İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

İlknur Kızıltoprak Başvurusu (B. No: 2015/11579)

1. Başvuru, koruyucu aile statüsünün kaldırılmasına ilişkin

Başvuru No2015/11579Tarih18 Nisan 2019Okuma46 dk · 9.261 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm İlknur Kızıltoprak Başvurusu

Karar tarihi
18 Nisan 2019
Başvuru Numarası
2015/11579
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

9.261 kelime·46 dk okuma·23 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, koruyucu aile statüsünün kaldırılmasına ilişkin

kararın iptal edilmesi talebiyle açılan davanın sürüncemede bırakılmaması ve

çocuklara karşı önleyici nitelikte tedbir kararı verilmesi nedenleriyle aile

hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 3/7/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu ile eski eşi M.D., 2004-2016 yılları arasında evli

kalmışlardır. Başvurucunun eski eşi M.D., Balıkesir'de bilgisayar tamiri ve

bakımı üzerine esnaf olarak çalışmaktadır.

9. Çocuk sahibi olamayacaklarını belirten başvurucu ve eski eşi

M.D., 13/10/2008 tarihinde Başbakanlık Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme

Kurumu Genel Müdürlüğü Balıkesir İl Sosyal Hizmetler Müdürlüğü (Kurum) ile

koruyucu aile sözleşmesi imzalayarak daha önce Balıkesir Valiliği (Valilik)

tarafından koruma altına alınmış olan 2005 doğumlu küçük Ş.A.nın koruyucu ailesi olmuşlardır.

10. Başvurucu ve M.D. 25/9/2009 tarihinde Kurum ile yeni bir

koruyucu aile sözleşmesi imzalamışlar ve yüzde elli oranında engelli raporu

bulunan koruma altına alınmış 2004 doğumlu küçük A.K.nın koruyucu ailesi olmuşlardır.

11. 24/5/1983 tarihli ve 2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanunu'nun

23. maddesine dayanılarak çıkarılan 14/10/1993 tarihli ve 21728 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan mülga Koruyucu Aile Yönetmeliği

kapsamında hazırlanan söz konusu sözleşmelere göre başvurucu ve M.D. ile Kurum

karşılıklı olarak şu taahhütlerde bulunmuşlardır:

"i. Koruyucu aile, çocuğun yetenekleri ve

becerilerinin elverdiği noktaya kadar eğitimini, bakım ve meslek sahibi

olmasını, sağlığının korunmasını kendi öz çocukları gibi sağlamakla yükümlüdür.

ii. Koruyucu aile; yanına yerleştirilen

çocukları koruma, eğitme ve yetiştirme dışında, hiçbir suretle hizmetçi, dadı,

besleme olarak kullanamaz.

iii. Koruyucu aile, çocuğun varsa ailesi ve

akrabaları ile yetkililerin uygun gördüğü şekil ve zamanda görüştürmekle

yükümlüdür. Çocuğun halen sahip olduğu ve sonradan edineceği taşınır ve

taşınmaz malların vasisi tarafından idare edilmesini kabul eder.

iv. Koruyucu aile, bulunduğu ilde yapacağı

adres değişikliklerini 15 gün içinde ikametgah

bildirimi ile birlikte İl Müdürlüğüne bildirmekle yükümlüdür. Aile başka bir

ile taşınması durumunda yeni adresini en az bir ay önceden İl Müdürlüğüne

bildirir.

v. Koruyucu ailenin geçici bir süre çocukla

birlikte yurt dışına çıkması Komisyonun kararı ve Valiliğin onayına bağlıdır.

vi. Koruyucu ailenin yanına yerleştirilen

çocuğun hastalanması durumunda resmi sağlık kuruluşlarına sevki başvurulan İl

Müdürlüğünce yapılır. Gerekli bakım ve tedavi, ilaç masrafları aynı İl

Müdürlüğü tarafından sağlanır.

vii. Koruyucu ailenin, çocuğa bakmaktan

vazgeçtiği, taahhütlerini yerine getirmediği bir raporla tespit edildiği

takdirde çocuk aileden geri alınır.

viii. Korunmaya muhtaç çocuklara ücret

karşılığı bakıp koruyacak, eğitecek ve yetiştirecek koruyucu ailelere kendi

istekleri halinde baktıkları çocuğa uygun Yönetmelikte belirtilen bakım

bedelleri ödenir."

12. Başvurucunun eski eşi M.D. hakkında [EPOSTA] isimli

elektronik posta adresine kimliği belirsiz kişi ya da kişilerce 15/5/2012

tarihinde ihbar mahiyetinde bir elektronik posta gönderilmiştir. Söz konusu

elektronik postada, M.D. tarafından müstehcen yayın ve içeriklerin saklandığı

ve koruma altındaki çocukların istismar edildiği yönünde iddialarda

bulunulmuştur. Ayrıca Balıkesir Koruyucu Aile Derneğinde yöneticilik yapan

başvurucunun sahte birtakım işlemlerle devleti zarara uğrattığı iddia

edilmiştir.

13. Bu kapsamda Balıkesir Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık)

tarafından başvurucunun eski eşi M.D. hakkında müstehcenlik,

dolandırıcılık, sahtecilik ve çocuğun cinsel istismarı suçları

kapsamında ceza soruşturması süreci başlatılmıştır. Soruşturma kapsamında M.D.nin K. CD İletişim

unvanlı işyeri aranmış ve arama

sonucunda ele geçirilen bir adet bilgisayar kasası inceleme için Bursa İl

Emniyet Müdürlüğü Bilişim Suçlarıyla Mücadele Şube Müdürlüğü Adli Bilişim Büro

Amirliğine gönderilmiştir. İnceleme sonucunda işyerinde bulunan bir

bilgisayarda iki bin beş yüz adet yetişkinlere ait cinsel içerikli video

dosyası ile yirmi adet yetişkin insanlarla hayvanlar arasında geçen cinsel

içerikli görüntülerin bulunduğu belirlenmiştir.

14. Başsavcılık tarafından şiddet

kullanarak, hayvanlarla, ölmüş insan bedeni ile ilgili müstehcen yayın üretmek

ve satmak suçunu işlediği iddiasıyla başvurucunun eski eşi M.D.

hakkında 29/1/2013 tarihinde kamu davası açılmıştır. Balıkesir 3. Asliye Ceza

Mahkemesindeki (Asliye Ceza Mahkemesi) dava sürecinde M.D., görüntülerin ele

geçirildiği bilgisayarın tamir amacıyla Y.K. tarafından işyerine getirildiğini,

dolayısıyla bilgisayarın kendisine ait olmadığını, bilgisayarı Y.K.dan satın almayı planladığını ancak işyerinde bulunan

bilgisayarda kayıtlı söz konusu görüntülerden haberdar olmadığını belirtmiş ve

suçlamayı reddetmiştir.

15. Asliye Ceza Mahkemesinin 27/6/2013 tarihli kararıyla M.D.nin beraatine hükmedilmiştir.

Karar gerekçesinde, toplanan delillerden ve tanık ifadelerinden anlaşıldığı

üzere söz konusu görüntülerin Y.K. tarafından bilgisayara yüklendiği ve başvurucunun

görüntülerin bilgisayarda olduğunu bilebilecek durum olmadığı hususlarının

sabit olduğunun anlaşıldığı belirtilmiştir.

16. Söz konusu karar, dava sürecinde Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının

katılma talebi reddedildiğinden anılan Bakanlık tarafından karar temyiz

edilmiştir. Yargıtay 18. Ceza Dairesinin 6/12/2018 tarihli kararıyla Aile ve

Sosyal Politikalar Bakanlığının suçun mağduru ya da doğrudan doğruya zarar

göreni olmadığı gerekçesiyle temyiz talebi reddedilmiş ve karar kesinleşmiştir.

17. Ayrıca Başsavcılık tarafından çocuğun cinsel istismarı şuçu

kapsamında M.D. hakkında yürütülen soruşturmada 9/10/2013 tarihinde

kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. Kararda; M.D.nin

koruyucu olduğu çocuklara karşı herhangi bir istismarda bulunmadığı hususunun

çocukların ifadelerinden anlaşıldığı vurgulanmış, ayrıca kimliği belirsiz kişi

ya da kişilerce gönderilen elektronik posta dışında bir delil ve emarenin

bulunmadığı ifade edilmiştir. Söz konusu karar kesinleşmiştir.

A. Koruyucu Aile Statüsünün Kaldırılmasına

İlişkin İdari ve Yargısal Süreç

18. M.D. hakkındaki ceza soruşturmaları nedeniyle Valilik ve

Kurum bünyesinde oluşturulan Komisyon tarafından başvurucunun ve M.D.nin koruyucu aile statüsünün kaldırılmasına karar

verilmiştir. Kurum tarafından 15/2/2013 tarihinde hazırlanan üst yazıda;

koruyucu aile statüsünün kaldırılmasına ilişkin kararın 14/12/2012 tarihli ve

28497 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Koruyucu Aile

Yönetmeliği'nin 22. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendine istinaden

alındığı ve çocuklar S.A. ile A.K.nın

aynı gün içinde Kuruma teslim edilmesi gerektiği belirtilmiştir.

19. Koruyucu aile statüsünün kaldırılması kararı üzerine

çocuklar S.A. ile A.K. 16/2/2013 tarihinde kolluk güçleri eşliğinde Kuruma

teslim edilmişlerdir. Söz konusu sürecin basına yansıdığı ve çocukların üstün

yararlarının Balıkesir'den ayrılmalarını gerekli kıldığı belirtilerek çocuklar

Bursa Valiliği Sevgi Köyü Toplum Merkezi Müdürlüğü bünyesine alınmışlardır.

20. 18/2/2013 tarihlerinde sosyal hizmet uzmanı tarafından

çocuklarla bir görüşme gerçekleştirilmiştir. Aynı tarihte düzenlenen ve

başvurucunun çocuklar tarafından anne

olarak nitelendirildiğine ilişkin ifadelerin yer aldığı görüşme raporu

şöyledir:

"S.A. ile yapılan görüşmede; yaşanılan

süreçten dolayı üzüntülü bir ruh halinde olmakla birlikte psikososyal

gelişimlerinin son derece sağlıklı olduğu, bakımının yerinde olduğu, fiziksel

gelişiminin yaşıtları ile eş değer olduğu gözlenmiştir. Anne ve babası ile

mutlu olduğunu ve kalmak istediğini belirtmiştir.

A.K. ile yapılan görüşmede; yine yaşanılan

süreçten dolayı üzüntülü bir ruh halinde olmakla birlikte psikososyal

gelişimlerinin son derece sağlıklı olduğu, bakımının yerinde olduğu, fiziksel

gelişiminin yaşıtları ile eş değer olduğu gözlenmiştir. Anne ve babası ile

mutlu olduğunu ve kalmak istediğini belirtmiştir.

Her iki çocukta anne ve babalarının yanında

kaldığı süre içerisinde herhangi bir baskı, cebir ve şiddete maruz kalmadıkları

gözlemlenmiştir."

21. Yine 18/2/2013 tarihinde Çocuk Şube Müdürlüğünde görevli

polis memurları tarafından sosyal hizmet uzmanı eşliğinde çocukların ifadeleri

alınmıştır. Tanzim edilen tutanaklarda yer alan S.A. ve A.K.nın ifadeleri sırasıyla şöyledir:

"S.A.: ... ben daha önce ... Yurdunda

bakım ve gözetim altında kalmakta iken yaklaşık iki yıl önce beni korumak ve

gözetlemek üzere koruyucu aile statüsünde M.D. ve İ.D. isimli şahısların yanına

verildim ve halen adresini verdiğim ikamette birlikte kalmaktayız. Benden bir

yıl sonra 2004 doğumlu olan sekiz yaşındaki A.K.de koruyucu aile statüsündeki

bu ailenin yanına geldi ve yaklaşık iki yıldır birlikte kalmaktayız. Ben M.D.ye

baba, İ.D.ye anne, A.K.ya

ise abi diye hitap etmekteyim ve kendilerini ailem gibi görmekteyim. Bana çok

iyi davranıyorlar, bütün ihtiyaçlarımı karşılıyorlar, ben ve abim A.K. bugüne

kadar babam M. ve annem İ.D.den en ufak bir şekilde

şiddet, darp, cebir, baskı ve kötü muamele görmedim, zorla alıkonulmadım.

Sadece ben yanlış bir şey yaptığımda annem İ. beni uyarıyor. Benim ve abim A.nın okul, giyinme ve yeme gibi

bütün ihtiyaçlarını bu şahıslar karşılamaktadırlar ve kendi çocukları gibi

görmektedirler. Ben bu şahısların yanlarında iken hiç yabancılık çekmiyorum ve

öz annem ile babam gibi görüyorum. Ben ve abim A., bu şahısların yanından

gitmek istediğimizi veya yurda yerleşmek istediğimizi hiç bir

zaman söylemedik. Kendileri de bizi bu nedenlerden dolayı zorla alıkoymadılar.

Ben yine annem İ. ve babam M.D.nin yanlarında, koruma

ve gözetiminde kalmak istiyorum ve koruyucu aile statüsündeki görevlerini

sürdürmelerini istiyorum. Hiçbir yurda yerleştirilmek ve gitmek istemiyorum.

Babam olan M.D. ve annem olan İ.D. isimli şahıslardan veya başka birisinden

davacı ve şikayetçi değilim. ...

A.K.

... Ben koruyucu aile statüsündeki bu

ailenin yanında babam M.D., annem İ.D. ve kardeşim S.A. ile kalmaktayım. Bu

aile bana çok iyi davranıyorlar, bütün ihtiyaçlarımı karşılıyorlar, hiçbir

zaman cebir, baskı ve kötü muamele görmedim, zorla alıkonulmadım. Benim ve

kardeşim S.nin okul, giyinme ve yeme gibi bütün

ihtiyaçlarını bu şahıslar karşılamaktadırlar ve kendi çocukları gibi

görmektedirler. Ben yine annem İ. ve babam M.D.nin

yanlarında, koruma ve gözetiminde kalmak istiyorum ve koruyucu aile

statüsündeki görevlerini sürdürmelerini istiyorum. Hiçbir yurda yerleştirilmek

ve gitmek istemiyorum. Babam olan M.D. ve annem olan İ.D. isimli şahıslardan

veya başka birisinden davacı ve şikayetçi değilim. ..."

22. Başvurucu, koruyucu aile statüsünün kaldırılmasına yönelik

tesis edilen söz konusu işlemin yürütmesinin durdurulması ve iptal edilmesi

talebiyle Valilik aleyhine idari yargıda 15/4/2013 tarihinde iptal davası

açmıştır. Dava dilekçesinde başvurucu; yaklaşık beş yıldır koruyucu aile

statüsüne sahip olduklarını, bu süreçte çocuklarına karşı tüm sorumlulukları

yerine getirdiklerini, bu konuda düzenlenen raporlarda olumsuz bir durumun

bulunmadığını belirtmiştir. Başvurucu; koruyucu aile statüsünün ancak mahkeme

kararıyla kaldırılabileceği açık olmasına rağmen İdarenin tek taraflı

tasarrufuyla tesis edilen işlemin hukuka aykırı olduğunu ileri sürmüştür.

Davalı İdare ise dava dilekçesinde ileri sürülen iddiaların dayanaksız

olduğunu, çocukların yüksek yararı dikkate alınarak tesis edilen işlemin

mevzuata aykırı yönünün bulunmadığını belirtmiştir.

23. Balıkesir İdare Mahkemesinin (İdare Mahkemesi) 19/9/2013

tarihli kararıyla yürütmenin durdurulması talebinin reddine hükmedilmiştir.

Kararda, yürütmenin durdurulması kararı verilebilmesi için 6/1/1982 tarihli ve

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda öngörülen koşulların oluşmadığı

ifade edilmiştir.

24. Bu süreçte başvurucu çocuklarla görüşmek istemiş ise de

Bursa Valiliği Sevgi Köyü Toplum Merkezi Müdürlüğünün 10/5/2013 tarihli

yazısıyla Asliye Ceza Mahkemesindeki davanın sonuçlanmadığı belirtilerek

çocuklarla görüşme talebi reddedilmiştir.

25. İdare Mahkemesinin 10/1/2014 tarihli kararıyla dava konusu

işlemin iptaline karar verilmiştir. Karar gerekçesinde, başvurucunun eski eşi

olan M.D.nin üzerine atılı suçlamalardan beraat

ettiği hatırlatılmış ve masumiyet karinesine vurgu yapılmıştır. Kararda ayrıca

adı geçen çocuklarla 18/2/2013 tarihinde uzmanlar aracılığıyla yapılan görüşme

neticesinde hazırlanan psikolojik değerlendirme raporuna da yer verilmiştir.

Söz konusu raporda; çocukların rahat olduklarına, herhangi bir travmatik bulgularının olmadığına, diğer çocuklarla uyum

sorunu yaşamadıklarına ilişkin tespitler aktarılmıştır. Yine kararda, Bursa

Şevket Yılmaz Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk İzlem Merkezi tarafından

hazırlanan adli görüşme değerlendirme raporunda yer alan ifadeler üzerinde

durulmuştur. Kararda; çocukların, koruyucu aile olarak kendilerine bakan anne

ve babalarını sevdiklerine, anne ve babalarının da kendilerini sevdiklerine ilişkin

beyanlarının bulunduğu belirtilmiştir. Neticede, başvurucunun sosyal ilişkileri

açısından toplumun norm ve değerlerine aykırı düşen davranışlarından söz

edilemeyeceği ifade edilerek dava konusu işlemin hukuka aykırı olduğu sonucuna

ulaşılmıştır.

26. Davalı İdare tarafından sunulan temyiz dilekçesinde, kararın

uygulanmasının hem çocukların üstün yararları hem de kamusal yarar açısından

telafisi güç zararlara neden olacağı belirtilerek kararın bozulmasıyla birlikte

yürütmesinin de durdurulması talep edilmiştir. Dilekçede, çocukların şiddet

eğilimi olan bir aileye teslim edilmesinin endişe verici olduğu ve koruyucu

aile sözleşmesinin imzalanmasının baştan itibaren usulsüz olduğu ifade

edilmiştir. Bu bağlamda, çocukları usulünce inceleme yapmayarak aile yanına

yerleştiren meslek elemanının yargılandığı ve on ay hapis cezasıyla

cezalandırıldığı belirtilmiştir. Ayrıca M.D.nin

beraat etmesinin İdare Mahkemesince verilen iptal kararına tek başına esas

alınamayacağı, ceza hukuku kapsamında delillerin değerlendirilmesi ile

çocukların koruyucu aile yanına verilmesi konusunda yapılacak

değerlendirmelerin birbirinden çok farklı olduğu ileri sürülmüştür. Öte yandan,

S.A. ile A.K.nın evlatlık

olarak verilebilme koşullarını taşıdıkları belirtilerek bu kapsamdaki

çocukların koruyucu aile yanına verilmesinin onların üstün yararlarına aykırı

olacağı da vurgulanmıştır.

27. Danıştay Onuncu Dairesinin 23/5/2014 tarihli kararıyla yeni

bir karar verilinceye kadar İdare Mahkemesi kararının yürütmesinin

durdurulmasına hükmedilmiştir. Karar gerekçesinde, davalı İdare tarafından

temyiz dilekçesinde ileri sürülen hususların kararın yürütmesinin

durdurulmasını gerektirecek nitelikte olduğu ifade edilmiştir.

28. Temyiz incelemesi yapan Danıştay Onuncu Dairesinin

17/10/2014 tarihli kararıyla davanın görev yönünden reddi yönünde karar

verilmesi gerekirken işin esasına geçilmek suretiyle karar verilmesinde hukuki

isabet görülmediği belirtilerek söz konusu kararın bozulmasına hükmedilmiştir.

Karar gerekçesinde, 2828 sayılı Kanun ile Koruyucu Aile Yönetmeliği hükümleri gözönüne alındığında koruyucu aileye ilişkin hizmetlerin,

koruyucu ve destekleyici tedbirler arasında sayılan bakım tedbiri kapsamında

değerlendirildiği vurgulanmıştır. Kararda; küçükler hakkında koruyucu,

destekleyici ve sosyal nitelikteki tedbir kararlarının aile mahkemesi

tarafından verileceği belirtilmiş ve bu kapsamda koruyucu aile hizmetlerinden

kaynaklı olarak ortaya çıkan uyuşmazlıkların da aile mahkemesi tarafından

çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Ayrıca, Koruyucu Aile Yönetmeliği

ile her ne kadar idareye koruyucu aile sözleşmesinin imzalanması ve iptali

konusunda yetki verilmiş ise de söz konusu yetkilerin idari faaliyetle ilgili

olmadığı ve özel hukuk alanında hüküm ve sonuç doğurduğu ifade edilmiştir.

29. Bozma üzerine dava dosyasını yeniden ele alan İdare

Mahkemesinin 29/1/2015 tarihli kararıyla önceki kararda ısrar edilmesine ve

dava konusu işlemin iptaline hükmedilmiştir. Kararda, söz konusu işlemin

Valilik tarafından tesis edildiği belirtilmiş ve aynı gerekçelere yer

verilmiştir.

30. Temyiz talebi üzerine inceleme yapan Danıştay İdari Dava

Daireleri Kurulunun 5/11/2015 tarihli kararıyla davanın görev yönünden

reddedilmesi gerektiği belirtilerek İdare Mahkemesinin söz konusu kararının

bozulmasına hükmedilmiştir. Oy çokluğuyla verilen kararda; koruyucu aile

sözleşmelerinin hüküm ve sonuçlarını özel hukuk alanında doğurdukları,

sözleşmelerin salt idari nitelikte olmalarının bu sözleşmelerden doğacak

uyuşmazlıkların idari yargıda çözümlenmesi sonucuna yol açmayacağı ifade

edilmiş ve koruyucu aile hizmetlerinden kaynaklanan uyuşmazlıkların aile

mahkemeleri tarafından karara bağlanması gerektiği vurgulanmıştır.

31. İdari yargıda verilen görevsizlik kararı üzerine başvurucu

tarafından koruyucu aile statüsünün kaldırılması işleminin iptal edilmesi

talebiyle Balıkesir 1. Aile Mahkemesinde 10/9/2015 tarihinde koruyucu aileliğin

iadesi davası açılmıştır.

32. Anılan Mahkemenin 18/2/2016 tarihli kararıyla uyuşmazlığın

idari yargının görev alanına girdiğinden bahisle görevsizlik kararı verilmiş ve

karar kesinleştiğinde taraflardan birinin talebi üzerine dosyanın İdare

Mahkemesinin dosyası ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine

hükmedilmiştir. Karar gerekçesinde; 9/1/2003 tarihli ve 4787 sayılı Aile

Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun hükümleri

gereğince aile mahkemelerinin küçükleri bir aile yanına yerleştirmeye karar verebilecekleri

hususunun tartışmasız olduğu ancak somut olayda mahkemece başvurucuya verilmiş

bir koruyucu aile statüsünün bulunmadığı belirtilmiştir. Kararda; koruyucu aile

statüsünün İdare tarafından verildiği ve bu statünün kaldırılması işleminin de

aynı İdare tarafından gerçekleştirildiği, bu nedenle söz konusu işlemin tamamen

idari bir işlem mahiyetinde olduğu, İdarenin takdir hakkına giren ve buna

dayanılarak verilen kararın iptal edilmesine ilişkin davaların idari yargı

kolunda çözümlenmesi gerektiği ifade edilmiştir. Öte yandan kararda, adli

yargının görevli olduğuna karar verildiği takdirde çocuk mahkemelerinin görevli

olup olmadığı hususunun ise ileride ayrıca değerlendirileceği belirtilmiştir.

33. Söz konusu kararın temyiz edilmesi üzerine inceleme yapan

Yargıtay 20. Hukuk Dairesi 13/6/2016 tarihli kararıyla görevli Dairenin

belirlenmesi amacıyla dosyanın Hukuk İşbölümü İnceleme

Kuruluna gönderilmesine karar vermiştir.

34. Görevli Daire olarak belirlenen Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin

16/11/2017 tarihli kararıyla dosyanın mahalli mahkemesine iadesine

hükmedilmiştir. Kararda, başvurucunun yargılandığı Balıkesir 3. Asliye Ceza

Mahkemesindeki dava dosyasının ve varsa diğer ceza davası dosyalarının

araştırılması ve asıllarının ya da onaylı örneklerinin dosyaya eklenerek

gönderilmesi gerektiği belirtilmiştir.

35. Aile Mahkemesi tarafından ilgili dosyalar Yargıtaya gönderilmiş ancak Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin

25/4/2018 tarihli görevsizlik kararı nedeniyle dava dosyası Yargıtay 8. Hukuk

Dairesine gönderilmiştir.

36. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 18/12/2018 tarihli kararıyla

Balıkesir 1. Aile Mahkemesi tarafından verilen 18/2/2016 tarihli karar onanmıştır.

37. Öte yandan objektif koşulları taşımadığı anlaşılan

başvurucuya koruyucu aile statüsü verilmesinin en başından itibaren hukuka

aykırı olduğu gerekçesiyle Kurum tarafından verilen 17/3/2014 tarihli ayrı bir

kararla başvurucunun koruyucu aile statüsü iptal edilmiştir.Söz konusu karara karşı idari yargıda

açılan iptal davası, aile mahkemelerinin görevli olduğu gerekçesiyle 2/9/2015

tarihinde reddedilmiştir. Söz konusu görevsizlik kararı temyiz edilmediğinden

kesinleşmiştir.

B. Başvurucu Hakkında Yürütülen Diğer Ceza

Soruşturmalarına İlişkin Süreç

38. Anılan süreçte, çocukları zamanında kolluk güçlerine teslim

etmediği gerekçesiyle başvurucu hakkında çocuğun kaçırılması ve alıkonulması

suçu kapsamında ceza soruşturması başlatılmıştır. Soruşturma neticesinde ise

Başsavcılık tarafından 11/3/2013 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair

karar verilmiştir. Karar gerekçesinde, hukuk devleti ilkesi gereğince ancak

çocukları yasal ve geçerli bildirimlere rağmen teslim etmeyen şüpheliler

hakkında söz konusu suç yönünden ceza soruşturması ve kovuşturması

yapılabileceği ifade edilmiş ve başvurucunun üzerine atılı suçun yasal

unsurlarının oluşmadığı belirtilmiştir. Ayrıca kararda, çocukların koruyucu

anne ve babasıyla yaşamak istediklerine ilişkin beyanları hatırlatılmıştır.

39. Öte yandan başvurucu hakkında koruyucusu olduğu çocuklarla

ilgili sahte belgeler düzenleyerek devletten haksız yere ödeme aldığı

iddiasıyla resmi belgede sahtecilik ve dolandırıcılık

suçları kapsamında da bir ceza soruşturması yürütülmüştür. Başsavcılık

tarafından 13/4/2014 tarihinde verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın

gerekçesinde, başvurucunun sahte belge düzenlemediğinin anlaşıldığı ve herhangi

bir işlem yapılmasına gerek olmadığı belirtilmiştir.

C. Çocuklar Hakkında Verilen Tedbir Kararlarına

İlişkin Süreç

40. Bu süreçte koruma altındaki çocuklarla sosyal çalışmacı

tarafından yapılan görüşmeler sonucunda hazırlanan raporlarda, çocukların

başvurucuyu anne olarak

nitelendirmeye devam ettikleri belirtilmiştir. Küçük A.K. ile yapılan görüşme

sonrasında hazırlanan 13/5/2015 tarihli raporda; başvurucunun kim olduğu

sorulduğunda A.K. tarafından "Annem"

şeklinde cevap verildiği, başvurucu ile neler konuştuğu hususu sorulduğunda ise

A.K.nın "Seni buradan alacağız, derslerin nasıl?"

şeklinde cevaplar verdiği ifade edilmiştir. Ayrıca raporda, koruyucu aile

statüleri kaldırılmasına ve hukuki ya da biyolojik olarak bağları

bulunmamalarına rağmen çocukların başvurucu ve eski eşi M.D. tarafından gizli

ve ısrarlı şekilde ziyaret edildikleri vurgulanmıştır. Hatta küçük A.K.nın başvurucu ve M.D. ile

iletişim kurabilmek amacıyla izinsiz olarak okulu terk ettiğinin tespit

edildiği belirtilmiştir.

41. Başvurucunun çocuklarla görüştüğünü tespit eden Aile ve

Sosyal Politikalar Bakanlığının 29/5/2015 tarihli talebi üzerine 8/3/2012

tarihli ve 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine

Dair Kanun kapsamında çocukların başvurucu ve eski eşi M.D.ye karşı korunması

yönünde aile mahkemeleri tarafından tedbir kararları verilmiştir.

42. Bu kapsamda Bursa 5. Aile Mahkemesinin 29/5/2015 tarihli

önleyici nitelikteki verilen tedbir kararında, başvurucunun ve M.D.nin küçük S.A.yı rahatsız

ettiği gerekçesine dayanılmış ve 6284 sayılı Kanun'un 5. maddesi gereğince

başvurucu tarafından mağdur çocuğa karşı şiddet tehdidi, hakaret, aşağılama

veya küçük düşürmeyi içeren söz ve davranışlarda bulunulmamasına, mağdurun konutuna,

okula ve işyerine yaklaşılmamasına, iletişim araçlarıyla veya sair surette

çocuğun rahatsız edilmemesine üç ay süreyle karar verilmiştir. Bursa 5. Aile

Mahkemesinin 29/5/2015 tarihli başka bir kararıyla aynı tedbirlerin diğer küçük

A.K. yönünden de uygulanmasına ve tedbir kararlarına aykırı davranılması

durumunda başvurucunun üç günden on güne kadar zorlama hapsine tabi

tutulmasına, tekerrür hâlinde ise bu sürenin on beş günden otuz güne kadar

uzatılmasına karar verilmiştir.

43. Söz konusu kararlara karşı sunduğu 15/6/2015 tarihli itiraz

dilekçelerinde başvurucu; idari yargıda verilen iptal kararına dayanarak

çocuklarla görüşmek amacıyla okullarına gittiğini ancak çocuklarına herhangi

bir rahatsızlık vermediğini, çocuklarının kendisine sevgi beslediğini ve

Balıkesir'deki evlerine dönmek istediklerini her defasında dile getirdiklerini,

bu gerçeklere rağmen verilen tedbir kararlarının hukuka aykırı olduğunu

belirtmiştir. Başvurucu ayrıca, engelli olan küçük A.K.nın Bursa'daki çocuk yurdundan kaçarak yaya şekilde

Balıkesir'e gelmeye çalıştığını, bu girişimi sırasında yolun karşısına geçmeye

çalışırken kendisine bir aracın çarptığını ve ağır yaralanan çocuğun vücut

fonksiyon kaybı oranının yüzde altmışa yükseldiğini ifade etmiştir. Çocukların

kendisine yazdığı mektupları ve basında çıkan haberleri itiraz dilekçelerine

ekleyen başvurucu, çocuklarını iki yıldan beri göremediğini, kendisi ve eşiyle

yaşamak isteyen ve sevgilerini dile getiren çocukların üstün yararlarının

gözetilmediğini belirterek uzaklaştırma kararının kaldırılmasını talep

etmiştir.

44. Bursa 6. Aile Mahkemesinin 22/6/2015 tarihli kararlarıyla

yapılan itirazların reddine hükmedilmiştir. Karar gerekçesinde, Kurum

tarafından verilen 17/3/2014 tarihli koruyucu aile statüsünün iptal edilmesine

ilişkin karara atıf yapılmış ve başvurucunun eski eşi M.D. hakkında yürütülen

ceza kovuşturmasının derdest olduğu vurgulanmıştır.

45. Nihai karar 1/7/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ

edilmiştir.

46. Başvurucu 3/7/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. Koruyucu Aile Statüsü Hakkında

47.2828 sayılı Kanun'un

"Koruyucu aile" kenar başlıklı 23. maddesi şöyledir:

"Mahkemece korunma kararı

alınan korunmaya ihtiyacı olan çocuğun bakımı ve yetiştirilmesi bu Kanuna göre

kurulmuş kuruluşlarda olduğu kadar Kurumun denetim ve gözetiminde bir

"Koruyucu Aile" tarafından da yerine getirilebilir. Koruyucu aileye,

korunmaya ihtiyacı olan çocuğun bakımı ve yetiştirilmesine karşılık olarak

ikinci fıkra kapsamında ödeme yapılabileceği gibi koruyucu aile bu işi gönüllü

olarak da üstlenebilir.

Koruyucu aile hizmeti kapsamında aile yanına

yerleştirilen çocukların bakım, eğitim, kurs, okul, yemek ve taşıma servisi,

harçlık ve benzeri ihtiyaçları esas alınarak koruyucu ailelere, bu giderlerin

tamamına karşılık toplu bir ödeme yapılmasına veya her bir gider türü için ayrı

ayrı yapılacak ödemelerin kapsamına, ödeme tutarlarına, yapılacak ödemelerin

usul ve esası ile koruyucu ailelerin seçimine, çocukla ilgili sorumluluklarına

ve hizmetin işleyişine ilişkin usul ve esaslar, Maliye Bakanlığının uygun

görüşü üzerine Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından çıkarılan

yönetmelikle belirlenir ve bu kapsamda verilecek ödemelerden hiçbir kesinti

yapılmaz. "

48. Koruyucu Aile Yönetmeliği'nin "Koruyucu ailenin görev ve yükümlülükleri" kenar

başlıklı 15. maddesi şöyledir:

"(1) Koruyucu ailelerin görev ve

yükümlülükleri şunlardır;

a) Yanına yerleştirilen çocuğun her yönden

sağlıklı gelişimi için gerekli koşulları sağlamak ve uygulamak, Sağlık

Bakanlığının belirlediği aralıklarda çocuk izlem protokollerine göre izlemini

yaptırmak, varsa tedavi planı ile ilgili yükümlülükleri yerine getirmek, uygulanmasında

koruyucu aile birimiyle işbirliği içerisinde olmak.

b) Çocuğun yetenekleri ve becerilerinin el

verdiği ölçüde eğitim ve öğretimi veya meslek sahibi edindirilmesi için gerekli

çabayı göstermek, çocuğu koruma, eğitme ve yetiştirme dışında hiçbir surette

çalıştırmamak.

c) Görüştürülmesinde koruyucu aile birimince

bir sakınca bulunmaması durumunda çocuğun; anne, babası ve diğer yakınları ile

koruyucu aile birimince uygun görülen şekil ve zamanda görüşmesini sağlamak.

ç) Çocuğun kan bağı bulunan ya da eski çevresinden kişilerle il veya

ilçe müdürlüğünün bilgisi dışında iletişim kurmamak.

d) Çocuğun karşılanabilir nitelikteki ihtiyaç,

istek ve beklentileri ile çocuğu ilgilendiren kararlarda düşüncesini almak.

e) Çocuğun devam edeceği okul, katılacağı

kurs, sünnet gibi hayatını etkileyen, değiştiren konularda sorumlu sosyal

çalışma görevlisi ile birlikte karar almak.

f) Hizmet sürecinde çocukla ilgili oluşan her

türlü rutin dışı değişiklikleri ve bunlara ilişkin duyumlarını zaman

geçirmeksizin sorumlu sosyal çalışma görevlisine bildirmek.

g) Koruyucu aile hizmet sürecine ve

yerleştirilen çocuklara ilişkin olarak mesleki çalışmaları yürüten sosyal

çalışma görevlilerine gerekli çalışma şartlarını hazırlamak, periyodik

izlemeleri ve mesleki yönlendirmeleri kabul etmek, koruyucu ve destekleyici

tedbir kararlarının uygulanması için uygulama planı doğrultusunda işbirliği yapmak.

ğ) İl veya ilçe müdürlükleri tarafından koruyucu aile konusunda

yapılacak eğitim ve çalışmalara katılmak.

h) Çocuğun, il veya ilçe müdürlüğünün uygun

görüşü alınmaksızın başka bir kişi veya ailenin yanına bırakarak oturma yerini

değiştirmemek.

ı) Telefon değişikliği bilgisini hemen, adres

bilgilerindeki değişikliklerini acil durumlar dışında değişiklik gerçekleşmeden

bulunduğu il veya ilçede en az yirmi gün önce, başka bir il veya ilçeye taşınma

durumunda en az bir ay önce il veya ilçe müdürlüğüne bildirmek ve taşınma

sonrasında da sürekli yerleşim yerini yirmi gün içinde bildirmek.

i) Çocuğun koşullarının değişmesi sonucu il

veya ilçe müdürlüğü tarafından hizmet modelinde bir değişikliğe gidilmesinin

planlanması halinde, çocuğun yararının gerektirdiği işlemlerin yapılabilmesi

için her türlü destekte bulunmak ve çocuğun ayrılık sürecine hazırlanmasında il

veya ilçe müdürlüğü ile iş birliği yapmak.

j) Çocuk yerleştirme önerisini geçerli bir

mazereti olmaması halinde kabul etmek.

(2) Geçici koruyucu ailenin birinci fıkrada belirtilenler

dışındaki diğer görev ve yükümlülükleri şunlardır;

a) Acil koruma gerektiren ve kuruluş bakımına

yerleştirilmemiş olup, il veya ilçe müdürlüğü tarafından yerleştirilmek istenen

çocukları, mazeretsiz olarak üç defadan fazla olmamak şartıyla günün her

saatinde kabul etmek.

b) İl veya ilçe dışına çıkılması gereken

durumlarda önceden il veya ilçe müdürlüğüne bilgi vermek.

c) Ev koşullarını hizmete uygun olarak

düzenlemek.

ç) Geçici statüden vazgeçmek istemeleri halinde bu durumu en az bir ay

önceden il veya ilçe müdürlüğüne bildirmek.

d) Geçici statüden vazgeçmek için dilekçe ile

durumunu bildiren koruyucu aile, il veya ilçe müdürlüğünün uygun bulması

halinde yanındaki çocukların kendilerine uygun hizmet modellerine geçişleri

sağlanana kadar hizmeti sürdürmek.

(3) Uzmanlaşmış koruyucu ailenin, birinci

fıkra ile ikinci fıkranın (a) bendi hariç diğer bentlerinde belirtilenler

yanında, suça sürüklenmiş veya suç mağduru olan çocukla ilgili diğer görev ve

yükümlülükleri şunlardır;

a) Koruyucu ve destekleyici tedbir

kararlarının uygulanması için ilgili birimlerle işbirliği

yapmayı kabul etmek.

b) Varsa verilen denetim tedbiri hakkında

ilgili birimlerle işbirliği yapmak.

c) Hazırlanan uygulama planı, varsa tedavi

planı, eğitim tedbiri ile ilgili olarak eğitim planındaki yükümlülükleri yerine

getirmek, uygulanmasında koruyucu aile birimiyle işbirliği

içerisinde çalışmak."

49. Koruyucu Aile Yönetmeliği'nin "İzleme esasları" kenar başlıklı 16. maddesi

şöyledir:

"(1) Koruyucu aile ve yanına

yerleştirilen çocuk, aşağıda belirtilen esaslar doğrultusunda düzenli olarak

izlenir.

a) İzlemelerde tespit edilen durumlar Genel

Müdürlükçe belirlenen formlara işlenir. İzleme sürecindeki formlar ve raporlar

sosyal çalışma görevlileri tarafından düzenlenir, ortaya çıkan sorunların

çözümüne yönelik gerekli mesleki çalışmalar planlanır.

b) Esas olarak sosyal çalışma görevlileri aynı

anda en fazla yirmi vaka ile görevlendirilebilir. Koruyucu aile hizmeti

kapsamında görevlendirilen sosyal çalışma görevlilerinin başka bir hizmet

alanında görevlendirilmesi tercih edilmez.

c) Koruyucu aile birimine; koruyucu aile

hizmetinin etkin ve verimli olarak çocuğun yararına sürdürülebilmesi için

hizmetin takibine yönelik süreçlerde ihtiyaç duyulan araç, gereç ve diğer

konularda gerekli imkânlar öncelikle sağlanır.

ç) İl veya ilçe müdürlüklerinde gerçekleştirilen izleme görüşmelerinde

çocukların koruyucu veya öz ailelerini beklerken zaman geçirebilecekleri ya da

kendileriyle de aynı anda görüşme yapılabilecek, kırtasiye, oyuncak gibi

malzemelerin bulunduğu görüşme odaları oluşturulur.

(2)

Koruyucu aile ve çocuğun izlenmesi sürecinde;

a) Koruyucu aile ve yanına yerleştirilen

çocuk, görevli sosyal çalışma görevlisi tarafından ilk yıl en az her ay bir

defa olmak üzere düzenli olarak izlenir, daha uygun hizmet modeline karar

verilmesi amacıyla genel bir durum değerlendirmesi yapılır. Çocuğun koruyucu

aile yanında kalmasının uygun görülmesi durumunda ikinci yıldan itibaren

izlemeler yılda en az dört defadan az olmamak üzere düzenli olarak yapılır.

b) Koruyucu aile hizmet sürecinin özelliğine

göre, yerleştirmeyi takip eden ilk haftalar ile geçici ve uzmanlaşmış koruyucu

aile yanında bulunan çocuklar için izlemeler daha sık yapılır.

c) İzlemelere gerektiğinde diğer sosyal

çalışma görevlileri iştirak ederek kendi mesleki raporlarını düzenler ve

vakadan sorumlu sosyal çalışma görevlileri koordinesinde uygulama planı takip

edilir.

ç) Koruyucu aile yanındaki çocuğun öz ailesi yanına döndürülmesi için

koruyucu aile ve çocukla mesleki çalışmaların sürdürülmesi sağlanır.

d) Çocukla kurulan iletişim, çocuğun ev

ortamındaki kurallar bağlamında rolü ile yeri, çocuğa kazandırılan beceriler,

davranışları, kendisine tanınan haklar ve aylık bakım ödemesinin ne kadarının

çocuk için kullanıldığını belirlemeye yönelik gözlem ve görüşmeler yapılır,

hizmet süreci bütün boyutları ile birlikte değerlendirilir.

e) İzleme çalışmalarında, gizlilik ilkesine

uyularak koruyucu ailenin ve çocuğun sosyal çevresinde ve çocuk için risk

oluşturacak koşullar dikkate alınıp araştırma yapılır.

f) Çocuğun iletişim halinde olduğu diğer

kurumlardaki durumu da takip edilir.

g) Koruyucu aile yanındaki çocuğun bakım

tedbiri kararı gereği, uygulama planı ve oluşan değişiklikler hakkında

mahkemeye bilgi verilir.

(3)

Çocuğun öz ailesinin izlenmesi sürecinde;

a) Ailenin yaşam koşulları ve ev ortamı, aile

ilişkileri, aile üyelerinin sürekli bir işi ve gelirinin bulunup bulunmadığı,

başka bir hizmetten yararlanan çocuklarının olup olmadığı, çocuklarını ziyaret

etme ve izinli alma durumları, ziyaret ve izin sonrası çocukta gözlemlenen

davranışlar ve psikolojik durumu, koruyucu aile ile il veya ilçe müdürlüğünün

bilgisi dışında iletişim kurulmasıyla ilgili sorunlar, çocuğuna bakma

istekliliği ve bunun ne kadar gerçekçi olduğu gibi konularda gözlem ve görüşmeler

koruyucu aile hizmet modeline göre belirlenen aralıklarda yapılır, kapsamı

Genel Müdürlükçe belirlenen ilgili forma işlenir.

b) Öz aileye, koruyucu aile hizmeti hakkında

olumlu bakış ve uygun yaklaşım kazandırmak üzere gerekli mesleki çalışmalar kuruluşla

koordinasyon sağlanarak yapılır.

c) Öz aile ile çocuğun birlikte yaşamalarını

sağlayacak kısa ve uzun dönemde mesleki çalışmalar planlanır, şartların uygun

bulunması durumunda çocuğun ailesi yanına dönüşü değerlendirilir.

(4)

Çocuğun öz ailesi ve geçmiş yaşantısından diğer kişilerle görüşmelerinin

izlenmesi sürecinde;

a) Çocuğun kan bağı bulunan ya da önceki

çevresinden tanıdığı kişilerle görüşmeleri, vakadan sorumlu sosyal çalışma

görevlisi koordinasyonunda planlanır.

b) Planlanan görüşmeler dışında il veya ilçe

müdürlüğünün bilgisi olmaksızın görüşme yapılmaması konusunda çocuk, koruyucu

aile ve öz aile ile mesleki çalışma yapılır.

c) Görüşmelerde çocuğun olumsuz etkilenmemesi

için vakadan sorumlu sosyal çalışma görevlisinin, ihtiyaç halinde başka bir

sosyal çalışma görevlisinin de hazır bulunması sağlanır.

ç) Çocuğun kuruluşta bulunan kardeşleri ile görüştürülmesine ilişkin

kayıt ve gözlem formları aynı gün doldurularak çocuğun koruyucu aile dosyasına

konulmak üzere il veya ilçe müdürlüğüne iki gün içinde gönderilir."

50. Koruyucu Aile Yönetmeliği'nin "Koruyucu aile statüsünün iptali" kenar başlıklı

22. maddesi şöyledir:

"(1) Aşağıdaki durumların tespiti halinde

koruyucu aile statüsü iptal edilir.

a) Çocuğu ihmal ve istismar ettiğinin, kötü

muameleye maruz bıraktığının belirlenmesi.

b) Sosyal ilişkileri açısından toplumun norm

ve değerlerine aykırı düşen davranışlarının gözlenmesi.

c) Fizik ve ruh sağlığının, çocuğun bakımını

etkileyecek derecede bozulmuş olduğunun Devlet ya da üniversite hastanelerince

doktor raporu ile belirlenmesi.

ç) 8 inci maddenin dokuzuncu fıkrasının (d) bendine göre sahip olduğu

şartı yitirmesi.

d) Mesleki danışmanlık hizmeti ve

yönlendirmelere uygun davranmaması.

e) Geçici koruyucu ailenin çocuk yerleştirme

önerilerini mazeretsiz olarak üç kereden fazla kabul etmemesi.

(2)

Birinci fıkrada belirtilen durumların tespiti halinde; sorumlu sosyal çalışma

görevlisinin hazırlayacağı rapor, geciktirilmeksizin Komisyona iletilir.

Koruyucu aile statüsünün iptaline ilişkin talep hakkında komisyon tarafından en

fazla onbeşgün içinde karar verilir.

(3)

Komisyonca koruyucu aile statüsü iptal edilen koruyucu aile yanına bir daha

çocuk yerleştirilemez.

(4)

Koruyucu aile statüsünün iptaline ilişkin karar, Genel Müdürlük ile il ve ilçe

müdürlüklerine en kısa sürede bildirilir. "

51. 3/7/2005 tarihli ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu'nun "Koruyucu ve destekleyici tedbirler"

kenar başlıklı 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısımları şöyledir:

"Koruyucu ve destekleyici tedbirler,

çocuğun öncelikle kendi aile ortamında korunmasını sağlamaya yönelik

danışmanlık, eğitim, bakım, sağlık ve barınma konularında alınacak

tedbirlerdir. Bunlardan;

... c) Bakım tedbiri, çocuğun bakımından

sorumlu olan kimsenin herhangi bir nedenle görevini yerine getirememesi

hâlinde, çocuğun resmî veya özel bakım yurdu ya da koruyucu aile hizmetlerinden

yararlandırılması veya bu kurumlara yerleştirilmesine,

e) Barınma tedbiri, barınma yeri olmayan

çocuklu kimselere veya hayatı tehlikede olan hamile kadınlara uygun barınma

yeri sağlamaya,Yönelik

tedbirdir."

52. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun "Çocukların yerleştirilmesi"

kenar başlıklı 347. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

"Çocuğun bedensel ve zihinsel gelişmesi

tehlikede bulunur veya çocuk manen terk edilmiş halde kalırsa hakim, çocuğu ana ve babadan alarak bir aile yanına veya bir

kuruma yerleştirebilir.

Çocuğun aile içinde kalması ailenin huzurunu

onlardan katlanmaları beklenemeyecek derecede bozuyorsa ve durumun gereklerine

göre başka çare de kalmamışsa, ana ve baba veya çocuğun istemi üzerine hakim aynı önlemleri alabilir.

Ana ve baba ile çocuğun ödeme gücü yoksa bu

önlemlerin gerektirdiği giderler Devletçe karşılanır. ..."

53. 3/6/2011 tarihli ve 633 sayılı mülga Aile ve Sosyal

Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde

Kararname'nin (633 sayılı KHK)

"Görevler" kenar başlıklı 2. maddesinin ilgili kısımları

şöyledir:

" (1) Aile ve Sosyal Politikalar

Bakanlığının görevleri şunlardır:

...

c) Çocukların her türlü ihmal ve istismardan

korunarak sağlıklı gelişimini temin etmek üzere; ulusal politika ve stratejilerin

belirlenmesini koordine etmek, çocuklara yönelik sosyal hizmet ve yardım

faaliyetlerini yürütmek, bu alanda ilgili kamu kurum ve kuruluşları ile gönüllü

kuruluşlar arasında işbirliği ve koordinasyonu

sağlamak."

54. 633 sayılı mülga KHK'nın "Çocuk

Hizmetleri Genel Müdürlüğü" kenar başlıklı 8. maddesinin ilgili

kısımları şöyledir:

"Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğünün

görevleri şunlardır: ...

ç) Çocukların her türlü ihmal ve istismardan korunması ve sağlıklı

gelişimi için gerekli önleyici ve telafi edici mekanizmaları oluşturmak ve

uygulamaya koymak.

d) Geçici ya da sürekli olarak aile ortamından

mahrum kalan veya yüksek yararı ailesinin yanında bulunmamayı gerektiren

çocuklara, özel bakım ve koruma hizmeti sunmak. ...

ı) Evlat edindirme ve koruyucu aile

hizmetlerini koordine etmek. ..."

2. Önleyici Nitelikteki Tedbir Kararı Hakkında

55. 6284 sayılı Kanun’un “Hâkim

tarafından verilecek önleyici tedbir kararları” kenar başlıklı 5.

maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

"(1) Şiddet uygulayanlarla ilgili olarak

aşağıdaki önleyici tedbirlerden birine, birkaçına veya uygun görülecek benzer

tedbirlere hâkim tarafından karar verilebilir:

a) Şiddet mağduruna yönelik olarak şiddet

tehdidi, hakaret, aşağılama veya küçük düşürmeyi içeren söz ve davranışlarda

bulunmaması.

...

c) Korunan kişilere, bu kişilerin bulundukları

konuta, okula ve işyerine yaklaşmaması.

...

d) Gerekli görülmesi hâlinde korunan kişinin,

şiddete uğramamış olsa bile yakınlarına, tanıklarına ve kişisel ilişki

kurulmasına ilişkin hâller saklı kalmak üzere çocuklarına yaklaşmaması.

...

f) Korunan kişiyi iletişim araçlarıyla veya

sair surette rahatsız etmemesi.

...

(2)

Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde birinci fıkranın (a), (b), (c) ve (d)

bentlerinde yer alan tedbirler, ilgili kolluk amirlerince de alınabilir. Kolluk

amiri evrakı en geç kararın alındığı tarihi takip eden ilk işgünü içinde

hâkimin onayına sunar. Hâkim tarafından yirmidört

saat içinde onaylanmayan tedbirler kendiliğinden kalkar.

(3) Bu

Kanunda belirtilen tedbirlerle birlikte hâkim, 3/7/2005 tarihli ve 5395 sayılı

Çocuk Koruma Kanununda yer alan koruyucu ve destekleyici tedbirler ile 4721

sayılı Kanun hükümlerine göre velayet, kayyım, nafaka ve kişisel ilişki

kurulması hususlarında karar vermeye yetkilidir.

..."

B. Uluslararası Hukuk

1. Uluslararası Mevzuat

56. Türkiye tarafından 14/9/1990 tarihinde imzalanan ve

27/1/1995 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan

20/11/1989 tarihli Birleşmiş Milletler (BM) Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin

3. maddesi şöyledir:

“(1)

Kamusal ya da özel sosyal yardım kuruluşları, mahkemeler, idari makamlar veya

yasama organları tarafından yapılan ve çocukları ilgilendiren bütün

faaliyetlerde, çocuğun yararı temel düşüncedir.

(2)

Taraf Devletler, çocuğun ana–babasının, vasilerinin ya da kendisinden hukuken

sorumlu olan diğer kişilerin hak ve ödevlerini de gözönünde

tutarak, esenliği için gerekli bakım ve korumayı sağlamayı üstlenirler ve bu

amaçla tüm uygun yasal ve idari önlemleri alırlar.

(3)

Taraf Devletler, çocukların bakımı veya korunmasından sorumlu kurumların,

hizmet ve faaliyetlerin özellikle güvenlik, sağlık, personel sayısı ve

uygunluğu ve yönetimin yeterliliği açısından, yetkili makamlarca konulan

ölçülere uymalarını taahhüt ederler.”

57. Çocuk Haklarına Dair Sözleşme'nin 20. maddesi şöyledir:

"1. Geçici ve sürekli olarak aile

çevresinden yoksun kalan veya kendi yararına olarak bu ortamda bırakılması

kabul edilmeyen her çocuk, Devletten özel koruma ve yardım görme hakkına sahip

olacaktır.

2. Taraf Devletler bu durumdaki bir çocuk için

kendi ulusal yasalarına göre, uygun olan bakımı sağlayacaklardır.

3. Bu tür bakım, başkaca benzerleri yanında,

bakıcı aile yanına verme, İslam Hukukunda Kefalet ( Kafalah ), evlat edinme ya da gerekiyorsa çocuk

bakımı amacı güden uygun kuruluşlara yerleştirmeyi de içerir. Çözümler

düşünülürken, çocuğun yetiştirilmesinde sürekliliğin korunmasına ve çocuğun

etnik, dinsel kültürel ve dil kimliğine gerek saygı gösterilecektir."

58. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) “Özel ve aile hayatına saygı hakkı” kenar

başlıklı 8. maddesi şöyledir:

“(1) Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve

yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.

(2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamu

makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir

toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin

korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının

hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz

konusu olabilir.”

2. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)

İçtihadı

59. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), aile hayatının var

olup olmadığını değerlendirirken öncelikle yakın kişisel bağların varlığını

incelemektedir. AİHM; çocuk ile koruyucu aile olan ebeveyn arasındaki bağların

aile hayatını oluşturup oluşturmadığı hususunu, özellikle çocuğun doğal

ebeveynleriyle yakın kişisel ilişkileri olup olmadığına ve çocuğun bakımını

üstlenen ailenin yanında ne süredir bulunduğuna bağlı olarak durumun şartlarına

göre belirlemektedir (X/İsviçre (k.k.), B. No: 8257/78, 10/7/1978).

60. AİHM, aciliyet gerektiren çocukla

kişisel ilişki kurulmasına ilişkin davalarda yargılamanın sürüncemede

bırakılmasının aile hayatına saygı hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüklerin

yerine getirilmediğini tespit etmek için tek başına yeterli olabileceğini ifade

etmektedir (M. ve M./Hırvatistan,

B. No: 10161/13, 3/9/2015, § 182; Eberhard ve

M./Slovenya, B. No: 8673/05, 9733/05, 1/12/2009, §§ 138-142).

61. Kopf ve Liberda/Avusturya

(B. No: 1598/06, 17/1/2012) davasında AİHM,

1995 yılında doğan bir çocuğun 1997-2001 yılları arasında koruyucu aileliğini

yapan ve evli bir çift olan başvurucuların yaptığı bir başvuruyu incelemiştir.

Söz konusu çocuğun biyolojik anne tarafından velayetinin alınmasından sonra

başvurucular çocuğa erişme ve ziyaret hakkından yoksun bırakılmışlardır.

Başvurucular, üç buçuk yıl süren yargılamanın ardından Avusturya mahkemeleri

tarafından koruyucu anne babaya ziyaret hakkı verilmesinin artık çocuğun üstün

yararına uygun olmadığı yönünde karar verilmesi nedeniyle aile hayatına saygı

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir. AİHM, Avusturya mahkemelerinin

çocuğun ve koruyucu ailenin çatışan menfaatleri arasında adil bir denge

kurduğunu ancak başvurucuların koruyucu ailesi oldukları çocuklarını ziyaret

etmelerine izin verilmesine yönelik talepleriyle ilgili olarak yeterince hızlı

bir şekilde inceleme gerçekleştirmediğini belirterek aile hayatına saygı

hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir (Kopf ve Liberda/Avusturya, §§ 46-49).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

62. Mahkemenin 18/4/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Koruyucu Aile Statüsünün Kaldırılması Süreci

Yönünden

1.Başvurucunun İddiaları

63. Başvurucu;

i. Koruyucu ailesi olduğu çocuklar S.A. ve A.K. ile uzun süre

boyunca birlikte yaşadıklarını, çocukların her türlü ihtiyaçlarını giderdiğini

ve çocuklarıyla anne-evlat ilişkisi çerçevesinde yakın bağ kurduğunu

belirtmiştir.

ii. Eski eşi M.D.nin sahte ihbar

mektuplarıyla haksız yere yargılandığını, koruyucu aile statüsünün kaldırılması

yönünde tesis edilen işlemin İdare Mahkemesi tarafından iptal edilmesine rağmen

kararın uygulanmadığını, aile ortamında yaşamak istediğini belirten çocukların beyanlarının

dikkate alınmadığını ve çocukların yurda yerleştirildiğini, bu durumun çocuğun

üstün yararının korunması ilkesine aykırı olduğunu ileri sürmüştür.

iii. Tüm bu süreçte; keyfî uygulamalarla temel hak ve

özgürlüklerinin zedelendiğini ve iptal kararının gereğinin hâlen yerine

getirilmediğini belirterek aile hayatına saygı hakkının ve adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

2. Değerlendirme

64. İddiaların değerlendirilmesine dayanak alınacak Anayasa’nın “Özel hayatın gizliliği” kenar başlıklı

20. maddesi şöyledir:

"Herkes, ... aile hayatına saygı

gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. ... aile hayatının gizliliğine

dokunulamaz."

65. Anayasa’nın “Ailenin

korunması ve çocuk hakları” kenar başlıklı 41. maddesi şöyledir:

“Aile,

Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır.

Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle

ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını

sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar.

Her çocuk, korunma ve bakımdan yararlanma,

yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan

ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahiptir.

Devlet, her türlü istismara ve şiddete karşı

çocukları koruyucu tedbirleri alır.”

66. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun bu başlık altında incelenecek

iddialarının temelinde, koruyucu aile statüsünün kaldırılması yönünde verilen

kararın hukuka uygun olup olmadığı konusunda başlatılan yargı sürecinin hâlen

devam etmesinin yer aldığı değerlendirilmektedir. Adil yargılanma hakkının

konusunu oluşturabilecek nitelikte olan davaların sürüncemede bırakıldığına

ilişkin şikâyetlerin -aile hayatı yönünden meydana getirdiği ya da getirmesi

muhtemel sonuçlar dikkate alınarak- aile hayatına saygı hakkı bağlamında ele

alınması gerektiği kanaatine varılmış ve başvuru Anayasa'nın 20. maddesinde

düzenlenen aile hayatına saygı hakkı kapsamında değerlendirilmiştir (Murat Demir [GK], B. No: 2015/7216,

27/3/2019, § 71).

a. Uygulanabilirlik Yönünden

67. Anayasa'daki aile kavramının,

4721 sayılı Kanun'daki karşılığı ile sınırlı olmayacak şekilde özerk

yorumlanması gerekir. Aile hayatına saygı hakkının söz konusu olabilmesi için

öncelikle aile kavramı kapsamında

değerlendirilebilecek kişisel ve yakın bağların varlığı gereklidir (Murat Demir, § 72).

68. Söz konusu bağ, kan bağıyla kurulabileceği gibi hukuki ya da

istisnai durumlarda fiilî yollarla da gerçekleşebilir. Bu bağlamda,

anne-babasıyla soybağı bulunan çocuklar ile evlat

edinilen çocukların ebeveynleriyle aile bağlarının bulunduğu tartışmasız

olmakla birlikte kan veya evlatlık bağı olmamasına rağmen çocukların bakım ve

gözetimini üstlenerek her türlü ihtiyacında yanında olan bulunan kişilerle

çocuklar arasında da somut olayın koşulları çerçevesinde aile bağlarının

oluştuğu kabul edilebilir. Çocuk ile koruyucu ailesi arasında bu tür bir bağın

bulunup bulunmadığı ise mevcut koşulların ışığında ayrı bir incelemeyi gerekli

kılmaktadır (Murat Demir, § 73).

69. Koruyucu Aile Yönetmeliği'ndeki hükümlere ile Aile, Çalışma

ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının resmî internet sitesinde yer alan bilgilere

göre koruyucu aile; belirlenen esas ve usuller ile yetkili kurumlarca

gerçekleştirilen denetimler çerçevesinde, çocuğun korunmasını gerektiren duruma

göre belirlenen sürede kendi aile ortamlarında çocukların eğitim, bakım ve

yetiştirilme sorumluluğunu ücretli ya da gönüllü olarak üstlenen ve

hissettikleri toplumsal sorumluluğu gösterebilen kişilerdir. Koruyucu aile olan

kişiler ile koruma altındaki çocuk arasındaki bağların, aile hayatı kapsamında

kabul edilip edilmemesi her somut olayın özelliklerine göre değişkenlik

gösterebilir. Başka bir anlatımla, koruyucu aile ile çocuk arasındaki ilişkide

ancak belirli koşulların varlığı hâlinde aile hayatı anlamında bir bağın

kurulduğu kabul edilebilir. Bu koşullar şu şekilde sıralanabilir:

i. Çocuğun öz anne ve/veya babasıyla bir bağın ya da devam eden

bir kişisel ilişkinin bulunmaması veya devam eden bir bağ ya da kişisel ilişki

varsa bunun yakın derecede olmaması gerekir.

ii. Çocuğun, koruyucu aile yanında aile hayatı anlamında bağ

kurmaya uygun kabul edilebilecek bir süre boyunca kalmış olması gerekir.

iii. Koruyucu ailenin çocuk tarafından ebeveyn olarak

benimsenmesi ve koruyucu ailenin de aynı şekilde çocuğu benimsemiş olması

gerekir.

iv. Koruyucu aile ilişkisinin sürdürülmesinin çocuğun üstün

yararına aykırı olmaması gerekir (Murat Demir,

§ 74).

70. Somut olayda küçük S.A.nın

üç yaşında diğer küçük A.K.nın ise beş yaşında

koruyucu ailelerinin yanına yerleştirildikleri ve S.A.nın

yaklaşık olarak beş yıl, A.K.nın ise dört yıl boyunca

koruyucu ailelerinin himayesinde yaşadıkları anlaşılmaktadır. Diğer bir deyişle

S.A.nın üç yaşından sekiz

yaşına, A.K.nın ise beş yaşından dokuz yaşına kadar

koruyucu ailesi olan başvurucunun ve M.D.nin sunduğu

aile ortamında hayatlarını devam ettirdikleri görülmektedir.

71. Koruma altına alınan ve öz anne/babayla herhangi bir bağları

ya da kişisel ilişkileri bulunmadığı görülen çocuklar, çocukluk çağlarının

önemli bir kısmını başvurucunun bir parçası olduğu koruyucu ailenin yanında

geçirmişlerdir. Söz konusu süreçte çocukların koruyucu ailelerini ebeveyn olarak

gördükleri ve başvurucuya "anne"

şeklinde hitap ederek ona bağlandıkları açıktır. Bu durum çocukların koruyucu

ailelerinden alındığı dönemde sosyal hizmet uzmanı tarafından gerçekleştirilen

görüşme sonunda hazırlanan rapor ile kolluk tarafından alınan ifadelerden

anlaşılmaktadır. Gerek S.A. gerekse A.K. başvurucuyu sevdiklerini, aile

ortamında tüm ihtiyaçlarının giderildiğini, hatta birbirlerini kardeş olarak

gördüklerini ve koruyucu ailelerinin gözetiminde yaşamak istediklerini beyan

etmişlerdir. Başvurucunun da bunun aksine bir yaklaşımının ve açıklamasının

olmadığı görülmektedir.

72. Dolayısıyla öz anne/babayla herhangi bir bağları ya da

ilişkileri bulunmayan çocukların, aile hayatı anlamında yakın bağ kurmaya uygun

bir süre boyunca koruyucu ailelerinin yanında kaldıkları, başvurucunun ebeveyn

olarak çocuklar tarafından, çocukların da başvurucu tarafından benimsendiği ve

koruyucu aile ilişkisinin sürdürülmesinin çocukların üstün yararlarına aykırı

olduğunu kabul eden bir yargısal kararın da henüz bulunmadığı hususları dikkate

alındığında somut başvuruda aile hayatı anlamında bir bağın kurulduğu sonucuna

ulaşılmıştır.

b. Kabul Edilebilirlik Yönünden

73. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan aile

hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

74. Aile hayatına saygı hakkı, Anayasa’nın 20. maddesinin

birinci fıkrasında güvence altına alınmıştır. Madde gerekçesi de dikkate

alındığında resmî makamların özel hayata ve aile hayatına müdahale edememesi

ile kişinin ferdî ve aile hayatını kendi anladığı gibi düzenleyip yaşayabilmesi

gereğine işaret edildiği görülmekte olup söz konusu düzenleme, Sözleşme’nin 8.

maddesi çerçevesinde korunan aile hayatına saygı hakkının Anayasa’daki

karşılığını oluşturmaktadır. Ayrıca Anayasa’nın 41. maddesinin -Anayasa’nın

bütünselliği ilkesi gereği- özellikle aile hayatına saygı hakkına ilişkin

pozitif yükümlülüklerin değerlendirilmesi bağlamında dikkate alınması gerektiği

açıktır (Murat Atılgan, B. No:

2013/9047, 7/5/2015, § 22; Marcus Frank Cerny

[GK], B. No: 2013/5126, 2/7/2015, § 36).

75. Çocuk Haklarına Dair Sözleşme'nin 3. maddesinde de

belirtildiği üzere yasama organı veya idari ve yargısal makamlar tarafından

çocukları ilgilendiren konularda alınacak kararlarda ya da yürütülecek

faaliyetlerde dikkate alınması gereken temel düşünce çocuğun üstün yararının

korunmasıdır.

76. Velayete ve çocukla kişisel ilişki kurulmasına ilişkin

davalarda kamusal makamlarca alınacak tedbirlerin ya da verilecek kararların

etkinliği ve yeterliliği, ilgili tedbirlerin ya da kararların mümkün olan en

kısa sürede verilmesiyle yakından ilgilidir (M.M.E.

ve T.E., B. No: 2013/2910, 5/11/2015, § 125). Aynı durum, koruma

altına alınan çocukların belirli bir ailenin koruması altında ve onların

sunduğu aile ortamlarında hayatlarını sürdürüp sürdürmeyeceklerinin uyuşmazlık

konusu olduğu hâllerde de geçerlidir. Özellikle uzun bir süre boyunca koruyucu

ailenin himayesi altında ve aile ortamında yaşamış çocukların koruyucu ailesini

benimsediği, onları ebeveyni olarak tanımladığı ve onlarla birlikte yaşama

konusunda bir irade gösterdiği durumlarda, çocukların koruyucu ailelerden

alınmasıyla sonuçlanabilecek şekilde tesis edilen işlemlerin ya da alınan

kararların hukukiliğinin hızlı bir şekilde yargısal makamlarca incelenmesi

gerekir.

77. Çocuğun daha önce yoksun olduğu ancak koruyucu aile

vasıtasıyla kavuştuğu, üstelik uzun bir süre geçirerek alıştığı aile ortamından

koparılması çocuğun üstün yararına aykırı olabileceği gibi somut olayın

gerekliliklerine göre çocuğun yararına uygun da olabilir. Bu konuda yargısal

makamların ivedilikle hareket etmeleri, diğer bir anlatımla uyuşmazlık hakkında

hızlı bir yargılama yaparak davayı sürüncemede bırakmamaları ve uzman yardımına

da başvurarak ilgi ve yeterli gerekçelerle bir karar vermeleri beklenir. Bu

beklentinin gerçekleştirilmesi, aile hayatına saygı hakkı bağlamında devletin

pozitif yükümlülüklerindendir. Bu konudaki yükümlülüğün yerine getirilmemesi

durumunda, benimsediği aileyle ilişkileri kopan çocuk açısından telafisi

imkânsız zararların doğması ve aile hayatına saygı hakkı bağlamında ciddi

sorunların gündeme gelmesi muhtemeldir (Murat

Demir, § 82).

78. Çocuğun geleceğini, maddi ve manevi bütünlüğünü yakından

ilgilendiren hukuki bir uyuşmazlığın çözümlenmesi amacıyla açılan bir davanın

sürüncemede bırakılması tek başına dahi devletin pozitif yükümlülüğünün ihlali

anlamına gelebilir. Uyuşmazlığın hızlı bir şekilde çözümlenmesini gerekli kılan

söz konusu yükümlülük, kararın sonucundan ziyade usulüne ilişkindir.

Dolayısıyla burada kastedilen sonuç yükümlülüğü değil usule ilişkin bir araç

yükümlülüğüdür. Bu noktada devletin atması gereken öncelikli adım, koruyucu

aile statüsünün kaldırılması yönünde gerçekleştirilen işlemlerin veya alınan

kararların hukuka uygun olup olmadığı konusunda ilgililerin lehine ya da

aleyhine de olsa hızlı şekilde bir karar vermekten ibarettir (Murat Demir, § 83).

79.Ayrıca devletin pozitif yükümlülükleri söz konusu olduğunda

saygı kavramının çok kesin bir tanımının bulunmadığını, karşılaşılan durumlar

ve izlenen uygulamalardaki farklılıklar dikkate alındığında bu kavramın

gereklerinin olaydan olaya önemli ölçüde değiştiğini belirtmek gerekir(Murat Demir, §

84).

80. Son olarak mevzuatın yorumlanmasıyla ilgili sorunları

çözmek, öncelikle derece mahkemelerinin yetki ve sorumluluk alanındadır.

Çocuğun üstün yararı, söz konusu dava grubu açısından en önemli unsur olup

olayın tüm tarafları ile doğrudan temas hâlinde bulunan derece mahkemelerinin

olayın koşullarını değerlendirmek açısından daha avantajlı konumda bulunduğu da

tartışmasızdır. Anayasa Mahkemesinin rolü ise bu kuralların yorumunun

Anayasa’ya uygun olup olmadığını belirlemekle sınırlıdır.Bu nedenle Anayasa Mahkemesi, derece

mahkemeleri tarafından izlenen usulü denetlemek ve özellikle mahkemelerin

Anayasa’nın 20. ve 41. maddelerindeki güvenceleri gözetip gözetmediğini

belirlemekle yetinmektedir (Marcus Frank Cerny, §

62). Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi, koruyucu aile statüsünün kaldırılmasının

hukuka uygun olup olmadığı hususunda derece mahkemelerinin yerini almamakta,

kamusal makamların süreç içerisindeki tutumlarını aile hayatına saygı hakkı

bağlamındaki usule ilişkin güvenceler açısından değerlendirmektedir(Murat Demir, § 85).

ii. İlkelerin Olaya Uygulanması

81. Somut olayda başvurucu ve o tarihte evli olduğu eşi M.D.,

2008 yılında üç yaşındaki S.A.yı,

2009 yılında beş yaşındaki A.K.yı koruyucu aile

statüsünde yanlarına almışlar ve 2013 yılına kadar birlikte yaşamışlardır.

Başvurucunun eski eşi M.D. hakkında çocuğun

cinsel istismarı ve şiddet

kullanarak, hayvanlarla, ölmüş insan bedeni ile ilgili müstehcen yayın üretmek

ve satmak suçlamaları kapsamında ceza soruşturması başlatılması

üzerine, Kurum tarafından başvurucunun aile statüsünün kaldırılmasına karar

verilmiştir. Bu karar doğrultusunda koruma altındaki çocuklar 16/2/2013

tarihinde Kuruma teslim edilmişler ve çocuk yurduna yerleştirilmişlerdir.

82. Başvurucu, M.D.nin söz konusu

suçlamalardan aklandığını belirterek koruyucu aile statüsünün kaldırılmasına

ilişkin Kurum kararının iptal edilmesi talebiyle idari yargıda 15/4/2013

tarihinde dava açmıştır. İdare Mahkemesinin 10/1/2014 tarihli kararıyla dava

konusu işlemin iptaline karar verilmiştir. Davalı İdarenin temyiz talebi

üzerine inceleme yapan Danıştay Onuncu Dairesinin 23/5/2014 tarihli kararıyla yeni

bir karar verilinceye kadar İdare Mahkemesi kararının yürütmesinin

durdurulmasına hükmedilmiştir. Aynı Dairenin 17/10/2014 tarihli kararıyla da

aile mahkemelerinin görevli olduğu, davanın görev yönünden reddedilmesi

gerektiği belirtilerek İdare Mahkemesinin söz konusu kararının bozulmasına

hükmedilmiştir. İdare Mahkemesi, 29/1/2015 tarihli kararıyla, önceki kararında

ısrar etmiş ve dava konusu işlemin iptaline karar vermiştir. Danıştay İdari

Dava Daireleri Kurulunca verilen 5/11/2015 tarihli kararla, davanın görev

yönünden reddedilmesi gerektiği belirtilerek İdare Mahkemesinin kararı

bozulmuştur.

83. Bunun üzerine başvurucu tarafından Balıkesir 1. Aile

Mahkemesinde 10/9/2015 tarihinde koruyucu aileliğin iadesi davası açılmış ise

de anılan Mahkemenin 18/2/2016 tarihli kararıyla uyuşmazlığın idari yargının

görev alanına girdiğinden bahisle görevsizlik kararı verilmiştir.

84. Temyiz üzerine inceleme yapan Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin

13/6/2016 tarihli kararıyla dava dosyası görevli Dairenin belirlenmesi amacıyla

Hukuk İşbölümü İnceleme Kuruluna gönderilmiştir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 16/11/2017 tarihli kararıyla dosyanın mahalli

mahkemesine iadesine hükmedilmiş ise de 25/4/2018 tarihli görevsizlik kararı

nedeniyle dava dosyası Yargıtay 8. Hukuk Dairesine gönderilmiştir. Anılan

Dairenin 18/12/2018 tarihli kararıyla da Balıkesir 1. Aile Mahkemesi tarafından

verilen 18/2/2016 tarihli görevsizlik kararı onanmış ve kesinleşmiştir.

85.Söz konusu nihai kararla birlikte, olumsuz görev

uyuşmazlığının çözümlenmesi amacıyla dava dosyasının taraflardan birinin talebi

üzerine Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine hükmedildiği anlaşılmaktadır.

Dolayısıyla koruyucu aile statüsünün iade edilmesi talebiyle 2013 yılında

açılan davanın esası hakkında adli ve idari yargı mercileri tarafından verilen

görevsizlik kararları nedeniyle henüz bir karar verilememiştir.

86. Koruyucu aile statüsünün devam edip etmeyeceği konusu,

çocuğun üstün yararının neyi gerekli kıldığı hususunda araştırma yaparak karar

vermekle görevli yargısal makamların takdirindedir. Söz konusu yargısal makamın

hangi merci olduğunu belirlemek ya da yargılama sonucunda derece mahkemelerince

hangi yönde karar verilmesi gerektiğini açıklamak Anayasa Mahkemesinin

görevlerinden değildir. Somut olayda Anayasa Mahkemesi, derece mahkemeleri

tarafından izlenen usulü denetleyecek ve aile hayatına saygı hakkı bağlamında

devletin pozitif yükümlülüklerini yerine getirip getirmediğini inceleyecektir.

87. 2004 ve 2005 doğumlu çocukların, uzun kabul edilebilecek bir

süre boyunca başvurucunun bir parçası olduğu ve 2013 yılına kadar da hukuken

geçerli bir statüye sahip olan koruyucu ailede yaşadıkları ve başvurucuyu anne

olarak benimsedikleri anlaşılmaktadır. Ayrıca başvurucunun da çocuklara karşı

benzer bir yaklaşımda olduğu söylenebilir. Bu durumda 18/2/2016 tarihli görüşme

raporu ile ifade tutanaklarından da anlaşıldığı üzere koruyucu ailesiyle

birlikte yaşama konusunda irade gösteren çocukların koruyucu ailelerinden

alınmasıyla sonuçlanan söz konusu Kurum kararının hukukiliğinin hızlı bir

şekilde yargısal makamlarca incelenmesi konusunda devletin pozitif

yükümlülüğünü yerine getirmesi beklenir.

88. Mevcut başvuru koşulları yönünden önemli olan husus, çocuğun

geleceğini, maddi ve manevi bütünlüğünü doğrudan ilgilendiren hukuki bir

uyuşmazlığın çözümlenmesi amacıyla açılan davanın sürüncemede bırakılmadan

hızlı bir şekilde sonuçlandırılmasıdır. Bu türden bir yargılamanın sürüncemede

bırakılması, telafisi imkânsız zararlara yol açabileceğinden tek başına

devletin pozitif yükümlülüğünün ihlali anlamına gelebilir. Başvuru dosyasına

sunulan bilgi ve belgeler ile UYAP aracılığıyla yapılan incelemelerden

görüldüğü üzere, koruyucu aile statüsünün kaldırılması yönünde Kurum tarafından

verilen kararın hukuki olup olmadığı konusunda çıkan uyuşmazlık hakkında

yaklaşık olarak altı yıl önce açılan davada mahkemelerce bir karar

verilmemiştir. Bu süreçte gerek idari yargı düzenindeki mahkemelerce gerekse

adli yargı düzenindeki mahkemelerce görevli yargı kolu nihai olarak

saptanamadığından başvurucunun iddialarıyla ilgili işin esasına dahi girilememiştir.Öte yandan Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin

18/12/2018 tarihli kararıyla olumsuz görev uyuşmazlığı çıkarıldığından

12/6/1979 tarihli ve 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi

Hakkında Kanun'un 14. maddesi gereğince bu aşamadan sonra söz konusu

uyuşmazlığın giderilmesi talebiyle taraflarca Uyuşmazlık Mahkemesine

başvurulması gerekmektedir.

89. Dolayısıyla altı yıl geçmesine rağmen görevli yargı kolunun

kesin olarak belirlenemediği, hatta bu sürede olumsuz görev uyuşmazlığının dahi

çıkarılamadığı somut olaya konu davanın sürüncemede kaldığı kabul edilmelidir.

Bu durumda, koruyucu aile statüsünün kaldırılmasına ilişkin Kurum kararının

hukuka uygun olmadığı iddiasıyla başlatılan yargılamanın sürüncemede

bırakılması ve başvurucunun çocuklarıyla yeniden bir araya gelme talebi

konusundaki hukuki belirsizliğin hızlı bir yargısal süreç yürütülerek

giderilmemesi nedenleriyle başvurucunun aile hayatına saygı hakkının usul

boyutunun ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.

90. Öte yandan çocuklarla görüşme ve kişisel ilişki kurma

hakkının tanınması konusunda, 4721 sayılı Kanun'un 325. maddesi kapsamında

çocuğun yararına uygun düştüğü ölçüde üçüncü kişiler lehine de bu hakkın

tanınması hukuken mümkün olmasına rağmen başvurucu tarafından bu yönde yargısal

makamlara herhangi bir talepte bulunulduğunu gösteren herhangi bir bilgi ya da

belgenin Anayasa Mahkemesine sunulmadığı dikkate alındığında bu yönüyle ayrıca

bir değerlendirme yapılmamıştır.

B. Çocuklar Hakkında

Verilen Önleyici Nitelikteki Tedbir Kararları Yönünden

1. Başvurucunun İddiaları

91. Başvurucu; çocuklarına şiddet uyguladığı gerekçesiyle hakkında

hukuka aykırı şekilde uzaklaştırma kararı verildiğini, söz konusu kararın keyfî

ve hukuka aykırı olduğunu, herhangi bir delil bulunmaksızın verilen karar

sürecinde ifadesinin alınmadığını ileri sürmüştür. Çocuklarıyla görüşmesinin

haksız yere yasaklandığını belirten başvurucu; aile hayatına saygı hakkının,

ayrımcılık yasağının, masumiyet karinesinin, adil yargılanma hakkının ve kişi

özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

2. Değerlendirme

92. Başvurucunun bu başlık altında değerlendirilen temel

iddiası, 6284 sayılı Kanun kapsamında hakkında verilen tedbir kararlarının

hukuka aykırı olduğuna ve söz konusu kararlar nedeniyle çocuklarıyla

görüşmesinin haksız yere yasaklandığına ilişkindir. Dolayısıyla bu iddianın da

aile hayatına saygı hakkı kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kanaatine

varılmıştır.

93. Kanun koyucu tarafından ailenin korunması ve kadına karşı

şiddetin önlenmesi için etkili ve süratli bir yöntem izlenmesi, şiddete maruz

kalan veya uğrama tehlikesi altında olan kişinin gecikmeksizin korunması

amacıyla 6284 sayılı Kanun hükümleri ihdas edilerek yürürlüğe konulmuştur. 6284

sayılı Kanun kapsamında, şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan

kişilerin, çocukların, aile bireylerinin korunması ve bu kişilere yönelik

şiddetin önlenmesi amacıyla alınacak tedbirlere ilişkin usul ve esaslar ile

yaptırımların düzenlendiği görülmektedir (Semra

Özel Üner, B. No: 2014/12009, 26/10/2016, § 39). Buna göre söz

konusu yasal düzenlemelerin devletin bireylerin fiziksel ve zihinsel

bütünlüklerini koruma yükümlülüğü çerçevesinde hayata geçirildiği söylenebilir.

94. 6284 sayılı Kanun'un amacı, şiddete uğrayan veya şiddete

uğrama tehlikesi bulunan kadınların, çocukların, aile bireylerinin ve tek

taraflı ısrarlı takip mağduru olan kişilerin korunması ve bu kişilere yönelik

şiddetin önlenmesi amacıyla alınacak tedbirlere ilişkin usul ve esasları

düzenlemektir. Buna göre söz konusu Kanun, şiddet mağdurlarını korumaya ve

şiddete uğramalarını önlemeye yönelik -görünürdeki gerçekliğe uygun şekilde- acil tedbirleri temin etmeye yöneliktir (Semra Özel Üner, § 41).

95. Somut olayda; koruma altındaki çocukları Kurum bünyesine

alan, onların bakımını ve ihtiyaçlarını üstlenen Aile ve Sosyal Politikalar

Bakanlığı, koruyucu aile statüsü bulunmamasına rağmen başvurucunun çocuklarla

görüştüğünü tespit etmiş ve bu durumun gelişimleri ve sağlıkları açısından

onların yararına olmadığını belirterek başvurucu hakkında tedbir kararları

verilmesini talep etmiştir. Talebin iletildiği gün Bursa 5. Aile Mahkemesince

verilen kararlarda, 6284 sayılı Kanun çerçevesinde hükmedilen tedbirlerin

önleyici mahiyette olduğu vurgulanmış ve tedbirin süresi üç ayla sınırlı

tutulmuştur. Kararlara karşı başvurucu tarafından yapılan itirazlar ise aynı

gerekçelerle Bursa 6. Aile Mahkemesince reddedilmiştir. Dolayısıyla, başvurucu

hakkında; çocuklar S.A. ve A.K.ye karşı şiddet tehdidi, hakaret, aşağılama veya

küçük düşürmeyi içeren söz ve davranışlarda bulunmamasına, çocukların konutuna

ya da okuluna yaklaşmamasına, iletişim araçlarıyla veya sair surette çocukları

rahatsız etmemesine ilişkin olarak verilen tedbir kararları uygulanmıştır.

96. Çocukların yararının korunmasını amaçlayan ve çocuklar ile

başvurucu arasındaki ilişkinin kapsamının belirlenmesi açısından nihai bir

karar niteliğinde olmayan tedbir talepleri hakkında Aile Mahkemesince 6284

sayılı Kanun'un amacına uygun şekilde çok kısa süre içinde karar verildiği

görülmektedir. Yine kararın derhâl uygulanması için taraflara, Cumhuriyet

Başsavcılığına ve Kuruma bildirimde bulunulmuştur. Bu durumda kamu makamlarının

6284 sayılı Kanun'un amacına aykırı şekilde hareket ettikleri ve çocukların

korunmasına yönelik pozitif yükümlülüklerinin yerine getirilmesi konusunda acil

tedbirlerin hayata geçirilmesini sağlamak adına olaya gereken özenle

yaklaşmadıkları söylenemez. Kararlarda yer verilen tespit ve gerekçeler

itibarıyla da aile hayatına saygı hakkı yönünden başvurucunun usule ilişkin

güvencelerden etkili biçimde yararlandırıldığı ve yargısal makamlar tarafından

verilen önleyici nitelikteki tedbir kararlarında takdir yetkisinin sınırının

aşılmadığı dikkate alındığında başvurunun bu kısmı yönünden açık ve görünür bir

ihlalin bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

97. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekmiştir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un 50. maddesi Yönünden

98. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının ilgili kısmı ile (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“(1)

Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da

edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2)

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili

mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

99. Anayasa Mahkemesinin Mehmet

Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında, ihlal sonucuna

varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi hususunda

genel ilkelere yer verilmiştir.

100. Mehmet Doğan

kararında özetle uygun giderim yolunun belirlenebilmesi açısından öncelikle

ihlalin kaynağının belirlenmesi gerektiği vurgulanmıştır. Buna göre ihlalin

mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün

79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca kural olarak ihlali

ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın

bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmedilir (Mehmet Doğan, §§ 57-58).

101. Mehmet Doğan

kararında Anayasa Mahkemesi, yeniden yargılama yapmakla görevli derece

mahkemelerinin yükümlülüklerine ve ihlalin sonuçlarını gidermek amacıyla derece

mahkemelerince yapılması gerekenlere ilişkin açıklamalarda bulunmuştur. Buna

göre Anayasa Mahkemesinin tespit edilen ihlalin giderilmesi amacıyla yeniden

yargılama yapılmasına hükmettiği hâllerde ilgili usul kanunlarında düzenlenen

yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak yargılamanın yenilenmesi

sebebinin varlığının kabulü ve önceki kararın kaldırılması hususunda derece

mahkemesinin herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Zira ihlal kararı

verilen hâllerde yargılamanın yenilenmesinin gerekliliği hususundaki takdir

derece mahkemelerine değil ihlalin varlığını tespit eden Anayasa Mahkemesine

bırakılmıştır. Derece mahkemesi Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirttiği

doğrultuda ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yapmakla

yükümlüdür (Mehmet Doğan, § 59).

102. Başvurucu, ihlalin tespitiyle birlikte 100.000 TL tazminata

karar verilmesini talep etmiştir.

103. Anayasa Mahkemesi, koruyucu aile statüsünün kaldırılmasına

ilişkin kararın iptal edilmesi/koruyucu aileliğin iadesi talebiyle başvurucunun

açtığı davanın sürüncemede bırakılması nedeniyle aile hayatına saygı hakkı

yönünden devletin pozitif yükümlülüklerini yerine getirmediği sonucuna

ulaşmıştır.

104. Yargılamanın sürüncemede bırakılması nedeniyle ulaşılan

ihlal kararları üzerine yargı mercilerince atılması gereken adım, hızlı ve adil

yargılanma hakkının gereklerine uygun şekilde yargılamanın tamamlanmasıdır. Bu

doğrultuda Anayasa Mahkemesi, kararın bir örneğinin yargılamanın

hızlandırılması amacıyla ilgili yargı mercine

gönderilmesine karar verebilir. Ancak somut olaydaki gibi halihazırda bir yargı

merci önünde derdest olmayan davalar yönünden pratikte bu mümkün

olamayacağından, ihlal kararının bir örneğinin yargılamanın hızlandırılması

amacıyla ilgili yargı mercine gönderilmesinin bir

anlamı bulunmamaktadır. Nitekim somut olayda, 2247 sayılı Kanun'un 14. maddesi

gereğince olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi talebiyle taraflarca

Uyuşmazlık Mahkemesine henüz bir başvuru yapılmadığından ortada derdest bir

dava bulunmamaktadır. Bununla birlikte görevli dairenin belirlenebilmesi için Yargıtayda geçen sürenin uzunluğu dikkate alındığında,

benzer olaylarda tedbir alınabilmesi için kararın Yargıtayın

ilgili dairelerine gönderilmesi gerekir.

105. Öte yandan somut olay bağlamında ihlalin tespit edilmesinin

başvurucunun uğradığı zararların giderilmesi bakımından yetersiz kalacağı

değerlendirilmektedir. Dolayısıyla ihlalin sonuçlarının ortadan

kaldırılabilmesi için aile hayatına saygı hakkının ihlali nedeniyle yalnızca

ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya

takdiren net 10.000 TL manevi tazminat ödenmesine

karar verilmesi gerekir.

106. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harçtan

oluşan yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Koruyucu aile statüsünün kaldırılması süreci yönünden aile

hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR

OLDUĞUNA,

2. Çocuklar hakkında verilen önleyici nitelikteki tedbir

kararları yönünden aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Koruyucu aile statüsünün kaldırılması süreci yönünden

Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkının

İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 10.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

D. 226,90 TL harçtan oluşan yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için YASAL FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin bilgi için Yargıtayın

ilgili Dairelerine iletilmek üzere Yargıtay Başkanlığına GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

18/4/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Burhan ÜSTÜN

Hicabi DURSUN

Kadir ÖZKAYA

Raportör Yrd.

:

Fatih ALKAN

Başvurucu

:

İlknur

KIZILTOPRAK

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2015/11579, 18 Nisan 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Koruyucu Aile Statüsünün Kaldırılmasına
  7. A.K.
  8. B. Başvurucu Hakkında Yürütülen Diğer Ceza
  9. C. Çocuklar Hakkında Verilen Tedbir Kararlarına
  10. IV. İlgili Hukuk
  11. A. Ulusal Hukuk
  12. B. Uluslararası Hukuk
  13. B. No: 10161/13, 3/9/2015, § 182; Eberhard ve
  14. V. İnceleme Ve Gerekçe
  15. A. Koruyucu Aile Statüsünün Kaldırılması Süreci
  16. B. Çocuklar Hakkında
  17. C. 6216 Sayılı Kanun'un 50. maddesi Yönünden
  18. B. Koruyucu aile statüsünün kaldırılması süreci yönünden
  19. D. 226,90 TL harçtan oluşan yargılama giderinin BAŞVURUCUYA
  20. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve
  21. F. Kararın bir örneğinin bilgi için Yargıtayın
  22. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  23. Gökcan
  24. Özgüldür
  25. Kızıltoprak
  26. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2015/11579
Tarih
18 Nisan 2019

İlgili Kararlar

  • Hüseyin Gündüz Başvurusu (B. No: 2016/73235)
  • Defne Su Poçulu Başvurusu (B. No: 2015/7477)
  • Atıf Duran Başvurusu (B. No: 2016/6056)
  • Atilla Yıldırım Başvurusu (B. No: 2015/19500)
  • Baran Perişan Başvurusu (B. No: 2016/1747)
  • Cem Tayfun Başvurusu (B. No: 2016/99)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.