İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

İrfan Öztekin Başvurusu (B. No: 2014/19140)

1. Başvuru, ilköğretim okulunun ek bina inşaatı sırasında konuta

Başvuru No2014/19140Tarih5 Aralık 2017Okuma28 dk · 5.641 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm İrfan Öztekin Başvurusu

Karar tarihi
5 Aralık 2017
Başvuru Numarası
2014/19140
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.641 kelime·28 dk okuma·18 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, ilköğretim okulunun ek bina inşaatı sırasında konuta

zarar verilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 27/11/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş sunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

A. Başvuruya Konu

Uyuşmazlığın Arka Planı

8. Batman ili Kozluk ilçesine bağlı Yukarı Güneşli Mahallesi'nde

bulunan 216 ada 9 parsel sayılı taşınmaz tapuda "kârgir

ev ve avlusu" vasfıyla başvurucu adına kayıtlıdır. Bu taşınmaz üzerinde

başvurucu tarafından yaptırılmış tütün ambarı, tandır, hayvan barınağı ve

konuttan oluşan bir yapı bulunmaktadır. Yapı ruhsatı ve yapı kullanma izin

belgesi alınmadan kullanılan bu yapı için 1/1/1983 tarihinde elektrik aboneliği

ihdas edilmiş olup Kozluk Belediyesi (Belediye) tarafından su aboneliği de

tesis edilmiştir. Ayrıca taşınmaz üzerinde on beş yaşlarında otuz beş adet

çeşitli meyve ağacı da bulunmaktadır.

9. Batman ili Kozluk ilçesi Yatılı Bölge İlköğretim Okulu ek

bina inşaatının temel kazısı sırasında 1/7/2005 tarihinde heyelan (toprak

kayması) meydana gelmiştir. Bu toprak kayması sonucu kara yolu, yolun üstünde

yer alan konutlar ve içme suyu şebekesi olumsuz etkilenmiş; başvurucunun

taşınmazı üzerindeki bina da ağır hasar görmüş ve bütünüyle kullanılamaz hâle

gelmiştir.

10. Heyelanın meydana geldiği mahalde yapılan inceleme sonucu

Bayındırlık ve İskân Müdürü, Devlet Su İşleri Şube Müdürü, Karayolları 9. Bölge

Müdürü, Kozluk Belediye Başkanı, Millî Eğitim Müdürü ve jeoloji mühendisleri

tarafından 4/7/2005 tarihli bir tutanak düzenlenmiştir. Bu tutanakta; okul

inşaatının temeli açıldıktan sonra zeminde hareketlilik meydana geldiği, bu

hareketlilik sonucu yol ve yolun üstündeki üç evde kayma ve çatlaklar oluştuğu

ifade edilmiştir.

11. Karayolları Bölge Müdürlüğünce Belediye Başkanlığına

gönderilen 18/7/2005 tarihli yazıda, Bayındırlık Batman İl Müdürlüğünce

yaptırılan yatılı bölge okulu temel kazısının kontrolsüz olarak yapılması

sonucu yolda göçmeler şeklinde heyelan olduğu ve yol üstünde bulunan evlerde

büyük oranda çatlaklar meydana geldiğinin tespit edildiği belirtilmiştir.

12. Başvurucu, zararının tespiti istemiyle Kozluk Sulh Hukuk

Mahkemesinden delil tespiti talebinde bulunmuştur. Mahkeme 1/8/2005 tarihinde

taşınmazın başında inşaat, jeoloji ve ziraat mühendislerinden oluşturulan bir

bilirkişi kurulu ile birlikte keşif yapmıştır. İnşaat ve jeoloji uzmanı teknik

bilirkişilerin hazırladığı raporda; başvurucunun taşınmazındaki yapıda heyelan

ve yamaç hareketleri nedeniyle çatlaklar oluştuğu ve yapının tamamen

kullanılamaz durumda olduğu, heyelan ve yamaç hareketliliğine ise yatılı bölge

okulu inşaatının sebep olduğu belirtilmiştir. Raporda, zarar gören binanın

değerinin 44.000 TL olduğu açıklanmıştır. Ziraat uzmanı teknik bilirkişinin

raporunda ise taşınmaz üzerindeki meyve ağaçlarının henüz zarar görmediği ancak

heyelanın devam ettiği, heyelan tehlikesi altındaki meyve ağaçlarının değerinin

ise 4.018 TL olduğu belirtilmiştir.

B. Ceza Davası Süreci

13. Olay ile ilgili olarak Kozluk Cumhuriyet Başsavcılığınca

ceza soruşturması başlatılmış ve yürütülen soruşturma neticesinde taksirle bina

çökmesine ve toprak kaymasına sebep olma suçundan Ç.K. ve S.İ.nin

cezalandırılmaları istemiyle iddianame düzenlenmiştir. İddianamenin kabulüyle

Kozluk Sulh Ceza Mahkemesinde görülen yargılama sırasında istinabe yoluyla

inşaat, jeoloji ve hukuk alanlarında uzman üç kişilik bilirkişi heyetinden

rapor alınmıştır. Bilirkişi Kurulunun 13/9/2007 tarihli raporunda; inşaatın

zemin durumunun zemin etüt raporunda belirtilmesine rağmen yüklenici tarafından

temel derin kazı hafriyatı yapılırken gerekli önlemlerin alınmadığı, bu

hasardan yüklenici firma, Belediye ve idarenin sorumlu olduğu belirtilmiştir.

14. Mahkeme 3/5/2011 tarihinde sanıkların beraatine

karar vermiştir. Kararın gerekçesinde; sanık Ç.K. yönünden suçun işlendiğinin

sabit olmaması, sanık S.İ. yönünden ise taksire dayanan bir kusurun bulunmadığı

belirtilmiştir.

15. Başvurucunun da aralarında olduğu katılan vekili tarafından

hüküm temyiz edilmiştir. Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 19/11/2012 tarihli

ilamıyla, eksik araştırmaya dayalı olarak verildiği gerekçesiyle hükmün

bozulmasına karar verilmiştir.

16. Bozma ilamına uyan Mahkeme, yeniden bilirkişi raporu almış

ve bu raporu hükme esas alarak sanıkların atılı suçu işledikleri sonucuna

varmış, 16/4/2013 tarihinde sanıklar hakkında verilen mahkûmiyet hükümlerinin

açıklanmalarının geri bırakılmasına karar vermiştir. Karar, itiraz edilmeksizin

kesinleşmiştir.

C. Tam Yargı Davası

Süreci

17. Başvurucu, 17/10/2005 tarihinde Bayındırlık ve İskân

Bakanlığı ile Milli Eğitim Bakanlığı aleyhine Diyarbakır 1. İdare Mahkemesinde

tam yargı davası açmıştır. Dava dilekçesinde, okul inşaatı sırasında taşınmaz

üzerindeki konut ve bahçeye zarar verildiği belirtilerek 49.018 TL tutarındaki

maddi zararın tazmin edilmesi talep edilmiştir. Başvurucu ayrıca evin

oturulamaz durumda olması nedeniyle 1.000 TL kira bedelinin tazmini talebinde

de bulunmuştur.

18. Mahkemenin husumette yanılgı olduğu yönündeki ara kararı

sonrası Batman Valiliği ve Belediye davaya dâhil edilerek yargılamaya devam

olunmuştur.

19. Mahkeme 29/6/2009 tarihli kararı ile davanın kısmen

kabulüyle delil tespiti dosyasında ziraî zarar (Taşınmaz üzerindeki ağaç ve

ziraî ürünler yönünden) olarak tespit edilen 4.018,32 TL tutarındaki tazminatın

idareye başvuru tarihi olan 16/9/2005 tarihinden itibaren işletilecek yasal

faiziyle birlikte davalı Batman Valiliğinden alınarak davacıya ödenmesine karar

vermiştir. Mahkeme, diğer tazminat istemleri ile Belediye aleyhine açılan

davanın ise reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, zarar gören konuta

ait yapı ruhsatı ve yapı kullanma izin belgesinin bulunmadığı tespitine yer

verilmiştir. Mahkemeye göre kanuna aykırı olan inşa edilen ve yıktırılması

gereken başvurucuya ait evde okul inşaatı çalışmaları sırasında meydana gelen

toprak kayması sonucu doğan zararın tazminine olanak bulunmamaktadır. Mahkeme,

olay nedeniyle başvurucunun zirai ürünlerindeki zararın ise okul yapım

faaliyetini yürüten Valilikçe karşılanması gerektiğini belirtmiş, bu kısım

yönünden davanın kabulü gerektiği sonucuna varmıştır. Kararın karşı oy

yazısında; zarara uğrayan yapının başvurucuya ait olduğu, elektrik ve su

aboneliklerinin bulunduğu ve senelerce başvurucu ile ailesi tarafından

kullanıldığı belirtilmiştir. Bu yazıda ayrıca yapının her zaman ruhsata

bağlanabilmesinin mümkün olduğuna dikkat çekilmiş, zararın bütünüyle

başvurucuya yükletilmesinin hakkaniyetli olmadığı ifade edilmiştir.

20. Başvurucu kararı temyiz etmiş, Danıştay Onuncu Dairesinin

4/4/2013 tarihli ilamıyla hükmün onanmasına karar verilmiştir. Karşıoy yazısında, başvurucunun maliki olduğu taşınmazda

yapı ruhsatı ile yapı kullanma izin belgesi bulunmamakla birlikte her türlü

belediye hizmetlerinden faydalandığı belirtilmiş; ayrıca davalı idarenin hizmet

kusuru ve başvurucunun iskân ruhsatı bulunmayan binada oturması nedeniyle

oluşan kusur durumunun birlikte değerlendirilmek suretiyle karar verilmesi

gerektiği görüşü açıklanmıştır.

21. Başvurucunun karar düzeltme istemi de aynı Dairenin

26/6/2014 tarihli ilamıyla yine oyçokluğuyla reddedilmiştir.

22. Nihai karar başvurucu vekiline 1/11/2014 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

23. Başvurucu 27/11/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

24. 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunu’nun "Yapı ruhsatiyesi" kenar

başlıklı 21. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Bu Kanunun kapsamına giren bütün yapılar için

26 ncı maddede belirtilen istisna dışında belediye

veya valiliklerden yapı ruhsatiyesi alınması mecburidir.”

25. 3194 sayılı Kanun’un "Ruhsat

alma şartları" kenar başlıklı 22. maddesi şöyledir:

“Yapı ruhsatiyesi almak için belediye, valilik

bürolarına yapı sahipleri veya kanuni vekillerince dilekçe ile müracaat edilir.

Dilekçeye sadece tapu (istisnai hallerde tapu senedi yerine geçecek belge),

mimari proje, statik proje, elektrik ve tesisat projeleri, resim ve hesapları, röperli veya yoksa, ebatlı kroki eklenmesi gereklidir.

Belediyeler veya valiliklerce ruhsat ve ekleri

incelenerek eksik ve yanlış bulunmuyorsa müracaat tarihinden itibaren en geç

otuz gün içinde yapı ruhsatiyesi verilir.

Eksik veya yanlış olduğu takdirde; müracaat

tarihinden itibaren onbeş gün içinde müracaatçıya

ilgili bütün eksik ve yanlışları yazı ile bildirilir. Eksik ve yanlışlar

giderildikten sonra yapılacak müracaattan itibaren en geç onbeş

gün içinde yapı ruhsatiyesi verilir.”

26. 3194 sayılı Kanun’un "Yapı

kullanma izni" kenar başlıklı 30. maddesi şöyledir:

“Yapı tamamen bittiği takdirde tamamının, kısmen

kullanılması mümkün kısımları tamamlandığı takdirde bu kısımlarının

kullanılabilmesi için inşaat ruhsatını veren belediye, valilik bürolarından; 27

nci maddeye göre ruhsata tabi olmayan yapıların

tamamen veya kısmen kullanılabilmesi için ise ilgili belediye ve valilikten

izin alınması mecburidir. Mal sahibinin müracaatı üzerine, yapının ruhsat ve

eklerine uygun olduğu ve kullanılmasında fen bakımından mahzur görülmediğinin

tespiti gerekir.

Belediyeler, valilikler mal sahiplerinin müracaatlarını

en geç otuz gün içinde neticelendirmek mecburiyetindedir. Aksi halde bu

müddetin sonunda yapının tamamının veya biten kısmının kullanılmasına izin

verilmiş sayılır.

Bu maddeye göre verilen izin yapı sahibini

kanuna, ruhsat ve eklerine riayetsizlikten doğacak mesuliyetten kurtarmayacağı

gibi her türlü vergi, resim ve harç ödeme mükellefiyetinden de kurtarmaz.”

27. 3194 sayılı Kanun’un

"Kullanma izni alınmamış yapılar" kenar başlıklı 31.

maddesi şöyledir:

“İnşaatın bitme günü, kullanma izninin

verildiği tarihtir. Kullanma izni verilmeyen ve alınmayan yapılarda izin

alınıncaya kadar elektrik, su ve kanalizasyon hizmetlerinden ve tesislerinden

faydalandırılmazlar. Ancak, kullanma izni alan bağımsız bölümler bu

hizmetlerden istifade ettirilir.”

28. 3194 sayılı Kanun’un

"Ruhsatsız veya ruhsat ve eklerine aykırı olarak başlanan yapılar" kenar

başlıklı 32. maddesi şöyledir:

“Bu Kanun hükümlerine göre ruhsat alınmadan

yapılabilecek yapılar hariç; ruhsat alınmadan yapıya başlandığı veya ruhsat ve

eklerine aykırı yapı yapıldığı ilgili idarece tespiti, fenni mesulce tespiti ve

ihbarı veya herhangi bir şekilde bu duruma muttali olunması üzerine, belediye

veya valiliklerce o andaki inşaat durumu tespit edilir. Yapı mühürlenerek

inşaat derhal durdurulur.

Durdurma, yapı tatil zaptının yapı yerine

asılmasıyla yapı sahibine tebliğ edilmiş sayılır. Bu tebligatın bir nüshasıda muhtara bırakılır.

Bu tarihten itibaren en çok bir ay içinde yapı

sahibi, yapısını ruhsata uygun hale getirerek veya ruhsat alarak, belediyeden

veya valilikten mühürün kaldırılmasını ister.

Ruhsata aykırılık olan yapıda, bu aykırılığın

giderilmiş olduğu veya ruhsat alındığı ve yapının bu ruhsata uygunluğu,

inceleme sonunda anlaşılırsa, mühür, belediye veya valilikçe kaldırılır ve

inşaatın devamına izin verilir.

Aksi takdirde, ruhsat iptal edilir, ruhsata

aykırı veya ruhsatsız yapılan bina, belediye encümeni veya il idare kurulu

kararını müteakip, belediye veya valilikçe yıktırılır ve masrafı yapı

sahibinden tahsil edilir.”

B. Uluslararası Hukuk

29. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarında,

mülkiyet hakkının kapsamı konusunda, mevzuat hükümlerinden ve derece

mahkemelerinin bunlara ilişkin yorumundan bağımsız olarak “özerk bir yorum”

esas alınmaktadır (Depalle/Fransa [BD], B. No: 34044/02, 29/3/2010,

§ 62; Anheuser-Busch Inc./Portekiz

[BD], B. No: 73049/01, 11/1/2007, § 63; Öneryıldız/Türkiye [BD], B. No: 48939/99,

30/11/2004, § 124; Broniowski/Polonya [BD], B. No: 31443/96, 22/6/2004,

§ 129).

30. AİHM, mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasının ancak

müdahalenin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu

Protokol'ün 1. maddesinin anlamı kapsamında bir "mülk" ile ilişkili

olması durumunda ileri sürülebileceğini belirtmektedir. Buna göre alacak

haklarını da içeren mevcut mülk veya mal varlığı yanında mülkiyet hakkının elde

edilebileceği yönündeki en azından bir "meşru beklenti" de mülkiyet

hakkı kapsamında değerlendirilebilir (Kopecký/Slovakya [BD], B. No: 44912/98,

28/9/2004,§ 35; Lihtenştayn Prensi Hans-Adam II/Almanya [BD], B. No: 42527/98,

12/7/2001, § 83; meşru beklenti kavramının ilk defa geliştirildiği kararlar

için bkz. Pine Valley Developments

Ltd ve diğerleri/İrlanda, B. No: 12742/87,

29/11/1991, § 51; Stretch/Birleşik Krallık, B. No: 44277/98,

24/6/2003, § 35; Pressos Companía Naviera S.A. ve diğerleri/Belçika, B. No:

17849/91, 20/11/1995, § 31).

31. Öneryıldız/Türkiye kararına konu olayda, Ümraniye

çöplüğünde meydana gelen metan gazı patlaması sonucu gerçekleşen toprak kayması

dolayısıyla başvurucuya ait gecekondu zarar görmüştür. AİHM, başvurucunun

konutunun bulunduğu taşınmazın Hazineye ait olduğunu ve bir gün bu taşınmazı

devralma beklentisinin mülk teşkil etmediğini kabul etmiştir. Ancak AİHM, 1988

yılında ruhsatsız olarak inşa edilmesinden 1993 yılında meydana gelen kazaya

kadar belediye makamlarınca anılan taşınmazda bulunan gecekondunun

yıktırılmadığına dikkat çekmiştir. Kararda, yetkili makamların başvurucu ve

yakın akrabalarının bu evde, oluşturdukları toplum ve aile çevresinde hiç

rahatsız edilmeden yaşamasına izin verildiği, üstelik başvurucudan emlak

vergisi alındığı ve ücret karşılığında kamu hizmetlerinden yararlanmalarının

sağlandığı belirtilmiştir. AİHM bu sebeple yetkili makamların başvurucu ve

akrabalarının, meskenleri ve taşınır mallarında mülkiyet hakkına ilişkin bir

menfaate (proprietary

interest) sahip olduğunun fiilî (de facto)

olarak kabul edildiği tespitinde bulunmuştur. AİHM, imar uygulamaları

bakımından belirli bir takdir yetkisi olduğunu, ancak bu takdir hakkının

zamanında, uygun ve hepsinden önemlisi tutarlı bir şekilde harekete geçme

yükümlülüğünü sona erdirmeyeceğini belirtmiştir. AİHM'e

göre somut olayda bu yükümlülüğe uyulmadığı gibi kaçak yapıları engellemeye

yönelik kanunların uygulanmasında oluşturulan belirsizliğin, başvurucunun

meskenine ilişkin durumun bir gece içerisinde değişebileceğini sanmasına neden

olması mümkün değildir. AİHM, başvurucunun meskenine yönelik mülkiyet hakkına

ilişkin menfaatinin, Sözleşme'ye ek 1 No.lu

Protokol'ün 1. maddesinin ilk cümlesi çerçevesinde önemli bir menfaat ve

dolayısıyla bir "mülk" oluşturduğu sonucuna varmıştır (Öneryıldız/Türkiye, §§ 124-129).

32. Öneryıldız/Türkiye kararında başvuru, mülkiyetten

barışçıl yararlanmaya ilişkin birinci kural ve mülkiyet hakkına ilişkin

devletin pozitif yükümlülükleri çerçevesinde incelenmiştir. AİHM, somut olayda

olguların ve ilgili mevzuatın karmaşık olduğunu tespit etmiş ve başvurucunun da

devletin yaptığı bir şey nedeniyle değil hiçbir şey yapmaması nedeniyle

şikâyetçi olduğunu vurgulamıştır (Öneryıldız/Türkiye,

§§ 133, 134). AİHM bu sebeple somut olayda bir müdahalenin söz

konusu olmadığı ancak devletin başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamındaki

menfaatini korumak için üzerine düşen pozitif yükümlülükleri yerine getirmesi

gerektiğini belirtmiştir. AİHM netice olarak başvurucunun konutunun

yıkılmasının önlenmesi için gerekli tedbirlerin alınmadığı kanaatiyle mülkiyet

hakkının ihlaline karar verilmiştir(Öneryıldız/Türkiye, §§ 133-138).

33. Keriman Tekin ve diğerleri/Türkiye (B. No:

22035/10, 15/11/2016) kararına konu olay, 1997 yılında yaptırılan başvuruculara

ait konutun bir okul inşaatı sırasında zarar görmesi nedeniyle mülkiyet

hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Bu olayda derece mahkemeleri

konutun ruhsatsız olduğu gerekçesiyle tazminat taleplerini reddetmişlerdir.Öneryıldız/Türkiye kararına atıfla, ruhsatsız olarak

yapılmış olsa da kamu makamlarınca bu yapının yıktırılmadığı veya yıkımı

yönünde bir işleme de girişilmediğine dikkat çekilerek, tapuya tescil edilen

konut yönünden başvurucuların Sözleşme'ye ek 1 No.lu

Protokol'ün 1. maddesinin birinci paragrafında ifade edilen anlamda mülk teşkil

edebilecek menfaatlerinin olduğu belirtilmiştir (Keriman Tekin ve diğerleri/Türkiye, §§ 40-47). AİHM başvuruyu genel

ilke niteliğindeki mülkiyetten barışçıl yararlanma hakkına ilişkin birinci

kural çerçevesinde incelemiş (Keriman Tekin ve

diğerleri/Türkiye, §§ 52, 55), müdahalenin kanuni dayanağının

çevreyi korumak yönünde bir meşru amacı içerdiğini kabul etmiştir (Keriman Tekin ve diğerleri/Türkiye, §§ 68-69).

Ancak AİHM'e göre somut olayın koşullarında oluşan

maddi zarara rağmen başvurucuların tazminat taleplerinin reddedilmesi,

başvurucuların mülkiyet hakkı kapsamındaki menfaatleri ile kamunun yararı

arasındaki adil dengeyi bozmuş ve başvuruculara aşırı ve olağandışı bir külfet

yüklenmesine yol açmıştır. AİHM bu gerekçelerle başvurucuların mülkiyet

haklarının ihlaline karar vermiştir (Keriman Tekin ve diğerleri/Türkiye, §§ 70-71).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

34. Mahkemenin 5/12/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

35. Başvurucu mülkiyeti kendisine ait olan taşınmazın tapu

kaydında konutunun da tescil edilmiş olduğunu, ayrıca imar planında öncesinde

bu taşınmazın konut alanında kaldığını, dolayısıyla konutunun ruhsata

bağlanabilecek yapılardan olduğunu belirtmiştir. Başvurucu, Kozluk ilçesinde

imar ve şehircilik açısından kamusal hiçbir uygulama yapılmadığını ve bu

ilçedeki yapıların %99'unun yapı ruhsatının mevcut olmadığını ifade etmiştir. Başvurucu,

yapının zarar görmesi durumunda ruhsatsız dahi olsa oluşan zararın kusuru olan

idare tarafından tazmin edilmemesinin AİHM kararlarına aykırılık teşkil

ettiğini vurgulamıştır. Başvurucu, ruhsatsız olsa da taşınmazı üzerindeki

yapıya elektrik ve su bağlandığını, belediye hizmetlerinden yararlandığını ve

idare tarafından yürütülen kontrolsüz temel kazı faaliyeti nedeniyle evinin

zarar gördüğüne dikkat çekmiştir. Başvurucu bütün bunlara rağmen meydana gelen

zararın tamamına katlanmasının beklenilmesinin idarenin yürüttüğü hizmetlerden

sorumlu olması gerektiği kuralına aykırılık teşkil ettiğini belirtmiş ve

mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

36. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa’nın

35. maddesi şöyledir:

“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz.”

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

37. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Mülkün Varlığı

i. Genel İlkeler

38. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir kimse,

önce böyle bir hakkının var olduğunu kanıtlamak zorundadır (Mustafa Ateşoğlu ve diğerleri, B. No:

2013/1178, 5/11/2015, §§ 49-54). Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir."

denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmıştır. Anayasa'nın anılan

maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve

parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM,

E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20). Bu bağlamda, mülk olarak

değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayan menkul ve gayrimenkul mallar

ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı ayni haklar ve fikri hakların yanı

sıra, icrası kabil olan her türlü alacak da mülkiyet hakkının kapsamına

dâhildir (Mahmut Duran ve diğerleri,

B. No: 2014/11441, 1/2/2017, § 60).

39. Anayasa'da yer alan mülkiyet hakkı; mevcut mal, mülk ve

ekonomik değerleri koruyan bir temel haktır. Kişinin hâlihazırda sahibi

olmadığı bir mülkün mülkiyetini kazanma hakkı, bu konudaki menfaati ne kadar

güçlü olursa olsun mülkiyet kavramı içinde değildir (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi, B. No: 2012/636,

15/4/2014, § 36).

40. Kamu malı niteliğindeki taşınmazlar (arazi) üzerinde şehir

planlaması ile ilgili düzenlemelere aykırı olarak inşa edilen yapıların

kullanılmasından kaynaklanan ekonomik menfaatin bazı durumlarda Anayasa'nın 35.

maddesi kapsamında mülk teşkil etmesi mümkündür. Bu bakımdan şehir planlaması

ile ilgili düzenlemelere aykırı şekilde inşa edilmiş olması sebebiyle idari

makamlarca her an yıkımı mümkün bulunmasına rağmen bu yönde bir girişimde

bulunulmaması ve önlem alınmaması, uzunca bir süre bu duruma sessiz kalınması

ve esasen yapı sebebiyle vergi tahsil etmek veya yapının kamu hizmetlerinden

yararlandırılması suretiyle bu alanlarda sosyal ortam ve aile ortamının

oluşturulmasına izin verilmesi hâlinde inşa edilen yapının kullanılmasından

kaynaklanan ekonomik değerin Anayasa'nın 35. maddesi çerçevesinde önemli bir

mal varlığı değeri dolayısıyla bir "mülk" oluşturduğunun kabul

edilmesi gerekir (Nazif Kılıç, B.

No: 2014/5162, 15/6/2016, § 35).

41. Anayasa Mahkemesi Nazif

Kılıç kararında, gecekondunun başvurucu tarafından yaptırıldığı ve

uzun bir zamandan bu yana kullanıldığına dikkat çekmiştir. Kararda, kaçak

olarak inşa edildiği anlaşılan gecekondunun yıkımı ve izinsiz dikilen ağaçların

sökülmesi için gerekli imkânlara sahip olan idarenin uzun bir süre girişimde

bulunulmadığı gibi belediyecilik hizmetleri sunulması suretiyle bu alanda

sosyal ortam ve aile çevresinin kurulmasına müsaade edilmesi karşısında yıkılan

gecekondu ve sökülen ağaçların kullanımının başvurucu yönünden önemli bir

ekonomik menfaat teşkil ettiği, bu yönden başvurucunun mülkiyet hakkının bulunduğu

kabul edilmiştir (Nazif Kılıç,§

40).

42. Ayşe Öztürk (B.

No: 2013/6670, 10/6/2015, § 85) kararında ise tapu tahsis belgesi bulunan

taşınmaz üzerindeki konutun tazminat ödenmeksizin yıktırılmasına ilişkindir. Bu

kararda da tapu tahsis belgesi ile başvurucuya tahsis edilen arazi üzerinde

başvurucu tarafından bina yapıldığı ve uzun süredir kullanıldığı, Maliye

Hazinesi tarafından bina yapılmasına veya kullanılmasına engel olunmadığı gibi

binaya ilişkin emlak vergilerinin de tahsil edildiğini vurgulamıştır. Anayasa

Mahkemesi, arazi üzerindeki binanın başvurucu tarafından yapılarak kullanıldığı

ve Maliye Hazinesinin herhangi bir itirazının olmadığı dikkate alındığında bina

üzerinde başvurucunun mülkiyet hakkının bulunduğunu kabul etmiştir.

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

43. Başvuru konusu olayda, uyuşmazlık konusu binanın bulunduğu

taşınmaz tapuda başvurucu adına kayıtlıdır. Yatılı Bölge İlköğretim Okulu ek

bina inşaatının yapılan temel kazısı sırasında 1/7/2005 tarihinde bir toprak

kayması meydana gelmiş olup toprak kayması nedeniyle başvurucunun taşınmazı

üzerindeki meyve ağaçları ve başvurucu tarafından yaptırılan bina zarar

görmüştür. Başvurucunun zarar gördüğü belirtilen meyve ağaçlarına yönelik

tazminat istemi derece mahkemelerince kabul edilmiş olup başvurucunun bu yönden

bir şikâyeti bulunmamaktadır. Başvurucunun yaptırdığı bina da toprak kayması

sonucu kullanılamaz hâle gelmiş ancak başvurucunun zarar gören binası için

tazminat istemi reddedilmiştir. Derece mahkemelerinin davanın reddine ilişkin

temel gerekçeleri, binanın yapı ruhsatı ve yapı kullanma izin belgesinin

bulunmamasına dayanmaktadır. Gerçekten de başvurucunun da kabul ettiği üzere

zarar gören söz konusu binanın yapı ruhsatı ve yapı kullanma izin belgesi

bulunmamaktadır. Başvurucu da bu hususu kabul etmektedir.

44. Bununla birlikte başvurucu, bu yapıyı kendisinin

yaptırdığını ve 1982 yılında elektrik bağlanan, su aboneliği yaptırılan bu

binada toprak kaymasının olduğu 2005 yılına kadar hiçbir engelleme ile

karşılaşmadan ailesi ile birlikte burada yaşadığını, tüm belediye

hizmetlerinden yararlandığını iddia etmiştir. Başvuru formu ekinde sunulan

bilgi ve belgeler incelendiğinde başvurucu ile Belediye arasında akdedilen

"2524" sayılı su abonman kaydının mevcut olduğu ve bu binaya 1/1/1983

tarihinde elektrik aboneliği bağlanmış olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim

taşınmazda 2005 yılı itibarıyla on beş yaşlarında çok sayıda meyve ağacı da

bulunmaktadır. Ayrıca taşınmazın tapu kaydındaki vasfı da "kargir ev ve avlusu" olarak tescillidir. Yine başvurucu

tarafından sunulan imar durum haritasında da taşınmaz üzerinde mevcut yapının

gösterilmiş olduğu görülmektedir. Bu bakımdan söz konusu yapının başvurucu

tarafından yaptırıldığı ve uzun bir zamandan bu yana kullanıldığı

tartışmasızdır.

45. Çağdaş şehircilik ilkeleri çerçevesinde plânlama ve imar

uygulamaları yapma bakımından kamu makamlarının geniş takdir yetkileri mevcut

olmakla birlikte, kamu makamlarının bu takdir yetkilerini zamanında, makul ve

tutarlı bir biçimde kullanmaları gerekmektedir. Somut olayda ise kaçak olarak

inşa edildiği anlaşılan bu yapının yıkımı için gerekli imkânlara sahip bulunan

idarece uzun bir süre girişimde bulunulmadığı gibi belediyecilik hizmetleri

sunulması suretiyle en azından 1983 yılından toprak kaymasının yaşandığı 2005

yılına kadar yaklaşık yirmi iki yıl boyunca bu binada sosyal ortam ve aile

çevresinin kurulmasına müsaade edildiği anlaşılmaktadır. Bu kadar uzun bir süre

boyunca söz konusu binada yaşayan başvurucu ve ailesi yönünden, binanın

kullanımının önemli bir ekonomik menfaat teşkil ettiği kuşkusuzdur. Kamu

makamlarının belirsizliğe yol açan edilgen tutumu karşısında başvurucunun, bu

durumun bir anda değişebileceğini öngörmesi de beklenemez. Üstelik 3194 sayılı

Kanun'un 32. maddesine göre belediyenin ihtarı üzerine yapının imara uygun hâle

getirilmesi de söz konusu olabilmektedir. Dolayısıyla bu kadar uzun bir süre

boyunca söz konusu binanın kullanımının başvurucu bakımından önemli bir

ekonomik menfaat teşkil ettiği ve bu yönden başvurucunun mülkiyet hakkının bulunduğu

kabul edilmiştir.

b. Müdahalenin Varlığı

46. Anayasa’nın 35. maddesi ile mülkiyet hakkına temas eden

diğer hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, Anayasa'nın mülkiyet hakkına

müdahaleyle ilgili üç kural ihtiva ettiği görülmektedir. Buna göre Anayasa'nın

35. maddesinin birinci fıkrasında herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu

belirtilmek suretiyle "mülkten barışçıl yararlanma hakkı"na

yer verilmiş, ikinci fıkrasında da mülkten barışçıl yararlanma hakkına

müdahalenin çerçevesi belirlenmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında genel olarak

mülkiyet hakkının hangi koşullarda sınırlanabileceği belirlenmekle, aynı

zamanda "mülkten yoksun bırakma"nın

şartlarının genel çerçevesi de çizilmiştir. Maddenin son fıkrasında ise

mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararına aykırı olamayacağı kurala

bağlanmak suretiyle devletin mülkiyetin kullanımını kontrol etmesine ve

düzenlemesine imkân sağlanmıştır. Anayasa'nın diğer bazı maddelerinde de devlet

tarafından mülkiyetin kontrolüne imkân tanıyan özel hükümlere yer verilmiştir.

Ayrıca belirtmek gerekir ki mülkten yoksun bırakma ve mülkiyetin düzenlenmesi,

mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No: 2014/1546, 2/2/2017, §§

55-58).

47. Başvurucuya ait yapı, Valilik tarafından yürütülen bir okul

inşaatı sırasında meydana gelen toprak kayması sonucu zarar görmüştür.

Dolayısıyla kamu makamlarının doğrudan yürütmekte olduğu bir faaliyet sırasında

verildiği anlaşılan bir zarar söz konusu olduğuna göre somut olay bağlamında

başvurucunun mülkiyet hakkına bir müdahalenin söz konusu olduğu açıktır.

Başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan bu müdahale mülkiyetten yoksun bırakma

niteliği taşımadığı gibi mülkiyetin kamu yararına kullanımının kontrolü veya

düzenlenmesi gibi bir amacı da içermemektedir. Dolayısıyla müdahalenin

"mülkiyetten barışçıl yararlanma hakkına saygı"ya

ilişkin birinci kural çerçevesinde incelenmesi gerekir.

c. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

48. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

49. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hak

olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla

sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken,

temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri

düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönünde

bulundurulması gerekmektedir. Anılan madde uyarınca temel hak ve özgürlükler,

demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızın

Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak

kanunla sınırlanabilir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin

Anayasa'ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı

amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir(Recep Tarhan ve Afife Tarhan, § 62).

(1) Kanunilik

50. Anayasa'nın 35. maddesinin ikinci fıkrasında mülkiyet

hakkının ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabileceği belirtilmek

suretiyle mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerin kanunda öngörülmesi gereği

ifade edilmiştir. Öte yandan temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına

ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesi de "hak ve özgürlüklerin ancak kanunla

sınırlanabileceğini" temel bir ilke olarak benimsemiştir (Ali Ekber Akyol ve diğerleri, B. No:

2015/17451, 16/2/2017, § 51).

51. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesi

gereken ölçüt hukuka dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı tespit

edildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkının

ihlal edildiği sonucuna varılacaktır. Müdahalenin kanuna dayalı olması, iç

hukukta müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir ve öngörülebilir kuralların

bulunmasını gerektirmektedir (Türkiye İş

Bankası A.Ş. [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44). Kanunun

varlığı kadar kanun metninin ve uygulamasının da bireylerin davranışlarının

sonucunu öngörebilecekleri kadar hukuki belirlilik taşıması gerekir. Bir diğer

ifadeyle kanunun kalitesi de kanunilik koşulunun sağlanıp sağlanmadığının

tespitinde önem arz etmektedir (Necmiye

Çiftçi ve diğerleri, B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 55).

52. Somut olayda derece mahkemeleri, başvurucunun zarar gören

binaya ilişkin tazminat talebini 3194 sayılı Kanun'un 21. ve 30. maddelerine

aykırı olarak yapı ruhsatı ve yapı kullanma izin belgesi bulunmadığı

gerekçesiyle reddetmişlerdir. Derece mahkemelerine göre 3194 sayılı Kanun'un

32. maddesine göre ruhsatsız yapıların yıkılması kanunî bir zorunluluk olup bu

sebeple idarenin başvurucunun zararını tazmin etmesine olanak bulunmamaktadır.

Ancak anılan madde incelendiğinde, ruhsata aykırı yapılara ilişkin bir idari

usulün öngörüldüğü görülmektedir. Buna göre ruhsata aykırılığın öncelikle idare

tarafından tespit edilmesi ve ilgiliye bildirilmesi gerekmektedir. Bunun

ardından ise yapı sahibinin en çok bir ay içinde yapısını ruhsata uygun hâle

getirmesi veya ruhsat alabilmesi mümkün kılınmıştır. Başvuru konusu olayda ise

Belediye, böyle bir imara aykırılık tespiti yapmadığı gibi başvurucuya bu yönde

bir bildirimde de bulunmamıştır. Üstelik tapuda bu taşınmaz üzerinde bir

konutun mevcut olduğu tescilli olup imar durum haritasında dahi bu yapının

gösterildiği görülmektedir. Dolayısıyla Belediyenin bu binanın varlığından

haberdar olmaması söz konusu değildir. Ancak buna rağmen Belediye, yaklaşık

yirmi iki yıl boyunca söz konusu binanın ruhsata uygun hâle getirilmesi ve

bunun yapılmaması hâlinde ise yıktırılması için herhangi bir girişimde

bulunmamıştır. Bu durumda ruhsatsız binanın durumu değerlendirilirken gerek

kamu makamlarının söz konusu edilgen tutumu ve gerekse de kanunda öngörülen

yapı sahibine binayı ruhsata tabi tutma olanağı tanıyan idari prosedür gözönünde tutulmalıdır.

53. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin hukuk kurallarının

uygulanmasına yönelik şikâyetleri bakımından görevi, bireysel başvurunun

ikincillik doğası gereği sınırlı olup bireysel başvuru kapsamındaki hak ve

özgürlüklere müdahale teşkil eden, bariz takdir hatası veya açık keyfîlik içeren durumlar dışında derece mahkemelerinin

hukuk kurallarını uygulama ve yorumlama bakımından takdir yetkisine

karışamayacağı daha önceki kararlarda da açıklanmıştır (Ahmet Sağlam, B. No: 2013/3351, 18/9/2013,

§ 42). Somut olayda da müdahalenin niteliğini dikkate alan Anayasa Mahkemesi,

hukukun uygulanmasına dair kamusal makamların yaklaşımının Anayasa'nın 35.

maddesindeki gereklilikleri karşılayıp karşılamadığı konusunda müdahalenin

takip edilen meşru amacı gerçekleştirmede başarılı olup olmadığını ve ölçülü

olup olmadığını sorgulayarak sonuca varacaktır.

(2) Meşru Amaç

54. Anayasa'nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkı

ancak kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmektedir. Kamu yararı kavramı,

mülkiyet hakkının kamu yararının gerektirdiği durumlarda sınırlandırılması

imkânı vermekle, bir sınırlandırma amacı olmasının yanı sıra mülkiyet hakkının

kamu yararı amacı dışında sınırlanamayacağını öngörerek ve bu anlamda bir

sınırlama sınırı oluşturarak mülkiyet hakkını etkin bir şekilde korumaktadır (Nusrat Külah, B. No: 2013/6151, 21/4/2016, §

53).

55. Kamu yararı, doğası gereği geniş bir kavramdır. Yasama ve

yürütme organları toplumun ihtiyaçlarını dikkate alarak neyin kamu yararına

olduğunu belirlemede geniş bir takdir yetkisine sahiptir. Kamu yararı konusunda

bir uyuşmazlığın çıkması hâlinde ise uzmanlaşmış ilk derece ve temyiz

yargılaması yapan mahkemelerin uyuşmazlığı çözmek konusunda daha iyi konumda

oldukları açıktır. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru incelemesinde

kararların açıkça dayanaktan yoksun veya keyfî olduğu anlaşılmadıkça yetkili

kamu organlarının kamu yararı tespiti konusundaki takdirine müdahalesi söz

konusu olamaz. Müdahalenin kamu yararına uygun olmadığını ispat yükümlülüğü,

bunu iddia edene aittir (Mehmet Akdoğan ve

diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, §§ 34-36).

56. Anayasa'nın 56. maddesinde, herkesin sağlıklı ve dengeli bir

çevrede yaşama hakkına sahip olduğu düzenlenmiş; çevreyi geliştirmenin, çevre

sağlığını korumanın ve çevre kirlenmesini önlemenin devlet ve vatandaşların

ödevi olduğu belirtilmiştir. İnşa edilecek yapıların imar mevzuatına uygun

olarak yapılmasının sağlanması ve bu kapsamda ilgili mevzuat hükümleri uyarınca

ruhsat alınmadan yapılabileceği açıkça düzenlenen yapılar hariç diğer yapıların

ruhsata bağlanması suretiyle yapılaşmanın fen, sağlık ve çevre şartlarına uygun

olarak teşekkülü, sağlıklı, güvenli, kaliteli ve ekonomik yaşam çevrelerinin

oluşturulması bakımından önem teşkil etmektedir. Bu bakımdan yapılaşmanın fen,

sağlık ve çevre şartlarına uygunluğunun sağlanmasında ve buna ilişkin

düzenlemelerde kamu yararı bulunduğu kabul edilmelidir (Osman Yücel, B. No: 2014/4874, 15/6/2016,

§§ 82-84). Somut olay bakımından da derece mahkemelerince yapı ruhsatı ve yapı

kullanma izin belgesi bulunmadığı gerekçesiyle tazminat isteminin

reddedilmesinin kamu yararına dayalı meşru bir amacı içerdiği

değerlendirilmektedir.

(3) Ölçülülük

(a) Genel İlkeler

57. Son olarak kamu makamlarınca başvurucunun mülkiyet hakkına

yapılan müdahaleyle gerçekleştirilmek istenilen amaç ile bu amacı

gerçekleştirmek için kullanılan araçlar arasında makul bir ölçülülük

ilişkisinin olup olmadığı değerlendirilmelidir.

58. Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca hak ve özgürlüklerin

sınırlandırılmasında dikkate alınacak ölçütlerden biri olan ölçülülük, hukuk

devleti ilkesinden doğmaktadır. Hukuk devletinde hak ve özgürlüklerin

sınırlandırılması istisnai bir yetki olduğundan bu yetki, ancak durumun

gerektirdiği ölçüde kullanılması koşuluyla haklı bir temele oturabilir. Bireylerin

hak ve özgürlüklerinin, somut koşulların gerektirdiğinden daha fazla

sınırlandırılması kamu otoritelerine tanınan yetkinin aşılması anlamına

geleceğinden hukuk devletiyle bağdaşmaz (AYM, E.2013/95, K.2014/176,

13/11/2014).

59. Ölçülülük ilkesi, “elverişlilik”, “gereklilik” ve

“orantılılık” olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. “Elverişlilik” öngörülen

müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını,

“gereklilik” ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını

yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını,

“orantılılık” ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç

arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM,

E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53, 27/5/2015; E.2016/13,

K.2016/127, 22/6/2016; Mehmet Akdoğan ve

diğerleri, § 38).

60. Ölçülülük ilkesi gereği kişilerin mülkiyet hakkının

sınırlandırılması hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyin hakları

arasında adil bir dengenin kurulması gerekmektedir. Bu adil denge, başvurucunun

şahsi olarak aşırı bir yüke katlandığının tespit edilmesi durumunda bozulmuş

olacaktır (Arif Güven, B. No:

2014/13966, 15/2/2017, § 58). Müdahalenin ölçülülüğünü değerlendirirken Anayasa

Mahkemesi, bir taraftan ulaşılmak istenen meşru amacın önemini ve diğer

taraftan müdahalenin niteliğini, başvurucunun ve kamu otoritelerinin

davranışlarını da gözönünde tutarak başvurucuya

yüklenen külfeti dikkate alacaktır (Arif

Güven, § 60).

(b) İlkelerin Olaya

Uygulanması

61. Başvurucuya ait taşınmaz üzerinde inşa edilen bina, uzun

yıllar başvurucu tarafından yapı ruhsatı ve yapı kullanma izin belgesi

alınmaksızın konut olarak kullanılmıştır. 1/7/2005 tarihinde Valilik tarafından

yaptırılan Yatılı Bölge İlköğretim Okulunun temel kazı faaliyetleri sırasında

alanda toprak kayması yaşanmıştır. Başvurucu, konutunun bu inşaat çalışması

nedeniyle zarar gördüğünü ileri sürmüştür. Kamu makamlarınca düzenlenen rapor

ve tutanaklarda, başvurucunun iddiasını doğrular biçimde, binanın belirtilen

inşaat faaliyetinin neden olduğu toprak kayması sonucu zarar gördüğü

belirtilmiştir (bkz. §§ 10-11). Başvurucu olay ile ilgili olarak delil tespiti

isteminde bulunmuş ve bilirkişi kurulu raporunda da başvurucuya ait binanın

kullanılamaz hâle geldiği ve bu zarara ise Valilikçe yürütülen inşaat

faaliyetinin sebep olduğu belirtilmiştir (bkz. § 12). Nihayet derece

mahkemeleri de başvurucunun konutunda zararın meydana geldiği ve bu zarara ise

idarenin gözetimindeki inşaat faaliyeti yüzünden oluşan toprak kaymasının yol

açtığını kabul etmişlerdir (bkz. §§ 19-20). Nitekim derece mahkemeleri,

başvurucunun aynı taşınmaz üzerindeki meyve ağaçlarında meydana gelen zarar

nedeniyle maddi tazminat istemini kabul etmişlerdir. Dolayısıyla belirtilen

olgulara göre başvurucunun taşınmazının esas itibarıyla idarenin inşaat

faaliyeti yüzünden oluşan toprak kayması sonucu zarar gördüğü açıkça

belirlidir.

62. Başvurucu uğradığı zararın tazmini istemiyle başvurduğu

idari ve yargısal yollardan olumlu bir sonuç alamamıştır. Başvurucunun açtığı

tam yargı davasında ilk derece mahkemesi, kanuna aykırı olarak inşa edilen ve

yıktırılması gereken yapı sebebiyle başvurucunun tazminat talep edemeyeceği

sonucuna varmıştır. Başvurucunun bu karara karşı yaptığı temyiz ve karar

düzeltme talepleri de Danıştay tarafından reddedilerek hüküm kesinleşmiştir.

Bununla birlikte, kamusal makamların tutum ve davranışlarının hiç irdelenmediği

ve dikkate alınmadığı görülmektedir.

63. Kamu makamlarının şehir planlama ve imar uygulamaları

çerçevesinde geniş takdir yetkileri bulunmaktadır. Ancak, kamu makamlarının bu

takdir yetkilerini kullanırken bireylerin mülkiyet haklarının korunması için

zamanında, makul ve tutarlı bir biçimde hareket etmeleri beklenmektedir. Somut

olayda ise kamu makamları ruhsatı bulunmayan binanın bu durumu tespit ve

gerekli idari işlemleri başlatma konusunda edilgen bir tutum takınmışlardır.

Bunun aksine, 3194 sayılı Kanun'un 31. maddesine aykırı olarak binanın

belediyecilik hizmetlerinden yararlanmasına izin verilmiş, başvurucu ve ailesi

en az yirmi iki yıldan beri bu binayı konut olarak kullanmışlardır. Bunun

yanında, taşınmazın tapu kaydındaki vasfının bu yapı dikkate alınarak tescil

edilmiş olduğu da görülmektedir. Yukarıda da değinildiği üzere başvurucu ve

ailesinin, sosyal bir çevre oluşturdukları bu bina yönünden mülkiyet hakkı

kapsamında ekonomik menfaatleri oluşmuş olup kamu makamlarının belirtilen

binanın yıkımına ilişkin bu kadar uzun süre boyunca devam eden edilgen

tutumlarının bir anda değişmesini öngörmeleri de beklenemez (bkz. § 45).

64. Ayrıca, Belediye tarafından 3194 sayılı Kanun'un 32.

maddesinde öngörülen idari usulün uygulanmadığına özellikle dikkat çekmek

gerekir. Buna göre her ne kadar derece mahkemeleri binanın zaten kanuna aykırı

olduğu için yıkılması gerektiğini kabul etmişlerse de anılan kanun maddesine

göre böyle bir yıkım zorunluluğunun mevcut olmayabileceği anlaşılmaktadır.

Nitekim bu hüküm ile yapı sahibine tebliğden itibaren en geç bir ay içinde yapı

ruhsatı alabilme imkânı tanınmaktadır. Belirtilen süre içinde yapının ruhsata

uygun hâle gelmemesi veya yapı ruhsatı alınamaması durumunda ancak yıkım mümkün

olabilmektedir.

65. Bunun da ötesinde binanın yapı kullanma izin belgesi veya

yapı ruhsatının bulunup bulunmaması, başvurucunun konutunda idarenin kusuruyla

zarara yol açıldığı olgusunu değiştirmemektedir. İdarenin ve derece

mahkemelerinin de kabul ettiği üzere kamu makamlarının gözetimi ve denetimi

altında yürütülen bir inşaat faaliyeti sırasında yaşanan toprak kayması sonucu

başvurucunun konutunda zarar meydana gelmiştir. Konuya ilişkin bilirkişi kurulu

raporunda, inşaat faaliyeti sırasında gerekli jeolojik inceleme ve etütlerin

yapılarak buna uygun tedbirlerin alınmaması sonucu toprak kaymasının yaşandığı

belirtilmiştir (bkz. § 13). Buna karşın somut olayda öncesinde binanın ruhsata

uygun hâle getirilmesine ilişkin usul de uygulanmadığına göre binanın her

durumda zaten yıkılacağı gerekçesiyle tazminat talebinin reddedilmesi, idarenin

de kusuruna rağmen bütün zarara tek başına başvurucunun katlanması sonucuna yol

açmaktadır.

66. Başvuru konusu olayda idarenin yürüttüğü inşaat faaliyeti

nedeniyle oluşan toprak kayması sonucu başvurucunun konutunda meydana gelen

zararın tazmin edilmesi yönündeki başvurucunun talebi, binanın ruhsatının

bulunmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir. Dolayısıyla, idarenin kusuru nedeniyle

başvurucunun konutu zarar görmüş, ancak buna rağmen başvurucuya hiçbir tazminat

ödenmemiştir. Buna göre derece mahkemelerinin olayın gelişiminde kamu makamlarının

tutum ve yaklaşımlarını gözetmeyen bu katı yaklaşımının, başvurucuya şahsi

olarak aşırı ve olağandışı bir külfet yüklediği anlaşılmaktadır. Bu durumda,

başvurucunun mülkiyet hakkının korunması ile kamunun yararı arasında olması

gereken adil dengenin başvurucu aleyhine bozulduğu ve müdahalenin ölçülü

olmadığı sonucuna varılmıştır.

67. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence

altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

68. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

69. Başvurucu maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

70. Başvuruda mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna

varılmıştır.

71. Mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılamasında hukuki yarar bulunduğundan kararın bir

örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Diyarbakır 1. İdare Mahkemesine gönderilmesine

karar verilmesi gerekir.

72. Başvurucunun mülkiyet hakkının ihlali nedeniyle yeniden

yargılama yapılmasına karar verilmesinin yeterli giderimi sağladığı

değerlendirildiğinden tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

73. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurunun KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere

Diyarbakır 1. İdare Mahkemesine (E.2005/1047, K.2009/1283) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,

E. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet

Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 5/12/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Hicabi DURSUN

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör

:

Özgür DUMAN

Başvurucu

:

İrfan

ÖZTEKİN

Vekili : Av. Aladdin İRAZ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/19140, 5 Aralık 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Başvuruya Konu
  7. B. Ceza Davası Süreci
  8. C. Tam Yargı Davası
  9. IV. İlgili Hukuk
  10. A. Ulusal Hukuk
  11. B. Uluslararası Hukuk
  12. V. İnceleme Ve Gerekçe
  13. A. Başvurucunun İddiaları
  14. B. Değerlendirme
  15. B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet
  16. C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin
  17. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  18. G. Kararın bir örneğinin Adalet
  19. Hakyemez
  20. Öztekin
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/19140
Tarih
5 Aralık 2017

İlgili Kararlar

  • Fatih Kısmet Başvurusu (B. No: 2014/10582)
  • Mehmet Yahya Şahin Başvurusu (B. No: 2014/14465)
  • Mehmet Diyaeddin Serin Başvurusu (B. No: 2014/1110)
  • Enver Ocak Başvurusu (B. No: 2014/12314)
  • Samet Öztürk Başvurusu (B. No: 2014/20188)
  • Nusret Mutluca Başvurusu (B. No: 2014/14436)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.