İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mutlu Bulut Başvurusu (B. No: 2017/20749)

1. Başvuru, Cumhuriyet savcısı olarak görev yapan başvurucu

Başvuru No2017/20749Tarih26 Eylül 2019Okuma37 dk · 7.436 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Mutlu Bulut Başvurusu

Karar tarihi
26 Eylül 2019
Başvuru Numarası
2017/20749
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

7.436 kelime·37 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, Cumhuriyet savcısı olarak görev yapan başvurucu

hakkında darbe teşebbüsüyle bağlantılı olarak yürütülen soruşturmada uygulanan

yakalama, gözaltı ve tutuklama tedbirinin hukuki olmaması, tutukluluğun makul

süreyi aşması, tutukluluğa ilişkin kararların bağımsız ve tarafsız olmayan sulh

ceza hâkimliklerince karara bağlanması, gizlilik kararı nedeniyle hakkındaki

belgeleri inceleyememesi, tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne

çıkarılmaksızın yapılması, tutukluluğun devamı kararlarına karşı yaptığı

itirazların ve alınan savcılık görüşünün tebliğ edilmemesi nedenleriyle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının; usule aykırı şekilde yürütülen bir kısım

soruşturma işlemi nedeniyle adil yargılanma hakkı ve

masumiyet karinesinin; gözaltı sürecindeki uygulamalar ve ceza infaz

kurumundaki kısıtlamalar nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği

iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 10/4/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

6. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarını Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

A. Genel Bilgiler

8. Türkiye 15/7/2016 tarihinde askerî darbe teşebbüsüyle karşı

karşıya kalmış ve bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hâl

ilan edilmiştir. Olağanüstü hâl süresi 19/7/2018 tarihinde yeniden

uzatılmayarak son bulmuştur. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal

temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır

faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı

Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak

isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No:

2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).

9. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde darbe

girişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile

FETÖ/PDY ile bağlantılı olan ve aralarında yargı mensuplarının da bulunduğu çok

sayıda kişi hakkında Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından soruşturma

başlatılmıştır. Bu kapsamda teşebbüsün savuşturulduğu gün Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığınca -aralarında Yüksek Mahkeme üyelerinin de bulunduğu- üç bine

yakın yargı mensubu hakkında FETÖ/PDY ile bağlantılarının bulunduğu iddiasıyla

başlatılan soruşturmada bu kişilerin büyük bölümü hakkında gözaltı ve tutuklama

tedbirlerine başvurulmuştur (Aydın Yavuz ve

diğerleri, §§ 51, 350).

10. Bakanlık verilerine göre yüz altmıştan fazla Yüksek Mahkeme (Anayasa

Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay) üyesi hakkında tutuklama tedbiri uygulanmış,

bunlardan bir kısmı sonradan tahliye edilmiştir. Soruşturma ve/veya kovuşturma

mercilerince kaçak olduğu değerlendirilen yaklaşık otuz Yüksek Mahkeme üyesi

hakkında ise yakalama emri çıkarılmıştır.

11. Türk yargı organları yakın dönemde verdikleri birçok kararda

FETÖ/PDY'nin silahlı bir terör örgütü olduğunu kabul

etmişlerdir. Bu kapsamda Yargıtay Ceza Genel Kurulu 26/9/2017 tarihinde

(E.2017/16.MD-956, K.2017/370) ve -terör suçlarına ilişkin davaların temyiz

mercii olan- Yargıtay 16. Ceza Dairesi 24/4/2017 ve 14/7/2017 tarihlerinde

verdiği kararlarda (Selçuk Özdemir

[GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, §§ 20, 21) FETÖ/PDY'nin

silahlı bir terör örgütü olduğu sonucuna varmışlardır.

12. FETÖ/PDY'nin (genel özelliklere

ilişkin olarak bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri,

§ 26) yargı kurumlarındaki örgütlenmesine ve faaliyetlerine ilişkin olarak

soruşturma ve kovuşturma belgeleri ile tedbir/disiplin kararlarında yer alan,

başta haklarında soruşturma yürütülen yargı mensuplarının beyanları olmak üzere

maddi olgulara dayalı bulunan iddia ve tespitler Selçuk Özdemir kararında geniş olarak açıklanmıştır (Selçuk Özdemir, § 22).

B. Başvurucuya İlişkin

Süreç

13. Cumhuriyet savcısı olarak görev yapmakta olan başvurucu,

Burdur Cumhuriyet Başsavcılığınca FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan yürütülen

bir soruşturma kapsamında 17/7/2016 tarihinde Burdur İl Emniyet Müdürlüğünce

gözaltına alınmıştır.

14. Başvurucunun ilk ifadesi 19/7/2016 tarihinde Burdur

Cumhuriyet Başsavcılığında alınmıştır. Başvurucunun ifade alma işlemi sırasında

müdafii de hazır bulunmuştur. Başvurucu ifadesinde

özetle FETÖ/PDY ile bir ilgisinin bulunmadığını savunmuştur.

15. Burdur Cumhuriyet Başsavcılığı aynı tarihte tutuklanması

istemiyle başvurucuyu Sulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir. Tutuklama talep

yazısının ilgili kısmı şöyledir: "FETÖ/PDY

isimli silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan mevcutlu olarak

gönderildiği" belirtilerek

"HSYK 2. Dairesinin kararından ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının

talimatlarından da anlaşılacağı üzere kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu, AHİM

kararlarına göre de şüphelinin salıverilmesi halinde adaletin işleyişine zarar

verecek faaliyette bulunma tehlikesinin varlığı tutuklama nedenidir şeklinde

kararların bulunduğu, Cumhurbaşkanlığı ve Genel Kurmay Başkanlığınca Fetullahçı Terör Örgütünün artçı kalan üyelerinin yeniden

bir darbeye kalkışma ihtimallerinin bulunduğu yönünde açıklamalar yapıldığı,

şüphelilere atılı suçların niteliği, atılı suçun ağırlığı, adli kontrol

hükümlerinin yetersiz kalacak olması, haklarında soruşturma açılan birçok hakim

savcının yurt dışına kaçmış olması, şüphelilerin de bu soruşturma ya da benzer

eylemde bulunma olasılıkları, suça dair yasada yazılı cezanın üst

haddi..."

16. Başvurucunun sorgusu Burdur Sulh Ceza Hâkimliğince 20/7/2016

tarihinde yapılmıştır. Sorgu sırasında başvurucunun müdafii

de hazır bulunmuştur.

17. Başvurucunun sorgu sırasındaki ifadesinin ilgili kısımları

şöyledir:

"...Hakkımda yapılan arama gözaltı ve

sair işlemler hukuka aykırıdır. Bu bağlamda elde edilen delillerde hukuka

aykırıdır. Tarafıma istan edilen eylemin ne olduğu ve

ne şekilde darbeye teşebbüs olduğu, darbenin hangi aşamasında ne şekilde görev aldığımbelirtilmemiştir. ...Ben sekiz yıldır C. Savcısı

olarak görev yapıyorum. Benim emrimde çalışan sadece adli kolluk vardır oda

sadece CMK'da belirtilen talimatlarımı yerine

getirmekle yükümlüdür. Bunun dışında benim talimatımla hareket edecek silahlı

kuvvet emrimde yoktur. ...Darbeye teşebbüs eden 3.000 civarında asker göz

altına alındı,benim bu terör

örgütü ile her hangi bir ilgimin bağlantımın olması mümkün değildir,

şansızlığım darbeye teşebbüs sırasında Ankara'da meslektaşımın düğününde

bulunmamdır, ancak bu düğün sırasında sağımda ve solumda iki HSYK müfettişi

olan E.P. ve M.A.A. ile Siirt Ak Parti il teşkilatından avukat arkadaşlarım

bulunmaktaydı, bu koşullar altında benim darbe planına katılmamdan söz

edilemez. ...CMK ya göre şüphelinin üzerine atılı suç açıklanır, tarafıma isnat

edilen eylemin ne olduğu belli değil dosyada buna ilişkin hiç bir somut delil

yok, darbenin planınımı yapmışım, teşebbüs aşamasına

mı katılmışım,darbeden sonra

görev listesinde adım mı varmış, bu konular da tarafıma verilecek hiç bir cevapve gösterilecek hiç bir somut delil yoktur, olması

mümkün değildir ...

Silahlı terör örgütüne üye olmak suçu yönünden

suçun oluşması için öncelikle bir örgütün varlığı, örgüt mensupları arasında

hiyerarşik bir bağın bulunması, bu hiyerarşik bağ içerisinde kimin ne şekilde

hangi eylemleri yapacağının belirlenmiş olması gerekir bu bizzat Ceza Genel

kurulu kararıdır. Örgüt üyeliği için emir ve talimatı veren örgüt mensubunun

kim olduğu, emir ve talimatın konusu, emiri alan kişi, emrin ne şekilde yerine getirildiği

hususlarınında açık olması gerekiyor. Bu hususta

Yargıtay 9.Ceza Dairesinin ve ceza genel kurulunun kararlarında belirtilmiştir.

Dosyada buna ilişkin hiç bir somut veri yoktur. Fason

bir istihbarat raporu söz konusudur o raporda kesin bilgi ve iddia içermiyor bu

kişi şu dur diyemiyor, değerlendirilmiştir şeklinde belirtiyor. AİHM

içtihatlarına göre istihbarat raporlarına dayanılarak hüküm kurulumaz

hakkımdaki iddialar adliyede yer alan jurnalci dediğimiz dedikoducu meslektaş

tarafından dile getirilmiştir. ...Terör örgütünün hiç bir

zaman hiç bir yapısına dahil olmadım evlerinde, okullarında kalmadım. Hiç bir şekilde bunlarla bağlantılı dernek, vakıflara

(himmet deniyormuş) himmet adı altında bağışta bulunmadım. Hesap hareketlerim

incelendiğinde de bu ortaya çıkacaktır..."

18. Burdur Sulh Ceza Hâkimliği başvurucunun silahlı terör

örgütüne üye olma ve anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs suçlarından

tutuklanmasına karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

"...suçların vasıf ve mahiyeti, mevcut

delil durumu, şüphelilerinüzerlerine atılı suçları

işledikleri hususunda haklarında kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren

somut olguların bulunması, delillerin henüz tam olarak toplanmamış olması, işin

önemi ve verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile de ölçülü olacağı ve

adli kontrol uygulamasının şu aşamada yeterli olmayacağı anlaşıldığından CMK

100 maddeleri gereğince tutuklanmasına... [karar

verildi.]"

19.Başvurucu müdafii 21/7/2016

tarihinde tutuklama kararına itiraz etmiş, Isparta Sulh Ceza Hâkimliğince

itirazın kesin olarak reddine karar verilmiştir.

20. Burdur Cumhuriyet Başsavcılığı 21/7/2016 tarihli kararıyla

başvurucu hakkında yürüttüğü soruşturmada yetkisizlik kararı vererek dosyayı

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir.

21. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 11/1/2017 tarihli kararıyla

başvurucu hakkında yürüttüğü soruşturmada yetkisizlik kararı vererek dosyayı

Antalya Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir.

22. Antalya 2. Sulh Ceza Hâkimliği 8/3/2017 tarihinde yaptığı

inceleme sonucunda başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir.

Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir.

"...atılı suçu işlediğine dair kuvvetli

şüphenin devam ediyor olması, tutukluluk nedenlerinin ortadan kalkmamış olması,

suçun vasıf ve mahiyeti, kanuni cezası ve tutuklulukta geçirdiği süre gözönüne alınarak CMK 108. maddesi uyarınca tutukluluk

hallerinin devamına... [karar verildi.]"

23. Başvurucu, anılan kararın kendisine 15/3/2017 tarihinde

tebliğ edildiğini ve itiraz etmesine karşın itiraz sonucunun kendisine tebliğ

edilmediğini beyan etmiştir.

24. Başvurucu 10/4/2017 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

25. Antalya Cumhuriyet Başsavcılığının 8/12/2017 tarihli

iddianamesi ile başvurucunun silahlı terör örgütü üyesi olma suçunu

işlediğinden bahisle cezalandırılması istemiyle aynı yer ağır ceza mahkemesinde

dava açılmıştır. FETÖ/PDY'ye ve ByLock programına ilişkin açıklamaların

yer aldığı iddianamede başvurucu hakkında yapılan değerlendirme özetle

şöyledir:

" ...FETÖ/PDY silahla terör örgütünün

hiyerarşik yapısına dahil olan şüphelinin;

1) Şüpheli Mutlu BULUT'a

ait 0506...07 numaralı gsm hattı üzerinde Antalya İl

Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü

görevlilerince yapılan inceleme neticesinde tanzim edilen 4/10/2017 tarihli HTS

raporu,

2) Burdur İl Emniyet Müdürlüğü görevlilerince

tanzim edilen 4/7/2016 tarihli rapor,

3) Ankara İl Emniyet Müdürlüğünden gönderilen

şüpheli Mutlu BULUT'a ait 12/5/2017 tarihli tespit ve

değerlendirme tutanağı,

4) Şüphelinin FETÖ/PDY örgüt üyesi olduğunu

gösterir olay ve davranışlarını anlatan etkin pişmanlık kapsamında ifade veren

şüpheliler U.D. ve A.N.D.nin beyanları ve teşhis

tutanakları,

6) Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Üçüncü

Dairesinin 26/11/2015 tarih 2015/14559 sayılı kararı,

7) Şüphelinin FETÖ/PDY örgüt üyesi olduğunu

gösterir olay ve davranışlarını anlatan etkin pişmanlık kapsamında ifade veren

şüpheliler A.K.,M.O.,Ö.E.Y.nin

beyanları ve tüm soruşturma kapsamında elde edilen deliller gözetildiğinde

FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün üyesi olduğu anlaşılmıştır. "

26. İddianamede, yukarıdaki değerlendirmeye esas olmak üzere

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından gönderilen veriler üzerinde yapılan inceleme

neticesinde 197695 İD numaralı ByLock kullanıcısı

olduğu belirtilen başvurucu hakkında tanık beyanları bulunduğu ileri

sürülmüştür. Bu kapsamda başvurucuyla ilgili olarak ifadeleri alınan tanık

beyanlarının ilgili kısımları şöyledir:

- U.D. beyanında; Siirt merkezde savcı olan Mutlu Bulut ile

görüşmeye başladığını, bu görüşmelerin H.S.K. ve bazen de C.Ü.nün evinde olduğunu, bu görüşmelerinde Kur'an

okunması, namaz kılınması, sohbet edilmesi şeklinde faaliyetlerin olduğunu

ifade etmiş ve başvurucuyu teşhis etmiştir.

- A.N.D. beyanında; kura çekmeden önce kura çektikleri yerde

kendileriyle irtibata geçileceğinin söylendiğini, daha sonra kendisinin Siirt

merkeze gittiğini, Siirt'te görev yaptığı sırada kendisiyle FETÖ/PDY

yapılanmasından H.S.K. isimli şahsın irtibata geçtiğini, kendisine ve eşine

ailece tanışacaklarını, küçük grupları olacağını, grup hâlinde görüşeceklerini

söylediğini, grup sorumlusunun H.S.K. olduğunu, bu grupta kendisi ve eşiyle

birlikte H.S.K. ile eşi G.K., Mutlu Bulut ile eşi E.B., C.Ü. ile eşi F.Ü.nün olduğunu ifade etmiş ve başvurucuyu teşhis

etmiştir.

- A.K. beyanında; Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulu seçim günü

sandık başında cemaatçiler adına çalışan, sandık başında bekleyen ve seçimi

takip edenlerin Hâkim C.K. ve Savcı Mutlu Bulut olduğunu, Siirt Ağır Ceza

Başkanı Z.G.nin sözde bağımsız adaylara açıktan

çalıştığını, kendisinden oy isteyip istemediğini hatırlamadığını ancak ismini

verdiği bu üç adayın bağımsız adaylar için yani cemaatin adayları için açıktan

çalıştığını ifade etmiştir.

- M.O. beyanında; Mutlu Bulut'un tutuklandığını duyunca geçmiş

dönemlerde hem Sayın Cumhurbaşkanı'na hem de Ak Parti Siirt İl Başkanı F.Ö.Ç.ye

Twetter üzerinden hakaret eden ve o dönem Siirt İl

Jandarma Alay Komutanlığında istihbarat binbaşı olarak görev yapan E.M. isimli

kişinin aklına geldiğini, bu binbaşıyı bir keresinde Mutlu Bulut'un odasında gördüğünü

ve bu duruma anlam veremediğini, Mutlu Bulut'un ihraç olduğunu öğrenince bu

tanışıklığın FETÖ'den olduğunu düşünmeye başladığını

ifade etmiştir.

- Ö.E.Y. beyanında; hazırlanmış olduğu 2006 Kasım sınavının

iptal edildiğini, birkaç aylık bir boşluk olunca memleketine gittiğini,

sonrasında Ankara'ya döndüğünü, Sokullu semtinde, Yargıtay lojmanlarına yakın

bir bölgede, açık adresini hatırlayamadığı bir apartman dairesinde çalışmaya

devam ettiğini, bu çalışma evinde Mutlu Bulut, H.S.K., N.T. ve soy ismini

hatırlayamadığı, sınavı kazanamayıp avukatlığa devam eden Ankaralı M. ile

birlikte kaldıklarını, murakıp olarak idari yargı hâkim adayı olan, ismini İ.

olarak hatırladığı şahsın evlerine gelip gittiğini, 2007 yılı Mart ayında yapılansınava kadar bu şekilde çalıştıklarını ifade

etmiştir.

27. Antalya 8. Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) 3/1/2018 tarihinde iddianamenin kabulüne karar

vermiş, E.2018/3 sayılı dosya üzerinden kovuşturma aşaması başlamış, aynı gün

yapılan tensip incelemesinde "sanık

Mutlu BULUT’un savunması, Bylock

tespit ve değerlendirme tutanağı,tanık beyanları,

arama el koyma tutanakları, HTS analiz raporları ile tüm dosya kapsamı göz

önüne alındığında, sanığın üzerine atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçunu

işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin

bulunması, silahlı terör örgütüne üye olma suçunun 5271 Sayılı CMK.’nın 103/3 maddesinde düzenlenen katalog suçlardan olması,

sanığa yüklenen suçun 5237 Sayılı TCK'da öngörülen cezasının alt ve üst sınırları,sanığın tutuklulukta geçirdiği süre dikkate

alındığında Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 13. maddesinde yer alan ve

ölçülülük ilkesi uyarınca daha hafif koruma önlemi olan adli kontrol tedbirinin

uygulanmasının bu aşamada davaya konu suç ve sanık açısından yetersiz

kalacağı" şeklindeki gerekçeyle tutukluluğunun devamına karar

verilmiştir.

28. Mahkemece 16/2/2018 tarihinde yapılan duruşmada başvurucunun

savunması alınmış ve benzer gerekçelerle tutukluluk hâlinin devamına karar

verilmiştir. 3/4/2018, 15/5/2018/, 11/7/2018, 6/9/2018, 7/11/2018, 9/1/2019,

15/2/2019 tarihli duruşmalarda da benzer gerekçelerle başvurucunun tutukluluk

hâlinin devamına karar vermiştir.

29. Antalya 8. Ağır Ceza Mahkemesi 8/3/2019 tarihli kararıyla

başvurucunun silahlı terör

örgütüne üye olma suçundan 7 yıl 6 ay hapis cezasıyla

cezalandırılmasına ve tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir. Kararın ilgi

kısımları şöyledir:

"...

...sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün

bir üyesi olarak, örgütün ideolojisi ve stratejisi doğrultusunda hareket

ettiği, ByLock iletişim sisteminin, yukarıda

açıklanan somut delillerle kanıtlandığı üzere, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü

mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu suç örgütünün

bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle; örgüt

talimatı ile bu ağa dahil olunduğu anlaşılan ve gizliliği sağlamak için

haberleşme amacıyla kullanıldığının her türlü şüpheden uzak, kesin kanaata ulaştıracak teknik verilerle tespit eden Yargıtay

16. Ceza Dairesi 14.07.2017 T. 2017/1443 E., 2017/4758 K. sayılı emsal

içtihadında da açıklandığı üzere, kişinin örgütle bağlantısını gösteren somut

delil niteliğinde olduğu, sanığın üzerine atılı FETÖ-PDY silahlı terör örgütüne

üye olma suçunu işlediği mahkememizce kabul edilmiş, sanığın inkara yönelik

savunmasına, yukarıda açıklandığı üzere delillerin mahiyeti ve ispat gücü

anlamında mahkememizde bir tereddüt bulunmadığından itibar edilmemiştir."

30. Başvurucunun hükme karşı yaptığı istinaf talebi Antalya

Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin 10/7/2019 tarihli kararıyla esastan

reddedilmiştir. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla

Yargıtay'da temyiz aşamasındadır ve başvurucunun tutukluluk durumu devam

etmektedir.

IV. İLGİLİ HUKUK

31. İlgili ulusal ve uluslararası hukuk için bkz. Salih Sönmez (B. No: 2016/25431,

28/11/2018, §§ 33-56) başvurusu hakkında verilen karar.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

32. Mahkemenin 26/9/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddialar

1. Başvurucunun İddiaları

33. Başvurucu; soruşturma sürecinde suç teşkil eden fiil ve

eylemlerinin açıklanmadığını, yasak sorgu yöntemleri kullanılarak ifadesinin

alındığını ve savunma hakkının kısıtlandığını belirterek adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

34. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi

şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır."

35. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

36. Yukarıda belirtilen Anayasa ve Kanun hükümleri gereğince

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece

mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir

kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,

26/3/2013, §§ 16, 17).

37. Somut olayda başvurucu, soruşturma süreci devam ederken

bireysel başvuruda bulunmuş; sonrasında hakkında kamu davası açılmıştır.

Anayasa Mahkemesince bireysel başvurunun karara bağlandığı tarih itibarıyla

başvurucu hakkındaki kovuşturmanın devam ettiği görülmektedir. Başvurucunun

başvuru formunda dile getirdiği şikâyetlerini yargılamada ve sonrasında

istinaf/temyiz aşamalarında ileri sürebilme ve bu aşamalarda inceletme imkânı

bulunmaktadır. Bu çerçevede derece mahkemelerinin yargılama ve istinaf/temyiz

süreçleri beklenmeden soruşturma sürecindeki adil yargılanma hakkı ihlali

şikâyetlerinin başvurucu tarafından bireysel başvuruya konu edildiği

görülmüştür.

38. Açıklanan gerekçelerle ilk derece mahkemeleri ve

istinaf/temyiz mercileri önünde devam eden başvuru yolları tüketilmeden temel

hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddiasının bireysel başvuru konusu

yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Kötü Muamele Yasağının

İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Gözaltında Kötü

Muameleye Maruz Kalındığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

39. Başvurucu; halkın yoğun olduğu sağlık kuruluşlarında vatan

haini imajı verilerek elleri kelepçeli bir şekilde teşhir edildiğini belirterek

gözaltına alındıktan sonra tutuklanıncaya kadar kendisine yapılan bazı

uygulamalar nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

40. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının

tüketilmesi zorunludur. Başvurucunun bireysel başvuru konusu şikâyetini

öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak

iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve delilleri zamanında bu makamlara

sunması, bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni

göstermiş olması gerekir (İsmail Buğra İşlek,

B. No: 2013/1177, 26/3/2013, § 17).

41. Bireyin bir devlet görevlisi tarafından hukuka aykırı ve

Anayasa'nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye tabi tutulduğuna

ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde etkili bir soruşturma

yapılması gerekmektedir. Bu soruşturma, sorumluların belirlenmesini ve

cezalandırılmasını sağlamaya da elverişli olmalıdır (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 25).

42. Devletin sahip olduğu etkili soruşturma yükümlülüğü

kapsamında, işkence veya kötü muameleyi gösteren yeterli, kesin belirtiler

mevcut olduğunda -kişilere müdahale üçüncü kişilerden gelmiş olsa dahi- şikâyet

ya da ihbarda bulunulmadığında bile resen soruşturma açılmasının sağlanması

gerektiği açıktır (Tahir Canan, §

25).

43. Başvuruya konu olayda başvurucu, genel olarak insani olmayan

gözaltı koşullarında kasti bir şekilde tutulduğunu ve gözaltı süresince kamu

görevlileri tarafından kötü muameleye maruz bırakıldığını ileri sürmektedir.

İddialar bir bütün olarak değerlendirildiğinde başvurucunun yakalandığı andan

itibaren kamu görevlilerinin kendisine kötü muamelede bulunduğundan şikâyetçi

olduğu görülmektedir. Bu kapsamda başvurucu, gözaltında tutma koşullarının

yetersizliğinden bahsetmişse de maruz kaldığını ileri sürdüğü kötü muamelenin

kamu görevlilerinin kasıt ve/veya ihmalinden mi yoksa salt tutulma

koşullarından mı kaynaklandığını açıkça belirtmemiştir. Dolayısıyla söz konusu

iddiaların Anayasa Mahkemesince doğrudan incelenebilmesi için yeterli bilgi ve

belge bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu bağlamda somut olayın koşullarının

başvurucunun anılan iddialarının kamu görevlilerinin kasıt ve/veya ihmalinden

kaynaklanıp kaynaklanmadığına dair adli ve/veya idari bir soruşturmayla ortaya

konması gerekmektedir. Başvurucunun anılan iddialarını herhangi bir adli

ve/veya idari bir merciye ilettiğine dair bilgi veya

belge sunmadığı da gözetildiğinde hukuk sisteminde mevcut yargısal yolları

tüketmeksizin bireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmaktadır (Benzer yöndeki bir

karar için bkz. Alparslan Altan [GK],

B. No: 2016/15586, 11/1/2018, § 183).

44. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Ceza İnfaz Kurumunda

Kötü Muameleye Maruz Kalındığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

45. Başvurucu, tutuklandıktan sonra ceza infaz kurumunda

odaların kapasitesi üzerinde, kötü ve kısıtlı şartlarda kaldıklarını belirterek

tutuklandıktan sonraki bazı uygulamalar nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

46.Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının

anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hak

ihlallerinin düzeltilmesi, idari ve yargısal makamların görevidir. Bu nedenle

temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğine ilişkin iddiaların öncelikle derece

mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve

bir çözüme kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, § 16).

47. Bu nedenle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia

edilen hak ihlallerinin yetkili idari ve yargısal mercilerce düzeltilmemesi

hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru

yolunun ikincil niteliği gereği, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda

bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu

ilke uyarınca başvurucunun Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini

öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak

iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu makamlara

sunması, aynı zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli

özeni göstermiş olması gerekir (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, § 17).

48. Somut olayda, benzer yöndeki bir başvuru olan Mehmet Baransu

(B. No: 2015/8046, 19/11/2015 §§ 12-18) başvurusunda Anayasa Mahkemesince

belirtildiği üzere başvurucunun şikâyetlerini iletebileceği ve yapıldığını

iddia ettiği kötü muameleye derhâl son verilmesini isteyebileceği idari ve

yargısal mercilerin bulunduğu görülmektedir. İlgili hükümler kapsamında

başvurucu, şikâyetlerini öncelikle yetkili bu idari ve yargısal mercilere

iletip tutulma yeri ve koşulları sebebiyle kötü muameleye maruz bırakıldığını

ileri sürebilecek, bu koşulların en kısa zamanda uygun hâle getirilmesini

ve/veya kötü muamele iddiasına konu işlemin infazının durdurulmasını ya da

ertelenmesini isteyebilecekken bu yollara başvurmamıştır.

49. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul

edilemezliğine karar verilmesi gerekir.

C. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Yakalama ve Gözaltının

Hukuki Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

50. Başvurucu; suçüstü hâli bulunmamasına karşın yetkisiz

mercilerce hukuka aykırı olarak hakkında yakalama ve gözaltı kararı verildiğini

belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

b. Değerlendirme

51. Bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek

için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, §§ 16, 17).

52. Anayasa Mahkemesi, kanunda öngörülen gözaltı süresinin

aşıldığı veya yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka aykırı olduğu iddialarına

ilişkin olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla asıl dava

sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 4/12/2004

tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 141. maddesinde öngörülen tazminat

davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna

varmıştır (Hikmet Kopar ve diğerleri [GK],

B. No: 2014/14061, 8/4/2015, §§ 64-72; Hidayet

Karaca [GK], B. No: 2015/144, 14/7/2015, §§ 53-64; Günay Dağ ve diğerleri [GK], B. No:

2013/1631, 17/12/2015, §§ 141-150; İbrahim

Sönmez ve Nazmiye Kaya, B. No: 2013/3193, 15/10/2015, §§ 34-47).

53. Somut olayda, başvurucu yönünden yakalama ve gözaltı

tedbirlerinin hukuki olmadığına ilişkin iddialarla ilgili olarak anılan

kararlarda varılan sonuçlardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

54. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Tutuklamanın Hukuki

Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

55. Başvurucu; suç şüphesi ve bunu haklı kılan deliller

olmamasına rağmen hakkında tutuklama kararı verildiğini, delilleri karartma

tehlikesi ve kaçma şüphesinin de somut olayda mevcut olmadığını belirterek kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

56. Başvurucu ayrıca görevinden kaynaklanan güvencelere riayet

edilmeksizin tutuklandığını iddia etmiştir. Başvurucuya göre tutuklanmasına

karar verildiği tarihte Cumhuriyet savcısı olması dolayısıyla hakkında

soruşturma veya kovuşturma yapılabilmesi için 24/2/1983 tarihli ve 2802 sayılı

Hakimler ve Savcılar Kanunu'na göre gerekli özel şartlar oluşmadan soruşturma

yürütülmüş, yetkisiz ve görevsiz mercilerce hukuka aykırı olarak

tutuklanmıştır.

57. Bakanlık görüşünde; başvurucunun şikâyetlerine yönelik

incelemenin Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında yapılması ve bu kapsamda

yapılacak incelemede olağanüstü hâl şartlarının dikkate alınması gerektiği,

şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğu

belirtilmiştir.

58. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında özetle hakkında

uygulanan tutuklama tedbirinin koşullarının bulunmadığını belirterek başvuru

dilekçesindeki iddialarını tekrar etmiş ve Bakanlık görüşünü kabul etmediğini

ifade etmiştir.

b. Değerlendirme

59. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

60. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini

veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla

tutuklanabilir."

61. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19.

maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Uygulanabilirlik

Yönünden

62. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması" kenar

başlıklı 15. maddesi şöyledir:

"Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya

olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek

kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması

kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen

güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.

Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen

ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne

dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz

ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu

mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."

63. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin

uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları

incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere

ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 187-191).

Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve tutuklama tedbirine konu olan

suçlama, başvurucunun darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu

belirtilen FETÖ/PDY üyesi olduğu iddiasıdır. Anayasa Mahkemesi anılan

suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla ilgili olduğunu

değerlendirmiştir (Selçuk Özdemir,

§ 57).

64. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin hukuki olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi

kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun

tutuklanmasının başta Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer

maddelerinde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek,

aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu

aykırılığı meşru kılıp kılmadığı değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 193-195, 242;

Selçuk Özdemir, § 58).

ii. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

(1) Genel

İlkeler

65. İlgili genel ilkeler için bkz. Salih Sönmez (aynı kararda bkz. §§ 99-104).

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

66. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanuni

dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Başvurucu, darbe

teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY mensubu olduğu

iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında silahlı terör örgütü üyesi olma

suçlamasıyla 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır.

67. Diğer taraftan başvurucu, 2802 sayılı Kanun'da Cumhuriyet

savcılarıyla ilgili olarak öngörülen usule ilişkin güvencelerin hiçbirine

riayet edilmeksizin, yetkili ve görevli olmayan mahkemece tutuklandığını iddia

etmektedir.

68. Anayasa Mahkemesi, birçok kararında bu şikâyetleri

incelemiştir. Bu kararlarda kanuna aykırı olarak tutuklandığı iddiası yerinde

görülmeyerek uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı bulunduğu kabul

edilmiştir (Adem Türkel, B. No: 2017/632, 23/1/2019, §§

53-59; Salih Sönmez, §§ 107-121).

Somut başvuruda da aynı mahiyetteki iddialara ilişkin olarak anılan kararlarda

varılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

69. Yukarıda yer verilen veya atıf yapılan kararlarda da

belirtildiği üzere başvurucunun 15/7/2016 tarihinde başlayan ve ertesi gün de

devam eden darbe teşebbüsünün savuşturulması sonrasında hakkında çıkarılan

yakalama kararı uyarınca yakalanarak, gözaltına alınıp darbe teşebbüsünün

arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen ve yargı makamlarınca silahlı bir terör

örgütü olduğuna karar verilen FETÖ/PDY üyesi olma suçundan tutuklandığı dikkate

alındığında başvurucuya isnat edilen silahlı terör örgütü üyesi olma suçu

yönünden suçüstü hâlinin bulunduğu yönünde soruşturma mercilerince yapılan

değerlendirmelerin olgusal ve hukuki temelden yoksun ve keyfî olduğunun kabulü

mümkün görülmemiştir. 2802 sayılı Kanun'un 94. maddesi gereğince soruşturmanın

genel hükümlere göre yapılacağı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bu soruşturmada

tutuklama tedbirine genel yetkili yargı organı olarak sulh ceza hâkimliklerince

karar verilebilecektir. Bu durumda başvurucunun görev yaptığı yerdeki sulh ceza

hâkimliğince tutuklanmasının olgusal ve hukuki temelden yoksun ve keyfî

olduğunun kabulü mümkün görülmemiştir.

70. Dolayısıyla somut olayın koşullarında başvurucunun

Cumhuriyet savcısı olması nedeniyle Anayasa veya 2802 sayılı Kanun'dan

kaynaklanan güvenceler uygulanmaksızın kanuna aykırı olarak tutuklandığı

iddiası yerinde değildir. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır.

71. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın

ön koşulu olan suçun işlendiğine dair

kuvvetli belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

72. Başvurucu hakkında düzenlenen iddianame ve mahkemelerce

verilen tutukluluk hâlinin değerlendirilmesine dair kararlarda, başvurucunun

FETÖ/PDY üyelerinin kendi aralarındaki iletişimi sağladığı ifade edilen ByLock

uygulamasının kullanıcısı olduğu ve hakkında tanık beyanları bulunduğu

belirtilmiştir (bkz. §§ 25-27).

73. Anayasa Mahkemesi ByLock uygulamasının özellikleri gözönüne alındığında kişilerin bu uygulamayı

kullanmalarının veya kullanmak üzere elektronik/mobil cihazlarına

yüklemelerinin soruşturma makamlarınca FETÖ/PDY ile olan ilgi bakımından bir

belirti olarak değerlendirilebileceğini belirtmektedir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 106, 267).

Buna göre soruşturma makamlarınca ve tutuklama tedbirine karar veren

mahkemelerce FETÖ/PDY üyesi olmakla suçlanan başvurucunun ByLock

uygulamasını kullanmasının somut olayın koşullarına göre suçun işlendiğine dair

kuvvetli belirti olarak kabul

edilmesi, anılan programın özellikleri itibarıyla temelsiz ve keyfî bir tutum

olarak değerlendirilemez (Selçuk Özdemir;

§ 74, Neslihan Aksakal, B. No:

2016/42456, 26/12/2017, § 57).

74. Soruşturma ve kovuşturma dosyasında, beyanda bulunan

tanıklarca başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatının olduğuna ve bu yapılanmaya

mensup olduğuna yönelik anlatımlarda bulunulduğu görülmektedir (bkz. § 26). Bu

itibarla başvurucu yönünden suç şüphesini doğrulayan kuvvetli belirtilerin

bulunduğu görülmektedir. Nitekim Anayasa Mahkemesi Selçuk Özdemir başvurusunda FETÖ/PDY üyesi olmakla suçlanan

bazı şüphelilerin ifadelerinde hâkim olarak görev yapmakta olan başvurucunun

FETÖ/PDY ile irtibatının olduğuna ve bu yapılanmaya mensup olduğuna yönelik

anlatımlarını başvurucu yönünden suç şüphesini doğrulayan kuvvetli bir belirti

olarak kabul etmiştir (Selçuk Özdemir,

§ 75; benzer yöndeki karar için bkz. Metin

Evecen, B. No: 2017/744, 4/4/2018, § 58).

75. Soruşturma mercilerince başvurucu hakkındaki FETÖ/PDY

yapılanmasıyla irtibatının olduğuna dair somut olgu isnadı barındıran tanık

anlatımlarının ve başvurucunun ByLock uygulamasını kullanmasının somut olayın

koşullarına göre suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti olarak kabul

edilmesinin de temelsiz ve keyfî olduğu söylenemez.

76. Sonuç olarak başvurucu yönünden suç şüphesini doğrulayan

kuvvetli belirtilerin bulunmadığının kabulü mümkün değildir.

77. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu

değerlendirmede tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar gözardı edilmemelidir.

78. Darbe teşebbüsü sonrasında teşebbüsle bağlantılı veya

doğrudan teşebbüsle olmasa da FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlara ilişkin

soruşturmalarda delillerin sağlıklı bir şekilde toplanabilmesi ve

soruşturmaların güvenlik içinde yürütülebilmesi için tutuklama dışındaki koruma

tedbirlerinin yetersiz kalması söz konusu olabilir. Yine FETÖ/PDY ile

bağlantılı kişilerin teşebbüs sırasında veya sonrasında ortaya çıkan kargaşadan

yararlanmak suretiyle kaçma imkânı ve bu dönemde delillere etki edilmesi

ihtimali normal zamanda işlenen suçlara göre çok daha fazladır (bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 271-272; Selçuk Özdemir,§§ 78-79).

79. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen silahlı terör

örgütü üyesi olma suçu, Türk hukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırımlar

öngörülen suç tipleri arasında olup (bkz. § 31) isnat edilen suça ilişkin

olarak kanunda öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden

durumlardan biridir (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hüseyin Burçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016,

§ 61; Devran Duran [GK], B. No:

2014/10405, 25/5/2017, § 66). Ayrıca anılan suç, 5271 sayılı Kanun'un 100.

maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve kanun gereği tutuklama nedeni varsayılabilen suçlar

arasındadır (bkz. § 19; Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170,

16/11/2017, § 148).

80. Somut olayda Burdur Sulh Ceza Hâkimliğince başvurucunun

tutuklanmasına karar verilirken işlendiği iddia olunan silahlı terör örgütüne

üye olma suçunun niteliğine, suça ilişkin olarak kanunda öngörülen yaptırımın

ağırlığına, delillerin karartılması ile kaçma şüphesinin varlığına dayanıldığı

görülmektedir (bkz. § 18).

81. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki genel

koşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile Burdur Sulh

Ceza Hâkimliği tarafından verilen kararın içeriği birlikte değerlendirildiğinde

başvurucu yönünden özellikle -suçun ağırlığına atfen- kaçma şüphesine ve

delilleri karartma ihtimaline yönelen tutuklama nedenlerinin olgusal

temellerinin olduğu söylenebilir.

82. Başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü olup

olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın 13.

ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm

özellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım

(2), § 151).

83. Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarını

ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organize

olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini

aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (aynı

yöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756,

16/11/2016, § 214; Devran Duran,

§ 64). Özellikle darbe teşebbüsü veya FETÖ/PDY ile bağlantılı soruşturmaların

kapsamı ve niteliği ile FETÖ/PDY'nin özellikleri

(gizlilik, hücre tipi yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma, kendisine

kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyet temelinde hareket etme gibi) de dikkate

alındığında bu soruşturmaların diğer ceza soruşturmalarına göre çok daha zor ve

karmaşık olduğu ortadadır (Aydın Yavuz ve

diğerleri, § 350).

84. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate

alındığında Burdur Sulh Ceza Hâkimliğinin isnat edilen suç için öngörülen

yaptırımın ağırlığını, işin niteliğini ve önemini de gözönünde

tutarak başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adli

kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının (bkz. § 18) keyfî

ve temelsiz olduğu söylenemez.

85. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukuki

olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

86. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

tutuklama yoluyla yapılan müdahalenin bu hakka dair Anayasa'da (13. ve 19.

maddeler) yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden

Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme

yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

3. Tutukluluğun Makul

Süreyi Aştığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

87. Başvurucu; tahliye taleplerinin kabul edilmediğini,

tutukluluğun devamına ilişkin kararların gerekçeden yoksun olduğunu, bu

kararlarda tutuklama nedenlerinin somut olgulara dayalı olarak açıklanmadığını,

kendisi yönünden bir kişiselleştirme yapılmadığını ve adli kontrolün yetersiz

kalma nedenlerinin gösterilmediğini, tutukluluğa yönelik itirazlarının da

gerekçesiz bir şekilde reddedildiğini, dolayısıyla somut hiçbir neden

gösterilmeden matbu gerekçelerle sürdürülen tutukluluğun makul süreyi aştığını

belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

b. Değerlendirme

88.Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrası şöyledir:

"Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde

yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme

hakları vardır. Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır

bulunmasını veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceye

bağlanabilir."

89. Başvurucunun tutukluluğunun uzun sürdüğü ve makul süreyi

aştığına ilişkin şikâyetinin Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

90. Bireysel başvuru yolunun ikincillik niteliği gereği, Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, §§ 16, 17).

91. Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun kanunda öngörülen azami

süreyi veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurular bakımından

bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla ilk derece mahkemesince

mahkûmiyet hükmü verilmiş ise -hüküm kesinleşmemiş olsa da- 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi

gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Ahmet Kubilay Tezcan, B. No: 2014/3473,

25/1/2018, §§ 24-27; Ekrem Atıcı, B.

No: 2014/15609, 8/3/2018, §§ 27-30).

92. Bireysel başvuruda bulunduktan sonra 8/3/2019 tarihinde mahkûmiyetine karar verilen (bkz. § 29)

başvurucunun tutukluluğun makul süreyi aştığına ilişkin iddiası, 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesi kapsamında açılacak davada incelenebilir. Bu madde

kapsamında açılacak dava sonucuna göre başvurucunun tutukluluğunun makul süreyi

aştığının tespiti hâlinde görevli mahkemece başvurucu lehine tazminata da

hükmedilebilecektir. Buna göre 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen

dava yolu; başvurucunun durumuna uygun telafi kabiliyetini haiz, etkili bir

hukuk yoludur ve bu olağan başvuru yolu tüketilmeden yapılan bireysel

başvurunun incelenmesi bireysel başvurunun ikincillik

niteliği ile bağdaşmamaktadır.

93. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

4. Soruşturma Dosyasına Erişimin Kısıtlandığına

İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

94. Başvurucu; tutuklanması ve devamındaki süreçte gizlilik

kararı gerekçe gösterilerek dosyaya erişiminin engellendiğini, tarafına hiçbir

bilgi, belge ve tanık beyanı verilmemek suretiyle savunma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

95.Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:

"Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti

kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu

kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak

amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."

96. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

§ 16). Bu itibarla başvurucuların bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

kapsamında incelenmesi gerekir.

97. Anayasa Mahkemesi, soruşturma dosyalarına erişime yönelik

olarak verilen kısıtlama kararlarının tutuklu kişilerin özgürlüklerinden mahrum

bırakılmalarına karşı itirazda bulunma hakkı üzerindeki etkisini birçok

kararında incelemiştir. Bu kararlarda, öncelikle yakalanan veya tutuklanan

kişiye yakalama ya da tutuklama sebeplerinin ve hakkındaki iddiaların

bildirilmesi gerektiği ancak buradaki bildirim yükümlülüğünün isnat edilen

suçlamalara esas tüm bilgi ve delilleri kapsamadığı belirtilmiş; bu bağlamda

başvurucunun tutuklamaya konu suçlamalara ilişkin temel unsurları bilip

bilmediği dikkate alınmıştır (Günay Dağ ve

diğerleri, §§ 168-176; Hidayet

Karaca, §§ 105-107; Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, §§ 248-257).

98. Somut olayda ifade ve sorgu tutanakları, tutukluluğa ilişkin

kararlar, başvurucu veya müdafileri tarafından verilen tutukluluğa ilişkin

dilekçeler ve soruşturma dosyasındaki bilgi ve belgeler incelendiğinde

başvurucunun tutukluluğuna temel teşkil eden bilgi ve belgelerden haberdar

olduğu, bunların içeriği hakkında yeterli bilgiye sahip bulunduğu, tutukluluk

durumuna karşı itirazlarını sunma konusunda kendisine yeterli imkânın tanındığı

görülmektedir.

99. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının, diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

5. Tutukluluğun Devamı

Yönündeki Kararlara Karşı İtiraz Sonucunda Verilen Kararların Tebliğ

Edilmediğine İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

100. Başvurucu, tutukluluğun devamı kararlarına karşı yaptığı

itiraz sonucunda verilen kararların tebliğ edilmediğini belirterek kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

101. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

§ 16). Başvurucunun bu başlık altındaki şikâyetlerinin Anayasa'nın 19.

maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında

incelenmesi gerekmektedir.

102. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği, Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, §§ 16, 17).

103. 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının (k) bendi, yakalanan veya tutuklanan kişilere yakalama ve tutuklama

işlemine karşı kanunda öngörülen başvuru imkânlarından yararlandırılmamaları

durumunda maddi ve manevi her türlü zararlarının tazminini isteyebilmelerine

imkân sağlamaktadır. Anayasa Mahkemesi bireysel başvurunun incelendiği tarih

itibarıyla tahliyesine karar verilen başvurucular yönünden anılan yolun

tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Cafer Yıldız, B. No: 2014/9308, 9/1/2018,

§§ 37-40; Yaşar Saçlı, B. No:

2014/9311, 24/1/2018, §§ 37-40).

104. Kişi serbest bırakılmadan yargılanmakta olduğu davada ilk

derece mahkemesi kararıyla mahkûm olmuşsa mahkûmiyet tarihi itibarıyla kişinin

tutukluluk hâli sona erer (Korcan Polatsü, B. No:

2012/726, 2/7/2013, § 33). Başvurucu hâlihazırda tahliye olmuş ya da hükümlü

hâle gelmiş ise tutukluluğa ilişkin kararların tebliğ edilmemesi dolayısıyla

Anayasa Mahkemesince verilecek bir ihlal kararı başvurucunun serbest kalması

sonucunu doğurmayacak, ayrıca serbest bırakma talebine ilişkin başvuru hakkı

bakımından da bir etki sağlamayacaktır. Bu durumda yalnızca hak ihlalinin

tespiti ve gerekiyorsa belli bir miktar tazminata hükmedilmesiyle yetinilecektir.

Dolayısıyla bu tür ihlal iddiaları bakımından öncelikle aynı giderim imkânını

sağlayan başvuru yollarının tüketilmesi ve bunlardan sonuç alınamaması hâlinde

bireysel başvuruda bulunulması gerekir.

105. Anayasa Mahkemesi, yukarıda atıf yapılan Cafer Yıldız

ve Yaşar Saçlı

kararlarında kişinin tahliye edilmesi hâlinde asıl dava sonuçlanmamış da olsa

bu şikâyetler bakımından 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen

tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu

sonucuna varmıştır. Somut olayda başvurucu tahliye edilmemiş ancak ilk derece

mahkemesinin 8/3/2019 tarihli kararıyla mahkûm edilmiştir. Mahkûmiyet kararıyla

birlikte tahliye kararında olduğu gibi tutukluluk hâli sona erdiği için 5271

sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davasının bu durumda da

etkili bir yol olduğu kabul edilmelidir. Buna göre 5271 sayılı Kanun'un 141.

maddesinde belirtilen dava yolu başvurucunun durumuna uygun, telafi

kabiliyetini haiz, etkili bir hukuk yoludur ve bu olağan başvuru yolu

tüketilmeden yapılan bireysel başvurunun incelenmesi bireysel başvurunun ikincillik niteliği ile bağdaşmamaktadır.

106. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

6. Tutukluluğa İtiraz

İncelemesinde Alınan Savcılık Görüşünün Bildirilmediğine İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

107. Başvurucu, tutukluluğun devamı kararlarına karşı yaptığı

itirazların incelenmesi sırasında alınan Savcılık görüşlerinin kendisine tebliğ

edilmediğini belirterek silahların eşitliği ilkesi bağlamında kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

108. Anayasa Mahkemesi,

Devran Duran (aynı kararda bkz. §§ 106-112) kararında; tutukluluk

incelemeleri sırasında alınan savcılık görüşünün şüpheli veya sanıklara

bildirilmemesinin anayasal önem taşımadığını, içeriğinde başvurucunun cevap

vermesini gerektirmeyen ve daha önce ileri sürülmemiş yeni bir olgudan

bahsedilmeyen durumlarda savcılık görüşünün başvurucuya bildirilmemesinin

önemli bir zarara da neden olmadığını ifade etmiştir.

109. Somut olayda, tutukluluk incelemeleri sırasında alınan

savcılık görüşünün bildirilmediği ileri sürülmüşse de başvuru formu ve

eklerinde başvurucu, bu görüş yazısında kendisinin cevap vermesini gerekli

kılan ve daha önce haberdar olmadığı yeni bir olgu bulunduğunu dile getirmemiştir.

Ayrıca tutukluluğun devamı kararlarının Savcılık görüşüne dayanılarak verildiği

yönünde bir tespit de bulunmamaktadır. Dolayısıyla başvurucunun iddiaları

bakımından anılan karardan ayrılmayı gerektiren bir durum mevcut değildir.

110. Açıklanan gerekçelerle

anayasal ve kişisel önemden yoksun olması nedeniyle başvurunun bu

kısmının kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

7. Tutukluluk

İncelemelerinin Hâkim/Mahkeme Önüne Çıkarılmaksızın Yapıldığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

111. Başvurucu; tutuklanmasına karar verildiği tarihten itibaren

kendisi ve müdafii dinlenilmeden, tutukluluk

incelemelerinin dosya üzerinden yapıldığını belirterek kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

112. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak

ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek

ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği

gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle

olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt,

§§ 16, 17).

113. Anayasa Mahkemesi, tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme

önüne çıkarılmaksızın yapıldığına ilişkin başvurular bakımından bireysel

başvurunun incelendiği tarih itibarıyla kişi hâkim/mahkeme önüne çıkarılmış ise

-ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 5271 sayılı Kanun'un 141.

maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili

bir hukuk yolu olduğunu kabul etmiştir (Salih

Sönmez, §§ 166-177).

114. Somut olayda bireysel başvuruda bulunduktan sonra 16/2/2018

tarihinde mahkeme önüne çıkarılan başvurucunun tutukluluk incelemelerinin

hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapıldığına ilişkin iddiası, 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesi kapsamında açılacak davada incelenebilir. Bu madde

kapsamında açılacak dava sonucuna göre başvurucunun tutukluluğunun makul süreyi

aştığının tespiti hâlinde görevli mahkemece başvurucu lehine tazminata da

hükmedilebilecektir. Buna göre 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen

dava yolu, başvurucunun durumuna uygun, telafi kabiliyetini haiz, etkili bir

hukuk yoludur ve bu olağan başvuru yolu tüketilmeden yapılan bireysel

başvurunun incelenmesi bireysel başvurunun ikincillik

niteliği ile bağdaşmamaktadır.

115. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutukluluk

incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapıldığına ilişkin iddiası

ile ilgili olarak yargısal başvuru yolları tüketmeden bireysel başvuru yaptığı

anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları

yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının

tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

8. Tutuklamaya Karşı

İtiraz Hakkının Etkin Olarak Kullanılamadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

116. Başvurucu; tutuklama kararını ve tutukluluğa itirazın reddi

kararını veren sulh ceza hâkimliklerinin bağımsız, tarafsız ve etkili bir başvuru

mercii olmadığını, bu nedenle tutuklamaya karşı etkili başvuru hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

117. Sulh ceza hâkimliklerinin doğal hâkim güvencesini

sağlamadıkları, tarafsız ve bağımsız mahkeme olmadıkları ve tutukluluğa

itirazın bu yargı mercilerince karara bağlanmasının hürriyetten yoksun

bırakılmaya karşı etkili bir itirazda bulunmayı imkânsız hâle getirdiğine

ilişkin iddialar Anayasa Mahkemesince birçok kararda incelenmiş, bu kararlarda

sulh ceza hâkimliklerinin yapısal özellikleri dikkate alınarak söz konusu

iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varılmıştır (Hikmet Kopar ve diğerleri, §§ 101-115; Mehmet Baransu (2), B. No: 2015/7231,

17/5/2016, §§ 64-78, 94-97).

118. Somut başvuruda, aynı mahiyetteki iddialara ilişkin olarak

anılan kararlarda varılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum

bulunmamaktadır.

119. Başvurucu, ayrıca tutukluluğa karşı yaptığı itirazın etkili

olmayan merci tarafından makul süre incelemesi aşılarak reddedildiğini iddia

etmiştir. Ancak buna ilişkin herhangi bir tarih ve mahkeme zikretmemiş,

dolayısıyla bu şikâyetin soyut olarak yapıldığı anlaşılmıştır.

120. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun iddialarına ilişkin

olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

D. Masumiyet Karinesinin

İhlal Edildiğine İlişkin İddia Yönünden

1. Başvurucunun İddiaları

121. Başvurucu; yetkililerin yaptığı açıklamalarla suçlu ilan

edildiğini, hakkında bir hüküm ya da henüz bir dava yokken suçluluk algısı

oluşturulduğunu belirterek masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

2. Değerlendirme

122. Masumiyet (suçsuzluk) karinesi, kişinin suç işlediğine dair

kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan suçlu olarak kabul edilmemesini güvence

altına alır. Bunun sonucu olarak kişinin masumiyeti asıl olduğundan suçluluğu ispat külfeti iddia makamına ait

olup kimseye suçsuzluğunu ispat mükellefiyeti yüklenemez. Ayrıca hiç kimse,

suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleri

tarafından suçlu olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesine tabi tutulamaz.

Bu çerçevede masumiyet karinesi kural olarak hakkında bir suç isnadı bulunan ve

henüz mahkûmiyet kararı verilmemiş kişileri kapsayan bir ilkedir (Kürşat Eyol, B. No: 2012/665, 13/6/2013, §§ 26, 27).

123. Anılan karine, bir kimsenin suçluluğu hükmen sabit oluncaya

kadar kamu yetkilileri tarafından suçlu ilan edilmesine karşı koruma

sağlamaktadır. Öte yandan Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan

ifade özgürlüğü, bilgi edinme ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu nedenle

Anayasa'nın 38. maddesinin dördüncü fıkrasında güvence altına alınan masumiyet

karinesi, yürütülmekte olan bir ceza soruşturması hakkında yetkililerin

kamuoyuna bilgi vermesini engellemez. Ancak masumiyet karinesine saygı gösterilmesi

söz konusu olduğundan Anayasa'nın 38. maddesinin dördüncü fıkrası, bilginin

gereken bütün dikkat ve ihtiyat gösterilerek verilmesini gerekli kılar (Nihat Özdemir [GK], B. No: 2013/1997, 8/4/2015, § 22).

124. Darbe teşebbüsünün devam ettiği sırada yapılan bazı

açıklamalarda, darbe teşebbüsünde bulunan FETÖ/PDY ile irtibatı olan ve

aralarında hâkimler ile diğer kamu görevlilerinin de bulunduğu kişiler hakkında

gözaltı kararlarının verildiği belirtilmiştir. Anılan açıklamada başvurucunun

ismine yer verildiği yönünde bir iddia dile getirilmediği gibi bu yönde bir

olgu da tespit edilememiştir.

125. Somut olayda -başvurucunun ismini zikretmeksizin- darbe

teşebbüsünün yaşandığı sırada bu teşebbüs kapsamındaki faaliyetlerle ve

teşebbüsün arkasındaki yapılanma olduğu değerlendirilen FETÖ/PDY mensubu

kişilerle ilgili olarak soruşturma başlatıldığının ve bazı şüpheliler hakkında

gözaltına alma kararı verildiğinin kamuoyuna açıklamasının başvurucunun suçlu

olarak nitelendirilmesi veya suçlu muamelesine tabi tutulması olarak kabulü

mümkün değildir (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Mustafa Başer ve Metin Özçelik, B. No: 2015/7908, 20/1/2016, §§ 115-117; Süleyman Bağrıyanık ve

diğerleri, §§ 180, 181). Kaldı ki bir kişi hakkında soruşturma

başlatıldığının kamuoyuna duyurulması, tek başına masumiyet karinesine

aykırılık teşkil etmez (Erdal Tercan,

B. No: 2016/15637, 12/4/2018, § 81).

126. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun masumiyet karinesinin

ihlal edildiği iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin olmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının da açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurucunun adli yardım talebinin KABULÜNE,

B. 1. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Yakalama ve gözaltı kararının hukuka aykırı olması nedeniyle

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

6. Tutukluluğun makul süreyi aşması nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

7. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedeniyle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

8. Tutukluluğun devamı kararlarına karşı itiraz sonucu verilen

kararların tebliğ edilmemesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru

yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

9. Tutukluluğa itiraz incelemesinde alınan savcılık görüşünün

bildirilmemesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın anayasal ve kişisel önemden

yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

10. Tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne

çıkarılmaksızın yapılması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın başvuru

yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

11. Tutuklamaya karşı itiraz hakkının etkin olarak

kullanılamaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

C. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 339. maddesinin (2)

numaralı fıkrası uyarınca başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN

MUAF TUTULMASINA 26/9/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Burhan ÜSTÜN

Kadir ÖZKAYA

Selahaddin

MENTEŞ

Raportör

:

Murat

BAŞPINAR

Başvurucu : Mutlu BULUT

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2017/20749, 26 Eylül 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Genel Bilgiler
  7. B. Başvurucuya İlişkin
  8. IV. İlgili Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine
  11. B. Kötü Muamele Yasağının
  12. C. Kişi Hürriyeti ve
  13. B. No: 2014/14061, 8/4/2015, §§ 64-72; Hidayet
  14. D. Masumiyet Karinesinin
  15. Gökcan
  16. Özgüldür
  17. Menteş
  18. Başpınar
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2017/20749
Tarih
26 Eylül 2019

İlgili Kararlar

  • Resul Çomoğlu Başvurusu (B. No: 2017/8756)
  • Abdullah Ekinci ve Fatma Ekinci Başvurusu (B. No: 2015/2120)
  • Feruza Musulmankulova Başvurusu (B. No: 2015/9727)
  • Şenol Eren Başvurusu (B. No: 2014/7693)
  • Tonguç Özkan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/1261)
  • Cemal Uçar ve İbrahim Uçar Başvurusu (B. No: 2015/9608)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.