İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Kamuran Çörtük Başvurusu (B. No: 2014/9817)

1. Başvurucu, yargılandığı davada, zamanaşımı süresi

Başvuru No2014/9817Tarih26 Şubat 2015Okuma19 dk · 3.713 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Kamuran Çörtük Başvurusu

Karar tarihi
26 Şubat 2015
Başvuru Numarası
2014/9817
R.G. Tarih-Sayı
16/4/2015-29328
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.713 kelime·19 dk okuma·13 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, yargılandığı davada, zamanaşımı süresi

dolmasına rağmen hakkında mahkumiyet kararı

verildiğini, hakkındaki bir kısım isnatların bildirilmeyerek savunma hakkının

kısıtlandığını ve tanık dinletme taleplerinin gerekçesiz olarak reddedildiğini

belirterek, Anayasa’nın 10., 36., 37., 38., 138. ve 140. maddelerinin ihlal

edildiğini ileri sürmüş, infazın durdurulmasını ve yargılanmanın yenilenmesini

talep etmiştir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 23/6/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan

yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca, 31/10/2014 tarihinde,

kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme

gönderilmesine karar verilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

UYAP aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle

şöyledir:

5. Bayındırbank A.Ş.’ye

9/7/2001 tarihinde Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) tarafından

el konulması sebebiyle açılan davaların tamamı İstanbul 8. Ağır Ceza

Mahkemesinin E.2004/164 sayılı dosyasında birleştirilerek yargılama

yapılmıştır.

6. Anılan Mahkemenin 25/1/2013 tarih ve E.2004/164, K.2013/1

sayılı kararı ile başvurucunun 18/6/1999 tarih ve 4389 sayılı mülga Bankalar

Kanunu'nun 22. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca 5 yıl 10 ay hapis

cezası ile cezalandırılmasına hükmedilmiştir.

7. Başvurucunun temyizi üzerine anılan Mahkeme kararı,

Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 14/4/2014 tarih ve E.2013/20876, K.2014/7683 sayılı

kararı ile onanmıştır.

8. Onama gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

“…birleşen 2005/65 Esas sayılı dosyası kapsamında

Şişli Cumhuriyet Başsavcılığının 02.05.2003 tarih ve 2003/5198 esas numaralı

iddianamesinde 25.05.2001 tarihinde katılma payı adı altında 330.000 TL banka

parasını Bayındır Holding A.Ş.'ye avans adı altında

ödetmesi ve birleştirilen 2006/15 Esas sayılı dosyası kapsamında Şişli

Cumhuriyet Başsavcılığının 18.02.2003 tarih ve 2003/1671 esas numaralı

iddianamesinde 04.07.2001 tarihinde Banka Turca Romano

S.A. Hisselerinin alınması adı altında 4.200.000 USD' nin

suç tarihindeki efektif satış kuru karşılığı olan 5.377.083,60 TL banka

parasını ödetmesi eylemleri ile ilgili olarak açılmış bir dava bulunmadığı

halde mahkemece bu eylemlerin teselsül eden zimmet suçunun içerisinde

değerlendirilmesi suretiyle mahkumiyet hükmü kurulmuş ise de, sanığın

mahkumiyetine esas alınan eylemlerinin sayısı ve zimmete konu miktar dikkate

alınarak banka zararına da hükmedilmemiş olması karşısında sonuca etkili

görülmediğinden bozma nedeni yapılmamıştır.

…

Yapılan

duruşma sonunda toplanan deliller, karar yerinde irdelenerek sanıkların

suçlarının sübutu kabul edilmiş, olayın niteliğine ve soruşturma sonuçlarına

uygun şekilde suç vasfı tayin, cezayı artırıcı ve indirici sebeplerin nitelik

ve derecesi takdir kılınmış, savunmaları inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş,

incelenen dosyaya göre verilen hükümde aşağıda gösterilen sebepler dışında bir

isabetsizlik bulunmamış olduğundan; sübuta, vasfa ve sair hususlara değinen

temyiz itirazları yerinde görülmemiştir… hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA…”

9. Başvurucu onama kararından 23/5/2014 tarihinde haberdar

olduğunu belirtmektedir.

10. Bireysel başvuru, 23/6/2014 tarihinde yapılmıştır.

B. İlgili Hukuk

11. 4389 sayılı mülga Kanun'un 22. maddesinin (3) numaralı

fıkrası şöyledir:

“Banka yönetim kurulu başkan ve üyeleri ile diğer mensupları

görevleri dolayısıyla kendilerine tevdi olunan veya muhafazaları, denetim veya

sorumlulukları altında bulunan bankaya ait para veya sair varlıkları

zimmetlerine geçirirlerse altı yıldan on iki yıla kadar ağır hapis cezası ile

cezalandırılacakları gibi bankanın uğradığı zararı tazmine mahkum

edilirler. Bu fıkrada gösterilen suç, bankayı aldatacak ve fiilin açığa

çıkmamasını sağlayacak her türlü hileli faaliyette bulunmak suretiyle

işlenmişse faile on iki yıldan aşağı olmamak üzere ağır hapis ve meydana gelen

zararın üç katı kadar ağır para cezası verilir. Ayrıca meydana gelen zararın

ödenmemesi halinde mahkemece re'sen ödettirilmesine

hükmolunur. Zararın kovuşturma yapılmadan önce tamamıyla ödenmiş olması halinde

cezaların yarısı, ödeme hükümden önce gerçekleştirilmiş ise üçte bir oranında

indirilir.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

12. Mahkemenin 26/2/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,

başvurucunun 23/6/2014 tarih ve 2014/9817 numaralı bireysel başvurusu incelenip

gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

13. Başvurucu, “25/1/2001

tarihinde 330.000 TL’nin Bayındır Holding A.Ş.’ye

giderlere katılma payı adı altında ödettirilmesi” hususu ile ilgili

olarak Cumhuriyet savcılığınca hakkında dava açılmadığı halde yargılanması

sırasında savunması dahi alınmaksızın mahkum edildiğini, yargılamayı yapan

İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesinin bu hatasının temyiz aşamasında Yargıtay 7.

Ceza Dairesi tarafından da kabul edildiğini ancak “sonuca etkili olmayacağı” gerekçesiyle söz konusu derece

mahkemesi kararının bozulmadığını, temyiz aşamasında verilen kararın 2. ve 3.

sayfalarında sanıklardan bazıları için 1/3/1926 tarih ve 765 sayılı mülga Türk

Ceza Kanunu'nun 102. maddesinin (3) numaralı fıkrasında öngörülen 10 yıllık

zamanaşımı süresinin dolduğu belirtilerek “sonuca

etkili görülmediği ve bu hususun bozma nedeni yapılmadığı”nın ifade edildiğini ancak

kendisi hakkındaki birleşen E.2005/65 sayılı dosyada zamanaşımı nedeniyle “ortadan kaldırma” kararı verilmediğini,

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun emsal kararlarında belirildiği

şekli ile bilirkişi heyetinin oluşturulmadığını, bu hususu temyizde ileri

sürmelerine karşın Yargıtay tarafından yerel mahkeme kararının gerekçesiz

şekilde onandığını, tanık dinletme taleplerinin reddedildiğini belirterek,

Anayasa’nın 10., 36., 37., 38., 138. ve 140. maddelerinin ihlal edildiğini

ileri sürmüş, tedbiren infazın durdurulması ve

yeniden yargılanma talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

14. Başvuru formu ve ekleri

incelendiğinde; başvurunun, zamanaşımı süresi dolmasına rağmen hakkında

mahkûmiyet kararı verildiği, savunma hakkının kısıtlandığı, mahkûmiyet

kararının gerekçesiz şekilde onandığı ve tanık dinletme taleplerinin

reddedildiği iddiaları ile ilgili olduğu anlaşılmaktadır. Anayasa Mahkemesi,

olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp,

olay ve olguların gerçekliğinin hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Bu

nedenle başvurucunun tüm iddiaları, Anayasa’nın 36. maddesinde belirtilen adil

yargılanma hakkı ile ilişkili

görülerek bu kapsamda değerlendirilmiştir.

1. Hukuk

Kurallarının Yanlış Yorumlandığı ve Uygulandığı İddiası

15. Başvurucu, hakkındaki birleşen E.2005/65 sayılı dosyada

zamanaşımı nedeniyle “ortadan kaldırma”

kararı verilmediğini ileri sürmüştür.

16. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul

edilemezliğine karar verebilir.”

17. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine

karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü

fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular kapsamında değerlendirilen

kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel

başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

18. Anılan kurallar uyarınca, ilke olarak derece mahkemeleri

önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece

mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup

olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece

mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda

bariz takdir hatası ve açıkça keyfilik içermesi ve bu durumun kendiliğinden

bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu

çerçevede, kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular açıkça keyfilik

bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince incelenemez (B. No: 2012/1027, 12/2/2013, §

26).

19. Somut olayda başvurucu hakkında İlk Derece Mahkemesince

verilen 25/1/2013 tarihli karar, Yargıtayca 14/4/2014

tarihinde onanmıştır. Hükümde isabetsizlik bulunmamış; sübuta, vasfa ve sair

hususlara değinen temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

20. Başvurucu, kendisine yüklenen suçun kanunda gerektirdiği

cezanın türü ve üst sınırı itibarıyla tabi olduğu, suç tarihi itibariyle

yürürlükte bulunan ve lehe olan 765 sayılı Kanun’un 102. maddesinin üçüncü

fıkrasında öngörülen dava zamanaşımı gerçekleştiğinden, hakkındaki kamu

davasının zamanaşımı nedeniyle düşürülmesi gerekirken onanmasına karar

verilmesinin adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini iddia etmiştir

21. Dava zamanaşımı, belli koşulların gerçekleşmesi halinde

devletin cezalandırma hakkından vazgeçmesidir. 5237 sayılı Kanun’un 72.

maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre, dava zamanaşımı re'sen

uygulanır ve bundan şüpheli, sanık ve hükümlü vazgeçemezler. 5252 sayılı

Kanun’un 9. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca da lehe olan hüküm, önceki

ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan

sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenir. Şüphesiz

kanunun zamanaşımı hükümleri de lehe/aleyhe değerlendirmesinde dikkate

alınacaktır.

22. 765 sayılı Kanun uyarınca ileri sürülen taleplerin,

belirtilen Kanun’un zamanaşımına ilişkin hükümleri kapsamında değerlendirilip

değerlendirilmeyeceği hususu ile lehe Kanun'un hangisi olduğunun belirlenmesi

noktasındaki mevzuat hükümlerinin yorumu ve uygulanması noktasındaki takdir,

esasen derece mahkemelerine aittir. Söz konusu yargılamada, lehe/aleyhe kanun

hükümlerinin yorumu, maddi vakıaların belirlenen ölçütler çerçevesinde

değerlendirilmesi ve başvurucunun eylemine temas eden suçun dava zamanaşımının

dolup dolmadığının tespitinde takdir, esasen derece Mahkemelerine ait olmakla

beraber, derece mahkemesi kararlarının bariz bir takdir hatası içermesi

durumunda, Anayasal bir temel hak veya özgürlüğün ihlal edilip edilmediğinin

tespiti noktasında, farklı bir değerlendirme yapılması gerekebilecektir.

23. Bu çerçevede, İlk Derece Mahkemesinin yaptığı belirlemeye

göre, başvurucuya isnat olunan eylemin suç tarihinde yürürlükte bulunan 4389

sayılı Kanun'un 22. maddesinin (3) numaralı fıkrasına uygun suçu oluşturduğu

belirtilmiştir. 5237 sayılı TCK’nın 66. maddesinin (6) numaralı fıkrası

uyarınca zamanaşımı, zincirleme suçlarda son suçun işlendiği günden itibaren

işlemeye başlar. İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 25/1/2013 tarih ve

E.2014/164, K.2013/1 sayılı gerekçeli kararının incelenmesinde; başvurucunun

mahkûm olduğu zincirleme suçlarının işlendiği tarihlerin 1999-2001 yılları

içerisinde olduğu belirtilmiş fakat somut bir tarih belirlenememiş ise de,

zamanaşımını kesen sebepler (Şişli Cumhuriyet Başsavcılığının 2/5/2003 tarih ve

E.2003/5198 sayılı iddianamesi, savunmanın verildiği 12/3/2003, 8/9/2003 ve

19/9/2003 tarihleri ve Mahkemenin 25/1/2013 tarihli mahkumiyet kararı) dikkate

alındığında derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının bariz bir takdir

hatası veya açıkça keyfilik içerdiğine ilişkin bir bulguya rastlanmamıştır.

24. Açıklanan nedenlerle, derece

mahkemesi kararlarının bariz takdir hatası veya açık keyfilik içermediği

anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının “açıkça

dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

2. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiği

İddiası

25. Başvurucu, bilirkişi heyetlerinin Yargıtay Ceza Genel

Kurulunun emsal kararında belirtilen vasıflara haiz kişilerden

oluşturulmadığını, bu hususu temyizde ileri sürmesine karşın Yargıtay

tarafından yerel mahkeme kararının gerekçesiz şekilde onandığını iddia

etmiştir.

26. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta

ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı

olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

27. Anayasa’nın 141. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“Bütün

mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.”

28. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

29. Anılan kurallar uyarınca, ilke olarak mahkeme kararlarının

gerekçeli olması, adil yargılanma hakkının bir gereğidir. Derece mahkemeleri,

dava konusu maddi olay ve olguların kanıtlanmasını, delillerin

değerlendirilmesini, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanmasını,

uyuşmazlıkla ilgili vardığı sonucu, sonuca varılmasında kullandığı takdir yetkisinin

sebeplerini makul bir şekilde gerekçelendirmek zorundadır. Bu gerekçelerin

oluşturulmasında açıkça bir keyfilik görüntüsünün olmaması ve makul bir biçimde

gerekçe gösterilmesi hâlinde adil yargılanma hakkının ihlalinden söz edilemez

(B. No: 2013/1235, 13/6/2013, § 23)

30. Makul gerekçe; davaya konu olay ve olguların mahkemece nasıl

nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere

dayandırıldığını ortaya koyacak, olay ve olgular ile hüküm arasındaki

bağlantıyı gösterecek nitelikte olmalıdır. Zira tarafların o dava yönünden,

hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp

değerlendirebilmeleri için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün

hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini gösteren, ifadeleri özenle

seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna

uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur (B. No: 2013/1235, 13/6/2013, §

24).

31. Bununla birlikte derece mahkemelerinin, taraflarca ileri

sürülen tüm iddialara cevap verme zorunluluğu bulunmayıp, hükme esas teşkil

eden gerekçelerin nelerden ibaret olduğunu ortaya koyması yeterlidir. Diğer

taraftan kanun yolu mercilerince; onama, itiraz veya başvurunun reddi kararları

verilmesi hâlinde alt derece mahkemelerinin kararlarında gösterdikleri

gerekçeler kabul edilmiş olacağından, anılan kararlarda ayrıca gerekçe

gösterilmesine gerek bulunmamaktadır (B. No: 2013/1235, 13/6/2013, § 25).

Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatları da bu yöndedir (Van de Hurk/Hollanda,

B. No: 16034/90, 19/4/1994, § 61).

32. Başvuru konusu olayda, Mahkeme; sanık savunmasına,

bilirkişi raporlarına, kredilere ilişkin belgelere ile diğer delillere

dayanarak, suça konu eylemlerin banka kaynaklarının kötüye kullanılması ve

baştan beri geri dönmeyeceği bilinerek, grup firmalarına bankacılık usul ve

teamüllerine aykırı olarak kaynak aktarılmak suretiyle gerçekleştiğine, bu

şekilde gerçekleşen zararın da devlet üzerine bırakıldığına kanaat getirmiştir (gerekçeli

karar, s. 182-264). Anılan kararda, tarafların iddia ve savunmaları,

dosyaya sundukları deliller değerlendirilmiş, ilgili hukuk kuralları

yorumlanmak ve somut olayla da bağlantı kurulmak suretiyle bir sonuca

ulaşılmıştır. Temyiz mercii tarafından da İlk Derece Mahkemesinin kararı hukuka

aykırı bulunmayarak, temyiz talepleri gerekçeleri ile reddedilmiştir (§ 8).

Dolayısıyla Yargıtay kararında yer verilen gerekçenin yetersiz veya keyfi

olduğu söylenemez.

33. Açıklanan nedenlerle, başvurucu tarafından ileri sürülen

iddialar çerçevesinde bir temel hak ihlalinin olmadığı anlaşıldığından,

başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun

olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Tanık Dinletme Hakkının İhlali İddiası

34. Başvurucu, İlk Derece Mahkemesi tarafından, o dönemde

BDDK Başkan Vekili olan T. K.’nin tanık sıfatıyla

dinlenilmesine ilişkin talebinin

“yargılamanın sonucuna etki etmeyeceği” gerekçesiyle reddedilmesi

nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

35. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) “Adil yargılanma hakkı” başlıklı 6. maddesinin

(1) numaralı fıkrası ve (3) numaralı fıkrasının (d) bendi şöyledir:

“1. Herkes davasının, … cezai alanda

kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla

kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, adil ve kamuya açık

olarak, … görülmesini isteme hakkına sahiptir.

…

3. Bir suç

ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir:

…

d) İddia

tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma tanıklarının da iddia

tanıklarıyla aynı koşullar altında davet edilmelerinin ve dinlenmelerinin

sağlanmasını istemek;”

36. Adil yargılanma hakkı bireylere dava sonucunda verilen

kararın değil, yargılama sürecinin ve usulünün adil olup olmadığını denetletme

imkânı verir. Bu nedenle, bireysel başvuruda adil yargılanmaya ilişkin

şikâyetlerin incelenebilmesi için başvurucunun yargılama sürecinde haklarına

saygı gösterilmediğine, bu çerçevede yargılama sürecinde iddia makamının

sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığı veya bunlara etkili bir

şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığı, kendi delillerini ve iddialarını

sunamadığı ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının

derece mahkemesi tarafından dinlenmediği veya kararın gerekçesiz olduğu gibi,

mahkeme kararının oluşumuna sebep olan unsurlardan değerlendirmeye alınmamış

eksiklik, ihmal ya da açık keyfiliğe ilişkin bir iddianın dayanaklarıyla ileri

sürülmüş olması gerekir (B. No: 2013/2767, 2/10/2013, § 22).

37. Yargılama makamları yargılamanın taraflarınca ileri

sürülen iddiaları ve gösterdikleri delilleri gereği gibi incelemek zorundadır.

Bununla birlikte, belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme ve

gösterilmek istenen delilin davayla ilgili olup olmadığına karar verme yetkisi

esasen derece mahkemelerine aittir. Mevcut yargılamada geçerli olan delil sunma

ve inceleme yöntemlerinin adil yargılanma hakkına uygun olup olmadığını

denetlemek Anayasa Mahkemesinin görevi kapsamında olmayıp, Mahkemenin görevi

başvuru konusu yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmadığının değerlendirilmesidir

(B. No: 2013/1213, 4/12/2013, § 27).

38. Yapılan yargılama sırasında tanık dinletme hakkı da dâhil

olmak üzere delillerin ibrazı ve değerlendirilmesi adil yargılanma hakkının

unsurlarından biri olarak kabul edilen silahların eşitliği ilkesi kapsamında

kabul edilmektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38). Silahların eşitliği ilkesi

davanın taraflarının usuli haklar bakımından aynı

koşullara tabi tutulması ve taraflardan birinin diğerine göre daha zayıf bir

duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını makul bir şekilde mahkeme önünde

dile getirme fırsatına sahip olması anlamına gelir (B. No: 2013/1134,

16/5/2013, § 32). Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca

inceleme yaptığı bir çok kararında, ilgili hükmü AİHS’in 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak

suretiyle, gerek AİHS’in lafzi içeriğinde yer alan

gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen

silahların eşitliği ilkesine Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir

(B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).

39. AİHS’in 6. maddesinin (3) numaralı

fıkrasında yer alan ve” suç isnadı altındaki

kişiler”e

ilişkin olan “suçlamayla ilgili

bilgilendirilme”, “savunma için

yeterli zaman ve kolaylıklara sahip olma”, “bizzat, müdafii vasıtasıyla

veya adli yardımla savunma”, “tanık

dinletme ve tanık sorgulama” ile “çevirmenden

ücretsiz yararlanma” hakları, 6. maddenin (1) numaralı fıkrasında

koruma altına alınmış daha genel nitelikteki “hakkaniyete

uygun yargılanma” hakkının özel görünüm şekilleridir (Sakhnovskiy/Rusya

[BD], B. No: 21272/03, 2/11/2010, § 94; Asadbeyli ve

Diğerleri/Azerbaycan, B. No: 3653/05 14729/05

16519/06, 11/12/2012, §§ 130-132).

40. Bu nedenle AİHS’in 6.

maddesinin (3) numaralı fıkrasındaki özel güvencelerin, 6. maddenin (1)

numaralı fıkrasında yer alan hakkaniyete uygun yargılanma hakkı ışığında

değerlendirilmesi gerekir. Diğer taraftan 6. maddenin (3) numaralı fıkrasının

(a-e) bentlerinde düzenlenen güvenceler arasında da bağ bulunmakta olup

bunlardan her biri yorumlanırken diğerleri dikkate alınmalıdır (Bkz. Pélissier ve Sassi/Fransa [BD], B. No:

25444/94, 25/3/1999, §§ 51-54.).

41. Genel anlamda hakkaniyete uygun bir yargılamanın

yürütülebilmesi için “silahların eşitliği”

ve “çelişmeli yargılama” ilkeleri

ışığında, taraflara iddialarını sunmak hususunda uygun olanakların sağlanması

şarttır. Taraflara tanık delili de dâhil olmak üzere delillerini sunma ve

inceletme noktasında uygun imkânların tanınması gerekir. Bu anlamda, delillere

ilişkin dengesizlik veya hakkaniyetsizlik iddialarının yargılamanın bütünü

ışığında değerlendirilmesi gerekir (B. No: 2013/1213, 4/12/2013, § 27).

42. AİHS’in 6. maddesinin (3) numaralı

fıkrasının (d) bendinde ilk olarak, sanığın iddia tanıklarını sorguya çekme

veya çektirme hakkı güvence altına alınmıştır. Kovuşturma sırasında bütün

kanıtların tartışılabilmesi için, kural olarak, bu kanıtların aleni bir

duruşmada ve sanığın huzurunda ortaya konulmaları gerekir. Bu kural istinasız

olmamakla birlikte, eğer bir mahkûmiyet sadece veya belirleyici ölçüde, sanığın

soruşturma veya yargılama aşamasında sorgulama veya sorgulatma imkânı

bulamadığı bir kimse tarafından verilen ifadelere dayandırılmış ise, sanığın

hakları Sözleşme’nin 6. maddesindeki güvencelerle bağdaşmayacak ölçüde

kısıtlanmış olur. Olayın tek tanığı varsa ve sadece bu tanığın ifadesine

dayanılarak hüküm kurulacak ise, bu tanık duruşmada dinlenmeli ve sanık

tarafından sorgulanmalıdır. Bu tanığın, sanığın sorgulamadığı bir dönemde

alınan önceki ifadesine dayanılarak mahkûmiyet kararı verilemez (B. No:

2013/99, 20/3/2014, § 46).

43. AİHS’in 6. maddesinin (3) numaralı

fıkrasının (d) bendinde ikinci olarak sanığın, savunma tanıklarının da iddia

tanıklarıyla “aynı koşullar altında”

davet edilmelerinin ve dinlenmelerinin sağlanmasını isteme hakkı güvence altına

alınmıştır. Sanığa tanınan bu güvence, silahların eşitliği ilkesinin bir

gereğidir. Tanıkların dinlenmek üzere çağırılmasının uygun olup olmadığının

değerlendirmesi, kural olarak, derece mahkemelerinin takdir yetkisi

dâhilindedir. AİHS’in 6. maddesinin (3) numaralı

fıkrasının (d) bendi, sanığın lehine olan bütün tanıkların çağrılmasını ve

dinlenmesini gerektirmez. Bu düzenlemenin esas amacı, sanığın “aynı koşullar altında” ve “silahların eşitliği ilkesi”ne uygun olarak tanık

dinletme talebinde bulunabilmesinin sağlanmasıdır.

44. Tanıkların dinlenmek üzere çağırılmasının uygun olup

olmadığının değerlendirilmesi kural olarak derece mahkemelerinin takdir yetkisi

dâhilindedir. Dolayısıyla bir sanığın bazı tanıkları dinletemediğinden şikâyet

etmesi yeterli olmayıp, ayrıca bu tanıkların dinlenmesinin niçin önemli

olduğunu ve gerçeğin ortaya çıkması için niçin gerekli olduğunu açıklamak

suretiyle tanık dinletme talebini desteklemelidir (B. No: 2013/99, 20/3/2014, §

54).

45. Mahkemeler, somut davadaki maddi gerçeğin ortaya

çıkmasına yardımcı olmayacağını değerlendirdiği savunma tanıklarının dinlenmesi

talebini reddedebilir (Huseyn ve diğerleri/Azerbaycan, B. No: 35485/05, 45553/05, 35680/05 ve 36085/05,

26/7/2011, § 196). Diğer yandan, 5271 sayılı Kanun’un 178. maddesine göre,

mahkeme başkanı veya hâkim, sanığın (başvurucunun) gösterdiği tanık veya uzman

kişinin çağrılması hakkındaki dilekçeyi reddettiğinde, sanık o kişileri mahkemeye

getirebilir. Bu kişiler duruşmada dinlenir.

46. Başvurucu, o dönemde BDDK Başkan Vekili olan T. K.’nin tanık sıfatıyla dinlenilmesini talep etmiştir. Söz

konusu yargılamada Mahkeme, davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirerek,

gösterilen tanığın davayla ilgisini taktir etmiş, talebi “yargılamanın sonucuna etki etmeyeceği” gerekçesiyle

reddetmiştir.

47. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde, başvurucunun

ayrıca tanığın dinlenmesinin niçin önemli olduğunu ve gerçeğin ortaya çıkması

için niçin gerekli olduğunu açıklamak suretiyle tanık dinletme talebinde

bulunmadığı anlaşılmaktadır. Başvurucu hakkında verilen mahkûmiyet kararının,

sanık savunmalarına, diğer bilirkişi raporlarına ve maddi delillere dayanılarak

verildiği de gözetildiğinde, yargılamanın bir bütün olarak adil olmadığına

ilişkin bir bulguya da rastlanmamıştır.

48. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun yargılandığı davada

tanık dinletme talebinin kabul edilmediği yönündeki iddialarının “açıkça dayanaktan yoksun” olduğuna karar

verilmesi gerekir.

4. İddianamede

Belirtilmeyen Bir Eylemden Dolayı Mahkûm Edildiği İddiası

49. Başvurucu, “25/1/2001 tarihinde 330.000

TL’nin Bayındır Holding A.Ş.’ye giderlere katılma

payı adı altında ödettirilmesi” hususu ile ilgili olarak Cumhuriyet

Savcılığınca hakkında dava açılmadığı halde yargılanması sırasında savunması

dahi alınmaksızın mahkum edildiğini şikâyet etmektedir.

50. Anayasa’nın 36.

maddesinin birinci fıkrasında herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanma

hakkının kapsamı düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriği, AİHS’in “Adil yargılanma

hakkı” kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesinde belirlenmelidir (B.

No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).

51. AİHS’in“Adil

yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes … cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar

verecek olan … bir mahkeme tarafından davasının … hakkaniyete uygun … olarak

görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

52. AİHM, “hakkaniyete uygun yargılama” kavramından

hareket ederek adil yargılamanın zımni gereklerini saptamıştır. Bu gereklerden

en önemlisi Anayasa’nın 36. maddesinde de açıkça ifade edilmiş olan “savunma hakkı”dır. Ceza yargılamasındaki

savunma haklarının güvence altına alınması demokratik

toplumun temel bir ilkesidir. Bu sebeple AİHM’e göre

hakkaniyete uygun bir yargılamanın gerçekleştirilmesi için, yargılamanın

yürütülmesi sırasında alınan önlemlerin, savunma hakkının yeterince ve tam

olarak kullanılması ile uyumlu olması (Bkz. Ludi/İsviçre, B. No: 12433/86, 15/6/1992 §§ 49-50) ve bu

hakların teorik ve soyut değil, etkili ve pratik olacak şekilde (Bkz. Artico/İtalya, B. No: 6694/74, 13/5/1980 § 33) yorumlanması

gerekmektedir (B. No: 2013/4734, 7/3/2014, § 32).

53. AİHS’in “Adil

yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin (3) numaralı

fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir:

a)

Kendisine karşı yöneltilen suçlamanın niteliği ve sebebinden en kısa sürede,

anladığı bir dilde ve ayrıntılı olarak haberdar edilmek;

b)

Savunmasını hazırlamak için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olmak;

…”

54. AİHS’in 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (a)

bendinde hakkında bir suç isnadında bulunulan kişinin “Kendisine karşı yöneltilen suçlamanın niteliği ve

sebebinden … ayrıntılı olarak haberdar edilmek” hakkı, kişinin

savunmasını hazırlayabilmesi için getirilmiş bir güvencedir. 6. maddesinin (1)

numaralı fıkrasında güvence altına alınmış olan hakkaniyete uygun yargıplanma hakkı ışığında, (3) numaralı fıkranın (a)

bendi, cezai konularda hakkaniyete uygun bir yargılama yapılmasının temel ön

koşulu olarak şüpheli veya sanığa detaylı bilgi verilmesini öngörmektedir (B. No:

2013/4734, 7/3/2014, § 35).

55. AİHS’in 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (a) bendi,

bilgilendirmenin şekline ilişkin herhangi bir yükümlülük içermemekle birlikte

bu güvence, şüpheliye veya sanığa hakkındaki “suçlamayı

bildirme” konusunda özel bir çaba gösterilmesi gerekliliğine işaret

etmektedir. Bu nedenle (a) bendi uyarınca sanığa verilecek bilgi, kendisinin

hangi fiil nedeniyle suçlandığını ve bu fiilin hukuki nitelemesinin ne olduğunu

içermeli ve detaylı olmalıdır. Ceza kovuşturmasında esaslı bir yeri olan

iddianamenin tebliğ edilmesiyle, sanığın, yazılı bir biçimde, suçlamaların

maddi ve hukuki temelinden resmi olarak haberdar olduğu kabul edilmektedir. Öte

yandan yargılama sırasında suçun hukuki niteliğinin değişmesi halinde de sanığa

yöneltilen suçlamanın değişen hukuki niteliği ve nedenleri hakkında bildirim

yapılması gerekmektedir (B. No: 2013/4734, 7/3/2014, § 36).

56. Ayrıca AİHM, AİHS’in 6. maddesinin (a) bendi ile hakkında bir suç

isnadında bulunulan kişinin “Savunmasını

hazırlamak için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olmak” hakkına

yer verilen (b) bentlerinin birbiriyle bağlantılı olduğunu; suçlamanın nedeni

ve niteliği hakkında bilgilendirilme hakkının, şüphelinin veya sanığın

savunmasını hazırlama hakkı ışığında değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir

(bkz. Pélissier

ve Sassi/Fransa [BD], B. No: 25444/94, 25/3/1999,

§ 54).

57. Somut olayda, E.2005/65

sayılı dosyası kapsamında Şişli Cumhuriyet Başsavcılığının 2/5/2003 tarih ve

E.2003/5198 sayılı iddianamesinde 25/5/2001 tarihinde katılma payı adı altında

330.000 TL banka parasının Bayındır Holding A.Ş.'ye

avans adı altında ödetilmesi eylemi ile ilgili olarak başvurucu hakkında

açılmış bir dava bulunmadığı halde mahkemece bu eylem teselsül eden zimmet

suçunun içerisinde değerlendirilmiş ise de, davasız bu eylemden dolayı

başvurucuya ayrıca ceza verilmemiş ve zincirleme olarak işlenen diğer eylemlerden

dolayı hükmolunan ceza da bu eylemden dolayı arttırılmamıştır. Bu husus

Yargıtay tarafından da, sanığın mahkûmiyetine esas

alınan eylemlerinin sayısı ve zimmete konu miktar ile banka zararına da

hükmedilmemiş olması hususları dikkate alınıp sonuca etkili görülmeyerek bozma

nedeni yapılmamıştır.

58. Başvurucunun,

cezalandırılan suçlar yönünden duruşmaya çıkararak mahkeme önünde hazır bulunma

hakkından faydalandığı ve savunma hakkını kullandığı, yargılamanın 25/1/2013

tarihli hüküm celsesinde de ek savunmasını müdafisi huzurunda yaptığı,

duruşmaların büyük çoğunluğuna katılarak aleyhindeki iddia ve görüşlere karşı

beyanda bulunduğu görülmektedir.

59. Açıklanan

nedenlerle, başvurucunun savunma hakkının kısıtlandığını ileri sürdüğü

yargılama işlemlerinde bir temel hakkın ihlal edilmediğinin açık olduğu

anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları

yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan

yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle, başvurunun “açıkça dayanaktan

yoksun olması” nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA, yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde

bırakılmasına, 26/2/2015 tarihinde OY

BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan y.

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Nuri NECİPOĞLU

Hicabi

DURSUN

Erdal TERCAN Hasan Tahsin GÖKCAN Raportör : Akif YILDIRIM Başvurucu : Kamuran ÇÖRTÜK Vekili : Av. Noyan SAVAŞ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/9817, 26 Şubat 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili Hukuk
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun İddiaları
  14. B. Değerlendirme
  15. Dursun
  16. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/9817
Tarih
26 Şubat 2015

İlgili Kararlar

  • Dursun Satıcı Başvurusu (B. No: 2012/611)
  • Mehmet Özbaytar Başvurusu (B. No: 2014/13358)
  • Orhan Ersoy Başvurusu (B. No: 2013/7323)
  • Uğur Kan Başvurusu (B. No: 2013/9327)
  • Arnoldus Theodorus Bernardus Maria Nales Başvurusu (B. No: 2013/1211)
  • Şeyhmus Kalın Başvurusu (B. No: 2014/4967)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.