İçeriğe geç
AC
Genel Kurul Başvuru No: 2017/22672 Tarih:

Şehrivan Çoban Başvurusu (B. No: 2017/22672)

Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

GENEL KURUL

KARAR

ŞEHRİVAN ÇOBAN BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2017/22672)

Karar Tarihi: 6/2/2020

R.G. Tarih ve Sayı: 23/6/2020-31164

GENEL KURUL

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, ceza davasında başvurucunun (sanığın) duruşmada

hazır bulunma talebi reddedilerek ses ve görüntü aktarımı suretiyle duruşmaya

katılımının sağlanmaya çalışılması nedeniyle duruşmada hazır bulunma hakkının

ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 2/5/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir

7. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

8. Birinci Bölüm tarafından 29/1/2020 tarihinde yapılan

toplantıda, niteliği itibarıyla Genel Kurul tarafından karara bağlanması

gerekli görüldüğünden başvurunun Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 28. maddesinin

(3) numaralı fıkrası uyarınca Genel Kurula sevkine karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

9. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

10. 1991 doğumlu olan başvurucu, bireysel başvuru konusu

olayların geçtiği tarihte Mersin'de ikamet etmektedir.

11. 30/7/2015 tarihinde açık kimliği belirtilmeyen bir şahıs

tarafından Van İl Emniyet

Müdürlüğü Muhabere Elektronik Şube Müdürlüğüne yapılan bir ihbarda PKK/KCK

terör örgütüne eleman kazandırmak için "Mersin'den

otobüsle Van'a gelen Şehrivan [başvurucu] isimli bir kişinin yanındaki kişiyi örgüte teslim edeceği"

iddia edilmiştir.

12. İhbar üzerine Van Cumhuriyet Başsavcılığınca (Başsavcılık)

başlatılan soruşturma kapsamında Mersin'den Van'a yolcu taşıyan özel bir

firmaya ait yolcu otobüsü takibe alınmıştır.

13. Bahse konu otobüsün Van Şehirler Arası Otobüs Terminali'ne

ulaşmasından sonra otobüsten inen iki kadının çevreyi kontrol etmesi ve

Yüksekova'ya giden arabaların hareket noktasını sorması üzerine bu iki kadının

ihbar edilen şahıslar olabileceği değerlendirilerek kimlik kontrolü

yapılmıştır.

14. Yapılan kimlik kontrolünde kadınlardan birinin başvurucu

Şehrivan Çoban olduğu, diğer kadının S.D. adına düzenlenmiş bir kimlik

taşıdığı, asıl isminin ise R.T. olduğu tespit edilmiştir.

15. 30/7/2015 tarihli Olay Tutanağında, kimlik kontrolü

sonucunda R.T.nin 28/7/2015 tarihinden itibaren kayıp şahıs olarak aranmakta

olduğunun anlaşıldığı belirtilmiştir.

16. Soruşturma kapsamında 30/7/2015 tarihinde gözaltına alınan

başvurucu 31/7/2015 tarihinde tutuklanmıştır.

17. Mağdur sıfatıyla 31/7/2015 tarihinde beyanına başvurulan

R.T.; Mersin'de ailesi ile birlikte ikamet ettiğini, akrabalarından bazılarının

PKK terör örgütüne katıldığını, kendisinin de örgüte katılmaya karar verdiğini

ifade etmiştir. Bu amaçla siyasi bir partinin Mersin'de bulunan il binasına

giderek burada ismini örgüte katılmak isteyenler listesine yazdırdığını

belirten R.T., daha sonra kendisinin telefonla aranarak partiye çağrıldığını ve

örgüte katılımının sağlanması amacıyla başvurucuya teslim edildiğini beyan etmiştir.

R.T.nin avukat eşliğinde alınan 31/7/2015 tarihli beyanının ilgili kısımları

şöyledir:

"Mersin ilinde ailemle birlikte

kalıyorum. İfademde de belirttiğim gibi yakın akrabamdan bir kaç kişi PKK'ya

katılmıştı. Ben de teyzemin çocukları [B.] ve[K.]

ile birlikte katılmaya karar verdim. Mersinde bulunan [...] il binasına gittik. Tarifini ifademde verdiğim

şekilde isimlerimizi PKK'ya katılmak üzere orada bulunan kişiye yazdırdık. Daha

sonra bizi partiden arayarak partiye çağırdılar. Beni orada ismini Şehrivan

olarak tanıdığım kişiye teslim ettiler. Şehrivan benim üstümdeki tişörtü

değiştirdi. Belki önceki tişörtümle beni tanıyan olabilir diye değiştirmiştim.

Şehrivanın bana anlattığına göre önce Van'a gidecektik oradan da Hakkariye

gidecektik. Beni orada erkek bir arkadaşına teslim edecekti. Kendisi de geri

dönecekti. Şehrivan ile Mersin'de bir gün kaldıktan sonra Van'a aynı otobüsle

geldik. Otobüse binmeden önce benim de çalıştığım yerden arkadaşım olan [S.D.nin] kimliğini Şehrivan bana verdi."

18. Başvurucu, Savcılıktaki 31/7/2015 tarihli sorgusunda

suçlamaları reddetmiştir. Başvurucu sorgusunda özetle Mersin'de ikamet

ettiğini, akrabalarını ziyaret etmek için Van'a geldiğini, daha önceden

tanımadığı R.T. ile yöneticisi olduğu Yakınlarını

Kaybeden Aileler Derneğinin (YAKAY-DER) bir organizasyonu sırasında

tanıştıklarını ve birlikte yolculuk yaptıklarını ileri sürmüştür. Başvurucunun

31/7/2015 tarihli Savcılık sorgusunun ilgili kısımları şöyledir:

"Aslen Bitlisliyim. Ancak Mersin ilinde

ailemle birlikte ikamet ediyorum. Bir basın kuruluşunda çalışıyordum ancak

şuanda işsizim Van'a akrabalarımı ziyaret amacıyla gelmiştim. [R.T.yi.] daha önceden tanımıyordum.

...

[R.T.nin.] İfadelerini kabul

etmiyorum. Beni ağabeyimin evinde arama yapıldığını söylüyor. Öyle bir arama

yapılsaydı birimiz gözaltına alınırdı. Bu şekilde bir arama yapılmamıştır. Ben

kendisine acıdığım için evime aldım. PKK'ya götürdüğüm doğru değildir. [...] il binasının önünde bir kamera vardır. Kameraya

bakılırsa benim onunla orada görüşmediğim anlaşılır. Üzerimden çıkan telefon

numaraları ile ilgili olarak daha önce ifademde belirtmiştim aynen tekrar

ederim. Üzerimden çıkan mektup ağabeyim göndermiş olabilir. Ben kimseyi PKK'ya

katılmak için götürmüyordum. Üzerime atılı suçlamayı kabul etmiyorum."

19. Başsavcılığın 18/1/2016 tarihli iddianamesi ile başvurucu

hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kamu davası açılmıştır.

İddianamede başvurucunun terör örgütünün emir ve komuta zinciri içinde hareket

ederek örgütün kırsal alanına katılmak üzere mağdur R.T.yi Mersin'den Van'a

getirme eyleminin örgüt faaliyeti çerçevesinde görev dağılımı gereğince

yürütülen örgütsel bir faaliyet olduğu iddia edilmiştir.

20. Van 2. Ağır Ceza Mahkemesinde (Mahkeme) görülen yargılamanın

15/3/2016 tarihli celsesinde başvurucu hazır bulunarak müdafii eşliğinde

tercüman aracılığı ile savunma yapmıştır. Başvurucu; soruşturma aşamasındaki

savunmasını tekrar ederek özetle R.T.yi daha önceden tanımadığını, Van'da

bulunan akrabalarını ziyaret etmek için Van'a gitmeyi planladığını, R.T.nin de

Yüksekova'da bulunan akrabalarının yanına gitmek istediğini beyan etmesi

üzerine R.T. ile birlikte yolculuk yaptıklarını, R.T.ye başkasına ait bir

kimlik kartı vermediğini savunmuştur.

21. Mahkemece istinabe suretiyle 2/3/2016 tarihinde dinlenen

R.T., soruşturma aşamasında verdiği beyandan farklı bir beyanda bulunarak

başvurucuyu önceden tanımadığını, Van'da bulunan teyzesini ziyaret etmek için

otobüse binerek Van'a geldiğini, başvurucunun da aynı otobüste yolculuk

ettiğini ve otogara vardıklarında gözaltına alındıklarını ifade etmiştir.

R.T.nin 2/3/2016 tarihli beyanının ilgili kısımları şöyledir:

"[B]en Mersin'de oturmaktayım, bahçe işlerinde

çalışıyorum, Van'da teyzem bulunmaktadır, ismi [F.Y.dir], kocasının ismi de [S.Y.dir], daha önce hiç yanına gitmemiştim ilk defa ziyaret

etmek istedim ve otobüse binip Van'a geldim, sanık Şehriban Çobanı ne Mersinde

ne Vanda tanımıyordum o da aynı otobüsteymiş, otobüsten iner inmez otogarda

bizi yakaladılar, benim kesinlikle iddia edilen konu ile ilgim yoktur ben

akraba ziyaretine gitmiştim örgüte katılma amacım söz konusu değildir bu konuda

kimseden yardım alma durumumda söz konusu değildir ...

...

Mağdurun savcılıkdaki müdafii eşliğindeki

ifadesi okundu soruldu, kabul etmiyorum ben çok yorgundum ve korkmuştum bu

nedenle o şekilde ifade verdim şimdiki ifadem doğrudur, ben sanıkdan şikayetçi

değilim davaya katılmak istemiyorum, zira kendisini tanımıyorum"

22. Mağdur R.T.nin istinabe suretiyle alınan beyanı başvurucunun

bizzat hazır bulunduğu 15/3/2016 tarihli celsede okunmuştur. Başvurucunun

müdafii aynı tarihli celsede mağdurun soruşturma aşamasındaki soyut beyanı

dışında aleyhe bir delil bulunmadığını ve mağdurun bu beyanının çelişkili

olduğunu belirterek olayın aydınlatılması için tahkikatın genişletilmesi

talebinde bulunmuştur. Mahkeme bu taleple ilgili herhangi bir değerlendirmede

bulunmamıştır.

23. Öte yandan terör suçlarından yargılanmakta olan tutuklu veya

hükümlülerin ceza infaz kurumlarında 2016 yılı Mart ayı itibarıyla ses getirecek firar, ayaklanma veya rehin alma gibi

eylemlerde bulunacaklarına dair istihbarata dayalı bir bilgi elde edilmesi

üzerine ceza infaz kurumlarının bağlı bulunduğu idareler, meydana gelebilecek

olaylara karşı tedbir almaları hususunda Bakanlık tarafından bilgilendirilmiştir.

Bu kapsamda başvurucunun tutuklu olarak bulunduğu Van M Tipi Kapalı Ceza İnfaz

Kurumunun şehir merkezinde terör olaylarının sıklıkla yaşanmakta olduğu

mahallelere yakın bir mevkide yer aldığı, İnfaz Kurumunda meydana gelebilecek

herhangi bir toplu eylemde civardaki terörist unsurların ve Kurumdaki diğer

hükümlü veya tutukluların eylemlere destek verme riskinin yüksek olduğu, koğuş

kapasitesinin aşılması sonucu asayişe konu olaylarda artış yaşandığı

gözetilerek aralarında başvurucunun da yer aldığı, terör örgütü üyeliği

suçundan yargılanan bazı tutukluların başka bir ceza infaz kurumuna

nakledilmesi talep edilmiştir.

24. Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünce (Genel Müdürlük)

nakil talebinin uygun görülmesi üzerine başvurucu 28/3/2016 tarihinde Ankara

Sincan Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna (İnfaz Kurumu) sevk edilmiştir. Sevkin

uygun görüldüğüne dair yazıda, sevk edilen tutukluların yargılandıkları

mahkemelerden duruşmalarda bulundurulmalarına ilişkin müzekkere gelmesi hâlinde

bu duruşmaların Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile yapılması, SEGBİS

ile duruşma yapılamadığı takdirde ilgili yer Cumhuriyet başsavcılıklarınca

gerekli güvenlik önlemleri alınarak tutukluların duruşmalara götürülmeleri

istenmiştir.

25. Mahkeme, başvurucunun 14/4/2016 tarihinde yapılması

planlanan duruşmaya SEGBİS aracılığı ile katılımının sağlanmasını temin etmek

üzere İnfaz Kurumuna müzekkere yazmıştır.

26. Anılan müzekkereye istinaden başvurucu; Mahkemeye sunduğu

dilekçede SEGBİS aracılığı ile duruşmaya katılmak istemediğini, duruşmada hazır

bulunarak savunma yapmak istediğini beyan etmiştir.

27. 14/4/2016 tarihli celsede başvurucunun SEGBİS aracılığı ile

duruşmaya katılmak istemediğine dair dilekçesi okunmuştur. Başvurucunun SEGBİS

odasında bulunmayı reddetmesi nedeniyle SEGBİS bağlantısı kurulmaksızın

başvurucunun yokluğunda duruşmaya devam edilmiştir. Bu duruşmada başvurucunun

müdafiine, mağdur R.T.nin talimatla alınan beyanı ile üst araması sırasında

başvurucunun üzerinde ele geçirilen bir mektubun tercümesine ilişkin bilirkişi

raporu okunmuş ve bu belgelere karşı beyanı sorulmuştur.

28. Duruşmada hazır bulunan başvurucu müdafii; mağdur R.T.nin

başvurucu aleyhindeki beyanlarını geri aldığını, başvurucunun aleyhinde başka

bir delil de bulunmadığını belirterek tahliye kararı verilmesini talep

etmiştir.

29. Aynı celsede Savcılık makamı esas hakkındaki mütalaasını

Mahkemeye sunmuştur. Mütalaada; iddianameden farklı herhangi bir olaya ya da

olguya yer verilmemiştir. Başvurucu müdafiinin mütalaya karşı savunma yapmak

için süre talebinde bulunması üzerine Mahkemece talep kabul edilerek duruşma

12/5/2016 tarihine ertelenmiştir.

30. Mahkeme duruşma tarihinde başvurucunun SEGBİS odasında hazır

edilmesi için İnfaz Kurumuna müzekkere yazmış; bunun üzerine İnfaz Kurumu,

SEGBİS aracılığı ile duruşmaya katılımının sağlanması için SEGBİS odasında

hazır edilmesinin istendiği hususunda başvurucuyu bilgilendirmiştir.

31. Başvurucu, Mahkemeye sunduğu 26/4/2016 tarihli dilekçesinde

çeşitli Yargıtay kararlarına atıf yapmak suretiyle savunma hakkının

kısıtlanmaması için duruşmada hazır bulundurulmasının gerekli olduğunu ve video

konferans yöntemi ile kendisini etkin bir şekilde savunmasının mümkün

olmadığını belirterek SEGBİS odasında hazır bulunmayacağını, duruşmaya bizzat katılmak

istediğini beyan etmiştir.

32. Yargılamanın 12/5/2016 tarihli son celsesinde Mahkeme,

başvurucunun bizzat duruşmada hazır bulunma talebini değerlendirmiştir. Buna

göre başvurucunun savunmasının esaslı bölümünü oluşturan sorgusunun birinci

celsede Mahkeme huzurunda yapıldığı, yargılamanın gerçekleştirildiği Van il

merkezinde ve çevresinde meydana gelen terör olayları nedeniyle hem

başvurucunun hem de kamu görevlilerinin güvenliğinin tehlikeye düşmesi ihtimali

bulunduğundan Ankara'daki Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu bulunan başvurucunun bu

ilden Mahkemeye transferi sırasında güvenlik sorunu yaşanabileceği ve video

konferans yöntemi ile savunma alınmasının ilgili mevzuata uygun olduğu

gerekçesiyle talebin reddine karar verilmiş ve başvurucunun yokluğunda

duruşmaya devam edilmiştir.

33. Başvurucunun yokluğunda yapılan son celsede başvurucunun

müdafii esas hakkındaki mütalaaya karşı savunma yapmış ve savunmasında özetle;

mütalaaya katılmadıklarını, örgüt üyeliği suçunun işlendiğine dair somut bir

delil bulunmadığını, başvurucunun aleyhinde beyanda bulunan R.T.nin söz konusu

beyanlarının çelişkili olduğunu belirtmiştir.

34. Mahkeme 12/5/2016 tarihli kararı ile başvurucunun silahlı

terör örgütü üyesi olma suçundan 8 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına

hükmetmiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir:

"Mağdur [R.T.] soruşturma aşamasında özetle terör örgütünün kırsal

kadrosuna katılım yapmak üzere Mersin ilinden Van iline kendisinin Şehrivan

ÇOBAN' ın getirdiğini beyan etmiş iken kovuşturma aşamasında özetle kendisinin

Şehrivan ÇOBAN' ın hiç bir şekilde tanımadığını beyan etmiştir. Oysa sanık dahi

kendisi ile Mersin ilinde tanıştığını, birlikte yolculuk yaptıklarını, otobüs

biletini kendisinin aldığını yolda tişörtünü verdiğini beyan etmiş iken soruşturma

aşamasında ayrıntılı bir anlatımda bulunan mağdurun kovuşturma aşamasında bu

beyanlarından dönmesi sanığı suç ve cezadan kurtarma amacına yönelik olduğu

kabul edilerek mağdurun dosya kapsamı ile uyumlu görülen soruşturma

aşamasındaki beyanları kovuşturma aşamasındaki beyanlarına üstün tutulmuştur.

Zira [R.T.nin.] kimlik tespiti sonrası yapılan GBT sorgulamasında

28/7/2015 tarihinden itibaren ailesinin başvurusu üzerine kayıp şahıs olarak

arandığı dosyada mevcut Dz. 4 de bulunan GBT sorgu tutanağından anlaşılmıştır.

Dolayısıyla akraba ziyaretine giden bir kimse hakkında ailesinin kayıp şahıs

müracaatı yapması düşünülemeyecektir.

Yine Mağdur [R.T.] kovuşturma aşamasındaki beyanlarında Şehrivan ÇOBAN'ı

tanımadığını otobüsten iner inmez yakalandıklarını beyan etmiş ise de gerek

Şehrivan ÇOBAN' ın ikrara dayalı anlatımları ile Mersin ilinden birlikte

gelmeleri hatta Şehrivan ÇOBAN' ın evinde mağduru bir gece misafir ettiğine,

biletini birlikte aldığına, kendisine tişört verdiğine dair anlatımları, mağdur

ve sanığın otobüsten indikten sonra birlikte tuvalete gittikleri, daha sonra

servis aracına birlikte bindiklerinin tespitine dair tutanak ile de

örtüşmemektedir.

Bu nedenlerle sanığın inkara dayalı

savunmasına da itibar etmek mümkün olmamıştır.

Sanığın mahkememizce itibar edilmeyen

savunması, mağdurun kovuşturma aşamasındaki beyanlarında üstün tutulan

soruşturma aşamasındaki beyanları, ihbar tutanağı, yakalama tutanağı, ile

birlikte tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde sanık Şehrivan ÇOBAN'

ın silahlı terör örgütü PKK/KCK nın kamplarına katılmak isteyen mağdur [R.T.nin.] Mersin ilinden önce Van iline getirdiği ihbar

üzerine yakalandığı maddi olayın bu şekilde geliştiği kabul ve vicdani

kanaatine varılmıştır. "

35. Başvurucu; çelişkili tanık beyanının hükme esas alındığını,

SEGBİS aracılığı ile duruşmaya katılmayı reddederek duruşmada bizzat hazır

bulunmayı talep ettiği hâlde usule aykırı bir şekilde yokluğunda duruşma

yapıldığını belirterek hükmü temyiz etmiştir.

36. Yargıtay 16. Ceza Dairesi 1/2/2017 tarihli kararı ile hükmü

onamıştır. Kararda; başvurucunun yaşı küçük

olan mağdurun kimliğini gizlemek amacıyla mağdura kıyafet vermesi, başkasına

ait nüfus cüzdanı temin etmesi ve sahte otobüs bileti alması şeklindeki

eyleminin silahlı terör örgütüne eleman kazandırma organizasyonu içinde yer

aldığını gösterdiği, dolayısıyla Mahkemenin başvurucunun silahlı terör örgütü

üyesi olduğu yönündeki kabulünün yerinde olduğu sonucuna varıldığı

belirtilmiştir.

37. Başvurucu 2/5/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. İlgili Mevzuat

38. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "İfade ve sorgunun tarzı" kenar

başlıklı 147. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (h) bendi şöyledir:

"İfade ve sorgu işlemlerinin kaydında,

teknik imkânlardan yararlanılır."

39. 5271 sayılı Kanun'un "Sanığın

duruşmadan bağışık tutulması" kenar başlıklı 196. maddesinin

(4) numaralı fıkrası "Yukarıdaki

fıkralar içeriğine göre sanığın aynı anda görüntülü ve sesli iletişim

tekniğinin kullanılması suretiyle sorgusunun yapılabilmesi olanağının varlığı

hâlinde bu yöntem uygulanarak sorgu yapılır." şeklinde iken

15/8/2017 tarihli ve 694 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin (KHK) 147. maddesi

ile "Hâkim veya mahkemenin zorunlu

gördüğü durumlarda, aynı anda görüntülü ve sesli iletişim tekniğinin

kullanılması suretiyle yurt içinde bulunan sanığın sorgusu yapılabilir veya

duruşmalara katılmasına karar verilebilir." şeklinde

değiştirilmiştir. Bu KHK hükmü 1/2/2018 tarihli ve 7078 sayılı Olağanüstü Hal

Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin

Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 142. maddesi ile aynen kabul

edilmiştir

40. 5271 sayılı Kanun'un 196. maddesinin (5) numaralı fıkrası

şöyledir:

"Hastalık veya disiplin önlemi ya da

zorunlu diğer nedenlerle yargılamanın yapıldığı yargı çevresi dışındaki bir

hastahane veya tutukevine nakledilmiş olan sanığın, sorgusu yapılmış olmak

koşuluyla, hazır bulundurulmasına gerek görülmeyen oturumlar için

getirilmemesine mahkemece karar verilebilir."

41. 13/12/2004 tarihli 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik

Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un "Nakiller"

kenar başlıklı 53. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Hükümlüler, kendi istekleri veya toplu

sevk, disiplin, asayiş ve güvenlik, hastalık, eğitim, öğretim, suç ve yargılama

yeri nedenleriyle başka bir kuruma nakledilebilirler."

42. 5275 sayılı Kanun'un "Zorunlu

nedenlerle nakil" kenar başlıklı 56. maddesinin (1) numaralı

fıkrası şöyledir:

"Kurumların elverişsiz ve yetersiz

kalması, kapsama gücünün aşılması, kullanılamaz hâle gelmesi, asayiş, güvenlik,

doğal afet, yangın ve büyük onarım gibi zorunlu nedenlerle başka kurumlara

nakledilmeleri gerekli görülen hükümlüler, yargı çevresi dışında Adalet Bakanlığınca

belirlenen ve konumlarına uygun olan diğer kurumlara nakledilebilirler."

43. 20/9/2011 tarihli ve 28060 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan

Ceza Muhakemesinde Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminin Kullanılması Hakkında

Yönetmelik'in (Yönetmelik) "Ceza infaz

kurumunda bulunanlar" kenar başlıklı 14. maddesi şöyledir:

"(1) Teknik altyapının hazır olması

durumunda ceza infaz kurumunda bulunan kişi SEGBİS ile dinlenebileceği gibi,

SEGBİS üzerinden duruşmalara da katılabilir.

(2) Talep eden makam, dinleme yapacağı

kişinin kimlik bilgilerini, dinleme zamanını ve dinleme için yapılması gereken

hazırlıkları ilgili ceza infaz kurumu yönetimine bildirir.

(3) İlgili ceza infaz kurumu görevlisi,

ikinci fıkrada belirtilen talimatlar doğrultusunda, dinlenecek kişiyi, dinleme

odasında hazır eder.

(4) Talep eden makam ayrıca belirtmediği

sürece, dinlenecek kişinin dinleme talebinde belirtilen kişi olduğuna dair bir

tutanak, ceza infaz kurumu görevlisince düzenlenir ve imzalanır."

44. Genel Müdürlüğün 5/6/2015 tarihli ve Ceza infaz Kurumlarının

Tahsisi, Nakil İşlemleri ve Diğer Hükümler konulu Genelgesi'nin "5275 sayılı kanunun 9'uncu maddesinde

belirtilenler ile 3713 sayılı kanuna muhalefet suçlarından hükümlü ve

tutukluların nakilleri" kenar başlıklı 18. maddesinin ilgili

kısmı şöyledir:

"Tutuklular, öncelikle yargılandıkları

mahkemenin bulunduğu yerdeki kapalı ceza infaz kuramlarında, bu yerde kapalı

ceza infaz kurumu bulunmuyor ise suçları itibariyle konumlarına uygun en yakın

kapalı ceza infaz kurumlarında barındırılacaktır."

45. Aynı Genelge'nin 22. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Ceza infaz kurumlarından yapılacak tüm

nakillerde varsa, nakli yapılacak kişinin devam eden yargılamasına ilişkin

duruşma tarihi dikkate alınacak, duruşma tarihinin yakın olması durumunda

naklin bu tarihten sonra yapılması için gerekli tedbirler alınacaktır."

2. Yargıtay Kararları

46. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 20/6/2017 tarihli ve

E.2016/16-639, K.2017/339 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:

"Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet

Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken

uyuşmazlık; alt sınırı beş yıl hapis cezasını gerektiren 5237 sayılı TCK'nun

314/2. maddesi uyarınca silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yargılanan,

yargı çevresi dışında tutuklu bulunan ve ses ve görüntü bilişim sistemi

(SEGBİS) ile savunma yapma imkânı tanınan sanığın, Cumhuriyet savcısının esas

hakkındaki görüşünü bildirdiği oturumlar ile hükmün açıklandığı son oturuma

getirtilmeden karar verilmesinin savunma hakkının kısıtlanması niteliğinde olup

olmadığı, bu bağlamda 'adil yargılanma' ilkesinin ihlal edilip edilmediğinin

belirlenmesine ilişkindir.

...

Böylece Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6.

maddesinde konu edilen 'adil yargılanma hakkı' ilkesi gözetilerek, hâkimlerin

hüküm vermeden önce sanığı bizzat görmeleri sağlanmaya çalışılmış,

...

Sanığın duruşmada hazır bulunabilmesi,

yükümlülük yönü olmakla birlikte öncelikle kendisi açısından bir hak olup, bu

hak 'adil yargılanma hakkı'nın temel unsurlarından birini oluşturmaktadır.

Tarafı olduğumuz ve onaylamakla iç hukuk mevzuatına dahil ettiğimiz Avrupa

İnsan Hakları Sözleşmesinin 'adil yargılanma hakkı' başlıklı 6. maddesinin

üçüncü fıkrasının (c) bendinde, sanığın en azından kendi kendini savunmak hakkı

bulunduğu belirtilmekle, mahkeme huzurunda doğrudan savunmasını yapabilmesi

için duruşmada hazır bulunma hakkının varlığı da zımnen kabul edilmiştir.

Kendisi yönünden hak olarak düzenlendiği kabul

edilen bir hususta sanığın, bu hakkı ne şekilde kullanacağı konusunda hiçbir

insiyatifinin olmadığının kabulü hâlinde hakkın varlığından da söz

edilemeyecektir.

Sanığın duruşmada hazır bulunma hakkını

sanıktan kaynaklanan herhangi bir olumsuzluk olmaksızın, onun istemi dışında

ortadan kaldıran ve zorunlu varesteliği öngören 1412 sayılı CMUK'nun 226.

maddesinin dördüncü fıkrasındaki; 'Duruşmadan vareste tutulmasını talep etmese

bile, davanın görüldüğü yer mahkemesinin yargı çevresi dışında başka bir suçtan

tutuklu veya cezası infaz edilmekte olan sanığın sorgusu bulunduğu yerdeki

mahkeme aracılığı ile yaptırılabilir' şeklindeki düzenlemeye 01.06.2005

tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK'da yer verilmemiştir.

Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 12

Şubat 1985 tarihli Colozza ve Rubinat/İtalya ve 25 Kasım 1997 tarihli

Zana/Türkiye kararlarında; 'Sözleşmeyle garanti altına alınan bir hakkın

kullanılmasından vazgeçilmesi, bunun açıkça söylenmesiyle mümkün olabilir'

denilmek suretiyle, sanığın duruşmada hazır bulunma hakkından feragat etmesinin

mümkün olduğu belirtilmiştir. Aynı prensip Ceza Genel Kurulunun 22.11.2011 gün

ve 192-241 ile 12.11.2013 gün ve 1442-451 sayılı kararlarında da

vurgulanmıştır.

Bu manada, tutuklu sanığın duruşmada hazır

bulundurulması mahkeme kararı ile sınırlandırılabilecek, sorgusunun yapıldığı,

esasa ilişkin delillerin toplandığı oturumlarda duruşma salonuna gelme yönünde

bir talebi olmayan tutuklu sanığın katılımı SEGBİS ile sağlanabilecektir.

SEGBİS ile savunma alınması hâlinde ise talep edildiğinde sanığın yanında

müdafiinin veya bir başka avukatın bulunması sağlanacaktır.

...

23.07.2016 tarihinde yürürlüğe giren 667

sayılı KHK'nın 6. maddesinin 1. fıkrasının [...] (i) bendinde ise; hâkim veya mahkemenin uygun

gördüğü durumlarda, aynı anda görüntülü ve sesli iletişim tekniğinin kullanılması

suretiyle şüpheli veya sanığın sorgusunu yapabileceği veya duruşmalara

katılmasına karar verebileceği hüküm altına alınmıştır. ... Buna göre; derhal

uygulanma ilkesi çerçevesinde geçmişe yürümeyecek olan usul hükümleri

niteliğindeki 667 sayılı KHK'nın 6. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendinin ve

676 sayılı KHK'nın 6. maddesinin uyuşmazlık konusu olaya uygulanma olanağı

bulunmamaktadır.

Sanığın duruşmaya uzaktan katılmasını kamu

güvenliği, kaçma şüphesi veya tanıkların güvenliği gibi haklı sebeplerle

sağlamlaştıran SEGBİS yönteminin, somut olaydaki dava şartları ve yargılama

sahafahatı itibarıyla meşru zeminde karşılığı bulunup bulunmadığının

gözetilmesi gerekmektedir. ... Buna göre, SEGBİS yönteminin savunma hakkını

kısıtlayıp kısıtlamadığı, yargılama şartları ve meşru amaç kriterleri

çerçevesinde her bir somut olay bakımından bağımsız bir değerlendirmeye tabi

tutulmalıdır.

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu

değerlendirildiğinde;

Yargılandığı suçtan dolayı mahkemenin yargı

çevresi dışındaki bir cezaevinde tutuklu olup 27.11.2013, 22.01.2014 ve

26.02.2014 tarihli oturumlarda bizzat hazır bulundurulan ve 08.05.2014 tarihli

oturumda SEGBİS vasıtasıyla savunması alınan sanığın, sorgu sırasında ve

değişik tarihli dilekçelerinde duruşmalara bizzat katılmak istediğini

belirtmesine karşın, Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki görüşünü bildirdiği

oturumlar ile hükmün açıklandığı son oturumda duruşma salonunda hazır

bulundurulmayıp yokluğunda yargılama yapılarak mâhkumiyetine karar verilmesinin

savunma hakkının kısıtlanması niteliğinde olduğunun kabulü gerekmektedir."

47. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 12/2/2019 tarihli ve

E.2017/6-423, K.2019/93 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:

"Bu aşamada ses ve görüntü bilişim

sistemi (SEGBİS) üzeride durulması faydalı olacaktır.

Şüpheli veya sanığın ifadesinin alınmasında

veya sorguya çekilmesinde uyulacak hususları belirleyen 5271 sayılı Ceza

Muhakemesi Kanunu'nun 'İfade ve sorgunun tarzı' başlıklı 147. maddesinin 1.

fıkrasının (h) bendinde ifade ve sorgu işlemlerinin kaydında, teknik

imkânlardan yararlanılacağı düzenlenmiş,

20.09.2011 tarihinde yürürlüğe giren Ceza

Muhakemesinde Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminin Kullanılması Hakkında

Yönetmeliğin;

3. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde;

SEGBİS: 'UYAP Bilişim Sisteminde ses ve görüntünün aynı anda elektronik ortamda

iletildiği, kaydedildiği ve saklandığı Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi' olarak

tanımlanmış,

14. maddesinin 1. fıkrasında; 'Teknik

altyapının hazır olması durumunda ceza infaz kurumunda bulunan kişi SEGBİS ile

dinlenebileceği gibi, SEGBİS üzerinden duruşmalara da katılabilir.' hükmü

getirilmiştir. Böylelikle, ceza infaz kurumunda, tedavi kurumunda veya yargı

çevresi dışında bulunan kişilerin dinlenilmesinde SEGBİS'in kullanılmasına ilişkin

usul ve esaslar belirlenmiştir.

Sanık hazır olmaksızın duruşma yapılamayacağı

kuralını düzenleyen CMK’nın 'Sanığın duruşmada hazır bulunmaması' başlıklı 193.

maddesinin birinci fıkrası, 'Kanunun ayrık tuttuğu hâller saklı kalmak üzere,

hazır bulunmayan sanık hakkında duruşma yapılmaz. Gelmemesinin geçerli nedeni

olmayan sanığın zorla getirilmesine karar verilir.' hükmünü amirdir. Bu kuralın

istisnaları da aynı maddenin 2. fıkrasında 'Sanık hakkında, toplanan delillere

göre mahkûmiyet dışında bir karar verilmesi gerektiği kanısına varılırsa,

sorgusu yapılmamış olsa da dava yokluğunda bitirilebilir.'

...

Uyuşmazlık konusunun çözümüne ışık tutacak

olan 'Sanığın duruşmadan bağışık tutulması' başlıklı CMK’nın 196. maddesi ise

suç ve karar tarihi itibarıyla;

'(1) Mahkemece sorgusu yapılmış olan sanık

veya bu hususta sanık tarafından yetkili kılındığı hâllerde müdafii isterse,

mahkeme sanığı duruşmada hazır bulunmaktan bağışık tutabilir.

(2) Sanık, alt sınırı beş yıl ve daha fazla

hapis cezasını gerektiren suçlar hariç olmak üzere, istinabe suretiyle sorguya

çekilebilir. Sorgu için belirlenen gün, Cumhuriyet savcısı ile sanık ve

müdafiine bildirilir. Cumhuriyet savcısı ile müdafiin sorgu sırasında hazır

bulunması zorunlu değildir. Sorgusundan önce sanığa, ifadesini esas mahkemesi

huzurunda vermek isteyip istemediği sorulur.

(3) Sorgu tutanağı duruşmada okunur.

(4) Yukarıdaki fıkralar içeriğine göre

sanığın aynı anda görüntülü ve sesli iletişim tekniğinin kullanılması suretiyle

sorgusunun yapılabilmesi olanağının varlığı hâlinde bu yöntem uygulanarak sorgu

yapılır.

(5) Hastalık veya disiplin önlemi ya da

zorunlu diğer nedenlerle yargılamanın yapıldığı yargı çevresi dışındaki bir

hastahane veya tutukevine nakledilmiş olan sanığın, sorgusu yapılmış olmak koşuluyla,

hazır bulundurulmasına gerek görülmeyen oturumlar için getirilmemesine

mahkemece karar verilebilir.

(6) Yurt dışında bulunan sanığın, belirlenen

duruşma tarihinde hazır bulunmasının zorluğu hâlinde, bu tarihten önce duruşma

açılarak veya istinabe suretiyle sorgusu yapılabilir.' şeklinde iken 25.08.2017

tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 694 sayılı KHK'nın 147.

maddesi ile anılan maddenin dördüncü fıkrası; 'Hâkim veya mahkemenin zorunlu

gördüğü durumlarda, aynı anda görüntülü ve sesli iletişim tekniğinin

kullanılması suretiyle yurt içinde bulunan sanığın sorgusu yapılabilir veya

duruşmalara katılmasına karar verilebilir.' biçiminde değiştirilmiş, 08.03.2018

tarihli ve 30354 mükerrer sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren

7078 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında

Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 142.

maddesiyle de anılan fıkra kanunlaşmıştır.

Görüldüğü üzere, 694 sayılı KHK'nın 147.

maddesi ile CMK’nın 196. maddesinin dördüncü fıkrasında yapılan birinci

değişiklik 'yukarıdaki fıkralar içeriğine göre' ibaresinin madde metninden

çıkarılmasıdır. Bu halde alt sınırı beş yıl ve daha fazla hapis cezasını

gerektiren suçlarda sanığın huzurda dinlenilmesine ilişkin gereklilik, sanığın

istinabe suretiyle sorguya çekilmesini düzenleyen aynı maddenin ikinci fıkrası

bakımından devam etmekte iken, sanığın SEGBİS yöntemi ile sorgusunun

yapılmasını düzenleyen dördüncü fıkrası bakımından aranmamıştır. Böylelikle, alt

sınır ayrımı yapılmaksızın tüm suçlar yönünden sanığın SEGBİS yöntemi

uygulanarak sorgusu yapılabilecektir.

694 sayılı KHK'nın 147. maddesi ile CMK’nın

196. maddesinin dördüncü fıkrasında yapılan ikinci değişiklik ise 'Hâkim veya

mahkemenin zorunlu gördüğü durumlarda' ibaresinin madde metnine eklenmesidir.

Bu manada, somut yargılamanın şartlarına göre bir değerlendirme yapacak olan

Yerel Mahkeme, zorunlu gördüğü durumlarda, sanığın SEGBİS yöntemi ile sorgusunu

yapabilecek veya sorgusu yapılan sanığın bu sistem vasıtasıyla oturumlara

katılmasına karar verebilecektir."

48. Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 15/2/2016 tarihli ve

E.2015/8703, K.2016/749 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Yargılandığı suçtan dolayı mahkemenin

yargı çevresi dışındaki bir cezaevinde tutuklu olup 27.02.2014 tarihli oturumda

bizzat duruşmada hazır bulundurularak, 05.09.2014 tarihli oturumda da sesli ve

görüntülü iletişim tekniği kullanılarak sorgusu yapılan, ancak SEGBİS ile

alınan sorgusu sırasında ve değişik tarihlerde sunduğu yazılı dilekçeleri ile,

duruşmalara bizzat katılmak istediğini belirten sanığın, CMK'nın 196/5. maddesi

hükmü gereğince; duruşmada hazır bulundurulmamasının dayanağı olan zorunlu

nedenler karar yerinde gösterilmeden yokluğunda yargılama yapılarak hükmün tefhim

edilmesi suretiyle savunma hakkının kısıtlanması,

Kanuna aykırı[dır.]"

49. Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 26/5/2016 tarihli ve

E.2016/1697, K.2016/3295 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:

"CMK’nın genel ilkeleri ve 196. maddedeki

düzenleme Dairemizce benimsenen Y.C.G.K.'nın 10.06.2008 tarih ve 9-148-169

sayılı kararı ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin İçtihatları göz önünde

bulundurulduğunda; duruşmada hazır bulunma hakkı adil yargılama kapsamında

değerlendirilmekte olup, bu hakkın sınırlanması ancak ciddi şekilde gerekli

olması halinde istisna olarak uygulanmalıdır. A.İ.H.M.'nin Marcello Viola v.

İtalya kararı temyiz duruşmasına ilişkindir. Bu nedenlerle kovuşturma

aşamasında;

1-) Genel kural sanığın duruşmada hazır

bulundurulmasıdır. Bu hak ciddi nedenlere dayalı olarak mahkeme kararı ile

sınırlandırılabilir.

2-) İlk ve son savunmanın yapıldığı, esasa

ilişkin delillerin toplandığı oturumlara sanığın SEGBİS yolu ile katılması,

açık kabulüne dayalı olmalıdır.

3-) Sesli ve görüntülü yöntemle savunma

alınması halinde sanık müdafiinin talebi durumunda sanığın yanında bulunma

olanağının sağlanması; koşulları gerçekleştiğinde savunma hakkının

kısıtlanmadığı kabul edilebilecektir.

Tüm bu açıklamalar karşısında; duruşmalardan

önce SEGBİS sistemiyle savunma yapmak istemediklerini ve mahkemede hazır

bulunarak savunma yapmak istediklerini beyan eden sanığın müdafiinin de aynı

yöndeki talebine rağmen duruşmada hazır bulundurulmayarak SGBİS sistemiyle

alınan savunma ile hüküm kurularak CMK 196/2 maddesine muhalefet etmek

suretiyle savunma hakkının kısıtlanması,

...

Kanuna aykırı[dır.]"

50. Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 28/6/2016 tarihli ve

E.2016/3392, K.2016/4533 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:

"1-Ceza yargılamasının temel ilkelerinden

biri 'doğrudan doğruyalık-vasıtasızlıktır.' Bu nedenle CMK’nın 193/1.

maddesinde 'sanık olmaksızın yargılama olmaz' genel kuralına yer verildikten

sonra istisnalar aynı Kanunun 193/2, 194/2, 195, 196, 200/1 ve 204.

maddelerinde gösterilmiştir. Sanığın kabulüne bağlı olarak alt sınırı 5 yıl ve

daha fazla hapis cezası gerektiren suçlar hariç olmak üzere istinabe yoluyla

sorguya çekilebilecektir. Görüntülü ve sesli iletişim tekniği kullanılarak

sorgu yapma yöntemi CMK'nın 196/4. maddesi hükmüne göre mümkün kılınmıştır.

CMK'nın genel ilkeleri ve 196. maddedeki

düzenleme Dairemizce benimsenen Y.C.G.K.'nın 10.06.2008 tarih ve 9-148-169

sayılı kararı ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin İçtihatları göz önünde

bulundurulduğunda; duruşmada hazır bulunma hakkı adil yargılama kapsamında

değerlendirilmekte olup, bu hakkın sınırlanması ancak ciddi şekilde gerekli

olması halinde istisna olarak uygulanmalıdır.

Bu açıklamalar karşısında; yargılandıkları

suçtan tutuklu olan sanıkların duruşmada hazır edilerek savunmalarının tespiti

yerine, SEGBİS sistemi aracılığıyla ifadeleri alınarak haklarında mahkumiyet

kararı verilmesi,

...

Kanuna aykırı[dır.]"

51. Yargıtay 17. Ceza Dairesinin 19/12/2017 tarihli ve

E.2016/16369, K.2017/16223 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Duruşmada hazır bulunmak isteyen

sanığın, duruşmada hazır bulundurulması sadece ödev değil aynı zamanda bir

haktır. (Yargıtay Ceza Genel Kurulu 10.06.2008, 9-148/169 sayılı kararı)

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6/1.

maddesine göre; cezai bir suç ile itham edilen herkesin, kendini savunma, iddia

tanıklarını sorguya çekme veya çektirme, duruşmada kullanılan dili anlamadığı

veya konuşamadığı takdirde bir tercüman yardımından para ödenmeksizin

yararlanması haklarını güvence altına almıştır. Duruşmada hazır bulunmaksızın

bu hakları nasıl kullanabileceğinin anlaşılması zordur. (Colozza v. İtalya 12

Şubat 1985)

Adil bir ceza yargılaması sürecinin oluşumunda

sanığın mahkeme nezdinde hazır bulunmasının büyük önemi bulunmaktadır. (Lala v.

Hollanda 22 Eylül 1994) Bunun sebebi hem adil yargılama hakkının mevcudiyeti

hem de beyanların doğruluğunun anlaşılması ve mağdur ile tanıkların

beyanlarıyla karşılaştırılmasıdır. (Sedoviç v. İtalya)

Temyiz aşamasında davalının duruşma salonunda

şahsen hazır bulunması ilk derece mahkemesinde görülmekte olan duruşmalarda

hazır bulunmasına nispeten daha az önem arzetmektedir. (Kamasinsıki v.

Avusturya, 19 Aralık 1989)

Adaletin gerçekten adil bir şekilde

sağlanmasının demokratik bir toplumda tuttuğu yer göz önünde bulundurularak

savunma hakkının kısıtlanmasına yönelik her bir tedbirin ciddi şekilde gerekli

olmasına işaret edilmiştir. Daha az kısıtlayıcı bir tedbirin bulunması halinde

o uygulanmalıdır. (Van Mechelen ve diğerleri)

Sözleşme ile garantiye alınan hakkın

kullanılmasından vazgeçilmesi, bunun açıkçasöylenmesi ile mümkün

olabilir.(Zana/Türkiye)

CMK'nın genel ilkeleri ve 196. maddedeki

düzenleme Y.C.G.K.'nın 10.06.2008 tarih ve 9-148-169 sayılı kararı ile Avrupa

İnsan Hakları Mahkemesinin İçtihadları göz önünde bulundurulduğunda; duruşmada

hazır bulunma hakkı adil yargılama kapsamında değerlendirilmekte olup, bu

hakkın sınırlanması ancak ciddi şekilde gerekli olması halinde istisna olarak

uygulanmalıdır. A.İ.H.M.'nin Marcello Viola v. İtalya kararı temyiz duruşmasına

ilişkindir. Bu nedenlerle kovuşturma aşamasında;

1-) Genel kural sanığın duruşmada hazır

bulundurulmasıdır. Bu hak ciddi nedenlere dayalı olarak mahkeme kararı ile

sınırlandırılabilir.

2-) İlk ve son savunmanın yapıldığı, esasa

ilişkin delillerin toplandığı oturumlara sanığın SEGBİS yolu ile katılması,

açık kabulüne dayalı olmalıdır.

Tüm bu açıklamalar karşısında; bozma sonrası

yapılan yargılamada SEGBİS sistemiyle kendisine bağlanan sanığın, savunma

yapmak istemediğini ve mahkemede hazır bulunarak savunma yapmak istediğini

beyan etmesine rağmen duruşmalarda hazır bulundurulmayıp SEGBİS sistemi

aracılığıyla yargılaması yapılarak mahkumiyetine karar verilmesi suretiyle

savunma hakkının kısıtlanması,

Bozmayı gerektirmiş[tir.]"

52. Yargıtay 17. Ceza Dairesinin 8/10/2019 tarihli ve

E.2019/8212, K.2019/12041 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

15/8/2017 tarihinde yürürlüğe giren 694 sayılı

KHK'nın 147. maddesiyle CMK'nun 196. maddesinde yapılan ve 1/2/2018 tarihli

7078 sayılı Yasa'nın 142. maddesiyle aynen kabul edilen değişiklikle;

Hakim veya mahkemenin zorunlu gördüğü

durumlarda, aynı anda görüntülü ve sesli iletişim tekniğinin kullanılması

suretiyle yurt içinde bulunan sanığın sorgusunun yapılabilmesine veya

duruşmalara katılabileceğine karar verilebileceği belirtilmiştir.

Anılan kanun gerekçesinde de; düzenlemeyle

sanığın duruşmada hazır bulunmasının tarafların güvenliklerini tehlikeye

düşürmesine veya davanın makul sürede sonuçlandırılmasına engel olması ya da

buna benzer başka sebeplerin varlığı ile mahkemece zorunlu görülmesi halinde,

yurt içinde bulunan sanığın sorgusunun SEGBİS kullanılmak suretiyle

yapılabilmesi veya duruşmalara katılabilmesinin öngörüldüğü, Nitekim YGGK'nın

13/2/2018 tarihli, 2016/16-814 Esas ve 2018/42 Karar sayılı ve 27/2/2018

tarihli, 2017/16-33 Esas ve 2018/74 Karar sayılı ilamlarında da, yukarıda

belirtilen kanun değişikliği itibarıyla hakim veya mahkemenin zorunlu gördüğü

durumlarda alt sınırı beş yıl ve daha fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan

yargılanan ve mahkeme huzuruna getirilme talebi bulunan sanığın SEGBİS yöntemi

ile sorgusunun yapılmasına ve duruşmalara katılımına karar verilmesinin bozma

sebebi oluşturmayacağına karar verilmiştir.

Bozma sonrasında SEGBİS sistemi aracılığıyla

ifade vermek istemeyen sanığın sorgusunun kanun gerekçesinde de belirtildiği

gibi zorunlu görülen tarafların güvenliklerinin tehlikeye düşmesi veya davanın

makul sürede sonuçlandırılmasına engel olması gibi hangi durumların gözönünde

bulundurulduğu açıklanıp belirtilmeden duruşmada hazır bulundurulmayıp, SEGBİS

aracılığıyla sorgusu yapılarak mahkumiyetine karar verilmesi suretiyle savunma

hakkının kısıtlanması,

Bozmayı gerektirmiş[tir.]"

B. Uluslararası Hukuk

1. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi

53. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6. maddesinin

(1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile

ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar

konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak

görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

2. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı

54. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarında,

Sözleşme'de açıkça düzenlenmemiş olmasına rağmen Sözleşme'nin 6. maddesinin

amaç ve hedefleri bir bütün olarak gözetildiğinde suç isnadı altında olan bir

kimsenin yargılamaya katılma hakkının bulunduğu kabul edilmektedir (Hermi/İtalya [BD], B. No:18114/02,

18/10/2006, § 59). Buna göre bir bütün olarak değerlendirildiğinde Sözleşme'nin

6. maddesi sanığa duruşmaya fiilen katılma hakkı tanımaktadır. Söz konusu

madde, ilke gereği diğerlerinin yanı sıra yalnızca duruşmalara katılma hakkını

değil aynı zamanda duruşmaları dinleme ve izleme hakkını da kapsamaktadır (Stanford/Birleşik Krallık, 23/2/1994, §

26).

55. AİHM, ceza davalarında video konferans sistemi aracılığı ile

duruşma yapılmasının savunma açısından güçlüklere sebep olduğu ve duruşmada

hazır bulunma hakkını ihlal ettiği yönündeki şikâyeti Asciutto/İtalya (B. No: 35795/02,

27/11/2007) kararında incelemiştir.

56. Anılan karara konu olayda, üyesi olduğu mafya örgütünün

faaliyetleri çerçevesinde işlediği suçlar nedeniyle hapis cezasına mahkûm

edilen başvurucu bu cezaya karşı istinaf yoluna başvurmuştur. Hakkındaki hapis

cezasının infazı kapsamında özel bir tutukluluk rejimine tabi olarak ceza infaz

kurumunda tutulan başvurucu, dışarıyla olan ilişkilerinin kısıtlanması

sebebiyle ağır ceza mahkemesi ve istinaf mahkemesinde görülen duruşmalarda

hazır bulundurulmamıştır. Başvurucunun bu duruşmalara katılımı video konferans

sistemi aracılığı ile sağlanmıştır (Asciutto/İtalya,

§§ 5-21).

57. AİHM, Asciutto/İtalya kararında

başvurucunun hâkim önüne

çıkarılmamasının ve duruşmalara video konferans sistemi aracılığı ile katılmak

zorunda bırakılmasının adil yargılanma hakkını ihlal ettiği şikâyetini kabul

edilemez bulmuştur. AİHM, yaptığı değerlendirmede öncelikle hakkaniyete uygun

bir ceza yargılaması için sanığın mahkeme huzuruna çıkarılmasının büyük önem

arz ettiğine ilişkin içtihadını hatırlatmıştır (Asciutto/İtalya, § 57). Bu içtihada göre sanık duruşmada

hazır bulunmadan Sözleşme'nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasında özel olarak

düzenlenen "bizzat savunma",

"tanık sorgulama veya sorgulatma"

ve "ücretsiz tercüman yardımından

yararlanma" haklarının kullanılması zordur. Dolayısıyla sanığın

duruşmada hazır bulunma hakkını güvence altına alma yükümlülüğü Sözleşme'nin 6.

maddesinin temel gerekliliklerindendir (Hermi/İtalya,

§§ 58, 59). Dahası duruşmada hazır bulunma hakkı sanığın savunmasının

doğruluğunu kanıtlama, onu tanık ve mağdur ifadeleriyle karşılaştırma olanağı

sunar (Medenica/İsviçre, B. No:

20491/92, 12/12/200, § 54).

58. AİHM; sanığın video konferans yöntemi ile duruşmalara katılmasının

tek başına Sözleşme'ye aykırı olmadığını, ancak her bir davanın kendine özgü

koşulları dikkate alındığında bu yöntemin uygulanmasının meşru bir amaç

taşıması ve uygulamaya ilişkin koşulların Sözleşme'nin 6. maddesinde

öngörüldüğü şekliyle savunma haklarına ilişkin gerekliliklerle uyumlu olması

gerektiğini belirtmiştir (Asciutto/İtalya, §

64).

59. Video konferans uygulaması, diğer hususların yanında tutuklu

veya hükümlülerin ceza infaz kurumundan duruşma salonuna transferleri nedeniyle

oluşan gecikmelerin azaltılması ve yargılamaların hızlandırılması amacını

taşımaktadır (Marcello Viola/İtalya,

B. No: 45106/04, 5/1/2007, § 70). Bu nitelikteki imkânlara başvurmak bizzat

duruşmada hazır bulunma hakkının amaçlarıyla çelişmemektedir. Fakat tutuklunun

veya hükümlünün yargılama sürecini takip edebilmesi, duruşmada dinlenen

insanları görebilmesi ve sarf edilen ifadelerden haberdar olabilmesi, ayrıca

kendisinin de mahkeme, tanıklar ve diğer ilgililer tarafından görülmesinin ve

dinlenilmesinin teknik engeller bulunmaksızın garanti edilmesi gerekir (Sakhnovskiy/Rusya [BD], B. No: 21272/03,

2/10/2010, § 98; Marcello Viola, §§

72-74).

60. Bu ilkelere göre Asciutto/İtalya

kararında somut olayı değerlendiren AİHM başvurucunun farklı bir

ceza infaz rejimine tabi tutulan bir tutuklu olması nedeniyle ilgili ceza

mevzuatında öngörülen hükümler çerçevesinde video konferans yöntemi ile ağır

ceza mahkemesi ve istinaf mahkemesinde görülen duruşmalara katılımının

sağlandığına dikkat çekmiş, bu yöntemin uygulanmasının meşru bir amaç taşıyıp

taşımadığını ve yöntemin uygulandığı koşulların savunma haklarına riayet edip

etmediğini incelemiştir. Bu incelemede öncelikle başvurucunun mafya üyesi olma

suçundan yargılandığı gözönüne alınarak kaçma veya suikasta uğrama riskinin

mevcut olması nedeniyle duruşma salonuna transferinin ağır güvenlik tedbirleri

alınmasını gerektirdiğini ve davanın duruşma salonunda hazır bulunan diğer

tarafları ile tanıklara baskı uygulama gücünün bulunduğunu belirtmiştir. Bu

durumda başvurucunun duruşma salonuna transferinin zorluğuna vurgu yapan AİHM

video konferans yönteminin uygulanmasının kamu düzenini koruma, tanıkların ve

mağdurların güvenliğini ve özgürlüğünü sağlama, aynı zamanda yargılamayı makul

sürede tamamlama gibi meşru amaçlar taşıdığı kanaatine varmıştır. Video

konferans yönteminin uygulanmasına ilişkin koşulların savunma haklarına uyup

uymadığı hususunda yapılan incelemede ise başvurucunun duruşmada hazır bulunan

kişileri görme ve söylenenleri duyma imkânına sahip olduğunu, yargılamada

teknik nitelikte sorunlar yaşandığı hususunda bir şikâyetin dile

getirilmediğini ve ilgili mevzuata göre başvurucu müdafiinin video konferans

bağlantısı kurulan odada hazır bulunma hakkına sahip olduğunu gözeterek

başvurucunun video konferans yöntemi ile ağır ceza mahkemesi ve istinaf

mahkemesindeki duruşmalara katılımının davanın diğer tarafına göre savunma

açısından başvurucuyu dezavantajlı duruma düşürmediği ve sonuç olarak

Sözleşme'nin 6. maddesinde öngörüldüğü şekliyle savunma hakkının kullanıldığı

sonucuna ulaşmıştır (Asciutto/İtalya, §§

63-69)

V. İNCELEME VE GEREKÇE

61. Mahkemenin 6/2/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Adli Yardım Talebi

Yönünden

62. Başvurucu, bireysel başvuru harç ve masraflarını

karşılayacak geliri olmadığını beyan ederek adli yardım talebinde bulunmuştur.

63. Anayasa Mahkemesinin Mehmet

Şerif Ay (B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkeler

dikkate alınarak geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin yargılama

giderlerini ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun açıkça

dayanaktan yoksun olmayan adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi

gerekir.

B. Duruşmada Hazır

Bulunma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

64. Başvurucu; SEGBİS aracılığı ile duruşma yapılmasının savunma

açısından kendisini zor duruma düşürmesi nedeniyle bu şekilde duruşmaya

katılmayı reddettiğini, ilgili mevzuat hükümlerine ve yerleşik içtihada göre

esas hakkındaki mütalaanın yüzüne karşı okunması gerektiği hâlde gıyabında

duruşma yapıldığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

65. Bakanlık görüşünde; SEGBİS ile ilgili mevzuat hakkında

açıklamalarda bulunularak SEGBİS yönteminin hangi durumlarda uygulanabileceğinin,

hangi merciin bu yöntemin kullanılmasına karar verme yetkisine sahip olduğunun

ve ses-görüntü bağlantısı için gerekli olan teknik altyapıya ilişkin koşulların

ilgili mevzuatta açık bir şekilde düzenlendiği belirtilmiştir. Görüş yazısında;

SEGBİS ile ifadesi alınanların duruşma salonundakileri görebilme ve

söylenenleri duyabilme imkânı bulunduğu, yargılama makamının ve duruşmada hazır

bulunan diğer kişilerin de aynı şekilde ifade alma, beyanda bulunma ve soru

yöneltme gibi yargısal işlemleri karşılıklı olarak gerçekleştirebilme imkânına

sahip oldukları, başka bir ifadeyle SEGBİS'in içerdiği bu özellikler sayesinde

yargılamanın unsurlarından biri olan yüz yüzelik ilkesinin gerçekleştiği

belirtilmiştir. Ayrıca somut olayda SEGBİS aracılığı ile alınan bir ifade ya da

savunma bulunmadığına dikkat çekilmiş; başvurucunun ilk duruşmada yargılamayı

yapan mahkeme önünde avukatının katılımıyla ve tercüman aracılığıyla savunma

yaptığı belirtilmiştir.

66. Bakanlık görüşünde ayrıca; yargılama devam ederken başka bir

ildeki ceza infaz kurumuna nakledilen başvurucunun transferi sırasında güvenlik

sorunu yaşanabileceği gözetilerek duruşmalara SEGBİS bağlantısı kurulmak

suretiyle katılımının kararlaştırıldığı, SEGBİS ile duruşmalara katılmayı

reddetmesi nedeniyle başvurucunun yokluğunda fakat müdafiinin katılımıyla

yargılamanın sürdürüldüğü, bu şekildeki bir yargılamanın adil yargılanma

hakkının görünümlerinden olan silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama

ilkelerine aykırılık teşkil etmediği belirtilmiştir.

2. Değerlendirme

67. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes,

meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı

veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

68. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun iddiaları adil yargılanma hakkı

kapsamındaki duruşmada hazır bulunma hakkı yönünden incelenmiştir.

69. Anayasa Mahkemesi SEGBİS'in kullanılmasını daha önce Erdal Korkmaz ve diğerleri (B. No:

2013/2653, 18/11/2015, §§ 98-105)

başvurusuna ilişkin kararında kişi hürriyeti

ve güvenliği hakkı yönünden ele almıştır. Karara konu olayda silahlı

terör örgütüne üye olma suçuna ilişkin olarak başlatılan soruşturma kapsamında

tutuklanan başvurucular, tutukluluk incelemesini yapan hâkim huzuruna

çıkarılmadıklarını ve incelemenin SEGBİS vasıtasıyla yapıldığını belirterek

anayasal haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir (Erdal Korkmaz ve diğerleri, § 98). Anılan

kararda, SEGBİS'in duruşma salonundakileri görebilme ve söylenenleri duyabilme

imkânı sağladığı ve bu sistemde yargılamanın taraflarının yargısal işlemleri

karşılıklı olarak gerçekleştirilebildikleri vurgulandıktan sonra SEGBİS

vasıtasıyla yapılan yargılamada yüz yüzelik ilkesinin sağlandığı ifade

edilmiştir (Erdal Korkmaz ve diğerleri, §

103).

70. Anayasa Mahkemesi daha önce başvurucuların ses ve görüntü

aktarımı suretiyle duruşmaya katılımlarının sağlanmasını, adil yargılanma hakkı kapsamındaki duruşmada hazır bulunma hakkı yönünden

kapsamlı bir şekilde değerlendirmemiştir. Dolayısıyla suç isnadına ilişkin uyuşmazlıklarda adil

yargılanma hakkı kapsamındaki duruşmada

hazır bulunma hakkına yönelik müdahalelerle ilgili ilk esaslı

değerlendirme bu kararda yapılacaktır.

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

71. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Hakkın Kapsamı ve

Müdahalenin Varlığı

72. Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca herkes iddia, savunma ve

adil yargılanma hakkına sahiptir. Anayasa'nın anılan maddesinde adil yargılanma

hakkından ayrı olarak iddia ve savunma hakkına birlikte yer verilmesi,

taraflara iddia ve savunmalarını mahkeme önünde dile getirme fırsatı tanınması

gerektiği anlamını da içermektedir (Mehmet

Fidan, B. No: 2014/14673, 20/9/2017, § 37).

73. Anayasa'nın 36. maddesine "...ile adil yargılanma" ibaresinin eklenmesine ilişkin

gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence

altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği

vurgulanmıştır. AİHM, Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki

hakkaniyete uygun yargılama kavramından hareket ederek adil yargılanma hakkının

gereklerini saptamıştır. Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrası

kapsamında adil yargılanma hakkının gereklerinden birinin de duruşmada hazır

bulunma hakkı olduğu AİHM'in birçok kararında vurgulanmıştır. Dolayısıyla

Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının duruşmada hazır

bulunma hakkını da kapsadığının kabul edilmesi gerekir.

74. Sanığın duruşmada hazır bulunması hem savunma hakkının etkin

bir şekilde kullanılmasını sağlamakta hem de silahların eşitliği ve çelişmeli

yargılama ilkelerine işlerlik kazandırmaktadır. Ceza adaletinin hakkaniyete uygun

şekilde gerçekleşebilmesi için sanığın mahkemenin huzuruna çıkarılması büyük

önem arz etmektedir. Silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerine

dayalı bir yargılama sisteminin benimsenmesi, sanığın duruşmada hazır

bulunmasını gerektirmektedir. Anılan hak, sadece duruşmada hazır bulunmayı

değil duruşma sürecini takip etmeyi, iddiaları ve tanık ifadelerini dinlemeyi,

iddia/savunmaları destekleyecek şeyleri ileri sürmeyi de içerir. Dolayısıyla

duruşmada hazır bulunma hakkı, sanığın yargılamaya etkili katılım hakkıyla da

doğrudan ilişkilidir. Suç isnadı altındaki bir kimse duruşmada hazır bulunarak

yargılamaya etkin olarak katılmakta, hakkında kurulacak hükmün inşasına ortak

olmakta ve yargılamaya yön verme imkânına kavuşmaktadır. Hâkimler de bu hak vesilesiyle

sanığın tutum ve davranışları ile kişisel özelliklerini gözlemleme imkânı elde

etmektedir.

75. Duruşmada hazır bulunma hakkı, hakkaniyete uygun yargılanma

hakkının özel bir görünümü olan savunma hakkıyla da sıkı bağlantılıdır. Ceza

yargılamasında hakkaniyete uygun bir yargılamanın en önemli unsuru olan bizzat savunma hakkının sağlanabilmesi

için sanığın duruşmada hazır bulunma olanağına sahip olması gerekir. Özellikle

mahkemenin vereceği hükmü etkileyebilecek nitelikteki değerlendirmelerin veya

başka esaslı işlemlerin yapıldığı kritik

aşamalarda sanığın duruşmada hazır bulunması büyük önem

taşımaktadır. Duruşmada hazır bulunma hakkı, kişinin kendi davasının

duruşmasına bizzat veya müdafii ile birlikte katılması anlamına gelmektedir.

Böylelikle olayı en iyi bilebilecek durumda olan sanık, delillerin

tartışılmasını sağlayarak aleyhinde olan delilleri çürütme ve mahkemenin

vereceği kararı etkileme imkânı bulacak ve böylelikle savunmasının doğruluğunu

ispatlayabilecektir.

76. Duruşmada hazır bulunma hakkı tanık sorgulama veya

sorgulatma ve tercüman yardımından yararlanma haklarıyla da yakından

bağlantılıdır. Duruşmada hazır bulunmayan sanığın anılan haklarını etkili

şekilde kullanması zordur. Duruşmada hazır bulunma hakkı, anılan hakların

kullanılmasını gerektiren durumlarda sanığa savunmasını planlayarak mahkeme

önünde en uygun ve etkili şekilde yapabilme, tanıklara soru sormak suretiyle

onların beyanlarının zayıf/itibar edilemez noktalarını ortaya koyabilme ve

böylece yargılamanın sonucunu etkileyebilme imkânı vermektedir. Dolayısıyla

-görüntü ve ses kalitesi yüksek olan araçlardan yararlanılsa bile- uzaktaki

sanığın ses ve görüntüsünün duruşma salonuna aktarılmasının sağladığı menfaat

ile onun duruşma salonunda fiziksel olarak yer almasının sağladığı menfaat aynı

değildir. Bunun için anılan hak sadece istisnai hâllerde sınırlandırılabilir.

77. Duruşmada hazır bulunma hakkı, ilgili usul kanunlarında da

düzenlenmiştir. 5271 sayılı Kanun'un 193. maddesinin (1) numaralı fıkrasında

sanık hazır olmaksızın duruşma yapılamayacağı kuralı hükme bağlanmıştır. Buna

göre Kanun'un ayrık tuttuğu hâller saklı kalmak üzere hazır bulunmayan sanık

hakkında duruşma yapılmaz. Kanun'un ayrık tuttuğu hâllerden biri aynı maddenin

(2) numaralı fıkrasında, toplanan delillere göre mahkûmiyet dışında bir karar

verilmesi gerektiği kanısına varılırsa sorgusu yapılmamış olsa da davanın

sanığın yokluğunda bitirilebileceği şeklinde düzenlenmiştir. Diğerleri de aynı

Kanun'un 194., 195., 196., 200. ve 204. maddelerinde düzenlenmiştir. Ancak

bireysel başvuru incelemelerinde ölçü norm Anayasa'dır; kanuna uygunluk

denetimi yapılmamaktadır. Bu nedenle yapılan müdahalenin anayasal koşullara da

uygun olması gerekir.

78. Somut olayda başvurucunun duruşma salonunda bizzat hazır

bulunma talebinin Mahkemece reddedilmesi ve SEGBİS aracılığı ile katılımının

sağlanmaya çalışılması nedeniyle duruşmada hazır bulunma hakkına yönelik bir

müdahalenin bulunduğu görülmektedir.

ii. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

79. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan duruşmada

hazır bulunma hakkı mutlak olmayıp -istisnai olarak- sınırlamalara konu

olabilir. Ancak yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen

koşullara uygun olmadığı müddetçe Anayasa’nın 36. maddesinin ihlalini teşkil

edecektir.

80. Anayasa'nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, ... yalnızca

Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak

kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

81. Bu sebeple müdahalenin somut başvuruya ilişkin olarak

Anayasa’nın 13. maddesinde düzenlenmiş olan kanun tarafından öngörülme, haklı

bir sebebe dayanma, ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup

olmadığının belirlenmesi gerekir.

(1) Kanunilik

82. Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olarak bulunmakta olan

başvurucunun duruşmada bizzat hazır bulunma talebinin Mahkemece reddedilmesi

5271 sayılı Kanun'un 196. maddesinin (4) numaralı fıkrasına dayanmaktadır.

Dolayısıyla anılan müdahalenin kanunilik

ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.

(2) Meşru Amaç

83. Anayasa'nın 13. maddesi, temel hak ve özgürlüklerin

sınırlandırılmasını ilgili hak ve özgürlüğe ilişkin Anayasa maddesinde

gösterilen özel sınırlandırma sebeplerinin bulunmasına bağlı kılmıştır.

84. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel

sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan

bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alan

kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Buna

göre Anayasa'nın başka maddelerinde yer alan hak ve özgürlükler ile devlete

yüklenen ödevlerin özel sınırlama sebebi gösterilmemiş hak ve özgürlüklere

sınır teşkil edebileceği kabul edilmektedir (AYM, E.2014/87, K.2015/112,

8/12/2015; E.2016/37, K.2016/135, 14/7/2016, § 9; E.2013/130, K.2014/18,

29/1/2014; Sevim Akat Eşki, B.

No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33).

85. Anayasa’nın 36. maddesinde özel sınırlama nedeni

düzenlenmemiştir. Bu durumda Anayasa'nın diğer maddelerinde yer alan hak ve

özgürlükler ile devlete yüklenen ödevlerin somut olay bakımından sınırlandırma

sebebi olarak kabul edilip edilemeyeceği araştırılmalıdır.

86. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında herkesin yaşam

ile maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme haklarına sahip olduğu

belirtilmektedir. Anılan hüküm ile devlete verilen yaşam hakkını koruma

ödevinin suç isnadı altındaki kişilerin Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen

adil yargılanma hakkının bir unsuru olan duruşmada hazır bulunma hakkının

sınırlanmasında dikkate alınması gerekmektedir.

87. Somut olayda başvurucunun duruşmaya bizzat katılma talebi,

transfer esnasında kendisinin ve kamu görevlilerinin yaşamı yönünden risk

oluşturduğu gerekçesiyle reddedilmiştir. Buna göre müdahalenin kamu düzeni ve

güvenliğinin sağlanması, bunun yanı sıra gerek tutuklu kişinin gerekse

tutukluya refakat edecek güvenlik görevlilerinin yaşamının ve vücut

bütünlüğünün korunması amaçlarını taşıdığı, bunun da Anayasa'nın 17. maddesi kapsamında

meşru bir amaç olduğu sonucuna varılmıştır.

88. Diğer taraftan Anayasa'nın 141. maddesinde yargıya davaların

en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması görevi de verilmiştir.

Bu görevin ağır iş yükü altında yerine getirilmesi zorlaştıkça uyuşmazlıkların

çözümü için alternatif yöntemlerin yaşama geçirilmesi, yargıya ilişkin anayasal

kuralların etkililiğinin sağlanması bakımından gerekli görülebilir (AYM,

E.2013/85, K.2013/95, 22/9/2010). Somut olayda başvurucunun duruşmaya bizzat katılma

talebi, daha önce huzurda savunma yaptığı gerekçesiyle reddedilmiştir.

Dolayısıyla tutuklu veya hükümlülerin ceza infaz kurumundan duruşma salonuna

transferleri nedeniyle oluşan gecikmelerin azaltılması ve yargılamaların

hızlandırılması sebebiyle duruşmada hazır bulunma hakkına yapılan müdahalenin

usul ekonomisinin gerçekleştirilmesine yönelik olarak da meşru bir amaca

dayandığı sonucuna ulaşılmıştır.

(3)Ölçülülük

(a) Genel İlkeler

89. Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık

olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen müdahalenin amacı gerçekleştirmeye

elverişli olmasını, gereklilik

amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir

müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık

ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç

arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM,

E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2016/16, K.2016/37, 5/5/2016; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No:

2013/817, 19/12/2013, § 38).

90. Buna göre duruşmada hazır bulunma hakkına yapılan

müdahalenin Anayasa'ya uygun olabilmesi için amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasının yanında gerekli olması da gerekir. Gereklilik yukarıda da ifade edildiği

üzere hakka müdahale teşkil eden birden fazla araç arasından hakkı en az

zedeleyen aracın seçilmesini ifade etmektedir. Buna göre hak ve özgürlüğü

sınırlayan tedbirlerden hangisi diğerlerine nazaran hakkın norm alanına daha az

müdahale edilmesi sonucunu doğuruyorsa o tedbirin tercih edilmesi gerekir.

Bununla birlikte hakka müdahale oluşturacak aracın seçiminde kamu

otoritelerinin belli ölçüde takdir payının bulunduğu da kabul edilmelidir. Zira

yetkili kamu makamları, öngörülen amaca ulaşılması bakımından hangi aracın

etkili ve verimli sonuçlar doğuracağına ilişkin olarak isabetli karar verme

noktasında daha iyi bir konumdadır. Özellikle alternatif aracın bulunmadığı

veya mevcut alternatiflerin öngörülen meşru amaca ulaşılması bakımından etkili

olmadığı ya da daha az etkili olduğu durumlarda kamu makamlarının araç seçimi

hususundaki tercih yetkisinin gereklilik

kriterini sağlamadığının söylenebilmesi için çok güçlü nedenlerin bulunması

gerekir.

91. Duruşmada hazır bulunma hakkının -doğası gereği- ceza

hukukunun çekirdeğini oluşturan konularda daha katı bir biçimde uygulanması

gerekmektedir. Özellikle hürriyeti bağlayıcı ceza gerektiren suçlara ilişkin

yargılamalarda, hükmü değiştirebilecek nitelikteki değerlendirmelerin veya

başka esaslı işlemlerin yapıldığı kritik

aşamalarda suç isnadı altındaki kişinin duruşmada hazır bulunmasının

oluşturacağı menfaatin boyutu önem taşımaktadır. Suç isnadına ilişkin

yargılamalarda esaslı işlemlerin yapıldığı bir aşamada sanığın duruşmada hazır

bulunması asıldır, istisnai hâllerde gıyapta yargılama yapılabilir. Dolayısıyla

gereklilik ilkesi yönünden

duruşmada hazır bulunma hakkı ancak olayın koşullarının zorunlu kıldığı durumlarda

sınırlanabilecektir. Bu bakımdan duruşmada hazır bulunma hakkını sınırlayan

herhangi bir tedbirin öncelikle gerekli

olduğunun gösterilmesi gerekir. Bu çerçevede sanığın duruşmada hazır

bulunmamasını zorunlu kılan bir olgunun varlığı derece mahkemelerince somut ve

olaya uygun bir gerekçeyle ortaya konulmalıdır.

92. Bilindiği üzere SEGBİS; Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi'nde

(UYAP) ses ve görüntünün aynı anda elektronik ortamda iletildiği, kaydedildiği,

saklandığı ses ve görüntü bilişim sistemi olarak tanımlanmaktadır (Erdal Korkmaz ve diğerleri, § 99). Esasen

SEGBİS'in suç isnadına ilişkin uyuşmazlıklar ile medeni hak ve yükümlülüklere

-ve bu bağlamda cezaların infazına- ilişkin uyuşmazlıklarda uygulanması

kategorik olarak Anayasa'ya aykırı bir durum değildir. Aksine kişilerin

duruşmalara sesli ve görüntülü bir bilişim sistemi kullanılarak katılmalarına

imkân tanınması veya adli merciler önünde kendilerini sözlü olarak ifade

edebilmeleri bizatihi bu kişilerin adli süreçlere katılımlarını büyük ölçüde

kolaylaştıran bir işleve sahiptir. Bu itibarla Türk hukuk uygulamasında yakın

dönemde gerçekleştirilen en önemli projelerden biri olan UYAP'ın ve bunun bir

parçası olan SEGBİS'in adil yargılanma hakkı bağlamında sağladığı yararlar ve

bu sistemlerin geliştirilerek uygulanmaya devam edilmesinin önemi inkâr

edilemez.

93. Bununla birlikte SEGBİS'in kullanılması yoluyla duruşmaya

katılmanın duruşmada bizzat hazır bulunmaya göre kişilere kendilerini yargı

makamları önünde sözlü olarak ifade etme ve yargılama sürecine aktif olarak

katılım sağlama yönünden daha sınırlı bir menfaat sağladığı da gözardı edilmemelidir.

Bu durumda kişinin duruşmada bizzat hazır bulunma hakkına belirli ölçüde

sınırlama getiren bir uygulama olan SEGBİS vasıtasıyla duruşmaya katılımının

neden gerekli olduğu derece mahkemelerince gösterilmelidir. Bu gerekliliğin

ortaya konulması bağlamında, kişilerin duruşmada bizzat hazır bulunmayı talep

etmelerine rağmen SEGBİS yoluyla katılımlarının neden yeterli görüldüğünün ve

duruşmada bizzat hazır bulunmayı imkânsız hâle getiren veya büyük ölçüde

zorlaştıran koşulların neler olduğunun ifade edilmesi gerekir. Bu çerçevede

talepte bulunan kişilerin duruşmada bizzat hazır bulunmasına imkân sağlayan

alternatif tedbirlerin uygulanabilirliğinin hatırda tutulması önemlidir.

Duruşmada bizzat hazır bulunmanın önemine istinaden kanun koyucu da 5271 sayılı

Kanun'un uygulandığı durumlarda hâkim veya mahkemenin ancak zorunlu gördüğü durumlarda görüntülü ve

sesli iletişim tekniğinin kullanılması suretiyle duruşmalara katılıma karar

verilebileceğini düzenlemiştir.

94. Müdahalenin gerekli

olduğunun ortaya konulduğu hâllerde ise sanığın duruşmada hazır bulunmamasının

yargılamanın adilliğine bir bütün hâlinde zarar verip vermediği ölçülülük

ilkesinin diğer bir unsuru olan orantılılık

açısından gözönüne alınmalıdır. Bu kapsamda duruşmada bizzat hazır bulundurulmayan

tarafın diğer tarafça ileri sürülen görüşler ve kanıtlar hakkında bilgi sahibi

olup olamadığı veya bunlara yorum yapıp yapamadığı, dezavantajlı duruma

düşürülmeksizin davaya etkili katılımının sağlanmasında makul bir fırsata sahip

olup olmadığı hususları detaylı bir incelemeye tabi tutulmalıdır. Orantılılık açısından yapılacak

değerlendirmede, yokluğunda gerçekleştirilen işlemin sanığın duruşmada fiziken

hazır bulunmasını gerektiren (esaslı) nitelikte bir işlem olup olmadığına da

bakılmalıdır.

95. Diğer taraftan duruşmada hazır bulunma hakkından açıkça veya

örtülü şekilde feragat edilmesi mümkündür. Her iki durumda da feragatin

tereddüde yer vermeyecek şekilde açık olması ve aynı zamanda kamu yararına

aykırılık taşımaması gerekir. Duruşmada hazır bulunma hakkından feragat,

savunma tarafına bu haktan vazgeçmesiyle orantılı asgari güvenceler

sağlanmadıkça kamu yararına uygunluk taşımayabilir. Ayrıca örtülü feragatin

geçerli olabilmesi için sanığın söz konusu eylemlerinin sonuçlarını makul

olarak öngörebileceğinin ortaya konulması gerekmektedir. Dolayısıyla yetkili

yargı organlarının bu konuda varsayıma dayalı bir değerlendirme yapmamaları

gerekir.

(b) İlkelerin Olaya

Uygulanması

96. Yargılamaya, başvurucunun Van M Tipi Kapalı Ceza İnfaz

Kurumunda tutukluluğu devam ederken başlanmıştır. Başvurucu 15/3/2016 tarihli

oturuma müdafii ile katılarak ve resen atanan bir tercümanın yardımından

yararlanarak savunma yapmıştır. Bu arada başvurucunun Sincan Kadın Kapalı Ceza

İnfaz Kurumuna sevki yapılmış vealınan ara kararı gereğince başvurucunun SEGBİS

odasında hazır edilerek sonraki celseye video konferans yöntemiyle katılması

kararlaştırılmıştır. Sonraki (14/4/2016 tarihli) celsede İnfaz Kurumu idaresi

tarafından başvurucunun SEGBİS vasıtasıyla duruşmaya katılmak istemediği

bildirilmiştir. Aynı celsede Cumhuriyet savcısı esas hakkındaki görüşünü

açıklamış, sanık müdafiinin esasa ilişkin savunma yapmak için süre talep etmesi

nedeniyle hüküm verilmesi sonraki celseye ertelenmiştir.

97. 12/5/2016 tarihli son celsede de başvurucunun müdafii hazır

bulunmuş, İnfaz Kurumu idaresi tarafından başvurucunun SEGBİS vasıtasıyla

duruşmaya katılmak istemediği bildirilmiştir. Bunun üzerine Mahkeme;

başvurucunun savunmasının esaslı bölümünü huzurda yaptığını, Van il merkezinde ve

çevresinde meydana gelen terör olayları nedeni ile başvurucunun Ankara'dan

duruşmaya bizzat getirilmesi esnasında kendisinin ve kamu görevlilerinin

yaşamının tehlikeye düşebileceğini ve SEGBİS yöntemiyle duruşmaya katılımın

sağlanmasının da yasal olduğunu belirterek yargılamaya devam etmiştir. Aynı

celsede Cumhuriyet savcısı esas hakkındaki görüşünü yinelemiş; başvurucu

müdafiinin esas hakkındaki savunmasını yapmasından sonra yargılama bitirilerek

hüküm tefhim edilmiştir.

98. Başvurucu, aşamalarda ibraz ettiği dilekçelerinde video

konferans yönteminin rızaya bağlı olduğuna dair Yargıtay kararlarının

bulunduğunu belirtmiş; ısrarla duruşmalara bizzat katılmak istediğini dile

getirmiştir.

99. Ölçülülük ilkesi açısından ilk olarak müdahalenin elverişli olup olmadığı incelenmelidir.

Somut olayda başvurucunun SEGBİS yoluyla duruşmaya katılımının sağlanmak

istenmesinin amacı Mahkemenin bulunduğu il merkezinde ve çevresinde meydana

gelen terör olayları nedeniyle duruşma salonuna transfer sırasında başvurucunun

ve görevlilerin güvenliği açısından zorluk yaşanmaması ve makul sürede

yargılama yapılmasıdır. Buna göre başvurucunun transferinin güvenlik sorunu oluşturabileceği

kaygısı ve yargılamanın uzun sürmemesi gibi meşru amaçlara ağırlık verilerek

duruşmada hazır bulunma hakkına sınırlama getirilmesi anlaşılabilir bir

durumdur. Başvurucunun duruşmada hazır bulunma hakkına yapılan müdahalenin

başvurucunun ve kamu görevlilerinin yaşam haklarının korunması ve makul sürede

yargılama yapılması amaçlarına ulaşılması bakımından elverişli bir araç olduğu söylenebilir.

100. İkinci olarak müdahalenin gerekli

olup olmadığı incelenmelidir. Ölçülülük denetiminde gereklilik ölçütü, müdahalede bulunulurken en hafif aracın

seçilmesi anlamına gelmektedir. Terör örgütü üyeliği gibi nitelikli bir suçtan

yargılanan başvurucu, yargılama sürerken ceza infaz kurumunun kapasitesinin

aşılması ve güvenlik gibi diğer nedenlerle Mahkemenin yargı çevresi dışındaki

bir ceza infaz kurumuna sevk edilmiştir (bkz § 23). Bununla birlikte anılan

nedenler kararda gösterilmemiştir. Dahası yargı organları ile Ceza İnfaz Kurumu

idaresinin başvurucunun duruşmada hazır bulunma hakkının gerekliliklerinin

sağlanmasına uygun şekilde planlama yaptığına (sevk kararından önce

başvurucunun devam eden yargılamasına ilişkin duruşma tarihinin dikkate alınıp

alınmadığına ve sevkten sonra başvurucunun duruşma tarihinde Mahkemeye transfer

edilmesi için gerekli güvenlik önlemlerinin alınması noktasında makul bir çaba

gösterildiğine) dair bir veriye de ulaşılamamıştır. Somut olayda ilk derece

mahkemesi başvurucunun duruşmada hazır bulunma talebini genel olarak bir

güvenlik sorununun varlığına işaret ederek reddetmiş, duruşmaya katılması

yönünde bir çaba içine girmemiştir.

101. İlk oturumda bizzat hazır bulundurularak sonraki

oturumlarda sesli ve görüntülü iletişim tekniği kullanılmak suretiyle duruşmaya

katılımı sağlanmaya çalışılan, ancak değişik tarihlerde yazılı dilekçelerle

duruşmalara bizzat katılmak istediğini ısrarla belirten başvurucunun yokluğunda

Cumhuriyet savcısı esas hakkındaki görüşünü bildirmiş ve Mahkemece hüküm

verilmiştir. Diğer bir ifadeyle Mahkeme esas hakkındaki mütalaanın okunduğu ve

başvurucu hakkında hüküm verildiği, yani esaslı işlemlerin yapıldığı oturumlara

başvurucunun katılma taleplerini reddetmiştir. İlk derece mahkemesinin güvenlik

gerekçesi makul görülmekle birlikte örneğin duruşmanın daha uygun başka bir

günde yapılabilmesi önünde herhangi bir engel olup olmadığı araştırılmamıştır.

Başvurucunun duruşmaya katılmasını mümkün kılmayan olaya özgü koşulların

varlığı gösterilmemiş ve yeni bir duruşma günü verilmesi dâhil başka

alternatiflerin de sonuçsuz kaldığı ortaya konulmamıştır. Başvurucu anılan

hakkından feragat de etmemiştir. Mahkemenin, başvurucunun duruşmaya katılmasını

sağlamak için herhangi bir alternatif yöntemi denemeden ve bunun mümkün olmayıp

SEGBİS yönteminin kullanılmasının zorunlu olduğunu göstermeden başvurucunun

talebini reddettiği görülmektedir.

102. Bu çerçevede derece mahkemelerince diğer alternatifler

değerlendirilmeden ve olaya özgü somut gerekçeler sunulmadan doğrudan

başvurucunun duruşmada hazır bulunma talebinin reddedilmesi, en uygun aracın

seçilmemesi sebebiyle müdahalenin gerekli olmadığı sonucuna yol açmaktadır.

Dolayısıyla başvurucunun esas hakkında işlemlerin yapıldığı duruşmada hazır

bulunma talebinin reddedilmesinin zorunlu

olduğu derece mahkemelerince somut bir biçimde ortaya konulamadığı için

müdahalenin gerekli olmadığı

sonucuna varılmıştır.

103. Müdahalenin gerekli

olmadığı sonucuna varıldığından ölçülülük açısından ayrıca orantılılık incelemesi yapılmamıştır.

104. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence

altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki duruşmada hazır bulunma

hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

Selahaddin MENTEŞ bu sonuca farklı gerekçeyle katılmıştır.

Hicabi DURSUN, Kadir ÖZKAYA, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL ve Yıldız

SEFERİNOĞLU bu görüşe katılmamışlardır.

C. Bağımsız ve Tarafsız

Bir Mahkemede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

105. Başvurucu; yargılamada görev alan Cumhuriyet savcısının

Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) soruşturmaları

kapsamında terör örgütü üyesi olduğu iddiasıyla mesleğinden ihraç edilerek

tutuklandığını, bu hususun da yargının tarafsızlığına ve bağımsızlığına zarar

verdiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

106. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 47. maddesinin (3), 48.

maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları uyarınca bireysel başvuruda, kamu

gücünün neden olduğu iddia edilen ihlale dair olayların tarih sırasına göre

özeti yapılmalı; bireysel başvuru kapsamındaki hakların ne şekilde ihlal

edildiği, buna ilişkin gerekçeler ve deliller açıklanmalıdır (Veli Özdemir, B. No: 2013/276, 9/1/2014,

§§ 19, 20).

107. Somut olayda başvurucu tarafından, bu iddianın başvuruya

konu yargılamayı yapan mahkemenin bağımsızlığını ve tarafsızlığını ihlal eden

hususlara ya da kendisine isnat edilen ve derece mahkemesince sabit görülen

fiilleri, bu fiillere dayanılarak yapılan işlemlerin sıhhatini ne şekilde

etkilediğine ilişkin somut ve hukuken kabul edilebilir herhangi bir açıklama

yapılmamıştır. Bu itibarla başvurucu, ihlal iddiasına ilişkin delillerini

sunma, temel hak ve özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin açıklamalarda bulunma

yönündeki yükümlülüğünü yerine getirmemiştir. Dolayısıyla başvurucu tarafından

ileri sürülen bu iddianın temellendirilemediği sonucuna ulaşılmıştır.

108. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

D. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

109. 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının

ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi

hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere

hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir.”

110. Başvurucu, ihlalin tespit edilmesi talebinde bulunmuştur.

111. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B. No: 2014/8875,

7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan

kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi diğer

bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesinin

sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibi

ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına da işaret etmiştir

(Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).

112. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması

gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

113. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda Anayasa

Mahkemesi, 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa

Mahkemesi İçtüzüğü’nün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi

uyarınca, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama

yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder.

Anılan yasal düzenleme, usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı

olarak ihlali ortadan kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve

bireysel başvuruya özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle

Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama

kararı verildiğinde usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı

olarak ilgili mahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda

herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir karar

kendisine ulaşan mahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek

devam eden ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine

getirmektir. (Mehmet Doğan, §§ 58, 59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§

57-59, 66, 67).

114. İncelenen başvuruda duruşmada hazır bulunma hakkının ihlal

edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla ihlalin mahkeme kararından

kaynaklandığı anlaşılmıştır.

115. Bu durumda duruşmada hazır bulunma hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki

yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgü

düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına

göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda

yapılması gereken iş yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesini

ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere

uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin

yeniden yargılama yapılmak üzere Van 2. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine

karar verilmesi gerekmektedir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurucunun adli yardım talebinin KABULÜNE,

B. 1. Bağımsız ve tarafsız bir mahkemede yargılanma hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA

OYBİRLİĞİYLE,

2. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki duruşmada hazır bulunma

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA

OYBİRLİĞİYLE,

C. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki duruşmada hazır bulunma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE

Hicabi DURSUN, Kadir ÖZKAYA, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL ve Yıldız SEFERİNOĞLU'nun

karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

D. Kararın bir örneğinin duruşmada hazır bulunma hakkının

ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak

üzere Van 2. Ağır Ceza Mahkemesine (E.2016/41, K.2016/328) GÖNDERİLMESİNE,

E. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

6/2/2020tarihindekarar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan hakkında kamu davası

açılan başvurucu; yargılama sürecindeki tüm itirazlarına rağmen Sesli ve

Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) yoluyla beyanlarının tespit edilmek

istenmesi nedeniyle mahkeme salonunda savunma yapma hakkının elinden alındığını

ve esas hakkındaki mütalaaya karşı itirazlarını bu nedenle yapamadığını ve bu

uygulama sonucu adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

Başvurucu Van Ağır Ceza Mahkemesindeki 15/03/2016 tarihli ilk

duruşmaya tutuklu bulunduğu Van M Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumundan getirilmiş,

mahkeme önünde avukatı hazır olduğu halde iddianame okunduktan sonra tercümanı

aracılığıyla savunmada bulunmuştur. Daha sonra terör suçlarından yargılanmakta

olan tutuklu ve hükümlülerin ceza infaz kurumlarında 2016 yılı Mart ayı

itibariyle ses getirecek firar, ayaklanma veya rehin alma gibi eylemlerde

bulunacaklarına dair istihbarata dayalı bilgiler edinilmesi üzerine ceza infaz

kurumlarının bağlı bulunduğu idareler, meydana gelebilecek olaylara karşı

tedbir almaları hususunda bakanlık tarafından bilgilendirilmiştir. Bu kapsamda

başvurucunun tutuklu bulunduğu Van M Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun şehir

merkezinde terör olaylarının sıklıkla yaşandığı mahallelere yakın olması

sebebiyle infaz kurumunda meydana gelebilecek herhangi bir toplu eylemde

mahalle sakinlerinin ve kurumdaki diğer hükümlü veya tutukluların eylemlere

destek verme riskinin yüksek olduğu, koğuş kapasitesinin aşılması sonucu

asayişe konu olaylarda artış yaşandığı gözetilerek terör suçundan yargılanan

aralarında başvurucunun da bulunduğu bazı tutukluların başka ceza infaz

kurumlarına nakledilmesi talep edilmiştir. Bunun üzerine başvurucu 28/03/2016

tarihinde Ankara Sincan Ceza İnfaz Kurumuna sevk edilmiş, mahkeme tarafından

başvurucunun duruşmaya SEGBİS aracılığıyla katılımının sağlanması için ceza

infaz kurumuna müzekkere yazılmıştır.

SEGBİS, ses ve görüntünün aynı anda elektronik ortamda

iletildiği ve kaydedildiği bir bilişim sistemidir. Bu sistemle ilgili gerekli

düzenlemelere mevzuatta yer verilmiş, sistemin nasıl işleyeceği ayrıntılı bir

şekilde açıklığa kavuşturulmuştur. SEGBİS sistemi ile Cumhuriyet

başsavcılıkları ve mahkemelerin yargı çevresi dışında bulunan veya mahkemede

hazır bulunmayan kişilerin video konferans yoluyla dinlenilmesi ve savunmaları

ile ifadelerinin alınması imkanı sağlanmıştır.

Davacının duruşmada hazır bulunma hakkı hem; savunma hakkının

etkin bir şekilde kullanılmasını sağlamakta hem de, silahların eşitliği

ilkesine ve çelişmeli yargılama ilkelerine işlerlik kazandırmaktadır. Anılan

hak, sadece duruşmada hazır bulunmayı değil, duruşma sürecini dinlemeyi, takip

etmeyi, iddialarını ve savunmalarını ileri sürmeyi de içerir. SEGBİS ile

ifadesi alınanların duruşma salonundakileri görebilme ve söylenenleri duyabilme

imkânı bulunduğu gibi yargılama makamı ve duruşmada hazır bulunan diğer

kişilerin de aynı şekilde ifade alma, beyanda bulunma ve soru yöneltme gibi

yargısal işlemleri karşılıklı olarak gerçekleştirebilme imkânları vardır. Başka

bir ifadeyle SEGBİS sisteminin içerdiği bu özellikler sayesinde yargılamanın

unsurlarından biri olan yüz yüzelik ilkesinin gerçekleşmesi önemli ölçüde

sağlanmaktadır.

Anayasa'nın 141. maddesinde davaların en az giderle ve mümkün

olan süratle sonuçlandırılması görevi yargıya verilmiştir. SEGBİS sayesinde

ceza infaz kurumuna veya yargılama makamının yargı çevresi dışında bulunan kişilerin

bir an önce hâkim önüne çıkarılması ve haklarında makul sürede karar

verilebilmesi olanağı sağlanmaktadır. Ayrıca SEGBİS sisteminin kullanılması

suretiyle, ceza infaz kurumunda bulunan kişilerin araç ile yargılamayı yürüten

mahkeme huzuruna getirilmesine gerek kalmamakta, bu suretle nakiller sırasında

meydana gelebilecek kaza veya terör saldırısı gibi ihtimaller bertaraf edilerek

meydana gelebilecek zararlar önlenmektedir.

Anayasa’nın 36. maddesinin ihlal edilip edilmediğinin

değerlendirilmesinde, yargılamanın bütünlüğü içinde somut davanın kendine özgü

koşulları dikkate alınmalıdır. Somut olaya bakıldığında başvurucu 15/03/2016

tarihinde yapılan ilk duruşmada tutuklu olarak hazır bulunmuş, duruşma

salonunda mahkeme tarafından atanan tercüman aracılığıyla savunma yapmış,

savunmasında atılı suçları reddeden başvurucuya, dosyadaki tüm bilgi ve

belgeler okunarak, bunlara karşı beyanları da sorulmuştur. Daha sonra güvenlik

gerekçesiyle başvurucu Ankara Sincan Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna nakledilmiş,

mahkeme tarafından SEGBİS yoluyla duruşmalara katılması sağlanmaya

çalışılmıştır. Başvurucunun, etkin bir savunma yapamayacağından bahisle SEGBİS

odasında hazır bulunmayacağı ve duruşmaya bizzat katılmak istediği yönündeki

talebini mahkeme değerlendirerek, başvurucunun birinci celse mahkemede hazır

bulunarak savunmasını yaptığı, Van il merkezinde ve çevresinde meydana gelen

terör olayları nedeniyle hem başvurucunun hem de kamu görevlilerinin

güvenliğinin tehlikeye düşmesi ihtimali bulunduğu, başvurucunun bulunduğu ilden

Van iline transferi sırasında güvenlik sorunları yaşanabileceği gerekçeleriyle,

başvurucunun talebini reddetmiştir. 5271 Sayılı Kanun’un 196.maddesinin (5)

numaralı fıkrası; “Hastalık veya disiplin

önlemi ya da zorunlu diğer nedenlerle yargılamanın yapıldığı yargı çevresi

dışındaki bir hastahane veya tutukevine nakledilmiş olan sanığın, sorgusu

yapılmış olmak koşuluyla, hazır bulundurulmasına gerek görülmeyen oturumlar

için getirilmemesine mahkemece karar verilebilir.” şeklinde olup,

görüldüğü üzere CMK 196. maddesinde belirtilen zorunlu nedenlerin gerçekleştiği

mahkeme tarafından ortaya konulmuştur. Ayrıca, başvurucunun bulunmadığı ikinci

ve üçüncü celselerde yalnızca mağdurun talimatla alınan ve soruşturma

aşamasındaki ifadesinden farklı olarak sanık lehine verdiği beyan ve

başvurucunun üzerinde ele geçirilen mektubun tercümesine ilişkin bilirkişi

raporları okunarak, bu belgelere karşı hazır olan müdafiiye beyanları sorulmuş

ve Cumhuriyet savcısı esas hakkında mütalaada bulunmuştur. Cumhuriyet

savcısının esas hakkındaki mütalaası iddianameden farklı herhangi bir olgu ve

olay içermediği gibi iddianame ile de tutarlılık taşımaktadır. İddianameye

karşı da mağdur zaten bizzat duruşma salonunda, birinci celsede savunmada

bulunmuş, sanık müdafii de Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki mütalaasına

karşı ayrıntılı savunma yapmıştır.

Sonuç olarak, yargılamanın bütünlüğü içerisinde somut davanın

kendine özgü koşulları değerlendirildiğinde başvurucunun ilk celse duruşmaya

katıldığı, üzerine atılı suçlamalarla ilgili olarak ayrıntılı savunmalarda

bulunduğu, güvenlik gerekçesiyle başka bir cezaevine nakledilmesi üzerine,

mahkemenin başvurucunun SEGBİS sistemiyle duruşmalara katılmasını sağlamaya

çalıştığı, Anayasa'nın 141. maddesi uyarınca da davaların en az giderle ve

mümkün olan süratle sonuçlandırılması ilkesine de hizmet eden SEGBİS sistemi

ile başvurucunu beyanlarının alınmasına karar verildiği, bu sistemde

dezavantajlı konumda olmayacak şekilde kendisini savunma, duruşma sürecine

etkin bir şekilde dahil olma, duruşma salonundakileri net bir biçimde

görebilme, söylenenleri duyabilme, herhangi bir sınırlamaya maruz kalmadan

savunmasını yapma ve karşı tarafa soru yöneltebilme ve varsa müdafii

yardımından da yararlanma imkanı sağlandığı, başvurucunun bizzat hazır

bulunmadığı celselerde müşteki, mağdur yada tanığın dinlenmediği, esasa ilişkin

bir işlem yapılmadığı, Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki mütalaasının

iddianameden farkı olmadığı, sanığın bizzat ilk celse hazır olduğu duruşmada

iddianameye karşı ayrıntılı savunmada bulunduğu, mahkemenin 5271 sayılı CMK’nın

196. maddesinde belirtilen zorunlu nedenleri gerekçeleriyle birlikte ortaya

koyduğu, bu nedenlerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki duruşmada hazır bulunma hakkının ihlal edilmediği

kanaatiyle çoğunluk görüşüne katılmadım.

Başkan

:

Zühtü ARSLAN

Başkanvekili

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Başkanvekili

:

Recep KÖMÜRCÜ

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Burhan ÜSTÜN

Engin YILDIRIM

Hicabi DURSUN

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Recai AKYEL

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Yıldız SEFERİNOĞLU

Selahaddin MENTEŞ

Raportörler

:

Akif YILDIRIM

Zehra GAYRETLİ

Başvurucu

:

Şehrivan ÇOBAN

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. Mahkememiz çoğunluğunca, birtakım eylemlerinin silahlı terör

örgütüne eleman kazandırma organizasyonu içinde yer aldığını gösterdiğinden, bu

nedenle de silahlı terör örgütü üyesi olduğundan bahisle cezalandırılması

istemiyle açılan kamu davasının görülmesi (karara bağlanması) sürecinde,

başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma

hakkı kapsamındaki duruşmada hazır bulunma hakkının ihlal edildiğine karar

verilmiştir.

2. Kararda; başvurucunun duruşma salonunda bizzat hazır bulunma

talebinin Mahkemece reddedilmesi ve SEGBİS aracılığı ile katılımının sağlanmaya

çalışılması nedeniyle duruşmada hazır bulunma hakkına yönelik bir müdahalede

bulunulduğu, başvurucu tarafından yargılamanın çeşitli aşamalarında ibraz

edilen dilekçelerle video konferans yönteminin rızaya bağlı olduğuna dair

Yargıtay kararları bulunduğu belirtilerek ısrarla duruşmalara bizzat katılmak

istendiği dile getirilmesine karşın Mahkemece, Mahkemenin bulunduğu il

merkezinde ve çevresinde meydana gelen terör olayları nedeniyle duruşma

salonuna transfer sırasında başvurucunun ve görevlilerin güvenliği açısından

sorunlar yaşanabileceği, dolayısıyla başvurucunun ve kamu görevlilerinin yaşam

haklarının korunması ve makul sürede yargılama yapılması amaçlarıyla

başvurucunun duruşma salonunda duruşmada hazır bulunma hakkına SEGBİS

yönteminin tercih edilmesi suretiyle müdahalede bulunulmasının elverişli bir

araç olduğu, bununla birlikte terör örgütü üyeliği gibi nitelikli bir suçtan

yargılanan başvurucu yargılamanın devamı esnasında ceza infaz kurumunun

kapasitesinin aşılması ve güvenlik gibi diğer nedenlerle Mahkemenin yargı

çevresi dışındaki bir ceza infaz kurumuna sevk edilmiş olmasına karşın, bu

nedenlerin mahkeme kararında gösterilmediği, dahası yargı organları ile Ceza

İnfaz Kurumu idaresi tarafından, sevk kararından önce, başvurucunun devam eden

yargılamasına ilişkin duruşma tarihinin dikkate alınıp alınmadığına ve sevkten

sonra başvurucunun duruşma tarihinde Mahkemeye transfer edilmesi için gerekli

güvenlik önlemlerinin alınması noktasında makul bir çaba gösterildiğine dair

bir veriye de ulaşılamadığı; ayrıca ilk derece mahkemesince, başvurucunun

duruşmaya katılmasını mümkün kılmayan olaya özgü koşulların varlığı

gösterilmeden duruşmada hazır bulunma talebinin genel olarak ve bir güvenlik

sorununun varlığına işaret edilerek reddedildiği, duruşmanın daha uygun başka

bir günde yapılabilmesi gibi başvurucunun duruşmaya katılımının sağlanması

yönünde bir çaba içine girilmediği, alternatif yöntemler bakımından SEGBİS

yönteminin kullanılmasının zorunlu olduğu gösterilmeden başvurucunun talebinin

reddedildiği, hal böyle olunca da başvurucunun esas hakkında işlemlerin

yapıldığı duruşmada hazır bulunma hakkına yapılan müdahalenin gerekli olmadığı sonucuna

varılarak, başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki duruşmada hazır bulunma hakkının ihlal edildiği

sonucuna ulaşılmıştır.

3. Aşağıda açıklanan nedenlerle çoğunluk görüşüne dayalı karara

katılmadık.

4. 30.07.2015 tarihinde açık kimliği belirtilmeyen bir şahıs

tarafından Van İl Emniyet Müdürlüğü'ne, PKK/KCK terör örgütüne eleman

kazandırmak için "Mersin'den otobüsle Van'a gelen Şehrivan (başvurucu)

isimli bir kişinin yanındaki kişiyi örgüte teslim edeceği" ihbarında

bulunulur. (İhbarın yapıldığı tarihte başvurucu Mersin'de ikamet etmektedir.)

5. İhbar üzerine başlatılan soruşturma kapsamında, Mersin'den

Van'a yolcu taşıyan ve güvenlik görevlilerince başvurucuyla birlikte yanındaki

kişinin Mersin'den Van'a gitmek için bindikleri değerlendirilen özel bir

firmaya ait yolcu otobüsü takibe alınır.

6. Söz konusu otobüsün Van Otobüs Terminali'ne ulaşıp

yolcularını indirmesinin ardından, otobüsten inen iki kadının çevreyi kontrol

etmesi ve Yüksekova'ya giden arabaların hareket noktasını sorması üzerine,

ilgili güvenlik görevlilerince, bu iki kadının ihbar edilen şahıslar

olabileceği değerlendirilerek kimlik kontrolü yapılır.

7. 30.07.2015 tarihli olay tutanağına göre, yapılan kimlik

kontrolünde, kadınlardan birinin başvurucu, diğerinin de 28.07.2015 tarihinden

itibaren kayıp şahıs olarak aranmakta olan ve asıl adı R.T. olmakla birlikte

S.D. adına düzenlenmiş kimlik belgesi taşıyan bir kadın olduğu tespit edilir.

8. 31.07.2015 tarihinde, mağdur sıfatıyla avukat eşliğinde

beyanına başvurulan R.T.; Mersin'de ailesi ile birlikte ikamet ettiğini,

akrabalarından bazılarının PKK terör örgütüne katıldığını, kendisinin de örgüte

katılmaya karar verdiğini, bu amaçla bir siyasi partinin Mersin'de bulunan il

binasına giderek burada ismini örgüte katılmak isteyenler listesine

yazdırdığını, daha sonra kendisinin telefonla aranarak partiye çağrıldığını ve

örgüte katılımının sağlanması amacıyla ismini Şehrivan olarak bildiğini

belirttiği kişiye (başvurucuya) teslim edildiğini, Şehrivan'ın öncelikle

üzerindeki tişörtü değiştirdiğini, sonra da önce Van'a oradan da Hakkari'ye

gideceklerini, orada kendisini (R.T.yi) bir erkek arkadaşına teslim edeceğini,

ardından kendisinin (Şehrivan'ın - başvurucunun) geri döneceğini anlattığını,

partide buluşmalarının ardından Şehrivan ile Mersin'de bir gün kaldıktan sonra

aynı otobüsle Van'a geldiklerini, otobüse binmeden önce kendisinin de çalıştığı

yerden arkadaşı olan S.D.nin kimliğini Şehrivan'ın kendisine verdiğini beyan

etmiştir.

9. Aynı tarihte (31.07.2015 tarihinde) savcılık sorgusu

gerçekleştirilen başvurucu, kendisine yöneltilen suçlamaları reddederek, aslen

Bitlis'li olduğunu ancak ailesi ile birlikte Mersin'de ikamet ettiğini, işsiz

olduğunu, akrabalarını ziyaret etmek amacıyla Van'a geldiğini, daha önceden

tanımadığı R.T'yi, yöneticisi olduğu "Yakınlarını Kaybeden Aileler Derneği"nin

(YAKAY-DER) bir organizasyonu sırasında tanıdığını ve birlikte yolculuk

yaptıklarını, R.T.'nin. İfadelerini kabul etmediğini, ona acıdığı için evine

aldığını, PKK'ya götürdüğünün doğru olmadığını, ... il binasının önünde kamera

bulunduğunu, kameraya bakıldığında kendisinin onunla orada görüşmediğinin

anlaşılacağını, üzerimden çıkan telefon numaraları ile ilgili olarak daha önce

ifadesinde belirttiklerini aynen tekrar ettiğini, üzerinden çıkan mektubun

ağabeyi tarafından gönderilmiş bir mektup olabileceğini, kimseyi PKK'ya

katılmak için götürmediğini, üzerine atılı suçlamayı kabul etmediğini ifade

etmiştir.

10. Soruşturma kapsamında 30.07.2015 tarihinde gözaltına alınıp,

31.07.2015 tarihinde tutuklanan başvurucu hakkında 18.01.2016 tarihli iddianame

ile silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kamu davası açılmıştır.

İddianamede başvurucunun terör örgütünün emir ve komuta zinciri içinde hareket

ederek örgütün kırsal alanına katılmak üzere mağdur R.T.yi Mersin'den Van'a

getirdiği, bu eyleminin, örgüt faaliyeti çerçevesinde yapılan görev dağılımı

gereğince yürütülen örgütsel bir faaliyet olduğu iddia edilmiştir.

11. Mahkeme 02.03.2016 tarihinde, istinabe suretiyle R.T.'yi

dinlemiştir., R.T., bu sefer soruşturma aşamasında verdiği beyanından farklı bir

beyanda bulunarak, Mersin'de oturmakta olduğunu, bahçe işlerinde çalıştığını,

Van'da teyzesi bulunduğunu, daha önce hiç yanına gitmediği teyzesini ilk defa

ziyaret etmek için otobüse binip Van'a gittiğini, sanık Şehriban Çobanı

(başvurucuyu ) ne Mersin'de ne Van'da önceden tanımadığını, anılan kişinin de

kendisi ile birlikte aynı otobüste yolculuk ettiğini ve otogara vardıklarında

gözaltına alındıklarını, örgüte katılma ve bu konuda kimseden yardım alma gibi

bir durumunun söz konusu olmadığını ifade etmiştir.

12. Mağdur sıfatını haiz R.T., müdafi eşliğinde savcılık sorgusu

sırasında verdiği ifadesinin okunup sorulması üzerine, bu ifadeyi kabul

etmediğini, çok yorgun ve korkmuş olması nedeniyle o şekilde ifade verdiğini,

şimdi (yeni) verdiği ifadesinin doğru olduğunu, tanımadığı sanıktan şikayetçi

olmadığını ve davaya katılmak istemediğini ifade etmiştir.

13. Van 2. Ağır Ceza Mahkemesinde (Mahkeme) görülen yargılamanın

15.03.2016 tarihli celsesinde müdafisi ile birlikte hazır bulunan başvurucuya,

mağdur R.T.nin istinabe suretiyle alınan beyanı okunmuş, başvurucu müdafi

eşliğinde savunma yapmıştır. Başvurucu; soruşturma aşamasındaki savunmasını

tekrar ederek, özetle R.T.yi daha önceden tanımadığını, Van'da bulunan

akrabalarını ziyaret etmek için Van'a gitmeyi planladığını, R.T.nin de

Yüksekova'da bulunan akrabalarının yanına gitmek istediğini beyan etmesi

üzerine R.T. ile birlikte yolculuk yaptıklarını, R.T.ye başkasına ait bir

kimlik kartı vermediğini ifade etmiştir. Başvurucunun müdafi de aynı celsede mağdurun

soruşturma aşamasındaki soyut beyanı dışında aleyhe bir delil bulunmadığını ve

mağdurun bu beyanının çelişkili olduğunu belirterek olayın aydınlatılması için

tahkikatın genişletilmesi talebinde bulunmuştur.

14. Bu arada, terör suçlarından yargılanmakta olan tutuklu veya

hükümlülerin ceza infaz kurumlarında 2016 yılı Mart ayı itibarıyla, ses

getirecek firar, ayaklanma veya rehin alma gibi eylemlerde bulunacaklarına dair

istihbarata dayalı bir bilgi elde edilmesi üzerine, ceza infaz kurumlarının bağlı

bulunduğu idareler, meydana gelebilecek olaylara karşı tedbir almaları

hususunda Bakanlık tarafından bilgilendirilmiştir. Bu kapsamda başvurucunun

tutuklu olarak bulunduğu Van M Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun şehir

merkezinde terör olaylarının sıklıkla yaşanmakta olduğu mahallelere yakın bir

mevkide yer aldığı, İnfaz Kurumunda meydana gelebilecek herhangi bir toplu

eylemde civardaki terörist unsurların ve Kurumdaki diğer hükümlü veya

tutukluların eylemlere destek verme riskinin yüksek olduğu, koğuş kapasitesinin

aşılması sonucu asayişe konu olaylarda artış yaşandığı gözetilerek aralarında

başvurucunun da yer aldığı, terör örgütü üyeliği suçundan yargılanan bazı

tutukluların başka bir ceza infaz kurumuna nakledilmesi talep edilmiştir.

15. Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünce (Genel Müdürlük)

nakil talebinin uygun görülmesi üzerine başvurucu 28.03.2016 tarihinde Ankara

Sincan Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna (İnfaz Kurumu) sevk edilmiştir. Sevkin

uygun görüldüğüne dair yazıda, sevk edilen tutukluların yargılandıkları

mahkemelerden duruşmalarda bulundurulmalarına ilişkin müzekkere gelmesi hâlinde

bu duruşmaların Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile yapılması, SEGBİS

ile duruşma yapılamadığı takdirde ilgili yer Cumhuriyet başsavcılıklarınca

gerekli güvenlik önlemleri alınarak tutukluların duruşmalara götürülmeleri

istenmiştir.

16. Mahkeme, başvurucunun 14.04.2016 tarihinde yapılması

planlanan duruşmaya SEGBİS aracılığı ile katılımının sağlanmasını temin etmek

üzere İnfaz Kurumuna müzekkere yazmıştır.

17. Anılan müzekkereye istinaden başvurucu; Mahkemeye sunduğu

dilekçede SEGBİS aracılığı ile duruşmaya katılmak istemediğini, duruşmada hazır

bulunarak savunma yapmak istediğini beyan etmiştir.

18. Başvurucunun müdafisinin hazır bulunduğu 14.04.2016 tarihli

celsede başvurucunun SEGBİS aracılığı ile duruşmaya katılmak istemediğine dair

dilekçesi okunmuştur. SEGBİS odasında bulunmayı reddetmesi nedeniyle SEGBİS

bağlantısı kurulmaksızın başvurucunun yokluğunda duruşmaya devam edilmiştir.

Duruşmada başvurucunun müdafine, mağdur R.T.nin talimatla alınan beyanı ile üst

araması sırasında başvurucunun üzerinde ele geçirilen bir mektubun tercümesine

ilişkin bilirkişi raporu okunmuş ve bu belgelere karşı beyanı sorulmuştur.

19. Başvurucu müdafi; mağdur R.T.nin başvurucu aleyhindeki

beyanlarını geri aldığını, başvurucunun aleyhinde başka bir delil de

bulunmadığını belirterek tahliye kararı verilmesini talep etmiştir.

20. Aynı celsede Savcılık da esas hakkındaki mütalaasını

sunmuştur. Mütalaada, iddianameden farklı herhangi bir olaya ya da olguya yer

verilmemiştir. Başvurucu müdafisinin mütalaaya karşı savunma yapmak için süre

talebinde bulunması üzerine Mahkemece talep kabul edilerek duruşma 12.05.2016

tarihine ertelenmiştir.

21. Mahkeme duruşma tarihinde başvurucunun SEGBİS odasında hazır

edilmesi için İnfaz Kurumuna müzekkere yazmış; bunun üzerine İnfaz Kurumu,

SEGBİS aracılığı ile duruşmaya katılımının sağlanması için SEGBİS odasında

hazır edilmesinin istendiği hususunda başvurucuyu bilgilendirmiştir.

22. Başvurucu, Mahkemeye sunduğu 26.04.2016 tarihli dilekçesinde

çeşitli Yargıtay kararlarına atıf yapmak suretiyle savunma hakkının

kısıtlanmaması için duruşmada hazır bulundurulmasının gerekli olduğunu ve video

konferans yöntemi ile kendisini etkin bir şekilde savunmasının mümkün

olmadığını belirterek SEGBİS odasında hazır bulunmayacağını, duruşmaya bizzat

katılmak istediğini beyan etmiştir.

23. Yargılamanın 12.05.2016 tarihli son celsesinde başvurucunun

bizzat duruşmada hazır bulunma talebini değerlendiren Mahkeme, başvurucunun

savunmasının esaslı bölümünü oluşturan kısmının (sorgusunun) birinci celsede

Mahkeme huzurunda yapıldığı, yargılamanın gerçekleştirildiği Van il merkezinde

ve çevresinde meydana gelen terör olayları nedeniyle hem başvurucunun hem de

kamu görevlilerinin güvenliğinin tehlikeye düşmesi ihtimali bulunduğundan

Ankara'daki Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu bulunan başvurucunun bu ilden

Mahkemeye transferi sırasında güvenlik sorunu yaşanabileceği ve video konferans

yöntemi ile savunma alınmasının ilgili mevzuata uygun olduğu gerekçesiyle ara

karar ile talebin reddine karar verilmiş ve başvurucunun yokluğunda duruşmaya

devam edilmiştir.

24. Duruşma esnasında başvurucunun müdafi esas hakkındaki

mütalaaya karşı savunma yapmış ve savunmasında özetle; mütalaaya

katılmadıklarını, örgüt üyeliği suçunun işlendiğine dair somut bir delil

bulunmadığını, başlangıçta başvurucunun aleyhinde beyanda bulunan R.T.nin söz

konusu beyanlarının çelişkili olduğunu belirtmiştir.

25. Mahkeme, 12.05.2016 tarihli kararı ile başvurucunun “silahlı

terör örgütü üyesi olma” suçundan 8 yıl 9 ay hapis cezası ile

cezalandırılmasına hükmetmiştir.

26. Anılan kararda:

- Soruşturma aşamasında terör örgütünün kırsal kadrosuna katılım

yapmak üzere Mersin ilinden Van iline kendisini Şehrivan ÇOBAN' ın getirdiğini

beyan eden Mağdur R.T.'nin kovuşturma aşamasında Şehrivan ÇOBAN'ı hiç bir

şekilde tanımadığını beyan etmesinin kabul edilemeyeceği, zira sanık Şehrivan

ÇOBAN'ın dahi ikrara dayalı anlatımlarında R.T. ile Mersin ilinde tanıştığını,

Mersin'deki evinde bir gece misafir ettiğini, birlikte yolculuk yaptıklarını,

otobüs biletini kendisinin aldığını, yolda tişörtünü verdiğini beyan ettiği,

ayrıca 30.07.2015 tarihli olay tutanağında, mağdur ve sanığın otobüsten

indikten sonra birlikte tuvalete gittiklerinin ve daha sonra da servis aracına

birlikte bindiklerinin tespitli olduğu,

- 30. 07.2015 tarihli olay tutanağına göre, kimlik tespiti

sonrası yapılan GBT sorgulamasında R.T.nin, ailesinin başvurusu üzerine

28.07.2015 tarihinden itibaren kayıp şahıs olarak arandığının anlaşıldığı,

dolayısıyla akraba ziyaretine giden bir kimse hakkında ailesinin kayıp şahıs

müracaatı yapmasının düşünülemeyeceği,

- Belirtilen nedenlerle soruşturma aşamasında ayrıntılı bir

anlatımda bulunan mağdurun kovuşturma aşamasında anılan beyanlarından

dönmesinin sanığı suç ve cezadan kurtarma amacına yönelik olduğu sonucuna

varıldığı, hal böyle olunca da mağdurun dosya kapsamı ile uyumluluk gösteren

soruşturma aşamasındaki beyanlarının kovuşturma aşamasındaki beyanlarına üstün

tutulduğu, aynı nedenlerle sanığın inkâra dayalı savunmasına da itibar

edilemeyeceği,

belirtilmiştir.

27. Başvurucu; çelişkili tanık beyanının hükme esas alındığını,

SEGBİS aracılığı ile duruşmaya katılmayı reddederek duruşmada bizzat hazır

bulunmayı talep ettiği hâlde usule aykırı bir şekilde yokluğunda duruşma

yapıldığını belirterek hükmü temyiz etmiştir.

28. Yargıtay 16. Ceza Dairesi 01.02.2017 tarihli kararı ile

hükmü onamıştır. Kararda; başvurucunun, yaşı küçük olan mağdurun kimliğini

gizlemek amacıyla mağdura kıyafet vermesi, başkasına ait nüfus cüzdanı temin

etmesi ve sahte otobüs bileti alması şeklindeki eyleminin silahlı terör

örgütüne eleman kazandırma organizasyonu içinde yer aldığını gösterdiği,

dolayısıyla Mahkemenin başvurucunun silahlı terör örgütü üyesi olduğu yönündeki

kabulünün yerinde olduğu sonucuna varıldığı belirtilmiştir.

29. 02.05.2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.

30. Başvurucu, SEGBİS aracılığı ile duruşma yapılmasının savunma

açısından kendisini zor duruma düşürdüğünü, bu nedenle bu şekilde duruşmaya

katılmayı reddettiğini, ilgili mevzuat hükümlerine ve yerleşik içtihada göre

esas hakkındaki mütalaanın yüzüne karşı okunması gerektiği hâlde gıyabında

duruşma yapıldığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

31. Anayasa Mahkemesi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin

birçok kararında da belirtildiği üzere sanık olarak yargılanan kişinin hem

dinlenme hakkı hem de hakkındaki iddiaların doğruluğunu denetleme ve kendi

ifadesini herhangi bir şekilde olaya dâhil edilen (mağdur ve tanık gibi) diğer

kişilerin ifadeleriyle karşılaştırabilme ihtiyacı dikkate alındığında, adil ve

hakkaniyete uygun bir ceza yargılamasından bahsedebilmek için sanığın mahkeme

huzuruna çıkarılması büyük bir önem taşımaktadır. Zira sanığın duruşmada hazır

bulunmaması halinde "bizzat savunma", "tanık sorgulama veya

sorgulatma" gibi haklarını kullanması zorlaşmaktadır. Hal böyle olunca da

sanığın duruşmada hazır bulunma hakkının güvence altına alınması gerekmektedir.

Bu itibarla çoğunluk görüşüne dayalı kararda sanığın duruşmada hazır bulunması

hakkına ilişkin olarak yapılan ilkesel açıklamalara katılmamak mümkün değildir.

32. Bununla birlikte, kararda da belirtildiği üzere, Anayasa’nın

36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı kapsamında bulunan duruşmada

hazır bulunma hakkı, mutlak olmayıp, durumun gerektirdiği hallerde ve

koşullarının varlığı halinde sınırlamalara tabi tutulabilecek nitelikte bir

haktır.

33. Bu bağlamda, bir sanığın, hakkındaki yargılamada

gerçekleştirilen duruşmalara bizzat mahkemenin duruşma salonuna gelmek

suretiyle katılımı yerine SEGBİS yöntemiyle katılımının öngörülmesi durumunda,

bu durumun, “duruşmada hazır bulunma hakkına” yapılmış bir sınırlama olup

olmadığının ve sınırlama ise bu sınırlamanın olay bazında Anayasa’ya uygun olup

olmadığının tartışılması gerekmektedir.

34. Belirtilen durum, çoğunluk görüşüne dayalı kararda sınırlama

olarak nitelendirilmiştir. Kanaatimizce de bu bir sınırlamadır. Zira duruşmada

hazır bulunma hakkının anlam, kapsam ve kişilere sağladığı olanakların önemine

ilişkin olarak çoğunluk görüşüne dayalı kararda yer verilen ve bizim

katıldığımız gerekçeler nedeniyle, “duruşmada hazır bulunma hakkı” nda olması

gereken (asıl kural), bir suç isnadı ile yargılanan bir kişinin hakkındaki

yargılamada gerçekleştirilen duruşmalara bizzat mahkemenin duruşma salonuna

gelerek katılımının sağlanmasıdır. Bununla birlikte SEGBİS ve benzeri

yöntemlere başvurulması her durumda “duruşmada hazır bulunma hakkı” nın ihlali

olarak yorumlanmamalı, bir başka söyleyişle konuya kategorik olarak

yaklaşılmamalı, konu her bir olay bazında, her olayın kendine özgü koşullarının

dikkate alınması suretiyle değerlendirilmelidir.

35. AİHM de, sanığın, video konferans yöntemi ile duruşmalara

katılmasının tek başına Sözleşme’ye aykırı olmadığını, ancak her bir davanın

kendine özgü koşullarında, bu yöntemin uygulanmasının meşru bir amaç

taşımasının ve uygulanmasına ilişkin koşulların (Sözleşme'nin 6. maddesinde

öngörüldüğü şekliyle) savunma hakkına ilişkin gerekliliklerle uyumlu olmasının

gerektiğini belirtmektedir. (Asciutto/İtalya B. No: 35795/02, 27/11/2007)

36. Somut olayda başvurucu, Van 2. Ağır Ceza Mahkemesinde

görülen hakkındaki yargılamanın 15.03.2016 tarihli duruşmasına bizzat

mahkemenin duruşma salonuna gelerek müdafisi ile birlikte katılmış, aynı

şekilde katılmak istediğini belirten dilekçeler göndererek, Mahkemece SEGBİS

aracılığı ile katılması istenilen ve SEGBİS aracılığı ile gerçekleştirilen

(müdafisinin hazır bulunduğu) 14.04.2016 tarihli duruşma ile 12.05.2016 tarihli

son duruşmaya ise katılmamış, duruşmalar başvurucunun katılımı olmaksızın

gerçekleştirilmiştir.

37. İlgili mevzuatta SEGBİS yönteminin ne olduğu, alt yapısının

nasıl oluşturulduğu, hangi durumlarda uygulanabileceği, bu yöntemin

kullanılmasına hangi merciin karar vereceği açık bir şekilde düzenlenmiştir.

Anılan düzenlemelerde yer alan hükümlere göre, SEGBİS, Ulusal Yargı Ağı Bilişim

Sisteminde (UYAP) ses ve görüntünün aynı anda elektronik ortamda iletildiği,

kaydedildiği ve saklandığı bir bilişim sistemidir. Bu sistem ile ifadesi

alınanların duruşma salonundakileri görebilme ve söylenenleri duyabilme imkânı

bulunduğu gibi yargılama makamı ve duruşmada hazır bulunan diğer kişiler de

aynı şekilde ifade alma, beyanda bulunma ve soru yöneltme gibi yargısal

işlemleri karşılıklı olarak gerçekleştirebilme imkânına sahip bulunmaktadırlar.

38. SEGBİS yöntemiyle ceza infaz kurumuna veya yargılama

makamının yargı çevresi dışında bulunan kişilerin bir an önce hâkim önüne

çıkarılması ve haklarında makul sürede karar verilebilmesi olanağı

sağlanmaktadır. Ayrıca SEGBİS sisteminin kullanılması suretiyle, ceza infaz

kurumunda bulunan kişilerin araç ile yargılamayı yürüten mahkeme huzuruna

getirilmesine gerek kalmamakta, bu suretle nakiller sırasında meydana

gelebilecek kaza veya terör saldırısı gibi ihtimaller bertaraf edilerek meydana

gelebilecek zararlar önlenmektedir.

39. Diğer taraftan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'na göre

Hâkim veya Mahkeme, zorunlu gördüğü durumlarda, aynı anda görüntülü ve sesli

iletişim tekniğinin kullanılması suretiyle yurt içinde bulunan sanığın

sorgusunu yapabilme veya duruşmalara katılmasına karar verebilme yetkisine

sahip bulunmaktadır.

40. Somut olayda başvurucu 15.03.2016 tarihinde yapılan ilk

duruşmada tutuklu olarak Mahkeme’nin duruşma salonunda hazır bulunmuş,

dosyadaki tüm bilgi ve belgeler yüzüne karşı okunarak, bunlara karşı beyanları

sorulmuş, Mahkeme tarafından atanan tercüman aracılığıyla savunmasını yapmış, savunmasında

kendisine yöneltilen suçlamaları reddetmiştir.

41. Bu arada Adalet Bakanlığı tarafından yapılan bir

bilgilendirmeye bağlı olarak, başvurucunun barındırılmakta olduğu Ceza İnfaz

Kurumu tarafından aralarında başvurucunun da bulunduğu terör örgütü üyeliği

suçundan yargılanan bazı tutukluların başka bir ceza infaz kurumuna

nakledilmeleri talep edilmiş, başvurucu da bu kapsamda Ankara Sincan Kadın

Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna nakledilmiştir. Bir başka söyleyişle başvurucu somut

bir güvenlik gerekçesiyle Ankara Sincan Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna

nakledilmiştir.

42. Başvurucu hakkındaki yargılamanın nakil işleminin

gerçekleşmesinin ardından yaşanan sürecinde, yargılamayı yapan Mahkemece hem

nakil olayının gerekçesini oluşturan güvenlik sorunları (Van il merkezinde ve

çevresinde meydana gelen terör olayları nedeniyle hem başvurucunun hem de kamu

görevlilerinin güvenliğinin tehlikeye düşmesi ihtimali ile Ankara'daki Ceza

İnfaz Kurumunda tutuklu bulunan başvurucunun bu ilden Mahkemeye transferi sırasında

yaşanabilecek güvenlik sorunları), hem yöneltilen suçlamalara karşı savunmasını

Mahkeme’nin duruşma salonunda bizzat yaptığı, hem de dosyada savunma yaptığı

konu dışında başka bir husus bulunmadığı hususları ile sanıkların SEGBİS

yöntemi ile duruşmalara katılımlarının sağlanıp savunmalarının alınmasının

ilgili mevzuata uygun olduğu gerekçeleriyle, başvurucunun duruşmalara SEGBİS

yöntemi ile katılımının sağlanmasına karar verilmiş ve aynı nedenlerle

başvurucunun bizzat mahkeme salonuna gelerek duruşmalara katılma talebi

reddedilerek duruşmalara başvurucunun yokluğunda devam edilmiştir.

43. Öte yandan başvurucunun bizzat hazır bulunmadığı ikinci ve

üçüncü celselerde, müştekinin veya herhangi bir tanığın dinlenmediği,

başvurucunun aleyhinde delil olabilecek veya aleyhinde değerlendirilebilecek

savunması yapılmamış herhangi bir bilgi veya belge dosyaya girmemiş,

duruşmalarda mağdurun talimatla alınan ve soruşturma aşamasındaki ifadesinin

tersine tamamen sanık (başvurucu) lehine olan ifadesi ile güvenlik kuvvetlerince

başvurucunun üzerinde ele geçirilen mektubun tercümesine ilişkin bilirkişi

raporları okunup, bu belgelere karşı, duruşma salonunda hazır olan başvurucu

müdafisine beyanları sorulmuş, Cumhuriyet Savcısı’nın esas hakkındaki mütalaası

alınmıştır. Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki mütalaasının, başvurucunun

bizzat savunmasını yaptığı iddianameden farklı herhangi bir olay ve olguyu

içermediği anlaşılmaktadır. Ayrıca iddianame ile de tutarlılık taşıdığı

görülmektedir. İddianameye karşı da biraz önce belirtildiği üzere başvurucu

tarafından bizzat duruşma salonunda, birinci celsede savunmada bulunulmuş,

Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki mütalaasına karşı ise başvurucu müdafi

tarafından bizzat Mahkeme salonunda ayrıntılı olarak savunma yapılmıştır.

44. 5271 Sayılı Kanun’un 196.maddesinin (5) numaralı fıkrasında “Hastalık veya disiplin önlemi ya da zorunlu diğer

nedenlerle yargılamanın yapıldığı yargı çevresi dışındaki bir hastahane veya

tutukevine nakledilmiş olan sanığın, sorgusu yapılmış olmak koşuluyla, hazır

bulundurulmasına gerek görülmeyen oturumlar için getirilmemesine mahkemece

karar verilebilir.” hükmü yer almaktadır.

45. Somut olayda, başvurucu hakkında gerçekleştirilen ve

ayrıntılarına yukarıda yer verilen yargılama, kendine özgü koşulları dikkate

alınarak bir bütünlük içerisinde değerlendirildiğinde, olayda SEGBİS yöntemine

başvurma konusunda ilgili kanun maddesinde belirtilen “zorunlu nedenler”in

gerçekleştiğinin mahkeme tarafından yeterli gerekçelerle ortaya konulduğu ve

başvurucuya, dezavantajlı konumda olmayacak şekilde kendisini savunma, duruşma

sürecine etkin bir şekilde dâhil olma, duruşma salonundakileri net bir biçimde

görebilme, söylenenleri duyabilme, herhangi bir sınırlamaya maruz kalmadan

savunmasını yapabilme ve karşı tarafa soru yöneltebilme ve varsa müdafi

yardımından da yararlanma imkânlarının sunulduğu, sunulan bu imkânların

yargılamanın belli bir aşamasından itibaren başvurucunun kendisi tarafından

kullanılmadığı anlaşılmaktadır.

46. Hal böyle olunca olayda başvurucunun Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki duruşmada

hazır bulunma hakkının ihlal edilmediği sonucuna ulaşılmaktadır.

47. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki duruşmada

hazır bulunma hakkının ihlal edilmediği kanaatiyle çoğunluk görüşüne

katılmadık.

Üye

Hicabi DURSUN

FARKLI GEREKÇE

1. Mahkemenin Sayın çoğunluğu tarafından başvurucunun adil

yargılama kapsamındaki duruşmada hazır bulunma hakkını ihlal edildiğine karar

verilmiştir. Başvurucunun adil yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki

çoğunluk kararına duruşmada hazır bulunma güvencesi yönünden değil, esas

hakkındaki mütalaa tebliğ edilmeden ve esas hakkındaki savunmaya ilişkin haklar

hatırlatılmadan sorgudaki savunmaya itibar edilerek karar verilmesi dolayısıyla

savunma için yeterli zaman ve kolaylıklardan yararlandırılma güvencesi yönünden

ihlal kararı verilmesi gerektiği düşüncesiyle farklı gerekçe ile katılıyorum.

2. Olay ve olgular mahkememizin gerekçeli kararında ayrıntılı

olarak özetlenmiştir. Bu bağlamda başvurucunun yargılandığı davada ilk

savunmasının mahkeme heyeti önünde müdafii ile birlikte yaptıktan sonra

bulunduğu Van yargı çevresinden, Van merkezde ve civar illerde terör olaylarının

artması ile Mart ayı itibarıyla ses getirecek firar, ayaklanma ve rehin alma

gibi eylemlere ilişkin istihbarat bilgilerinin bulunması gerekçesiyle Ankara

Sincan Kadın Kapalı Cezaevine nakledildiği anlaşılmaktadır.

3. Bunun üzerine Mahkeme, başvurucunun duruşmaya SEGBİS yoluyla

katılımının sağlanmasına karar vermiş ancak başvurucu SEGBİS ile duruşmaya

katılmak istemediğine ve bizzat duruşmada hazır bulunmayı talep ettiğine dair

dilekçe sunmuştur.

4. Mahkeme 14/4/2016 tarihinde yapılan ikinci duruşma için

başvurucunun tutuklu olduğu ceza infaz kurumundaki SEGBİS odasında hazır

edilmesi şeklinde bir yönteme başvurmaksızın duruşmayı başvurucunun yokluğunda

ve fakat müdafisinin katılımıyla gerçekleştirmiştir. Başvurucunun hazır

bulunmadığı bu duruşmada Cumhuriyet savcısı esas hakkındaki mütalaasını

sunmuştur. Başvurucu müdafiinin esas hakkındaki savunma yönünden süre talep

etmesi üzerine duruşma 12/5/2016 tarihine ertelenmiştir.

5. Mahkemenin anılan duruşma için başvurucunun SEGBİS odasında

hazır edilmesi yönündeki talimatına rağmen başvurucu Mahkemeye sunduğu

26/4/2016 tarihli dilekçesinde SEGBİS odasında hazır bulunmayacağını ve

duruşmaya bizzat katılmak istediğini beyan etmiştir.

6. Başvurucunun yargılandığı davadaki 12/5/2016 tarihli bu son duruşmada

Mahkeme başvurucunun duruşmada bizzat hazır bulunma talebinin reddine karar

vermiştir. Mahkeme bu kararı verirken başvurucunun savunmasının esaslı bölümünü

oluşturan sorgusunun birinci celsede Mahkeme huzurunda yapıldığı ve ayrıca

başvurucunun bizzat duruşmaya getirilmesinin güvenlik sorununa yol açabileceği

gerekçelerine dayanmıştır.

7. Mahkeme duruşmada başvurucunun müdafiinin esas hakkındaki

savunmasını alarak mahkûmiyet hükmü tesis etmiştir. Böylelikle, yokluğunda

yapılan bu karar duruşmasında başvurucunun esas hakkındaki savunması alınmadan

hüküm verilmiştir.

8. UYAP; teknolojik gelişmeleri kullanarak Adalet Bakanlığı

merkez ve taşra teşkilatının, bağlı ve ilgili kuruluşların, adli ve idari tüm

yargı veya yargı destek birimlerinin donanım veya yazılım olarak iç

otomasyonunu benzer şekilde bilgi otomasyonun sistemlerini kurmuş kamu kurum ve

kuruluşları ile dış entegrasyonu sağlayan bir bilişim sistemidir. Elektronik

imza alt yapısına uygun olarak geliştirilmiş merkezi bir bilgi sistemi kurulmuş

bu sistemde yargı ve yargı destek birimleri arasında fonksiyonel tam

entegrasyon sağlanmıştır. Sistemde elektronik imza rolleri bulunan hâkim,

savcı, avukat, zabıt kâtibi, vatandaş yetkileri çerçevesinde her türlü bilgi

belge sisteme aktarmakta sistemde aktif ve güvenli işleyişi sağlamaktadır. Daha

önce yazışma ve ara kararı gerektiren bilgi ve belgeler e devlet sisteminden

güvenli olarak doğrudan temin edilebilmektedir.

9. UYAP ile ilgili kanuni alt yapı başta 5271 sayılı Kanun (CMK)

olmak üzere Hukuk Muhakemeleri Kanunu ve ilgili bütün kanunlara ve

yönetmeliklere düzenlemeler konularak sağlanmıştır. Bu bağlamda CMK’nın “Elektronik işlemler” kenar başlıklı 38/A

maddesinde UYAP ile ilgili olarak (ayrıntılı hükümler içeren) şu düzenlemeye

yer verilmiştir.

“(1) Her türlü ceza muhakemesi işlemlerinde

Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) kullanılır. Bu işlemlere ilişkin her

türlü veri, bilgi, belge ve karar, UYAP vasıtasıyla işlenir, kaydedilir ve

saklanır.

(2) Kanunlarda gösterilen istisnalar hariç olmak

üzere, dosyalar güvenli elektronik imza kullanılarak UYAP’tan incelenebilir ve

her türlü ceza muhakemesi işlemi yapılabilir.

(3) Bu Kanun kapsamında fiziki olarak

hazırlanması öngörülen her türlü belge ve karar elektronik ortamda

düzenlenebilir, işlenebilir, saklanabilir ve güvenli elektronik imza ile

imzalanabilir.

(4) Güvenli elektronik imza ile imzalanan

belge ve kararlar diğer kişi veya kurumlara elektronik ortamda gönderilir.

Güvenli elektronik imza ile imzalanarak gönderilen belge veya kararlar,

gerekmedikçe fiziki olarak ayrıca düzenlenmez ve ilgili kurum ve kişilere

gönderilmez.

(5) Elektronik imzalı belgenin elle atılan

imzalı belgeyle çelişmesi halinde UYAP’ta kayıtlı olan güvenli elektronik

imzalı belge geçerli kabul edilir.

(6) Güvenli elektronik imza ile imzalanan

belge ve kararlarda, mühürleme işlemi ile kanunlarda birden fazla nüshanın

düzenlenmesini öngören hükümler uygulanmaz.

(7) Zorunlu nedenlerle fiziki olarak

düzenlenmiş belge veya kararlar, yetkili kişilerce taranarak UYAP’a aktarılır

ve gerektiğinde ilgili birimlere elektronik ortamda gönderilir.

(8) Elektronik ortamdan fiziki örnek

çıkartılması gereken hallerde tutanak veya belgenin aslının aynı olduğu

belirtilerek hâkim, Cumhuriyet savcısı veya görevlendirilen yetkili kişi

tarafından imzalanır ve mühürlenir.

(9) Elektronik ortamda yapılan işlemlerde süre

gün sonunda biter.

(10) Yargı birimlerinin ihtiyaç duyduğu nüfus,

tapu, adlî sicil kaydı gibi dış bilişim sistemlerinden UYAP vasıtasıyla temin

edilen bilgi, belge ve kayıtlar, zorunlu olmadıkça ayrıca fiziki olarak

istenilmez. UYAP’tan dış bilişim sistemlerine gönderilen bilgi ve belgeler

ayrıca zorunlu olmadıkça fiziki ortamda gönderilmez.

(11) Ceza muhakemesi işlemlerinin UYAP’ta

yapılmasına dair usul ve esaslar, Adalet Bakanlığı tarafından çıkarılacak

yönetmelikle düzenlenir.”

10. CMK’nın 147. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (h) bendinde

ise ifade alma ve sorgu işlemlerinde kaydında teknik imkanlardan

yararlanılacağı hükmüne yer verilmiştir. Aynı kanunun 196. maddesinde de “Sanığın duruşmadan bağışık tutulması”

kenar başlığı altında sanığın aynı anda görüntülü ve sesli iletişim tekniğinin

kullanılması suretiyle sorgusunun ve savunmasının yapılabileceği

belirtilmiştir.

11. SEGBİS ise sistemi ulusal ağı yargı sisteminde ses ve

görüntünün aynı anda elektronik ortamda iletildiği, kaydedildiği bir bilişim

sistemidir. SEGBİS teknik özellikleri ve donanımı itibariyle UYAP’ta görüntülü

kayıt yapıldığı takdirde duruşma salonunun bir parçası olarak işlev görmektedir.

Sistemde ifade alınırken SEGBİS ile duruşma salonuna bağlanan kişiler duruşma

salonundakileri görmekte duruşmada yapılanları takip edebilmekte konuşulanları

duyabilmektedir.

12. SEGBİS sistemine ilişkin esas ve usulleri düzenlemek

amacıyla çıkarılan ve 29/9/2011 tarihli ve 28060 sayılı Resmî Gazete’de

yayımlanarak yürürlüğe giren Ceza Muhakemesinde Ses ve Görüntü Bilişim

Sisteminin Kullanılması Hakkında Yönetmelik’in 9. maddesinde görüntülü ve sesli

iletişim tekniğinin kullanılması imkânın varlığı halinde kanunlardaki usul

esaslar dairesinde soruşturma veya kovuşturma aşamasındaki yapılan her türlü

işlemin SEGBİS ile kayda alınacağı belirtilmiştir. Aynı Yönetmeliğin ceza infaz

kurumunda bulunanlar başlığı altında ceza infaz kurumunda bulunan kişinin SEGBİS

ile dinlenebileceği ve bu sistem ile duruşmaya katılabileceği düzenlenmiştir.

13. Öte yandan Anayasa’nın 141. maddesinde son fıkrasında “Davaların az giderle ve mümkün olan süratle

sonuçlandırması yargının görevidir.” denmektedir. Bunun bir

yansıması olarak CMK’nın temel yaklaşımı duruşmanın tekliği (tek bir celsede

tamamlanması) ilkesidir. UYAP ve SEGBİS sistemi teknik alt yapısı ve sağladığı

imkanlar ile bilgi ve belgeye ulaşım kolaylığı göz önüne alındığında tümüyle bu

sistemi sağlamaya yönelik olarak tasarlandığı söylenebilir. Dolayısıyla SEGBİS

sistem olarak Anayasa’nın bu kuralına uygun ve kuralla öngörülen meşru amacı

sağlamaya yönelik olarak işlemektedir.

14. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde

başvurucunun duruşmaya SEGBİS yoluyla katılımın sağlanması başlı başına adil

yargılanma hakkına aykırı bir durum değildir.

15. Bununla birlikte başvurucunun yargılandığı davada Mahkeme

başvurucunun hazır bulunmadığı duruşmada veya SEGBİS yoluyla da katılım

sağlamadığı duruşmada Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki mütalaasını

almıştır. Bu mütalaanın duruşmaya katılmamış olan başvurucuya tebliği yoluna da

gidilmemiştir. Mahkeme gerek mütalaanın sunulduğu gerekse hükmün verildiği

duruşmalar için başvurucunun ceza infaz kurumundaki SEGBİS odasında

duruşmaların yapıldığı sırada hazır edilmesini sağlamamıştır. Böylelikle

başvurucunun yokluğunda başvurucu müdafinin yaptığı savunma ve başvurucunun ilk

savunması esas alınarak hüküm kurulmuştur.

16. Adil yargılanma hakkının en temel güvencelerinden biri

kişilerin mahkeme önünde savunmalarını dile getirebilmeleri için zaman ve

kolaylıklardan yararlanmalarının sağlanmasıdır. Bu çerçevede CMK’nın 147.

maddesinde ifade ve sorgunun nasıl yapılacağı ayrıntılı olarak düzenlenmiş;

ayrıca susma hakkı yönünden de hükümlere yer verilmiştir. Yine aynı Kanun’un

216. maddesinde delillerin tartışılması sırasında esas hakkındaki mütalaaya

karşı sanığa savunma yapması için söz verileceği belirtilmiştir.

17. Somut olayda başvurucunun, Mahkemenin kendisini SEGBİS

yoluyla duruşmada hazır etme talebini kabul etmediği ve SEGBİS odasına

çıkmadığı, bunun üzerine Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki mütalaası

başvurucuya tebliğ edilmeden, başvurucunun ilk savunmasını Mahkeme önünde

yapması yeterli görülerek ve yalnızca müdafiinin esas hakkındaki savunması

alınarak hüküm verildiği anlaşılmaktadır. Bu bağlamda Mahkemenin esas

hakkındaki mütalaayı başvurucuya tebliğ etme, sonrasında CMK’nın 147. ve

devamındaki maddelerinde yer alan hakları da hatırlatılarak savunma için süre

verme, buna rağmen savunma yapmadığı takdirde anılan maddedeki susma hakkını

hatırlatarak savunma yapmadığı taktirde bu hakkını kullanmış varsayacağını

başvurucuya tebliğ etme gibi alternatif bazı yolları kullanmayı

değerlendirmeden başvurucunun esas hakkındaki savunmasını almaksızın hüküm

tesis etmesi savunma hakkı bağlamında önemli bir kısıtlamaya sebebiyet

vermiştir.

18. Bu bağlamda CMK’nın 147. ve 216. maddelerinde düzenlenen

hakları kullanma yetkisinin ceza yargılamalarında bizzat yargılanan kişiye

(sanığa) ait olduğu göz ardı edilmemelidir. Bu durumda başvurucunun duruşmada

bizzat hazır bulunma talebi Mahkemece reddedildikten sonra SEGBİS odasında

hazır edilmesinin sağlanması veya en azından bu durumun ve davanın

bitirileceğinin başvurucuya bildirilmesi de Mahkemece uygulanabilecek

yöntemlerden biri iken bu yönde bir girişimde de bulunulmamıştır. Böyle bir

yöntemden sarfınazar edilmesi başvurucunun duruşma günü mahkemede bizzat hazır

edilme talebinin reddedildiğinden haberdar olmaksızın ve esas hakkındaki

savunmasını SEGBİS yoluyla da olsa Mahkemeye sunmasına imkân tanımaksızın

davanın hükme bağlanmasına neden olmuştur.

19. Bu nedenlerle somut olayın koşullarında başvurucunun adil

yargılanma hakkının esas hakkındaki savunma yönünden savunma için yeterli zaman

ve kolaylıklardan yararlandırılmaması nedeniyle ihlal edildiği görüşündeyim.

Dolayısıyla sayın çoğunluğun adil yargılanma hakkının başvurucunun SEGBİS

yoluyla dinlenilmeye çalışılmasından kaynaklı olarak duruşmada hazır bulunma

güvencesi bağlamında ihlal edildiği yönündeki görüşüne katılmıyorum.

Üye

Kadir ÖZKAYA

Üye

Rıdvan GÜLEÇ

Üye

Recai AKYEL

Üye

Yıldız SEFERİNOĞLU

Üye

Selahaddin MENTEŞ

Anayasa Mahkemesi Genel Kurul, E. 2017/22672, 6 Şubat 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası