İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

İ.c. Başvurusu (B. No: 2016/41492)

1. Başvuru, tutuklama tedbirinin hukuki olmaması

Başvuru No2016/41492Tarih13 Şubat 2020Okuma32 dk · 6.333 kelime

KÜNYE

Gizlilik Talebi Kabul Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm İ.C. Başvurusu

Karar tarihi
13 Şubat 2020
Başvuru Numarası
2016/41492
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.333 kelime·32 dk okuma·21 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, tutuklama tedbirinin hukuki olmaması

nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 5/10/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Komisyon tarafından başvurucunun tutuklamanın hukuki

olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiası

bakımından kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına,

diğer temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğine yönelik iddiaların ise kabul

edilemez olduğuna karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmamıştır.

III. OLAY VE

OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

9. Türkiye 15/7/2016 tarihinde askerî bir darbe

teşebbüsüyle karşı karşıya kalmış ve bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke

genelinde olağanüstü hâl ilan edilmiştir. Olağanüstü hâl 19/7/2018 tarihinde

son bulmuştur. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak-

bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden

ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet

Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu

değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169,

20/6/2017, §§ 12-25).

10. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke

genelinde darbe girişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle

bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY ile bağlantılı olan ve aralarında yargı

mensuplarının da bulunduğu çok sayıda kişi hakkında Cumhuriyet başsavcılıkları

tarafından soruşturma başlatılmıştır. Bu kapsamda teşebbüsün savuşturulduğu gün

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca -aralarında Yüksek Mahkeme üyelerinin de

bulunduğu- üç bine yakın yargı mensubu hakkında FETÖ/PDY ile bağlantılarının

bulunduğu iddiasıyla başlatılan soruşturmada bu kişilerin büyük bölümü hakkında

gözaltı ve tutuklama tedbirlerine başvurulmuştur (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§§ 51, 350).

11. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) İkinci

Dairesinin 16/7/2016 tarihli kararı ile -Ankara Batı Adliyesinde hâkim olarak

görev yapmakta olan- başvurucunun görevden uzaklaştırılmasına ve 24/8/2016 tarihinde

meslekten ihraç edilmesine karar verilmiştir.

12. Başvurucu, Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığınca

(Başsavcılık) FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan başlatılan soruşturma

kapsamında 18/7/2016 tarihinde gözaltına alınmıştır.

13. Başvurucu 20/7/2016 tarihinde Başsavcılıkta ifade

vermiştir. Başvurucunun ifade alma işlemi sırasında müdafii de hazır

bulunmuştur. Başvurucu ifadesinde özetle; İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk

Fakültesinden 1992 yılında mezun olduğunu, üniversite döneminde Kredi Yurtlar

Kurumuna bağlı İzmir İnciraltı Öğrenci Yurdunda kaldığını, bunun haricinde

başkaca bir yerde kalmadığını, 1995 yılında Şanlıurfa Adliyesinde hâkim olarak

göreve başladığını, 2010 yılı HSYK seçimlerinin ardından ilk çıkarılan

kararname ile Ceyhan Ağır Ceza Mahkemesi başkanı olarak atamasının yapıldığını,

eşinin 2012 yılında Kırıkkale Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazanması

sonrasında talebi üzerine 2013 yılında Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesi başkanı

olarak atandığını, adı geçen yapılanmanın dernek, vakıf veya diğer

kuruluşlarının herhangi bir gezisine ve yemeğine katılmadığını, isnat edilen

suçu kabul etmediğini beyan etmiştir. Başvurucunun müdafii, dosyada atılı

suçları işlediğine dair bir delil bulunmaması nedeniyle müvekkilinin serbest

bırakılmasını talep etmiştir.

14. Başvurucu 21/7/2016 tarihinde, anayasal düzeni

ortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve silahlı terör örgütüne üye olma suçlarından

tutuklanması istemiyle Başsavcılık tarafından Ankara Batı 1. Sulh Ceza

Hâkimliğine (Hâkimlik) sevk edilmiştir.

15. Başvurucu sorgudaki ifadesinde özetle Başsavcılıktaki

beyanlarını tekrar ederek kendiliğinden teslim olduğunu, kaçma şüphesinin ve

delilleri karartma ihtimalinin bulunmadığını belirtmiş ve serbest bırakılmayı

talep etmiştir. Sorgu sırasında başvurucunun müdafii de hazır bulunmuştur.

16. Hâkimlik 21/7/2016 tarihinde başvurucunun

tutuklanmasına karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

" Şüphelilerin üzerilerine atılı suçları işledikleri

konusunda kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut olguların bulunması,

şüphelilere atılı suçların CMK' nun 100. maddesinde sayılan katalog suçlardan

olması, suçların yasadaki cezasının üst sınırı itibariyle adli kontrol

hükümlerinin uygulanmasının yetersiz kalacağı ve delillerin karartılma

ihtimalinin bulunduğu, kaçma şüphelerinin varlığı da nazara alınarak

şüphelilerin CMK' nun 100 ve devamı maddeleri gereğince ayrı ayrı

tutuklanmalarına ... [karar verildi.] "

17. Başvurucu tutuklama kararına itiraz etmiş, Ankara

Batı 2. Sulh Ceza Hâkimliği 27/7/2016 tarihinde benzer gerekçelerle itirazı

reddederek başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir.

18. Hâkimliğin 6/8/2016 tarihli tutukluluğun devamına

dair karara başvurucu itiraz etmiş, Ankara Batı 2. Sulh Ceza Hâkimliğince

9/8/2016 tarihinde "...üzerine atılı suçun niteliği, tutuklamanın

tarihi, süresi, kolluk tutanakları ve aşamalardaki ifadelere göre de kuvvetli

suç şüphesi bulunmakla adli kontrol tedbirinin yetersiz kalacağı..." gerekçesiyle

itirazın kesin olarak reddine karar verilmiştir.

19. Başsavcılığın başvurucunun tutukluluk hâlinin gözden

geçirilerek tutukluluğunun devamına karar verilmesini talep etmesi üzerine

Ankara Batı 2. Sulh Ceza Hâkimliği 8/9/2016 tarihinde "...

tutuklanmasını gerektirir yasal nedenlerin halen devam ediyor oluşu, atılı

suçların niteliği, delillerin henüz toparlanmamış olması, adli kontrol

tedbirlerinin yetersiz kalacağı..." gerekçesiyle başvurucunun

tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir.

20. Başvurucu anılan kararı 9/9/2016 tarihinde

öğrenmiştir. UYAP'ta yapılan incelemede; başvurucunun anılan karara karşı

itiraz yoluna başvurduğu, itirazın Hâkimlikçe 29/9/2016 tarihinde kesin olarak

reddine karar verildiği görülmüştür.

21. Başvurucu 5/10/2016 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

22. Soruşturma devam ederken Ankara 5. Sulh Ceza

Hâkimliğinin 19/1/2017 tarihli kararı ile başvurucunun tahliyesine karar

verilmiştir.

23. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, başvurucu hakkında

anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan kovuşturmaya yer

olmadığına karar vermiş ve 15/11/2018 tarihinde düzenlediği iddianame ile

silahlı terör örgütüne üye olma suçundan aynı yer ağır ceza mahkemesinde kamu

davası açmıştır.

24. İddianamede, başvurucunun FETÖ/PDY'nin

yargıdaki yapılanmasında bilerek ve isteyerek yer aldığına dair bazı olgulara

dayanılmıştır. İddianamede; başvurucu hakkındaki genel hükümlere göre

soruşturma başlatıldığı, başvurucuya isnat edilen suçun mütemadi suç olması

nedeniyle yakalanma tarihi itibarıyla suçüstü hâlinin oluştuğu belirtilmiştir. İddianamede

başvurucuya yöneltilen suçlamanın dayandığı olgular özetle şöyledir:

i. FETÖ/PDY ile irtibatlı olduğu gerekçesiyle

başvurucunun HSYK 2. Dairesinin 24/8/2016 tarihli ve 426 sayılı kararıyla

meslekten uzaklaştırılmasına karar verildiği, ihraç kararının 29/11/2016

tarihinde kesinleştiği belirtilmiştir.

ii. Başvurucunun soruşturmaya konu edilen örgüte iltisakı

olduğu değerlendirilen "Kimse Yok Mu" derneğinden elli üç defa

mesaj aldığı, ayrıca Bank Asyadan da yedi defa mesaj aldığı ve bir defa adı

geçen Bankaya yönelik arama yaptığı iddia edilmiştir.

iii. Banka Asyada başvurucu ve eşine ait ayrı ayrı

hesabın olduğu ileri sürülmüştür.

iv. Telefon hattına ilişkin HTS analizine göre haklarında

FETÖ/PDY üyeliği suçundan soruşturma yürütülen bir kısım yargı mensubu kişiyle

başvurucunun telefon irtibatının bulunduğuna yönelik tespitler yapıldığı,

görüşülen bu kişilerin örgütün üst düzey yöneticisi olduklarına dair bir

bulgunun elde edilemediği ifade edilmiştir.

v. Tanık O.A.nın başvurucu hakkında "...Kendisini

fakülte yıllarından tanırım. Öğrencilik yıllarında Fetö evlerinde kalırdı ve

eski HSYK tarafından sürekli terfi ettirilirdi. Çünkü söylemleri sürekli

Fetullah Gülen'i över nitelikteydi..." şeklinde beyanının olduğu

belirtilmiştir.

vi. FETÖ/PDY şüphelisi olarak hakkında Gümüşhane

Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma yapılan Y.D.nin ifadesinde "gireceği

mülakat sınavında yardım istemek amacıyla başvurucuyu ziyaret ettiğine"

dair beyanının bulunduğu belirtilmiştir.

25. Başvurucuya isnat edilen suça dayanak olan olgulara

ilişkin hukuki değerlendirmeler iddianamede şöyle ifade edilmiştir:

"... tüm soruşturma kapsamında elde edilen deliller

bir bütün olarak değerlendirildiğinde; şüphelinin,

Fetullahçı silahlı terör örgütünün ideolojisini, amaçlarını, faaliyetlerini

benimsediği, kendi iradesini örgütün iradesine terk ettiği, örgüt hiyerarşisi

içinde hareket ettiği, örgütle organik bağ kurduğu ve örgütün yargı yapılanması

içinde yer aldığı ve anlatılan lehe/aleyhe tüm deliller ile savunması

karşısında; şüphelinin, anılan silahlı terör örgütünün üyesi olduğuna dair kamu

davasını açmaya yetecek derecede yeterli şüphenin bulunduğu..."

26. İddianame Ankara 16. Ağır Ceza Mahkemesince (Mahkeme)

3/12/2018 tarihinde kabul edilerek E.2018/529 sayılı dosya üzerinden kovuşturma

aşaması başlamıştır.

27. Mahkeme 21/3/2019 tarihinde yapılan duruşmada

başvurucunun savunmasını almıştır. Başvurucunun savunmasının ilgili kısmı

şöyledir:

"... İddianamedeki suçlamaları kabul etmiyorum,

somut delillere dayanmamaktadır, isnatların hiçbiri yargılanmayı gerektirmez.

Yapılan tespitler ve örgüt üyeliğine dair deliller ortaya konulmamıştır.

O.A.nın beyanlarıyla ilgili yazılı savunmalarımı bildirmiştim. İnciraltı

Öğrenci Yurdu 10.blokta kaldım. Aynı yurtta kalan O. A.yı tanımaktayım. Okul

sonrasında herhangi bir şekilde kendisiyle görüşmedim. Aleyhimdeki beyanları,

suçtan kurtulmaya ya da cezadan indirim alma amaçlıdır. Bu beyanlara itibar

edilmemelidir... Kırıkkale ACM başkanıyken daha önceden tanımadığım Y.D.nin

Kırıkkale'ye geldiği ve görüştüğüm doğrudur. Kendisine referans olmadım.

Görüşmem tamamen hemşeri olmamızdan öteye gitmemektedir. Bank Asya'da hesabım

olmasına dair, yazılı savunmamda belirttim. Bu hesap annem 18 Aralık 2009

tarihinde vefat ettiğinde hacca gitmek için biriktirdiği para ve ziynet

eşyaları babam tarafından bozdurulup bana verilmişti. Annemin vefatından iki

hafta sonra ben hemen faizsiz bankacılık işlemleri yapan Bank Asya'ya yatırdım.

Üzerine başkaca bir para ilavesi söz konusu değildir. Eşimin Bank Asya hesabına

dair, eşimle 2004 yılında evlendim. Bu durum ancak çocuğu olmayan bir insanın

ruh haliyle anlaşılabilir. Bu evliliğimizden eşim yıllarca tedavi gördüğü halde

çocuk sahibi olamadık. 2014 yılı başında tüp bebek tedavisine başlamak

isteyince bir yıl süreyle tüp bebek hazırlık çalışması yapılacağı

belirtilmiştir. Eşim kimseyle görüşmemeye karar verdiyse de bir kişinin hacca

gidip dua etmesini önermesiyle hacca gitmeye karar vermiştir. Eşim hacca gitmek

üzere Bank Asya'ya faizsiz bankacılık olduğu için 2014 Şubat ayında para

yatırmıştır... Y.D. hakimlik sınavını kazanmış, ihraç edilmiş olabilir,

bilmiyorum. O.A.nınbenim cemaat içerisinde olduğuma dair beyanları gerçek

dışıdır. İçinde bulunduğu durumdan kurtulmak için atfı cürümde

bulunmaktadır..."

28. Kovuşturma aşamasında dinlenen tanık O.A.nın beyanı

şöyledir:

"Benim hakkımda FETÖ üyeliği kapsamında soruşturma

yapılmıştır. Etkin pişmanlık kapsamında bir beyanım ve talebim yoktur. Halen

Antalya 10 ACM'de yargılamam sürmektedir. Huzurda bulunan sanık [İ.C.]'yi tanıyorum. Kendisiyle samimiyetim ya da

husumetim yoktur. Meslektaşımdır. Nezaketen zaman zaman karşılaştığımız

olmuştur. Kendisinin 30 sene önce, bir dönem, o zamanki adıyla cemaatin

evlerinde kaldığını duyum olarak biliyorum. Ben örgüt üyesi olmadığım için

nerede kaldığını, kimle görüştüğünü bilmiyorum. Tamamen duyuma dayalı

bilgilerim vardır. Ben cemaatçi ya da FETÖ üyesi olmadığım için detayları bilmiyorum.

Eski HYSK döneminde terfi aldığına dair duyumlarım vardır. Benim soruşturma

aşamasındaki ifademde 'çünkü söylemleri sürekli Fethullah Gülen'i över

nitelikteydi' şeklinde bir son cümle vardır. Bu son cümle her ifade tutanağında

kopyala yapıştır şeklinde geçmektedir, bir yazım hatası olduğunu düşünüyorum.

Ben böyle bir ifade kullanmadım. İfademi bu şekilde düzeltiyorum. Ben sanıkla

bir arada çalışmadım, sanıkla yıllardır görüşmedim. Bahsettiğim iddialara dair

duyumları arkadaş ve meslektaş çevremden duydum. O dönem cemaat evinde

kaldığına dair söylenti vardı, kimin söylediğini hatırlamıyorum. Bana

soruşturma aşamasında sorulan sorular üzerine sanıkla ilgili beyanda

bulundum."

29. Yapılan yargılama sonunda Mahkeme 12/12/2019 tarihli

kararıyla başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediğinin sabit

olmadığı gerekçesiyle beraatine hükmetmiştir. Anılan karara karşı başvurucu

müdafiince istinaf yoluna başvurulmuş olup bireysel başvurunun incelendiği

tarih itibarıyla yargılama dosyası ilk derece mahkemesindedir.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Kanun

Metinleri

30. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi

Kanunu'nun "Tutuklama nedenleri" kenar başlıklı 100.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut

delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık

hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya

güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.

(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var

sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı

şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

1. Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması

girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli

şüphe sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda

yer alan;

...

11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar

(madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),

..."

31. 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklama kararı"

kenar başlıklı 101. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"(1) Soruşturma evresinde şüphelinin tutuklanmasına

Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından, kovuşturma

evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine veya

re'sen mahkemece karar verilir. Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve

adlî kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten hukukî ve fiilî

nedenlere yer verilir.

(2) Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki

bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda;

a) Kuvvetli suç şüphesini,

b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,

c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,

gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek

açıkça gösterilir. Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir,

ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda

belirtilir."

32. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun

"Ceza sorumluluğunun şahsîliği" kenar başlıklı 20. maddesinin

birinci fıkrası şöyledir:

" Ceza sorumluluğu şahsîdir. Kimse başkasının

fiilinden dolayı sorumlu tutulamaz. "

33. 5237 sayılı Kanun'un "Silâhlı örgüt" kenar

başlıklı 314. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer

alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan

onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş

yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir."

34. 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle

Mücadele Kanunu'nun "Cezaların artırılması" kenar başlıklı 5.

maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"3 ve 4 üncü maddelerde yazılı suçları işleyenler

hakkında ilgili kanunlara göre tayin edilecek hapis cezaları veya adlî para

cezaları yarı oranında artırılarak hükmolunur."

B. Yargıtay

Kararları

35. Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 28/3/2019 tarihli ve

E.2018/3121, K.2019/2165 sayılı ilamının ilgili kısmı şöyledir:

"...TCK'nın 20. maddesine göre 'ceza sorumluluğu

şahsi olup kimse bir başkasının fiilinden sorumlu olamayacağı' nazara

alındığında sanığın eşinin Bank Asya'da hesabının bulunması sanığın

mahkumiyetine esas alınamayacağının gözetilmemesi ... "

36. Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 19/12/2018 tarihli ve

E.2018/4870, K.2018/5247 sayılı ilamının ilgili kısmı şöyledir:

"...Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini

yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre; sanığın eşinin Bank

Asya'da hesabının bulunması ve bu bankadan kredi kullanmasının ... örgütsel

faaliyet olarak kabul edilemeyeceği belirlenerek yapılan incelemede..."

37. Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 9/7/2019 tarihli ve

E.2019/552, K.2019/4862 sayılı ilamının ilgili kısmı şöyledir:

"...Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini

yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre; örgüt liderinin

talimatı üzerine hesap açtığı, işlem yaptığı yönünde delil bulunmayan sanığın

Bank Asya nezdindeki mutad hesap kayıtlarının örgütsel faaliyet olarak kabul

edilemeyeceği belirlenerek yapılan incelemede..."

38. Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 3/7/2019 tarihli ve

E.2019/2951, K.2019/4682 sayılı ilamının ilgili kısmı şöyledir:

"..örgüt liderinin talimatı üzerine hesap açtığı,

işlem yaptığı yönünde delil bulunmayan sanığın Bank Asya nezdindeki mutad hesap

kayıtlarının örgütsel faaliyet olarak değerlendirilemeyeceği..."

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

39. Mahkemenin 13/2/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

40. Başvurucu; suç şüphesi ve bunu haklı kılan deliller

olmamasına rağmen hakkında tutuklama kararı verildiğini, delilleri karartma

tehlikesi ve kaçma şüphesinin de bulunmadığını belirterek kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

41. Bakanlık görüşünde özetle; başvurucu hakkında

uygulanan tutuklama tedbirinin hukuki olup olmadığının Anayasa'nın 15. maddesi

kapsamında incelenmesi ve başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığı değerlendirilirken tutuklama kararının

verildiği andaki genel koşulların gözardı edilmemesi gerektiği, darbe teşebbüsü

sonrasında teşebbüsle veya FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlara ilişkin

soruşturmalarda delillerin sağlıklı bir şekilde toplanabilmesi ve

soruşturmaların güvenlik içinde yürütülebilmesi için tutuklama dışındaki koruma

tedbirlerinin yetersiz kalmasının söz konusu olabileceği, somut olayda

başvurucunun tutuklanmasına dair kararda yer alan gerekçeler kapsamında

başvurucunun tutukluluğunun keyfî olduğunun savunulamayacağının

değerlendirildiği belirtilmiştir.

B. Değerlendirme

42. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin

sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın

yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve

ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna,

demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük

ilkesine aykırı olamaz."

43. Anayasa'nın "Kişi hürriyeti ve

güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci fıkrası ile üçüncü

fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler,

ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veya değiştirilmesini önlemek

maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen

diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir."

44. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Bu itibarla başvurucunun tutuklamanın hukuki olmadığına yönelen bu

bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında,

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

1. Uygulanabilirlik

Yönünden

45. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin

kullanılmasının durdurulması" kenar başlıklı 15. maddesi şöyledir:

"Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü

hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla,

durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya

tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı

tedbirler alınabilir.

Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna

uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına,

maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce

ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve

cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar

kimse suçlu sayılamaz."

46. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin

uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları

incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere

ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir. Buna göre olağanüstü

bir durumun bulunması ve bunun ilan edilmesinin yanı sıra bireysel başvuruya

konu temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden tedbirin olağanüstü durumla

bağlantılı olması hâlinde inceleme Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca

yapılacaktır (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 187-191).

47. Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve

tutuklama tedbirine konu olan suçlama, başvurucunun darbe teşebbüsünün

arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY üyeliği iddiasıdır. Anayasa

Mahkemesi, anılan suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla

ilgili olduğunu değerlendirmiştir (Selçuk Özdemir [GK], B. No:

2016/49158, 26/7/2017, § 57).

48. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin hukuki olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi

kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun

tutuklanmasının başta Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer

maddelerinde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek,

aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu

aykırılığı meşru kılıp kılmadığı değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve

diğerleri, §§ 193-195, 242; Selçuk Özdemir, § 58).

2. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

49. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden bulunmadığı

anlaşılan bu iddiaların kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

Yıldız SEFERİNOĞLU bu görüşe katılmamıştır.

3. Esas

Yönünden

a. Genel

İlkeler

50. Genel ilkeler için bkz. Metin Evecen (B. No:

2017/744, 4/4/2018, §§ 47-52); Zafer Özer (B. No: 2016/65239, 9/1/2020,

§§ 38-45) başvurularına ilişkin kararlar.

b. İlkelerin

Olaya Uygulanması

51. Başvurucu, FETÖ/PDY üyesi olma suçundan 5271 sayılı

Kanun'un 100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır. Dolayısıyla başvurucu hakkında

uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır.

52. Anayasa Mahkemesi, darbe teşebbüsünden sonraki

dönemde bu teşebbüsün arkasındaki yapılanma olduğu kabul edilen FETÖ/PDY ile

bağlantılı suçlardan yürütülen soruşturmalar kapsamında yargı mensupları

hakkında uygulanan tutuklama tedbirlerinin hukukiliğine ilişkin bireysel

başvuruları incelediği birçok kararında, başvurucu yargı mensuplarının mesleklerinden

veya görevlerinden kaynaklanan güvencelere riayet edilmeksizin tutuklandıkları

ve bu nedenle tutuklamanın kanuni dayanağının bulunmadığı iddialarını

incelemiştir. Anayasa Mahkemesi bu inceleme sonucunda gerek Yüksek Mahkeme

üyeleri gerekse diğer yargı mensupları bakımından tutuklamaya konu olaylara

ilişkin olarak soruşturma mercilerince veya tutuklamaya karar veren yargı

organlarınca isnat edilen ve tutuklamaya konu olan suçların kişisel suç

olduğu ve ayrıca ağır cezayı gerektiren suçüstü hâlinin bulunduğu yönündeki

değerlendirmelerin olgusal ve hukuki temellerinin bulunduğu, dolayısıyla

tutuklama tedbirlerinin kanuni dayanaktan yoksun olduğunun söylenemeyeceği

sonucuna varmıştır. Kaldı ki -Yüksek Mahkeme üyelerinden farklı olarak- hâkim

ve Cumhuriyet savcıları yönünden ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü

hâli bulunmasa da kişisel suçlarına ilişkin olarak soruşturma yürütülmesi için

bir izin şartı bulunmadığı Yargıtay Ceza Genel Kurulunun birçok kararında

belirtilmiştir (Mustafa Özterzi [GK], B. No: 2016/14597, 31/10/2019, §

93).

53. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama

tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce

tutuklamanın ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti

bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

54. Başvurucu hakkındaki soruşturma belgeleri

incelendiğinde başvurucunun tutuklanmasına karar verilirken FETÖ/PDY ile

irtibatlı olduğuna dair HSYK'nın meslekten uzaklaştırma kararına ve 15 Temmuz

darbe teşebbüsüyle yaşanan olağanüstü durum nedeniyle devam eden bir tehdit

bulunduğuna dayanıldığı görülmektedir.

55. Hâkimliğin tutuklama kararında (bkz. § 16) başvurucu

yönünden tutukluluğun ölçülü olduğuna genel olarak değinilmiştir. Tutuklamaya

itirazın reddine ve tutukluluğun gözden geçirilmesine ilişkin kararlarda da

genel ifadelerle Hâkimlikçe verilen söz konusu tutuklama kararında usul ve

yasaya aykırılık görülmediği belirtilmiştir (bkz. §§ 18, 19).

56. İddianamede ise Başsavcılık; başvurucunun meslekten

çıkarılmasına, Bank Asyada kendisine ve eşine ait ayrı ayrı hesabın

bulunmasına, kullandığı şahsi cep telefonuna örgüte iltisakı olduğu soruşturma

mercilerince değerlendirilen Kimse Yok Mu Derneği ve Bank Asyadan birden

fazla mesaj gelmesine, GSM hattı ile ilgili hazırlanan HTS raporunda

FETÖ/PDY'ye üye olma suçu kapsamında haklarında işlem yapılan kişilerle görüşme

yaptığı tespitine, tanıklar O.A. ve Y.D.nin beyanlarına değinerek başvurucunun

FETÖ/PDY hiyerarşik yapısına dâhil olduğu iddiasıyla silahlı terör örgütüne üye

olma suçundan cezalandırılmasını talep ve iddia etmiştir (bkz. § 24).

57. Buna göre başvurucuya yöneltilen ve tutuklamaya konu

olan suçlamanın dayanaklarından biri, başvurucunun görevinden

uzaklaştırılmasıdır. Başvurucu, HSYK'nın 24/8/2016 tarihli kararı ile meslekten

ihraç edilmiştir.

58. 15/7/2016 tarihinde gerçekleşen askerî darbe

teşebbüsünden sonra 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hâl ilan

edilmesine karar verilmiş ve olağanüstü hâl 19/7/2018 tarihinde son bulmuştur.

Olağanüstü hâl döneminde alınan tedbirlerden biri de 23/7/2016 tarihli ve 667

sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde

Kararname'nin (KHK) 3. ve 4. maddeleri uyarınca, terör örgütlerine veya

devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna Millî Güvenlik

Kurulunca (MGK) karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti

veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin kamu

görevlilerinin veya yargı mensuplarının görevlerinden uzaklaştırılması ya da

kamu görevinden veya meslekten çıkarılmasıdır (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§§ 56-59).

59. Anayasa Mahkemesince daha önce de ifade edildiği

üzere 667 sayılı KHK'nın 3. ve 4. maddelerine göre kamu görevinden veya

meslekten çıkarma tedbirlerinin uygulanması için mutlaka terör örgütüyle, terör

faaliyetleriyle ve bu arada darbe teşebbüsüyle kişi/kişiler arasında bağ

kurulması şartı aranmamış; devletin millî güvenliğine karşı faaliyette

bulunduğuna MGK'ca karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla bağ kurulması

yeterli görülmüştür. Ayrıca bu tedbirlerin uygulanabilmesi için söz konusu

bağın yapıya, oluşuma veya gruba üyelik veya mensubiyet şeklinde olması zorunlu

olmayıp iltisak ya da irtibat şeklinde olması da yeterlidir. Öte yandan anılan

maddelerde, terör örgütleri veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette

bulunduğuna MGK'ca karar verilen yapı, oluşum veya gruplar ile üyeler

arasındaki bağın sübut derecesinde ortaya konulması şartı aranmamıştır

(AYM, E.2016/6 (D. İş), K.2016/12, 4/8/2016, §§ 84-86).

60. Anayasa Mahkemesi, 667 sayılı KHK'nın 3. ve 4.

maddeleri kapsamında kamu görevinden veya meslekten çıkarmanın -adli suç veya

disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak-

terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen

diğer yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı

amaçlayan, geçici olmayan ve nihai sonuç doğuran bir olağanüstü tedbir

niteliğinde olduğunu, bu kapsamda yapılacak değerlendirmenin adli suç veya

disiplin suçu niteliğindeki somut bir eylemin soruşturulması mahiyetinde

bulunmadığını, burada ulaşılacak kanaatin cezai sorumluluğun tespitinden

bağımsız olduğunu belirtmiştir (AYM, E.2016/6 (D. İş), K.2016/12, 4/8/2016, §§

79, 86, 96).

61. Dolayısıyla darbe teşebbüsü sonrasında ilan edilen

olağanüstü hâl döneminde alınan kamu görevinden veya meslekten çıkarma

tedbirlerinin yukarıda belirtilen özellikleri ve bu tedbirlerin uygulanabilmesi

için gerekli şartların niteliği birlikte dikkate alındığında başvurucu hakkında

görevden uzaklaştırma ve/veya meslekten ihraç tedbirlerinin uygulanmasının -tek

başına- suç işlediğine dair kuvvetli bir belirti olarak kabulü mümkün değildir

(benzer değerlendirme için bkz. Mustafa Baldır, B. No: 2016/29354, 4/4/2018,

§ 70).

62. Diğer taraftan soruşturma mercilerince suçlamaya esas

alınan olgular arasında başvurucunun Bank Asyada kendisine ve eşine ait

hesapların bulunmasının yer aldığı görülmektedir. Bank Asyada başvurucunun

kendisine ait hesabının olmasının örgütsel bir faaliyet olarak

değerlendirilmesi ancak bunun terör örgütünden alınan bir talimat uyarınca

gerçekleştiğinin ortaya konulması hâlinde mümkündür. Aksi durumda varsayıma

dayalı bir kabulden hareket edilerek kuvvetli suç belirtisi değerlendirmesi yapılması

söz konusu olabilir. Nitekim Yargıtayın konuya ilişkin içtihatları da bu

doğrultudadır (bkz. §§ 37, 38). Anayasa Mahkemesi de FETÖ/PDY'nin mali

kaynağını oluşturduğu ve örgüte bu yolla gelir sağladığı tespit edilen Bank

Asyaya örgüt liderinin ve yöneticilerinin çağrıları üzerine para yatırılmasının

somut olayın koşullarına göre suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti olarak

kabul edilmesinin de temelsiz ve keyfî olmayacağını kabul etmektedir (bkz. Metin

Evecen, § 58). Bu bağlamda somut olay incelendiğinde Bank Asyada hesabı

bulunan başvurucu için bu yönde bir tespitin olduğunu söylemek mümkün

görünmemektedir. Ayrıca suç ve cezaların şahsiliği ilkesi ile Yargıtayın konuya

ilişkin içtihatları dikkate alındığında (bkz. §§ 35, 36), Bank Asyada başvurucunun

eşinin hesabının bulunması olgusunun başvurucu yönünden örgütsel bir faaliyet

olarak kabul edilmesi ve bu anlamda örgütsel ilişki bakımından kuvvetli suç

belirtisi olarak kabulü mümkün görülmemiştir.

63. Soruşturma mercilerinin başvurucunun, hakkında FETÖ/PDY

ile bağlantılı suçlardan soruşturma yürütülen kişilerle telefon görüşmelerinin

olduğunu belirterek bu hususu da suçlamaya dayanak bir olgu olarak

değerlendirdikleri görülmektedir. Soruşturma makamlarında söz konusu telefon

görüşmelerinin örgütsel bir ilişki çerçevesinde yapıldığı yönünde bir tespit ya

da iddianın bulunmadığı görülmektedir. Yine görüşmelerin içeriğine ilişkin

herhangi veri mevcut değildir. Ayrıca söz konusu görüşmelerin FETÖ/PDY'nin

yargı alanındaki yöneticileriyle (sözde imamlarıyla) gerçekleştirildiğine dair

bir belirlemede de bulunulmamıştır. Öte yandan yargı mensuplarının yaklaşık

üçte biri hakkında FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan soruşturma yürütüldüğü,

toplamda ise anılan suçlar dolayısıyla yüz binlerce kişi hakkında soruşturma

açıldığı hatırda tutulmalıdır. Bu durumda somut olayın koşulları itibarıyla

-içeriği belli olmayan- bu telefon görüşme kayıtlarının örgütsel bir ilişki

bakımından kuvvetli suç belirtisi olarak kabulü mümkün görülmemiştir (aynı

yöndeki değerlendirmeler için bkz. Mustafa Açay, B. No: 2016/66638,

3/7/2019, § 61; İlker Deniz Yücel, B. No: 2017/16589, 28/5/2019, § 86; Murat

Aksoy [GK], B. No: 2016/30112, 2/5/2019, § 79).

64. Başvurucunun kullandığı cep telefonuna Kimse Yok

Mu derneği ve Bank Asyadan mesaj geldiğinin tespiti iddianamede belirtilen

diğer bir husus olup bu tespitin hangi suretle atılı suça delil olabileceği

konusunda herhangi bir açıklama yapılmamıştır. Dolayısıyla söz konusu tespitin

başvurucu ile FETÖ/PDY arasındaki mensubiyet ilişkisini ortaya koyan bir olgu

olarak değerlendirilmesi mümkün görülmemiştir.

65. Ayrıca tanıklar O.A. ve Y.D.nin ifadelerinin

başvurucu ile FETÖ/PDY arasında örgütsel bir ilişki bulunduğuna yönelik

bilgiler içermediği görülmektedir. Özellikle tanık O.A.nın yaklaşık otuz yıl

önce başvurucunun bu yapılanmaya ait bir evde kaldığı yönündeki duyuma dayalı

anlatımlarının bu bağlamda örgütsel faaliyet bakımından değerlendirmeye esas

alınması mümkün değildir. Diğer tanık Y.D.nin anlatımlarının ise başvurucu ile

FETÖ/PDY arasındaki herhangi bir düzeyde ilişkinin mevcut olup olmadığının

belirlenmesi bakımından bir değer taşımadığı kanaatine varılmıştır (bkz. §§

24/v,vi; 28).

66. Bu itibarla soruşturma belgelerinde yer alan tespit

ve değerlendirmeler kapsamında başvuru konusu olayda tutuklama için gerekli

olan suç işlendiğine dair kuvvetli belirtinin yeterince ortaya

konulamadığı sonucuna ulaşılmıştır.

67. Varılan bu sonuç karşısında tutuklama nedenlerinin

bulunup bulunmadığına ve tutuklamanın ölçülü olup olmadığına ilişkin ayrıca bir

inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

68. Açıklanan gerekçelerle suç işlediğine dair kuvvetli

belirtiler ortaya konulmadan başvurucu hakkında tutuklama tedbirinin

uygulanmasının kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına ilişkin olarak olağan

dönemde Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan güvencelere

aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.

Yıldız SEFERİNOĞLU bu görüşe katılmamıştır.

69. Bununla birlikte anılan tedbirin Anayasa'nın

olağanüstü dönemlerde temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve

sınırlandırılmasını düzenleyen 15. maddesi kapsamında meşru olup olmadığının

incelenmesi gerekir.

4. Anayasa'nın

15. Maddesi Yönünden

70. Tutuklama tedbirinin uygulanması suretiyle bireylerin

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına keyfî olarak müdahale edilmemesini

sağlayacak güvencelerin başında suç işlendiğine dair belirtinin ortaya

konulması gelmektedir. Suç işlendiğine dair belirtinin bulunması tutuklama

tedbiri için ön koşul olduğundan aksi durumun kabulü, kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkına ilişkin tüm güvencelerin anlamsız hâle gelmesi sonucunu

doğurur. Dolayısıyla -hangi nedenle benimsenmiş olursa olsun- olağanüstü

yönetim usullerinin uygulandığı dönemlerde de kişilerin suç işlediklerine dair

belirti bulunmadan tutuklanmaları durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olarak

kabul edilemez (Şahin Alpay [GK], B. No: 2016/16092, 11/1/2018, § 109; Mehmet

Hasan Altan (2) [GK], B. No: 2016/23672, 11/1/2018 § 156).

71.Somut olayda Anayasa Mahkemesince, soruşturma

makamlarının suç işlediğine dair belirtileri somut olgularla ortaya koymadan

başvurucu hakkında tutuklama tedbirine başvurdukları sonucuna varılmıştır (bkz.

§ 16). Bu itibarla Anayasa'nın olağanüstü hâl döneminde temel hak ve

özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını düzenleyen 15.

maddesinin başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik Anayasa'nın

19. maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen güvencelere aykırı bu müdahaleyi

meşru kılmadığı değerlendirilmiştir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Şahin

Alpay, § 110; Mehmet Hasan Altan (2), § 157).

72. Açıklanan gerekçelerle -Anayasa'nın 15. maddesiyle

birlikte değerlendirildiğinde de- başvurucunun Anayasa'nın 19. maddesinin

üçüncü fıkrası bağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

5. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

73. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Kararlar"

kenar başlıklı 50. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının

ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi

hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere

hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir."

74. Başvurucu; tahliyesine karar verilmesi istemiyle

birlikte 20.000 TL maddi, 15.000.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

75. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B.

No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl

ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi

diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine

getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına

geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına da

işaret etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B.No: 2016/12506,

7/11/2019).

76. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması

gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

77. Başvuruda, tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle

Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiğine karar

verilmiştir. Soruşturma sürecinde 191/2017 tarihinde başvurucunun tahliyesine

karar verilmiş ve tutukluluk hâli sona ermiştir.

78. Öte yandan somut olayda ihlalin tespit edilmesinin

başvurucunun uğradığı zararların giderilmesi bakımından yetersiz kalacağı

açıktır. Başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik müdahale

nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları

karşılığında başvurucuya net 30.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

79. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi

için başvurucuların uğradıklarını iddia ettikleri maddi zarar ile tespit edilen

ihlal arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucunun bu konuda herhangi bir

belge sunmamış olması nedeniyle maddi tazminat taleplerinin reddine karar

verilmesi gerekir.

80. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239,50 TL harçtan

oluşan yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli

tutulması talebinin KABULÜNE,

B. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti

ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR

OLDUĞUNA Yıldız SEFERİNOĞLU'nun karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA ,

C. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle Anayasa'nın 19.

maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının İHLAL

EDİLDİĞİNE Yıldız SEFERİNOĞLU'nun karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

D. Başvurucuya net 30.000 TL manevi tazminat

ÖDENMESİNE,tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

E. 239,50 TL harçtan oluşan yargılama giderinin

BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin bilgi için Ankara 16. Ağır Ceza

Mahkemesine (E.2018/529) GÖNDERİLMESİNE,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 13/2/2020 tarihinde karar verildi.

KARŞI OY

Mahkemenin Sayın çoğunluğu tarafından tutuklamanın

hukukiliği bağlamında kuvvetli suç belirtisinin bulunmadığı gerekçesiyle

başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar

verilmiş ise de aşağıda açıklanan gerekçeler dolayısıyla çoğunluğun hak ihlali

yönündeki görüşüne katılmamaktayım.

1. Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasına göre

tutuklama ancak suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler

bakımından mümkündür. Bir başka anlatımla tutuklamanın ön koşulu, kişinin

suçluluğu hakkında kuvvetli belirtinin bulunmasıdır. Bunun için suçlamanın

kuvvetli sayılabilecek inandırıcı delillerle desteklenmesi gerekir. İnandırıcı

delil sayılabilecek olguların niteliği büyük ölçüde somut olayın kendine özgü şartlarına

bağlıdır (Mustafa Ali Balbay, B. No: 2012/1272, 4/12/2013, § 72).

Bununla birlikte tutmanın bir amacı da kişi hakkındaki şüpheleri teyit etmek

veya çürütmek suretiyle ceza soruşturmasını ve/veya kovuşturmasını

ilerletmektir (Dursun Çiçek, B. No: 2012/1108, 16/7/2014, § 87; Halas

Aslan, § 76). Bu nedenle yakalama veya tutuklama anında tüm delillerin

yeterli düzeyde toplanmış olması mutlaka gerekli değildir. Bu bakımdan suç

isnadına ve dolayısıyla tutuklamaya esas teşkil edecek şüphelere dayanak oluşturan

olgular ile ceza yargılamasının sonraki aşamalarında tartışılacak olan ve

mahkûmiyete gerekçe oluşturacak olguların aynı düzeyde değerlendirilmemesi

gerekir (Mustafa Ali Balbay, § 73).

2. Diğer yandan bir şüpheli veya sanık hakkında

-özellikle darbe teşebbüsünden hemen sonra ortaya çıkan koşullarda teşebbüsle

ya da teşebbüsün arkasındaki yapılanma ile bağlantısının olduğu

değerlendirmesiyle- verilen tutuklama kararında kuvvetli suç şüphesinin

varlığını gösteren tüm somut deliller yeterince ifade edilememiş olabilir. Buna

karşılık Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuruları incelerken ilgili soruşturma

veya dava dosyalarına UYAP aracılığıyla erişim sağlayabilmektedir. Dolayısıyla

tutuklama ile bağlantılı şikâyetleri içeren bireysel başvurularda tutuklama kararında

yer verilen, değinilen veya atıf yapılan delillerin içeriğinin anlaşılması

bakımından UYAP üzerinden erişim sağlanan dosyadaki bilgi ve belgelerden,

özellikle de bu delillerin içeriğinin ve bunlara ilişkin soruşturma

mercilerinin değerlendirmelerinin etraflıca ifade edildiği belge olan

iddianameden yararlanılmaktadır. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi, tutuklamanın

hukukiliğine ilişkin iddiaların dile getirildiği bireysel başvuruları

incelerken tutuklama kararında değinilmese de soruşturma dosyasında yer alan ve

iddianamede suçlamaya esas alınan olguları UYAP üzerinden erişim sağlayabildiği

ölçüde değerlendirmektedir (Zafer Özer, B. No: 2016/65239, 9/1/2020, §

40).

3. Bu değerlendirme yönteminin darbe teşebbüsünden sonra

uygulanan tutuklama tedbirleri yönünden bir zaruret olduğu ortadadır. Özellikle

teşebbüsten hemen sonra tutuklanan kişiler hakkındaki tutuklama kararlarında

suç şüphesinin varlığını gösteren tüm somut delillerin ayrıntılarıyla ifade

edilmesinin güçlüğü izahtan varestedir. Bu koşullarda uygulanan tutuklama

tedbirleri yönünden tedbirin uygulandığı sırada ifade edilmeyen, suçlamaya esas

kuvvetli belirtilerin soruşturma mercilerince sonradan etraflı bir şekilde

açıklanıp değerlendirilmesi makul karşılanmalıdır. Bu itibarla darbe teşebbüsünden

hemen sonra uygulanan tutuklama tedbirinin hukuki olup olmadığı incelenirken

tutuklama kararında atıf yapılanların yanı sıra UYAP üzerinden erişim sağlanan

dosya kapsamında yer alan ve genellikle iddianamede suçlamanın dayanağını

oluşturan tüm olgular değerlendirmeye tabi tutulacaktır (Zafer Özer, §

41.

4. Öte yandan her somut olayda tutuklamanın ön koşulu

olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirtinin olup olmadığının takdiri

öncelikle anılan tedbiri uygulayan yargı mercilerine aittir. Zira bu konuda

taraflarla ve delillerle doğrudan temas hâlinde olan yargı mercileri Anayasa

Mahkemesine kıyasla daha iyi konumdadır. Bununla birlikte yargı mercilerinin

belirtilen hususlardaki takdir aralığını aşıp aşmadığı Anayasa Mahkemesinin

denetimine tabidir (Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170,

16/11/2017, §§ 123-124).

5. Bu çerçevede somut olay incelendiğinde soruşturma

mercilerince başvurucu yönünden suçlamaya esas alınan olguların meslekten

çıkarılması, tanık beyanları, HTS kayıtları, Bank Asya hesap bilgileri ve

telefonuna gelen mesaj kayıtları olduğu görülmektedir.

6. Bank Asya ile FETÖ/PDY arasında örgütsel bir ilişkinin

bulunduğu ve anılan bankanın örgütün en önemli finans kaynaklarından biri

olduğu hususu çok sayıda yargı kararında ifade edilmiş; Yargıtay içtihatlarında

da örgüt lideri ve yöneticilerinin çağrıları üzerine bu bankaya -örgüte yardım

etmek gayesiyle- para yatırmanın terör örgütüne yardım etme suçunu oluşturduğu

kabul edilmiştir (bkz. Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 9/4/2018 tarihli ve 2017/4240,

K.2018/1056 sayılı kararı). Anayasa Mahkemesi de bu olgunun FETÖ/PDY üyeliği

bakımından kuvvetli suç belirtisi olduğu yönünde kararlar vermiştir (bkz.

diğerleri arasından Metin Evecen, B. No: 2017/744, 4/4/2018, § 59; Ali

Biray Erdoğan, B. No: 2016/16189, 18/4/2018, § 40; Mehmet Fatih Süzer

[GK], B. No: 2016/68269, 18/7/2018, § 49; Aziz Mahmut İstegün, B. No:

2017/32195, 6/2/2019, §§ 59, 62; İsmail Şahan, B. No: 2016/54509,

28/11/2019, §§62, 63; Muammer Koçan, B. No: 2016/56282, 26/9/2019, § 81;

Resul Darama, B. No: 2018/251, 18/7/2019, § 48; Cengiz Türkmen,

B. No: 2016/43843, 3/7/2019, §§ 18, 55). Somut olayda anılan şekilde örgütün

çağrısı üzerine Bank Asyaya para yatırdığı yönünde bir tespit bulunmamakla

birlikte hâkim olarak görev yapmakta olan başvurucun (ve eşinin) bu bankada

hesabının bulunduğu belirlenmiştir. Bu durum tek başına örgütsel ilişkiyi

gösteren bir husus değilse de anılan tespitin tümüyle gözardı edilmesi de uygun

görünmemektedir.

7. Diğer taraftan soruşturma aşamasında dinlenen

tanıklardan O.A. başvurucu hakkında "...Kendisini fakülte yıllarından

tanırım. Öğrencilik yıllarında Fetö evlerinde kalırdı ve eski HSYK tarafından

sürekli terfi ettirilirdi. Çünkü söylemleri sürekli Fetullah Gülen'i över

nitelikteydi..." şeklinde beyanda bulunmuştur. Bu beyanın başvurucu

ile FETÖ/PDY arasında önceki yıllardan beri mevcut olan bir ilişkiye işaret

ettiği söylenebilir.

8. Bunların yanı sıra hakim olarak görev yapmakta iken

darbe teşebbüsünden hemen sonra başvurucunun -FETÖ/PDY ile bağlantısı

bulunduğu- değerlendirmesiyle HSYK tarafından görevden uzaklaştırıldığı ve

akabinde meslekten çıkarıldığı da hatırda tutulmalıdır. Ayrıca başvurucunun

aynı gerekçeyle görevden uzaklaştırılan ve meslekten çıkarılan bazı yargı

mensuplarıyla telefon görüşmelerinin olduğu ve yine FETÖ/PDY ile bağlantılı

olduğunda kuşku bulunmayan "Kimse Yok Mu" derneği ile Bank

Asyadan çok sayıda telefon mesajı aldığı belirlenmiştir.

9. Yukarıda belirtilen tüm bu olguların başvurucunun

terör örgütü (FETÖ/PDY) üyeliği suçunu işlediği hususunda yeterli olup

olmadığının takdiri derece mahkemelerine aittir. Bu takdirin isabeti ve hukuka

uygunluğu da kanun yolu denetiminde ilgili yargı mercilerince yapılacaktır.

Buna karşılık, tanık beyanı, Bank Asya hesap bilgileri, HTS ve mesaj kayırları

ile başvurucunun darbe teşebbüsünden hemen sonra HSYK tarafından FETÖ/PDY ile

ilgisi nedeniyle görevden uzaklaştırılması ve meslekten çıkarılması olguları

bir bütün olarak dikkate alındığında, bunların ilk tutuklama bakımından

başvurucu ile FETÖ/PDY arasında örgütsel bir ilişki bulunabileceği hususunda

kuvvetli suç belirtisi olarak değerlendirilebileceği kabul edilmelidir. Bu

itibarla çoğunluğun aksi yönde ulaştığı kanaati paylaşmamaktayım.

10. Son olarak tutuklama nedenleri ve ölçülülük yönünden

Anayasa Mahkemesince daha önceki kararlarda da ifade edilen yaklaşımdan

ayrılmayı gerektiren bir neden bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesi, darbe

teşebbüsü sonrasında teşebbüsle bağlantılı veya doğrudan teşebbüsle olmasa da

-teşebbüsün arkasındaki yapılanma olan- FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlara ilişkin

soruşturmalarda, delillerin sağlıklı bir şekilde toplanabilmesi ve

soruşturmaların güvenlik içinde yürütülebilmesi için tutuklama dışındaki koruma

tedbirlerinin yetersiz kalmasının söz konusu olabileceğini ifade etmiştir.

Mahkeme ayrıca FETÖ/PDY ile bağlantılı kişilerin teşebbüs sırasında veya

sonrasında ortaya çıkan kargaşadan yararlanmak suretiyle kaçma imkânının ve bu

dönemde delillere etki edilmesi ihtimalinin normal zamanda işlenen suçlara göre

çok daha fazla olduğuna dikkat çekmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§

271, 272; Selçuk Özdemir, §§ 78, 79).

11. Öte yandan başvurucunun tutuklanmasına karar verilen

silahlı terör örgütüne üye olma suçu Türk hukuk sistemi içinde ağır cezai

yaptırımlar öngörülen suç tipleri arasında olup isnat edilen suça ilişkin

olarak kanunda öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden

durumlardan biridir (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hüseyin Burçak,

B. No: 2014/474, 3/2/2016, § 61; Devran Duran [GK], B. No: 2014/10405,

25/5/2017, § 66). Ayrıca anılan suç 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3)

numaralı fıkrasında yer alan ve kanun gereği tutuklama nedeni varsayılabilen

suçlar arasındadır (Gülser Yıldırım (2), § 148).

12. Somut olayda başvurucunun tutuklanmasına karar

verilirken işlendiği iddia olunan suçun niteliğine, -suç için öngörülen hapis

cezasının ağırlığı dikkate alındığında- adli kontrol uygulanmasının yetersiz

kalacağına, isnat edilen suçun tutuklama nedeni olduğu varsayılan katalog

suçlar arasında yer almasına, kaçma şüphesinin bulunmasına, delillerin

karartılması ihtimaline dayanıldığı görülmektedir. Dolayısıyla tutuklama

kararının verildiği andaki genel koşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen

özel koşulları ile Sulh Ceza Hâkimliği tarafından verilen kararın içeriği

birlikte değerlendirildiğinde başvurucu yönünden delilleri etkileme tehlikesi

ile kaçma şüphesine yönelen tutuklama nedenlerinin olgusal temelinin olmadığı

söylenemez.

13. Diğer taraftan terör suçlarının soruşturulması kamu

makamlarını ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin

-özellikle organize olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir

şekilde mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde

yorumlanmamalıdır (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman

Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756, 16/11/2016,§ 214; Devran

Duran, § 64). Özellikle darbe teşebbüsüyle veya FETÖ/PDY ile bağlantılı

soruşturmaların kapsamı ve niteliği ile FETÖ/PDY'nin özellikleri (gizlilik,

hücre tipi yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma, kendisine kutsallık

atfetme, itaat ve teslimiyet temelinde hareket etme) de dikkate alındığında bu

soruşturmaların diğer ceza soruşturmalarına göre çok daha zor ve karmaşık

olduğu ortadadır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 350). Somut olayın

yukarıda belirtilen özellikleri dikkate alındığında Sulh Ceza Hâkimliğinin

isnat edilen suç için öngörülen yaptırımın ağırlığını, işin niteliğini ve

önemini de gözönünde tutarak başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin

ölçülü olduğu ve adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna

varmasının keyfî ve temelsiz olduğu söylenemez.

14. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın

hukuki olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık

olduğundan başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul

edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiği düşüncesindeyim.

15. Bu itibarla sayın çoğunluğun başvurunun kabul

edilebilir olduğuna ve başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiği yönündeki görüşüne katılmamaktayım. Başkan : Recep KÖMÜRCÜ Üyeler : Celal Mümtaz AKINCI Muammer TOPAL M.Emin KUZ Yıldız SEFERİNOĞLU Raportör : Ali Rıza SÖNMEZ Başvurucu : İ.C. Üye Yıldız SEFERİNOĞLU

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2016/41492, 13 Şubat 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. IV. İlgili
  10. Hukuk
  11. A. Kanun
  12. B. Yargıtay
  13. V. İnceleme Ve
  14. Gerekçe
  15. A. Başvurucunun
  16. B. Değerlendirme
  17. A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli
  18. B. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti
  19. D. Başvurucuya net 30.000 TL manevi tazminat
  20. E. 239,50 TL harçtan oluşan yargılama giderinin
  21. F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun
  22. H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  23. Karşı Oy
  24. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2016/41492
Tarih
13 Şubat 2020

İlgili Kararlar

  • Alireza Naseri Başvurusu (B. No: 2016/9956)
  • Ahmet Kaygısız ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2017/5740)
  • Ahmet Kağanarslan Başvurusu (B. No: 2017/25093)
  • B.k. ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2017/31465)
  • Didar Adak Başvurusu (B. No: 2017/13215)
  • Arif İbiş Başvurusu (B. No: 2017/38326)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.