İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Hüseyin Sezen Başvurusu (B. No: 2013/1793)

1. Başvurucu, kapsam dışı

Başvuru No2013/1793Tarih18 Eylül 2014Okuma23 dk · 4.552 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Hüseyin Sezen Başvurusu

Karar tarihi
18 Eylül 2014
Başvuru Numarası
2013/1793
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.552 kelime·23 dk okuma·13 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, kapsam dışı

personel statüsünde çalıştığı kurumda uzman kadrosuna atanma talepli davasının

yedi yılı aşkın sürede sonuçlanması ve davada olumsuz görev uyuşmazlığı

nedeniyle görevli yargı yerinin belirlenmesinin otuz sekiz ay sürmesi ile

davasının reddedilmesi ve yargılama masraflarına kendisinin katlanmak zorunda

kalması nedenleriyle eşitlik ilkesi ve adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 1/3/2013

tarihinde Samsun 2. İdare Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve

eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir

eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci

Komisyonunca, 23/5/2013 tarihinde “Başvuru konusu olayda, dava ehliyetine sahip

başvurucunun, kendi kusuru bulunmaksızın görevli yargı yerinin belirlenmesinin

38 ayı, toplam yargılama süresinin ise 7 yılı aştığı dolayısıyla güncel,

kişisel ve doğrudan etkilenen anayasal haklarının kamu işlem ve eylemleriyle

ihlal edildiği iddiasını içeren başvurunun, başvuru yolları tüketilmiş

sayıldıktan sonra ve süresinde yapıldığı görülmüştür. İncelenen bireysel

başvurunun 6216 sayılı Kanun’un 45 ila 47. maddelerinde yer alan şartları

taşıdığı” tespiti yapılmıştır. Bu nedenle ilgili Komisyonca açıkça

dayanaktan yoksun olmayan ve kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek başka bir neden görülmeyen başvurunun kabul edilebilir olduğuna ve

esasının incelenmesi için Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölümün 31/7/2013

tarihli ara kararı gereğince başvurunun esas incelemesinin yapılmasına ve bir

örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Adalet Bakanlığı’nın 27/9/2013 tarihli görüş yazısı 23/10/2013 tarihinde

başvurucu vekiline tebliğ edilmiş, başvurucu vekili Adalet Bakanlığı cevabına

karşı beyanlarını yasal süresi içinde 4/11/2013 tarihinde ibraz etmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru dilekçesi ve

eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu Türk Telekom

Anonim Şirketinde kapsam dışı personel statüsünde ve tekniker kadrosunda

çalışmakta iken 15/2/2005 tarihli dilekçesiyle telekom uzmanlığı kadrosuna atanma talebiyle çalıştığı

kuruma başvuruda bulunmuştur.

8. Talebiyle ilgili cevap

verilmemesi üzerine, başvurucu 13/6/2005 tarihinde

Samsun İdare Mahkemesinde dava açmıştır.

9. Başvurucunun dava dilekçesi 12/7/2005 tarihinde davalı idareye tebliğ edilmiş, davalı

idare adli tatil sonrası 12/9/2005 tarihinde savunma dilekçesini Mahkemeye

sunmuştur.

10. Samsun İdare Mahkemesi 20/9/2005 tarihli ve E.2005/1261, K.2005/1599 sayılı

kararıyla, uyuşmazlığın adli yargının görevine girdiği gerekçesiyle davayı

görev yönünden reddetmiştir.

11. Başvurucu söz konusu karara

itiraz etmiş ve Danıştay 5. Dairesinin 12/4/2006

tarihli ve E.2005/6745, K.2006/1995 sayılı kararıyla ilk derece mahkemesi

kararı onanmıştır.

12. Görevsizlik kararının

kesinleşmesi üzerine başvurucu 21/9/2006 tarihinde

belirtilen taleple ilgili olarak Samsun 2. İş Mahkemesinde dava açmıştır.

13. Samsun 2. İş Mahkemesi 15/5/2007 tarihli ve E.2006/1872 sayılı ara kararıyla

görevli yargı merciinin tespiti için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine

gönderilmesine ve davanın Uyuşmazlık Mahkemesince bir karar verilinceye kadar

ertelenmesine karar vermiştir.

14. Uyuşmazlık Mahkemesi 5/5/2008 tarih ve E.2007/367, K.2008/128 sayılı kararıyla

davanın çözümünde idari yargının görevli olduğuna karar vermiştir.

15. Uyuşmazlık Mahkemesi kararı

üzerine Samsun 2. İş Mahkemesi 7/8/2008 tarih ve

E.2006/1872, K.2008/473 sayılı kararıyla görevsizlik kararı vermiştir.

16. Başvurucu görev yönünden

uyuşmazlığın çözülmesi üzerine 11/9/2008 tarihinde

Samsun 1. İdare Mahkemesine (Mahkeme) başvurarak kendisinin TODAİE’de

lisansüstü uzmanlık programı mezunu olduğunu, liyakat ve kariyer anlayışına

aykırı ve keyfi uygulama ile Telekom uzmanlığına atamasının yapılmadığını, Türk

Telekom Kapsam Dışı Personel Yönetmeliği’nin 311 sayılı Kanun’a aykırı biçimde

resmi gazetede yayınlanmadığını, idarenin 1. savunmasının kendisine tebliğ

edilmediğini belirterek Telekom uzmanlığına atanma talebini zımnen reddeden

idari işlemin iptalini talep etmiştir.

17. Mahkeme, 30/12/2008

tarihli ara kararıyla başvurucunun 12/7/2005 tarihli dava dilekçesine davalı

idarenin savunma dilekçesi verme süresinin adli ara verme süresi içinde dolması

nedeniyle davalı idarenin 12/9/2005 tarihinde Mahkemeye sunduğu cevap

dilekçesinin 2577 sayılı Kanun’un 8/3. maddesi uyarınca süresinde verildiğini

kabul etmiş, ancak davalı idare savunmasının başvurucuya tebliğ edilmesi

gerekirken, dava dilekçesinin idareye tebliğ edildiğini belirterek, dosyanın

tekemmülü için davalı idare savunmasının başvurucuya tekrar tebliğ edilmesine

karar vermiştir.

18. İdarenin 26/12/2008

tarihli savunmasına karşı başvurucu 19/1/2009 tarihli cevabını Mahkemeye

sunmuştur.

19. Mahkeme 27/5/2009

tarihinde yaptığı duruşma neticesinde E.2008/1105, K.2009/487 sayılı kararıyla

başvurucunun uzman kadrosuna atanmasının kurumun iç mevzuatında belirlenen

şartları taşıması ve sınavla olanaklı olduğu ve idarenin personeli bir göreve

ataması konusunda zorlayıcı yönde karar verilmesinin olanaklı olmaması

gerekçesiyle dava konusu işlemde hukuka aykırılık olmadığından davanın reddine

karar vermiştir.

20. Söz konusu kararın temyiz

incelemesini yapan Danıştay 5. Dairesi, 28/12/2010

tarihli ve E.2009/6445, K.2010/7723 sayılı kararıyla idare mahkemesi kararını

onamıştır.

21. Başvurucunun karar düzeltme

istemi de aynı dairenin 27/12/2012 tarih ve

E.2011/2122, K.2012/9488 sayılı kararıyla reddedilmiştir. Karar aynı tarihte

kesinleşmiş ve 6/2/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ

edilmiştir.

22. Başvurucu 1/3/2013

tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

23. İlgili

Hukuk

24. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı

İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Sürelerle

ilgili genel esaslar” başlıklı 8. maddesi şöyledir:

“1. Süreler, tebliğ, yayın veya ilan tarihini

izleyen günden itibaren işlemeye başlar.

2.

Tatil günleri sürelere dahildir. Şu kadarki, sürenin

son günü tatil gününe rastlarsa, süre tatil gününü izleyen çalışma gününün

bitimine kadar uzar.

3. Bu

Kanunda yazılı sürelerin bitmesi çalışmaya ara verme zamanına rastlarsa bu

süreler, ara vermenin sona erdiği günü izleyen tarihten itibaren yedi gün

uzamış sayılır.”

25. 21.12.2000 tarih ve 24267

sayılı Resmi Gazetede yayınlanan Telekomünikasyon Kurumu Telekomünikasyon Uzman

Yardımcılığı ve Telekomünikasyon Uzmanlığı Sınav, Görev, Çalışma Usul ve

Esasları Hakkında Yönetmeliği’nin “Telekomünikasyon

Uzman Yardımcılığı” madde kenar başlıklı 5. maddesi şöyledir:

“Telekomünikasyon Uzmanlığına giriş aşaması,

Telekomünikasyon Uzman Yardımcılığıdır. Telekomünikasyon Uzman Yardımcılığına

atanabilmek için, bu Yönetmelikte öngörülen yarışma sınavında başarılı olmak

şarttır.”

26. Aynı Yönetmeliğin “Telekomünikasyon Uzman Yardımcılığı Yarışma

Sınavı”

başlıklı üçüncü bölümünün “Yarışma Sınavlarının Şekli” madde kenar başlıklı 12.

maddesi şöyledir:

“Yarışma sınavı; eleme sınavı, yazılı ve sözlü sınav olmak

üzere üç aşamada yapılır.

27. Aynı Yönetmeliğin “Atama” madde kenar başlıklı 20. maddesi

şöyledir:

“Telekomünikasyon Uzman Yardımcılığı Yarışma Sınavında

başarılı olanların, boş Telekomünikasyon Uzman Yardımcısı kadrolarına

atanmaları, güvenlik soruşturmasının müspet olması kaydıyla ve başarı derecesi

sıralamasına göre yapılır.

Telekomünikasyon Uzman Yardımcılığına atanacaklardan

aşağıdaki belgeler istenir:

…

Yarışma sınavını

kazananların, Telekomünikasyon Uzman Yardımcılığına atanmaları için atama

işlemlerinin yapılmasına ilişkin olarak belirtilen süre içinde yukarda sayılan

belgeler ile birlikte Kuruma başvurmaları gereklidir. Atamaya engel halleri

tespit edilenlerle, belirtilen süre içinde Kurum tarafından kabul edilebilir

geçerli bir mazereti olmaksızın başvuruda bulunmayanların atama işlemleri

yapılmaz.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

28. Mahkemenin 18/9/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun

132/2013 tarih ve 2013/1793 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği

düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

29. Başvurucu, kapsam dışı

personel statüsünde çalıştığı kurumda uzman kadrosuna atanma talepli davasının

yedi yılı aşkın sürede sonuçlanması ve davada olumsuz görev uyuşmazlığı

nedeniyle görevli yargı yerinin belirlenmesinin otuz sekiz ay sürmesi

nedenleriyle makul sürede yargılanma hakkının; 311 sayılı Kanun’a aykırı

biçimde Resmi Gazete’de yayımlanmayan kapsam dışı

personel yönetmeliğinin kendisi hakkında uygulanması, TODAİE’de lisansüstü

uzmanlık programı mezunu olduğu halde liyakat ve kariyer anlayışına aykırı ve

keyfi uygulama ile Telekom uzmanlığına atamasının yapılmaması ve bu itirazla

açtığı davanın reddedilmesi, benzer davalarda lehine yargı kararlarının

bulunması, davalı idarenin cevap dilekçesinin süresinden sonra mahkemeye

sunulmasına rağmen kabul edilmesi, yürütmeyi durdurma talebinin usulsüz olarak

reddedilmesi ve yargılama masraflarına kendisinin katlanmak zorunda kalması

nedenleriyle eşitlik ilkesi ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüş ve yeniden yargılama yapılması ile yapmış olduğu mahkeme masrafları ile

20.000 TL manevi tazminatın kendisine ödenmesini talep etmiştir.

B. Değerlendirme

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden İnceleme

a. Silahların Eşitliği İlkesi Yönünden

30. Başvurucu, davalı idarenin

cevap dilekçesinin süresinden sonra mahkemeye sunulmasına rağmen kabul edilmesi

ve davalı idarenin dilekçelerinin kendisine geç tebliğ edilmesi ve/veya kendi

çabasıyla buna ulaşması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

31. Adalet Bakanlığı görüş

yazısında, silahların eşitliği ilkesi gereği davanın taraflarından birinin

diğeri karşısında zayıf duruma düşürülmemesi gerektiği, somut başvuruda

idarenin savunma dilekçesinin adli tatil nedeniyle süresinde verildiğine karar

verildiği, hatalı yapılan tebliğin Mahkemece düzeltilerek yeniden yapıldığı,

başvurucunun davalı idarenin her iki savunma dilekçesine de cevap verme imkânı

bulduğunun anlaşıldığı belirtilmiştir.

32. Başvurucu tarafından Adalet

Bakanlığının görüşüne karşı, davalı idarenin ilk savunma dilekçesinin

süresinden sonra Mahkemeye verildiği, davalı idarenin dilekçelerinin kendisine

tebliğ edilmediği ve kendi çabasıyla bunlara ulaştığı ifade edilmiştir.

33. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahiptir.”

34. Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile

ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar

konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak

görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

35. 6216 sayılı Kanun’un 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre Mahkemece açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemez olduğuna karar verilebilir. Başvurucunun ihlal

iddialarını kanıtlayamadığı, iddialarının salt kanun yolunda gözetilmesi

gereken hususlara ilişkin olduğu, temel haklara yönelik bir müdahalenin

olmadığı veya müdahalenin meşru olduğu açık olan başvurular ile karmaşık veya

zorlama şikâyetlerden ibaret başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabul

edilebilir.

36. Yapılan yargılama sırasında

tanık dinletme hakkı da dâhil olmak üzere delillerin ibrazı ve

değerlendirilmesi adil yargılanma hakkının unsurlarından biri olarak kabul

edilen silahların eşitliği ilkesi kapsamında kabul edilmekte olup, bu hak ve

gerekçeli karar hakkı da makul sürede yargılanma hakkı gibi, adil yargılanma

hakkının somut görünümleridir. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi

uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6.

maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, gerek Sözleşmenin lâfzî

içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına

dâhil edilen gerekçeli karar hakkı ve silahların eşitliği ilkesi gibi ilke ve haklara,

Anayasanın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013,§ 38).

37. Adil yargılanma hakkının

unsurlarından biri silahların eşitliği ilkesidir. Silahların eşitliği ilkesi,

davanın taraflarının usuli haklar bakımından aynı koşullara

tabi tutulması ve taraflardan birinin diğerine göre daha zayıf bir duruma

düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını makul bir şekilde mahkeme önünde dile

getirme fırsatına sahip olması anlamına gelmektedir (B. No: 2013/1134, 16/5/2013, § 32). Kural olarak başvurucular, davanın karşı

tarafına tanınan bir avantajın kendisine zarar vermiş olduğunu veya bu durumdan

olumsuz etkilendiğini ispat etmek zorunda değildirler. Taraflardan birine

tanınan, diğerine tanınmayan avantajın, fiilen olumsuz bir sonuç doğurduğuna

dair delil bulunmasa da silahların eşitliği ilkesi ihlal edilmiş sayılabilir. (Bkz., AİHM, Zagorodnikov/Rusya, B. No: 66941/01, 7/6/2007, § 30).

38. Silahların eşitliği

ilkesinin tamamlayıcısı olan çelişmeli yargılanma hakkı, kural olarak bir hukuk

ya da ceza davasında tüm taraflara, gösterilen kanıtlar ve sunulan görüşler

hakkında bilgi sahibi olma ve bunlarla ilgili görüş bildirebilme imkânı

vermektedir (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. J.J./Hollanda, B. No: 9/1997/793/994,

27/3/1998, § 43; Vermeulen/Belçika, B.No:

19075/91, 20/2/1996, § 33). Bu çerçevede bilirkişi raporunun hazırlanma

sürecine başvuranların katılamaması ve başvuranlara delillerle ilgili görüş

bildirmelerine fırsat verilmemesi çelişmeli yargılanma hakkının ihlali olarak

değerlendirilmektedir (Bkz. Mantovanelli/Fransa, B. No: 21497/93, 18/3/1997, § 33).

39. Somut başvuruya konu davada

başvurucunun dava dilekçesi davalı idareye 12/7/2005

tarihinde tebliğ edilmiş, davalı idare adli tatil sonrası 21/9/2005 tarihinde

savunma dilekçesini Mahkemeye sunmuştur. Başvurucu tarafından dava dosyasına

sunulan 10/2/2009 tarihli davalı idarenin ilk savunma

dilekçesine cevap dilekçesinden, 2005 yılındaki davalı idare savunmasının,

başvurucunun verdiği dilekçe üzerine, dosyadan nüsha vermek suretiyle 23/1/2009

tarihinde tebliğ edildiği anlaşılmıştır.

40. Mahkeme, 30/12/2008

tarihli ara kararıyla adli ara verme süresi içinde savunma dilekçesinin verilme

süresinin dolması nedeniyle 2577 sayılı Kanunun 8/3. maddesi uyarınca cevap

dilekçesinin süresinde verildiğine, ancak davalı idare savunmasının başvurucuya

tebliğ edilmesi gerekirken davalı idareye tebliğ edildiğini belirterek,

dosyanın tekemmülü için davalı idare savunmasının başvurucuya tebliğ edilmesine

karar vermiştir.

41. Bu durumda başvurucunun

yapılan tebliğle ve/veya kendi talebiyle davalı idarenin savunma dilekçesine

ulaştığı, dolayısıyla gösterilen kanıtlar ve sunulan görüşler hakkında bilgi

sahibi olduğu ve karşı savunmalarında idarenin görüşlerine karşı itirazlarını

yapma fırsatı bulduğu ve Mahkemeye görüş bildirdiği anlaşılmakla başvurucunun

davalı idare karşısında daha zayıf bir duruma düşürülmediğinin açık olduğu

sonucuna ulaşılmıştır.

42. Başvurucunun, davalı

idarenin ilk savunma dilekçesinin zamanında sunulmadığı iddiası ise Mahkemece

ilgili yasa kuralı yorumlanarak değerlendirilmiş ve oy çokluğuyla adli ara

verme döneminde sürenin devam etmediği görüşüyle dilekçenin zamanında

verildiğine karar verilmiştir. Bu durumda başvurucu bu şikâyetini silahların

eşitliği ilkesine dayandırsa da şikâyetinin özünü Mahkemenin ilgili yasa

hükmünün yorumunda isabet bulunmadığı, dolayısıyla Mahkemenin ara kararının

hatalı olduğu iddiası oluşturduğundan, bu şikâyeti yargılamanın sonucu

itibarıyla adil olmadığına yönelik iddiası başlığı altında incelenmiştir.

43. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun silahların eşitliği ilkesine ilişkin iddiası yönünden bir ihlalin

olmadığı açık olduğundan, başvurunun bu şikâyetinin diğer kabul edilebilirlik

şartları yönünden incelenmeksizin 'açıkça

dayanaktan yoksun olması' nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

b. Mahkemeye Erişim Hakkının İhlali İddiası

44. Başvurucu yargı kolları

arasındaki görev uyuşmazlığı nedeniyle ortaya çıkan yargılama masrafları

konusunda herhangi bir ayrım yapılmaksızın, tüm mahkeme masraflarının üzerinde

bırakılmasının, adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini iddia etmektedir.

45. Adalet Bakanlığı görüş

yazısında, başvurucunun bu şikâyetinin mahkemeye erişim hakkına ilişkin olduğu,

mahkemeye erişim hakkının mutlak bir hak olmayıp, birtakım sınırlamalara tabi

olabildiği, AİHM kararlarında başvuranlara çok yüksek bir külfet yükleyen

düzenlemelerin sözleşmeye aykırı görülebildiği, ancak “kaybeden öder” kuralı olarak ifade edilen

ilkenin benimsendiği, bu kural muhtemel davacıları mahkeme önüne abartılı

talepler getirmekten vazgeçirdiği için tek başına Sözleşme’nin ihlali şeklinde

yorumlanmadığı, somut başvuruda İş Mahkemesinin başvurucu tarafından ilk

davanın doğru yargı yerinde açılması nedeniyle davada ret kararı vermesine

rağmen yargılama masraflarına hükmetmediği, ifade edilmiştir.

46. Başvurucu tarafından, Adalet

Bakanlığının görüşüne karşı, görevli yargı yeri konusunda haklı çıkmasına

rağmen görevli yargı yerinin tespitinde tüm masrafların şahsına bırakıldığı,

devlet memuru olarak masrafların kendisi için ağır yük oluşturmasının adalet

anlayışına sığmadığı, teorik olarak yaşanan sürecin mahkemeye erişim hakkı

konusunda ciddi tehditler içerdiği ve kaybeden öder kuralının esastan

sonuçlanan davalarda geçerli olduğu yönünde beyanda bulunulmuştur.

47. Mahkemeye erişim hakkı, bir

uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde

karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir. Kişinin mahkemeye

başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsız hale getiren, bir başka

ifadeyle mahkeme kararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamalar mahkemeye

erişim hakkını ihlal edebilir (B. No: 2012/791, 7/11/2013,

§ 52). Hukuki konularda mahkemelerde dava açma hakkı anlamına gelen mahkemeye

erişim hakkı "mahkemeye gitme hakkı"nı

da kapsamaktadır (Burdov/Rusya, B. No: 59498/00, 7/5/2002, § 34; Ülger/Türkiye,

B. No: 25321/02, 26/6/2007, § 38).

48. Mahkemeye erişim hakkı,

kural olarak mutlak bir hak olmayıp, sınırlandırılabilen bir haktır. Bununla

birlikte getirilecek sınırlandırmaların, hakkın özünü zedeleyecek şekilde

kısıtlamaması, meşru bir amaç izlemesi, açık ve ölçülü olması ve başvurucu

üzerinde ağır bir yük oluşturmaması gerekir (B. No: 2013/1613, 2/10/2013, § 38). Ulaşılmak istenen kamu yararının gerekleri

ile bireylerin temel hakları arasında gözetilmesi gereken adil dengeyi bozan ve

başvuranlara çok yüksek bir külfet yükleyen düzenlemeler mahkemeye erişim

hakkını ihlal edebilir.

49. AİHM kararlarında yargılama

giderleri ile başvurucunun bireylerin mahkeme kanalıyla iddiasını ispat etme

menfaati arasında iyi bir denge sağlanması gerektiği, (Ait-Mouhoub/France,

22924/93, 28/10/1998, § 57-58) yargılama giderlerinin

çok yüksek olduğu ve adli yardımın verilmediği durumlarda hakkın özünün

zedelenerek mahkemeye ulaşma hakkına ölçüsüz bir sınırlama getirilmiş

olabileceği (Asya Bakan/Türkiye

50939/99, 12/6/2007, § 73-77; Kaba/Türkiye,

1236/05, 01/03/2011, § 24) ifade edilmektedir.

50. Hukuk yargılamalarında

uygulanan ve AİHM kararlarında da geçen “kaybeden

öder” ilkesi; tarafların yargılamadaki başarı oranına göre kazanılan

veya kaybedilen değer oranında lehine veya aleyhine mahkeme masraflarının hükmedilmesine

ilişkin düzenlemeleri ifade eder.

51. AİHM, bu ilke gereği

muhtemel davacıları mahkeme önüne abartılı talepler getirmekten vazgeçirdiği

için mahkemeye erişim hakkını engelleyici bir sonuç doğurabilecek nitelikteki düzenlemelerin

tek başına adil yargılanma hakkıyla çelişmeyeceğini, bununla birilikte davanın koşulları çerçevesinde hesaplanan

masrafın miktarının bu hakkın engellenip engellenmediğini tespitte önemli bir

faktör olduğunu (Stankov/Bulgaristan, 68490/01, 12/7/2007,

§ 52) kabul etmektedir.

52. Somut olayda, başvurucu

yargı yerinin tespitinde yaşanan gecikme sonrasında yetkili mahkemeye davasını

esastan inceletme imkânı bulmuş ve mahkemeye erişimi sağlanmıştır. Başvurucu

yargı yerinin kesinleşmesine kadar harç ve posta gideri gibi mahkeme masrafları

ile vekâlet ücretinden oluşan toplam 526,70 TL yargılama masrafı ödemiştir.

Başvurucu dava sürecinde adli yardım talebinde bulunduğuna dair belge sunmamış

ve dava dosyasında adli yardım talebine rastlanılmamıştır. Ayrıca başvurucunun

idare mahkemesinin görevsizlik kararı sonrasında başvurduğu Samsun 2. İş

Mahkemesi, Uyuşmazlık Mahkemesinin idari yargıyı görevli gösteren kararından

sonra verdiği 7/8/2008 tarihli görevsizlik kararında “adli yargı yerinde dava açmakta kusuru bulunmayan

başvurucu aleyhine vekâlet ücreti ve yargılama giderine hükmedilmesine yer

olmadığına” karar vermiştir.

53. Bu durumda başvurucunun

davasını esastan görüşecek mahkemeye ulaştığı ve davasının esası hakkında karar

verildiği, adli yargı yerinde açılan davanın masraflarının burada dava açmanın

başvurucudan kaynaklanmaması nedeniyle kendisine yükletilmediği, başvurucunun

idare mahkemesindeki davasının esastan reddedildiği ve temyiz incelemesinden

geçerek kesinleştiği, bu nedenle idari yargıda oluşan yargılama masraflarına

katlanmak zorunda kalmasının yargılamanın olağan sonucu olduğu, başvurucunun

yargı yerinin belirlenmesi sürecinde ödediği 526,70 TL ve esastan davasının

incelendiği idari yargı aşamasında aleyhine hükmedilen 384,40 TL mahkeme

masrafının, somut davaların konusu, başvurucunun aylık ücrete sahip bir kamu

görevlisi olması ve adli yardım talep etmemesi nazara alındığında, başvurucunun

mahkemeye erişimini engelleyecek miktarda olmadığı anlaşıldığından, mahkemeye

erişim hakkına yönelik bir ihlalin bulunmadığının açık olduğu sonucuna

ulaşılmıştır.

54. Açıklanan nedenlerle

başvurucunun mahkemeye erişim hakkına ilişkin iddiası yönünden bir ihlalin

olmadığı açık olduğundan, başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik

şartları yönünden incelenmeksizin 'açıkça

dayanaktan yoksun olması' nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

c. Yargılamanın Sonucu İtibarıyla Adil Olmadığı

İddiası

55. Başvurucu, 311 sayılı

Kanun’a aykırı biçimde Resmi Gazete’de yayımlanmayan

kapsam dışı personel yönetmeliğinin kendisi hakkında uygulanması, TODAİE’de

lisansüstü uzmanlık programı mezunu olduğu halde liyakat ve kariyer anlayışına

aykırı ve keyfi uygulama ile telekom uzmanlığına

atamasının yapılmaması ve bu itirazla açtığı davanın reddedilmesi, benzer

davalarda davacı lehine yargı kararlarının bulunması, yürütmeyi durdurma

talebinin usulsüz olarak reddedilmesi ve davalı idarenin ilk savunma

dilekçesinin zamanında sunulmadığı halde kabul edilmesi nedenleriyle eşitlik

ilkesi ve hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

56. Adalet Bakanlığı görüş

yazısında, başvurucunun iddialarının esas itibarıyla derece mahkemesince, dava

konusunda yapılan değerlendirme ve yorumlamada isabet bulunmadığına, dolayısıyla

yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu, mahkemelerin uyuşmazlıklarla ilgili

vardıkları sonucun esas yönünden adil olup olmadığı ile mahkemelerin maddi ve

hukuki hatalarının bireysel başvuru kapsamında incelenemeyeceği, somut

başvuruya konu davada davalı idarenin ilgili yönetmelik gereği yaptığı yazılı

ve sözlü sınav sonucunda uzman alımı yaptığı, yargılamanın usul şartlarına ve

hukuka uygun olarak yapılmadığına dair bir bulgu bulunmadığı, mahkemenin ilgili

hukuku yorumlamasında ve delilleri takdirinde keyfilik bulunmadığı ifade

edilmiştir.

57. Başvurucu, Adalet

Bakanlığının görüşüne karşı, başvuru dilekçesiyle benzer şekilde iddialarını

tekrarlamıştır.

58. Başvurucu, kendisinin açtığı

somut başvuruya konu davaya benzer davalarda davacı lehine yargı kararlarının

bulunması nedeniyle eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüşse de

kendisine Anayasa’nın 10. maddesinin ilk fıkrasında sayılan hangi nedene dayalı

olarak veya hangi sebeple ayrı muamele yapıldığından bahsetmemiştir. Bir

ayrımcılık faktörü olmaksızın benzer konulu davalarda farklı karar verilmesi

tek başına eşitlik ilkesinin ihlali anlamına gelmeyeceği gibi eşitlik ilkesinin

ihlali başka bir hakla ilişkilendirilmeksizin soyut olarak da ileri sürülemez.

Bununla beraber başvurucu esas olarak yüksek lisans mezunu olması nedeniyle

Telekom uzmanlığına atamasının yapılması gerektiği halde yapılmaması ve açtığı

davanın reddedilmesi nedeniyle haklarının ihlal edildiğini iddia etmektedir. Bu

nedenlerle başvurucunun iddialarının özünün esas itibariyle derece mahkemesince

dava konusunda yapılan değerlendirme ve yorumlamada isabet bulunmadığına,

dolayısıyla yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşıldığından başvurucunun

şikâyetlerinin ayrıca eşitlik ilkesi yönünden incelenmesine gerek görülmemiştir.

59. Anayasa’nın 148. maddesinin

dördüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 49. maddesinin (6) numaralı

fıkrasında, bireysel başvurulara ilişkin incelemelerde kanun yolunda

gözetilmesi gereken hususların incelemeye tabi tutulamayacağı, 6216 sayılı

Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği

belirtilmiştir.

60. Bir anayasal hakkın ihlali

iddiası içermeyen, yalnızca derece mahkemelerinin kararlarının yeniden

incelenmesi talep edilen başvuruların açıkça dayanaktan yoksun ve Anayasa ve

Kanun tarafından Mahkemenin yetkisi kapsamı dışında bırakılan hususlara ilişkin

olduğu açıktır (B. No: 2012/1056 § 34, 16/4/2013).

61. İlke olarak derece

mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece

mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup

olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece

mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda

bariz takdir hatası veya açık keyfilik içermesi ve bu durumun kendiliğinden

bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu

çerçevede, kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular bariz takdir hatası

veya açıkça keyfilik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince incelenemez (B. No:

2012/1027, 12/2/2013, § 26).

62. Somut başvuruya konu davada,

kapsam dışı personel statüsünde çalıştığı kurumda uzman kadrosuna atanma talebi

idarece zımnen reddedilen başvurucunun açtığı dava, idare mahkemesince, uzman

kadrosuna atanmanın, kurumun iç mevzuatında belirlenen şartların taşınması

koşuluyla sınavla olanaklı olması ve idarenin personeli bir göreve ataması

konusunda zorlayıcı yönde karar verilmesinin olanaklı olmaması gerekçesiyle

reddedilmiştir.

63. Mahkemece, dava sürecinde

uyuşmazlığın çözümü için gerekli bilgi ve belgeler toplanarak inceleme yapılmış

ve ilgili kurallar somut davanın koşullarıyla birlikte yorumlanmış, usul

şartlarına uygun olarak başvurucuya iddialarını sunmak üzere imkân verilmiş ve

başvurucu iddia ve itirazlarını mahkemeye sunmuştur. İlk derece mahkemesi ve

Danıştay bu iddia ve itirazları değerlendirerek başvurucunun talebinin zımnen

reddedilmesinin hukuka aykırı olmadığına karar vermiştir. Mahkemenin somut

davada hukuk kurallarını yorumlanması ve maddi olay ve olgulara uygulamasında

bariz takdir hatası veya açıkça keyfilik görülmemektedir.

64. Bununla birlikte başvurucu

kapsam dışı personel yönetmeliğinin 311 sayılı Kanuna aykırı bir biçimde Resmi Gazete’de yayımlanmadığı halde kendisi hakkında

uygulandığını iddia etse de somut olayda kendisi hakkında ileri sürülen

yönetmelik yerine, 21/12/2000 tarihli ve 24267 sayılı

Resmi Gazetede yayımlanan Telekomünikasyon Kurumu Telekomünikasyon Uzman

Yardımcılığı ve Telekomünikasyon Uzmanlığı Sınav, Görev, Çalışma Usul ve

Esasları Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre karar verilmiştir. 21/12/2000 tarihli ve 24267 sayılı Resmi Gazete’de

yayımlanan yönetmeliğin ilgili hükümlerine göre Telekom uzmanlığı kariyer

meslek olup, kuruma uzman yardımcısı olarak atanmak için yazılı ve sözlü

sınavlarda başarılı olmak ve belirtilen objektif şartları taşımak

gerekmektedir. Yine aynı düzenlemeye göre uzman yardımcısı olarak görev

yapanlar ancak uzman olarak atanabilmektedir.

65. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun belirtilen şikâyetlerinin kanun yolunda gözetilmesi gereken

hususlara ilişkin olduğu ve derece mahkemesi kararlarının bariz takdir hatası

veya açıkça keyfilik de içermediği anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının

diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

d. Makul sürede yargılanma hakkının ihlali iddiası

66. Başvurucunun makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiası açıkça dayanaktan yoksun olmadığı

gibi bu şikâyet için diğer kabul edilemezlik nedenlerinden herhangi biri de

bulunmamaktadır. Bu nedenle, başvurunun bu bölümüne ilişkin olarak kabul

edilebilirlik kararı verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

67. Başvurucu, çalıştığı kurumda

uzman kadrosuna atanma talepli davasının yedi yılı aşkın sürede sonuçlanması ve

davada olumsuz görev uyuşmazlığı nedeniyle görevli yargı yerinin

belirlenmesinin otuz sekiz ay sürmesi nedenleriyle makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

68. Adalet Bakanlığı görüşünde,

somut başvuruda davanın 7 yıl 6 ay sürdüğü ve yargılama süresinin makul olup

olmadığı incelenirken her olayın kendine özgü koşulları, davanın karmaşık olup

olmadığı, yargılama süresince tarafların gösterdiği davranışlar ve yetkili

makamların tutumları ile davanın başvurucu açısından taşıdığı önem gibi

hususların göz önünde bulundurulması gerektiği yönünde beyanda bulunulmuştur.

69. Başvurucu, Adalet

Bakanlığı’nın görüşüne karşı beyanında, Bakanlığın da yargılamanın makul süreyi

aştığını kabul ettiğini ifade etmiştir.

70. Anayasa’nın 36. maddesinin “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı

birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil

yargılanma hakkına sahiptir.”

71. AİHS’nin “Adil yargılanma hakkı” başlıklı 6.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar … konusunda karar

verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından

davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini

isteme hakkına sahiptir …”

72. Makul sürede yargılanma

hakkının amacı, tarafların uzun süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz

kalacakları maddi ve manevi baskı ile sıkıntılardan korunması ile adaletin

gerektiği şekilde temini ve hukuka olan inancın muhafazası olup, hukuki

uyuşmazlığın çözümünde gerekli özenin gösterilmesi gereği de yargılama

faaliyetinde göz ardı edilemeyeceğinden, yargılama süresinin makul olup

olmadığının her bir başvuru açısından münferiden değerlendirilmesi gerekir (B.

No:2012/673, 19/12/2013, § 27).

73. Makul süre incelemesinde;

yargılamaya intikal eden maddi vakıalar ve ispat araçlarından oluşan dava

malzemesinin veya uygulanacak hukuk kurallarının karmaşık olması; tarafların

genel olarak yargılama sürecindeki tutumu, yargılama sürecinin uzamasındaki

etkisi ve usuli haklarını kullanırken gereken dikkat

ve özeni gösterip göstermedikleri; yargı makamları yanında dava süreciyle

ilgili kamu gücü kullanan tüm devlet organlarına atfedilebilir yapısal sorunlar

ve organizasyon eksikliğinden kaynaklanan bir gecikme olup olmadığı ve

yargılamanın süratle sonuçlandırılması hususunda gerekli özenin gösterilip

gösterilmediği; başvurucu için hukuki korumanın bir an önce gerçekleştirilmesindeki

yararının ne olduğu gibi davanın niteliği ve niceliğine ilişkin birçok hususun

birlikte değerlendirilerek karar verilmesi gerekmektedir (B. No: 2013/772, 7/11/2013, § 58).

74. Başvuruya konu yargılama

süreci, başvurucunun 13/6/2005 tarihinde Samsun İdare

Mahkemesinde dava açmasıyla başlamış, Mahkemenin 20/9/2005 tarihli görev

yönünden ret kararı Danıştay 5. Dairesinin 12/4/2006 tarihli kararıyla onanmış

ve başvurucunun 21/9/2006 tarihinde Samsun 2. İş Mahkemesinde açtığı davada İş

Mahkemesinin 15/5/2007 tarihli kararıyla görevli yargı merciinin tespiti için

dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiş, Uyuşmazlık

Mahkemesinin 5/5/2008 tarihinde davanın çözümünde idari yargının görevli

olduğuna karar vermesiyle başvurucu 11/9/2008 tarihinde Samsun 1. İdare

Mahkemesine başvurmuş ve bu mahkemenin 27/5/2009 tarihinde verdiği karar

Danıştay 5. Dairesi tarafından 28/12/2010 tarihinde onanmış, karar düzeltme

talebi ise aynı Dairenin 27/12/2012 tarihli kararı ile reddedilerek karar

kesinleşmiştir. Bu durumda iki dereceli yargılama sürecindeki toplam yargılama

süresinin yedi yıl altı ayın üzerinde olduğu anlaşılmaktadır.

75. Yargılama süreçleri

incelendiğinde idare mahkemesi ve iş mahkemesinin davayı görev yönünden reddetmesi

ve Uyuşmazlık Mahkemesinin olumsuz görev uyuşmazlığı konusunda karar vermesi

neticesinde görevli yargı yerinin yaklaşık üç yılda belirlendiği, görevli yargı

yeri belirlendikten sonra ilk derece mahkemesinin yaklaşık bir yılda davanın

esası hakkında karar verdiği ve temyiz incelemesinin yaklaşık on dokuz ayda

sonuçlandığı, karar düzeltme incelemesinin ise yaklaşık iki yılda neticelendiği

anlaşılmaktadır. Görevli yargı yeri konusundaki uyuşmazlığın yaklaşık üç yılda,

karar düzeltme isteminin ise yaklaşık iki yılda sonuçlanmasının yargılamanın

uzaması üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğu görülmektedir.

76. Başvurunun değerlendirilmesi

neticesinde, başvuruya konu telekom uzmanlığı

kadrosuna atanma talebiyle açılan idari dava, görevli yargı yerinin tespiti

dışında hukuki meselenin çözümündeki güçlük, maddi olayların karmaşıklığı,

delillerin toplanmasında karşılaşılan engeller, taraf ve tanık sayısı gibi kriterler dikkate alındığında karmaşık olmaktan uzaktır.

Yargılamanın makul sürede tamamlanamamasının başvurucunun tutum ve

davranışlarıyla veya usuli haklarını kullanırken

özensiz davranmasıyla açıklanması ve ilişkilendirilmesi de mümkün olmayıp, yedi

yıl altı ayın üzerindeki yargılama süresinin makul olmadığı sonucuna

varılmıştır.

77. Açıklanan nedenlerle,

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden

78. Başvurucu, adil yargılanma

ve makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğini belirterek yapmış olduğu

mahkeme masraflarına karşılık 911,10 TL maddi ve 10.000,00 TL manevi tazminatın

kendisine ödenmesi talebinde bulunmuştur.

79. Adalet Bakanlığı görüşünde

tazminat istemine ilişkin görüş sunulmamıştır.

80. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesi

şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal

edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde

ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere

hükmedilir. Ancak yerindelik denetimi yapılamaz, idari eylem ve işlem

niteliğinde karar verilemez.

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.

…”

81. Başvurucu tarafından maddi

tazminat talebinde bulunulmuş olmakla beraber, başvurunun makul süre şikâyeti

dışında kalan şikâyetleri kabul edilemez bulunduğundan ve tespit edilen ihlal

ile iddia edilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından,

başvurucunun maddi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

82. Başvuruya konu idare

mahkemesinde görülen telekom uzmanlığı kadrosuna

atanma talebiyle açılan idari davanın, yedi yıl altı ayı aşkın sürede

sonuçlandırılması sebebiyle başvurucuya yalnızca ihlal tespitiyle

giderilemeyecek olan manevi zararı karşılığında takdiren

5.850,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

83. Başvurucu tarafından yapılan

ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harçtan oluşan yargılama

giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

nedenlerle;

A. Başvurucunun,

1.

Silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiği yönündeki iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması”,

2.

Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının , “açıkça dayanaktan yoksun olması”,

3.

Yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığı iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması”,

nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki

iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya takdiren 5.850,00 TL

manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE, başvurucunun tazminata ilişkin diğer taleplerinin

REDDİNE,

E. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harçtan oluşan yargılama

giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

G. Kararın bir örneğinin ilgili mahkemesine gönderilmesine,

18/9/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Alparslan ALTAN Üyeler : Recep KÖMÜRCÜ Engin YILDIRIM Celal Mümtaz AKINCI Muammer TOPAL Raportör : Selami ER Başvurucu : Hüseyin SEZEN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/1793, 18 Eylül 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. IV. İnceleme Ve
  11. Gerekçe
  12. A. Başvurucunun
  13. B. Değerlendirme
  14. C. Başvurucuya takdiren 5.850,00 TL
  15. F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  16. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/1793
Tarih
18 Eylül 2014

İlgili Kararlar

  • Mehmet Söğüt Başvurusu (B. No: 2013/7281)
  • Naime Bayracı Başvurusu (B. No: 2013/7017)
  • Zeynettin Güçlü Başvurusu (B. No: 2014/2240)
  • Hikmet Bolel Başvurusu (B. No: 2014/889)
  • Muhammed Fesih Baydur Başvurusu (B. No: 2013/7236)
  • Ahmet Teyit Keşli Başvurusu (B. No: 2013/2237)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.