İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

İhsan Nuri Akpınar Başvurusu (B. No: 2017/35358)

1. Başvuru; tutuklama tedbirinin hukuki olmaması, tutukluluk

Başvuru No2017/35358Tarih26 Eylül 2019Okuma24 dk · 4.787 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm İhsan Nuri Akpınar Başvurusu

Karar tarihi
26 Eylül 2019
Başvuru Numarası
2017/35358
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.787 kelime·24 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; tutuklama tedbirinin hukuki olmaması, tutukluluk

incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapılması, tutuklama

tedbirinin makul süreyi aşması ve tutukluluğa itirazının gecikmeli olarak

karara bağlanması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 29/9/2017 tarihlerinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyon tarafından bu kararda incelenen şikâyetler

haricindeki şikâyetlerin kabul edilemez olduğuna karar verilmiş, bu şikâyetler

yönünden ise başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından

yapılmasına karar verilmiştir. Aynı kararda başvurucunun adli yardım talebinin

kabulüne de karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

6. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Türkiye 15/7/2016 tarihinde askerî darbe teşebbüsüyle karşı

karşıya kalmış ve bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hâl

ilan edilmiştir. Olağanüstü hâl 19/7/2018 tarihinde son bulmuştur. Kamu

makamları ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün

arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son

yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya

Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın

olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz

ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).

9. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde darbe

girişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile

FETÖ/PDY'nin kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı

sıra eğitim, sağlık, ticaret, sivil toplum ve medya gibi farklı alanlardaki

yapılanmasına yönelik olarak Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından

soruşturmalar yürütülmüş; çok sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama

tedbirleri uygulanmıştır (Aydın Yavuz ve

diğerleri, §§ 51, Mehmet Hasan

Altan (2) [GK], B. No: 2016/23672, 11/1/2018, § 12).

10. Öğretim üyesi olarak görev yapmakta olan başvurucu hakkında da

FETÖ/PDY'ye üye olma suçuna yönelik olarak Ankara

Cumhuriyet Başsavcılığınca (Başsavcılık) bir soruşturma başlatılmıştır.

Başvurucu, anılan soruşturma kapsamında 8/10/2016 tarihinde gözaltına

alınmıştır.

11. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 26/10/2016 tarihinde

tutuklanması istemiyle başvurucuyu Ankara 7. Sulh Ceza Hâkimliğine sevk

etmiştir.

12. Ankara 7. Sulh Ceza Hâkimliğince 26/10/2016 tarihinde,

başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanmasına karar

verilmiştir. Hâkimliğin tutuklama kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Şüpheliler İhsan Nuri Akpınar ve M.A.

üzerine yüklenen silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediklerine dair

kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut olgular, şüphelilerin kaçacağı

şüphesini uyandıran somut davranışları (Bahreyn Birleşmiş Milletler Ofisine

şüpheliler tarafından yapılan talep) isnat edilen suçun CMK [Ceza

Muhakemesi Kanunu] 100/3-a maddesinde

sayılan suçlardan olması, fiilin kanunda karşılığı olan cezanın miktarı, Avrupa

İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 5. maddesinde yer alan tutuklamaya ilişkin

şartların gerçekleştiği dikkate alınarak adli kontrol uygulanmasının yetersiz

kalacağı anlaşılmakla şüphelilerin CMK'nın [Ceza

Muhakemesi Kanunu] 100. vd. maddeleri

gereğince ayrı ayrı tutuklanmasına...[karar verildi.]"

13. Başvurucu 27/10/2016 tarihinde tutuklama kararına itiraz

etmiş, Ankara 8. Sulh Ceza Hâkimliğinin 18/11/2016 tarihli kararı ile itirazın

kesin olarak reddine karar verilmiştir.

14. Ankara 2. Sulh Ceza Hâkimliği, Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığının talebi üzerine 23/6/2017 tarihinde yaptığı inceleme sonucunda

başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar verirken "...kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren

olguların ve tutuklama nedeninin bulunması, üzerlerine atılı suçun vasıf ve

mahiyeti, mevcut delil durumu, suça dair yasada yazılı cezanın üst

haddi..." gerekçesine dayanmıştır.

15. Başvurucu 11/7/2017 tarihinde bu karara itiraz etmiş, Ankara

3. Sulh Ceza Hâkimliğince 8/8/2017 tarihinde itirazın kesin olarak reddine

karar verilmiştir.

16. Başvurucu, anılan kararı 5/9/2017 tarihinde öğrendiğini

bildirmiştir.

17. Başvurucu 29/9/2017 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

18. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 13/7/2018 tarihinde Ankara 3.

Sulh Ceza Hâkimliğinden başvurucunun tutukluluk durumunun gözden geçirilmesi ve

tutukluluğun devamına karar verilmesi isteminde bulunmuştur. Hâkimlik, Ankara

Cumhuriyet Başsavcılığının talebini 13/7/2018 tarihinde başvurucunun beyanını

aldıktan sonra değerlendirmiş ve "Şüphelinin

üzerine yüklenen suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, üzerine yüklenen

suçu işlediği konusunda somut delillerin bulunması, tutuklama tarihi, suça

öngörülen cezanın alt ve üst sınırları ve tahliyeyi gerektirir yeni bir delil

elde edilmemiş olması..." gerekçesiyle tutukluluk hâlinin

devamına karar vermiştir.

19. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 7/11/2018 tarihli

iddianamesi ile başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçunu

işlediğinden bahisle cezalandırılması istemiyle aynı yer ağır ceza mahkemesinde

kamu davası açılmıştır.

20. İddianamede ilk olarak terör örgütü kavramına ve FETÖ/PDY'nin genel özelliklerine ilişkin birtakım açıklamalara

değinilmiştir. Sonrasında ise başvurucunun FETÖ/PDY yapılanmasında yer aldığına

ilişkin olgulara yer verilmiştir. Bunlar özetle şöyledir:

i. Tanık M.A.O.nun başvurucunun

FETÖ/PDY yapılanması içinde yer aldığı yönünde beyanlarda bulunduğu

belirtilmiştir. Tanık M.A.O. ifadesinde özetle 2013 yılında Bahreyn'e eğitim

amacıyla gittiğini, burada FETÖ/PDY'ye ait olan bir

evde kaldığını, bu ülkenin imamının İ.D. isimli şahıs olduğunu, kaldıkları

örgüt evine 2016 yılının başlarında doktor olduklarını söyleyen İhsan Nuri

Akpınar ve M.A. isimli şahısların geldiğini, İhsan Nuri Akpınar'ın yaklaşık

dört ay kendileriyle kaldığını, bu iki şahsın da FETÖ/PDY üyesi olduğunu ve

İ.D. isimli ülke imamına himmet adı altında aylık 1.000-2.000 dinar arasında

para verdiklerini, bu para verme olayına bir iki kez şahit olduğunu beyan

etmiştir. Ayrıca iddianamede, tanığın bir teşhisine yer verilmiş ve 11/9/2018

tarihli Fotoğraf Teşhis Tutanağı içeriğine göre tanığın başvurucuyu teşhis

ettiği ifade edilmiştir.

ii. Başvurucunun 29/10/2016 tarihli ve 29872 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 675 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında

Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kamu

görevinden çıkarıldığı belirtilmiştir.

iii. Başvurucunun üst araması sonucunda cüzdanda kırmızı renkli

bez parçasına sarılı vaziyette F serisi bir adet 1 ABD dolarının bulunduğu

belirtilmiştir.

iv. Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) Başkanlığı tarafından

tanzim edilen 25/10/2017 tarihli MASAK raporu içeriğine göre başvurucunun Türk

Radyoloji Derneği İstanbul Şubesinde kurucu, yönetici veya üye olduğuna ilişkin

kayıt bulunduğunun ve Asya Katılım Bankası A.Ş. nezdinde 1/5/2003 tarihinde

açılan ve 8/9/2009 tarihinde kapatılan hesabının olduğunun belirtildiği ifade

edilmiştir.

v. Başvurucunun Bahreyn yapılanmasında yer alan M.A.dan iki ayrı işlemde olmak üzere 283,57 TL tutarında

EFT aldığı ifade edilmiştir.

vi. Başvurucunun "Gülenist Kuruluş", "Fetullah

Gülen Okulu", "Gülen Hareketi Okulu" olarak

nitelendirilen iki kuruma -MASAK raporlarına göre- 17.204,50 ve 850 TL

tutarlarında EFT gönderdiği belirtilmiştir.

vii. Başvurucunun HTS kayıtlarının incelenmesi sonucunda FETÖ/PDY'nin Bahreyn yapılanmasında yer alan kişilerin irtibatlı

olduğu kişilerle başvurucunun da irtibatlı olduğu belirtilmiştir.

21. Başvurucuya isnat edilen suça dayanak olan olgulara ilişkin

hukuki değerlendirmeler iddianamede şöyle ifade edilmiştir:

"...Belirtilen hususlar ve dosya kapsamı

nazara alındığında şüphelinin FETÖ terör örgütü ile organik bağ kurarak

süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gerektiren eylem ve faaliyetlerde bulunduğu,

şüphelinin FETÖ/PDY terör örgütü mensuplarının motivasyon amacıyla üzerlerinde

bulundurdukları 1 ABD dolarını üzerinde kırmızı kurdele ile kutsallık atfedecek

şekilde cüzdanında muhafaza ederek bulundurduğu, Bahreyn ülkesinde FETÖ/PDY

terör örgütü yapılanmasında ülke imamı olarak görevli İ.D. isimli şahsa

1000-2000 Bahreyn dinarını aylık olarak himmet adı altında vermek suretiyle

örgüte maddi yardımda bulunarak örgüte maddi gelir sağladığı, aynı şekilde

şüphelinin A.B.D. ülkesinde bulunan terör örgütüne ait kuruluşlara para

göndererek FETÖ/PDY terör örgütüne maddi gelir sağladığı, şüphelinin Bahreyn

ülkesinde bulunduğu süre içerisinde burada terör örgütüne ait evlerde örgütsel

toplantılara katıldığı, Bahreyn ülkesinde FETÖ/PDY terör örgütüne ait örgütsel

toplantıların yapıldığı örgüt evinde 4 ay süre ile kaldığı ve bu şekilde

üzerine atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği tutanaklar, sorgu

zaptı, tutuklama müzekkeresi, FETÖ havuz sorgusu sonucunu gösterir evrak,

emanet eşya makbuzu, 14/10/2016 tarihli inceleme tunağı,

HTS raporu, tanık M.A.O. beyanı ve 11/09/2018 tarihli fotoğraf teşhis tutanağı,

MASAK raporu, şüpheli ifadesi, nüfus ve sabıka kayıtları ile tüm dosya kapsamı

delillerle anlaşıldığından..."

22. Ankara 21. Ağır Ceza Mahkemesi 13/11/2018 tarihinde

iddianamenin kabulüne karar vermiş ve E.2018/478 sayılı dosya üzerinden

kovuşturma aşaması başlamıştır.

23. Ankara 21. Ağır Ceza Mahkemesi 13/11/2018 tarihinde yaptığı

tensip (duruşmaya hazırlık) incelemesi sonucunda yetkisizlik kararı vererek

dosyanın İstanbul 23.Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

Yetkisizlik kararı üzerine dosya İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesine (Mahkeme)

gönderilmiş ve Mahkemenin E.2018/406 sayısına kaydedilmiştir.

24. Mahkeme 3/5/2019 tarihli duruşmada başvurucunun tahliyesine

karar vermiştir. Tahliyeye ilişkin kararın ilgili kısmı şöyledir:

"Tutuklu sanığın dosya kapsamındaki delil

durumu, yargılamanın geldiği aşama, sanığın tutuklulukta geçirdiği süre, sanık

yönünden karartılma ihtimali bulunan bir delilin kalmamış olması hususları

dikkate alınarak adli kontrol tedbiriyle tahliyesine, CMK 109/3-a maddesi gereğince sanığın yurt dışına çıkmasının

yasaklanması, CMK 109/3-j maddesi gereğince konutu terk etmemek zorunluluğu ile

tedbir altında bırakılmasına...[karar

verildi.]"

25. Mahkeme, 19/9/2019 tarihli duruşmada, başvurucu hakkında

uygulanmasına karar verdiği konutu terk etmemek şeklindeki adli kontrol

tedbirinin kaldırılmasına ve başvurucunun, her ay bir defa kolluk birimine imza

atmak suretiyle adli kontrol altına alınmasına karar vermiştir.

26. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla ilk derece

mahkemesinde derdesttir.

IV. İLGİLİ HUKUK

27. İlgili hukuk için bkz. Salih

Sönmez, (B. No: 2016/25431, 28/11/2018, §§ 33-56) başvurusu hakkında

verilen karar.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

28. Mahkemenin 26/9/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Tutuklamanın Hukuki

Olmadığına İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

29. Başvurucu; tamamı yasal olan birtakım eylemlerinden dolayı

tutuklandığını, 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 314.

maddesinde düzenlenen silahlı terör örgütüne üye olma suçunun geniş

yorumlandığını, bu nedenle suçun kapsamına girmeyen eylemlerin de tutuklamaya

esas alındığını, keyfî bir şekilde tutuklanmasına karar verildiğini, tutuklama

kararı verilirken o an soruşturma dosyasında mevcut olan somut delillerin

dikkate alınabileceğini, sonradan ortaya çıkan delillerin önceki tutuklamayı

meşru kılmayacağını, kendisi açısından somut olay bakımından kuvvetli suç

şüphesini gösteren somut olguların bulunmadığını ifade etmiştir.

30. Başvurucu ayrıca somut olayın koşullarında delil karartma

ihtimalinin ve kaçma şüphesinin bulunmadığını, bu hususta tutuklama kararında

somut bir olguya yer verilmediğini, tutuklama kararının gerekçesiz olduğunu ve

adli kontrol uygulamasının neden yetersiz kalacağının açıklanmadığını

belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile kanunsuz suç ve ceza olmaz

ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

31. Bakanlık görüşünde; başvurucu hakkında verilen tutuklama

kararında ilgili makamların tutuklamaya ilişkin ilgili ve yeterli gerekçe

gösterdiği, bu gerekçeler kapsamında başvurucunun tutukluluğunun keyfî

olduğunun savunulamayacağı belirtilmiştir.

32. Başvurucu; Bakanlık görüşüne karşı beyanında, kendisinin

özgürlüğüne yapılan müdahalenin sona ermediğini, konutu terk etmemek şeklindeki

adli kontrol tedbiri nedeniyle tutulmasının devam ettiğini, bu nedenlerle bu

şikâyet incelenirken konutunda geçirdiği sürenin de dikkate alınması

gerektiğini belirtmiştir. Başvurucu; Bakanlık görüşüne karşı beyanında ayrıca

tutuklanmasının keyfî bir uygulama olduğunu, makul şüphe ve tutuklama nedenleri

olmaksızın tutuklandığını ifade etmiştir.

2. Değerlendirme

33. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

34. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması" kenar

başlıklı 15. maddesi şöyledir:

"Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya

olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl

edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin

kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada

öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.

Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler

dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne

dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz

ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu

mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."

35. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini

veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla

tutuklanabilir."

36. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013 § 16). Başvurucunun şikâyetinin özü, tutukluluğun

hukuki olmadığına ilişkindir. Dolayısıyla başvurucunun bu bölümdeki

iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamındaki kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

a. Uygulanabilirlik

Yönünden

37. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin

uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları

incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere

ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 187-191).

Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve tutuklama tedbirine konu olan

suçlama, başvurucunun darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu

belirtilen FETÖ/PDY üyesi olduğu iddiasıdır. Anayasa Mahkemesi, anılan

suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla ilgili olduğunu

değerlendirmiştir (Selçuk Özdemir

[GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, § 57).

38. Başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin hukuki

olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında yapılacaktır.

Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun tutuklanmasının başta Anayasa'nın

13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer maddelerinde yer alan güvencelere aykırı

olup olmadığı tespit edilecek, aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15.

maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığı

değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve

diğerleri, §§ 193-195, 242).

b. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

i. Genel İlkeler

39. Tutuklamanın hukukiliğinin incelenmesinde dikkate alınacak

genel ilkeler için bkz. Metin Evecen

(B. No: 2017/744, 4/4/2018, §§ 47-52) başvurusu hakkında verilen karar.

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

40. Başvurucu, Ankara 7. Sulh Ceza Hâkimliğinin 26/10/2016

tarihli kararıyla tutuklanmıştır.

41. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanuni

dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Başvurucu, darbe

teşebbüsünün ardındaki yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY üyesi olduğu

iddiasıyla yürütülen bir soruşturma (bkz. § 10) kapsamında silahlı terör

örgütüne üye olma suçundan 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi

Kanunu'nun 100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır (bkz. § 12). Dolayısıyla

başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı

bulunmaktadır.

42. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın

ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli

belirtinin bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

43. Başvurucu hakkında verilen tutuklama kararında, isnat edilen

suçun işlendiğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut

delillerin dosyada bulunduğu belirtilmiştir (bkz. § 12).

44. Başvurucu hakkında düzenlenen iddianamede ise başvurucunun

FETÖ/PDY yapılanmasıyla irtibatının olduğuna dair tanık anlatımına, Bank Asya

hesabının bulunmasına, 675 sayılı KHK ile kamu görevinden çıkarılmış olmasına,

başvurucunun üzerinden F serisi 1 ABD dolarının ele geçirilmiş olmasına, MASAK

raporlarının içeriklerine ve başvurunun telefonlarına ilişkin analiz raporuna

dayanılmıştır (bkz. § 20).

45. İddianamede; M.A.O.'nun verdiği

ifadesinde başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatının olduğuna, bu yapıya himmet adı

altında yardımda bulunduğuna, Bahreyn'de bu yapıya ait evlerde kaldığına ve bu

yapılanmaya mensup olduğuna yönelik anlatımlarda bulunduğu görülmektedir (bkz.

§ 20). Söz konusu tanık anlatımı yer, zaman, kişi ve eylem bilgileri ihtiva

etmekte; bu anlamda yargı makamlarına denetim yaparak söz konusu beyanları

doğrulama ya da çürütme imkânı tanımaktadır. Bu doğrultuda başvurucunun

tutuklanmasında söz konusu tanık anlatımlarının yargı makamlarınca kuvvetli bir

belirti olarak kabul edilmesi yönündeki değerlendirmelerinin keyfî ya da

temelsiz olduğu söylenemeyecektir (benzer yöndeki kararlar için bkz. Metin Evecen, § 58; Recep Uygun, B. No: 2016/76351, 12/6/2018,

§ 43). Nitekim Anayasa Mahkemesi Selçuk

Özdemir başvurusunda; FETÖ/PDY üyesi olmakla suçlanan bazı

şüphelilerin ifadelerinde hâkim olarak görev yapmakta olan başvurucunun

FETÖ/PDY ile irtibatının olduğuna ve bu yapılanmaya mensup olduğuna yönelik

anlatımlarını başvurucu yönünden suç şüphesini doğrulayan kuvvetli bir belirti

olarak kabul etmiştir (Selçuk Özdemir,

§ 75).

46. Bu itibarla başvurucu yönünden suç şüphesinin varlığını

doğrulayan belirtilerin dosya kapsamında bulunduğu görülmektedir.

47. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu

değerlendirmede tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar göz ardı

edilmemelidir.

48. Somut olayda Ankara 7. Sulh Ceza Hâkimliğince başvurucunun

tutuklanmasına karar verilirken işlendiği iddia olunan silahlı terör örgütüne

üye olma suçunun 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında

yer alan katalog suçlar arasında olmasına, özellikle başvurucunun Bahreyn

Birleşmiş Milletler Ofisine yapmış olduğu talep dikkate alındığında kaçma

tehlikesine, suça ilişkin kanunda öngörülen yaptırımın ağırlığına göre adli

kontrolün yetersiz kalacak olmasına dayanıldığı görülmektedir (bkz. § 12).

49. Darbe teşebbüsü sırasında gerçekleşen vahim olayların

toplumda oluşturduğu kaygı, teşebbüsün faili olduğu belirtilen FETÖ/PDY'nin örgütlenmesinin karmaşıklığı ve bu yapılanmanın arz

ettiği tehlike (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§§ 15-19, 26), darbe teşebbüsüne ilişkin faaliyetler kapsamında ülke genelinde

binlerce kişi tarafından icra edilen, suç oluşturabilecek nitelikteki on

binlerce eylemin aynı anda işlenmesi, bunun yanı sıra çoğunluğu önemli yerlerde

kamu görevlisi olan on binlerce şüpheli hakkında doğrudan darbeyle ilişkili

olmasa da FETÖ/PDY'ye mensubiyet nedeniyle ivedilikle

soruşturma yapılması ihtiyacı birlikte dikkate alındığında soruşturma konusu

olaylara ilişkin delillerin sağlıklı bir şekilde toplanabilmesi ve

soruşturmaların güvenlik içinde yürütülebilmesi için tutuklama dışındaki koruma

tedbirlerinin yetersiz kalması söz konusu olabilir (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 271; Selçuk Özdemir,§ 78; Alparslan

Altan [GK], B. No: 2016/15586, 11/1/2018, § 140).

50. Darbe teşebbüsüyle bağlantılı veya darbe teşebbüsüyle

bağlantılı olmasa bile teşebbüsün faili olduğu belirtilen FETÖ/PDY ile

bağlantılı kişilerin teşebbüs sırasında veya sonrasında ortaya çıkan kargaşadan

yararlanmak suretiyle kaçma imkânı ve bu dönemde delillere etki edilmesi

ihtimali normal zamanda işlenen suçlara göre çok daha fazladır. Diğer taraftan

FETÖ/PDY'nin ülkedeki neredeyse tüm kamu kurum ve

kuruşlarında örgütlenmiş olması, yüz elliyi aşkın ülkede faaliyet göstermesi,

ciddi seviyede uluslararası ittifaklarının bulunması, bu yapılanma ile ilgili

olarak soruşturmaya tabi tutulan kişilerin yurt dışına kaçmasını ve yurt

dışında barınmasını büyük ölçüde kolaylaştıracaktır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 272; Selçuk Özdemir,§

79).

51. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen silahlı terör

örgütü üyesi olma suçu, Türk hukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırımlar

öngörülen suç tipleri arasında olup (bkz. § 27) isnat edilen suça ilişkin

olarak kanunda öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden

durumlardan biridir (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hüseyin Burçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016,

§ 61; Devran Duran [GK], B. No:

2014/10405, 25/5/2017, § 66). Ayrıca anılan suç 5271 sayılı Kanun'un 100.

maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve kanun gereği tutuklama nedeni varsayılabilen suçlar

arasındadır (bkz. § 27; Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170,

16/11/2017, § 148).

52. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki genel

koşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile Ankara 7. Sulh

Ceza Hâkimliği tarafından verilen kararın içeriği birlikte değerlendirildiğinde

başvurucu yönünden -suçun ağırlığına ve başvurucunun soruşturma sürecindeki

birtakım davranışlarına atfen- kaçma tehlikesine yönelen tutuklama nedenlerinin

olgusal temellerinin olmadığı söylenemez.

53. Başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü olup

olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın 13.

ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm

özellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım

(2), § 151).

54. Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarını

ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organize

olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini

aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (aynı

yöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756,

16/11/2016, § 214; Devran Duran,

§ 64). Özellikle darbe teşebbüsüyle veya FETÖ/PDY'yle

bağlantılı soruşturmaların kapsamı ve niteliği ile FETÖ/PDY'nin

özellikleri de -gizlilik, hücre tipi yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma,

kendisine kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyet temelinde hareket etme gibi-

dikkate alındığında bu soruşturmaların diğer ceza soruşturmalarına göre çok

daha zor ve karmaşık olduğu ortadadır (Aydın

Yavuz ve diğerleri, § 350).

55. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate

alındığında Ankara 7. Sulh Ceza Hâkimliğinin isnat edilen suç için öngörülen

cezanın miktarını da gözönünde tutarak başvurucu

hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adli kontrol

uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının (bkz. § 12) keyfî ve temelsiz

olduğu söylenemez.

56. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukuki

olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

57. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

tutuklama yoluyla yapılan müdahalenin bu hakka dair Anayasa'da (13. ve 19.

maddelerde) yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden

Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme

yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

B. Tutukluluk

İncelemelerinin Hâkim/Mahkeme Önüne Çıkarılmaksızın Yapıldığına İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

58. Başvurucu; tutuklanmasına karar verildiği tarihten itibaren

hâkim önüne çıkarılmadan tutukluluğunun uzatılmasına karar verildiğini,

tutukluluğa ilişkin tüm taleplerinin de dosya üzerinden incelendiğini

belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

59. Bakanlık görüşünde genel olarak Anayasa Mahkemesinin Salih Sönmez kararında ortaya koyduğu

ilkeler çerçevesinde 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen başvuru

yolunun tüketilip tüketilmediği hususunun Anayasa Mahkemesinin takdirinde

olduğu ifade edilmiş, bu şikâyete ilişkin olarak bir görüş belirtilmemiştir.

60. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında özetle

Bakanlığın başvuru yollarının tüketilmediği yönündeki görüşünün yerinde

olmadığını ifade etmiştir.

2. Değerlendirme

61. Anayasa'nın Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkilerini düzenleyen 148. maddesinin üçüncü

fıkrasının son cümlesi şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır."

62. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

63. Anılan Anayasa ve Kanun hükümlerine göre bireysel başvuru

yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarının

tüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm

organlarının anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya

çıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu

nedenle temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece

mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve

bir çözüme kavuşturulması esastır. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi

hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun yoludur (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, §§ 16, 17).

64. Anayasa Mahkemesi Erdal

Tercan ([GK], (B. No: 2016/15637, 12/4/2018, §§ 217-251) kararında;

bu şikayete ilişkin olarak yaptığı inceleme

kapsamında, inceleme tarihi itibarıyla başvurucunun hâlâ hâkim/mahkeme önüne

çıkarılmamış olması hususunu nazara alarak tutukluluk incelemelerinin on sekiz

ayı aşan bir süreyle hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapılmasının

olağanüstü hâl döneminde dahi kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını ihlal ettiği

sonucuna varmıştır.

65. Anayasa Mahkemesi Salih

Sönmez kararında da tutukluluk incelemelerinin duruşmasız yapılması

ve/veya makul sürede hâkim/mahkeme önüne çıkarılmama şikâyetini incelemiştir.

Anayasa Mahkemesi anılan kararda başvurucunun inceleme tarihi itibarıyla

hâkim/mahkeme önüne çıkarılmış olması hususunu nazara alarak verilecek bir

ihlal kararının başvurucunun yeniden hâkim önüne çıkarılmasını sağlamayacağı ve

serbest kalması sonucunu doğurmayacağını belirtmiş ve bu durumda yalnızca

kişinin uzun süre hâkim/mahkeme önüne çıkarılmamasıyla ilgili bir hak ihlalinin

tespiti ve gerekiyorsa belli bir miktar tazminata hükmedilmesiyle yetinileceği

sonucuna varmıştır.

66. Öte yandan Anayasa Mahkemesi anılan kararda bu tür ihlal

iddiaları bakımından öncelikle aynı giderim imkânını sağlayan başvuru

yollarının tüketilmesi ve bunlardan sonuç alınamaması hâlinde bireysel

başvuruda bulunulması gerektiğini belirterek 5271 sayılı Kanun'un 141.

maddesinde belirtilen dava yolunun başvurucunun durumuna uygun, telafi

kabiliyetini haiz, etkili bir hukuk yolu olduğu tespitini yapmış ve başvuru

yollarının tüketilmediği sonucuna varmıştır (bkz. Salih Sönmez, §§ 162, 177).

67. Somut olayda başvurucu 26/10/2016 tarihinde tutuklanmış ve

tutuklandıktan sonra ilk kez soruşturma aşamasında 13/7/2018 tarihinde yapılan

duruşmada mahkeme önüne çıkmış ve itirazlarını etkili bir biçimde ileri sürme

fırsatına sahip olmuştur. Başvurucunun hâkim/mahkeme önüne çıkmadığı süre

yaklaşık 1 yıl 8 ay 17 gündür. Dolayısıyla somut başvuru yönünden Salih Sönmez kararından ayrılmayı

gerektiren bir durum söz konusu değildir.

68. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutukluluk incelemelerinin

hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapıldığına ilişkin iddiası ile ilgili

olarak yargısal başvuru yolları tüketilmeden bireysel başvuru yapıldığı

anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru

yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna

karar verilmesi gerekir.

C. Tutukluluğa Yönelik

İtirazın Kısa Süre İçinde İncelenmemesine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

69. Başvurucu 23/6/2017 tarihli tutukluluğun devamı kararına

yaptığı itirazın 8/8/2017 tarihinde karara bağlandığını, bu kadar uzun bir

sürenin Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasında belirtilen kısa sürede

karar verilmesi yönündeki zorunlulukla bağdaşmadığını belirterek kişi hürriyeti

ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

70. Bakanlık görüşünde, öncelikle Anayasa Mahkemesinin Salih Sönmez kararında ortaya konan

ilkeler çerçevesinde 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen başvuru

yolunun tüketilip tüketilmediği hususunun Anayasa Mahkemesinin takdirinde

olduğu ifade edilmiş; devamında olağanüstü hâl döneminde tutuklu kişilerin

serbest bırakılmayı sağlamak amacıyla bir yargı merciine başvurma haklarının

korunduğu, 5271 sayılı Kanun'un 108. maddesi uyarınca tutukluluğun resen en geç

otuzar günlük süreler itibarıyla incelenmesine devam edildiği ve olağanüstü hâl

döneminde de tutuklama, tahliye talebinin reddi ve tutukluluğun devamı

kararlarına karşı itiraz yoluna başvurabilme imkânı bulunduğu belirtilmiştir.

71. Bakanlık görüşünde somut olay bakımından ise 27/7/2016

tarihli ve 29783 mükerrer sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanarak yürürlüğe giren 668 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması

Gereken Tedbirler ile Bazı Kurum ve Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması

Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (668 sayılı KHK) 3. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının (ç) bendi kapsamında "Tahliye

talepleri en geç otuzar günlük sürelerle tutukluluğun incelenmesi ile birlikte

dosya üzerinden karara bağlanır." şeklinde hükmünün yürürlükte

olduğu ve başvuranın yapmış olduğu itirazın otuz günlük yasal süre içinde

incelenmiş olduğu ifade edilmiştir.

72. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında özetle

Bakanlığın başvuru yollarının tüketilmediği yönündeki görüşünün yerinde

olmadığını ifade etmiştir.

2. Değerlendirme

73.Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:

"Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti

kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın

kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili

bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."

74. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrası bağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

kapsamında incelenmesi gerekir.

75. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak

ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek

ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği

gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle

olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt,

§§ 16, 17).

76. 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

(k) bendi yakalanan veya tutuklanan kişilere, yakalama ve tutuklama işlemine

karşı kanunda öngörülen başvuru imkânlarından yararlandırılmamaları durumunda

maddi ve manevi her türlü zararlarının tazminini isteyebilmelerine imkân

sağlamaktadır. Anayasa Mahkemesi, tutukluluğa itirazın geç değerlendirildiği

yada sürüncemede bırakıldığı şikâyetleri ile ilgili olarak bireysel başvurunun

incelendiği tarih itibarıyla tahliyesine karar verilmiş ya da hükümlü hâle

gelmiş başvurucular yönünden asıl dava sonuçlanmamış da olsa 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (k) bendinde öngörülen yolun

tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (tahliye

olmuş başvurucular yönünden bkz. Cafer

Yıldız, B. No: 2014/9308, 9/1/2018, §§ 37-40; Yaşar Saçlı, B. No: 2014/9311, 24/1/2018,

§§ 37-40;hükümlü hâle gelmiş başvurucular yönünden bkz. Özgür Arıbaş, B. No: 2015/2394,

31/10/2018, §§ 57-60). Somut olayda tahliyesine karar verilen başvurucunun bu

kapsamda kalan iddiaları bakımından anılan kararlardan ayrılmayı gerektiren bir

durum mevcut değildir.

77. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

D. Tutukluluğun Makul

Süreyi Aştığına İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

78. Başvurucu; keyfî bir şekilde tutukluluğunun devam

ettirildiğini, tutukluluğun devamına ilişkin kararların gerekçeden yoksun

olduğunu, bu kararlarda tutuklama nedenlerinin somut olgulara dayalı olarak

açıklanmadığını, kendisi yönünden bir kişiselleştirme yapılmadan makul, ilgili

ve yeterli olmayan gerekçelerle tutukluluğunun hukuka aykırı olarak devam

ettirildiğini, bu nedenlerle tutukluluk süresinin makul olmaktan çıktığını

belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

79. Bakanlık görüşünde, öncelikle Anayasa Mahkemesinin Salih Sönmez kararında ortaya konan

ilkeler çerçevesinde 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen başvuru

yolunun tüketilip tüketilmediği hususunun Anayasa Mahkemesinin takdirinde

olduğu ifade edilmiş; devamında ise başvurucu hakkındaki soruşturmanın kapsamı

ve mahiyeti, tutukluluğun devamına ilişkin kararların gerekçelerinin

hürriyetten yoksun bırakılmanın meşru nedenlerinin belirtilmesi bakımından

ilgili ve yeterli olması ve soruşturma/kovuşturma süreçlerinin yürütülmesinde

bir özensizliğin tespit edilmemiş olması dikkate alındığında tutukluluk

süresinin makul olduğu belirtilmiştir.

80. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında özetle

Bakanlığın başvuru yollarının tüketilmediği yönündeki görüşünün yerinde

olmadığını ifade etmiştir. Başvurucu somut şikâyet bakımından ise konutu terk

etmeme şeklindeki adli kontrol tedbiri nedeniyle özgürlüğüne yapılan

müdahalenin devam ettiğini, bu nedenle Anayasa'nın 19. maddesindeki korumadan

yararlanmasının devam ettiğini iddia etmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne

karşı beyanında ayrıca tutukluluğa dair kararların gerekçelerinin genel ve

soyut olduğunu ve hakkındaki soruşturmanın özensiz bir şekilde yürütüldüğünü

belirtmiştir.

2. Değerlendirme

81. Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrası şöyledir:

"Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde

yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme

hakları vardır. Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır

bulunmasını veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceye

bağlanabilir."

82. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19.

maddesinin yedinci fıkrası bağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

kapsamında incelenmesi gerekir.

83. Öte yandan başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında

genel olarak özgürlüğüne karşı tutuklama tedbiriyle yapılan müdahalenin konutu

terk etmeme şeklindeki adli kontrol tedbiri nedeniyle devam ettiğini, bu

nedenle Anayasa'nın 19. maddesindeki korumadan yararlanmasının devam etmesi

gerektiğini ve özellikle bu tedbir kapsamında geçen sürenin de inceleme

yapılırken dikkate alınması gerektiğini ileri sürmüştür.

84. Somut olay bakımından tahliyesine karar verilen başvurucunun

tahliye kararı ile birlikte tutukluluğunun sona erdiği görülmektedir. Öte

yandan tahliye kararı ile birlikte başvurucu hakkında konutu terk etmeme

şeklindeki adli kontrol tedbirine hükmolunduğu, yapılan son duruşmada ise

başvurucu hakkındaki bu tedbirin de kaldırılmasına ve kolluk birimine imza

atmak suretiyle adli kontrol altına alınmasına karar verildiği anlaşılmıştır

(bkz. §§ 24, 25).

85. Anayasa Mahkemesi tutukluluğun kanunda öngörülen azami

süreyi veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurular

bakımından bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla başvurucu tahliye

edilmiş veya hükümlü hâle gelmiş ise asıl dava sonuçlanmamış da olsa -ilgili

Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde

öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk

yolu olduğu sonucuna varmıştır (Erkam Abdurrahman

Ak, B. No: 2014/8515, 28/9/2016, §§ 48-62; İrfan Gerçek, B. No: 2014/6500, 29/9/2016,

§§ 33-45; Ahmet Kubilay Tezcan, B.

No: 2014/3473, 25/1/2018, § 26).

86. Tahliye kararı sonrasında hükmolunan konutu terk etmeme

şeklindeki adli kontrol tedbirinin de yapılan son duruşmada kaldırılmış olması

karşısında somut olay bakımından anılan içtihatlardan ayrılmayı gerektirir bir

durum olmadığı anlaşılmıştır.

87. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Tutuklamanın hukuki olmamasından dolayı kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

2. Tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne

çıkarılmaksızın yapılmasından dolayı kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın başvuru

yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Tutukluluğa yönelik itirazın kısa süre içinde incelenmemesinden

dolayı kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Tutukluluğun makul süreyi aşmasından dolayı kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi

mağduriyetine neden olacağından başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten

TAMAMEN MUAF TUTULMASINA 26/9/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Burhan ÜSTÜN

Kadir ÖZKAYA

Selahaddin

MENTEŞ

Raportör

:

Ömer MENCİK

Başvurucu

:

İhsan Nuri

AKPINAR

Vekili

:

Av. Dilara

YILMAZ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2017/35358, 26 Eylül 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. V. İnceleme Ve Gerekçe
  8. A. Tutuklamanın Hukuki
  9. B. Tutukluluk
  10. C. Tutukluluğa Yönelik
  11. D. Tutukluluğun Makul
  12. B. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
  13. Gökcan
  14. Özgüldür
  15. Menteş
  16. Akpınar
  17. Yılmaz
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2017/35358
Tarih
26 Eylül 2019

İlgili Kararlar

  • R.d. Başvurusu (B. No: 2016/28560)
  • Tarık Kavak Başvurusu (B. No: 2016/22177)
  • Mutlu Bulut Başvurusu (B. No: 2017/20749)
  • Resul Çomoğlu Başvurusu (B. No: 2017/8756)
  • Abdullah Ekinci ve Fatma Ekinci Başvurusu (B. No: 2015/2120)
  • Feruza Musulmankulova Başvurusu (B. No: 2015/9727)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.