İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Kazım Albayrak Başvurusu (B. No: 2014/3836)

1. Başvurucu, silahlı ve topluca cezaevinde isyana kalkışma suçundan

Başvuru No2014/3836Tarih17 Eylül 2014Okuma18 dk · 3.627 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Kazım Albayrak Başvurusu

Karar tarihi
17 Eylül 2014
Başvuru Numarası
2014/3836
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.627 kelime·18 dk okuma·11 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvurucu, silahlı ve topluca cezaevinde isyana kalkışma suçundan

yargılandığı davada Bandırma 2. Asliye Ceza Mahkemesinin, zaman aşımı süresinin

dolmasına rağmen hakkında mahkûmiyet kararı vermesi ve uyarlama hükümlerinin

hukuka aykırı olarak uygulanması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 19/3/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan

yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca, 30/4/2014 tarihinde

kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme

gönderilmesine karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

olaylar özetle şöyledir:

5. Başvurucu hakkında Bandırma Özel Tip Cezaevinde hükümlü

olarak tutulduğu süreçte 5/1/2000 ila 7/1/2000 tarihleri arasında diğer bazı

hükümlüler ile birlikte İBDA-C silahlı terör örgütü ile ilişkileri nedeniyle

silahlı ve topluca cezaevinde isyana kalkıştıkları iddiası ile soruşturma

başlatılmıştır.

6. Soruşturma kapsamında başvurucunun Eskişehir Cumhuriyet

Başsavcılığı tarafından müdafisiz alınan savunmasında özetle, Bandırma Özel Tip

Cezaevi idaresinin kendisi ve bazı hükümlülerin hücre sistemi olan cezaevlerine

nakletmek istediğini, kendisi ve arkadaşlarının ayrılmak istemediklerini, zorla

götürülmek istenmeleri üzerine de kendi imal ettikleri saldırı ve savunmada

kullanılabilecek aletlerle karşı koyduklarını belirtmiştir.

7. Bandırma Cumhuriyet Başsavcılığının 30/5/2000 tarih ve

E.2000/549 sayılı iddianamesi ile başvurucu ve arkadaşları haklarında silahlı

ve topluca cezaevinde isyana kalkışmak suçundan cezalandırılmaları talebiyle

aynı yer Asliye Ceza Mahkemesi nezdinde kamu davası açılmıştır.

8. Bandırma Asliye Ceza Mahkemesi, 4/1/2005 tarih ve

E.2000/386, K.2005/1 sayılı kararı ile başvurucuyu 11 yıl 6 ay 10 gün hapis

cezasına mahkûm etmiştir.

9. Anılan kararın temyizi üzerine Yargıtay Cumhuriyet

Başsavcılığı, 22/12/2005 tarih ve 4-2005/180627 sayılı yazıları ile karara

ilişkin 1/6/2005 tarihinde yürürlüğe giren 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk

Ceza Kanunu kapsamında değerlendirme yapılması için dosyayı Mahkemesine geri

göndermiştir.

10. Bandırma Adliyesinde ikinci Asliye Ceza Mahkemesinin

kurulması ile dosyanın tevzi olduğu Bandırma 2. Asliye Ceza Mahkemesinin

E.2006/40 sayısına kayden yapılan yargılamada, Mahkemenin 15/12/2011 tarih ve

E.2006/40, K.2011/729 sayılı kararı ile başvurucu tekrar 11 yıl 6 ay 10 gün

hapis cezasına mahkûm edilmiştir.

11. Anılan kararın temyizi üzerine Yargıtay Cumhuriyet

Başsavcılığı tarafından hazırlanan 19/5/2013 tarih ve 2013/4231 sayılı

tebliğnamede başvurucunun hukuki durumuna ilişkin olarak talep edilen hususlar

şöyledir:

“Suç ve hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 765

sayılı TCK ve 5237 sayılı TCK hükümleri nazara alınarak lehe ve aleyhe

değerlendirme yapılması gerektiği, bu kapsamda her suç bakımından zamanaşımı

değerlendirilmesinin ayrı ayrı yapılması gerektiği, sanıklar hakkında 765 sayılı

TCK’nın 304/3-4. maddeleri gereğince hükmolunan temel cezanın 10 yıl 6 ay hapis

cezası, netice cezanın ise 11 yıl 6 ay 10 gün hapis cezası olması karşısında;

her ne kadar hüküm tarihi itibariyle uygulama doğru ise de suç ve hüküm tarihi

itibariyle 765 sayılı TCK’nın 304/3., 5237 sayılı TCK’nın 296/1-2. maddeleri

kapsamında yapılan değerlendirmede 5237 sayılı TCK’nın 296/1. maddesine ilişkin

kesintili zamanaşımı süresinin 5237 sayılı TCK’nın 66/1-e, 67/4. maddeleri

gereğince 12 yıl olması ve suç tarihi olan 5/1/2000 tarihinden inceleme

tarihine kadar da söz konusu zamanaşımı süresinin gerçekleşmiş olması

karşısında; mahkemece 765 sayılı TCK’nın 304/3-4. maddeleri ile 5237 sayılı

TCK’nın 296/2. maddesi delaletiyle 5237 sayılı TCK’nın 152/1-a, 152/2-a maddelerinin

ayrı ayrı bir bütün halinde netice cezalar değerlendirilmek suretiyle yeniden

lehe yasanın değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması bozmayı gerektiğinden,

sanıklar ve müdafilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden

hükmün bozulması talep olunur.”

12. Temyiz incelemesi yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesi,

24/12/2013 tarih ve E.2013/7012, K.2013/16579 sayılı ilamı ile anılan mahkeme

kararını onanmıştır. İlamın gerekçesindeki başvurucu ile ilgili kısım şöyledir:

“Sanıklara atılı hükümlü veya tutukluların

ayaklanması suçu bakımından 5237 sayılı TCK'nın 296/1. maddesinde belirlenen

cezanın süresi itibariyle, aynı Kanun’un 66/1-e, 67/4. maddelerinde öngörülen

zamanaşımı suç ve inceleme tarihleri arasında gerçekleşmiş ise de, 5237 sayılı

TCK'nın 7. ve 5252 sayılı Kanunun 9/3 maddelerinde “lehe olan hüküm önceki ve

sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak ortaya çıkan

sonuçların birbiriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenir” hükmü uyarınca,

iddianamedeki anlatım, kabul ve mahkemenin lehe olan kanunun belirlenmesine

yönelik yaptığı karşılaştırmada yakarak mala zarar verme suçuna ilişkin

teşdiden öngördüğü ceza da nazara alındığında; sanıklar tarafından

gerçekleştirilen ayaklanmada yakarak mala zarar verme ve kişiyi hürriyetinden

yoksun kılma suçlarının da sübut bulduğu, buna göre de; 765 sayılı TCK'nın

304/son maddesi delaletiyle 304/3-4. maddelerinin uygulanması ile hükmolunan

sonuç cezanın, 5237 sayılı TCK'nın 296/2. maddesi yollamasıyla aynı Kanunun

152/1-a, 152/2-a, 109/2-3-a-b maddelerinin uygulanması suretiyle hükmolunacak

sonuç cezaya göre her durumda daha lehe olacağı anlaşılmakla; mahkemenin kabul

ve uygulamasında bir isabetsizlik görülmemiş, tebliğnamedeki bozma düşüncesine

bu nedenle iştirak edilmemiştir”

13. Başvurucu, karardan 17/3/2014 tarihinde haberdar olmuş ve

19/3/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

14. 1/3/1926 tarih ve 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu'nun

(mülga) 304. maddesi şöyledir:

“(Değişik madde: 28/9/1971 tarih ve 1490

sayılı Kanun’un 10 md.)

I- (Değişik bent: 7/1/1981 tarih ve 2370

sayılı Kanun’un 10 md.) Önceden aralarında bir anlaşma olsun veya olmasın üç ve

daha ziyade hükümlü veya tutuklu her ne sebeple olursa olsun cezaevi idaresine

karşı ayaklanırsa, üç yıldan beş yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.

Cebir ve şiddet göstererek veya tehdit ederek

veya nüfuz ve müessir kuvvet sarfederek cezaevinin idaresine kısmen veya

tamamen mani olunması hali bu maddenin tatbikinde ayaklanma sayılır.

Kullanılmış olmasa bile, ayaklanmaya silahla

katılan hükümlü ve tutuklular beş yıldan yedi yıla kadar hapis cezasıyla

cezalandırılır.

Yukarıda yazılı hallerde ayrıca bir tahribat

meydana getirilmişse, tayin olunan ceza, tahribatın derecesine göre üçte birden

yarıya kadar artırılarak hükmolunur.

II - Azmettirenler veya teşvik edenler

ayaklanmaya fiilen katıldıkları takdirde, haklarında birinci bendin birinci

veya üçüncü veya dördüncü fıkralarında yazılı olan cezaların yukarı haddi

hükmolunur.

III - (Mülga bent: 07/12/1988 tarih ve 3506

sayılı Kanun’un 10 md.)”

15. 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 296.

maddesi şöyledir:

“(1) Hükümlü veya tutukluların toplu olarak

ayaklanması hâlinde, her biri hakkında altı aydan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

Hükümlü veya tutuklu sayısının üçten fazla olmaması hâlinde, bu suçtan dolayı

cezaya hükmedilmez.

(2) Ayaklanma sırasında başka suçların

işlenmesi hâlinde, ayrıca bu suçlara ilişkin hükümlere göre cezaya hükmolunur.”

16. 5237 sayılı Kanun’un 152. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının (a) bendi ile (2) numaralı fıkrasının (a) bendi şöyledir:

“(1) Mala zarar verme suçunun;

a) Kamu

kurum ve kuruluşlarına ait, kamu hizmetine tahsis edilmiş veya kamunun

yararlanmasına ayrılmış yer, bina, tesis veya diğer eşya hakkında,

…

İşlenmesi hâlinde, fail hakkında bir yıldan

altı yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(2) Mala zarar verme suçunun;

a) Yakarak, yakıcı veya patlayıcı madde

kullanarak,

…

İşlenmesi hâlinde, verilecek ceza iki katına

kadar artırılır.”

17. 5237 sayılı Kanun’un 7. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

“(2) Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan

kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin

lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur.”

18. 4/11/2004 tarih ve 5252 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun

Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 9. Maddesinin (3) numaralı fıkrası

şöyledir:

“(3) Lehe olan hüküm, önceki ve sonraki

kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların

birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenir.”

19. 4/4/1929 tarih ve 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü

Kanunu’nun (mülga) 135. maddesinin birinci fıkrasının (3) numaralı bendi

şöyledir:

“Zabıta amir ve memurları ile Cumhuriyet Savcısı

tarafından ifade almada ve hakim tarafından sorguya çekilmede aşağıdaki

hususlara uyulur:

…

3. Müdafi tayin hakkının bulunduğu, müdafi

tayin edebilecek durumda değilse baro tarafından tayin edilecek bir müdafi

talep edebileceği ve onun hukuki yardımından yararlanabileceği, isterse

müdafiin soruşturmayı geciktirmemek kaydı ile ve vekaletname aranmaksızın ifade

veya sorguda hazır bulunacağı bildirilir; yakınlarından istediğine

yakalandığını duyurabileceği söylenir.”

20. 1412 sayılı Kanun’un 135/A maddesi şöyledir:

“İfade verenin ve sanığın beyanı özgür

iradesine dayanmalıdır. Bunu engelleyici nitelikte kötü davranma, işkence,

zorla ilaç verme, yorma, aldatma, bedensel cebir ve şiddette bulunma, bazı

araçlar uygulama gibi iradeyi bozan bedeni veya ruhi müdahaleler yapılamaz.

Kanuna aykırı bir menfaat vaat edilemez.

Yukarıdaki fıkralarda belirtilen yasak

yöntemlerle elde edilen ifadeler rıza olsa dahi delil olarak

değerlendirilemez.”

21. 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun

150. maddesi şöyledir:

“(Değişik madde: 6/12/2006 tarih ve 5560

sayılı Kanun’un 21.md)

(1) Şüpheli veya sanıktan kendisine bir müdafi

seçmesi istenir. Şüpheli veya sanık, müdafi seçebilecek durumda olmadığını

beyan ederse, istemi halinde bir müdafi görevlendirilir.

(2) Müdafii bulunmayan şüpheli veya sanık;

çocuk, kendisini savunamayacak derecede malul veya sağır ve dilsiz ise, istemi

aranmaksızın bir müdafi görevlendirilir.

(3) Alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını

gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada ikinci fıkra

hükmü uygulanır.

(4) Zorunlu müdafilikle ilgili diğer hususlar,

Türkiye Barolar Birliğinin görüşü alınarak çıkarılacak yönetmelikle

düzenlenir.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

22. Mahkemenin 17/9/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,

başvurucunun 19/3/2014 tarih ve 2014/ 3836 numaralı bireysel başvurusu

incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

23. Başvurucu, silahlı ve topluca cezaevinde isyana kalkışma

suçundan yargılandığı davada soruşturma aşamasında Cumhuriyet Başsavcılığında

verdiği beyanda zorunlu müdafiden yararlandırılmadığını, Mahkemenin kamera

kayıtlarını, teftiş ve bilirkişi raporlarını beklemeden, iddia edilen silahlı

ayaklanma suçuna azmettirmeye ilişkin delil olmamasına ve isnat edilen suça

ilişkin 12 yıllık zamanaşımının dolmasına rağmen, yasal indirim şartlarının

oluşup oluşmadığına ilişkin cevabı da beklenmeden mahkûmiyet kararı verdiğini,

5237 sayılı Kanun’a ilişkin lehe aleyhe değerlendirmesi kapsamında alt sınırdan

hüküm kurularak değerlendirme yapılması gerekirken teşdit uygulanarak cezanın

belirlendiğini, benzer olaylarda ilgili Yargıtay 9. Ceza Dairesinin farklı

kararlar verdiğini belirterek, Anayasa’nın 10., 36. ve 38. maddelerinde

tanımlanan eşitlik ilkesi, adil yargılanma hakkı ve masumiyet karinesinin ihlal

edildiğini ileri sürmüş ve yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

24. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvurulara ilişkin

incelemesi başvuru kapsamıyla sınırlı olduğundan, başvurucu tarafından ileri

sürülmeyen herhangi bir hak ihlalinin resen incelenmesi mümkün değildir (B.No:

2013/1281, 16/5/2013, § 18). Bu kapsamda başvuruda, Anayasa’nın 36. maddesi

kapsamında makul sürede yargılanma hakkı konusu ayrıca değerlendirilmemiştir.

Başvurucunun, benzer davalarda Yargıtay 9. Ceza Dairesi tarafından farklı

kararlar verilmesi nedeniyle Anayasa’nın 10. maddesinin ihlal edildiğine

ilişkin iddiasının özü söz konusu kararın adil olmadığı hususu ile ilgilidir.

Anayasa Mahkemesi olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki tavsifi ile bağlı

değildir. Bu kapsamda başvurucunun bütün iddiaları aşağıda adil yargılanma

hakkı çerçevesinde iki ayrı başlık altında değerlendirilmiştir.

1. Soruşturma Aşamasında Müdafi Olmaksızın

Savunmasının Alındığı İddiası Yönünden

25. Anayasa’nın 36.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahiptir.”

26. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin

6. maddesinin üçüncü fıkrasının (c) bendi şöyledir:

“(3) Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki

asgari haklara sahiptir:

…

c) Kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir

müdafinin yardımından yararlanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddî

olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde,

resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek;”

27. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin

meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya

davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu

belirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanma hakkının kapsamı düzenlenmediğinden

bu hakkın kapsam ve içeriğinin, AİHS’nin “Adil

yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesinde

belirlenmesi gerekir (B.No: 2012/917, 16/4/2013, § 20).

28. AİHS’in 6. maddesinin üçüncü fıkrasının (c) bendindeki

düzenlemede isnat altında bulunan kişi, savunma hakkının kullanılmasında üç

ayrı hakka sahiptir. Bunlar kendisini bizzat savunmak, kendisinin seçtiği bir

müdafi yardımından yararlanma ve bir müdafiye sahip olmak için gerekli mali

olanaktan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görülürse resen

atanacak bir müdafi yardımından yararlanma haklarıdır. Dolayısıyla, suç isnadı

altında bulunan kişinin kendisini bizzat savunması devlet tarafından talep

edilemez (Pakelli/Federal

Almanya, B.No: 8398/78, 25/4/1983).

29. Müdafi yardımından yararlanma hakkı, adil yargılama için

suç isnadı altındaki kişilere savunma hakkı verilmesinin tek başına yeterli

olmadığını ayrıca bu kişilerin kendilerini savunma imkânına da sahip olmaları

gerektiğini ortaya koymaktadır. Bu kapsamda savunma hakkının etkin bir şekilde

kullanma imkânını sağlayan müdafi yardımından yararlanma hakkı aynı zamanda

adil yargılanma hakkının diğer bir unsuru olan “silahların

eşitliği” ilkesinin de gereğidir.

30. Sözleşme’nin anılan maddesi herhangi bir istisna

gözetmeksizin suç isnadı altında bulunan herkesi kapsamaktadır ve ceza

yargılamasının her aşamasında uygulanmaktadır. Dolayısıyla soruşturma

aşamasında yapılan işlemler bakımından da bu hak güvence altına alınmıştır. Bu

kapsamda AİHM, Sözleşme’nin 6. maddesinin üçüncü fıkrasının (c) bendinin

etkinliğinden söz edilebilmesi için yargılama öncesi işlemler bakımından da söz

konusu düzenlemenin uygulama alanı bulmasının zorunlu olduğunu belirtmiştir (Imbrioscia/İsviçre, B.No: 13972/88,

24/11/1993, § 33). Diğer taraftan AİHM, müdafi ile temsil hakkının sınırsız

olmadığını (Can/Avusturya, B.No:

9300/81, 30/9/1985, § 57), geçerli bir nedene dayanılıyorsa, davanın

açılmasından önceki aşamada avukata erişimin kısıtlanmasının mümkün

olabileceğini (John Murray/Birleşik Krallık, B.No: 18731/91, 8/2/1996, § 63), önemli olanın yargılamaya bir

bütün halinde bakıldığında soruşturma aşamasında bu hükme aykırılığın, ciddi

bir şekilde adil yargılanma hakkına engel olması durumunda hak ihlalinin ortaya

çıkabileceğini belirtmiştir (Imbrioscia/İsviçre,

§ 36). Bu kapsamda mutlak bir hak olarak

kabul edilmese de, suç isnadı altında bulunan kişinin, gerekirse resen atanan

bir avukat tarafından etkili bir şekilde savunulma hakkı adil yargılanma

hakkının temel özelliklerinden biridir (Poitrimol/Fransa,

B.No: 14032/88, 23/11/1993, § 34).

31. Müdafi yardımından yararlanma hakkının adil yargılanma

hakkı temelinde önemi, suç isnadı altında olan kişinin bu haktan

yararlandırılması yönünde devletin pozitif bir yükümlülüğü olduğunun kabul

edilmesidir. Sözleşme’nin 6. maddesinin üçüncü fıkrasının (c) bendi devletleri,

suç isnadı altındaki kişiyi, bir müdafiye sahip olmak için gerekli mali olanaktan yoksun ise

ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görülürse resen atanacak bir müdafi yardımından yararlandırma

yükümlülüğü altına sokmuştur.

32. Başvuru konusu olayda başvurucu hakkında yürütülen

soruşturma kapsamında Bandırma Cumhuriyet Başsavcılığının talimatıyla 21/3/2000

tarihinde Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başvurucunun savunması

alınmıştır. Savunma alınırken başvurucu müdafi yardımından yararlanmamıştır.

Başvurucu, 5271 sayılı Kanun’un 150. maddesinin (2) ve (3) numaralı fıkraları

kapsamında yasal zorunluluk olmasına rağmen müdafi yardımından

yararlandırılmamasının savunma ve adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini ileri

sürmüştür.

33. Öncelikle belirtilmesi gereken konu, başvurucunun

ifadesinin alındığı tarihte 5271 sayılı Kanun değil 1412 sayılı Kanun

yürürlüktedir. 1412 sayılı Kanun’un 135. maddesinin birinci fıkrasının (3)

numaralı bendi kapsamında şüphelinin soruşturma aşamasında kolluk, Cumhuriyet

savcısı ve sorgu hâkimi karşısında müdafi tayin hakkının bulunduğu, müdafi

tayin edebilecek durumda değilse baro tarafından tayin edilecek bir müdafi

talep edebileceği ve onun hukuki yardımından yararlanabileceği, isterse

müdafiin soruşturmayı geciktirmemek kaydı ile ve vekâletname aranmaksızın ifade

veya sorguda hazır bulunacağı kabul edilmiştir. Dolayısıyla 1412 sayılı Kanun

uygulaması müdafi yardımından yararlanmak için suç isnadı altındaki kişinin

talebini aramıştır.

34. Somut olayda, başvurucunun müdafi talep etmesine rağmen

verilmediğine ya da verdiği savunmanın baskı altında alındığına ve bu sebeple

gerçeğe aykırı beyan verdiğine dair herhangi bir iddiası bulunmamaktadır.

Ayrıca başvurucunun beyanı yargısal güvenceleri bulunan Cumhuriyet savcısı

huzurunda alınmıştır. Soruşturma ve kovuşturma aşamaları ile bir bütün olan

yargılama sürecinde kovuşturma aşamasında da başvurucu kendisini müdafi ile

temsil ettirmiştir. Dolayısıyla başvurucunun müdafi yardımından yararlanma

hakkının engellendiğine dair herhangi bir veri tespit edilmemiştir.

35. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun iddialarının bir ihlal

içermediği anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Delillerin Değerlendirilmesi ve Diğer

İddialar Yönünden

36. Başvurucu, Mahkemenin, kamera kayıtlarını, teftiş ve

bilirkişi raporlarını beklemeden, silahla ayaklanma suçuna azmettirmeye ilişkin

delil olmamasına ve isnat edilen suça ilişkin 12 yıllık zamanaşımının dolmasına

rağmen, yasal indirim şartlarının oluşup oluşmadığına ilişkin yazı cevabı

beklenmeden mahkûmiyet kararı verdiğini, 5237 sayılı Kanun’a ilişkin lehe

aleyhe değerlendirilmesi kapsamında alt sınırdan hüküm kurularak değerlendirme

yapılması gerekirken teşdit uygulanarak cezanın belirlendiğini, benzer olaylarda

ilgili Yargıtay Dairesinin farklı kararlar verdiğini belirterek bu hususların

adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

37. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi

gereken hususlarda inceleme yapılamaz”

38. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel

başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi” kenar

başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, …açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

39. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine

karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü

fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular kapsamında değerlendirilen

kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel

başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

40. Anılan kurallar uyarınca, ilke olarak derece mahkemeleri

önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece

mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup

olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun istisnası, derece

mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının bariz takdir hatası veya açık keyfilik

içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve

özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti

niteliğindeki başvurular, bariz takdir hatası veya açık keyfilik bulunmadıkça

Anayasa Mahkemesince esas yönünden incelenemez (B.No: 2012/828, 21/11/2013, §

21).

41. Adil yargılanma hakkı bireylere dava sonucunda verilen

kararın değil, yargılama sürecinin ve usulünün adil olup olmadığını denetletme

imkânı verir. Bu nedenle, bireysel başvuruda adil yargılanmaya ilişkin

şikâyetlerin incelenebilmesi için başvurucunun yargılama sürecinde haklarına

saygı gösterilmediğine, bu çerçevede yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğu

deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığı veya bunlara etkili bir şekilde

itiraz etme fırsatı bulamadığı, kendi delillerini ve iddialarını sunamadığı ya

da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece mahkemesi

tarafından dinlenmediği veya kararın gerekçesiz olduğu gibi, mahkeme kararının

oluşumuna sebep olan unsurlardan değerlendirmeye alınmamış eksiklik, ihmal ya

da açık keyfiliğe ilişkin bir bilgi ya da belge sunmuş olması gerekir (B.No:

2013/2767, 2/10/2013, § 22).

42. Belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme

ve gösterilmek istenen delilin davayla ilgili olup olmadığına karar verme

yetkisi esasen derece mahkemelerine aittir. Mevcut yargılamada sunulan delilin

geçerli olup olmadığını ve delil sunma ve inceleme yöntemlerinin yasaya uygun

olup olmadığını denetlemek Anayasa Mahkemesinin görevi kapsamında olmayıp,

Mahkemenin görevi başvuru konusu yargılamanın bütünlüğü içinde adil olup

olmadığının değerlendirilmesidir (B. No: 2013/1213, 4/12/2013, § 27).

43. AİHM, delilerin kabul edilebilirliği ile ilgili olarak,

somut davada kullanılan delilin sanığın hazır bulunduğu duruşmada ve “silahların eşitliği” ve “çelişmeli yargılama” ilkeleri ya da söz

konusu delillerin yargılamanın bütününe olan etkisi çerçevesinde

değerlendirmektedir (Tamminen/Finlandiya,

B.No: 40847/98, 15/6/2004, §§ 40-41; Barberà,

Messegué ve Jabardo/İspanya, B.No: 10590/83, 6/12/1988, §§ 68,

81-89). AİHM pek çok kararında, Sözleşme’nin 19. maddesi bağlamında görevinin,

Sözleşmeci Devletlerin Sözleşme’ye ilişkin yükümlülüklerinin gözetilmesini

sağlamak olduğunu, Sözleşme’nin koruması altında bulunan hak ve özgürlükler

ihlal edilmedikçe ulusal bir mahkemenin olaylara ya da hukuka ilişkin yaptığı

hataları inceleme görevinin bulunmadığını, Sözleşme’nin 6. maddesinin adil

yargılanma hakkını güvence altına almakla beraber bu maddenin öncelikli olarak

ulusal hukuk bağlamında düzenlenmesi gereken bir konu olan delillerin kabul

edilebilirliğine ilişkin bir kural ortaya koymadığını belirtmektedir (Schenk/İsviçre, B.No: 10862/84, 12/7/1988,

§§ 45-46; Desde/Türkiye, B.No:

23909/03, 1/2/2011, § 124).

44. Bireysel başvuruya konu davadaki olayların kanıtlanması,

hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması, yargılama sırasında delillerin

kabul edilebilirliği ve değerlendirilmesi ile kişisel bir uyuşmazlığa derece

mahkemeleri tarafından getirilen çözümün esas yönünden adil olup olmaması,

bireysel başvuru incelemesinde değerlendirmeye tabi tutulamaz. Anayasa’da yer

alan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece ve açıkça keyfilik içermedikçe

derece mahkemelerinin kararlarındaki maddi ve hukuki hatalar bireysel başvuru

incelemesinde ele alınamaz. Bu çerçevede, derece mahkemelerinin delilleri

takdirinde bariz takdir hatası veya açıkça keyfilik bulunmadıkça Anayasa

Mahkemesinin bu takdire müdahalesi söz konusu olamaz (B. No: 2012/1027,

12/2/2013, § 26).

45. AİHM, bariz bir şekilde keyfi olmadıkça, belirli bir

kanıt türünün –iç hukuk açısından hukuka aykırı olarak elde edilmiş kanıtlar da

dâhil olmak üzere– kabul edilebilir olup olmadığına veya aslında başvurucunun

suçlu olup olmadığına karar vermenin kendi görevi olmadığını kararlarında ifade

etmektedir. AİHM, kanıtların elde edilme yöntemi de dâhil olmak üzere

yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmadığını ve Sözleşme’deki bir hakkın

ihlali söz konusu ise tespit edilen ihlalin niteliğini inceleme konusu

yapmaktadır (Jalloh/Almanya [BD],

B.No: 54810/00, 11/07/2006, § 95; Desde/Türkiye,

B.No: 23909/03, 1/2/2011, § 125; Khodorkovskiy

ve Lebedev/Rusya, B.No: 11082/06, 13772/05, 25/7/2013, § 699) AİHM’e

göre, delillerle ilgili esas olarak başvurucuya, delillerin gerçekliğine itiraz

etme ve kullanılmalarına karşı çıkma fırsatı verilip verilmediği incelenmelidir

(Bykov/Rusya [BD], B.No: 4378/02,

10/3/2009, § 90; Khodorkovskiy ve

Lebedev/Rusya, B.No: 11082/06, 13772/05, 25/7/2013, § 700).

46. Başvuru konusu olayda başvurucunun iddiasına konu olan

Adalet müfettişi raporu ile jandarmadaki kamera kayıtları 21/6/2001 tarihli

duruşmada iddia makamı tarafından talep edilmiştir. Başvurucu ve vekili davanın

devam eden aşamalarında iddia makamının bu talebine ilişkin lehe veya aleyhe

herhangi bir talepte bulunmamışlardır. İddia makamının duruşmada ileri sürdüğü

anılan talepler Bandırma Cumhuriyet Başsavcılığının iddianamesine de esas

oluşturmamıştır. Bu kapsamda anılan hususların incelemesinden Mahkeme

tarafından vazgeçilmesine karşı duruşma sürecinde başvurucu tarafından herhangi

bir itiraz ileri sürülmemiştir. Öte yandan başvurucu vekilinin 27/12/2006

tarihli duruşmada olaylara ilişkin TRT’de bazı görüntülerin yayınlandığını

ileri sürmesi üzerine Mahkeme, Bandırma Cumhuriyet Başsavcılığına müzekkere

yazarak ellerinde herhangi bir kaydın olup olmadığının sorulmasına karar vermiştir.

8/3/2007 tarihli duruşmada Başsavcılık ellerinde görüntü kaydının olmadığını

bildirmiştir. Daha sonraki celselere ilişkin duruşma tutanakları kapsamında

başvurucu vekili iddiasına ilişkin herhangi bir bulgu veya yeni bir iddia ileri

sürmemiştir.

47. Somut olayda, başvurucunun delillerini sunma ve

delillerin değerlendirilmesi konusunda farklı bir muameleye tabi tutulduğuna

dair somut bir veri bulunmadığı gibi Mahkeme’nin delilleri değerlendirmesinde

bariz takdir hatası veya açıkça keyfilik bulunduğuna dair bir bulguya da

rastlanmamıştır. Başvuru dosyası incelendiğinde, deliller ile ilgili olarak

başvurucuya, şikâyete konu Mahkeme tarafından temin edilmesinden vazgeçilen

hususlara yönelik itiraz etme ve kullanılmamasına karşı çıkma fırsatı

verildiği, başvurucunun aleni duruşmada delil sunma ve tartıştırma imkânına

sahip olduğu anlaşılmaktadır. Diğer taraftan, “silahların

eşitliği” ve “çelişmeli

yargılama” ilkelerine aykırı olarak başvurucuya delillerini sunma,

inceletme ve itiraz etme hususlarında uygun olanakların sağlanmadığına ilişkin

bir veri de bulunmamaktadır.

48. Öte yandan, başvurucunun, Mahkemenin silahla ayaklanma

suçuna azmettirmeye ilişkin delil olmamasına rağmen, yasal indirim şartlarının

oluşup oluşmadığına ilişkin yazı cevabı beklenmeden mahkûmiyet kararı verdiği,

Mahkemenin lehe aleyhe değerlendirilmesinde teşdit uygulayarak cezayı

belirlediği, yargılamanın zamanaşımına uğradığı iddialarının Yargıtay 9. Ceza

Dairesi tarafından reddedilmesine ve benzer davalarda Daire tarafından farklı

kararlar verilmesine ilişkin iddialarının yukarıdaki açıklamalar ışığında

derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olgulara ilişkin

hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince

uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması ile ilgili

olduğu açıktır. Başka bir ifadeyle başvurucunun iddialarının, derece

mahkemesince kanunların yorumlanmasında isabet olup olmadığına, dolayısıyla

yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu ve başvurunun bu haliyle temyiz incelemesi

talebi niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır.

49. Başvurucunun iddialarının esas itibarıyla ilk derece

mahkemesi ve Yargıtay tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve

yorumlanmasında isabet olmadığına ve dolayısıyla yargılamanın sonucuna ilişkin

olduğu, derece mahkemelerince yürütülen yargılama sırasında başvurucunun, karşı

tarafın sunduğu deliller ve görüşlerle ilgili bilgi sahibi olma ve bunlara

karşı etkili bir şekilde itiraz etme ve kendi delillerini ve iddialarını sunma

konularında bir sorunla karşılaştığına dair bir bulguya rastlanılmadığı gibi

yapılan yargılama ve kurulan hükümde bariz takdir hatası veya açık keyfilik de

tespit edilmemiştir.

50. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun iddialarının kanun

yolu şikâyeti niteliğinde olduğu ve derece mahkemeleri kararlarının bariz

takdir hatası veya açık keyfilik de içermediği anlaşıldığından başvurunun bu

kısmının “açıkça dayanaktan yoksunluk”

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

Başvurunun,

“açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA, yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde

bırakılmasına, 17/9/2014 tarihinde OY

BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Serruh KALELİ Üyeler : Zehra Ayla PERKTAŞ Burhan ÜSTÜN Nuri NECİPOĞLU Hasan Tahsin GÖKCAN Raportör : Murat ŞEN Başvurucu : Kazım ALBAYRAK Vekili : Av. Ömer OĞUR

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/3836, 17 Eylül 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. I- (Değişik bent: 7/1/1981 tarih ve 2370
  9. II - Azmettirenler veya teşvik edenler
  10. III - (Mülga bent: 07/12/1988 tarih ve 3506
  11. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  12. A. Başvurucunun İddiaları
  13. B. Değerlendirme
  14. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/3836
Tarih
17 Eylül 2014

İlgili Kararlar

  • Ö.k.a. Başvurusu (B. No: 2013/9095)
  • Turgay Çamlı Başvurusu (B. No: 2012/1266)
  • Faruk Mete Başvurusu (B. No: 2013/8489)
  • Cengiz Gezgin Başvurusu (B. No: 2013/8738)
  • Zübeyde Çaçan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/1584)
  • Ahmet Adsay ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/7288)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.