İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Oktay Kuban Başvurusu (B. No: 2016/1999)

1. Başvuru, ulusal yayın yapan bir gazetede yayımlanan makalede

Başvuru No2016/1999Tarih10 Aralık 2019Okuma16 dk · 3.177 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Oktay Kuban Başvurusu

Karar tarihi
10 Aralık 2019
Başvuru Numarası
2016/1999
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.177 kelime·16 dk okuma·11 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, ulusal yayın yapan bir gazetede yayımlanan makalede

kullanılan ifadelerin kişilik haklarını zedelediği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 29/1/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

8. Hâkim olarak görev yapmakta olan başvurucu, Ergenekon

yargılaması olarak davaya bakmakta olan Ağır Ceza heyetinde yer almaktadır (söz

konusu Ergenekon yargılamalarına ilişkin daha geniş açıklamalar için bkz. Mehmet Haberal, B. No: 2012/849,

4/12/2013, §§ 22-37). Yargılama devam ederken heyet tarafından oybirliği ile

davanın sanıklarından olan Albay D.Ç.nin tahliyesine

karar verilmiştir.

9. Anılan tahliyenin ardından ulusal düzeyde yayın yapan Zaman

gazetesinin 16/11/2009 tarihli nüshasında "Karar!"

başlıklı makale yayımlanmıştır.

10. Yayımlanan makale şu şekildedir:

" ...binaenaleyh sanığın

her ne kadar , sözü edilen kişi ve kurumları, bazı kurum ve kuruluşlarının

eleman, ekipman ve yasal otoritesini kötüye kullanmak sureti ile çökertmek,

tabir-i amiyane ile işlerini bitirmek için kanunsuz evrak düzenlediği vesaire

gibi incir çekirdeğini doldurmayan birtakım tırışka

şeylerle itham edildiği tam olarak sübut bulmamış ve bu ithamların ciddi

şeylerden olmaktan ziyade cumhuriyet'in çok

güvenilir, çok saygıdeğer, çok prestijli kurumlarına iftira atmak, karalamak

maksadıyla tertib edildiği istikametinde mahkememizceçok güçlü ve güvenilir bir kanaat hasıl

bulunmuş olmasına rağmen yüce mahkememiz yine bulunduğu iddia edilen suç

belgesini ve yan delilleri incelemeye almış, mütebahhiresine

güvenilir ehlivukuf kişiler marifeti ile yaptırdığı tahkikat neticesinde sözü

edilen belgenin bünyesindeki rutubet miktarını ölçtürerek bahse konu imzada

yeterince ıslatıcı su bileşenine rastlanılmadığı tespit edilmiş olmakla, mezkur

ıslak imzalı belgenin yersen yoğurt içersen ayran kıvamında ve kararında,

menşei meşkuk, mes'ulleri gaip azmettirenleri müphem,

detayları bulanık, muhtevası karanlık bir vesika olduğu istikametinde son

derece ciddi bir kanaat kesafeti hasıl bulunmuş olduğunda ve icabında her

isteyen vatandaşın bir dolma kalem ve yazıcı tedarik edebileceği hususunda bir

engel bulunmadığı anlaşıldığından mezkur belgenin otantikliği istikametinde

vahim ve şiddetli şüphelerin varlığına kanaat getirmekle ve fakat maznunun imza

numuneleri arasında çelişik örneklere rastlanılması maznunun suiniyetine değil

de insanoğlunun muhtelif zaman ve yerlerde değişen halet-i ruhiyesine

binaen imzasında muhtelif tebeddülata rastlanmasının olağanlığına dair kara

Avrupası hukukunda geliştirilen içtihadı nazar-ı itibare

almak suretiyle maznunun, atılı cürmü işleyip işlemediği meselesinin değil

bizzat bizim mahkememiz, dünyanın hiçbir babayiğit mahkeme heyetince ispatının

mümkün olmayacağına ekseriyyet-i ara ile hükmolunarak

meselenin esasına geçilerek sanığın esasen ilk tevkifi esnasında tam tamına 18

saat, 21 dakika 8 saniye, ikinci tevkifi esnasında 43 saat, 34 dakika ve 25

saniye mevkuf kalmak sureti ile cem'an 61 saat, 55

dakika ve 33 saniye tutuklu kaldığı, savcının raporundan anlaşıldığı için

maznun hakkında her ne kadar deliller pek bir şeye benzemiyorsa da her ihtimale

karşı bir miktar ceza tesisinde lazım geldiği eşe dosta karşı izah zımnında

lüzumlu göründüğü vechile sanığa, evrak tanziminden

değil ama ilk duruşmasında mahkeme huzuruna kravatsız çıkması göz önüne

alındığında cem'an 48 saatlik ufacık bir hapis cezası

verilmesi münasip görülerek mahkumun zaten tutukevinde kaldığı sürelerin

infazı, yüce ve muazzez heyetimizce hükmolunan ceza ile mahsup edilerek şöyle

böyle 13 saat fazla göründüğü için sanığın işbu dakikadan ba'de,

saniye sektirmeksizin, derhal ve azami saygı gösterilip filarmoni mızıkası ile

tahliyesine, ceza zaten infaz edildiği için sanığa atılan suçun ebediyyen, hava, kara, deniz ve jandarma mıntıkalarında

tamamen yok sayılmasına, taktir edilen cezanın sanığın siciline geçirilmemesine

ve buna mukabil fazladan infaz edilen 13 saat için Adalet Bakanlığı

bütçesinden, her saniyesine bin yüz milyon Türk Lirası taktir olunmak suretiyle

tazminat itilasına ve tazminatın tahliye anına denk getirilmesine ve bu esnada

çerden çöpten iddialarla mahkememizi meşgul ettikleri için müddei durumundaki

kişi ve kuruluşların alenen te'dip ve ikazına ve bu babda maznunun, kanunda yazılı süre zarfında temyiz

hakkının mahfuz bulunduğuna kemal-i, hukuk ve nasfetle karar verildi."

11. Anılan haber sebebi ile başvurucu, imtiyaz sahibi şirket ve

haberin yazarı A.T.A. aleyhine manevi tazminat davası açmıştır. Başvurucu dava

dilekçesinde; söz konusu makalede tahliyeye ilişkin kararın hukuka uygun

olmadığına dair alaycı ifadelere ve aşağılayıcı yorumlara yer verildiğini,

sadece görevini ifa etmesi dolayısıyla şeref ve saygınlığına karşı yapılmış bu

saldırı nedeni ile manevi üzüntü ve elem duyduğunu belirtmiştir. Davalılardan

A.T.A. aleyhine söz konusu makale nedeni ile kurul hâlinde çalışan kamu

görevlilerine basın yolu ile hakaret suçundan ceza davası açıldığını, davalı A.T.A.nın Bakırköy 2. Asliye Ceza

Mahkemesi tarafından 17.680 TL adli para cezası ile cezalandırıldığını ve

hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiğini belirten başvurucu

söz konusu mahkûmiyet kararının da dikkate alınması gerektiğini belirtmiştir.

12. Başvuru konusu haberleri yapan gazeteci, başvuru konusu dava

dilekçesine karşı verdiği cevap dilekçesinde birden fazla unsura değinmiştir.

İlk olarak ilgili makalede başvurucunun ve heyetin diğer üyelerinin ismine yer

verilmediğini belirten davalı, matufiyet unsurunun

oluşmadığını ileri sürmüştür. Makalenin güncel bir konuya ilişkin olarak kaleme

alındığını, olgusal temeli bulunduğunu belirten davalı, yargı sistemini ve

yargı kararlarını müstehzi bir üslupla eleştirdiği makalede başvurucunun kişilik

haklarını hedef alan bir ibare ya da iddiaya yer vermediğini belirtmiştir.

13. Eskişehir 4. Asliye Hukuk Mahkemesi (Mahkeme) tarafından

yapılan yargılama sonucunda 21/5/2013 tarihli kararla davanın kısmen kabul

kısmen reddine karar verilmiştir. Mahkeme gerekçesinde; yargıçların eleştiri

sınırı belirlenirken bu sınırın politikacılar ya da diğer bürokratlarla aynı

düzeyde tutulmayıp daha dar tutulması gerektiği vurgulanmış, yazıda eleştiri

sınırlarını aşar nitelikte kelime ve cümlelerle davacıların verdiği kararla

dalga geçildiği belirtilerek manevi tazminat talebinin kısmen kabul kısmen

reddine karar verilmiştir.

14. Karar başvurucu ve davalı tarafından temyiz edilmiştir.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi (Daire) tarafından yapılan temyiz incelemesi

sonucunda 13/5/2014 tarihli kararla söz konusu makalede; İstanbul 9. Ağır Ceza

Mahkemesi üyesi olan başvurucunun oldukça fazla sayıda klasör-belge vs.

barındıran, balyoz davası olarak bilinen yargılamada çok kısa sürede karara

varmasının eleştirildiği, basında bu hususa ilişkin birçok haber ve yorumun da

yapıldığı belirtilmiştir. Bir kamu görevlisi olan başvurucunun hakkında haber,

eleştiri ve yorum yapılmasına kendisinin sebebiyet verdiğini değerlendiren

Daire, basının bu yöndeki yayınları "aşma"

olarak nitelenemeyeceğini belirtmiş ve davanın reddine karar

verilmesi gerektiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararını bozmuştur.

15. Mahkeme tarafından Dairenin bozma kararına uyularak yapılan

yargılama sonunda; ceza mahkemesi tarafından verilen hükmün açıklanmasının

geriye bırakılması kararının Borçlar Kanunu kapsamında bir maddi olgunun

tespiti olarak değerlendirilemeyeceği, hukuk mahkemesinin bu kararla bağlı

olmadığı sonucuna varılarak dava konusunu oluşturan köşe yazısının davacı

yargıcın ismi de kullanılmadan, herhangi bir mesleki ya da kişisel özellikleri

hedef alınmaksızın, verilen tahliye kararının veriliş sürecine zaman kısalığı

açısından bir eleştiri olduğu, "azami

saygı ve orkestra eşliğinde tahliye" ifadeleriyle eleştirinin

abartılarak alaycı bir hâl takınılması nedeniyle kabul edilebilir olmasa da

eleştiri kapsamında kaldığı değerlendirilmiş ve Yargıtayca

verilen bozma kararına uyularak davanın reddine karar verilmiştir.

16. Başvurucu, ret kararını temyiz etmiştir. Daire 12/11/2015

tarihli kararı ile başvuru konusu yazının -bir bütün olarak ele alındığında-

başvurucuyu küçük düşürmek amacıyla kaleme alındığı ve başvurucunun kişilik

haklarına saldırı teşkil ettiği yönünde bir tespitte bulunmuş ise de yerel

mahkeme tarafından bozma ilamına uyulmak suretiyle karar verildiğini belirterek

davalı lehine oluşan usulü müktesep hak oluştuğundan Mahkemenin ret kararını

onamıştır. Nihai karar başvurucuya 30/12/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir.

17. Başvurucu 29/1/2016 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

18. 1/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 49.

maddesi şöyledir:

“Kusurlu

ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle

yükümlüdür.

Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı

bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür.”

B. Uluslararası Hukuk

19. İlgili ulusal ve uluslararası hukuk kurallarının yer aldığı

kararlar için Keleş Öztürk (B.

No: 2014/15001, 27/12/2017, §§ 20-30) ve Bekir

Coşkun ([GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, §§ 18, 19) kararlarına

bakılabilir.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

20. Mahkemenin 10/12/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Şeref ve İtibar

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

21. Başvurucu, söz konusu makalenin kendisini karalamak ve hedef

göstermek amacı ile kaleme alındığını belirtmiştir. Yazının tamamında Albay D.Ç.nin tahliyesine karar vermeleri sebebi ile kendisinin

de üyesi olduğu İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesinin aşağılandığını belirten

başvurucu, ilgili yazının mesleki onur ve saygınlığına zarar vermesi sebebi ile

şeref ve itibar hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

22. Ergenekon, Balyoz, Poyrazköy ve amirallere suikast gibi önemli davalarda

görev yaptığını belirten başvurucu, söz konusu davalar sebebi ile vermiş olduğu

kararların Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet

Yapılanmasını (FETÖ/PDY) rahatsız ettiğini, hakkında yürütülen olumsuz kampanya

sebebi ile Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından görev yerinin

değiştirildiğini belirtmiştir.

23. Yapılan Yargıtay incelemesi ile verilen bozma kararı

doğrultusunda davasının reddine karar verilmesinin kasti olduğunu belirten

başvurucu, Albay D.Ç.nin tahliyesine ilişkin kararın Ergenekon yargılaması olarak bilinen dava

sırasında verilmesine karşılık 13/5/2014 tarihli bozma ilamında makale tarihi

itibari ile henüz başlamamış olan "Balyoz

Soruşturması" ifadesinin kullanıldığını belirterek ilgili

gerekçe sunulmadığını ve davalı hakkında Bakırköy 2. Asliye Ceza Mahkemesinin

tarafından verilen ceza mahkûmiyetinin dikkate alınmadığını belirtmiştir.

2. Değerlendirme

24. Anayasa’nın 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Devletin

temel amaç ve görevleri, … Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun

refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini,

sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan

siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî

varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”

25. Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı

şöyledir:

"Herkes, ... manevî varlığını koruma ...

hakkına sahiptir."

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

26. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan şeref

ve itibar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

(1)

İfade ve Basın Özgürlüğünün Demokratik Toplumdaki Önemi

27. Anayasa Mahkemesi; Anayasa'nın 26. maddesinde yer alan ifade

özgürlüğü ile Anayasa'nın 28. maddesinde yer alan basın özgürlüğünün demokratik

bir toplumun zorunlu temellerinden olduğunu, toplumun ilerlemesi ve her bireyin

gelişmesi için gerekli temel şartlardan birini oluşturduğunu daha önce pek çok

kez ifade etmiştir (Mehmet Ali Aydın [GK],

B. No: 2013/9343, 4/6/2015, § 69; Bekir

Coşkun, §§ 34-36). Basın özgürlüğünün kamuoyuna çeşitli fikir ve

tutumların iletilmesi ve bunlara ilişkin bir kanaat oluşturması için en iyi

araçlardan birini sağladığı açıktır (İlhan Cihaner (2), B. No: 2013/5574, 30/6/2014, § 63).

(2) Başkalarının

Şöhret veya Haklarının Korunması

28. Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasına göre ifade

özgürlüğünün sınırlandırılma nedenlerinden ve bu bağlamda ifade özgürlüğünü

kullananların uyması gereken görev ve sorumluluklardan biri de başkalarının

şöhret veya haklarının korunmasıdır. Bireyin şeref ve itibarı, kişisel kimliği

ile manevi bütünlüğünün bir parçasını oluşturur ve Anayasa’nın 17. maddesinin

birinci fıkrasının korumasından faydalanır (İlhan

Cihaner (2), § 44). Devlet, bireyin şeref

ve itibarına keyfî olarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin saldırılarını

önlemekle yükümlüdür (Nilgün Halloran, B. No: 2012/1184, 16/7/2014, § 41; Adnan

Oktar (3), B. No: 2013/1123, 2/10/2013, § 33; Bekir Coşkun, § 45; Önder Balıkçı, B. No: 2014/6009, 15/2/2017, § 44).

(3) Yargı Erkinin Otoritesinin Korunması

29.Adalet sisteminin düzgün işlemesi için görev yapan kamu

görevlileri kamunun güvenine sahip olmalıdır. Bu sebeple adalet sisteminde

görev alan hâkimler ve savcılarla birlikte diğer yargı çalışanlarını asılsız

suçlamalardan korumak devletin görevlerindendir (İlhan Cihaner (3), B. No:

2013/5298, 20/5/2015, §§ 26, 27). Öte yandan hedef alınan yargı görevlisinin

kim olduğu (hâkim veya savcı) da önemlidir. Yargılamanın tarafı olan savcı,

kullanılan bazı ifadeler uygunsuz olsa da mesleki ya da diğer niteliklerine

ilişkin olmayan eleştirilere hoşgörü göstermelidir (Keleş Öztürk, § 30).

30. Bununla birlikte hâkimlere yönelik kabul edilebilir eleştiri

sınırı savcılara nazaran daha dardır (benzer yönde değerlendirme için bkz. Keleş Öztürk, § 30). Zira hâkimlerin

yargılamada kamu görevi ifa eden diğer süjelere oranla ifade özgürlüğü son

derece kısıtlıdır. Ayrıca bir hukuk devletinde adaletin teminatı olan

mahkemelerin görevlerini yerine getirebilmeleri için kamu güvenine mazhar

olmaları esastır.Bu

sebeplerle hâkimlerin görevlerine ilişkin konularda kendilerine yöneltilen ağır

saldırılardan korunması büyük önem arz etmektedir.

31.Ne var ki mahkemeler de diğer tüm kamu kurum ve kuruluşları

gibi eleştiriden müsemma değildir. Buna karşın eleştiri ile aşağılama arasında

açık bir ayrım yapılması gerekmektedir. Mahkemelere ve mahkeme mensuplarına

yöneltilen ifadelerin asıl amacının aşağılama olduğu durumlarda, ifade

sahiplerinin muhatap olacağı yaptırımların ifade özgürlüğünü kural olarak ihlal

edeceği söylenmez.

32. Bu gereklilik, bireylerin ve basının yargısal kararlara

ilişkin görüş ve eleştirilerini ifade etme hakkının olmadığı anlamına gelmez.

Mamafih bu eleştirilerin kişilerin şeref ve itibarlarının korunmasını isteme

haklarını ihlal eder boyuta ulaşmaması ve yargı erkinin otoritesini

zayıflatmaması gerekir. Zira mahkemeler yasal uyuşmazlıkların çözüme bağlandığı

mercidir ve bu görevlerini yerine getirebilmeleri için toplumsal güvene ihtiyaç

duyarlar.

(4)

Çatışan Haklar Arasında Dengeleme

33. Anayasa Mahkemesi, başvurucunun Anayasa’nın 17. maddesinin

birinci fıkrasında koruma altına alınan kişisel itibarın korunmasını isteme

hakkı ve yargı erkinin otoritesinin korunması gerekliliği ile şikâyet konusu

ifadeleri sarf eden kişilerin Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan

ifade özgürlüğü arasında adil bir dengenin gözetilip gözetilmediğini

değerlendirmektedir (İlhan Cihaner (2), § 49, Keleş Öztürk, §§ 43, 47)). Bu, soyut bir değerlendirme

değildir.

34. Çatışan haklar arasında dengeleme yapılabilmesi için mevcut

olaya uygulanabilecek olan kriterlerden bazıları şu şekilde sayılabilir:

i. Başvuru konusu ifadelerin güncel ve genel yarara ilişkin bir

tartışmaya katkı sağlayıp sağlamadığı

ii. Haber, köşe yazısı veya makalenin konusu

iii. Yayının içeriği, şekli, ve

sonuçları

iv. Kamuoyu ile diğer kişilerin kullanılan ifadeler karşısında

sahip oldukları hakların ağırlığı

35. Anayasa Mahkemesi; siyasetçilerin, kamuoyunca tanınan

kişilerin ve kamusal yetki kullanan görevlilerin gördükleri işlev nedeniyle

daha fazla eleştiriye katlanmak durumunda olduklarını ve bunlara yönelik

eleştirinin sınırlarının çok daha geniş olduğunu her zaman vurgulamıştır (siyasetçilerle

ilgili olarak bkz. Ergün Poyraz (2) [GK], B. No: 2013/8503, 27/10/2015, §

58; kamusal yetki kullanan görevlilerle ilgili olarak bkz. Nilgün Halloran,

§ 45; Kemal Kılıçdaroğlu

(3), B. No: 2015/1220, 18/7/2018, § 53; tanınan bir Cumhuriyet başsavcısı

ile ilgili olarak bkz. İlhan Cihaner (2), § 82; tanınan ve siyasete

hazırlanan bir kamu görevlisi ile ilgili olarak bkz. Önder Balıkçı, § 42; Kemal

Kılıçdaroğlu, B. No: 2014/1577,

25/10/2017,§ 55).

36. Anayasa Mahkemesi başvurunun koşullarına göre bazıları

yukarıda sayılan kriterlerin gerektiği gibi değerlendirilip

değerlendirilmediğini denetler (Nilgün Halloran, § 44; Ergün

Poyraz (2), § 56; Kadir Sağdıç §§

58-66; İlhan Cihaner

(2), §§ 66-73). Bunun için başvurucuya yönelik ifadelerin -sarf

edildiği bağlamdan kopartılmaksızın- olayın bütünselliği içinde

değerlendirilmesi gerekir (Nilgün Halloran, § 52; Önder

Balıkçı, § 45). Başvurucunun kişisel itibarının ve yargı erkinin

otoritesinin gerekçesiz olarak veya Anayasa Mahkemesince ortaya konulan

kriterleri karşılamayan bir gerekçe ile korunmaması Anayasa'nın 17. maddesini

ihlal edecektir.

ii. İlkelerin Somut Olaya

Uygulanması

37. Başvurucu, söz konusu makale ile Ergenekon davası olarak

bilinen yargılamayı yürüten -kendisinin de üyesi olduğu- Mahkeme heyetinin

Albay D.Ç. hakkında vermiş olduğu tahliye kararı neticesinde hedef alındığını

ifade etmektedir. Yazının mahkemeyi aşağılayıcı ve küçük düşürücü bir dille

kaleme alındığını belirten başvurucu; yazıdaki asıl amacın kararı eleştirmek

olmadığını, kararı veren hâkimleri aşağılamak olduğunu ileri sürmüştür. Buna

karşın ilk derece mahkemesi söz konusu yazıda başvurucunun ismine yer verilmediğini,

yazıda başvurucunun mesleki yahut kişisel özelliklerinin hedef alınmadığını,

söz konusu tahliye kararının veriliş süresinin kısalığının abartılı ve alaycı

bir dille eleştirildiğini belirterek davanın reddine karar vermiştir.

38. Başvurucunun davalının sözlerinin şahsiyet haklarına yönelik

bir saldırı olduğu yönündeki değerlendirmelerine karşı davalı; söz konusu

makalede kişilik haklarına saldırı niteliğinde ifadelerin bulunmadığını,

başvurucunun hedef alınmadığını, yazının mizahi ve ironik

bir dille kaleme alındığını belirterek başvurucunun kişilik haklarına saldırı

niteliğinde ifadelerin bulunmadığını ileri sürmüştür. Somut olayın kendine has

koşullarında Anayasa Mahkemesi tarafından yapılacak incelemede mahkemelerin

başvurucuyu eleştiri sınırını aşan bir müdahaleden korumakta yetersiz kalıp

kalmadığı değerlendirilecektir.

39. Bu bağlamda uyuşmazlığın çözümünde ele alınması gereken ilk

yön yazının kaleme alındığı dönemde Ergenekon davası olarak bilinen ve

kamuoyunun ilgisine matuf yargılamanın devam etmekte olduğudur. Söz konusu

yargılama kapsamında yazıya konu edilen Albay D.Ç.nin

tahliyesi de yazılı ve görsel basında geniş olarak yer almıştır. Yazı D.Ç.nin tahliyesi hakkında kaleme alınmış olup, tahliye

kararının veriliş süresi ve haklılığı eleştirilmiştir. Bu bağlamda söz konusu

yazının kamunun yoğun ilgisini çeken bir davayla ilgili olduğu anlaşılmaktadır.

40. Başvuru konusu yazıda,tahliyeye

ilişkin yargısal sürecin değer yargısı bildiren ifadelerle tahliye gibi olgusal

bir temel üzerinden eleştirilmeye çalışıldığı anlaşılmaktadır. Kullanılan

ifadelerde hicve varan bir üslup tercih edildiği görülse de Anayasa Mahkemesi

veya derece mahkemeleri, gazetecilik mesleğinin nasıl yapılması gerektiğini ve

gazetecilerin haber verme tekniğini belirleyemez (Ali Suat Ertosun (7), B. No: 2014/1416, 15/10/2015, § 39).

Zira bir düşüncenin hangi uslüp ve biçimle en iyi

şekilde aktarılacağına bizzat düşünceyi dile getiren karar verebilir. Bu

bağlamda Anayasa'nın 26. maddesinin sadece ifade edilen haber ve fikirlerin

içeriğini değil aynı zamanda bunların nakledilme biçimlerini de koruduğu akılda

tutulmalıdır (Ali Suat Ertosun (7),

§39)

41. Ayrıca başvurucu tarafından, söz konusu yazı ve bu gibi

yazılar nedeniyle hakkında linç kampanyası yürütüldüğü ve mesleki kariyerinin

yapılan bu gibi haber ve yazılar sebebi ile olumsuz etkilendiği ileri sürülmüş

ise de kişisel kariyerinin ve mesleğinin önemli ölçüde etkilendiği ortaya

konulamamıştır.

42. Somut olayda ilk derece mahkemesi, davalının basın özgürlüğü

ve başvurucunun şeref ve itibarının korunması hakkı ile yargı erkinin

otoritesinin korunması arasında bir denge kurma işlemi yapmıştır. Her ne kadar

Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 13/5/2014 tarihli bozma ilamında sunulan

gerekçeler davaya konu edilen makalenin yazıldığı tarihten sonra gelişen

olaylara ilişkin ise de ilgili bozma kararından sonra yargılama yapan derece

mahkemesi tarafından başvuru konusu yazı ile ilgili bir gerekçe sunulmak sureti

ile davanın reddedildiği, bu kapsamda Dairenin bozma gerekçesi ile

yetinilmediği anlaşılmaktadır. Bu şartlarda yukarıdaki değerlendirmelerin

tamamı ve yargı mercilerinin farklı çıkarları dengelerken sahip oldukları

takdir payları da dikkate alındığında Anayasa’nın 17. maddesinin birinci

fıkrasında yer alan pozitif yükümlülüklere ve yargı erkinin otoritesinin

korunması ilkesine uyulduğu, derece mahkemelerince tarafların haklarının

değerlendirilmesinde açık bir dengesizlik saptanmadığı ve bu kapsamda bir

ihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun diğer kabul edilebilirlik şartları

yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

B. Bağımsız ve Tarafsız

Mahkemede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

43. Başvurucu; Yargıtay 4. Hukuk Dairesi tarafından verilen

13/5/2014 tarihli karar ile 12/11/2015 tarihli kararlar arasında çelişki

olduğunu, Daire tarafından 1 yıl 5 ay 29 gün fasıla ile aynı konuya ilişkin

olarak verilen iki karar arasındaki bu farkın ilk temyiz incelemede görev alan

ve kendisine karşı ayrımcı bir tutum takınarak aleyhine oy kullanan üç üyenin

ikinci incelemede görev almamalarından kaynaklandığını belirterek bağımsız ve

tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

44. Başvurucu; Yargıtay tarafından yapılan 13/5/2014 tarihli

temyiz incelemesinin bağımsız ve tarafsız yürütülmediğini ve taraflı karar

verildiğini ileri sürmüştür.

45. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 47. maddesinin (3), 48.

maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları uyarınca bireysel başvuruda kamu

gücünün neden olduğu iddia edilen ihlale dair olayların tarih sırasına göre

özeti yapılmalı, bireysel başvuru kapsamındaki hakların ne şekilde ihlal

edildiği ve buna ilişkin gerekçeler ve deliller açıklanmalıdır (Veli Özdemir, B. No: 2013/276, 9/1/2014,

§§ 19, 20).

46.Somut olayda başvurucu, açmış olduğu davada yargılamayı yapan

temyiz merci olan Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin bağımsız ve tarafsız karar

veremediğini ileri sürmüş ise de Dairenin bağımsız ve tarafsız karar

vermediğine ilişkin somut açıklamada bulunmamış; bu durumu ortaya koyan

herhangi bir belge veya bilgi sunmamıştır. Bu itibarla başvurucu ihlal

iddiasına ilişkin delillerini sunma ve temel hak ve özgürlüğünün ihlal

edildiğine ilişkin açıklamalarda bulunma yönündeki yükümlülüğünü yerine

getirmemiştir. Dolayısıyla başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların

temellendirilemediği sonucuna ulaşılmıştır.

47. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Bağımsız ve tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Şeref ve itibar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan şeref ve

itibar hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

10/12/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler : Burhan ÜSTÜN Hicabi DURSUN Kadir ÖZKAYA Yusuf Şevki HAKYEMEZ Raportör : Fatma Gülbin ÖZCÜRE Başvurucu : Oktay KUBAN Vekili : Av. Koray CANDAN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2016/1999, 10 Aralık 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Şeref ve İtibar
  11. B. No: 2013/9343, 4/6/2015, § 69; Bekir
  12. B. Bağımsız ve Tarafsız
  13. D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  14. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2016/1999
Tarih
10 Aralık 2019

İlgili Kararlar

  • Cihan Dursun ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2016/12682)
  • Mehmet Ayçilek Başvurusu (B. No: 2018/14603)
  • Muharrem Karabulut Başvurusu (B. No: 2017/28126)
  • Samanyolu Yayıncılık Hizmetleri A.ş. Başvurusu (B. No: 2016/9785)
  • Ali Metin Başvurusu (B. No: 2017/43)
  • Kemal Gözler Başvurusu (B. No: 2015/5612)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.