İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

İsmail Çalışkan Başvurusu (B. No: 2014/11662)

1. Başvuru, askerlik hizmeti sırasında meydana gelen yaralanma

Başvuru No2014/11662Tarih6 Temmuz 2017Okuma20 dk · 3.962 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm İsmail Çalışkan Başvurusu

Karar tarihi
6 Temmuz 2017
Başvuru Numarası
2014/11662
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.962 kelime·20 dk okuma·20 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, askerlik hizmeti sırasında meydana gelen yaralanma

nedeniyle oluşan maddi ve manevi zararlarının tazmini istemiyle açılan davanın

süre aşımı gerekçesiyle reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal

edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 9/7/2014 tarihinde

yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü sunmuştur.

6. Başvurucu,Bakanlığın

görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, Mardin ili Nusaybin ilçesinde askerlik görevini

yapmakta iken 18/7/2009 tarihinde sınır hattındaki tel

engellerin güçlendirilmesi sırasında meydana gelen mayın patlaması sonucunda

yaralanmıştır.

9. Bir dizi tedavi sonucunda GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi

Komutanlığının 23/5/2011 tarihli heyet raporuyla

başvurucunun "barışta askerliğe

elverişli olmadığı" tespit edilmiştir. Öte yandan başvurucu 28/11/2009 tarihinde normal süresinde terhis edilmiştir.

10. Anılan raporun 23/6/2011 tarihinde

onaylanarak kesinleşmesinden sonra 1/6/2011 tarihinden geçerli olmak üzere

başvurucuya altıncı derecede vazife maluliyeti aylığı bağlanmış ve nakdî

tazminat ödenmiştir.

11. Başvurucu 11/9/2012 tarihinde idari

başvuru yapmadan doğrudan tam yargı davası açmıştır. Bunun üzerine Askeri Yüksek

İdare Mahkemesi (AYİM) 12/6/2013 tarihli kararıyla

dava dilekçesinin görevli idari mercie tevdiine karar vermiştir. İdare

tarafından altmış gün içinde cevap verilmemesi üzerinebaşvurucu

31/10 2013 tarihinde yeniden dava açmıştır.

12. Başvurucu özetle vazife malulü aylığı bağlanmasına ve

15.719,41TL nakdi tazminat ödenmesine karar verilmiş olmasına rağmen ömür boyu

sürecek sakatlıkla karşı karşıya olduğunu, anılan ödemelerden çok daha

fazlasını kazanabilecekken sakatlık nedeniyle bundan mahrum kaldığını

belirterek maddi ve manevi zararlarının tazmin edilmesini istemiştir.

13. AYİM İkinci Dairesi 4/12/2013 tarihli ve E.2013/1481,

K.2013/1508 sayılı kararıyla başvurucunun uğradığı zararı,barışta askerliğe elverişsiz olduğuna ilişkin

sağlık kurulu raporunun Millî Savunma Bakanlığınca onaylanarak kesinleştiği

tarih olan en geç 23/6/2011 tarihindeöğrendiğini, bu

tarihten itibaren bir yıl içinde maddi ve manevi tazminat istemiyle davalı

idareye başvurması gerekirken anılan süreden sonra doğrudan 11/9/2012 tarihinde

davayı açtığını, bu durumda başvurucunun zararı öğrendiği (raporun

kesinleştiği) tarihten itibaren bir yıl içinde davalı idareye başvurmadığı

gerekçesiyle davayı süre aşımı nedeniyle oyçokluğu ile reddetmiştir.

14. Karara katılmayan üye ise özetle başvurucunun askerliğe

elverişli olmadığına ilişkin kesinleşen sağlık raporunun başvurucuya tebliğ

edilmemesi nedeniyle bir yıllık dava açma süresinin raporun onay tarihi olan 23/6/2011 tarihinden başlatılamayacağını savunmuştur.

15. Bu karara karşı yapılan karar düzeltme istemi de aynı

Dairenin 30/4/2014 tarihli ve E.2014/763, K.2014/632

sayılı kararıyla oyçokluğuyla reddedilmiştir. Bu karar 10/6/2014

tarihinde tebliğ edilmiştir.

16. Başvurucu 9/7/2014 tarihinde

bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. Anayasa ve Kanun

Hükümleri

17. Anayasa’nın 125. maddesinin son fıkrası şöyledir:

“İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan

zararı ödemekle yükümlüdür.”

18. 4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılı Askeri

Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun43. maddesinin

birinci fıkrası şöyledir:

"İdari eylemlerden

hakları ihlal edilmiş olanların Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde dava açmadan

önce, bu eylemlerin yazılı bildirimi üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten

itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde yetkili

makama başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri lazımdır. Bu

isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde bu konudaki işlemin tebliği

tarihinden ve altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği

tarihten itibaren altmış gün içinde tam yargı davası açabilirler."

19. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı

İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 13. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir şöyledir:

"İdari eylemlerden

hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı

bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri

tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde

ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri

gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki

işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde

cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi

içinde dava açılabilir."

2. Danıştay İçtihadı

20. Danıştay Onuncu Dairesinin 4/11/2011

tarihli ve E.2008/7182, K.2011/4711 sayılı kararı şöyledir:

"Bir eylemin idariliği ve doğurduğu zarar bazı durumlarda eylemin

gerçekleşmesiyle, kimi zaman da değişik araştırma ve incelemelerden, hatta ceza

davalarından sonra ortaya çıkabilmektedir.

Özelikle, kamu

görevlilerinin idari tasarrufta bulunurken uyulması zorunlu görülen kurallara

uymamaları nedeniyle kendilerine izafe edilebilecek nitelikte olmakla birlikte,

resmi yetkilerin kullanımı sırasında gerçekleştiği için idaresinden de

ayrılamayan görev kusurlarından doğan zararın tazmini istemiyle açılacak tam

yargı davalarında eylemin idariliği, zararın, kamu

görevlisinin kişisel kusurundan mı, görev kusurundan mı kaynaklandığının ceza

muhakemesi sonucunda belirlenmesiyle ortaya çıkabilmektedir.

Bu nedenlerle, 2577 sayılı Kanun’un 13.

maddesinde öngörülen 1 ve 5 yıllık sürelerin eylemin idariliğinin

ve doğurduğu zararın ortaya çıktığı tarihten itibaren hesaplanması zorunludur.

Aksi yorumun, dava açma yolunun kullanımını güçleştirerek hak arama hürriyetini

olumsuz etkileyeceğini belirtmek gerekir. Anılan Yasa hükmünde öngörülen tam

yargı davalarının, idari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazminine yönelik

olması sebebiyle davanın açılabilmesi için eylemin idariliğinin

ve yol açtığı zararın ortaya çıkması zorunludur."

21. Aynı Dairenin 31/5/2016 tarihli ve

E.2016/4241, K.2016/3896 sayılı kararında şöyle denilmiştir:

"2577 sayılı İdari

Yargılama Usulü Kanunu'nun 13. maddesinde, idari eylemlerden hakları ihlal

edilen ilgililerin, idari eylemleri öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve

herhalde idari eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye

başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gerektiği hükme

bağlanmıştır.

Anılan Kanun hükmünde idareye başvuru için

öngörülen en geç beş yıllık sürenin hangi tarihten itibaren başlatılacağı zaman

zaman duraksamalara yol açtığından, bu hususun irdelenmesi gerekmektedir.

Tam yargı davaları, idari eylem nedeniyle

uğranılan zararın tazminini ifade etmektedir. Bu nedenle, tam yargı davasının

açılabilmesi için eylemin idariliğinin ve yol açtığı

zararın ortaya çıkması zorunludur.

İdari eylem, idarenin işlevi sırasında bir

hareketi, bir davranışı, bir tutumu veya hareketsizliği; idari karar ve işlemle

ilgisi olmayan, başka bir deyişle öncesinde, temelinde bir idari karar veya

işlem olmayan salt maddi tasarrufları ifade etmektedir. Söz konusu eylemlerin idariliği ve doğurduğu zarar bazen eylemin yapılmasıyla

birlikte ortaya çıkarken, bazen de çok sonra, değişik araştırma, inceleme ve

hatta ceza yargılamaları sonucu ortaya çıkabilmektedir.

Özellikle kamu

görevlilerinin idari bir tasarruf yaparken, mevzuatın, üstlendiği ödevin ve

yürüttüğü hizmetin kural, usul ve gereklerine aykırı olarak, kendisine izafe

edilebilecek boyutta ve biçimde, ancak yine de resmi yetki, görev ve

olanaklardan yararlanarak, onları kullanarak hareket ettiği, bu nedenle de

idaresinden tamamen ayrılmasını önleyen ve engelleyen görev kusurları nedeniyle

doğan zararların tazmini istemiyle açılacak tam yargı davalarında eylemin idariliği, bazen ceza davalarıyla personelin şahsi kusuru

sonucu mu yoksa görev kusuru sonucu mu zararın ortaya çıktığının

belirlenmesinden sonra saptanabilmektedir.

Bu itibarla, 2577 sayılı Kanun'un 13'üncü

maddesinde öngörülen 1 ve 5 yıllık sürenin, eylemin idariliğinin

ortaya çıktığı tarihten itibaren hesaplanması zorunludur. Aksi yorumun, zarara

yol açan eylemin idariliğinin ortaya çıkmasıyla

kullanılması mümkün olan dava açma hakkını ortadan kaldıracağı, hak arama

özgürlüğüyle bağdaşmayacağı açıktır."

B. Uluslararası Hukuk

22. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme/AİHS) 6.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes

medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda

kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş

bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde,

hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir...”

23. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin 6.

maddesinin (1) numaralı fıkrasında ifade edilen hakkın kurucu unsurlarından

birinin mahkemeye erişim hakkı olduğunu belirtmiştir (Golder/Birleşik Krallık, B. No: 4451/70, 21/2/1975, § 36).

Mahkemeye erişim hakkı, Sözleşme'nin 6. maddesinde yerini bulan güvencelerin

doğal bir parçası olup (Lawyer Partners A.S./Slovakya, B.

No: 54252/07, 16/6/2009, § 52) bu kapsamda (1)

numaralı fıkra, herkesin kişisel hakları ve yükümlülükleriyle ilgili her türlü

iddiasını bir mahkeme veya bir yargı yeri önüne çıkarma hakkını güvence altına

alır (Golder/Birleşik Krallık, § 36).

24. Mahkemeye erişim hakkı, niteliği gereği devlet tarafından

düzenleme yapılmayı gerektirdiğinden mutlak bir hak olmayıp sınırlamalara

tabidir. AİHM'e göre bu hak, Sözleşme'nin

tanımlamaksızın kabul ettiği bir hak olduğundan bir hakkın kapsamını belirleyen

(çerçevesini çizen) sınırlardan başka sınırlamalara da tabi olabilir. Ancak

hiçbir durumda bu sınırlamalar hakkın özünü zedelememelidir (Golder/Birleşik Krallık, § 38).

25. Ayrıca bu sınırlama meşru bir amaç izlemeli ve kullanılan

araçlarla gerçekleştirilmek istenen amaç arasında makul bir orantılılık

ilişkisi bulunmalıdır, aksi takdirde sınırlama 6. maddenin (1) numaralı

fıkrasıyla bağdaşmaz (Ashingdane/Birleşik Krallık, B. No: 8225/78,28/5/1985, § 57).

26. Temyize başvurma, dava açma gibi usul kurallarına ilişkin

kanunlarda birtakım süreler öngörülmesi, hukuksal güvenlik ilkesi ve

mahkemelerin zamanın geçmesi nedeniyle güvenilirliği kalmayan ve eksik olan

kanıtlara dayanarak uzak geçmişte meydana gelmiş olaylar hakkında karar

vermelerini istemekle oluşabilecek adaletsizliklerin önüne geçmek gibi önemli

ve meşru amaçlara hizmet etmektedir (Stubbings ve diğerleri/Birleşik Kralık, B.

No: 22083/93, 22/10/1996, § 51).

27. Süre koşulu gibi dava açmaya ilişkin usul koşulları birden

fazla yoruma neden olabilecek nitelikte ise mahkemeye erişim hakkı kapsamında o

yorumlardan birinin davayı açmak isteyen kişileri engelleyecek şekilde katı bir

şekilde kullanılmaması veya söz konusu koşulların katı bir uygulamaya tabi

olmaması gerekir (Beles ve diğerleri/Çek Cumhuriyeti, B. No:

47273/99, 12/11/2002, §§ 50,51).

28. AİHM, Eşim/Türkiye (B.

No: 59601/09, 17/9/2013) kararında süre aşımı

nedeniyle davası reddedilen başvuranın mahkemeye erişim hakkının engellenip

engellenmediği hususunu değerlendirmiştir. Söz konusu olayda başvurucu,

askerlik hizmetini yerine getirirken 25/9/1990

tarihinde yaşanan bir çatışmada yaralanmış, tedavisi uzunca bir süre devam

etmiş ve sonunda başvurucunun 1992 yılında askerlikle ilişiği kesilmiştir.

Başvurucu sonraki yıllarda sürekli baş ağrısından ve baş dönmesinden yakınmış,

2004 yılında başında belirlenemeyen metal bir cismin olduğu tespit edilmiş,

2007 yılında GATA'daki muayenesinde başvurucunun başında mermi olduğu

anlaşılmıştır. Başvurucu 19/9/2007 tarihinde tazminat

almak amacıyla idareye başvurmuş ancak başvurucunun bu talebi reddedilmiştir.

Bunun üzerine başvurucunun idare aleyhine maddi ve manevi tazminat istemiyle

açtığı davada AYİM söz konusu olayın yaşandığı tarihten itibaren beş yıl içinde

dava açılmadığı gerekçesiyle davayı süre aşımı yönünden reddetmiştir.

29. AİHM anılan kararında, davanın temelinde yer alan konunun

aslen beş yıllık süre sınırını başvurucunun yaralandığı tarihten itibaren

hesaplayan yerel Mahkeme kararındaki gerekçelendirme olduğunu ifade etmiş; başvurucunun

25/9/1995 tarihinde kafatasındaki mermiden haberdar

olmaması tartışma konusu olmadığından kendisinden beş yıl içinde tazminat

davası açmasının beklenmesinin makul olarak değerlendirilemeyeceğine,

Mahkemenin nazarında şahsi yaralanmayla ilgili tazminat davalarında dava açma

hakkının tarafların uğradığı zararı gerçekte değerlendirebildiğinde

kullanılması gerektiğine hükmetmiş ve AYİM’in süre

sınırı hakkındaki katı yorumunun, davanın esasının tam olarak incelenmesine

engel olması nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna

varmıştır (Eşim/Türkiye, §§ 23,

25, 26).

30. AİHM, Howald Moor ve Diğerleri/İsviçre (B.No: 52067/10 ve 41072/11, 11/3/2014)

başvurusunda da Eşim/Türkiye

başvurusundaki içtihadını sürdürmüştür. Başvuruya konu olayda başvuranlar,1965

yılından 1978 yılına kadar çalışma ortamında amyanta (asbest) maruz kalması

sebebiyle oluşan hastalık nedeniyle 2005 yılında vefat eden bir teknisyenin eşi

ve çocuklarıdır. Olayda hastalığın amyanttan kaynaklandığı 2004 yılında belli

olmuş ve başvuranların mirasçısı 25/10/2005 tarihinde

işveren aleyhine maddi ve manevi tazminat davası açmıştır. İsviçre Federal

Mahkemesi, on yıllık zamanaşımı süresinin zararın ortaya çıktığı andan değil

olayın oluş anından itibaren başlayacağını belirterek davacının 1995 yılından

sonra amyanta maruz kalmadığını, 1995'ten önceki olaylar açısından ise

taleplerin zamanaşımına uğradığına karar vermiştir.

31. AİHM söz konusu başvuruda, zamanaşımına ilişkin kuralların,

amyantın yol açtığı gibi tetikleyici olaylardan ancak yıllar sonra teşhis

edilebilen hastalıklardan muzdarip kişilere

sistematik olarak uygulanmasının, bu kişileri iddialarını mahkemeler önünde

ortaya koyma olanağından yoksun bırakma ihtimali bulunduğuna dikkat çekmiştir.

AİHM, kişinin belli bir hastalıktan muzdarip olduğunu

bilemeyeceğinin bilimsel olarak kanıtlanmış olduğu durumlarda bu gerçeğin

zamanaşımı süresinin hesaplanmasında dikkate alınması gerektiğini belirterek

zamanaşımı sürelerinin uygulanmasının başvuranların mahkemeye erişimini, söz konusu

haklarının özüne halel getirecek derecede kısıtlamış olduğuna karar vermiştir (Howald Moor ve Diğerleri/İsviçre,§§

77,78).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

32. Mahkemenin 6/7/2017 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Mahkemeye Erişim

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

33. Başvurucu; AYİM'in, dava açma

süresini idarenin iç işlemleri sonucu kesinleşen ve tebliğ edilmeyen sağlık

raporunun onay tarihinden başlatarak davayı reddetmesi nedeniyle kendisine

gereksiz ve orantısız bir yük yüklenildiğini ve böylece mahkemeye erişim

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş, yargılamanın yenilenmesine karar

verilmesini istemiştir.

34. Bakanlık tarafından sunulan görüşte

konuyla ilgili Anayasa Mahkemesi ve AİHM içtihatlarına yer verilmiş ve ardından

özetle 1602 sayılı Kanun'da, dava açma süresinin her çeşit işlemlerde yazılı

bildirim tarihinden itibaren altmış gün olarak ifade edildiği, tam yargı

davasının açılması bakımından da eylemlerin yazılı bildirimi ya da başka

suretle öğrenme tarihinden itibaren sürenin başlatıldığını, ayrıca Türk Silahlı

Kuvvetleri Sağlık Yeteneği Yönetmeliği'nde personel ve askerî öğrenciler ile

yükümlüler bakımından ayrı düzenlemeye gidilmesine rağmen her iki durumda da

sağlık kurulu raporunun tebliği şartının arandığı belirtilmiştir.

35. Başvurucu, Bakanlık görüşüne cevap vermemiştir.

2. Değerlendirme

36. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:

“Herkes, meşru vasıta

ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı

olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

a. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

37. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas

Yönünden

i. Müdahalenin

Varlığı ve Hakkın Kapsamı

38. Anayasa’nın 36. maddesinin birici

fıkrasında, herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı

mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma

hakkına sahip olduğu belirtilmiştir.

39. Anayasa'nın 36. maddesine 2001 yılı değişiklikleriyle

eklenen "adil yargılanma" ibaresine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin

taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce güvence altına alınan adil yargılanma

hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Bu sözleşmelerden AİHS

ile AİHS'i yorumlayan AİHM içtihadındaki adil

yargılanma hakkı güvencelerinden birini mahkemeye erişim hakkı oluşturmaktadır

(bkz. § 23).

40. Anayasa Mahkemesi içtihadına göre de bir uyuşmazlığı mahkeme

önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını

isteyebilmek anlamına gelen mahkemeye erişim hakkı, Anayasa'nın 36. maddesinde

güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün temel unsurlarından biridir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).

41. Başvurucunun açtığı davanın AYİM İkinci Dairesi tarafından

süresinde açılmadığı gerekçesiyle reddedilerek davanın esasının

incelenmemesinin, başvurucunun mahkemeye erişim hakkına müdahale olduğu

açıktır.

ii. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

42. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve

hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde

belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu

sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin

gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

43. Adil yargılanma hakkının görünümlerinden biri olan mahkemeye

erişim hakkı, mutlak bir hak olmayıp bu hakkın sınırlandırılması mümkündür.

Ancak mahkemeye erişim hakkına müdahalede bulunulurken temel hak ve

özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa'nın

13. maddesinin gözönünde bulundurulması gerekmektedir

(Murat Kara ve diğerleri, B. No:

2014/6042, 9/3/2017, § 59).

44. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde

belirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa’nın 36. maddesinin

ihlalini teşkil edecektir.

45. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen

ve somut başvuruya uygun düşen; kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebe

dayanma, ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının

belirlenmesi gerekir.

(1) Kanunilik

46. Başvuruya konu olayda AYİM İkinci Dairesinin, 1602 sayılı

Kanun’un 43. maddesine göre süre aşımı gerekçesiyle davanın reddine karar

verdiği anlaşılmaktadır. AYİM Dairesinin bu maddeye göre verdiği kararla

yapılan müdahalenin kanun tarafından öngörülme ölçütünü karşıladığı açıktır.

(2) Meşru Amaç

47. Anayasa'nın 36. maddesinde, hak arama özgürlüğü için

herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte bunun hiçbir

şekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hak olduğu söylenemez. Özel

sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da hakkın doğasından kaynaklanan bazı

sınırları bulunduğu kabul edilmektedir. Ayrıca hakkı düzenleyen maddede

herhangi bir sınırlama nedenine yer verilmemiş olsa da Anayasa'nın başka

maddelerinde yer alan kurallara dayanarak bu hakların sınırlandırılması mümkün

olabilir. Dava açma hakkının kapsamına ve kullanım koşullarına ilişkin bir

kısım düzenlemelerin hak arama özgürlüğünün doğasından kaynaklanan sınırları

ortaya koyan ve hakkın norm alanını belirleyen kurallar olduğu açıktır. Ancak

bu sınırlamalar Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan güvencelere aykırı olamaz

(AYM, E.2014/112, K.2014/203, 25/12/2014).

48. Diğer taraftan hukuki güvenlik ve hukuki istikrar ilkeleri

Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin temel ilkelerindendir. Bu

ilkelerin sağlanması amacıyla adil yargılanma hakkı kapsamında yer alan

mahkemeye erişim hakkına sınırlama getirilebilir. Bu çerçevede idari işlem ve

eylemlerin sürekli bir biçimde dava açılma tehdidi altında kalmasını

engellemek, kamu hizmetinin hızlı ve etkin biçimde yürütülmesini sağlamak amacıylahukuki istikrar ve hukuki güvenlik ilkeleri gereği

idari davaların açılmasının belli sürelerle sınırlandırıldığını söylemek

mümkündür.

49. Bunun yanında dava ya da hukuki işlemler için tanınan

süreler, mahkemelerin zamanın geçmesi nedeniyle güvenilirliği kalmayan, eksik

ya da ulaşılması zor kanıtlara dayanarak uzak geçmişte meydana gelmiş olaylar

hakkında karar vermelerini istemekle oluşabilecek adaletsizliklerin önüne

geçmek ve hukuk güvenliğini sağlamak gibi önemli ve meşru amaçlara hizmet

ederler (AYM, E.2014/92, K.2016/6, 28/1/2016, § 17).

50. Bir başka ifadeyle süre gibi usul kuralları adaletin iyi

yönetimini ve bilhassa hukuki güvenlik ve istikrara saygının temin edilmesini

amaçlarlar.

51. Bu açıklamalar çerçevesinde idari işlem ve eylemlere karşı

açılan davalarda süre koşulunun öngörülmesi meşru amaçlara sahiptir.

(3)Ölçülülük

52. Zorunlu askerlik görevi sırasında

malul kalma nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen zararın tazmini istemiyle

açılan başvuruya konu davada, AYİM Dairesinin dava açma süresini barışta

askerliğe elverişli olunmadığı yönünde düzenlenen sağlık raporunun "onay (kesinleşme) tarihinden

başlatarak" davayı süre aşımı gerekçesiyle reddetmesi nedeniyle

başvurucunun mahkemeye erişimine yapılan müdahalenin ölçülü olup olmadığınınincelenmesi gerekir.

(a) Genel İlkeler

53. Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca hak ve özgürlüklerin

sınırlandırılmasında dikkate alınacak ölçütlerden biri olan ölçülülük, hukuk

devleti ilkesinden doğmaktadır. Hukuk devletinde hak ve özgürlüklerin

sınırlandırılması istisnai bir yetki olduğundan bu yetki ancak durumun

gerektirdiği ölçüde kullanılması koşuluyla haklı bir temele oturabilir.

Bireylerin hak ve özgürlüklerinin, somut koşulların gerektirdiğinden daha fazla

sınırlandırılması kamu otoritelerine tanınan yetkinin aşılması anlamına

geleceğinden hukuk devletiyle bağdaşmaz (AYM, E.2013/95, K.2014/176, 13/11/2014).

54. Mahkemelerin usul kurallarını uygularken bir yandan davanın

hakkaniyetine zarar verecek kadar katı şekilcilikten öte yandan kanunla

öngörülmüş olan usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak kadar aşırı

esneklikten kaçınmaları gerekir (Kamil Koç,

B. No: 2012/660, 7/11/2013, § 65). Bu çerçevede

mahkemeye erişim hakkına yapılacak sınırlandırmanın ölçülü olup bireylerin

mahkemeye erişim hakkını aşırı derecede zorlaştırmaması ya da imkânsız hâle

getirmemesi gerekir.

55. Öte yandan bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği

ilgili mevzuatı yorumlamak derece mahkemelerinin görevi olup Anayasa

Mahkemesinin bireysel başvuruda incelediği husus derece mahkemelerinin

gerekçelerine esas yorumun ölçülü olup olmadığı ve buna göre Anayasa'da güvence

altına temel hak ve özgürlükleri ihlal edip etmediğidir. Bu kapsamda dava açma

sürelerinin hangi tarihte başlayacağını belirlemek Anayasa Mahkemesinin görevi

olmayıp Anayasa Mahkemesi, dava açma sürelerinin başlatıldığı tarihle ilgili

derece mahkemelerin yorumlarının Anayasa'da güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkını ihlal edip etmediğini

incelemektedir.

56. Askerlik hizmeti sırasında meydana gelen eylemden dolayı

uğranılan zararın tazmini istemiyle açılan davanın süre aşımı gerekçesiyle

reddedilmesi üzerine mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiası daha önce

Anayasa Mahkemesince incelenmiştir ( Kemal

İnan, B. No: 2013/1524, 6/10/2015; Haluk Pek, B.No:

2013/9094, 4/2/2016; Nahit Aydın, B.No: 2013/4072, 6/1/2016; Sezai

Balta, B. No:

2013/8834, 4/2/2016; Mesut Ekinci,

B. No: 2014/956, 18/5/2016).

57. Anayasa Mahkemesinin anılan başvurularda ortaya koyduğu

içtihada göre kişinin idari eyleme ilişkin tam yargı davası açma hakkını, idari

eylem nedeniyle bir zarara uğramış olduğunu ve uğradığı zararın hangi sebep

veya sebeplerden kaynaklandığını gerçekte değerlendirebildiğinde kullanabilmesi

gerekir.

58. Bu bağlamda bir kısmına yukarıda yer verilen (§§ 20, 21)

Danıştay içtihatlarında ortaya konulduğu üzere idari eylem nedeniyle uğranılan

zararın tazmini istemiyle açılan tam yargı davasında idarenin tazminle yükümlü

tutulabilmesi için ortada idari eylem ve zarar olmalı, ayrıca zararla idari

eylem arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Bu çerçevede eylemin idariliğinin veya yol açtığı zararın ya da illiyet bağının

eylemden çok sonra anlaşıldığı veya ortaya konulabildiği durumlarda dava açma

süresinin bu tarihlerden sonra başlayacağı kabul edilmektedir.

59. Anayasa Mahkemesinin yukarıda yer

verilen içtihadında; askerlik hizmeti sırasında meydana gelen eylemden dolayı

zarara uğranıldığına ilişkin iddiada erken terhis durumunun varlığı hâlinde söz

konusu zararın erken terhisle öğrenilerek değerlendirilebileceği, erken terhis

işleminden sonra sağlık raporunun onaylanarak başvurucuya tebliğ edilmesinin

ise ancak açılan tazminat davasında rahatsızlığın seviyesine göre talep

edilecek olan tazminat tutarının hesaplanmasına etki edebileceği kabul

edilmektedir. Erken terhis durumunun olmadığı durumlarda ise mahkemeye

erişim hakkının ihlal edilip edilmediğinin tespitinde zarardan bilgi sahibi

olup olmadıklarına dair başvurucuların ortaya koyacakları argümanlar

bu çerçevede zararın öğrenilmesine elverişli nitelikteki sağlık raporunun

varlığı ve derece mahkemelerinin bunlara dair gerekçeleri önem arz eder.

60. Ayrıca derece mahkemesi kararlarında başvurucuların

uğradıklarını ileri sürdükleri zararı öğrendikleri veya öğrenmeleri gereken

tarih hakkında hiçbir değerlendirme yapılmaksızın dava açma süresine ilişkin

bazı kategorik kabul ve değerlendirmelerle davaların süre yönünden reddedilmesi

mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir.

(b) İlkelerin Olaya

Uygulanması

61. Başvurucu, 1602 sayılı Kanun’da belirtilen dava açma

süresinin mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiği yönünde bir şikâyette

bulunmamıştır. Başvurucu, anılan sürenin başlangıç tarihi olarak raporun onay

tarihinin esas alınmasının mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğinden şikâyet

etmektedir.

62. Olayda, askerlik hizmeti sırasında 18/7/2009

tarihinde meydana gelen mayın patlamasında yaralanan başvurucunun bir dizi

tedavi sonucunda 23/5/2011 tarihli heyet raporuylabarışta

askerliğe elverişli olmadığı tespit edilmiştir. Başvurucu bu rapordan önce

normal terhis tarihi olan 28/11/2009 tarihinde terhis

edilmiştir. Askerliğe elverişsizliğe ilişkin rapor 23/6/2011

tarihinde onaylanarak kesinleşmiş ancak bu rapor başvurucuya tebliğ

edilmemiştir. Başvurucu, mayın patlamasında oluşan yaralanma nedeniyle 11/9/2012 tarihinde tam yargı davası açmıştır. AYİM İkinci

Dairesi, idari eylemlere ilişkin 1602 sayılı Kanun'un 43. maddesindeki bir

yıllık süreyi başvurucunun askere elverişliliğiyle ilgili raporun onaylanarak

kesinleştiği 23/6/2011 tarihinden başlatmıştır.

63. Somut olayda erken terhis durumu bulunmadığından

başvurucunun, mayın patlaması nedeniyle uğradığı zararı değerlendirebileceği

tarihin belirlenmesi ve bu tarihe ilişkin AYİM Dairesinin gerekçesi,

başvurucunun mahkemeye erişim hakkının ihlal edilip edilmediğinin tespitinde

önem arz etmektedir.

64. Başvuruya konu kararda AYİM Dairesi başvurucunun barışta

askerliğe elverişli olmadığına ilişkin düzenlenen sağlık raporuna başvurucunun

zarara uğradığını değerlendirebilmesi noktasında önem atfetmiş ve dava açma

süresinin başlangıcına bu raporu esas kabul etmiştir. Bununla birlikte AYİM

dava açma süresini söz konusu raporun kesinleşerek onaylandığı tarihten

başlatmıştır (bkz. § 13). Ancak askerliğe elverişsizliğe ilişkin sağlık

raporunun başvurucunun gıyabında onaylanarak kesinleştiği ve başvurucuya tebliğ

edilmediği açıktır.

65. Bu durumda AYİM Dairesine göre

başvurucunun idari eylem nedeniyle uğradığı zararı değerlendirme noktasında

önem taşıdığı anlaşılan, askerliğe elverişsizliğe ilişkin sağlık raporunun

tebliğ edilmediği gözetildiğinde başvurucunun bilgisi dışında gerçekleşen onay

tarihi esas alınmak suretiyle davanın süre aşımı yönünden reddedilmesinin

başvurucuya orantısız bir külfet yüklediği bukatı

yorumun başvurucunun mahkemeye erişim hakkını aşırı derecede zorlaştırdığı

sonucuna varılmıştır.

66. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim

hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

B. Yaşam Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

67. Başvurucu,idarenin

özensiz davranışı sonucuyaşam hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

68. Bakanlık, bu iddiaya ilişkin görüş sunmamıştır.

69. Başvurucunun Anayasa’nın 17. maddesi

uyarınca yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyeti, söz konusu şikâyet

ve olay açısından yaşam hakkı kapsamında etkili kabul edilebilecek bir başvuru

yolu olan tam yargı davasına ilişkin Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yapılan

incelemede mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği tespit edilip ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için dava dosyasının yeniden yargılama

yapılmak üzere ilgili Mahkemeye gönderilmesine karar verildiğinden ayrıca

değerlendirilmemiştir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

70. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50.

maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

71. Başvurucu, yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunmuştur.

72. Adil yargılanmahakkı kapsamındaki

mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

73. Mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan

kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Askeri Yüksek İdare

Mahkemesi İkinci Daire Başkanlığına gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

74. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin adil yargılanma hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere

-Anayasa'nın 21/1/2017 tarihli ve 6771 sayılı Kanun

ile getirilen geçici 21. maddesinin birinci fıkrasının (E) bendiyle Askeri

Yüksek İdare Mahkemesi kaldırılmış olduğundan anılan bendin (b) alt bendi

gereğince- yetkili idari yargı merciine GÖNDERİLMESİNE (Karar, Askeri Yüksek

İdare Mahkemesi İkinci Dairesinin 4/12/2013 tarihli ve E.2013/1481, K.2013/1508

sayılı kararıyla ilgilidir.),

D. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

6/7/2017tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh KALELİ

Nuri

NECİPOĞLU

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Raportör

:

Mehmet Sadık

YAMLI

Başvurucu

:

İsmail

ÇALIŞKAN

Vekili

:

Av. Sezgin

GANUZ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/11662, 6 Temmuz 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Mahkemeye Erişim
  11. B. No: 2012/660, 7/11/2013, § 65). Bu çerçevede
  12. B. Yaşam Hakkının İhlal
  13. C. 6216 Sayılı Kanun'un
  14. A. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının
  15. B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil
  16. C. Kararın bir örneğinin adil yargılanma hakkının ihlalinin
  17. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  18. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  19. Necipoğlu
  20. Yamlı
  21. Çalışkan
  22. Ganuz
  23. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/11662
Tarih
6 Temmuz 2017

İlgili Kararlar

  • Peri Sak Başvurusu (B. No: 2014/19498)
  • Gülcan Tekindor Başvurusu (B. No: 2014/18578)
  • Gülfidan Yıldırım Başvurusu (B. No: 2014/12290)
  • Ayşe Günaydın Başvurusu (B. No: 2014/10360)
  • Lütfü Çoban Başvurusu (B. No: 2014/3967)
  • Ayşegül Sevengin ve Tuğrul Sevengin Başvurusu (B. No: 2014/20165)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.