İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

İbrahim Tosun ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2016/7869)

1. Başvuru, güvenlik güçlerinin gerekli önlemi almaması

Başvuru No2016/7869Tarih10 Aralık 2019Okuma24 dk · 4.711 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm İbrahim Tosun Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
10 Aralık 2019
Başvuru Numarası
2016/7869
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.711 kelime·24 dk okuma·22 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, güvenlik güçlerinin gerekli önlemi almaması

nedeniyle üçüncü kişilerin saldırısına maruz kalınması sonucu yaralanma meydana

gelmesi, olayla ilgili zararlarının karşılanmaması nedeniyle yaşam hakkının;

tam yargı davasının uzun sürmesi nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal

edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 21/4/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden ulaşılan, ayrıca İstanbul 5. İdare

Mahkemesinden (İdare Mahkemesi) temin edilen yargılama dosyasındaki bilgi ve

belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir:

7. Olay tarihinde 18 yaşında olan başvurucu Murat Tosun

13/8/2007 tarihinde arasında husumet bulunan şahıslar tarafından ateşli silahla

yanağından yaralanmıştır.

A. Olayla İlgili Ceza

Soruşturması Süreci

8. Bahçelievler İlçe Emniyet Müdürlüğü Kocasinan Polis Merkezi

Amirliği (Amirlik) tarafından düzenlenen Telefonla Görüşme Tutanağı uyarınca

13/8/2007 tarihinde Murat Tosun'un kurusıkı tabancayla yaralanması olayıyla

ilgili olarak M.A.K. ve A.B.K. aynı tarihte yakalanmış, 18 yaşından küçük

olduklarından 14/8/2007 tarihinde Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığına

(Cumhuriyet Başsavcılığı) sevkedilmiş, sonrasında

serbest kalmıştır. Tutanağa göre M.Y. ve S.G. ise 21/8/2007 tarihinde Amirliğe

teslim olmuş, ifadeleri alındıktan sonra serbest bırakılmıştır. S.G. ve M.Y.nin kollukta 21/8/2007 tarihinde alınan ifadelerinde

şahıslar suçlamaları reddetmiştir.

9. Başvurucu Murat Tosun'un 13/8/2007 tarihinde geçici adli

raporu alınmıştır. Başvurucunun kollukta müşteki olarak alınan beyanının ilgili

kısmı şöyledir:

"13/8/2007 günü akşam saatlerinde 21.00

sıralarında ikamet ettiğim mahallede [Ü.] ocaklarına takılan sadece isimlerini bildiğim [B.,

İ., S. ve M.] isimli şahıslar sen neden

[Ü.] ocağına takılmıyorsun diye beni darp

ettiler ve saat: 23.00 sıralarında da benim ikamet ettiğim evin batı duvarına [M.] ve [C.] [bazı siyasi partilerin adı] yazmışlar ben de o yazıları sildim ve üzerine [D.]

[bir siyasi partinin adı] yazdım. Bunu gören

[B.] beni .... bir

bilardo salonuna çağırdılar ... bilardo salonunun dışarısında [B.] isimli şahıs benim gözüme önce sprey sıktı, sonra

bilye atar ... ile iki defa bana ateş etti. ... şikayetçiyim..."

10. Tanık S.F.nin 14/8/2007 tarihinde

kollukta verdiği beyanının ilgili kısmı şöyledir:

"...

14.08.2007 günü saat 22.00 evimizin önünde

bulunduğum sırada bana Murat dayak yemiş dediler. bende

bana ne dedim bunun üzerine Murat yanıma geldi bana mahallerin çocukları olan [S., İ., M.B.] isimli çocukların kendisini dövdüğünü söyledi ve

şikayetçi olmak için polis merkezine gideceğini söyledi bende bunun üzerine

arkadaşım ile Kocasinan polis merkezine geldim. Muratı

görevli polisler Bakırköy Devlet Hastanesine gönderdiler. Hastaneye giderken

murat param yok eve gidelim para alalım dedive

arkadaşım [S.yi] çağırdık arabası ile geldi para almak için

[Murat] TOSUN un evlerine gittik. Tam

araçtan indiğim sırada [A.B.K., M.A.K., S., İ.] isimli şahıslar ile tanımadığımız şahıslar Murat TOSUNa saldırdılar. Bu esnada iki el silah sesi duydum ve

arkadaşım Murat yaralandı hemen kendisini alarak [S.nin] arabası ile ...

hastanesine götürdük. Ben silahla kimin ateş ettiğini görmedim. Kavganın da

kendi aralarında birbirlerinin evlerinin duvarına [M.] ve [D.] [bazı siyasi partilerin adı] yazıları yazmalarından olayı olmuş, ayrıca

[Murat] TOSUNu [Ü.] ocaklarına geleceksin diye tehdit

etmişlerdir..."

11. Tanık olarak beyanları alınan S.Y. ve S.K. da benzer

anlatımlarda bulunmuştur.

12. Cumhuriyet Başsavcılığına iletilen Adli Tıp Kurumu Bakırköy

Adli Tıp Şube Müdürlüğünce (ATK Şube Müdürlüğü) düzenlenen 14/8/2007 tarihli ön

raporda, Murat Tosun'un "bilinci açık, oryante, koopere [olduğu], pupiller ışık refleksi [olduğu], sol maksiler sinüs üzerinde giriş yarası olduğu,

çıkış yarası olmadığı, kurşunun C2, C3 seviyesine geldiği"

tespitleri bulunmaktadır.

13. ATK Şube Müdürlüğü tarafından düzenlenen 23/11/2007 tarihli adli

raporun ilgili kısımları ise şöyledir:

"...

...fasiyal

kemiklerde herhangi bir fraktür saptanmadığı, ...

Hastanın PRC açısından acil girişim endikasyonu

olmayıp, ... Sık PRC poliklinik önerildiği, ... Sol maksiller

bölgede giriş deliği (3 mm), sol maksiller bölgede

7x5 cm.lik alanda ödem ve hematom

mevcut olduğu,... Kraniografide sol maksiller sinüsten yabancı cisim (?) girdiği ve lateral filmde posteriyor servikal bölgede yumuşak dokuda kalmış gözüktüğü...

Hastanın oryante, koopere olup,

nefes sıkıntısı olmadığı, ... KBB açısından acil müdahale düşünülmediği, 2 gün

sonra KBB poliklinik kontrol uygun görüldüğünün kayıtlı bulunduğu,

Mevcut tıbbi belgelerde kafada kırık yada kafa içi travmatik değişim, travmatik osseoz patoloji, büyük

damar sinir, iç organ yaralanması tarif edilmediğine göre,

SONUÇ

Kişide tanımlanan yumuşak doku seyirli ateşli

silah yaralanmasının;

a) Kişinin yaşamını tehlikeye sokan bir durum

OLMADIĞI,

b) Kişini üzerindeki etkisinin basit bir tıbbi

müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte OLMADIĞI,

c) Vücudunda kemik kırığı tanımlanmadığı

kanaatini bildirir RAPORDUR."

14. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 5/12/2007 tarihli

iddianameyle 18 yaşından küçük oldukları anlaşılan M.A.K. ve A.B.K. hakkında

suça sürüklenen çocuk M.A.K. açısından darp suretiyle kasten basit yaralama,

suça sürüklenen çocuk A.B.K. açısından ise ruhsatsız silahla kasten nitelikli

yaralama ve 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile

Diğer Aletler Hakkında Kanun'a muhalefet suçlarından kamu davası açılmıştır.

15. Yargılamanın görüldüğü Bakırköy 6. Çocuk Mahkemesi (Çocuk

Mahkemesi) 24/2/2009 tarihli görevsizlik kararıyla, başvurucu Murat Tosun'a

ait, 14/8/2007 tarihli ön raporda sol maksiller sinüs

üzerinde ateşli silah yarası deliği bulunduğu, başvurucunu sol yanak kısmından

kuru sıkı tabanca ile yaralandığı, 23/11/2007 tarihli ATK Şube Müdürlüğünün

raporuna göre sol maksillerde çekirdek bulunduğunun

tespit edildiği ve ateşli silah yaralanmasının basit tıbbi müdahaleyle

giderilebilecek nitelikte olmadığı verilerini gözeterek suça sürüklenen çocuk

A.B.K. açısından başvurucu Murat Tosun'a yönelik kavga ortamında yakın

mesafeden bilye atar hâle dönüştürülmüş kuru sıkı tabancayla ateş ederek basit

olmayan derecede yaralama eyleminin kasten öldürmeye teşebbüs suçunu oluşturup

oluşturmadığının değerlendirilmesi için dosyanın Bakırköy Çocuk Ağır Ceza

Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

16. Bakırköy 1. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesinde (Ağır Ceza

Mahkemesi) görülen yargılamada başvurucu Murat Tosun'un mağdur olarak alınan

beyanı şöyledir:

"...

Olay günü ben ... adlı arkadaşlarımla birlikte

evimizin önünde akşam 19:00 ile 20:00 saatleri arası idi oturuyorduk.

Baktığımda evimizin bulunduğu caddenin tam karşısında başka bir şahsa ait

bulunan dairenin duvarlarına [Ü.]

ocaklarına ait amblemler çizilmişti, yazılar yazılmıştı. Bende arkadaşlarımla

birlikte bu yazıları silelim diye söyledim ve yukarda isimlerini verdiğim

arkadaşlarımla birlikte duvar boyalarını fırçayla yazı ve amblemierin

üstünden geçerek sildik. Bizim bu yazıları silmemiz daha sonra mahallede

dedikodu şeklinde yayılmış ve [M.Y.]

adlı şahıslarla ben bu konuda ağız tartışması yapmıştım. Ancak kavga

etmemiştik. Aradan 15 günlük bir süre geçti. Yine ben saat 19:00 sıralarında

işten çıkıp evime geldim. Yemeğimi yedim saat 19:00 sıralarında eve yakın yerde

bulunan bilardo salonuna gittim. ... Daha önceden şahsen tanıdığım samimiyetim

olmadığı [M.A.K.] bizim

bulunduğumuz bilardo salonuna geldi benim yanıma geldi. ... [M.A.nın] peşi sıra onunla bende yalnız bilardo salonunun dışına çıktım. ... 5

kişi karanlıkta duruyordu. Ben duran şahıslarla geçmişe dayalı aramızda

herhangi bir anlaşmazlık yoktu. Bu nedenle beş kişinin yanına ... çekinmeden

gittim. ... Bu arada [M.Y.] adlı

şahıs sen kimsin, bizim yazılarımızı siliyorsun şeklinde ana-avrat küfretmeye başladı.... Tanımadığım şahıslardan bir tanesi benim gözüme

sprey sıktı. Ben yere düştüm. Tekme tokat şahıslar bana vumıaya

başladılar. Bu arada hangisi olduğunu bilemiyorum bir tanesi bana doğru ben

yerde iken silahla 3 el ateş etti. Ancak mermiler bana sebebini bilemiyorum

isabet etmedi. Bana ateş ettiği mesafe yarım ya da bir metre arasında idi. ...

Gurup halinde bu şekilde beni dövdükten ve silah sıktıktan sonra kaçtılar.

Silah sesine de bilardo salonundan isimlerini saydığım benim arkadaşlarım

çıkmışlardı. Bende yerde yatar vaziyette görünce beni kaldırdılar ve birlikte

karakola gittik. [M.A.K.] ve

yanında bulunan şahısları şikayet ettim. Beni Bakırköye rapor almam için karakol sevk etti. Param

olmadığı için eve gidip para alma ihtiyacını hissettim. Karakola 3 km uzaklıkta

bulunan eve yürüyerek gittim. Kendi evimin önüne geldim. Oradan paramı aldım

yeniden sokağın başına caddeye çıkıp sağlık ocağına gitmek için yürüdüğümuz sırada [S.K., S.Y. ve S.F.] üçü benim yanımdalardı. Caddenin sokakla kesiştiği

yere geldiğimizde yine sokağın başına [M.A.K.], bilahare yukarda ismini bilmediğim şeklinde

söylemiş isem de olaydan sonra öğrendiğim [M.A.K.nın] kardeşi [A.B.K.] yine soyadlarını bilmediğim [S., İ.,

M.Y.] ve ismini bilmediğim diğer bir şahıs

olarak altı kişi olarak bizi bekliyorlardı. Aniden 2-3 metreden gurubun

içerisinden bir şahıs elindeki tabancayla ateş etti ve 4-5 el ateş etti ve ben

almış olduğum mermi yarasıyla yere düştüm. Bana ateş eden şahsı görmedim.

Gurubun içerisinden hangisinin ateş ettiğini bilmiyorum ben bu şekilde yaralandım.

Daha sonra da beni vuran ateş eden gurup olay yerinden kaçtı. Benim

arkadaşlarım da beni hastaneye tedaviye götürdüler. Duyduğuma göre de

[M.Y.] ismini bilmediğim şahsı [G.Ü.]

Ocaklarından getirttirmiş ve o şahsa beni

tabancayla ateş ettirmek suretiyle vurdurmuş o şahsın kim olduğunu da

bilmiyorum. Beni vurup öldürmeye tesebbüs eden SSç'lerden şikayetçiyim..."

17. Ağır Ceza Mahkemesinin 18/9/2012 tarihli kararıyla, M.A.K.nın basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek şekilde

yaralama suçundan neticeten 1.320 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına ve

hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, A.B.K.nın

kasten yaralama suçundan neticeten 10 ay hapis cezasıyla ayrıca 6136 sayılı

Kanun'a muhalefet suçundan neticeten 6 ay 20 gün hapis ve 250 TL adliadli para cezasıyla cezalandırılmasına, hakkında her

iki suç bakımından da hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar

verilmiştir.

B. Olayla İlgili Tam

Yargı Davası Süreci

18. Tam yargı davası dosyasının incelenmesi neticesinde Amirlik

tarafından, 13/8/2007 günü saat 23.10'da Amirliğe getirilen başvurucu Murat

Tosun'un tedavisinin yapılarak hakkında darp/cebir raporu verilmesi için

gönderildiğine ilişkin olarak Bakırköy Doktor Sadi Konu Eğitim ve Araştırma

Hastanesine müzekkere yazıldığı görülmüştür.

19. Başvurucu Murat Tosun'un İçişleri Bakanlığından olay

nedeniyle tazminat ödenmesi talebinin İçişleri Bakanlığı tarafından

reddedilmesi üzerine başvurucular, İstanbul Nöbetçi İdare Mahkemesine

gönderilmek üzere Ankara Nöbetçi İdare Mahkemesine hitaben yazılan, Mart 2008

tarihli dilekçeyleolay nedeniyle maddi ve manevi

tazminat ödenmesi talepli dava açmıştır. Başvurucular, Murat Tosun için 10.000

TL manevi, kardeşleri olan başvurucular Nilgün Tosun ve İbrahim Tosun için ayrı

ayrı 5.000 TL manevi, annesi olan başvurucu Sultan Tosun ve babası olan

başvurucu Nihat Tosun için ayrı ayrı 5.000 TL manevi ve 500 TL maddi olmak

üzere toplam 30.500 TL maddi ve manevi tazminatın ödenmesini talep etmiştir.

20. Başvurucular dava dilekçesinde özetle Murat Tosun'un

13/8/2007 günü saat 23.00 sıralarında evinin bulunduğu mahalleden tanıdığı beş

altı kişilik grubun saldırısına uğradığını, yaralanan başvurucu Murat Tosun'un

Amirliğe giderek şahıslardan şikâyetçi olup gerekli önlemlerin alınmasını talep

ettiğini, polis memurlarının şüphelileri yakalamak ve önlem almak yerine

başvurucu Murat Tosun'a hastaneye hitaben yazılan müzekkereyi verip Amirlikte

yeterli araç ve memur bulunmadığından kendisine refakatçi olarak polis memuru

verilemeyeceğini söyleyerek kendi imkânlarıyla hastaneye gidip rapor alması

gerektiğini belirttiklerini, bunun üzerine para almak için eve gittiğinde

başvuru Murat Tosun'un mahalledeki aynı şahıslar tarafından yeniden darbedildiğini, kafasına silahla ateş edilerek

yaralandığını, mermi çekirdeğinin başvurucu Murat Tosun'un yüzünden girerek

beyninin alt kısmına denk gelecek şekilde boynunda kaldığını ve bir ay sonra

riskli bir ameliyatla mermi çekirdeğinin boynundan çıkarılabildiğini ifade

etmişlerdir. Başvurucular güvenlik güçlerinin ikinci saldırıyı önlemek için

gerekli önlemleri almak ve başvurucu Murat Tosun'u bir polis memuru refakatinde

hastaneye götürmek yerine kendi imkânlarıyla hastaneye gitmesini söylediklerini

belirterek tek başına gönderilmeseydi Murat Tosun'un ikinci saldırıya maruz

kalmayabileceğini ileri sürmüşlerdir.

21. İçişleri Bakanlığı 31/10/2008 tarihli savunmasında, Murat

Tosun'un Amirliğe başvurması sonrasında kendisiyle ilgilenildiğini ve darp

raporu alması için hastaneye sevk edildiğini, sonrasında gelişen olayların

polisin öngörmediği ya da öngörmesinin beklenemeyeceği bir gelişme olduğunu,

güvenlik güçlerinin kimin suç işleyip kimin suç işlemeyeceğini önceden

bilemeyeceğini, dolayısıyla olayda hizmet kusuru bulunmadığını belirtmiştir.

22. Başvurucular 22/12/2008 tarihli cevap dilekçesinde, güvenlik

güçlerinin her suçu önceden öngörmesinin beklenemeyeceğini fakat somut olayda

ilk suçun bildirilmesinden sonra güvenlik güçlerince gerekli önlemler

alınsaydı, gece saat 23.10 sıralarında başvurucu Murat Tosun'un kendi

imkânlarıyla hastaneye gönderilmesi yerine bir polis memuru eşliğinde

gönderilseydi ikinci saldırıya maruz kalmayabileceğini, ilk olayın

gerçekleştiğinin güvenlik güçlerine bildirilmesi sonrasında gerekli önlemlerin

alınmaması nedeniyle ikinci saldırının gerçekleştiğini, dolayısıyla olayda

idarenin ağır kusuru olduğunu iddia etmişlerdir.

23. İdare Mahkemesi tarafından 17/4/2009 tarihli ara kararıyla

İçişleri Bakanlığından, başvurucu Murat Tosun'un Amirliğe sunduğu şikâyet

dilekçesinin bir örneğinin iletilmesi ve bu şikâyet üzerine Amirlikçe ne gibi

işlemler yapıldığının bildirilmesi, başvuruculardan maddi tazminat miktarı olan

500 TL'ye ilişkin belgelerin iletilmesi, Çocuk Mahkemesinden soruşturma ve

yargılama dosyalarının birer örneğinin gönderilmesi talep edilmiştir.

24. Başvurucular 8/6/2009 tarihli dilekçeyle talep edilen

belgeleri sunmuş ve İdare Mahkemesinden başvurucu Murat Tosun'un yaralanması

neticesinde kalıcı bir rahatsızlığa maruz kalıp kalmadığı, maluliyeti olup

olmadığı, psikolojisinin olaydan etkilenip etkilenmediği hususlarında gerekli

görülürse ATK'dan rapor talep edilebileceğini ifade

etmişlerdir.

25. Talep edilen evrak İçişleri Bakanlığı tarafından 15/6/2009

tarihli yazı ekinde İdare Mahkemesine iletilmiştir.

26. İdare Mahkemesi tarafından bu defa 27/10/2009 tarihli ara

kararla İçişleri Bakanlığından Murat Tosun'un 13/8/2007 tarihinde uğradığı

saldırıdan kurtularak şüphelileri şikâyet etmek için Amirliğe geldiği sırada

verdiği bir şikayet dilekçesi var ise iletilmesini,

ayrıca Çocuk Mahkemesinden yargılama dosyasının bir örneğinin gönderilmesini

talep edilmiştir.

27. İçişleri Bakanlığı tarafından 18/12/2009 tarihli yazı ile

talep edilen evrakın daha önce iletildiği, ayrıca başvurucu Murat Tosun'un olay

tarihinde sunduğu bir şikâyet dilekçesinin bulunmadığı İdare Mahkemesine

bildirilmiştir.

28. Çocuk Mahkemesi tarafından 22/12/2009 tarihli yazı ekinde

yargılama sırasında verilen 24/2/2009 tarihli görevsizlik kararı (bkz. § 15)

iletilmiştir.

29. İdare Mahkemesi tarafından 21/6/2010 tarihinde davanın

reddine karar verilmiştir. Karanın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"...

Olayda, davalı idarenin kusura dayalı

sorumluluğuna ve bu çerçevede tazminat yükümlülüğüne gidilebilmesi için,

zararla idari faaliyet arasındaki illiyet bağının hukuken kabul edilebilir,

açık ve net delillerle ortaya konması gerekmektedir. Bakılan davada ise zarara

esas olayın davacının evinin bulunduğu mahalde bir takım

kişilerce saldırıya uğraması neticesinde gerçekleştiği, davalı idarenin ise

zararın oluşumunda hizmet kusuru oluşturacak nitelikte bir katkısının olmadığı

anlaşılmıştır.

Bu maddi ve hukuki duruma ve dosyadaki maddi

delil durumuna göre bakılan davada idareyi tazmin borcu ile yükümlü tutmaya

yetecek oranda hukuken kabul edilebilir bir delilin varlığından bahsetme imkanı bulunmadığından açılan davanın reddi gerektiği

sonucuna varılmıştır.

..."

30. Başvurucuların temyiz talebi Danıştay Onuncu Dairesinin

(Daire) 22/12/2014 tarihli kararıyla onanmış; başvurucuların karar düzeltme

talebi de Dairenin 9/2/2016 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

31. Nihai karar, başvuruculara 23/3/2016 tarihinde tebliğ

edilmiş olup başvurucular 21/4/2016 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuşlardır.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

32. 6/1/1982

tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Doğrudan doğruya tam yargı davası açılması”

kenar başlıklı 13. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“İdari

eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu

eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten

itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili

idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu

isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini

izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği

takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava

açılabilir.

33. 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet

Kanunu’nun “Adli görev ve yetkiler”

kenar başlıklı ek 6. maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:

"Edinilen bilgi veya alınan ihbar veya

şikâyet üzerine veya kendiliğinden bir suçla karşılaşan polis, olay yerinde

kişilerin ve toplumun sağlığına, vücut bütünlüğüne veya malvarlığına zarar

gelmemesi ve suçun delillerinin kaybolmaması ya da bozulmaması için derhal

gerekli tedbirleri alır"

B. Uluslararası Hukuk

34. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "İnsan haklarına saygı yükümlülüğü" kenar

başlıklı 1. maddesi şöyledir:

"Yüksek Sözleşmeci Taraflar kendi yetki

alanları içinde bulunan herkesin, bu Sözleşme'nin birinci bölümünde açıklanan

hak ve özgürlüklerden yararlanmalarını sağlarlar"

35. Sözleşme'nin "Yaşam

hakkı" kenar başlıklı 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

ilgili bölümü şöyledir:

" Herkesin yaşam hakkı yasayla

korunur..."

36. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarında Sözleşme'nin

2. maddesinin ilk cümlesinin devletlerin yalnızca kasti ve hukuka aykırı ölüme

sebebiyet vermekten kaçınmasını değil aynı zamanda kendi egemenlik yetkileri

içinde bulunan kişilerin yaşamlarını korumak için gerekli tedbirleri almalarına

dair devletlere pozitif yükümlülük yüklediğini de hatırlatmaktadır (L.C.B/İngiltere, B. No: 23413/94,

9/6/1998, § 36).

37. AİHM’e göre Sözleşme’nin

2.maddesi, devletin sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında can kaybının

bulunduğu durumlarda devlete elindeki tüm imkânları kullanarak yaşam hakkını

korumak için oluşturulan yasal ve idari çerçevenin gereği gibi uygulanmasını ve

bu hakka yönelik ihlallerin durdurulup cezalandırılmasını sağlayacak yeterli

yargısal veya diğer tedbirleri alma görevi yüklemektedir (Osman/İngiltere [BD], B. No: 23452/94,

28/10/1998, § 115; Paul ve Audrey Edwards/İngiltere,

B. No: 46477/99, 14/3/2002, § 54). AİHM, bu yükümlülüğün -kamusal olsun veya

olmasın- yaşam hakkının tehlikeye girebileceği her türlü faaliyet bakımından da

geçerli olduğu kanaatindedir (Öneryıldız/Türkiye

[BD], B. No: 48939/99,30/11/ 2004, § 71).

38. AİHM, Ciechonska/Polonya (B. No: 19776/04, 14/6/2011, § 67)

kararında devletin yaşam hakkını güvence altına alma görevinin

kamuya açık alanlarda bireylerin güvenliğini sağlamaya yönelik makul tedbirler

almayı ve ciddi bir yaralanma ya da ölüm olayının yaşanması durumunda olayların

tespit edilmesi, hatalı kişilerin sorumlu tutulması ve mağdura uygun telafinin

sağlanması bakımından yeterli nitelikteki yasal yolların mevcut olduğunu

güvence altına alan etkili ve bağımsız bir adli sisteme sahip olmayı

kapsadığını kaydetmiştir.

39. Ancak AİHM'e göre Sözleşme’nin

2.maddesikapsamında yetkililerin pozitif yükümlülükleri mutlak/koşulsuz

değildir. Yaşama yönelik varsayılan her tehdit, yetkilileri riski önlemek için

özel önlemler almaya zorlamaz. Özel önlemler alma yönünde bir görev, sadece

yetkililerin yaşama yönelik gerçek ve yakın bir riskin bulunduğunu bildikleri

ya da bilmeleri gerektiği ve yetkililerin durum üzerinde belirli derecede

hâkimiyetlerinin bulunduğu hâllerde ortaya çıkar (Finogenov ve diğerleri/Rusya, B. No: 18299/03, 27311/03,20/12/ 2011,

§ 209).

40. Diğer taraftan söz konusu pozitif yükümlülük; modern

toplumların güvenliğini sağlamadaki zorluklar, insan davranışlarının öngörülemezliği ve belirli bir faaliyete ilişkin

tercihlerin önceliklere ve kaynaklara göre yapılması gerektiği akılda tutularak

yetkililere imkânsız veya aşırı bir sorumluluk yüklemeyecek şekilde

yorumlanmalıdır (Finogenov ve diğerleri,§ 209; Makaratzis/Yunanistan [BD], B. No: 50385/99,

20/12/2004, § 69).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

41. Mahkemenin 10/12/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Yaşam Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların

İddiaları

42. Başvurucular; Murat Tosun'un daha önce aynı şahıslarca darbedilmesi üzerine güvenlik güçlerine başvurduğu hâlde

bir polis memuru eşliğinde darp raporu alınması amacıyla hastaneye sevki

gerekirken gece vakti tek başına hastaneye gönderildiğini, güvenlik güçleri

tarafından gerekli önlemler alınsaydı Murat Tosun'un ikinci defa ateşli silahla

yaralanmayacağını belirterek Anayasanın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkı

ile Anayasanın 19. maddesinde düzenlenen kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

2. Değerlendirme

a. Uygulanabilirlik

Yönünden

43. Somut olayda başvuru ateşli silahla yaralama olayına ilişkin

olup başvurucu Murat Tosun hayattadır. Bu nedenle başvuruda öncelikle yaşam

hakkını güvence altına alan Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasının

uygulanabilirliğinin değerlendirmesi gerekmektedir.

44. Bir olayda yaşam hakkına ilişkin ilkelerin uygulanabilmesi

için gerekli şartlardan biri doğal olmayan bir ölümün gerçekleşmesi olmakla

birlikte ölümle sonuçlanmayan bir olaya ilişkin başvuru da mağdura karşı

gerçekleştirilen eylemin niteliği ve failin amacı gibi somut olayın koşulları

dikkate alınarak yaşam hakkı kapsamında incelenebilir. Bu değerlendirme

yapılırken eylemin potansiyel olarak öldürücü niteliğe sahip olup olmadığı ile

maruz kalınan eylemin mağdurun fiziki bütünlüğü üzerindeki sonuçları önem

taşımaktadır (Mustafa Çelik ve Siyahmet Şeran, B. No: 2014/7227, 12/1/2017, § 69;Yasin Ağca, B. No: 2014/13163, 11/5/2017, §§

109, 110).

45. Somut olayda başvurucu Murat Tosun uğradığı saldırıdan

yaralı olarak kurtulmuş olsa da başvurucuya yönelik saldırının Çocuk

Mahkemesinin görevsizlik kararında belirtildiği üzere (bkz. § 15) yakın

mesafeden ateşli bir silahla gerçekleştirilmesi ve başvurucunun hayati bölgesi

olan başından yaralanması nedenleriyle bu saldırının potansiyel olarak öldürücü

bir niteliği olduğu değerlendirilmiştir. Nitekim Çocuk Mahkemesi de eylemin

kasten öldürmeye teşebbüs suçunu oluşturup oluşturmayacağının değerlendirilmesi

amacıyla yargılama dosyasını Ağır Ceza Mahkemesine iletmiştir. Eylemin bu

niteliği ve başvurucunun saldırı sonucu yaşamasının tesadüfe bağlı olma olasılığı

birlikte değerlendirildiğinde başvurunun yaşam hakkı çerçevesinde incelenmesi

gerektiği sonucuna varılmıştır.

b. İncelemenin Kapsamı

Yönünden

46. Anayasa’nın “Kişinin

dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” kenar başlıklı 17.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, yaşama, maddi

ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir."

47. Anayasa'nın “Devletin

temel amaç ve görevleri” kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“Devletin

temel amaç ve görevleri, …Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve

toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve

hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak

surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın

maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya

çalışmaktır.”

48. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

49. Başvurucuların iddialarının özünü yaşama yönelik kamu

makamlarınca bilinen ya da bilinmesi gereken gerçek ve yakın bir tehdit

bulunduğu hâlde anılan makamlarca yaşamı korumak için gerekli tedbirlerin alınmadığı

hususu oluşturmaktadır. Bu nedenle başvurucular tarafından Anayasa’nın 19.

maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiği iddiası da yaşam hakkının yaşamı koruma yükümlülüğü kapsamında

incelenmiştir.

c. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

i. Başvurucular Sultan

Tosun, Nihat Tosun, İbrahim Tosun ve Nilgün Tosun Yönünden

50. Başvurucular yakınlarının yaralanması nedeniyle kendilerinin

de yaşam hakkının ihlal edildiğinden şikâyet etmektedirler. Bu nedenle

başvurucuların yaşam hakkı yönünden mağdur statüsüne sahip olup olmadığının

incelenmesi gerekir.

51. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının ilgili kısmı

şöyledir:

"Herkes, Anayasada

güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği

iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir..."

52. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Herkes, Anayasada güvence altına alınmış

temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek

Türkiye'nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü

tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir."

53. 6216 sayılı Kanun'un "Bireysel

başvuru hakkına sahip olanlar" kenar başlıklı 46. maddesinin

(1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Bireysel başvuru ancak ihlale yol açtığı

ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı

doğrudan etkilenenler tarafından yapılabilir."

54.Bireysel başvuru yolunu işletebilecekler esas itibarıyla

doğrudan mağdur sıfatını taşıyan kişiler olmakla birlikte somut olayın

koşullarına ve ihlal edilen hakkın niteliğine göre mağdur ile arasında doğrudan

kişisel ve özel bir bağ bulunan, dolayısıyla da Anayasa'nın ihlalinden olumsuz

olarak etkilenmiş veya ihlalin sona ermesinden meşru ve kişisel bir menfaati

bulunan kimseler de dolaylı mağdur sıfatıyla bireysel başvuruda

bulunabileceklerdir (Engin Gök ve diğerleri,

B. No: 2013/3955, 14/4/2016, § 53).

55. Bununla birlikte dolaylı mağduriyetin ortaya çıkması, somut

olayın koşullarına ve ihlal edilen hakkın niteliğine bağlı olarak

değişebilmektedir. Nitekim Anayasa Mahkemesi, mağdurun bizzat başvuru

yapmasının mümkün olmadığı ve yakın akrabalık ilişkisinin bulunduğu kimi

durumlarda -özellikle yaşam hakkının söz konusu olduğu durumlarda-

başvurucuların ihlalden doğrudan etkilenmemiş olmalarına rağmen ihlalden

dolaylı olarak etkilenmeleri nedeniyle kendi adlarına başvuru yapabileceklerine

karar vermiştir (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 41; Cemil Danışman, B. No: 2013/6319,

16/7/2014; Sadık Koçak ve diğerleri,

B. No: 2013/841, 23/1/2014; Rıfat Bakır ve

diğerleri, B. No: 2013/2782, 11/3/2015).

56. Mevcut başvuruda, başvurucu Murat Tosun'un annesi, babası ve

kardeşleri olan başvurucular Sultan Tosun, Nihat Tosun, İbrahim Tosun ve Nilgün

Tosun sadece yakınlarının değil kendi yaşam haklarının da ihlal edildiğini

ileri sürmektedir. Yaşam hakkı ile ilgili olarak mağdur olunduğunun ileri

sürülebilmesi için yakın akrabalık ilişkisi içinde olunan kişi veya kişilerin

olayda yaşamını yitirmesi gerekmektedir. Başvurucuların yakını, olayda başvuru

tarihi itibarıyla hayattadır ve bireysel başvuruda bulunma imkânına da sahip

olup bu imkânını kullanmıştır. Dolayısıyla bu başvurucuların yaşam hakkı

bakımından doğrudan ya da dolaylı biçimde mağdur statüsünde olduklarının kabulü

mümkün değildir.

57. Açıklanan gerekçelerle söz konusu başvurucular bakımından

başvurunun diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

ii. Başvuru Murat Tosun

Yönünden

58. Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkı,

Anayasa'nın 5. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde devlete negatif

yükümlülükler yanında pozitif yükümlülükler de yükler (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 50).

59. Pozitif yükümlülükler kapsamında devletin yetki alanında

bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını kamu görevlilerinin, diğer bireylerin ve

hatta kişinin kendi eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma ödevi

vardır. Devlet, öncelikle yaşam hakkına yönelen tehdit ve risklere karşı

caydırıcı ve koruyucu yasal düzenlemeler yapmalı; bununla da yetinmeyerek

gerekli idari tedbirleri almalıdır. Bu ödev ayrıca bireyin yaşamını her türlü

tehlike, tehdit ve şiddetten koruma yükümlülüğünü de içerir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,§ 51).

60. Devletin sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında can

kaybının gerçekleştiği durumlarda kamu makamlarının Anayasa'nın 17. maddesi

gereğince öncelikle yetkileri dâhilinde tüm imkânları kullanarak yaşam hakkına

yönelen tehdit ve risklere karşı etkili yasal ve idari tedbirleri oluşturmaları

gerektiği ifade edilmelidir. Bu kapsamda anılan yasal ve idari tedbirler, yaşam

hakkına yönelik ihlalleri durdurmayı ve gerektiğinde faillerin

cezalandırılmasını sağlayacak nitelikte olmalıdır. Bu yükümlülük, yaşam

hakkının tehlikeye girebileceği her durum bakımından geçerlidir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 52).

61. Bu kapsamda devletin egemenlik alanında bulunan bireylerin

yaşamını korumak için önleyici genel güvenlik tedbirleri alma yükümlülüğü

bulunmaktadır. Bu gereklilik daha ziyade bireylerin üçüncü kişilerin suç

niteliğindeki eylemleri nedeniyle yaşamlarının tehdit altında olduğu durumlarda

ortaya çıkmaktadır (Mehmet Çetinkaya ve

Maide Çetinkaya, B. No: 2013/1280, 28/5/2014, § 59).

62.Bir kişinin yaşamına yönelik gerçek ve yakın bir tehlikenin

bulunduğunun kamu makamlarınca bilindiği ya da bilinmesi gerektiği durumlarda,

makul ölçüler çerçevesinde kamu makamlarının bu tehlikenin gerçekleşmesini

önleyebilecek şekilde önlem alması gerekir. Ancak özellikle insan

davranışlarının öngörülemezliği, öncelikler ve

kaynaklar değerlendirilerek yapılacak işlem veya yürütülecek faaliyet tercihi

dikkate alındığında pozitif yükümlülük kamu makamları üzerinde aşırı yük

oluşturacak şekilde yorumlanamaz (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri,§

53).

63. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın ileri

sürüldüğü tazminat ve tam yargı davalarında, derece mahkemelerinin Anayasa’nın

17. maddesinin gerektirdiği özende bir inceleme yapma yükümlülüğü

bulunmaktadır. Bununla birlikte söz konusu özen yükümlülüğü, yaşam hakkı ile

ilgili her davada mutlaka mağdurlar lehine bir sonuca varılmasını garanti

altına almamaktadır (Aysun Okumuş ve Aytekin

Okumuş, B. No: 2013/4086, 20/4/2016, § 73).

64. Başvuru dosyasının incelenmesinden şikâyetin idarenin

güvenliği sağlama hizmetinde kusuru bulunduğuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

Başvurucu Murat Tosun'un ateşli silahla yaralanmasından önce aynı gün içinde

aynı şahıslar tarafından darbedilmesi üzerine

Amirliğe şikâyette bulunduğu, darbedildiğinin tespiti

için adli rapor almak üzere yanında herhangi bir polis memuru olmadan hastaneye

gönderildiği, hastaneye gitmeden önce para almak için evine geldiği sırada aynı

şahıslarca yeniden saldırıya uğradığı hususlarında bir tereddüt

bulunmamaktadır.

65. Bu nokta da tespit edilmesi gereken husus, kamu makamlarının

gerekli tedbirleri alması yükümlülüğünün ortaya çıkabilmesi için gerekli olan,

şahsın yaşamına yönelik var olan tehlikenin kamu makamlarınca bilinip

bilinmediği ya da bilinmesinin gerekip gerekmediğidir.

66. Somut olayda başvurucu Murat Tosun her ne kadar ilk darbedilmesi sonrasında güvenlik güçlerine şikâyette

bulunmuş olsa da başvurucunun aynı şahıslar tarafından yeniden saldırıya uğrama

tehlikesi bulunduğunu güvenlik güçlerine ilettiğine, güvenlik güçlerinden

gerekli önlemlerin alınmasını talep ettiğine yahut tek başına hastaneye sevk

edilmesine itiraz ettiğine ilişkin herhangi bir bilgi ve belgeye

rastlanmamıştır. Ayrıca başvurucunun yanında para olmaması nedeniyle hastaneye

gitmeden önce evine uğrayacağının ve bu sırada mahallesinde bulunan aynı

şahıslarca yaralanabileceğinin güvenlik güçlerince öngörülebilmesi mümkün

değildir. Bu nedenlerle başvurucu Murat Tosun'un yaşamına yönelik tehlikenin

varlığından kamu makamlarının haberdar olduğunun ya da tehlikenin varlığını bilmesi

gerektiğinin kabulü makul görünmemektedir. Dolayısıyla olayın öngörülemez

nitelikte olduğu kanaatine varılmıştır. Bu nedenle başvurucunun şikâyetleri

yönünden yaşam hakkının yaşamı koruma yükümlülüğü açısından bir ihlalin

bulunmadığının açık olduğu anlaşılmaktadır.

67. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

68. Başvurucular, açtıkları tam yargı davasının makul sürede

sonuçlanmaması nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiğini iddia etmektedir.

69. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

§ 16). Başvurucuların söz konusu iddialarının adil yargılanma hakkı kapsamında

kaldığı değerlendirilmiştir.

70. Bireysel başvuru sonrasında 31/7/2018 tarihli ve 30495

sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 25/7/2018 tarihli

ve 7145 sayılı Kanun'un 20. maddesiyle 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa

İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle

Çözümüne Dair Kanun'a geçici madde eklenmiştir.

71. 6384 sayılı Kanun'a eklenen geçici maddeye göre

yargılamaların uzun sürmesi ve yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesi

ya da icra edilmemesi şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine yapılan ve bu maddenin

yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesi önünde derdest olan

bireysel başvuruların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabul

edilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaat

üzerine Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığı (Tazminat

Komisyonu) tarafından incelenmesi öngörülmüştür.

72. Ferat Yüksel (B. No: 2014/13828, 12/9/2018)

kararında Anayasa Mahkemesi yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı ya

da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediği

iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen bireysel başvurulara

ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru imkânının getirilmesine ilişkin

yolu ulaşılabilir olma, başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama

kapasitesinin bulunup bulunmadığı yönlerinden inceleyerek bu yolun etkililiğini

tartışmıştır (Ferat Yüksel, §§ 26-36).

73.Ferat Yüksel

kararında özetle anılan başvuru yolunun kişileri mali külfet altına sokmaması

ve başvuruda kolaylık sağlaması nedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş

şekli itibarıyla ihlal iddialarına makul bir başarı şansı sunma kapasitesinden

mahrum olmadığı ve tazminat ödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün

olmadığında başka türlü telafi olanakları sunması nedenleriyle potansiyel

olarak yeterli giderim sağlama imkânına sahip olduğu hususunda

değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat Yüksel,

§§ 33-36). Bu gerekçeler doğrultusunda Anayasa Mahkemesi, ilk bakışta

ulaşılabilir olan ve ihlal iddialarıyla ilgili başarı şansı sunma ve yeterli

giderim sağlama kapasitesi olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru yolu

tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil

niteliği ile bağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarının tüketilmemiş

olması nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel, §§ 35, 36).

74. Somut başvuru yönünden de söz konusu karardan ayrılmayı

gerektiren bir husus bulunmamaktadır.

75. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Başvurucular Sultan Tosun, Nihat Tosun, İbrahim Tosun ve

Nilgün Tosun yönünden yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Başvurucu Murat Tosun yönünden yaşam hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA

B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA

10/12/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Üyeler

:

Burhan ÜSTÜN

Hicabi DURSUN

Kadir ÖZKAYA

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör

:

Tuğçe TAKCI

Başvurucular

:

1. İbrahim

TOSUN

2. Murat

TOSUN

3. Nihat

TOSUN

4. Nilgün

TOSUN

5. Sultan

TOSUN

Vekili

:

Av. Mehmet

KIRAÇ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2016/7869, 10 Aralık 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olayla İlgili Ceza
  7. Sonuç
  8. B. Olayla İlgili Tam
  9. IV. İlgili Hukuk
  10. A. Ulusal Hukuk
  11. B. Uluslararası Hukuk
  12. V. İnceleme Ve Gerekçe
  13. A. Yaşam Hakkının İhlal
  14. B. No: 2013/841, 23/1/2014; Rıfat Bakır ve
  15. B. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal
  16. B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA
  17. Gökcan
  18. Hakyemez
  19. Tosun
  20. Tosun
  21. Tosun
  22. Tosun
  23. Tosun
  24. Kıraç
  25. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2016/7869
Tarih
10 Aralık 2019

İlgili Kararlar

  • Nurşah Suna Başvurusu (B. No: 2016/13347)
  • Oktay Kuban Başvurusu (B. No: 2016/1999)
  • Cihan Dursun ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2016/12682)
  • Mehmet Ayçilek Başvurusu (B. No: 2018/14603)
  • Muharrem Karabulut Başvurusu (B. No: 2017/28126)
  • Samanyolu Yayıncılık Hizmetleri A.ş. Başvurusu (B. No: 2016/9785)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.