İçeriğe geç
AC
Birinci Bölüm Başvuru No: 2013/7288 Tarih:

Ahmet Adsay ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/7288)

Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

AHMET ADSAY VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2013/7288)

Karar Tarihi: 8/9/2014

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucular, 25/4/2000

tarihinde Derik Kadastro Mahkemesinde aleyhlerine açılan kadastro tespitine

itiraz davasında yargılamanın halen devam ettiğini belirterek, mülkiyet ve adil

yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşler, tazminat talep

etmişlerdir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 27/9/2013 tarihinde

Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvurunun

Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci

Bölüm Üçüncü Komisyonunca, 15/11/2013 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesi

Bölüm tarafından yapılmak üzere, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar

verilmiştir.

4. Birinci Bölümün 4/12/2013

tarihli ara kararı gereğince başvurunun kabul edilebilirlik ve esas

incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet

Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Adalet Bakanlığının 6/1/2014

tarihli görüş yazısı başvuruculara tebliğ edilmiş olup, başvurucular vekili

tarafından Adalet Bakanlığı görüşüne karşı 30/1/2014 tarihli beyan dilekçesi

ibraz edilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru

formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

7. Mardin ili Derik ilçesi Zeytinpınar

mahallesi 496 ada, 33, 62, 65, 116, 174, 175, 183, 188, 189, 221 ve 222 parsel

numaralı taşınmazlar 1999 yılında yapılan kadastro çalışması sonunda

başvurucular ve murisleri adlarına tespit edilmiştir.

8. Z.A. ve arkadaşları, anılan taşınmazların kendilerine ait

olduğu iddiasıyla başvurucular ve murisleri aleyhine, 25/4/2000 tarihinde Derik

Kadastro Mahkemesinde kadastro tespitine itiraz davası açmışlardır.

9. Mahkemece, 25/1/2008 tarih ve E.2000/79, K.2008/1 sayılı

kararla; davacının Kadastro Kanunu'nun 36. maddesine göre keşif giderlerini

süresi içinde yatırmadığı, dolayısıyla keşif deliline dayanmaktan vazgeçtiği,

mevcut delillere göre de davacının davasını ispat edemediği gerekçesiyle

davanın reddine, taşınmazların başvurucular ve murisleri adlarına tapuya

tescillerine karar verilmiştir.

10. Davacılar tarafından temyiz üzerine, Yargıtay 7. Hukuk

Dairesinin 22/5/2009 tarih ve E.2008/4808, K.2009/1926 sayılı ilamıyla

davacılara keşif giderlerini yatırması için verilen sürenin Kadastro Kanunu'nun

36. maddesine uygun olarak verilmediği gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar

verilmiştir.

11. Mahkemece bozma kararına uyularak yargılamaya Derik

Kadastro Mahkemesinin E.2010/1 sayılı dava dosyasında devam edilmektedir.

B. İlgili

Hukuk

12. 12/1/2011 tarih ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu’nun “Usul

ekonomisi ilkesi” kenar başlıklı 30. maddesi şöyledir:

“Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir

biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.”

13. 21/6/1987 tarih ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun “Genel olarak görev”

kenar başlıklı 25. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Kadastro mahkemesi; taşınmaz mal mülkiyetine ve sınırlı

ayni haklara, tapuya tescil veya şerh edilecek veyahut beyanlar hanesinde

gösterilecek sair haklara, sınır ve ölçü uyuşmazlıklarına, kadastroya ve tapu

sicilini ilgilendiren benzeri davalara ve özel kanunlarca kendisine verilen

işlere bakar; Kadastroya veya kadastro ile ilgili verasete ait uyuşmazlıkları

çözümleyebileceği gibi, istek üzerine veraset belgesi de verebilir. ”

14. 3402 sayılı Kanun’un “Kadastro davalarında usul” kenar başlıklı

28. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Kadastro hakimi, askı süresi

içinde açılacak davalar ve kadastro müdürü tarafından mahkemeye tevdi olunacak

taşınmaz mallara ait kadastro tutanakları ve mahalli hukuk mahkemelerinden

devredilen işler hakkında dava dosyası açar. İlgililerin başvurusunu

beklemeksizin kadastro tutanakları ile uyuşmazlığın çözümlenmesine etkili

olabilecek kayıt ve diğer bilgileri ilgili dairelerden getirtir. Hakim, duruşma gününü taraflara Tebligat Kanunu hükümlerine

göre resen tebliğ eder.”

15. 3402 sayılı Kanun’un “Yargılama usulü” kenar başlıklı 29.

maddesinin birinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları şöyledir:

“Kadastro mahkemesinde gelmeyen tarafın yokluğunda duruşma

yapılır. Taraflardan hiç biri gelmez ise dosya

işlemden kaldırılmaz. Hakim, toplanması mümkün olan

delilleri inceler ve 30 uncu madde hükmünce işi karara bağlar.

…

Bu Kanunun tatbikinde ayrıca açıklık bulunmıyan

hallerde basit yargılama usulü uygulanır.

Kadastro mahkemeleri adli tatile tabi değildir.”

16. 3402 sayılı Kanun’un “Deliller ve hakimin takdiri”

kenar başlıklı 30. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir:

“Kadastro tutanaklarında beyanlarına başvurulan kişiler, bu

beyanlarına gerekçe gösterilerek itiraz edilmedikçe, yeniden dinlenmezler.

Ancak hakim, kadastro tutanağındaki beyanla, duruşma

sırasında topladığı deliller arasında çelişki görürse, bunu gidermek için

tutanakta beyanlarına başvurulan kimseleri tanık sıfatıyla yeniden

dinleyebilir.

Kadastro komisyonlarından gönderilen tutanaklar ile mahalli

mahkemelerden devredilen dosyaların muhtevasından malik tespiti yapılamadığı

veya dava açan mirasçının dışında başka mirasçıların da bulunduğu anlaşıldığı

takdirde, hakim resen lüzum gördüğü diğer delilleri

toplayarak taşınmaz malın kimin adına tescil edileceğine karar vermekle

yükümlüdür. Taşınmaz malın ölü bir şahsa ait olduğu anlaşılır ve mirasçıları da

tespit edilemezse, ölü olduğu yazılmak suretiyle o şahsın adına tescil kararı

verilir.”

17. 3402 sayılı Kanun’un “Kararların tebliği, kanun yollarına başvurma ve

ilamların infazı” kenar başlıklı 32. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

“Kadastro mahkemesi kararları Tebligat Kanunu hükümlerine

göre resen taraflara tebliğ olunur.”

18. 3402 sayılı Kanun’un “Yargılama giderleri, kadastro harcı ve tahakkuku”

kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasının son cümlesi şöyledir:

“Bu Kanun gereğince resen yapılması gereken soruşturma ve

tebligat işlemleri için zaruri giderler, ileride haksız çıkacak taraftan

alınmak üzere bütçeye konulan ödenekten karşılanır.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

19. Mahkemenin 8/9/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,

başvurucuların 27/9/2013 tarih ve 2013/7288 numaralı başvuruları incelenip

gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların İddiaları

20. Başvurucular, 1999 yılında yapılan kadastro çalışmaları

sonunda adlarına tespit edilen taşınmazların kadastro tespitlerinin iptali

amacıyla 25/4/2000 tarihinde Derik Kadastro Mahkemesinde aleyhlerine kadastro

tespitine itiraz davası açıldığını, yargılamaya halen devam edildiğini,

taşınmazı 13 yıldan fazla süredir kullanamadıklarını, yargılamanın makul sürede

sonuçlanmadığını belirterek, mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüşlerdir.

B. Değerlendirme

21. Başvuru dilekçesi ve ekleri incelendiğinde, başvurucu Seydoş Aktay’ın 4/7/2013 tarihinde yargılamaya katıldığı

anlaşıldığından, anılan başvurucunun ihlal iddiaları ayrı bir başlık altında

değerlendirilmiştir.

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

a. Başvurucu Seydoş

Aktay’ın İhlal İddialarına İlişkin Olarak

22. Başvurucu Seydoş Aktay,

25/4/2000 tarihinde Derik Kadastro Mahkemesinde aleyhinde açılan kadastro

tespitine itiraz davasının makul sürede tamamlanmadığını belirterek, adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

23. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil

yargılanma hakkına sahiptir.”

24. Anayasa’nın “Duruşmaların

açık ve kararların gerekçeli olması” kenar başlıklı 141. maddesinin

dördüncü fıkrası şöyledir:

“Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle

sonuçlandırılması, yargının görevidir.”

25. Sözleşme’nin “Adil

yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili

uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda

karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak

görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

26. Somut başvurunun dayanaklarından birini oluşturan makul

sürede yargılanma hakkı, adil yargılanma hakkının kapsamına dâhildir.

Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, davaların en az giderle ve mümkün olan

süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141.

maddesi de, makul sürede yargılanma hakkının

değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerekir (B. No: 2012/13,

2/7/2013, § 39).

27. Makul sürede yargılanma hakkının amacı, tarafların uzun

süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz kalacakları maddi ve manevi baskı ile

sıkıntılardan korunması ile adaletin gerektiği şekilde temini ve hukuka olan

inancın muhafazası olup, hukuki uyuşmazlığın çözümünde gerekli özenin gösterilmesi

gereği de yargılama faaliyetinde göz ardı edilemeyeceğinden, yargılama

süresinin makul olup olmadığının her bir başvuru açısından münferiden

değerlendirilmesi gerekir (B. No:2012/13, 2/7/2013, § 40).

28. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,

tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun

davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir

davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması

gereken kriterlerdir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).

29. Ancak, belirtilen kriterlerden hiçbiri makul süre

değerlendirmesinde tek başına belirleyici değildir. Yargılama sürecindeki tüm

gecikmelerin ayrı ayrı tespiti ile bu kriterlerin toplam etkisi değerlendirilmek

suretiyle, hangi unsurun yargılamanın gecikmesi açısından daha etkili olduğu

saptanmalıdır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 46).

30. Yargılama faaliyetinin makul sürede gerçekleşip

gerçekleşmediğinin saptanması için, öncelikle uyuşmazlığın türüne göre

değişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesi gereklidir.

31. Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesi

uyarınca, medeni hak ve yükümlülükler ile cezai alanda yöneltilen suçlamalara

ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru

konusu olayda, taşınmazın kadastro tespitine itiraz davası bulunmakta olup, bu

sorunun çözümüne yönelik olarak 3402 ve 6100 sayılı Kanunlarda yer verilen usul

hükümlerine göre yürütülen somut yargılama faaliyetinin, medeni hak ve

yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğunda kuşku bulunmamaktadır.

32. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara

ilişkin makul süre değerlendirmesinde, sürenin başlangıcı kural olarak,

uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka

bir deyişle davanın ikame edildiği tarih olup, bu tarih başvurucu açısından

4/7/2013 tarihidir. Zira, her ne kadar başvuru konusu yargılama 25/4/2000

tarihinde başlamışsa da başvurucu, dahili davalılardan taşınmaz satın aldığını

ileri sürerek 4/7/2013 tarihinden sonra davaya müdahil olmuştur. Dolayısıyla

başvurucu açısından yargılamanın başladığı tarih 4/7/2013 olarak kabul

edilmiştir.

33. Sürenin bitiş tarihi ise, çoğu zaman icra aşamasını da

kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihidir. Ancak devam eden

yargılamalara ilişkin makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasını

içeren başvuruların yargılama faaliyetinin devamı sırasında da yapılabilmesi

olanağı bulunduğundan, değerlendirmeye esas alınacak sürenin bitiş anı

başvurunun karara bağlandığı tarihtir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 52).

34. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinde,

yargılamanın konusu, Derik ilçesindeki taşınmazların kadastro tespitine itiraz

ve taşınmazların tapuya tescili istemine ilişkindir.

35. Mardin ili Derik ilçesinde yapılan kadastro çalışmaları

sonunda başvurucuların bir kısmı ve murisleri adına tespit edilen taşınmazlara

yönelik olarak, 25/4/2000 tarihinde Derik kadastro Mahkemesinde tespite itiraz

davası açılmıştır.

36. Mahkemece, 25/1/2008 tarihinde davanın reddine,

taşınmazların bir kısım başvurucular ve murisleri adlarına tapuya tesciline

karar verilmiştir.

37. Temyiz üzerine Yargıtay 7. Hukuk Dairesince hüküm

bozulmuş, Mahkemece bozma kararına uyularak yargılamaya devam edilmiştir.

38. Başvurucu Seydoş Aktay’ın,

dahili davalılardan taşınmaz satın aldığını ileri sürerek 4/7/2013 tarihinden

sonra davaya katıldığı anlaşılmıştır.

39. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul

edilemezliğine karar verebilir.”

40. Somut olayda, başvuruya

kadastro tespitine itiraz davasına başvurucu Seydoş

Aktay 4/7/2013 tarihinden sonra müdahil olmuştur. Bu tarihten itibaren anılan

başvurucu açısından yargılamanın 1 yıl 2 ayı aşkın bir süredir devam ettiği

anlaşılmaktadır. Benzer yöndeki ihlal iddiaları Anayasa Mahkemesi tarafından

incelemeye tabi tutulmuş olup (B. No: 2012/367, 17/9/2013, §§ 15–29), somut

başvuru açısından farklı bir karar verilmesini gerektiren bir durumun söz

konusu olmadığı, başvurucu açısından geçerli olan bir yıl iki aylık yargılama

süresinin somut davada makul süreyi aşmadığı ve başvuruya konu uyuşmazlığın

yargılama makamlarının tutumu nedeniyle geciktirildiği iddiasının açıkça

dayanaktan yoksun olduğu anlaşılmaktadır.

41. Açıklanan nedenlerle, başvurucu Seydoş

Aktay’ın makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının,

açık ve görünür bir ihlal saptanmadığından, diğer kabul edilebilirlik koşulları

yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan

yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

b. Diğer Başvurucuların İhlal İddialarına

İlişkin Olarak

42. Başvuru formu ve ekleri ile ilgili yargılama evrakının

tetkikinden, açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar

verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu

kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

43. Başvurucular, 25/4/2000 tarihinde Derik Kadastro

Mahkemesinde açılan kadastro tespitine itiraz davasının makul sürede

tamamlanmayarak Anayasa’nın 35. ve 36. maddesinde tanımlanan mülkiyet ve adil

yargılanma haklarının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.

44. Adalet Bakanlığı görüş yazısında, makul sürede yargılanma

hakkına ilişkin olarak görüş sunulmasına gerek görülmediği belirtilerek,

mülkiyet hakkının ihlali iddialarının, başvurucuların ihtilaf konusu

taşınmazlar üzerinde henüz mülkiyet haklarının bulunmadığı dikkate alınarak

değerlendirilmesi gerektiği bildirilmiştir.

45. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216

sayılı Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası hükümlerine göre, Anayasa

Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için, kamu

gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına

alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve

Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Bir

başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir

hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi

mümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).

46. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil

yargılanma hakkına sahiptir.”

47. Anayasa’nın “Duruşmaların

açık ve kararların gerekçeli olması” kenar başlıklı 141. maddesinin

dördüncü fıkrası şöyledir:

“Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle

sonuçlandırılması, yargının görevidir.”

48. Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili

uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda

karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak

görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

49. Sözleşme metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve

adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa’nın

36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa

Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı bir çok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve

AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, gerek Sözleşme’nin lafzi

içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına

dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer

vermektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).

50. Somut başvurunun dayanağını

oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca

adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle

ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten

Anayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nın

bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma hakkının

değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır.

51. Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesi

uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede

karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusu olayda, taşınmaz hakkında Derik

Kadastro Mahkemesinde açılan kadastro tespitine itiraz davasında, 3402 sayılı

Kanun ve 6100 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine göre yürütülen somut

yargılama faaliyetinin, medeni hak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama

olduğunda kuşku yoktur (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 49).

52. Makul sürede yargılanma hakkının amacı, tarafların uzun

süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz kalacakları maddi ve manevi baskı ile

sıkıntılardan korunması ile adaletin gerektiği şekilde temini ve hukuka olan

inancın muhafazası olup, hukuki uyuşmazlığın çözümünde gerekli özenin

gösterilmesi gereği de yargılama faaliyetinde göz ardı edilemeyeceğinden,

yargılama süresinin makul olup olmadığının her bir başvuru açısından münferiden

değerlendirilmesi gerekir (B. No:2012/13, 2/7/2013, § 40).

53. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,

tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun

davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir

davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması

gereken kriterlerdir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).

54. Ancak, belirtilen

kriterlerden hiçbiri makul süre değerlendirmesinde tek başına belirleyici

değildir. Yargılama sürecindeki tüm gecikmelerin ayrı ayrı tespiti ile bu

kriterlerin toplam etkisi değerlendirilmek suretiyle, hangi unsurun

yargılamanın gecikmesi açısından daha etkili olduğu saptanmalıdır (B. No:

2012/13, 2/7/2013, § 46).

55. Yargılama faaliyetinin makul sürede gerçekleşip

gerçekleşmediğinin saptanması için öncelikle uyuşmazlığın türüne göre

değişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesi gereklidir.

56. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara

ilişkin makul süre değerlendirmesinde, sürenin başlangıcı kural olarak,

uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka

bir deyişle davanın ikame edildiği tarih olup, bu tarih somut başvuru açısından

başvurucular Ahmet Adsay, Hasan Abık,

Mehmet Çen ve Doğan Aktay için 25/4/2000 tarihi,

başvurucular Ali Abul ve Mehmet Ezin için 12/12/2000

tarihidir. Zira Mardin ili Derik ilçesinde yapılan kadastro çalışmaları sonunda

başvurucular ve murisleri adına tespit edilen taşınmazlara yönelik olarak,

25/4/2000 tarihinde, başvurucular Ahmet Adsay, Hasan Abık, Mehmet Çen ve Doğan Aktay

aleyhine Derik Kadastro Mahkemesinde tespite itiraz davası açılmıştır. Diğer

başvurucular Ali Abul ve Mehmet Ezin ise, yargılama

sırasında 12/12/2000 tarihinde davaya dâhil edilmişlerdir.

57. Başvuruya konu dava, başvurucu Doğan Aktay’ın miras

bırakanından intikalle takip etmekte olduğu bir uyuşmazlık olup, bu yönüyle

makul süre değerlendirmesi bakımından dikkate alınacak sürenin başlangıç anı,

mirasçının yargılamaya katıldığı an değil, somut olayda muris açısından

değerlendirmeye esas alınan sürenin başlangıç anıdır (B. No: 2013/1115,

5/12/2013, § 51).

58. Davanın ikame edildiği tarih

ile Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruların incelenmesi hususundaki zaman

bakımından yetkisinin başladığı tarihin farklı olması halinde dikkate alınacak

süre, 23/9/2012 tarihinden sonra geçen süre değil, uyuşmazlığın başlangıç

tarihinden itibaren geçen süredir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 51).

59. Sürenin bitiş tarihi ise,

çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihidir.

Ancak devam eden yargılamalara ilişkin makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiği iddiasını içeren başvuruların yargılama faaliyetinin devamı sırasında

da yapılabilmesi olanağı bulunduğundan, değerlendirmeye esas alınacak sürenin

bitiş anı başvurunun karara bağlandığı tarihtir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §

52).

60. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinde,

yargılamanın konusu, Derik ilçesindeki taşınmazların kadastro tespitine itiraz

ve taşınmazların tapuya tescili istemine ilişkindir. Mahkemece taraf teşkilinin

sağlanmasından sonra tarafların delilleri toplanmış, eski tapu kayıtları

çıkarılmıştır.

61. Mahkemece mahalli bilirkişilerin tespitinden sonra

17/8/2007 tarihinde keşif yapılmasına, keşif masraflarının davacılardan alınmasına

karar verilmiştir. Keşif masraflarının yatırılmaması üzerine 9/11/2007

tarihinde yeniden keşif yapılmasına ve keşif masraflarının davacılardan

alınmasına karar verilmiş, keşif giderlerinin yatırılmaması nedeniyle 25/1/2008

tarihinde mevcut deliller doğrultusunda davanın reddine, taşınmazların

başvurucular ve murisleri adlarına tapuya tesciline karar verilmiştir.

62. Temyiz üzerine Yargıtay 7. Hukuk Dairesince hüküm

bozulmuş, Mahkemece bozma kararına uyularak taraf teşkili sağlanmış ve keşif yapılmasına

karar verilmiştir.

63. Keşif giderlerinin davacılar tarafından yatırılması

üzerine 14/3/2012 tarihli duruşmada keşif yapılmasına karar verilmiş, ancak

halen keşif yapılamadığı anlaşılmıştır. Yargılamaya Derik Kadastro Mahkemesinde

devam edilmektedir.

64. Yargılama evrakının

incelenmesinden, özellikle tensip zaptı kapsamında ikmaline başlanılması

gereken tapu kaydı, birleşik kroki, mahalli bilirkişi listesi gibi evrakın

ilgili kurumlardan talep edilmeyerek, yargılama sırasında münferit celselerde

verilen ara kararları uyarınca kısım kısım talep

edildiği, Mahkemece birçok defa dosyanın incelemeye alındığı ve bu sebeple

duruşmaların ertelendiği, keşif ara kararlarının farklı gerekçelerle yerine

getirilmediği ve birçok defa keşiflerin ertelendiği anlaşılmaktadır.

65. 3402 sayılı Kanun’da yer

alan özel usul hükümleri ile bu Kanunda hüküm bulunmaması durumunda uygulama

alanı bulacak olan ve medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkları konu

alan yargılama faaliyetleri için geçerli genel usuli

hükümler içeren 6100 sayılı Kanun’un 30. maddesi, uyuşmazlıkların makul sürede

çözümlenmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır.

66. Belirtilen hükümlere rağmen, Mahkemece defalarca keşif

masraflarının ikmali, davaya dâhil edilmesi gereken şahısların tespiti ve

davaya dâhil edilmeleri için taraflara süreler verildiği, birçok defa keşif ara

kararlarının hava şartları, bilirkişi temin edilememesi, keşif masrafının

yatırılmaması gibi nedenlerle yerine getirilmediği ve bu uygulamanın davada yer

alan taraf sayısı da nazara alındığında yargılamanın uzaması üzerinde baskın

bir etkiye sahip olduğu anlaşılmaktadır.

67. Başvurunun değerlendirilmesi neticesinde, başvuruya konu

yargılamanın gerek taşınmaz sayısı gerekse taraf sayısı bakımından ve keşif ve

bilirkişi incelemesi gibi usul işlemlerini gerektirmesine bağlı olarak karmaşık

bir niteliğe sahip olduğu ancak, yargılama sürecindeki gecikmeler ayrı ayrı

değerlendirildiğinde Kadastro Mahkemesinde tatbiki gereken yargılamayı

hızlandırıcı niteliğe sahip özel usul hükümlerine riayet edilmediği ve verilen

ara kararların birçoğunda taraflara eksikliklerin ikmali hususunda usul

hükümlerine aykırı şekilde süreler verilerek, yapılması gereken işlemlerin uzun

sürelerle yerine getirilmediği anlaşılmaktadır.

68. Özellikle somut yargılama açısından dava malzemesinin

taraflarca hazırlanması ilkesinin geçerli olmadığı nazara alındığında,

yargılama makamlarının davayı gerekli süratle yürütme yükümlülüğünün daha

dikkatli bir şekilde ele alınması gerekmektedir (B. No: 2013/4687, 23/1/2014, §

47).

69. Yargılama sürecinde davanın taraflarının yargılamayı

geciktirici yöndeki işlem ve davranışları kural olarak, yargılamanın uzamasında

taraf kusuru olarak kabul edilmekte ise de, yargılama

makamlarının ilgili usuli imkânları kullanmak

suretiyle bu girişimleri engelleme sorumluluğu bulunmaktadır. Bu kapsamda,

başvurucuların tutumunun yargılamanın uzamasına özellikle bir etkisi olduğu

tespit edilememiştir.

70. Davada yer alan kişi sayısı ve davanın mahiyeti nedeniyle

icrası gereken usul işlemlerinin niteliği başvuruya konu yargılamanın karmaşık

olduğunu ortaya koymakla birlikte, davaya bütün olarak bakıldığında

başvurucular Ahmet Adsay, Hasan Abık,

Mehmet Çen ve Doğan Aktay açısından on dört yılı

aşkın, başvurucular Ali Abul ve Mehmet Ezin açısından

ise yaklaşık on dört yıldır devam eden yargılama sürecinde makul olmayan bir

gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

71. Açıklanan nedenlerle, başvurucuların Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma haklarının ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

72. Başvurucular ayrıca, uzun süren yargılama nedeniyle

taşınmazdan yararlanamadıkları gibi taşınmazdan sağlanan gelir desteğinden de

mahrum kaldıklarını belirterek, Anayasa’nın 35. maddesinde tanımlanan mülkiyet

haklarının ihlal edildiğini iddia etmiş olup, makul sürede yargılanma hakkına

ilişkin olarak yukarıda yer verilen tespitler ışığında, mülkiyet haklarının

ihlal edildiği yönündeki iddialarının ayrıca değerlendirilmesine gerek

görülmemiştir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

73. Başvurucular, taşınmazlarını uzun süren yargılama boyunca

kullanamadıklarını ve gelirlerinden istifade edemediklerini belirterek, maruz

kaldıkları zarar karşılığı 500.000,00 TL maddi, 150.000,00 TL manevi tazminata

hükmedilmesini talep etmişlerdir.

74. Adalet Bakanlığı, başvurucuların tazminat taleplerine

ilişkin olarak görüş bildirmemiştir.

75. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar”

kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa,

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere

dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel

mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla

yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

76. Başvurucular tarafından maddi tazminat talebinde

bulunulmuş olup, mevcut başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinin ihlal edildiği

tespit edilmiş olmakla beraber, tespit edilen ihlalle iddia edilen maddi zarar

arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından, başvurucuların maddi

tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

77. Başvurucuların tarafı oldukları uyuşmazlığa ilişkin on

dört yıldır devam eden yargılama süresi nazara alındığında, başvurucuların

yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal tespitiyle

giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında, başvurucular Ahmet Adsay, Hasan Abık, Ali Abul, Mehmet Ezin ve Mehmet Çen’e

ayrı ayrı 14.950,00 TL, başvurucu Doğan Aktay’a yargılamayı miras bırakanından

intikalle takip ettiği nazara alınarak 1.500,00 TL manevi tazminat ödenmesine

karar verilmesi gerekir.

78. Başvurucu Seydoş Aktay

tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, diğer

başvurucular tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen

198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL

yargılama giderinin belirtilen başvuruculara müştereken ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

79. Başvuruya konu yargılamanın on dört yıldır devam ettiği

ve bu hususun makul sürede yargılanma hakkını ihlal ettiği gözetilerek,

anayasal bir hakkın ihlal edildiği açık olan bir yargılama dosyasında, hukuka,

adalete ve mahkemeye güven ilkesinin gördüğü zararın devam etmesinin önlenmesi

amacıyla, yargılamanın mümkün olan en kısa sürede sonuçlandırılmasını teminen, kararın bir örneğinin ilgili Mahkemesine

gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucu Seydoş Aktay’ın makul

sürede yargılanma hakkının ihlali iddiasının “açıkça

dayanaktan yoksun olması” nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Diğer Başvurucuların,

1.

Makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiği yönündeki iddialarının KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına

alınan makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucular Ahmet Adsay, Hasan Abık, Ali Abul, Mehmet Ezin ve

Mehmet Çen’e ayrı ayrı 14.950,00 TL, başvurucu Doğan

Aktay’a 1.500,00 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE, başvurucuların tazminata

ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,

D. Başvurucu Seydoş Aktay tarafından

yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, diğer başvurucular

tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin belirtilen BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN

ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

F. Kararın bir örneğinin ilgili

Derik Kadastro Mahkemesine gönderilmesine,

8/9/2014

tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Serruh

KALELİ

Üyeler

:

Zehra Ayla PERKTAŞ

Nuri NECİPOĞLU

Hicabi

DURSUN

Hasan Tahsin GÖKCAN

Raportör

:

Murat AZAKLI

Başvurucular

:

1. Ahmet ADSAY

2. Seydoş AKTAY

3. Hasan ABIK

4. Doğan AKTAY

5. Ali ABUL

6. Mehmet EZİN

7. Mehmet ÇEN

Vekilleri

:

Av. Ali AYDEMİR

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/7288, 8 Eylül 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası