İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

İlhan İşbilen Başvurusu (B. No: 2016/3704)

1. Başvuru; yürütülen soruşturma kapsamında uygulanan tutuklama

Başvuru No2016/3704Tarih29 Mayıs 2019Okuma36 dk · 7.193 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm İlhan İşbilen Başvurusu

Karar tarihi
29 Mayıs 2019
Başvuru Numarası
2016/3704
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

7.193 kelime·36 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; yürütülen soruşturma kapsamında uygulanan tutuklama

tedbirinin hukuki olmaması, tutukluluğun makul süreyi aşması, soruşturma

aşamasında bağımsız ve tarafsız olmayan savcılık ve Sulh Ceza Hâkimliklerince

kararlar verilmesi, soruşturma dosyasına erişimin engellenmesi nedenleriyle

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, yargılamanın makul sürede

sonuçlandırılmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının, hâkimliklerce keyfî ve

dayanaksız yöntemlerle kararlar verilmesi nedeniyle de masumiyet karinesinin

ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 25/2/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Kişi ve konu yönünden hukuki irtibat bulunması nedeniyle

2016/5992, 2016/7822, 2016/10108 ve 2016//12770 numaralı bireysel başvuruların

2016/3704 numaralı bireysel başvuru ile birleştirilmesine; incelemenin

2016/3704 numaralı bireysel başvuru dosyası üzerinden

yapılmasına karar verilmiştir.

5. Komisyonca başvuruların kabul edilebilirlik incelemesinin

Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu,

Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarını Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formları ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

A. Tutuklamaya İlişkin

Süreç

8. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturma

kapsamında 13/12/2015 tarihinde ilgili kolluk birimi tarafından 24. dönem

Adalet ve Kalkınma Partisi İzmir milletvekili olan başvurucunun ifadesi

alınmıştır. Bu ifade işlemi sırasında başvurucuya FETÖ/PDY (Fetullahçı

Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması) ile ilgili bazı isnatlar

yöneltilmiştir.

9. Başvurucu 14/12/2015 tarihinde ise Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığında ifade vermiştir. Başvurucunun ifadesi şöyledir:

"...Beni milletvekilliği yaptığım

dönemdeki milletvekilleri, ayrıca Adalet Bakanı B.B.ye sorup hakkımda bilgi

alabilirsiniz. B.Y., İ.Y. beni iyi tanır. B.A. hakkımda olumlu şeyler

söylemişti. Siyasete girişimi ifademde ayrıntılı şekilde anlattım. Ben bana

yöneltilen hiçbir suçlamayı kabul etmem. 24 dönem TBMM'de cemaatten hiçbir

milletvekili yoktur. Siyaseten parti içerisindeki bir kavga nedeniyle bu

olaylar yaşandı. Durdurmak için elimden gelen bütün gayreti gösterdim. Ben

milletvekili olduğum dönemde Bakanlar ve milletvekilleri ile içiçeydim. Hiçbir suçla ilgim olmadığını onlar çok iyi

bilirler. Hükümet ve Devlet aleyhine şimdiye kadar hiçbir faaliyetim olmadı.

Yurt dışına bu süre içinde defalarca çıkıp geri döndüm. Ben bir iş adamıyım.

İstesem yurt dışında kalabilirdim. Vicdanen ve gerçekten suçlu olmadığımı

düşündüğüm için ülkeme geri döndüm. Benim ailem Devletine bağlıdır. Bu ülke ve

Devlet için şehit vermiş bir aileyim. Ailemde birçok subay vardır. Olan olaylar

siyasi parti içerisindeki güç dengesi, güç kavgasıdır. B.Y. milletvekilliğine

aday olduğu için ben İzmir'e bile gitmedim. Seçimin sonuçları benim gidişimle

etkilenebilir düşüncesiyle ben yanlış anlaşılabilirdim. Suçlamaların hiçbirini

kabul etmem."

10. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 14/12/2015 tarihinde

başvurucuyu bir kısım şüphelilerle birlikte silahlı terör örgütü kurma veya

yönetme, Türkiye Cumhuriyeti hükumetini ortadan kaldırmaya veya görevini

yapmaya engellemeye teşebbüs etme ve Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya

teşebbüs etme suçlarından tutuklanmaları istemiyle Ankara 5. Sulh Ceza

Hâkimliğine sevk etmiştir. Savcılığın talep yazısında başvurucuya isnat edilen

eylemlerle ilgili değerlendirmeler yapılmak suretiyle özetle şöyle ifade

edilmiştir:

"...Fetullah

Gülen tarafından kurulup yönetilen örgütlenmenin dini cemaat olmadığı, kamu

kurumlarında sınav sorularını çalarak kadrolaştığı, kadrolaşmanın Emniyet,

Adalet, Mülkiye TSK gibi birimlere yayıldığı, Devletin kritik kurumlarında kamu

hiyerarşisi dışında ayrı hiyerarşiye bağlı bir örgütlenme oluşturulduğu, bu

örgütlenmenin kişilerin haberleşmesinin gizliliğini ihlal ettiği, konuşmaları

dinlediği, kişilerin özel hayatının gizliliğini ihlal ettiği, kişisel verilerin

kaydedilip depolandığı, örgütlenmenin siyasi ve askeri casusluk, dini duyguları

istismar ederek dolandırıcılık, kamu kuruluşuna karşı dolandırıcılık, resmi

evrakta sahtecilik, yağma, ihmalle öldürme, işkence, tehdit, kişi hürriyetini

kısıtlamak, nitelikli hırsızlık, irtikap, iftira, suç uydurma, suç delilini

gizleme gibi suçları işlediği, bu suçların örgüt faaliyeti kapsamında işlenen

suçlar olduğu, örgütün yöneticisi şüphelilerin bu suçlardan da ayrıca sorumlu

olduğu... "

11. Başvurucunun sorgu sırasındaki ifadesi şöyledir:

"1946 Uzunköprü doğumluyum, astubay bir babanın oğluyum, Çankırı ve İzmir'de eğitimimi

tamamladım, 1972 yılında Ege Üniversitesinde göreve başladım, 9 Eylül

Üniversitesinin de kurucu genel sekreteriyim, Manisa'da Vakıflar Müdürlüğü

yaptım, 1989-2004 yılları arasında Türkder Dersanesi yönetim kurulu başkanlığını yaptım, 2005 yılında Cezayirde bir tersane kurdum, yaptığımız geminin ilk

kaynağını B.A. ve denize indirilmesi töreninde K.T. bey yaptılar, 2011 yılı

milletvekili seçimleri için sayın R.T.E. halen bakan olan S. Hanımı aracı

ederek bana milletvekilliği teklif ettiler. Meclise girdim ve 4 yıl vekillik

yaptım, bu süre içinde ne parti, ne meclis ne de hükümetimizin mevzuatına veya

işleyişine bir olumsuz müdahalem olmadığı gibi birlikte çalıştığım diğer

vekiller ve kamu görevlileri tarafından takdir edilmişimdir, ayrıldıktan sonra

da hiçbir şekilde partim veya sayın Başbakan ve Cumhurbaşkanı hakkında herhangi

bir eleştirim veya müdahalem olmadı, hatta sayın Başbakan bazı şahıslar

hakkında eleştiriler yapsa da hakkımda tek bir söz söylememiştir, memleketim

İzmir'dir. İzmir'den B.Y. bey adaylığını koyduğu için son seçim sürecinde de

çağrıldığım halde hiçbir içtimai veya siyasi organizasyona da yanlış anlaşılır saikiyle icabet etmedim. Benim gibi çalışmalarda bilen bir

kişinin terörle bir ilgisi olamaz. Ben Fethullah

Gülen ile nasıl tanıştığımı emniyette de açıkça anlattım. Ben hem okuyup hem

çalışırken aynı zamanda berberlik de yapıyordum, esnaflık yaptığım için pek çok

insanla temasım olmuştur, ben gençlik zamanımdan beri dini bütün bir insan

olarak yetiştim, namazımı ve ibadetimi hep yerine getirdim. Bana sorulan tüm

soruları samimiyetle cevapladım, ben Asya Finanstan ayrıldıktan sonra bu firmanın

hiçbir ürününü kullanmadım, benden sonra Tuna Gayrimenkul diye bir yer kurulmuş

MASAK inceleme yaparken beni de yanlışlıkla diğer ortaklar içinde görülmüş,

2004 Haziranda benim ilişkim bitmiştir, bu firma 2009 yılında kurulmuştur,

bunun da bir yanlışlık neticesinde olduğunu düşünüyorum, böyle birşey söz konusu değildir, ben uzun süre ticari faaliyette

bulundum benim ticari hayatımda karanlık hiçbir nokta yoktur, benim hiçbir

milli eğitim faaliyetim olmadı, ben ticaretin içindeyim ancak bana savcılıkta

sınav sorularının çalınması, casusluk, dolandırıcılık, yağma, iftira, nitelikli

hırsızlık vb bazı suçlamalarla ilgili sorular

yöneltildi. Benim şahsi geçmişim ve kişisel duruşum söz konusu suçlamalarla

adımı yan yana getirecek vasıfta değildir. Benim kaçma şüphemin olması da söz

konusu değildir, kendi işlerimle uğraşan birisiyim aynı zamanda ben kaçacak bir

kişi olsaydım, ticari sebeplerle şahsi sebeplerle yurtdışına çıkıp geliyorum,

bu da söz konusu değildir. Milletvekili iken tedavi amaçlı yurt dışına çıktım

ve bu çıkışımda devlet erkanından M.Ş. bey, A.D. bey, E.E. bey gibigörevlilerle Washington'da ziyaretlere iştirak ettim.

Bu esnada Fethullah Gülen ile görüşmüş olmam ileri

sürülmektedir, ancak ben kendisi ile yıllar öncesinden İzmir'den tanışıklığım

vardır, ayrıca devlet erkanındaki pek çok insan da M.Ş. bey, A.D. bey, E.E. bey

vb gibigörevliler de

kendisine ziyarete gitmiştir. Herhangi bir gizli kapaklı görüşme söz konusu

değildir, Mecliste parlamento dostluk gruplarında görev yaptım, bu sebeple yurt

dışından gelen heyetleri de ağırlama vazifemiz vardı. Bunun dışında yurt

dışından gelen heyetlerin burdaki görüşmelerinde

randevu almaları ile ilgili tarafımca yapılmış herhangi çalışma olmamıştır,

kimse için randevu almış değilim. Dosyada gizlilik vardır, detayından bilgim

yoktur, ancak bahsi geçen tarihlerde benim bu faaliyetlerde bulunmam hayatın

normal akışına uygundur, B.Y. bey, B.A. bey, K.T bey vs

pek çok siyasetçi de benim gemicilikle ilgili yurtdışındaki ticari

faaliyetlerim sırasında moral katkı sunmuşlardır. Örgüt faaliyeti iddiası

vardır, ancak bana bununla ilgili herhangi bir delil sorulmamıştır veya ibraz

edilmemiştir, ben güya örgüt yöneticisi olarak sunulmaktayım, ben K.A. dışında

huzurdaki diğer şüphelileri tanımam, tanımadığım daha önce bilmediğim

insanlarla örgütsel bir birliktelik içerisinde olmam mümkün değildir, bu kadar

siyasi ve ticari yaşamdan sonra bu suçlamaları kabul etmem söz konusu değildir,

ben milletvekili olarak ve siyasi yaşamın içerisindeyken de partimin

kararlarına ve kurallarına aynen uymuş birisiyim, 11 yaşından beri hem çalıştım

hem okudum, devlet ve toplum yaşamında ve ticari yaşamda faaliyetlerde

bulundum, liyakati olmayan bir insan olsaydım, fakülte sekreterliklerini,

kurucu üniversite sekreterliğini vb işleri yapamazdım,

hakkımdaki suçlamalarla ilgili şaşkınlık içindeyim, halihazırda ben ve eşim tüm

servetimizi bir eğitim vakfı kurarak milletimize vakfettik, eşim de bir

holdingin %11 hissesine sahip bir insandır, söz konusu eylemleri ben işlemiş

olsaydım, bu zamana kadar devletin emniyet ve istihbarat kurumlarının hakkımda

takibatta bulunması gerekirdi, bunun dışında herhangi bir adli sorunum

soruşturmam da olmamıştır, Vakıflar Bölge Müdürlüğü gibi üçlü kararname ile

atama yapılabilen bir kuruma ve hatta B.A. beyin isteği ile müdürlük yaptım,

isteklerle vazife kabul eden ve onurlu biçimde vazifelerini bırakan bir insan

olarak hakkımdaki suçlamalardan dolayı rencide olmuş durumdayım, zaten kalp ve

tansiyon hastalığım vardır, hakkımdaki tüm suçlamalar asılsızdır, suçlamaları

kabul etmem. Vatikan ziyaretine ilişkin olarak olay şöyledir, söz konusu

tarihte Dinlerarası Diyalog çalışmaları

yapılmaktaydı. Vatikan İstanbul temsilcisi M. Vatikandan

bir randevu talebinde bulunmuştu, Vatikanda bir

Türkiye büyükelçiliği vardır, oraya gidildi ziyaretler yapıldı. Bana bununla

ilgili sorulan husus el öpme meselesidir. Gidilen yer Vatikandır,

protokol kurallarının en sıkı uygulandığı yerdir, buranın görevlileri

tarafından uygulanacak protokol ile ilgili yönlendirmeler yapılmaktadır. Ziyaret

sırasında papa Jean Paul'ün protokol kuralları

içerisinde elini öpmüş bulunduk ancak biz kendi kendimize böyle birşey yapmış değiliz. Bir mahsuru görülmüş olsaydı

Dışişleri ve hükümetin ilgili birimleri tarafından müdahaleler yapılırdı."

12. Ankara 5. Sulh Ceza Hâkimliğince 14/12/2015 tarihinde,

başvurucunun silahlı terör örgütü kurma veya yönetme, Türkiye Cumhuriyeti

Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmaya engellemeye teşebbüs etme

ve Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçlarından tutuklanmasına

karar verilmiştir.

13. Hâkimliğin tutuklama kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil

durumu, kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren MASAK raporu, tanık

beyanları, tape kayıtları ve tüm dosya kapsamı

çerçevesinde somut olguların bulunması, atılı suçun CMK'nın

100/3 maddesinde öngörülen suçlardan oluşu ve atılı suç ile tutuklama

tedbirinin orantılı bir tedbir niteliğini taşıması dikkate alınarakşüpheliler

K.A., İlhan İşbilen ve D.A.nın isnat edilen silahlı

terör örgütü kurma veya yönetme, Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan

kaldırmaya veya görevini yapmaya engellemeye teşebbüs etme, anayasal düzeni

ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçlarından ayrı ayrı tutuklanmasına..."

14. Başvurucunun verilen tutuklama kararlarına karşı yaptığı

itiraz, Ankara 6. Sulh Ceza Hâkimliğinin 18/12/2015 tarihli verdiği kararla

kesin olarak reddedilmiştir.

15. Ankara 2. Sulh Ceza Hâkimliğince 12/2/2016 tarihinde

başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiş ve bu karara karşı

başvurucu müdafince yapılan itiraz Ankara 3. Sulh Ceza Hâkimliğince 18/2/2016

tarihinde kesin olarak reddedilmiştir.

16. Başvurucu 25/2/2015 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

17. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma

sonucunda 6/6/2016 tarihli ve E.2016/24769 sayılı iddianame ile FETÖ/PDY'nin kurucusu ve liderinin de aralarında olduğu

başvurucuyla birlikte yetmiş üç örgüt yöneticisi hakkında silahlı terör örgütü

kurma ve yönetme, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya

görevini yapmasını engellemeye teşebbüs, siyasi ve askerî casusluk yapma,

zimmet, nitelikli dolandırıcılık, resmî belgede sahtecilik, suçtan kaynaklanan

mal varlığı değerlerini aklama, kişisel verilerin hukuka aykırı olarak

kaydedilmesi, kişisel verileri hukuka aykırı olarak başkasına verme, yayma, ele

geçirme suçlarını işledikleri iddiasıyla dava açılmıştır.

18. İddianamede ilk olarak FETÖ/PDY'nin

kuruluşuna ve tarihçesine, hangi amaç ve saikle kurulduğuna,

hangi alanlarda faaliyet gösterdiğine, hiyerarşik yapısına ve hangi tür hukuka

aykırı eylemlerde bulunduğuna değinilmiştir. Devamında ise örgütün

yapılanmasına ilişkin unsurlara yer verilmiştir.

19. İddianamede, başvurucunun gerek organik olarak gerekse

örgütsel nitelikli eylemleri bakımından FETÖ/PDY hiyerarşisi içinde yer aldığı

ileri sürülmüştür. Bu suçlamalara esas alınan olgular şöyle özetlenebilir.

Başvurucunun;

i. Fetullah Gülen’in "Ben Cemaat’i iki deli

ve bir veli ile kurdum." şeklindeki söyleminde deli olarak

bahsedilen şahıs olduğu,

ii. Fetullah Gülen’in sohbet ve

vaazlarının kaset, CD vb. hâline getirilerek çoğaltılmasından bizzat sorumlu

olduğu,

iii. 1980’li yıllarda Akyazılı Orta ve Yüksek Öğretim Vakfı

sekreterliği yaptığı,

iv. 1995 yılında Feza Gazetecilik Anonim Şirketi eski genel

müdürlüğü yaptığı,

v.FETÖ İstişare Kurulunda görev yaptığı,

vi. FETÖ Tayin Heyetinde yer aldığı,

vii.FETÖ Üst Kurulu üyesi olduğu,

viii. Fetullah Gülen’in operasyon

ekibi içinde yer aldığı,

ix. FETÖ Erzurum il imamlığı yaptığı,

x. FETÖ Azerbaycan imamlığı yaptığı,

xi. 2006 yılı itibarıyla Zaman gazetesi sarı basın kartı sahibi

olduğu,

xii. Geçmiş dönemde Asya Finans A.Ş.'de

murakıp üye olarak görev yaptığı,

xiii. FETÖ’nin siyasi kanadında yer

aldığı,

xiv. Adalet ve Kalkınma Partisi 24. dönem milletvekiliyken 17/25

Aralık operasyonları sonrası süreçte istifa ettiği,

xv. 25. Dönem Milletvekili Genel Seçimi'ne

bağımsız aday olarak katılıp seçilemediği,

xvi. HTS ve baz istasyon analizinde FETÖ üyeleri ile sık sık bir

araya geldiği ileri sürülmüştür.

20. Tanık beyanlarında başvurucu hakkında belirtilen hususlar

özetle şöyledir:

- S.Ç. beyanında; FETÖ/PDY’nin ana

kadrosu içinde yer aldığını, ayrıca Zaman gazetesinin ilk genel müdürü olduğunu

ifade etmiştir.

- K.Ö. beyanında; İlhan İşbilen’in Fetullah

Gülen ile İzmir’e geldiğinden beri beraber olduğunu, Manisa’da Kurşunluhan Öğrenci Yurt Müdürlüğü yaptığını, Akyazılı Orta

ve Yüksek Eğitim Vakfı başkanlığı yaptığını, bir dönemde Erzurum’da örgüt

imamlığı yaptığını, Medya Genel Müdürlüğü (Zaman gazetesi, Samanyolu TV)

yaptığını, Asya Finans ortaklığı olduğunu, Bankanın murakıplığını yaptığını, bu

Bankanın kurucusu olduğunu, Türkter Tersanesi Yönetim

Kurulu başkanlığı yaptığını, Mayna Denizcilik Limitet Şirketini, Cezayir’de

Türk Maritime Limitet Şirketini ve tersanesini

kurduğunu, Evyap Holding Yönetim Kurulu ve Oruç Reis Denizciler Kulübü Yönetim

Kurulu üyelikleri yaptığını ve şu anda İzmir bağımsız milletvekili olduğunu, Başyüceler Kurulunda bulunduğunu ifade etmiştir.

- A.K. beyanında; cemaat yapılanmasında İlhan İşbilen’in 5.

kademede olduğunu, Zaman grubu içinde yer aldığını, Fethullah

Gülen’in operasyon ekibinden olduğunu, PDY’nin siyasi

kanadında bulunduğunu, ayrıca ana kadro içinde yer aldığını ifade etmiştir.

- L.E. beyanında; hizmette üst düzey görevde bulunduğunu, örgüt

içinde Akyazı Vakfının genel müdürlüğünü, Erzurum imamlığını, Zaman gazetesi ve

Samanyolu TV’nin genel yayın yönetmenliğini yaptığını, örgütün Tayin Heyetinde

de yer aldığını, cemaat içinde kendisinin ayrı bir özel ekibinin olduğunu, mülki

amirlerle (vali ve kaymakam) koordine sağladığını, bürokrasiyi bildiğini, Asya

Finans Başkanlığı ve Ege Üniversitesi genel sekreterliği ile Manisa Vakıflar

bölge müdürlüğü yaptığını, cemaat içinde önemli bir isim olduğunu, Vatikan ile Fetullah Gülen’in görüşmelerinin cemaatin Vatikan görevlisi

olan ancak şu an hayatta olmayan M. tarafından sağlandığını, Gülen’in Vatikan’a

ziyaretinde ise A.K., İlhan İşbilen, M.E. ve C.T.nin

de bulunduğunu ifade etmiştir.

- Ç.A. beyanında; ...örgüt içinde 1985 ve 1986 yıllarında

Erzurum imamlığı ile 1992 yılı sonrasında yurt dışına açılım kapsamında

Azerbaycan imamlığı yaptığını duyduğunu, Fetullah

Gülen’in vaazlarının kasetler ve videolar aracılığı ile çoğaltılması işlemi ile

bizzat kendisinin ilgilendiğini, bu şahıs ile 1988-1990 yılları arasında

yaklaşık beş altı ay kadar aynı örgüt evinde birlikte kaldıklarını, bu dönemde

Zaman gazetesi genel müdürü olduğunu, 1988-90 yılları arasında Zaman gazetesi

genel müdürü olan İlhan İşbilen'in Ankara’ya geldiğinde H.C.nin

kaldığı evde kaldığını, bu evde kendisi ile birlikte H.C.nin

de kaldığını, Afganistan’da Raşit Dostum’a karşı

yapılan darbe girişimi ile ilgili olarak N.G.nin

Afganistan’a problemi çözmek için bizzat Fetullah

Gülen tarafından gönderildiğini, iddia edilen Azerbaycan darbe girişiminin

gerçeklik payının olması durumunda bu konuda o dönemin Azerbaycan İmamı İlhan

İşbilen ve Y.A.nın yakın diyaloğunun dikkate alınması

gerektiğini ifade etmiştir.

- H.A. beyanında, İlhan İşbilen'in örgüt içinde faaliyet

yürüttüğünü ifade etmiştir.

- N.V. beyanında; FETÖ/PDY'nin

başlangıç tarihi olan 1960'dan beri üst düzeyde görev alan ve görevine devam

eden şahıslardan birisinin de İlhan İşbilen olduğunu, 1997 yılında Fetullah Gülen'in Zaman gazetesinin eski sahibi A.K.

vasıtası ile eski Halk Partili Dışişleri Bakanı K.G. aracılığı ile Vatikan'la

temasa geçtiğini öğrendiğini, ABD ile irtibatı olduğunu duyduğunu, K.G.nin kız kardeşinin de Amerika'da albay rütbesi ile

asker olduğunu duyduğunu, yurt dışından bir seyahatten döndüğünde Altunizade Fem'de Fetullah Gülen ile birlikte D.O. (Türkiye'deki Yahudi

cemaatinin başkanı), İ.H. (Yahudi Cemaati Başkanı), o zamanki Ermeni Cemaati

Başkanı M., Ortadoks Kilisesi Başkanı B. ile gizli

bir toplantı yaptıklarını gördüğünü, bu şahısların Fetullah

Gülen ile fotoğraf çektirdiklerini, Fetullah Gülen'in

orta büyüklükte sandıklar içinde bu şahıslara hediyeler takdim ettiğini,

Vatikan tarafından her hafta kendisine dua edildiğinin M. tarafından halka açık

her yerde ilan edildiğini, daha sonra 1997 yılında yanında İlhan İşbilen, A.K.,

M.E., M.K.nın ağabeyi olduğunu bildiği ancak ismini

bilmediği kişi ile birlikte Vatikan'a Papa Jean Paul'ü

ziyarete gidip çok kıymetli halı ve vazolar götürüp hürmetlerini ve

bağlılıklarını ilettikleri, Papa'nın elini öptüklerini ifade etmiştir.

- B.Ç. beyanında; cemaatle ilk tanıştığı 1986 yılında hizmetteki

abiler arasında bilmediği bir

sebepten kavga çıktığını, o tarihte bütün yetkili abilerin görevden alındığını, tüm yetkinin İlhan İşbilen'e

verildiğini, İlhan İşbilen'in isteği üzerine yanında kalmaya başladığını,

kendisini örgüt içinde yetiştiren kişinin İlhan İşbilen olduğunu, o zamanki

görevinin doğu ve güneydoğu illerinin sorumluluğu ile Akyazılı Vakfının genel

müdürlüğü olduğunu, İlhan İşbilen ile beraber çalıştığı dönem Muş valisi ile

görüşme yaptığını, İçişlerinden bir kişinin kendisini arayarak kaymakam olmak

için destek istediğini, Samanyolu televizyonunun kurulması ile ilgili işlerin

başında olduğunu, televizyon kuruluşu ile ilgili tek yetkili kişi olduğunu, Fetullah Gülen’in vaaz video kasetlerine bandrol alınıp

resmî yoldan satılması için çalıştığını, örgütün illegal işlerinin başına

getirilen ilk kişi olduğunu, istihbarat ve devletin kritik kurumlarındaki özel

yapıyı hazırladığını, daha sonra bu yapının K.Ö.ye devredildiğini, İlhan

İşbilen ile K.Ö. arasında sürtüşme olduğunu ve bunun sebebinin bu görev devri

olduğunu ifade etmiştir.

- Gizli tanık G. beyanında; bu görüşmede Ş.A.T., H.K., İlhan

İşbilen, S.Y., M.A.Ş., E.D.nin de olduğunu,

toplantıda İlhan İşbilen’in Ş.A.T.yı dinlediğini, o

konuşmada yapılacak olanın kendileri tarafından yapılacağının kamuoyuna

söyleneceğini, bunu da cemaat yaptırdı diye bir savunma geliştirileceğini, bu

durumun kendi aleyhlerine olabileceğini, bu durumun önlemini almak gerektiğini

söylediğini, 2011 yılı başlarında kendisini M.Ö.nün

telefon ile aradığını, bu telefonun normal bir telefon olmadığını, bir firma

tarafından temin edilen kriptolu bir telefon olduğunu, Gaziantep, Ankara ve

İstanbul'da da görüşmelerinin olduğunu, İstanbul’daki görüşmelere Ş.A.T., M.Y.,

C.U. ile isimlerini hatırlamadığı kişilerin katıldığını, bu görüşmelere

kendilerinin alınmadığını, Ş.A.T., M.Y., C.U. ve İlhan İşbilen'in kendi

aralarında görüşmelerini ve müzakerelerini yaptıktan sonra kendilerine

toplantıda alınan kararlar hakkında bilgi verdiklerini, kendilerine bildirilen

kararın "Bulunduğunuz illerde devlet

büyüklerinin, bürokrasideki üst düzey görevlilerin, AK Partiye yakın siyasi ve mütahitlerin aile yapısının, ne iş yaptıklarının, özellikle

özel hayatlarının organize bürolar tarafından ayrıntılı olarak araştırılmasını

istediklerini, bir siyasinin gizli çekilmiş cinsel içerikli görüntüsünü

izlettiklerini, bu şekilde görüntüler olursa daha güzel olur."

şeklinde bildirildiğini ifade etmiştir.

- Gizli Tanık K. beyanında; Fetullah

Gülen'in Bank Asya'da kendi görevlendirdiği gerek genel müdür, gerekse murakıp

İlhan İşbilen gibi üst düzey bir kişi olarak adamı olduğunu, bu kişilerin

Hoca'ya direkt bağlı olduklarını, Bank Asya üzerinden yapılan işlemlerin bu kişi/kişiler

aracılığıyla yapıldığını bildiğini, ayrıca Bank Asya tarafından yeterli

görülmeyen kişi veya kuruluşlara verilecek kredilerde M.Ö. ve onun gibi etkili

kişilerin devreye girmesiyle hak edilmeyen krediler verildiğini, Bank Asyanın ağırlıklı ortağının cemaate bağlı (Kaynak Holding,

Sürat Kargo vs.) bazı şirketler olduğunu düşündüğünü ifade etmiştir.

21. İddianamede başvurucuya yöneltilen eylemlere ilişkin olarak

yapılan hukuki değerlendirmenin ilgili bölümü ise şöyledir:

"Fetullahçı Terör Örgütü içerisinde siyasi işlerden sorumlu imam olarak faaliyet

yürüttüğü, 24. Dönem İzmir AKP Milletvekili olduğu ve fakat 17-25 Aralık

sonrası partisinden istifa ettiği, Fetullah Gülen’in

operasyon ekibi içerisinde yer aldığı, FETÖ içerisinde üst düzey sorumlulardan

olduğu, Samanyolu TV ve Zaman Gazetesi Genel Müdür olarak görev yaptığı,

çeşitli tarihlerde örgüt mensupları ile aynı otel, konaklama yerlerinde bir

araya geldiği, Fetullah Gülen'e yakınlığı ile

bilindiği, örgüt içerisinde halen 'İstişare Heyeti Üyesi' olarak faaliyetlerine

devam ettiği [anlaşılmıştır]."

22. Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) 22/7/2016 tarihinde iddianamenin kabulüne karar

vermiş ve E.2016/238 sayılı dosya üzerinden kovuşturma aşaması başlamış, aynı

gün yapılan tensip incelemesi ile "atılı

suçların niteliği, yasada öngörülen cezasının üst sınırı, kuvvetli suç

şüphesinin varlığına dair, müşteki ve tanık beyanları, HTS analiz raporları,

MASAK Raporu, bilirkişi raporları, soruşturma raporları, iddianame ve karar

suretleri, atılı suçun CMK.nun 100/3-a maddesinde

sayılan suçlardan olması, sanıkların kaçma şüphesi, eylem ile tutuklama tedbiri

arasında orantılılık bulunması, bu aşamada adli kontroltedbirlerinin

yetersiz kalacağı" gerekçesiyle başvurucunun tutukluluğunun

devamına karar verilmiştir.

23. Başvurucu aynı konulardaki şikâyetleriyle ilgili olarak

30/3/2016 tarihinde 2016/5992 numaralı, 26/4/2016 tarihinde 2016/7822 numaralı,

31/5/2016 tarihinde 2016/10108 numaralı ve 18/7/2016 tarihinde 2016//12770

numaralı bireysel başvurular da bulunmuş ve bu başvuruların 2016/3704 numaralı

bireysel başvuru ile birleştirilmesini talep etmiştir.

24. Başvurucu kovuşturma aşamasındaki savunmasında da suçlamaları

kabul etmeyerek soruşturmadaki beyanları yönünde ifade vermiştir.

25. Mahkemece kovuşturma aşamasında yapılan araştırmada Emniyet

Genel Müdürlüğünce hazırlanan 8/2/2017 tarihli rapor içeriğine göre

başvurucunun ByLock programını 3/11/2015 tarihine

kadar kullandığı ve değişik hatlar üzerinden belirtilen cihazlarla sorgulanan

tarih aralığında toplam 48.800 kez internet üzerinden bu programa erişim

sağladığı belirtilmiştir.

26. Yapılan yargılama sonucu Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin

8/6/2018 tarihli kararıyla başvurucunun anayasal düzeni ortadan kaldırmaya

teşebbüs etmek suçundan

ağırlaştırılmış müebbet hapis, suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini

aklama suçundan 10 yıl 8 ay hapis ve 48.000 TL adli para cezası ile dinî inanç

ve duyguları istismar etmek suretiyle nitelikli dolandırıcılık suçundan 6 yıl 8

ay hapis ve 32.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve tutukluluk

hâlinin devamına karar verilmiştir. Kararın ilgi kısmı şöyledir:

" ...

Fetullah Gülen'in 'Ben Cemaat’i iki deli ve bir veli

ile kurdum' şeklinde geçen söyleminde deli olarak bahsedilen şahıs, F.Gülen ile cemaatin kuruluşundan itibaren toplantılar

yapıp cemaate bağlı öğrencilerin yetiştirilmesini, eğitim, askeriye, mülkiye,

adliye ve emniyetin ele geçirilmesi konusunda istişareler yapan, Fetullah Gülen ’in sohbet ve vaazlarının kaset, cd vb.

haline getirilerek çoğaltılmasından bizzat sorumlu olan, 1980’li yıllarda

Akyazılı Orta ve Yüksek Öğretim Vakfı sekreterliği yapan, 1995 yılında Feza

Gazetecilik Anonim Şirketi Eski Genel Müdürlüğü yapan, FETÖ/PDY silahlı terör

örgütü İstişare Kurulunda görev alan, Tayin Heyetinde yer alan,Üst

Kurulu üyesi, Fetullah Gülen’in operasyon ekibi

içerisinde bulunan, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü Erzurum İl İmamlığı,Azerbaycan İmamlığı yapan, 2006 yılı itibarıyla

Zaman Gazetesi Sarı Basın Kartı sahibi olan, Asya Bank'ın kuruluşunda görev

alıp bankanın %6.5 hissesine sahip olan ve murakıp üye olarak görev yapan,

FETÖ/PDY silahlı terör örgütü’nin siyasi kanadında

görev üstlenen, dinler arası diyalog projeleri içinde yer alıp F.Gülen ile birlikte Papa ziyaretine katılan, kuruluşundan

itibaren sürekli ve hatta Milletvekilliği döneminde F.Gülen

ile ABD'de birçok kez bizzat görüşebilen, 2011 yılında F.Gülen'in

tavsiyesi ile Ak Partiden milletvekili olan 4 kişiden biri olan ve 24. Dönem

Milletvekiliyken, 17/25 Aralık Operasyonları sonrası sözde cemaat lehine tepki

olarak partisinden istifa eden ve açıklamasında F.Güleni

50 yıldır tanıdığını, F.Gülen'i terör örgütü lideri

olarak görmediğini ve cemaat ile parti arasında aracı olabileceğini beyan ve

kabul eden, 25. Dönem Milletvekili Seçimlerine bağımsız aday olarak katılıp

seçilemeyen, Emniyet birimlerinin kullandığı böcek ve ortam dinlemesi yapan

aletlerin temin edildiği Hacking Team şirketinin sahibi ile Beren Tarım

Hayvancılık şirketinin yönetim kurulunda beraber yer alan sanık İlhan

İşbilen'in istişare heyeti üyesi olarak FETÖ/PDY silahlı terör örgütü/PDY

silahlı terör örgütününkurucusu ve yöneticisi olduğu

...

..."

27. Başvurucu verilen hükmü 10/6/2018 tarihinde istinaf

etmiştir.

28. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla

Ankara Bölge Adliye Mahkemesinde derdesttir ve başvurucunun tutukluluk durumu

devam etmektedir.

B. İlgili Süreç

29. Türkiye 15/7/2016 tarihinde askerî bir darbe teşebbüsüyle

karşı karşıya kalmış, bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü

hâl ilan edilmesine karar verilmiş ve olağanüstü hâl bugüne kadar birçok kez

uzatılmıştır. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak-

bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden

ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ)

ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın

olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz

ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).

30. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde darbe

girişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile

FETÖ/PDY'nin kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı

sıra eğitim, sağlık, ticaret, sivil toplum ve medya gibi farklı alanlardaki

yapılanmasına yönelik olarak Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından

soruşturmalar yürütülmüş; çok sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama

tedbirleri uygulanmıştır (Aydın Yavuz ve

diğerleri, §§ 51, Mehmet Hasan

Altan (2) [GK], B. No: 2016/23672, 11/01/2018, § 12).

IV. İLGİLİ HUKUK

31. İlgili ulusal ve uluslararası hukuk için bkz. Mahir Kanaat (B. No: 2017/12653,

30/10/2018, §§ 28-48).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

32. Mahkemenin 29/5/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

1. Tutuklamanın Hukuki

Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

33. Başvurucu; herhangi bir suç işlememesine, aleyhine suçla

ilgili kuvvetli belirtiye dayanan somut bir suçlama yapılmamasına ve tutuklama

tedbiri için mevzuatta öngörülen koşullar gerçekleşmemesine rağmen

tutuklanmasına karar verilerek özgürlüğünden mahrum bırakıldığını, tahliye

talepleri ile tutukluluğa yönelik itirazlarının da gerekçesiz olarak reddedildiğini

belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

34. Bakanlık, başvurucunun tutuklanmasına ilişkin kararı veren

sulh ceza hâkimliğinin hukuki yetki ve görevleri çerçevesinde karar verdiğini,

delilleri tartıştığını ve başvurucunun hangi suçlar kapsamında tutuklanması

gerektiğini belirttiğine değinerek verilen tutuklama kararının hukuka uygun ve

ölçülü bir tedbir olduğunu ifade etmiştir. Bakanlık sonuç olarak başvurucunun

bu bölümdeki iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olduğu görüşündedir.

35. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında, hakkında

uygulanan tutuklama tedbirinin koşullarının bulunmadığını belirterek bu görüşü

kabul etmediğini ifade etmiştir.

b. Değerlendirme

36. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

37. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini

veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla

tutuklanabilir."

i. Genel İlkeler

38. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak ortaya konduktan sonra

ikinci ve üçüncü fıkralarında, şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıyla

kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak

sayılmıştır (Murat Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).

39. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik bir müdahale

olarak tutuklamanın Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen ve tutuklama

tedbirinin niteliğine uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, Anayasa'nın

ilgili maddelerinde belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına

dayanma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının

belirlenmesi gerekir (Halas Aslan, B. No: 2014/4994, 16/2/2017, §§ 53, 54).

40. Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasına göre tutuklama

ancak suçluluğu hakkında kuvvetli belirti

bulunan kişiler bakımından mümkündür. Bir başka anlatımla

tutuklamanın ön koşulu, kişinin suçluluğu hakkında kuvvetli belirtinin

bulunmasıdır. Bunun için suçlamanın kuvvetli sayılabilecek, inandırıcı

delillerle desteklenmesi gerekir (Mustafa

Ali Balbay, B. No: 2012/1272, 4/12/2013, § 72).

41. Öte yandan Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında,

tutuklama kararının kaçmayı ya da

delillerin yok edilmesini veya

değiştirilmesini önlemek amacıyla verilebileceği belirtilmiştir.

4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 100. maddesine göre

de şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran

somut olguların bulunması, şüpheli veya sanığın davranışlarının delilleri yok etme,

gizleme veya değiştirme, tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması

girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli şüphe oluşturması hâllerinde

tutuklama kararı verilebilecektir. Maddede ayrıca işlendiği konusunda kuvvetli

şüphe bulunması şartıyla tutuklama nedeninin varsayılabileceği suçlara ilişkin

bir listeye yer verilmiştir (Halas Aslan, §§ 58, 59).

42. Diğer taraftan Anayasa'nın 13. maddesinde temel hak ve

özgürlüklere yönelik sınırlamaların ölçülülük

ilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir. Bu bağlamda dikkate alınacak

hususlardan biri tutuklama tedbirinin isnat edilen suçun önemi ve uygulanacak

olan yaptırımın ağırlığı karşısında ölçülü olmasıdır (Halas Aslan, § 72).

43. Her somut olayda tutuklamanın ön koşulu olan suçun işlendiğine

dair kuvvetli belirtinin olup olmadığının, tutuklama nedenlerinin bulunup

bulunmadığının ve tutuklama tedbirinin ölçülülüğünün takdiri öncelikle anılan

tedbiri uygulayan yargı mercilerine aittir. Zira bu konuda taraflarla ve

delillerle doğrudan temas hâlinde olan yargı mercileri Anayasa Mahkemesine

kıyasla daha iyi konumdadır (Gülser Yıldırım

(2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, § 123). Bununla birlikte

yargı mercilerinin belirtilen hususlardaki takdir aralığını aşıp aşmadığı

Anayasa Mahkemesinin denetimine tabidir. Anayasa Mahkemesinin bu husustaki

denetimi, somut olayın koşulları dikkate alınarak özellikle tutuklamaya ilişkin

süreç ve tutuklama kararının gerekçeleri üzerinden yapılmalıdır (Erdem Gül ve Can Dündar [GK], B. No:

2015/18567, 25/2/2016, § 79; Selçuk Özdemir [GK],

B. No: 2016/49158, 26/7/2017, §

76; Gülser Yıldırım (2), § 124).

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

44. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanuni

dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Başvurucu 14/12/2015

tarihinde, silahlı terör örgütü kurma veya yönetme, Türkiye Cumhuriyeti

Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmaya engellemeye teşebbüs etme

ve anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçlarından 5271 sayılı

Kanun'un 100. maddesi uyarınca Ankara 5. Sulh Ceza Hâkimliğince tutuklanmıştır.

Dolayısıyla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı

bulunmaktadır.

45.Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın

ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirtinin bulunup

bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

46. Başvurucu hakkındaki tutuklama kararında başvurucunun

suç şüphesinin varlığına ilişkin olarak Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK)

raporu, tanık beyanları ve tape kayıtları gibi

dosyada somut delillerin olduğu ifade edilmiştir (bkz. § 13).

47. Başvurucu hakkında hazırlanan iddianamede; başvurucunun

FETÖ/PDY içinde siyasi işlerden sorumlu imam olarak faaliyet yürütmesine, 24.

Dönem Adalet ve Kalkınma Partisi İzmir milletvekili olarak 17-25 Aralık sonrası

Partisinden istifa etmesine, Fetullah Gülen'in

operasyon ekibi içinde yer almasına, FETÖ/PDY'nin üst

düzey sorumlularından olmasına, Samanyolu TV ve Zaman gazetesinde genel müdür

olarak görev yapmasına, çeşitli tarihlerde örgüt mensupları ile aynı otelde

veya konaklama yerlerinde bir araya gelmesine, Fetullah

Gülen'e yakınlığı ile bilinmesine, örgüt içinde hâlen İstişare Heyeti üyesi olarak ve örgütün

amaçları doğrultusunda faaliyet yürütmesine dayanılmıştır (bkz. §§ 17-20).

Mahkûmiyet kararında da başvurucunun aynı olgularla birlikte ByLock kullanıcısı olduğuna dair kayıtlar bulunmasına

dayanılarak hüküm kurulduğu anlaşılmaktadır (bkz. §§ 25, 26).

48. Soruşturma ve kovuşturma dosyasında beyanda bulunan

tanıklarca başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatının olduğuna, bu yapılanmaya yönetici

sıfatıyla mensup olduğuna, örgüt lideriyle yakın irtibatta bulunduğuna yönelik

anlatımlarda bulundukları görülmektedir (bkz. § 20). Bu tanıklardan S.Ç.,

başvurucunun FETÖ’nün ana kadrosunda yer aldığını,

ayrıca Zaman gazetesinin ilk genel müdürü olduğunu; K.Ö., başvurucunun Fetullah Gülen ile İzmir’e geldiğinden itibaren beraber

olduğunu, medya genel müdürlüğü yaptığını, Asya Finans'a ortalığının

bulunduğunu ve bu bankanın kurucusu olduğunu; A.K., başvurucunun bu yapılanmada

5. kademede olduğunu, Zaman grubu içinde yer aldığını, Fethullah

Gülen’in operasyon ekibinden olduğunu, PDY'nin siyasi

kanadında yer aldığını, ayrıca ana kadro içinde bulunduğunu; L.E., başvurucunun

örgütün Tayin Heyetinde de yer aldığını, mülki amirlerle koordine sağladığını,

Gülen'in Vatikan ziyaretinde ise A.K., M.E. ve C.T. ile birlikte bulunduğunu;

Ç.A., başvurucunun yurt dışına açılım kapsamında Azerbaycan imamlığı yaptığını,

Fetullah Gülen’in vaazlarının kasetler ve videolar

aracılığı ile çoğaltılması işlemi ile bizzat ilgilendiğini; H.A., N.V. ile

gizli tanıklar G. ve K. da özetle başvurucunun örgüt içinde faaliyet

yürüttüğünü ifade etmişlerdir. Bu itibarla başvurucu yönünden suç şüphesini

doğrulayan kuvvetli belirtilerin bulunduğu görülmektedir. Nitekim Anayasa

Mahkemesi, Selçuk Özdemir başvurusunda

FETÖ/PDY üyesi olmakla suçlanan bazı şüphelilerin ifadelerinde, hâkim olarak

görev yapmakta olan başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatının olduğuna ve bu

yapılanmaya mensup olduğuna yönelik anlatımlarını başvurucu yönünden suç

şüphesini doğrulayan kuvvetli bir belirti olarak kabul etmiştir (Selçuk Özdemir, § 75; benzer yöndeki karar

için bkz. Metin Evecen, B. No:

2017/744, 4/4/2018, § 58).

49. Soruşturma mercilerince yapılan tespitlere ve tanık

beyanlarına göre başvurucunun Zaman gazetesinde ilk genel müdür olarak görev

yaptığı, Samanyolu televizyonunun kurulması işleriyle uğraştığı ve medya genel

müdürlüğü görevinin bulunduğu, sonraki süreçlerde siyasi işlerden sorumlu

olduğu anlaşılmaktadır. Bu durum da FETÖ/PDY içindeki önemli organlarda

yönetici/sorumlu düzeyde görev almanın soruşturma makamlarınca terörle

bağlantılı bir suç işlendiğine dair belirti olarak kabul edilmesinin temelsiz

ve keyfî olduğu söylenemez (benzer yöndeki kararlar için bkz. Mehmet Özdemir, B. No: 2017/37283, 29/11/2018,

§ 84, Recep Uygun, B. No:

2016/76351, 12/6/2018, §§ 45, 46, 47; Ali

Şeker, B. No: 2016/68962, 20/9/2018, § 60).

50. Sonuç olarak başvurucu yönünden suç şüphesini doğrulayan

kuvvetli belirtilerin bulunmadığının kabulü mümkün değildir.

51. Başvurucu hakkında uygulanan ve kuvvetli suç şüphesinin

bulunması şeklindeki ön koşulu yerine gelmiş olan tutuklama tedbirinin meşru

bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu değerlendirmede

tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar da dâhil olmak üzere somut

olayın tüm özelliklerinin dikkate alınması gerekir.

52. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilirken işlendiği iddia

olunan suçların vasıf ve mahiyetine, suçlara ilişkin olarak kanunda öngörülen

cezaların ağırlığına, mevcut delil durumuna, isnat edilen suçların katalog

suçlar arasında olmasına ve tutuklama tedbirinin orantılı bir tedbir niteliği

taşımasına dayanıldığı görülmektedir.

53. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen silahlı terör

örgütü kurma veya yönetme, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya

veya görevini yapmaya engellemeye teşebbüs etme ve anayasal düzeni ortadan

kaldırmaya teşebbüs etme suçları, Türk hukuk sistemi içinde ağır cezai

yaptırımlar öngörülen suç tipleri arasında olup (bkz. § 31) isnat edilen suça ilişkin olarak kanunda öngörülen

cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden durumlardan biridir (aynı yöndeki

değerlendirmeler için bkz. Hüseyin Burçak,

B. No: 2014/474, 3/2/2016, § 61; Devran

Duran [GK], B. No: 2014/10405, 25/5/2017, § 66). Ayrıca anılan suç,

5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve kanun

gereği tutuklama nedeni varsayılabilen suçlar arasındadır (bkz. § 30; Gülser Yıldırım (2), § 148).

54. Somut olayda Ankara 5. Sulh Ceza Hâkimliğince başvurucunun

tutuklanmasına karar verilirken işlendiği iddia olunan silahlı terör örgütüne

üye olma suçunun niteliğine, suçun 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3)

numaralı fıkrasında yer alan katalog suçlar arasında olmasına ve tutuklama

tedbirinin orantılı bir tedbir niteliği taşımasına dayanıldığı görülmektedir

(bkz. § 13).

55. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki genel

koşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile Ankara 5. Sulh

Ceza Hâkimliği tarafından verilen kararın içeriği birlikte değerlendirildiğinde

başvurucu yönünden kaçma ve delilleri etkileme tehlikesine yönelik tutuklama

nedenlerinin olgusal temellerden yoksun olduğu söylenemez.

56. Son olarak başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü

olup olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın

13. ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm

özellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım

(2), § 151).

57. Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarını

ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organize

olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini

aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (aynı

yöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756,

16/11/2016, § 214; Devran Duran,

§ 64).

58. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate

alındığında Ankara 5. Sulh Ceza Hâkimliğinin isnat edilen suçun niteliğini ve

önemini de gözönünde tutarak başvurucu hakkında

uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adli kontrol uygulamasının

yetersiz kalacağı sonucuna varmasının keyfî ve temelsiz olduğu söylenemez.

59. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukuki

olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan

başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Tutukluluğun Makul

Süreyi Aştığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

60. Başvurucu; tutuklama ve tutukluluğun devamı kararları ile

itiraz ve tahliye taleplerinin reddi kararlarının gerekçesiz olduğunu,

tutukluluğun devamını haklı gösterecek makul bir sebep de bulunmadığını,

hâkimliklerce keyfî ve dayanaksız yöntemlerle verilen kararlarla masumiyet

karinesinin ihlal edildiğini ve tutukluluğunun makul süreyi aştığını belirterek

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

b. Değerlendirme

61. Başvurucunun tutukluluğun uzun sürdüğü ve makul süreyi

aştığına ilişkin şikâyetinin Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

62. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi

şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır."

63.6216 sayılı Kanun'un "Bireysel

başvuru hakkı" kenar başlıklı 45. maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

64. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak

ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek

ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincillik

niteliği gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için

öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, §§ 16, 17).

65. Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun kanunda öngörülen azami

süreyi veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurular

bakımından bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla ilk derece

mahkemesince mahkûmiyet hükmü verilmiş ise -hüküm kesinleşmemiş olsa da- 5271

sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının

tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Ahmet Kubilay Tezcan, B. No: 2014/3473,

25/1/2018, §§ 24-27; Ekrem Atıcı, B.

No: 2014/15609, 8/3/2018, §§ 27-30).

66. Bireysel başvuruda bulunduktan sonra 8/6/2018 tarihinde mahkûmiyetine karar verilen (bkz. § 26)

başvurucunun tutukluluğun makul süreyi aştığına ilişkin iddiası, 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesi kapsamında açılacak davada incelenebilir. Bu madde

kapsamında açılacak dava sonucuna göre başvurucunun tutukluluğunun makul süreyi

aştığının tespiti hâlinde görevli mahkemece başvurucu lehine tazminata da

hükmedilebilecektir. Buna göre 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen

dava yolu başvurucunun durumuna uygun telafi kabiliyetini haiz, etkili bir

hukuk yoludur ve bu olağan başvuru yolu tüketilmeden yapılan bireysel

başvurunun incelenmesi bireysel başvurunun ikincillik

niteliği ile bağdaşmamaktadır.

67. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

3.Soruşturma Aşamasında Görev Alan Sulh Ceza

Hâkimliklerinin Doğal Hâkim, Bağımsızlık ve Tarafsızlık İlkelerine Aykırı

Olduğuna İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

68. Başvurucu; soruşturmayı yürüten savcılık makamı ile

tutuklama kararını veren sulh ceza hâkimliklerinin bağımsız ve tarafsız

olmadığını, sulh ceza hâkimliklerinin doğal hâkim ilkesine aykırı olarak

kurulduğunu, tutuklama kararını veren hâkimin kararlarına karşı yapılan

itirazlarla ilgili olarak adeta kapalı devre usulüyle çalışılması ve bir

altlık-üstlük durumu olmadan incelenmesi dolayısıyla etkili başvuru haklarının

kullanılamaz hale getirildiğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

69. Sulh ceza hâkimliklerinin kanuni hâkim güvencesini

sağlamadığı, tarafsız ve bağımsız mahkeme olmadığı ve tutukluluğa itirazın bu

yargı mercilerince karara bağlanmasının hürriyetten yoksun bırakılmaya karşı

etkili bir itirazda bulunmayı imkânsız hâle getirdiğine ilişkin iddialar

Anayasa Mahkemesince birçok kararda incelenmiş; bu kararlarda sulh ceza

hâkimliklerinin yapısal özellikleri dikkate alınarak söz konusu iddiaların

açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varılmıştır (Hikmet Kopar ve diğerleri, §§ 101-115; Mehmet Baransu (2),

B. No: 2015/7231, 17/5/2016, §§ 64-78, 94-97).

70. Somut başvuruda aynı mahiyetteki iddialara ilişkin olarak

anılan kararlarda varılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum

bulunmamaktadır.

71. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının da diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

4.Soruşturma Dosyasına Erişimin Kısıtlandığına

İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

72. Başvurucu; soruşturma dosyasında gizlilik kararı nedeniyle

suçlamalara ilişkin delillere erişemediğini, atılı suçla ilgili fiillerin ve

somut delillerin kendisine gösterilmediğini, soruşturma dosyasındaki bilgi ve

belgelere erişiminin engellendiğini belirterek savunma hakkının kısıtlandığını

iddia etmiştir.

b. Değerlendirme

73.Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:

"Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti

kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu

kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak

amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."

74. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013 § 16). Bu itibarla başvurucunun bu bölümdeki

iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası bağlamında kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Genel İlkeler

75. Anayasa Mahkemesi, 5271 sayılı Kanun'un 153. maddesine göre

verilen kısıtlama kararlarının kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile özellikle

tutuklu kişilerin tutukluluğa yönelik itirazda bulunma hakları üzerindeki

etkisini birçok kararında incelemiş; anılan kararlarda inceleme yöntemine

ilişkin ilkelerini belirtmiştir (Günay Dağ

ve diğerleri, §§

168-176; Hidayet Karaca [GK], B.

No: 2015/144, 14/7/2015, §§ 105-107; Erdem

Gül ve Can Dündar, §§

46-48; Süleyman Bağrıyanık

ve diğerleri, §§

248-257).

76. Anayasa'nın 19. maddesinin dördüncü fıkrası; yakalanan veya

tutuklanan kişiye yakalama veya tutuklama sebeplerinin ve haklarındaki

iddiaların hemen yazılı olarak bildirilmesini, yazılı bildirimin mümkün

olmaması hâlinde sözlü olarak derhâl, toplu suçlarda ise en geç hâkim huzuruna

çıkarılıncaya kadar bildirilmesini öngörmektedir (Günay Dağ ve diğerleri, §

168).

77. Diğer taraftan Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası

uyarınca, hürriyeti kısıtlanan kişi kısa sürede durumu hakkında karar

verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı hâlinde hemen serbest

bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına

sahiptir. Fıkrada öngörülen bu usulde, adil yargılanma hakkının bütün

güvencelerini sağlamak mümkün değil ise de iddia edilen tutmanın koşullarına

uygun somut güvencelerin yargısal nitelikli bir kararla sağlanması gerekir (Mehmet Haberal, B. No: 2012/849, 4/12/2013, §§ 122, 123).

78. Özellikle üçüncü kişilerin temel haklarını korumak, kamu

menfaatini gözetmek veya adli makamların soruşturma yaparken başvurdukları

yöntemleri güvence altına almak gibi amaçlarla soruşturma aşamasında bazı

delillere erişim yönünden kısıtlama getirilmesi gerekebilir. Bu nedenle

soruşturma evresinin sağlıklı bir şekilde yürütülebilmesi amacıyla müdafinin

dosya inceleme yetkisinin kısıtlanmasının demokratik toplum düzeni bakımından

gerekli olmadığı söylenemez. Ancak dosyaya erişim hakkına getirilecek

kısıtlamanın kısıtlama kararıyla ulaşılmak istenen amaç ile orantılı olması,

savunma hakkının yeterince kullanılmasını engelleyecek nitelikte bulunmaması

gerekmektedir (AYM, E.2014/195, K.2015/116, 23/12/2015, § 107).

79. Yakalanan bir kişiye yakalanmasının temel maddi ve hukuki

sebepleri teknik olmayan, anlayabileceği basit bir dilde açıklanmalı; böylece

kişi uygun görürse hürriyetinden yoksun bırakılmasının Anayasa'nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrası kapsamında kanuna uygunluğuna itiraz etmek üzere

mahkemeye başvurma imkânına sahip olabilmelidir. Anayasa'nın 19. maddesinin

dördüncü fıkrası yakalama veya tutuklama sırasında verilen bilgilerin yakalanan

veya tutuklanan kişiye isnat edilen suçların tam bir listesini içermesini, bir

başka deyişle hakkındaki suçlamalara esas tüm delillerin bildirilmesini ya da

açıklanmasını gerektirmemektedir (Günay Dağ

ve diğerleri, § 175).

80. İfadesi ya da savunması alınırken erişimi kısıtlanan

belgelerin içeriğine ilişkin olarak başvurucuya sorular sorulmuş ve

başvurucunun tutukluluk kararına yönelik itirazında bu belgelerin içeriğine

atıfta bulunmuş olması durumunda tutukluluğa temel teşkil eden belgelere

erişiminin olduğunun, içerikleri hakkında yeterli bilgiye sahip bulunduğunun ve

bu nedenle de tutukluluk hâlinin gerekçelerine yeterli biçimde itiraz etme

imkânını elde ettiğinin kabulü gerekmektedir. Böyle bir durumda kişi,

tutukluluğa temel teşkil eden belgelerin içeriği hakkında yeterli bilgiye

sahiptir (Hidayet Karaca, § 107).

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

81. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan 6/6/2016

tarihli iddianameden anlaşıldığı üzere başvurucu hakkında yürütülen

soruşturmaya ilişkin olarak dosyayı incelemesinin veya belgelerden örnek

almasının soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebileceği gerekçesiyle müdafinin

soruşturma dosyasını inceleme yetkisinin kısıtlanmasına karar verilmiştir.

Bununla birlikte Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesince iddianamenin kabul edildiği

22/7/2016 tarihi itibarıyla kısıtlılık, 5271 sayılı Kanun'un 153. maddesinin

(4) numaralı fıkrası uyarınca kendiliğinden sona ermiş bulunmaktadır.

82. Başvurucuya yöneltilen suçlamaya ilişkin olgular temelde

başvurucunun FETÖ/PDY içinde siyasi işlerden sorumlu imam olarak faaliyet

yürütmesi, 24. Dönem Adalet ve Kalkınma Partisi İzmir milletvekili olarak 17-25

Aralık sonrası Partisinden istifa etmesi, Fetullah

Gülen’in operasyon ekibi içinde yer alması, FETÖ/PDY içinde üst düzey

sorumlulardan olması, Samanyolu TV ve Zaman gazetesinde genel müdür olarak

görev yapması, çeşitli tarihlerde örgüt mensupları ile aynı otel ya da

konaklama yerlerinde bir araya gelmesi, Fetullah

Gülen'e yakınlığı ile bilinmesi ve örgüt içinde hâlen İstişare Heyeti üyesi olarak

faaliyetlerine devam etmesidir. Başvurucunun alınan ifadeleri incelendiğinde

kendisine isnat edilen suçlamalara ilişkin olarak kendisine açıklamalarda

bulunulduğu ve bu suçlamalara konu eylemlerle ilgili sorular yöneltildiği,

başvurucunun da isnat edilen eylem ve suçlamalara karşı savunma yaptığı ve

savunmasında suçlamayı kabul etmediği görülmektedir.

83. Diğer taraftan Ankara 5. Sulh Ceza Hâkimliğince yapılan

sorgu sırasında başvurucuya yüklenen suçların kendisine anlatıldığı ve bu

sırada başvurucunun müdafiinin de hazır bulunduğu

anlaşılmıştır. Başvurucu, suçlamalardan ve suçlamaların dayanaklarına ilişkin

bilgi ve belgelerden haberdar olduktan sonra müdafiiyle

birlikte hâkim önünde savunmasını sözlü olarak dile getirmiş; bu savunmasında

da kolluktaki anlatımları doğrultusunda suçlamaları kabul etmemiş ve ticari

faaliyetler yaptığını beyan etmiştir.

84. Öte yandan başvurucu, Hâkimliğin tutuklama kararında

tutuklamaya konu edilen suçlamalarla (eylemlerle) ilgili değerlendirmelerde

bulunmuştur (bkz. § 13). Ayrıca tutukluluğa itiraz dilekçesinde başvurucu müdafii tarafından usul ve esasa ilişkin ayrıntılı bir

şekilde savunma yapılmıştır. Dolayısıyla

başvurucunun ve müdafilerinin isnat edilen suçlamalara ve tutukluluğa temel

teşkil eden bilgilere gerek sorgu öncesinde gerekse sorgu sonrasında

erişimlerinin olduğu anlaşılmaktadır.

85. Bu itibarla suçlamalara dayanak olan temel unsurların ve

tutmanın hukukiliğinin değerlendirilmesi için esas olan bilgilerin başvurucuya

veya müdafiine bildirilmiş ve başvurucuya bunlara

karşı savunmasını ileri sürme imkânı verilmiş olması dikkate alındığında

yaklaşık altı ay süren soruşturma aşamasında uygulanmış olan kısıtlılık kararı

nedeniyle başvurucunun tutukluluğa karşı etkili bir şekilde itirazda

bulunamadığının kabulü mümkün görülmemiştir (benzer yöndeki bir değerlendirme

için bkz. Deniz Özfırat,

B. No: 2013/7929, 1/12/2015, § 91).

86. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun kısıtlama kararı

nedeniyle tutukluluğa itiraz bağlamında savunma hakkının kısıtlandığı iddiasına

ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının

da açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

87. Başvurucu, bireysel başvuru konusu soruşturma ve

yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

88. Ferat Yüksel (B. No: 2014/13828, 12/9/2018)

kararında Anayasa Mahkemesi yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı ya

da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediği

iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen bireysel başvurulara

ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru imkânının getirilmesine ilişkin

yolu ulaşılabilir olma, başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama

kapasitesinin bulunup bulunmadığı yönlerinden inceleyerek bu yolun etkililiğini

tartışmıştır (Ferat Yüksel, § 26).

89. Ferat Yüksel kararında özetle anılan başvuru

yolunun kişileri mali külfet altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlaması

nedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarına

makul bir başarı şansı sunma kapasitesinden mahrum olmadığı vetazminat

ödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafi

olanakları sunması nedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlama

imkânına sahip olduğu hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat Yüksel, §§ 27-34). Bu gerekçeler

doğrultusunda Anayasa Mahkemesi ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlal

iddialarıyla ilgilibaşarı şansı sunma ve yeterli

giderim sağlama kapasitesi olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru yolu

tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı

sonucuna vararak başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul

edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel,

§§ 35, 36).

90. Mevcut başvurularda söz konusu karardan ayrılmayı gerektiren

bir durum bulunmamaktadır.

91. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının da başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Tutuklamanın hukuki olmamasından dolayı kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Tutukluluğun makul süreyi aşmasından dolayı kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Sulh ceza hâkimliklerinin doğal hâkim, bağımsız ve tarafsız

hâkim ilkelerine aykırı olmasından dolayı kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanmasından dolayı kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA

29/5/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Üyeler

:

Burhan ÜSTÜN

Hicabi DURSUN

Kadir ÖZKAYA

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör

:

Murat

BAŞPINAR

Başvurucu

:

İlhan

İŞBİLEN

Vekilleri

:

1. Av.

Atilla KART

2. Av. Merve

UÇANOK

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2016/3704, 29 Mayıs 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Tutuklamaya İlişkin
  7. B. İlgili Süreç
  8. IV. İlgili Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal
  11. B. No: 2016/49158, 26/7/2017, §
  12. B. No: 2014/474, 3/2/2016, § 61; Devran
  13. B. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine
  14. B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA
  15. Gökcan
  16. Hakyemez
  17. Başpınar
  18. İşbilen
  19. Uçanok
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2016/3704
Tarih
29 Mayıs 2019

İlgili Kararlar

  • İrfan Yaşar Başvurusu (B. No: 2016/9185)
  • E.s.g. Başvurusu (B. No: 2017/4528)
  • Mehmet Emin Öztekin Başvurusu (B. No: 2016/58283)
  • Metin Güneş Başvurusu (B. No: 2017/23083)
  • Y.t. Başvurusu (B. No: 2016/22418)
  • Doğukan Bilir Başvurusu (B. No: 2014/15736)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.