FETÖ/PDY'nin

yapısına, çalışma sistemine, yargı içindeki örgütlenmesine ve kamu makamlarınca

-15 Temmuz öncesinde- örgütün yargıdaki ve emniyetteki unsurlarını kullanarak

gerçekleştirdiği ve doğrudan siyasi iktidarı hedef aldığı belirtilen 7/2/2012

tarihinde yaşanan Millî İstihbarat Teşkilatı (MİT) Müsteşarı'nın ifadeye

çağrılması olayına, MİT tırları soruşturmasına (ayrıntılı bilgi için bkz.

Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756, 16/11/2016) ve 17/25

Aralık operasyonlarına (ayrıntılı bilgi için bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri,

§ 30, Yurt Atayün, B. No: 2017/34216, 29/5/2019, §§ 12, 13, 19, 65)

ilişkin bazı açıklamalar yapılmıştır. Bu bağlamda tutuklama kararında, HSYK'nın

başvurucuyu darbe teşebbüsünü gerçekleştiren FETÖ/PDY ile bağlantısı olması

nedeniyle açığa alma kararına özellikle vurgu yapılarak başvurucunun da 15

Temmuz darbe teşebbüsünü gerçekleştiren FETÖ/PDY'nin üyesi olduğuna dair

kuvvetli şüphelerin bulunduğu belirtilmiş ve başvurucu yönünden kuvvetli suç

şüphesini oluşturan somut olguların bulunduğu sonucuna varılmıştır (bkz. § 19).

81. İddianamede ise FETÖ/PDY hakkında genel bilgilere,

örgütün yapısına ve faaliyetlerine, özellikle örgütün yargı içindeki

yapılanmasına ilişkin açıklamalara yer verildikten sonra somut olayda

başvurucuya yöneltilen suçlamaya dair olay, olgu ve suçlamaya dayanak yapılan

tanık beyanlarına yer verilmiştir. Savcılık, başvurucunun FETÖ/PDY'nin yargı

örgütlenmesi içinde yer aldığını ve terör örgütü yöneticisi olma suçunu

işlediğini iddia etmiştir. Bu bağlamda;

i. Soruşturma mercilerince ilk olarak başvurucunun

özellikle Bakanlıkta çeşitli kademelerde idareci olarak görev yaptığı dönemde

örgüt ile bağının bulunduğu ve bu süreçte örgüt toplantılarına katıldığı, HSYK

üyesi seçildikten sonra da örgüt ile bağının devam ettiği belirtilmiştir. Başvurucu

da örgüt ile bağlantısının olmadığını savunmakla birlikte söz konusu

toplantıların bir kısmına katıldığını ifade etmiştir (başvurucu beyanı için

bkz. § 26). Haklarında FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan soruşturma/kovuşturma

bulunan ve başvurucu ile aynı dönemde birlikte görev yapan yargı mensuplarının

da ifadelerinde bu hususu doğruladıkları görülmektedir (tanık beyanları için

bkz. § 27). Savcılık tarafından söz konusu toplantılarda; Bakanlıkta veya HSYK

içinde görüşülmesi gereken resmî iş ve işlemlerle ilgili olarak izlenecek

yöntemlerin gizlilik içinde planlanarak uygulamaya konulduğu, hatta kamuoyunun

yakından izlediği önemli davaların takibinin yapıldığı ileri sürülmüştür

(iddianame için bkz. § 25). Bu husus başvurucu ve tanıklar tarafından dolaylı olarak

ifade edilmiştir.

ii. Bu kapsamda FETÖ/PDY mensuplarının 2010 yılında

yapılan seçimlerde HSYK'da çoğunluğu ele geçirmelerinden sonra örgüt liderinin

talimatı ile Yargıtay ve Danıştaya seçilecek üyeleri belirlemek amacıyla -örgüt

mensubu olmayan HSYK üyelerini haberdar etmeden- sadece örgüt mensubu

olduğu belirtilen ve aralarında başvurucunun da bulunduğu HSYK üyeleri, bir

kısım örgüt mensubu Yargıtay tetkik hâkimi ve Yargıtay Cumhuriyet savcısının

katıldığı gizli toplantıların yapıldığı; M.K. ve B.Ç.nin evinde yapıldığı

belirtilen gizli toplantılara başvurucu ile birlikte HSYK üyeleri B.E., A.H.,

T.G., R.Y., H.S., N.Ö., B.Ç., A.K., Ö.K., M.B., E.D., A.B., Ö.A., ve N.D.nin

katıldığı ve yapılan bu toplantılar sonunda Yargıtaya ve Danıştaya seçilecek örgüt

mensubu üyelerin belirlendiği; sonrasında HSYK Genel Kurulunda yapılan

oylamalar sonunda da daha önceden gizli toplantılarda belirlenen kişilerin

Yargıtay ve Danıştay üyesi seçildiği ifade edilmiştir. Anılan toplantılara

ilişkin söz konusu iddiaların hem başvurucunun savunmasında hem de tanık

beyanlarında açıkça ifade edildiği görülmektedir (başvurucu beyanı için bkz. §

26; tanık beyanları için bkz. § 27).

iii. Öte yandan soruşturma makamlarınca başvurucunun

örgütün amaçları doğrultusunda yargı teşkilatındaki örgütlenmede önemli bir rol

üstlendiği belirtilmiştir. Bu husus tanık beyanlarında da vurgulanmıştır (tanık

beyanları için bkz. § 27). Bu bağlamda örgüt mensubu hâkim ve savcı adaylarının

mesleğe kabulleri aşamasında başvurucunun -FETÖ/PDY ile bağlantılı çeşitli

suçlardan haklarında kamu davası açıldığı belirtilen- A.H., B.E., M.K.Ö, M.B.,

İ.H.Ş. ve diğer örgüt mensupları ile birlikte hareket ettiği ve sivil imamlar

tarafından oluşturulan listelerin İ.H.Ş. tarafından aynı grupta yer alan

M.K.Ö.ye, onun tarafından da başvurucuya, A.H., ve B.E.ye iletildiği, M.K.Ö.nün

genel müdür olmasından sonra ise M.B. tarafından hazırlanan listelerin aynı yol

izlenerek anılan kişilere iletilmesi suretiyle örgüt mensuplarının mesleğe

kabullerinin sağlandığı ifade edilmiştir (tanık M.K.Ö.nün beyanları için bkz. §

27).

iv. Soruşturma makamlarınca tanık beyanlarından hareketle

başvurucunun ayrıca her kademede görev yaptığı süre içinde atama ve nakil

işlemlerinden sorumlu olarak çalıştığı ve bu süreler dâhilinde birçok örgüt

mensubunun unvanlı veya kritik görevlere atanmasında aktif rol aldığı

belirtilerek Bakanlık bünyesindeki tetkik hâkimliği, daire başkanlığı ve genel

müdürlük gibi stratejik birimlere yapılan atamalarda çok önemli bir oranda

FETÖ/PDY ile bağlantılı kişilerin bu görevlere gelmesini sağladığı ileri

sürülmüştür. Bu çerçevede başvurucu ve bağlı olduğu örgüt tarafından önceki

yıllarda oluşturulan örgütsel kadronun başvurucunun etkisiyle HSYK'ya taşındığı

ve HSYK Genel Sekreterliğinde, Teftiş Kurulunda ve tetkik hâkimliğinde büyük

oranda FETÖ/PDY mensubu olduğu belirtilen kişilerin görevlendirildiği iddia

edilmiştir. Anılan hususların başta A.H. olmak üzere tanıkların beyanlarında

dile getirildiği görülmektedir (tanık beyanları için bkz. §§ 27, 28).

v. Son olarak başvurucunun kamuoyunda "17 Aralık

operasyonu" olarak bilinen olaylar sonrasında Adli Kolluk

Yönetmeliği'nde değişiklik yapılması üzerine -bazı üyelerin muhalefetine ve

Adalet Bakanı'nın izin vermemesine rağmen- bu değişikliğe karşı çıkmak amacıyla

HSYK Genel Kurulu adına yayımlanan bir bildirinin hazırlanmasında, içeriğinin

belirlenmesinde ve oylanıp yayımlanmasında etkin bir rol aldığı belirtilmiştir.

Bu bağlamda HSYK'nın resmî internet sitesinde 26/12/2013 tarihinde yayımlanan

bildirinin M.B., E.D. ve başvurucu tarafından hazırlanarak HSYK Genel Kurulu

gündemine alınmasının ve yayımlanmasının sağlandığı hem başvurucu hem de

tanıklar A.H. ve Ö.K. tarafından ifade edilmiştir (tanık beyanları için bkz. §

27).

82. Buna göre somut olaydabir kısım tanık beyanına ve

yukarıda ayrıntılı olarak yer verilen olay ve olgulara dayanılarak yakın zamana

kadar örgüt toplantılarına katıldığı ve örgütle irtibatını kesmediği belirtilen

başvurucunun FETÖ/PDY'nin yargıdaki örgütlenmesi içinde yer aldığı, diğer örgüt

yöneticileriyle birlikte hareket etmek suretiyle hiyerarşik yapıya dâhil

olduğu, örgütün faaliyetleri ve amacına uygun hareket ettiği, -haiz olduğu

görev ve sorumluluk alanları ile yetkileri gözetildiğinde- FETÖ/PDY'nin

yapılanmasında etkin bir rol aldığı soruşturma makamlarınca

değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmenin başvurucunun ifadelerinin yanı sıra

temel olarak aynı dönemde ve başvurucu ile birlikte görev yapan yargı

mensuplarının ifadelerine dayandırıldığı görülmektedir. Söz konusu beyanlar

somut olay ve olgulara ilişkin olup yer, zaman, kişi ve eylem bilgileri ihtiva

etmektedir. Dolayısıyla soruşturma makamlarınca ortaya konulan olgular ile söz

konusu olay ve olgulara ilişkin olarak dinlenen ve somut olgular içeren tanık

beyanlarının somut olayın koşullarında -başvurucu hakkındaki tutuklama

tedbirinin hukukiliği bağlamında- FETÖ/PDY ile bağlantılı bir suçun

işlendiği yönünde kuvvetli belirti olarak kabul edilmesinin keyfî ya da

temelsiz olduğu söylenemez.

83. Nitekim Anayasa Mahkemesi Selçuk Özdemir kararında

ve sonrasında verdiği birçok kararda FETÖ/PDY üyesi olmakla suçlanan bazı

şüphelilerin ifadelerinde hâkim olarak görev yapmakta olan başvurucunun

FETÖ/PDY ile irtibatının bulunduğuna ve bu yapılanmaya mensup olduğuna yönelik

somut olgular içeren anlatımlarını başvurucu yönünden suç şüphesini doğrulayan

kuvvetli bir belirti olarak kabul etmiştir (Selçuk Özdemir, § 75, benzer

nitelikteki tanık beyanlarının kuvvetli belirti olarak kabul edildiği diğer

kararlar arasından bkz. Metin Evecen, B. No: 2017/744, 4/4/2018, §§

47-52; Recep Uygun, B. No: 2016/76351, 12/6/2018, § 43).

84. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan ve

kuvvetli suç şüphesinin bulunması şeklindeki ön koşulu yerine gelmiş olan

tutuklama tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi

gerekir. Bu değerlendirmede tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar

göz ardı edilmemelidir.

85. Darbe teşebbüsü sırasında gerçekleşen vahim olayların

toplumda oluşturduğu kaygı, teşebbüsün faili olduğu belirtilen FETÖ/PDY'nin örgütlenmesinin

karmaşıklığı ve bu yapılanmanın arz ettiği tehlike (Aydın Yavuz ve diğerleri,§§

15-19, 26), darbe teşebbüsüne ilişkin faaliyetler kapsamında ülke genelinde

binlerce kişi tarafından icra edilen, suç oluşturabilecek nitelikteki on

binlerce eylemin aynı anda işlenmesi, bunun yanı sıra çoğunluğu önemli yerlerde

kamu görevlisi olan on binlerce şüpheli hakkında doğrudan darbeyle ilişkili

olmasa da FETÖ/PDY'ye mensubiyet nedeniyle ivedilikle soruşturma yapılması

ihtiyacı birlikte dikkate alındığında soruşturma konusu olaylara ilişkin

delillerin sağlıklı bir şekilde toplanabilmesi ve soruşturmaların güvenlik

içinde yürütülebilmesi için tutuklama dışındaki koruma tedbirlerinin yetersiz

kalması söz konusu olabilir (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Aydın

Yavuz ve diğerleri, § 271; Selçuk Özdemir, § 78).

86. Darbe teşebbüsüyle bağlantılı veya darbe teşebbüsüyle

bağlantılı olmasa bile teşebbüsün faili olduğu belirtilen FETÖ/PDY ile

bağlantılı kişilerin teşebbüs sırasında veya sonrasında ortaya çıkan kargaşadan

yararlanmak suretiyle kaçma imkânı ve bu dönemde delillere etki edilmesi

ihtimali normal zamanda işlenen suçlara göre çok daha fazladır. Diğer taraftan

FETÖ/PDY'nin ülkedeki neredeyse tüm kamu kurum ve kuruşlarında örgütlenmiş

olması, yüz elliyi aşkın ülkede faaliyet göstermesi ve ciddi seviyede

uluslararası ittifaklarının bulunması, bu yapılanma ile ilgili olarak

soruşturmaya tabi tutulan kişilerin yurt dışına kaçmasını ve yurt dışında

barınmasını büyük ölçüde kolaylaştıracaktır (aynı yöndeki değerlendirmeler için

Aydın Yavuz ve diğerleri, § 272; Selçuk Özdemir, § 79). Ayrıca

uzun yıllar yargı yönetimi bakımından önemli görevler üstlenmiş ve tutuklandığı

tarihte hâkim olarak görev yapmakta olan başvurucunun -konumu itibarıyla-

deliller üzerinde etkide bulunmasının diğer kişilere göre daha kolay olacağı

yadsınamaz bir gerçekliktir.

87. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen terör

örgütüne üye olma ve anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs suçları Türk

hukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırımlar öngörülen suç tipleri arasında olup

isnat edilen suça ilişkin olarak kanunda öngörülen cezanın ağırlığı kaçma

şüphesine işaret eden durumlardan biridir (aynı yöndeki değerlendirmeler için

bkz. Hüseyin Burçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016, § 61; Devran Duran

[GK], B. No: 2014/10405, 25/5/2017, § 66). Ayrıca anılan suç 5271 sayılı

Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve kanun gereği tutuklama

nedeni varsayılabilen suçlar arasındadır (bkz. § 41, Gülser Yıldırım (2),

[GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, § 148).

88. Somut olayda İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliğince

başvurucunun tutuklanmasına karar verilirken kaçma ve delillerin karartılması

tehlikesine, adli kontrolün yetersiz kalacak olmasına dayanıldığı görülmektedir

(bkz. § 19).

89. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki

genel koşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile İstanbul

1. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından verilen kararın içeriği birlikte

değerlendirildiğinde başvurucu yönünden kaçma ve delilleri etkileme tehlikesine

yönelen tutuklama nedenlerinin olgusal temellerinin olmadığı söylenemez.

90. Öte yandan başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin

ölçülü olup olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin

Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut

olayın tüm özellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım (2), § 151).

91. Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu

makamlarını ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin

-özellikle organize olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir

şekilde mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde

yorumlanmamalıdır (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman

Bağrıyanık ve diğerleri, § 214; Devran Duran, § 64). Özellikle darbe

teşebbüsüyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile

FETÖ/PDY ile bağlantılı soruşturmaların kapsamı ve niteliği ile FETÖ/PDY'nin özellikleri

(gizlilik, hücre tipi yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma, kendisine

kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyet temelinde hareket etme gibi) de dikkate

alındığında bu soruşturmaların diğer ceza soruşturmalarına göre çok daha zor ve

karmaşık olduğu ortadadır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 350).

92. Ayrıca başvurucunun darbe teşebbüsünün savuşturulması

sürecinde gözaltına alındığı ve sonrasında tutuklandığı dikkate alındığında

soruşturma süreci bakımından tutuklamanın ölçülülük ilkesinin bir unsuru olarak

gerekli olmadığı sonucuna varılması için herhangi bir nedenin

bulunmadığı değerlendirilmiştir.

93. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate

alındığında İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin tutuklama tedbirinin ölçülü

olduğu ve adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının

keyfî ve temelsiz olduğu söylenemez.

94. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın

hukuki olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık

olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

95. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkına tutuklama yoluyla yapılan müdahalenin Anayasa'da bu hakka dair (13. ve

19. maddelerde) yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden

Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme

yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

3. Tutukluluğun

Makul Süreyi Aştığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

96. Başvurucu; tahliye taleplerinin reddine ve

tutukluluğun devamına ilişkin kararların gerekçeden yoksun olduğunu, bu

kararlarda tutuklama nedenlerinin somut olgulara dayalı olarak açıklanmadığını,

kendisi yönünden bir kişiselleştirme yapılmadığını ve adli kontrolün yetersiz

kalma nedenlerinin gösterilmediğini, tutukluluğa yönelik itirazlarının da

gerekçesiz bir şekilde reddedildiğini, dolayısıyla somut hiçbir neden

gösterilmeden matbu gerekçelerle sürdürülen tutukluluğun makul süreyi aştığını

belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

97. Bakanlık görüşünde; soruşturmanın kapsamı ve mahiyeti

dikkate alındığında başvurucu hakkındaki tutukluluğun devamına ilişkin

kararların gerekçelerinin hürriyetten yoksun bırakılmanın meşru nedenlerinin

belirtilmesi bakımından ilgili ve yeterli olduğu, soruşturma ve kovuşturma

süreçlerinin yürütülmesinde bir özensizliğin bulunmadığı belirtilerek somut

olayın karmaşıklığı da dikkate alındığında otuz üç aylık tutukluluk süresinin

makul olduğu ileri sürülmüştür.

98. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında başvuru

formundaki beyanlarına benzer şekilde iddialarda bulunmuştur.

b. Değerlendirme

99. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, §§

16, 17).

100. Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun kanunda öngörülen

azami süreyi veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurular

bakımından bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla ilk derece

mahkemesince mahkûmiyet hükmü verilmiş ise hüküm kesinleşmemiş olsa da 5271

sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının

tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Ahmet

Kubilay Tezcan, B. No: 2014/3473, 25/1/2018, §§ 24-27; Ekrem Atıcı, B.

No: 2014/15609, 8/3/2018, §§ 27-30).

101. Bireysel başvuruda bulunduktan sonra 4/12/2019

tarihinde mahkûmiyetine karar verilen başvurucunun tutukluluğun makul süreyi

aştığına ilişkin iddiası, 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi kapsamında açılacak

davada incelenebilir. Bu madde kapsamında açılacak dava sonucuna göre

başvurucunun tutukluluğunun makul süreyi aştığının tespiti hâlinde görevli

mahkemece başvurucu lehine tazminata da hükmedilebilecektir. Buna göre 5271

sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen dava yolu başvurucunun durumuna

uygun, telafi kabiliyetini haiz, etkili bir hukuk yoludur ve bu olağan başvuru

yolu tüketilmeden yapılan bireysel başvurunun incelenmesi bireysel başvurunun

ikincillik niteliği ile bağdaşmamaktadır.

102. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

4. Tutuklamaya

Karşı İtiraz Hakkının Etkin Olarak Kullanılamadığına İlişkin İddialar

a. Tutukluluk

İncelemelerinin Süresinde Yapılmadığına İlişkin İddia

i. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

103. Başvurucu, resen gerçekleştirilen tutukluluk

incelemelerinin süresinde yapılmadığını ve buna ilişkin bir kısım kararın

tebliğ edilmediğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

104. Bakanlık görüşünde başvurucunun bu bölümdeki

iddialarına ilişkin bir açıklamaya yer verilmemiştir.

ii. Değerlendirme

105. Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası

uyarınca hürriyeti kısıtlanan bir kimsenin kısa sürede durumu hakkında karar

verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı hâlinde hemen serbest

bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkı

bulunmaktadır. Burada belirtilen bir yargı merciine başvurma hakkı, suç

isnadıyla hürriyetinden yoksun bırakılan kimseler bakımından tahliye talebinin

yanı sıra tutuklama, tutukluluğun devamı ve tahliye talebinin reddi kararlarına

karşı yapılan itirazların incelenmesi sırasında da uygulanması gereken bir

güvencedir (Mehmet Haberal, B. No: 2012/849, 4/12/2013, §§ 122,

123).

106. Bununla birlikte 5271 sayılı Kanun'un 108. maddesine

göre şüpheli veya sanığın istemi olmaksızın tutukluluğun resen incelenmesi

durumunda, hürriyeti kısıtlanan kişiye tanınan yargı merciine başvurma hakkı

kapsamında bir değerlendirme yapılmadığından bu incelemeler Anayasa'nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrası kapsamına dâhil değildir (Firas Aslan ve Hebat

Aslan, B. No: 2012/1158, 21/11/2013, § 32; Faik Özgür Erol ve

diğerleri, B. No: 2013/6160, 2/12/2015, § 24).

107. Açıklanan gerekçelerle tutukluluğun gözden

geçirilmesi yönünden resen yapılan incelemeler Anayasa'nın 19. maddesinin

kapsamına dâhil olmadığından başvurunun bu kısmının konu bakımından

yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Tahliye

Taleplerinin ve İtirazlarının Süresinde Değerlendirilmediğine İlişkin İddia

i. Başvurucunun

İddiaları

108. Başvurucu, tutukluluğun devamına dair kararlara

yaptığı itirazlarının ve tahliye taleplerinin süresinde değerlendirilmediğini

belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

ii. Değerlendirme

109. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, §§

16, 17).

110. 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının (k) bendi, yakalanan veya tutuklanan kişilere yakalama ve tutuklama

işlemine karşı kanunda öngörülen başvuru imkânlarından yararlandırılmamaları

durumunda maddi ve manevi her türlü zararlarının tazminini isteyebilmelerine

imkân sağlamaktadır. Anayasa Mahkemesi bireysel başvurunun incelendiği tarih

itibarıyla tahliyesine karar verilen başvurucular yönünden anılan yolun

tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Cafer

Yıldız, B. No: 2014/9308, 9/1/2018, §§ 37-40; Yaşar Saçlı, B. No:

2014/9311, 24/1/2018, §§ 37-40).

111. Kişi serbest bırakılmadan yargılanmakta olduğu

davada ilk derece mahkemesi kararıyla mahkûm olmuşsa mahkûmiyet tarihi

itibarıyla kişinin tutukluluk hâli sona erer (Korcan Polatsü, B. No:

2012/726, 2/7/2013, § 33). Başvurucu hâlihazırda tahliye olmuş ya da hükümlü

hâle gelmiş ise itirazların geç değerlendirilmesi nedeniyle Anayasa

Mahkemesince verilecek bir ihlal kararı başvurucunun serbest kalması sonucunu

doğurmayacak, ayrıca serbest bırakma talebine ilişkin başvuru hakkı bakımından

da bir etki sağlamayacaktır. Bu durumda yalnızca hak ihlalinin tespiti ve

gerekiyorsa belli bir miktar tazminata hükmedilmesiyle yetinilecektir.

Dolayısıyla bu tür ihlal iddiaları bakımından öncelikle aynı giderim imkânını

sağlayan başvuru yollarının tüketilmesi ve bunlardan sonuç alınamaması hâlinde

bireysel başvuruda bulunulması gerekir (benzer yöndeki değerlendirmeler için

bkz. Ali Efendi Peksak, B. No: 2017/29428, 17/7/2019, §§ 101-112)

112. Anayasa Mahkemesi, yukarıda atıf yapılan Ali

Efendi Peksak, Cafer Yıldız ve Yaşar Saçlı

kararlarında kişinin tahliye edilmesi ya da hükümlü hâle gelmesi durumunda asıl

dava sonuçlanmamış da olsa bu şikâyetler bakımından 5271 sayılı Kanun'un 141.

maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili

bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır. Somut olayda başvurucu tahliye

edilmemiş ancak ilk derece mahkemesinin 4/12/2019 tarihli kararıyla mahkûm

edilmiştir. Mahkûmiyet kararıyla birlikte tahliye kararında olduğu gibi

tutukluluk hâli sona erdiği için 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen

tazminat davasının bu durumda da etkili bir yol olduğu kabul edilmelidir

(benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Ali Efendi Peksak, §§

101-112).

113. Buna göre 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde

belirtilen dava yolu başvurucunun durumuna uygun, telafi kabiliyetini haiz,

etkili bir hukuk yoludur ve bu olağan başvuru yolu tüketilmeden yapılan

bireysel başvurunun incelenmesi bireysel başvurunun ikincillik niteliği

ile bağdaşmamaktadır.

114. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının

başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

c. Müdafi ile Görüşmelerin Kayıt Altına Alındığına

İlişkin İddia

i. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

115. Başvurucu, avukatıyla görüşmesinin teknik araçlarla

kayda alınması ve bu sırada üçüncü bir kişinin görüşmeyi izlemesi nedeniyle

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

116. Bakanlık görüşünde; kanun hükmünde kararname (KHK) ile

getirilen düzenlemenin amacının kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin

önlenmesi olduğu, söz konusu düzenlemenin yeterli güvenceleri bünyesinde

taşıdığı ve denetim mekanizmalarını ortaya koyduğu, başvurucunun itiraza

ilişkin dilekçelerini ve delillerini ilgili mercilere sunabileceği, buna

ilişkin bir kısıtlamanın bulunmadığı, dolayısıyla başvurucunun müdafii ile

görüşmesinin infaz koruma memuru tarafından izlenmesi ve kayıt altına alınması

şeklindeki müdahalenin ölçülü olduğu ileri sürülmüştür.

117. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında başvuru

formundaki beyanlarına benzer şekilde iddialarda bulunmuştur.

ii. Değerlendirme

118. Anayasa Mahkemesine başvuru konusu olaylarla ilgili

delilleri sunmak suretiyle olaylar hakkındaki iddialarını kanıtlamak ve

dayanılan Anayasa hükmünün kendilerine göre ihlal edildiğine dair açıklamalarda

bulunarak hukuki iddialarını ortaya koymak başvurucuya düşer. Başvurucunun kamu

gücünün işlem, eylem ya da ihmali nedeniyle ihlal edildiğini ileri sürdüğü hak

ve özgürlük ile dayanılan Anayasa hükümlerini, ihlal gerekçelerini, dayanılan

deliller ile ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem veya kararların neler

olduğunu başvuru dilekçesinde belirtmesi şarttır. Başvuru dilekçesinde kamu

gücünün ihlale neden olduğu iddia edilen işlem, eylem ya da ihmaline dair

olayların tarih sırasına göre özeti yapılmalı; bireysel başvuru kapsamındaki

hak ve özgürlüklerden hangisinin hangi nedenle ihlal edildiği ve buna ilişkin

gerekçeler ve deliller açıklanmalıdır (Veli Özdemir, B. No: 2013/276,

9/1/2014, §§ 19, 20; Ünal Yiğit, B. No: 2013/1075, 30/6/2014, §§ 18,

19).

119. Somut olayda başvurucu, avukatıyla görüşmelerinin

teknik araçlarla kayda alınmasına ve bu görüşmelere üçüncü bir kişinin refakat

etmesine ilişkin KHK hükümleri dolayısıyla tutukluluğa etkili bir şekilde

itiraz etme hakkının kısıtlandığını ileri sürmektedir. Bununla birlikte

başvurucu başvuru formu ve eklerinde, kendisi hakkında anılan tedbirin

uygulandığını ve bunun tutukluluğa etkin bir şekilde itiraz etmesini kısıtladığını

ortaya koymuş değildir. Nitekim başvurucu 23/7/2016 tarihli ve 29779 sayılı

Resmî Gazete'de yayımlanan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan

Tedbirlere İlişkin KHK'nın 6. maddesi kapsamında Cumhuriyet savcısı tarafından

avukatıyla olan görüşmelerinin teknik cihazla sesli veya görüntülü olarak

kaydedilmesine veya avukatıyla yaptığı görüşmeleri izlemek amacıyla bir görevli

hazır bulundurulmasına dair bir karar alındığını belirtmediği gibi aynı

doğrultuda 29/10/2016 tarihli ve 29872 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 676

sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında KHK

uyarınca sulh ceza hâkimliği tarafından verilmiş bir karar bulunduğunu ve bu

karara yönelik itirazının reddedildiğini de ileri sürmemiştir. Başvurucunun anılan

iddialarını herhangi bir bilgi veya belgeye dayandırmaksızın soyut olarak dile

getirdiği görülmektedir.

120. Bu itibarla başvurucu, bu bölümdeki ihlal iddiasına

ilişkin olarak delillerini sunma ve bireysel başvuru kapsamındaki haklardan

hangisinin hangi nedenle ihlal edildiğine ilişkin açıklamalarda bulunma

yönündeki yükümlülüğünü yerine getirmemiştir.

121. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutukluluğa

itiraz bağlamında etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine dair iddiasının

temellendirilmemiş olduğu anlaşıldığından başvurunun bu kısmının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

5. Soruşturma Dosyasına Erişimin Kısıtlandığına İlişkin

İddia

a. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

122. Başvurucu; soruşturma dosyasında bulunan kısıtlama

kararı nedeni ile hakkında toplanan delillerin neler olduğunu bilemediği için

etkin bir savunma geliştiremediğini, bu nedenle tutuklama kararına etkili

şekilde itiraz edemediğini ileri sürmüştür.

123. Bakanlık görüşünde başvurucunun bu bölümdeki

iddialarına ilişkin bir açıklamaya yer verilmemiştir.

b. Değerlendirme

124. Anayasa Mahkemesi, soruşturma dosyalarına erişime

yönelik olarak verilen kısıtlama kararlarının tutuklu kişilerin

özgürlüklerinden mahrum bırakılmalarına karşı itirazda bulunma hakkı üzerindeki

etkisini birçok kararında incelemiştir. Bu kararlarda, öncelikle yakalanan veya

tutuklanan kişiye yakalama ya da tutuklama sebeplerinin ve hakkındaki

iddiaların bildirilmesi gerektiği ancak buradaki bildirim yükümlülüğünün isnat

edilen suçlamalara esas tüm bilgi ve delilleri kapsamadığı belirtilmiş; bu

bağlamda başvurucunun tutuklamaya konu suçlamalara ilişkin temel unsurları

bilip bilmediği dikkate alınmıştır (Günay Dağ ve diğerleri, §§ 168-176; Süleyman

Bağrıyanık ve diğerleri, §§ 248-257).

125. Somut olayda ifade ve sorgu tutanakları, tutukluluğa

ilişkin kararlar, başvurucu veya müdafileri tarafından verilen tutukluluğa

ilişkin dilekçeler ve soruşturma dosyasındaki bilgi ve belgeler incelendiğinde

başvurucunun tutukluluğa temel teşkil eden bilgi ve belgelerden haberdar

olduğu, bunların içeriği hakkında yeterli bilgiye sahip bulunduğu, tutukluluk

durumuna karşı itirazlarını sunma konusunda kendisine yeterli imkânın tanındığı

görülmektedir.

126. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

B. Masumiyet Karinesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

127. Başvurucu; bazı siyasilerin, Hükûmet temsilcilerinin

ve HSYK yetkililerinin birtakım açıklamaları ve yorumları nedeniyle peşinen

suçlu ilan edildiklerini ve masumiyet karinesinin ihlal edildiğini, ayrıca

soruşturma işlemlerinin yapıldığı sırada basın tarafından görüntü alınmasına

izin verilmesi nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

128. Bakanlık görüşünde başvurucunun bu bölümdeki

iddialarına ilişkin bir açıklamaya yer verilmemiştir.

2. Değerlendirme

129. Anayasa Mahkemesine başvuru konusu olaylarla ilgili

delilleri sunmak suretiyle olaylar hakkındaki iddialarını kanıtlamak ve

dayanılan Anayasa hükmünün kendilerine göre ihlal edildiğine dair açıklamalarda

bulunarak hukuki iddialarını ortaya koymak başvurucuya düşer (Veli Özdemir,

§§ 19, 20).

130. Somut olayda başvurucu, başvuru formları ve

eklerinde bazı siyasilerin, Hükûmet temsilcilerinin ve HSYK yetkililerinin

genel nitelikte olan bir kısım açıklamasından ve yine soruşturma işlemleri

esnasında basının görüntü almasına izin verilmesinden bahsederek masumiyet

karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Ancak başvurucu, doğrudan

kendisine yönelik olmayan açıklamalar ve basının görüntü almasının ne şekilde

masumiyet karinesini ihlal ettiğine dair şikâyetini açıklamamıştır. Ayrıca başvurucu,

basının görüntü alması ve bu görüntülerin yayımlanması nedeniyle herhangi bir

kamu gücünü kullanan organ veya yetkili hakkında şikâyetçi olduğuna veya söz

konusu görüntü ve resimlerin devlet yetkililerince çekilip basına verildiği

yönünde bir bilgi veya belge sunmamıştır.

131. Dolayısıyla başvurucunun masumiyet karinesinin ihlal

edildiğini ileri sürdüğü hususlarda başvuruya konu ihlal iddialarıyla ilgili

deliller sunarak olaylarla ilgili iddialarını kanıtlama ve olaylarla

ilişkilendirerek hangi Anayasa hükmünün ne şekilde ihlal edildiğine ilişkin

açıklamalarda bulunmak suretiyle hukuki iddialarını ortaya koyma ve kanıtlama

yükümlülüğünü yerine getirmediği anlaşılmıştır.

132. Öte yandan Anayasa Mahkemesi birçok kararında

-kişilerin ismi açıklanmadan- darbe teşebbüsünün yaşandığı sırada bu teşebbüs

kapsamındaki faaliyetlerle ve teşebbüsün arkasındaki yapılanma olduğu

değerlendirilen FETÖ/PDY'nin mensubu kişilerle ilgili olarak soruşturma

başlatıldığı ve bazı şüpheliler hakkında gözaltına alma kararı verildiğinin

kamuoyunu bilgilendirme amacıyla açıklanmasının ve basın mensuplarınca haber

yapılmasının başvurucunun suçlu olarak nitelendirilmesi veya suçlu muamelesine

tabi tutulması olarak kabulünün mümkün olmadığına karar vermiştir (Mustafa

Başer ve Metin Özçelik, B. No: 2015/7908, 20/1/2016, §§ 115-117; Erdal

Tercan, § 81). Somut olayda anılan kararlardan ayrılmayı gerektiren bir

durum söz konusu değildir.

133. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun masumiyet

karinesinin ihlal edildiğine ilişkin iddialarının temellendirilmemiş olduğu

anlaşıldığından başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Özel Hayata

ve Aile Hayatına Saygı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Arama Kararı

Yönünden

a. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

134. Başvurucu; görevsiz ve yetkisiz mercilerce hiçbir

delil olmaksızın verilen arama kararına dayanılmak suretiyle konutunda arama

yapıldığını belirterek özel hayata ve aile hayatına saygı haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

135. Bakanlık görüşünde başvurucunun bu bölümdeki

iddialarına ilişkin bir açıklamaya yer verilmemiştir.

b. Değerlendirme

136. Soruşturma süreci sırasında uygulanan arama ve

elkoyma işlemleri nedeniyle özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal

edildiği ileri sürülmekle birlikte koruma tedbirinin türü, süresi, uygulanma

tarzı ve kişinin yaşamı üzerindeki etkileri birlikte değerlendirildiğinde

başvurucunun uğradığı zararın kaçınılmaz olandan ağır olduğu veya koruma

tedbirinin keyfî uygulandığı değerlendirilmemiş; başvurucu da bireysel başvuru

formunda aksini kanıtlayacak bir açıklamada bulunmamıştır (Hülya Kar, B.

No: 2015/20360,27/2/2019, §§ 21-46). Dolayısıyla Anayasa'da öngörülen temel hak

ve özgürlüklere yönelik müdahalenin ihlal teşkil etmediği sonucuna

ulaşılmıştır.

137. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

2. Kamu

Görevinden Çıkarma Yönünden

a. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

138. Başvurucu, 667 sayılı KHK hükümlerine dayanılarak

HSYK'nın kararıyla haksız şekilde meslekten çıkarıldığını ileri sürmüştür.

139. Bakanlık görüşünde başvurucunun bu bölümdeki

iddialarına ilişkin bir açıklamaya yer verilmemiştir.

b. Değerlendirme

140. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği

Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur. Başvurucunun bireysel başvuru konusu

şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne

uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve delilleri zamanında bu

makamlara sunması, bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli

özeni göstermiş olması gerekir (İsmail Buğra İşlek, B. No: 2013/1177,

26/3/2013, § 17).

141. 23/1/2017 tarihli ve 29957 sayılı Resmî Gazete’de

yayımlanan 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması

Hakkında KHK'da; 667 sayılı KHK’nın 3. maddesinin (1) numaralı fıkrası

kapsamında meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına

karar verilenlerin kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk

derece mahkemesi olarak Danıştaya dava açabilecekleri ve bu kişilerden daha

önce dava açmış olanların idare mahkemelerinde derdest olan veya karar verilen

dosyalarının Danıştaya gönderileceği hükme bağlanmış ve bu şekilde anılan

uyuşmazlıkların çözümünde idari yargıda hangi yargı yerinin görevli olduğuna

yönelik uygulamada yaşanan tereddütler giderilmiştir. Daha önce dava açanlar

yönünden de geçiş hükümleri ihdas edilmiştir. Buna göre 685 sayılı KHK'da

belirginleştirilen dava yolunun başvurucuların durumuna uygun, telafi

kabiliyetini haiz, etkili bir yargı yolu olduğu ve bu olağan başvuru yolu

tüketilmeden yapılan başvuruların incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil

niteliği ile bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır (benzer yöndeki kararlar

için bkz. Hacı Osman Kaya, B. No: 2016/41934, 16/2/2017; Murat Hikmet

Çakmakcı, B. No: 2016/35094, 15/2/2017).

142. Somut olayda aynı mahiyetteki iddialara ilişkin

olarak anılan kararlarda ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum

bulunmamakta olup bu kapsamda başvurucunun hukuk sisteminde mevcut yargısal

yolları tüketmeksizin bireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmıştır.

143. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

D. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

144. Başvurucu, FETÖ/PDY üyeliği suçlamasıyla yürütülen

ceza soruşturması kapsamında taşınır ve taşınmaz mal varlığına tedbir konulması

nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

145. Bakanlık görüşünde başvurucunun bu bölümdeki

iddialarına ilişkin bir açıklamaya yer verilmemiştir.

2. Değerlendirme

146. 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde düzenlenen

tazminat davası açma imkânı bir yandan başvurucunun maruz kaldığı elkoyma

işleminin hukuka aykırılığının tespitini, diğer yandan da uğradığı zararın

tazmini olanağını sağlamaktadır. Bu nedenle 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesi

ile öngörülen hukuk yolu başvurucunun şikâyetleri açısından erişilebilir ve

elverişli bir çözüm olanağı ve makul ölçüde bir başarı imkânı sunmaktadır (Mehmet

Ali Aslan, B. No: 2013/2429, 30/3/2016, § 28).

147. Somut olayda başvurucu hakkında FETÖ/PDY üyeliği

suçlamasıyla yürütülen ceza soruşturması kapsamında başvurucunun taşınır ve

taşınmaz mal varlığına tedbir konulmuş ve söz konusu tedbir işlemlerinin

İstanbul 11. Sulh Ceza Hâkimliğinin 8/6/2017 tarihli kararı ile kaldırıldığı

anlaşılmaktadır. Başvurucu 27/2/2019 tarihli ek beyan dilekçesi ile mal

varlığına tedbir konulması nedeniyle uğradığı zararların tazmini için açtığı

davanın İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 12/2/2019 tarihli kararı ile

reddedildiğini bildirmiştir.

148. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesince verilen kararın

kesin olmadığı, nitekim UYAP'tan yapılan incelemede de başvurucunun anılan

karara karşı 16/2/2019 tarihli dilekçe ile istinaf kanun yoluna başvurduğu ve

bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla davanın derdest olduğu

görülmektedir. Dolayısıyla başvurucunun Anayasa Mahkemesince etkili bir hukuk

yolu olarak kabul edilen 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen hukuk

yolunu tüketmeden başvuru yaptığı anlaşılmaktadır.

149. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun mal varlığına

tedbir konulmasına ilişkin şikâyetinin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Gözaltına almanın hukuki olmaması dolayısıyla kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Tutuklamanın hukuki olmaması dolayısıyla kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Tutukluluğun makul süreyi aştığına ilişkin iddianın başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Resen gerçekleştirilen tutukluluk incelemelerinin

süresinde yapılmadığına ilişkin iddianın konu bakımından yetkisizlik

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Tahliye taleplerinin değerlendirilmemesi dolayısıyla

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

6. Müdafi ile görüşmelerin kayıt altına alınması

dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

7. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması dolayısıyla

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

8. Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

9. Arama yapılması dolayısıyla özel hayata ve aile

hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

10. Kamu görevinden ihraç dolayısıyla özel hayata ve aile

hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

11. Mal varlığına haksız yere tedbir konulması

dolayısıyla mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde

BIRAKILMASINA 27/2/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler : Serdar ÖZGÜLDÜR Kadir ÖZKAYA Yusuf Şevki HAKYEMEZ Selahaddin MENTEŞ Raportör : Fatih HATİPOĞLU Başvurucu : İbrahim OKUR Vekili : Av. Sevim ÇALIŞGAN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2016/50394, 27 Şubat 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Genel
  10. B. Başvurucuya
  11. IV. İlgili
  12. Hukuk
  13. V. İnceleme Ve
  14. Gerekçe
  15. A. Kişi
  16. B. Masumiyet Karinesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia
  17. C. Özel Hayata
  18. D. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
  19. A. 1. Gözaltına almanın hukuki olmaması dolayısıyla kişi
  20. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2016/50394
Tarih
27 Şubat 2020

İlgili Kararlar

  • Mehmet Emin Yapar Başvurusu (B. No: 2018/10739)
  • Harun Kobak Başvurusu (B. No: 2016/60589)
  • A.a. Başvurusu (B. No: 2016/59578)
  • Cihan Acar Başvurusu (B. No: 2017/26110)
  • Şehrivan Çoban Başvurusu (B. No: 2017/22672)
  • Emrah Yayla Başvurusu (B. No: 2017/38732)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.