İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ahmet Teyit Keşli Başvurusu (B. No: 2013/2237)

1. Başvurucu, Uludağ

Başvuru No2013/2237Tarih18 Eylül 2014Okuma32 dk · 6.472 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Ahmet Teyit Keşli Başvurusu

Karar tarihi
18 Eylül 2014
Başvuru Numarası
2013/2237
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.472 kelime·32 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, Uludağ

Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü Ticaret Hukuku Anabilim

Dalında araştırma görevlisi olarak görev yapmakta iken görev süresinin

uzatılmamasına ilişkin işlemin iptali istemiyle açtığı davada verilen karar ve

yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle Anayasa’nın 2.,

8., 10., 11., 17., 27., 36., 70., 123., 128., 130. ve 141. maddelerinde

tanımlanan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 28/3/2013

tarihinde İstanbul Bölge İdare Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden

yapılan ön incelemede belirlenen eksiklikler tamamlatılmış ve başvurunun

Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci

Komisyonunca, 29/11/2013 tarihinde kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine

karar verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 7/1/2014 tarihinde yapılan toplantıda kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve

olgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiş,

Adalet Bakanlığınca 4/2/2014 tarihli yazı ile görüşünü

sunmuştur.

6. Adalet Bakanlığının görüş

yazısı 14/2/2014 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ

edilmiş ve başvurucu vekili de 3/4/2014 tarihli yazı ile karşı beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde

ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, 1999 yılında

Uludağ Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü Ticaret

Hukuku Anabilim Dalında araştırma görevlisi olarak göreve başlamış, daha sonra

Marmara Üniversitesinde doktora çalışması yapmak için izin talebinde bulunmuş,

Uludağ Üniversitesi Yönetim Kurulu 11/10/2001 günlü

kararı ile talebi uygun görmüş ve kararını Yükseköğretim Kurulu Başkanlığına

göndermiş, ancak Üniversite Rektörlüğü başvurucunun talebini yeniden

değerlendirerek hizmetine ihtiyaç duyulduğundan bahisle 1/2/2002 tarihli işlemi

ile Yükseköğretim Kurulu Başkanlığına gönderilen yazının geri çekilmesine karar

vermiştir. Başvurucu tarafından bu işlemin iptali istemiyle açılan davada Bursa

2. İdare Mahkemesi 22/5/2002 tarih ve E.2002/538

sayılı kararıyla, başvurucu talebinin kabul edildiği dönemdeki şartlarda bir

değişiklik olmadığı gerekçesiyle yürütmenin durdurulmasına karar vermiştir.

9. Marmara Üniversitesi

Rektörlüğü, Uludağ Üniversitesi Rektörlüğünün anılan Mahkeme kararına rağmen

kadro aktarımı yapmaması ve başvuru formunun eksik doldurulduğu gerekçesiyle 13/3/2003 tarihli işlem ile başvurucunun doktora kaydını

silmiş, bu işlemin iptali istemiyle açılan davada İstanbul 2. İdare Mahkemesi

21/1/2004 tarih ve E.2003/444, K.2004/39 sayılı kararıyla, başvurucunun başka

bir üniversitede araştırma görevlisi kadrosunda bulunmasının doktora öğrenci

kaydının silinmesi için geçerli bir neden olmadığı gerekçesiyle iptal kararı

vermiştir.

10. Bunun yanında başvurucunun

araştırma görevlisi olarak 4/11/1981 tarih ve 2547

sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 33. maddesi uyarınca 9/9/2002 tarihli olur ile

bir yıl süreyle yeniden ataması yapılmış, ilgili Anabilim Dalı Başkanı

tarafından Bursa 2. İdare Mahkemesinde bu işleme karşı dava açılmış, her ne

kadar dava sürecinde yürütmeyi durdurma kararı verilmişse de anılan Mahkeme

28/10/2004 tarih ve E.2002/1586, K.2004/1480 sayılı kararıyla davanın esası

hakkında ret kararı vermiştir. Bu arada üniversite yönetimi yürütmeyi durdurma

kararına istinaden 10/4/2003 tarihinde başvurucunun

üniversite ile ilişiğinin kesilmesine dair işlem tesis etmiş, başvurucu bu işleme

karşı da Bursa 2. İdare Mahkemesinde dava açmış, anılan Mahkeme 12/7/2005 tarih

ve E.2005/274, K.2005/766 sayılı kararıyla, 2002/1586 esasına kayıtlı davada

verilen yürütmeyi durdurma kararı üzerine işlem tesis edilmiş ise de daha sonra

anılan davanın reddedilmesi nedeniyle işlemin dayanaksız kaldığından bahisle

ilişiğin kesilmesine ilişkin işlemin iptaline karar vermiştir.

11. Başvurucu hakkında Marmara

Üniversitesinde doktora çalışmasına devam ettiği süreye ilişkin olarak disiplin

soruşturması başlatılmış ve 20 gün göreve gelmediğinden bahisle 28/7/2004 tarihli Yükseköğretim Kurulu Yüksek Disiplin

Kurulu kararı ile başvurucu kamu görevinden çıkarma cezasıyla tecziye edilmiş

ve bu nedenle Mahkeme kararları uygulanamamış, ancak anılan disiplin cezasına

karşı başvurucunun Bursa 3. İdare Mahkemesinde açtığı davada 2/5/2005 tarih ve

E.2005/201 sayılı kararla yürütmenin durdurulmasına hükmedilmesi üzerine

22/06/2005 tarihli onayla başvurucu 21/09/2004 tarihinden itibaren 1 yıl

süreyle yeniden eski görevine atanmıştır.

12. Başvurucunun göreve

başladıktan 2 ay 13 gün sonra görev süresi sona ermiş, üniversite yönetimi

başvurucunun doktora programını tamamlayamadığı, birlikte görev yapacağı

öğretim üyesinin bulunmadığı, düzen ve disiplini sağlayamadığı, çalışmalarının

memnun edici olmadığı gerekçeleriyle 21/9/2005 tarih

ve 21183 sayılı işlem ile görev süresinin uzatılmamasına karar vermiş ve

böylece başvurucunun üniversite ile ilişiği tekrar kesilmiştir.

13. Başvurucu, görev süresinin

uzatılmamasına ve ilişiğinin kesilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle 2/10/2006 tarihinde Bursa 2. İdare Mahkemesinde dava açmış,

Mahkeme 30/1/2008 tarih ve E.2006/2373, K.2008/52 sayılı karar ile davanın

reddine karar vermiştir. Karar gerekçesi şöyledir:

"Karar veren Bursa İkinci İdare

Mahkemesince önceden belirlenerek taraflara duyurulan 06.12.2007 günlü

duruşmaya davacı ve davacı vekilinin gelmediği, davalı idare vekilinin geldiği

görülmekle gelen tarafa usulüne göre söz verilip dinlendikten sonra duruşmaya

son verildi. Aynı gün yapılan ara kararına davalı idarece verilen cevaptan

sonra dava dosyası incelenerek işin gereği görüşüldü:

…

Dava dosyasının incelenmesinden, 2000 yılında Uludağ

Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Ticaret Hukuku Anabilim Dalında

araştırma görevlisi olarak göreve başlayan davacının görev süresinin

uzatılmasına ilişkin 09.09.2002 günlü işlemin iptali istemiyle Uludağ

Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Anabilim Dalı başkanı

tarafından açılan 2002/1586 esas sayılı davada verilen 31.01.2003 günlü dava

konusu işlemin yürütülmesinin durdurulması kararı üzerine davacının görevden

ilişiğinin kesildiği, davacının bu karar uyarınca görevine son verilmesi

işleminin iptali istemiyle 2003/1062 esas sayılı davayı açtığı, bilahare ise

2002/1586 esas sayılı davada yürütmeyi durdurma kararı kaldırılarak 28.10.2004

gün ve 2004/1480 sayılı kararla davanın reddine karar verildiği, bu karara

bağlı olarak ise 2003/1062 esas sayılı davada aynı tarihte “iptal” kararı

verildiği, bu kararların, 28.07.2004 günlü YÖK Disiplin kurulu kararı ile

davacıya kamu görevinden çıkarma cezası verilerek görevi ile ilişiğinin

kesilmesi nedeniyle uygulanamadığı, ancak YÖK Disiplin kurulu kararı ile verilen

kamu görevinden çıkarma cezasının iptali istemiyle Bursa 3. İdare Mahkemesinde

açılan davada, anılan mahkemenin 02.05.2005 gün ve 2005/201 esas sayılı

“yürütmeyi durdurma” kararı üzerine davacının 22.06.2005 günlü onayla

21.09.2004 tarihinden itibaren 1 yıl süreyle eski görevine iade edildiği,

20.09.2005 tarihinde biten görev süresinin uzatılmamasına ilişkin dava konusu işlemin

tesis üzerine bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Olayda, mahkeme kararları sonucunda 21.09.2004

tarihinden itibaren 1 yıl süreyle atanmasına ilişkin 22.06.2005 günlü

kararnameye karşı davacı tarafından yargı yoluna başvurulmadığı, görev

süresinin bitimine bir ay kala Ticaret Hukuku Ana Bilim Dalı Başkanı tarafından

yazılan 22.08.2005 tarihli yazıda “davacının bu güne kadar yapması gereken

doktora programını tamamlayamadığı, 2547 sayılı Yasanın 33. maddesi gereğince

yapması gereken araştırma, inceleme v.b görevlerini

yerine getirmediği, davacının görev yaptığı ana bilim dalında doktora eğitimi

yaptırılamadığı ve davacının birlikte görev yapacağı öğretim üyesinin

bulunmaması nedeniyle sadece maaş alan bir görevli haline döneceği, görevine

iade edildikten sonra düzen ve disiplini sağlayamadığı, başka kurumda yaptığı

doktora öğrenciliğinin tescilini sağlamaya çalıştığı, çalışmalarının memnun

edici olmadığı, boş bulunan bir anabilim dalında görev yapmasının hem kurum hem

de kendisi açısından bir yarar sağlamayacağının” belirtildiği, davacı hakkında

işletme bölüm başkanlığının 29.08.2005 günlü ve fakülte yönetim kurulunun

06.09.2005 günlü görüşlerinin de olumsuz olduğu anlaşılmaktadır.

Her ne kadar davacının mahkemelerde açılan davalar nedeniyle uzun

bir süre görevinden ayrı kalması sebebiyle doktora çalışmalarını yerine

getiremediği ve verilen araştırma, inceleme v.b

görevlerini yerine getirmediği yönünde dosyaya somut bilgi ve belge

sunulamadığı anlaşılmakta ise de; davacının görev yaptığı ana bilim dalında

eğitimine, araştırma ve incelemelerine yön verecek öğretim üyesinin

bulunmaması, ilgili bölümden araştırma görevlisi kadrosu talebinin olmaması,

ana bilim dalı başkanı, işletme bölüm başkanı ve fakülte yönetim kurulu

tarafından davacının hizmetine ihtiyaç bulunmadığı yönünde görüş belirtilmesi

hususları göz önüne alındığında ve araştırma görevlisi kadrosu talep edilmesi konusunda

davalı idarenin yargı kararı ile zorlanmasına imkân bulunmadığından tesis

edilen dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır."

14. Başvurucu kararı temyiz

etmiş, Danıştay Sekizinci Dairesi 23/1/2012 tarih ve E.2008/6148, K.2012/39

sayılı kararı ile temyiz isteminin reddine karar vermiştir. Kararda Danıştay

savcısının düşüncesine de yer verilmiştir.

15. Bu karara karşı yapılan

karar düzeltme başvurusu da aynı Dairenin 21/12/2012

tarih ve E.2012/3706, K.2012/11136 sayılı kararı ile reddedilmiştir.

16. Karar, başvurucuya 28/2/2013 tarihinde tebliğ edilmiş, 28/3/2013 tarihinde

bireysel başvuru yapılmıştır.

B. İlgili

Hukuk

17. 2547 sayılı Kanun’un “Araştırma görevlileri, uzman, çevirici ve eğitim -

öğretim planlamacıları” kenar başlıklı 33. maddesinin (a) bendi

şöyledir:

“a) (Değişik: 12/8/1986 - KHK 260/3

md.) Araştırma görevlileri, yükseköğretim

kurumlarında yapılan araştırma, inceleme ve deneylerde yardımcı olan ve yetkili

organlarca verilen ilgili diğer görevleri yapan öğretim yardımcılarıdır. Bunlar

ilgili anabilim veya anasanat dalı başkanlarının

önerisi, Bölüm Başkanı, Dekan, enstitü, yüksekokul veya konservatuvar müdürünün

olumlu görüşü üzerine rektörün onayı ile araştırma görevlisi kadrolarına en çok

üç yıl süre ile atanırlar; atanma süresi sonunda görevleri kendiliğinden sona

erer.(Ek cümle: 21/4/2005 – 5335/10 md.)Bunlar aynı usulle yeniden atanabilirler.”

18. 6/1/1982 tarih ve 2575 sayılı

Danıştay Kanunu’nun “Savcıların görevleri”

kenar başlıklı 61. maddesinin 2/7/2012 tarih ve 6352 sayılı Kanun’un 47.

maddesiyle değişik (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Savcılar, ilk derece

mahkemesi sıfatıyla Danıştayda görülen dava

dosyalarından kendilerine havale olunanları Başsavcı adına incelerler ve esas

hakkındaki düşüncelerini, bir ay içinde gerekçeli ve yazılı olarak verirler. Bu

süreler geçirilirse durumu sebepleriyle birlikte Başsavcıya bildirirler.

Danıştay Başkanının ve Başsavcısının vereceği diğer görevleri yerine getirir;

çalışma düzeninin korunması ve iş veriminin artırılması için Başsavcının

alacağı tedbirlere uyarlar”.

19. 6/1/1982 tarih ve 2577 sayılı İdari

Yargılama Usulü Kanun’un “Tebligat ve cevap

verme” kenar başlıklı 16. maddesine 6352 sayılı Kanun’un 54.

maddesiyle eklenen (6) numaralı fıkrası şöyledir:

“Danıştayda

ilk derece mahkemesi sıfatıyla görülen davalarda savcının esas hakkındaki

yazılı düşüncesi taraflara tebliğ edilir. Taraflar, tebliğden itibaren on gün

içinde görüşlerini yazılı olarak bildirebilirler.”

20. 2577 sayılı Kanun’un “Duruşma” kenar başlıklı 17. maddesi

şöyledir:

“1. Danıştay ile

idare ve vergi mahkemelerinde açılan iptal ve yirmibeşbin

Türk Lirasını aşan tam yargı davaları ile tarh edilen vergi, resim ve harçlarla

benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezaları toplamı yirmibeşbin

Türk Lirasını aşan vergi davalarında, taraflardan birinin isteği üzerine

duruşma yapılır.

2. Temyiz ve

itirazlarda duruşma yapılması tarafların istemine ve Danıştay veya ilgili bölge

idare mahkemesi kararına bağlıdır.

3. Duruşma talebi,

dava dilekçesi ile cevap ve savunmalarda yapılabilir.

4. 1 ve 2 nci fıkralarda yer alan kayıtlara bağlı olmaksızın

Danıştay, mahkeme ve hakim kendiliğinden duruşma

yapılmasına karar verebilir.

5. Duruşma

davetiyeleri duruşma gününden en az otuz gün önce taraflara gönderilir.”

21. 2577 sayılı Kanun’un “Kararın düzeltilmesi” kenar başlıklı 54.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“ Danıştay dava daireleri ve İdari veya Vergi Dava Daireleri

Kurullarının temyiz üzerine verdikleri kararlar ile bölge idare mahkemelerinin

itiraz üzerine verdikleri kararlar hakkında, bir defaya mahsus olmak üzere

kararın tebliğ tarihini izleyen onbeş gün içinde

taraflarca;

a) Kararın esasına etkisi olan iddia ve itirazların, kararda

karşılanmamış olması,

b) Bir kararda birbirine aykırı hükümler bulunması,

c) Kararın usul ve kanuna aykırı bulunması,

d) Hükmün esasını etkileyen belgelerde hile ve sahtekarlığın ortaya çıkmış olması,

Hallerinde kararın düzeltilmesi istenebilir.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

22. Mahkemenin 18/9/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun

28/3/2013 tarih ve 2013/2237 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği

düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

23. Başvurucu, doktora

programını tamamlayamamış olması ve ilgili ana bilim dalında araştırma

görevlisine ihtiyaç kalmaması sebepleri ile idare tarafından hakkında tesis

edilmiş olan görev süresinin uzatılmamasına ilişkin işlemin amaç, konu ve

maksat yönlerinden hukuka aykırı olduğunu, işlemin iptali için idare

mahkemesinde açılan davada yerel mahkemenin delilleri toplamaksızın ve dava

dilekçesinde ileri sürülen iddiaları karşılamaksızın hüküm kurduğunu, aynı

şekilde temyiz mahkemesinin kararının da matbu ifadelerden ibaret olup gerekçe

içermediğini, duruşma talebinin haksız bir şekilde reddedildiğini, Danıştay

savcısı görüşünün kendisine tebliğ edilmediğini, yaklaşık 7 yıl süren

yargılamanın makul süreyi aştığını, bunun yanında uzun yıllar idare ve yargının

yaptığı hatalar ile mücadele etmek zorunda kalması nedeniyle manevi cebre maruz

kaldığı gerekçesiyle işkence ve kötü muamele yasağına aykırı hareket

edildiğini, kamu hizmetine girme hakkının engellendiğini, görevine son

verilmesinden yaklaşık bir yıl sonra hizmet ihtiyacında hiçbir değişiklik

olmadığı halde aynı kadroya başka bir araştırma görevlisinin alınmasının

eşitlik ilkesine aykırılık teşkil ettiğini belirterek, Anayasa’nın 2., 8., 10., 11., 17., 27., 36., 70., 123., 128., 130. ve

141. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş, maddi ve

manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

24. Anayasa Mahkemesi, olayların

başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı değildir. Başvurucunun,

çalışma hakkı ve eşitlik ilkesinin ihlali iddiasının ayrı bir başlık altında,

yargılamanın adil yapılmadığı, Danıştay Savcılığı düşüncesinin tebliğ

edilmediği, duruşma talebinin kabul edilmediği ve davanın makul sürede

sonuçlandırılmadığı iddiaları, adil yargılanma hakkı kapsamında ileri sürdüğü

şikâyetlerine bağlı olduğundan, başvurunun bu kısmının ise birlikte incelenmesi

gerekmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Çalışma Hakkı ve Eşitlik İlkesinin İhlal

Edildiği İddiası

25. Başvurucu, kamu hizmetine

girme hakkının engellendiğini, görevine son verilmesinden yaklaşık bir yıl

sonra hizmet ihtiyacında hiçbir değişiklik olmadığı halde aynı kadroya başka

bir araştırma görevlisinin alınmasının eşitlik ilkesine aykırılık teşkil

ettiğini ileri sürmüştür.

26. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve

özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin

kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine

başvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş

olması şarttır.”

27. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Herkes, Anayasada

güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki

herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa

Mahkemesine başvurabilir.”

28. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuru hakkına sahip olanlar”

kenar başlıklı 46. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuru ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen

işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan

etkilenenler tarafından yapılabilir.”

29. Anılan Anayasa ve Kanun

hükümlerine göre Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının

incelenebilmesi için, kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddia edilen hakkın

Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi (AİHS) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına da

girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve AİHS’in

ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).

30. Bireyin dilediği alanda

çalışma özgürlüğü ve çalışma hakkı Anayasa’nın 48. ve 49. maddelerinde güvence

altına alınmış olmakla birlikte AİHS’de düzenlenen haklardan değildir. Avrupa

İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) de kamu hizmetine girme ya da dilediği kamu

görevinde çalışma hakkının Sözleşme’de ya da

protokollerinde korunan bir hak olmadığını açıkça ifade etmektedir. (B. No:

2013/1613, 2/10/2013, § 24).

31. Diğer yandan başvurucu,

Anayasa’nın 10. maddesinde düzenlenen kanun önünde eşitlik ilkesinin de ihlal

edildiğini ileri sürmüştür. Anayasa’nın “Kanun

önünde eşitlik” kenar başlıklı 10. maddesinin birinci ve beşinci

fıkraları şöyledir:

“Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi

inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde

eşittir.

…

Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun

önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.”

32. Sözleşme’nin “Ayırımcılık yasağı” kenar başlıklı 14.

maddesi şöyledir:

“Bu Sözleşme’de tanınan hak ve

özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer

kanaatler, ulusal veya toplumsal köken, ulusal bir azınlığa aidiyet, servet,

doğum başta olmak üzere herhangi başka bir duruma dayalı hiçbir ayrımcılık

gözetilmeksizin sağlanmalıdır.”

33. Başvurucunun, Anayasa’nın

10. maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesi ve Sözleşme’nin 14. maddesinde

düzenlenen ayrımcılık yasağının ihlal edildiğine yönelik iddialarının, bahsi

geçen maddelerdeki ifadeler dikkate alındığında, soyut olarak değerlendirilmesi

mümkün olmayıp, mutlaka Anayasa ve Sözleşme kapsamında yer alan diğer temel hak

ve özgürlüklerle bağlantılı olarak ele alınması gerekir. Bir başka ifadeyle

ayrımcılık yasağının ihlal edilip edilmediğinin tartışılabilmesi için, ihlal

iddiasının, kişinin hangi temel hak ve özgürlüğü konusunda ayrımcılığa maruz

kaldığı sorularına cevap verebilmesi gerekmektedir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 33).

34. Başvuru konusu olayda

başvurucu, görevine son verilmesinden yaklaşık bir yıl sonra hizmet ihtiyacında

hiçbir değişiklik olmadığı halde, aynı kadroya başka bir araştırma görevlisi

alınarak eşitliğe aykırı hareket edildiğini, dolayısıyla ayrımcılık yasağının

ihlal edildiğini ileri sürmekte ise de söz konusu ayrımcılığın hangi temel hak

ve özgürlüğün kullanımına yönelik olarak gerçekleştiğini belirtmemiştir. Başvuru dilekçesinin

içeriğinden de, başvuru konusu olayın Anayasa ve Sözleşme kapsamındaki hak ve

hürriyetlerden her hangi biri ile bağlantısının kurulmadığı sonucuna

ulaşılmıştır.

35. Açıklanan nedenlerle, başvurunun

bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “konu bakımından yetkisizlik” nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Adil Yargılanma Hakkının İhlali İddiası

36. Başvurucu, yargılamanın adil

yapılmadığını, Danıştay Savcılığı düşüncesinin tebliğ edilmediğini, duruşma

talebinin kabul edilmediğini ve davanın makul sürede sonuçlandırılmadığını

ileri sürmüştür.

37. Başvurucunun bu başlık

altındaki şikâyetlerinin ayrı ayrı incelenmesi gerekir.

i. Yargılamanın Adil Olmadığı İddiası

38. Başvurucu, dava konusu

ettiği görev süresinin uzatılmamasına ilişkin işlemin amaç, konu ve maksat

yönlerinden hukuka aykırı olduğunu, işlemin iptali için idare mahkemesinde

açılan davada yerel mahkemenin delilleri toplamaksızın karar verdiğini

belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

39. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve

incelenmesi” kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Mahkeme, Anayasanın

uygulanması ve yorumlanması veya temel hakların kapsamının ve sınırlarının

belirlenmesi açısından önem taşımayan ve başvurucunun önemli bir zarara

uğramadığı başvurular ile açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul

edilemezliğine karar verebilir.”

40. 6216 sayılı Kanun’un “Esas hakkındaki inceleme” kenar başlıklı

49. maddesinin (6) numaralı fıkrası şöyledir:

“Bölümlerin, bir mahkeme kararına karşı yapılan bireysel

başvurulara ilişkin incelemeleri, bir temel hakkın ihlal edilip edilmediği ve

bu ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi ile sınırlıdır.

Bölümlerce kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz.”

41. Anılan kurallar uyarınca,

bireysel başvuruya konu davadaki olayların kanıtlanması, hukuk kurallarının

yorumlanması ve uygulanması, yargılama sırasında delillerin kabul

edilebilirliği ve değerlendirilmesi ile kişisel bir uyuşmazlığa derece

mahkemeleri tarafından getirilen çözümün esas yönünden adil olup olmaması,

bireysel başvuru incelemesinde değerlendirmeye tabi tutulamaz. Anayasa’da yer

alan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece ve açıkça keyfilik içermedikçe

derece mahkemelerinin kararlarındaki maddi ve hukuki hatalar bireysel başvuru

incelemesinde ele alınamaz. Bu çerçevede, derece mahkemelerinin delilleri

takdirinde bariz takdir hatası veya açıkça keyfilik bulunmadıkça Anayasa

Mahkemesinin bu takdire müdahalesi söz konusu olamaz (B.No:

2012/1027, 12/2/2013, § 26).

42. Başvurucu, araştırma

görevlisi olarak görev yapmakta iken görev süresinin uzatılmamasına ilişkin 21/9/2005 tarih ve 21183 sayılı işlemin iptali istemiyle

açtığı davaya ilişkin dilekçesinde, 2002 yılında görev süresinin uzatılmasına

ilişkin işlemin iptali istemiyle dava açan Uludağ Üniversitesi İktisadi ve

İdari Bilimler Fakültesi Anabilim Dalı başkanının daha sonra ağır ceza

mahkemesinde yargılandığını, görevine iade edilmesi gerektiği sırada 20 gün

görevine gelmediğinden bahisle kamu görevinden çıkarıldığını, bu işleme karşı

Bursa 3. İdare Mahkemesince iptal kararı verildiğini, görevine iadesinin 6 ay

süreliğine olmasının 2547 sayılı Kanun’a aykırı olduğunu, haksız şekilde ve

kasıtlı olarak uzun bir süre doktora çalışmalarını yerine getirmesinin engellendiğini

ileri sürdüğü anlaşılmaktadır.

43. Bursa İdare Mahkemesi ise

daha önce verilen mahkeme kararları uyarınca başvurucunun 21/9/2004

tarihinden itibaren 1 yıl süreyle atamasının yapılmasına ilişkin 22/6/2005

tarihli işleme karşı dava açmadığı, görev yaptığı ana bilim dalında eğitimine,

araştırma ve incelemelerine yön verecek öğretim üyesinin bulunmadığı, ilgili

bölümün araştırma görevlisi kadrosu talebinin olmadığı, ana bilim dalı başkanı,

işletme bölüm başkanı ve fakülte yönetim kurulu tarafından başvurucunun

hizmetine ihtiyaç bulunmadığı yönünde görüş belirtildiği ve araştırma görevlisi

kadrosu talep edilmesi konusunda idarenin yargı kararı ile zorlanmasına imkan

olmadığından tesis edilen dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle

davayı reddetmiştir.

44. Başvurucu iddialarının

mevzuatın yorumlanmasına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin

olduğu anlaşılmaktadır.

45. Adil yargılanma hakkı

bireylere dava sonucunda verilen kararların değil, yargılama sürecinin ve

usulünün adil olup olmadığını denetletme imkânı verir. Bu

nedenle, bireysel başvuruda adil yargılanmaya ilişkin şikâyetlerin

incelenebilmesi için başvurucunun yargılama sürecinde haklarına saygı

gösterilmediğine, bu çerçevede yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğu

deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığı veya bunlara etkili bir şekilde

itiraz etme fırsatı bulamadığı, kendi delillerini ve iddialarını sunamadığı ya

da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece mahkemesi tarafından

dinlenmediği veya kararın gerekçesiz olduğu gibi, mahkeme kararının oluşumuna

sebep olan unsurlardan değerlendirmeye alınmamış eksiklik, ihmal ya da bariz

takdir hatası veya açık keyfiliğe ilişkin bir bilgi ya da belge sunmuş olması

gerekir. Somut olayda başvurucu yargılama sürecinin hakkaniyete aykırı

olduğuna dair bir bilgi ya da belge sunmadığı, aksine yargılama sonucunda

verilen kararın içeriğinin adil olmadığı şikâyetini dile getirdiği

anlaşılmaktadır.

46. Açıklanan nedenlerle,

başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde

olduğu, derece mahkemesi kararlarının bariz takdir hatası veya açık bir

keyfilik de içermediği anlaşıldığından başvurunun bu bölümünün “açıkça dayanaktan yoksun olması”

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

ii. İlk Derece Mahkemesi ve Danıştay Kararlarının Gerekçesiz

Olduğu İddiası

47. Başvurucu, açtığı davada

ileri sürdüğü iddialarının karşılanmadığını ve Danıştay kararlarının gerekçesiz

olduğunu belirterek, Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

48. Mahkeme kararlarının

gerekçeli olması adil yargılanma hakkının unsurlarından birisi olmakla beraber,

bu hak yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde

yanıt verilmesi şeklinde anlaşılamaz. Bu nedenle, gerekçe gösterme

zorunluluğunun kapsamı kararın niteliğine göre değişebilir. Bununla birlikte

başvurucunun ayrı ve açık bir yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair

iddialarının cevapsız bırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır (B.

No: 2013/1213, 4/12/2013, § 26).

49. Kanun yolu mahkemelerince

verilen karar gerekçelerinin ayrıntılı olmaması, ilk derece mahkemesi

kararlarında yer verilen gerekçelerin onama kararlarında kabul edilmiş olduğu

şeklinde yorumlanmakla beraber (bkz. García Ruiz/İspanya, B. No: 30544/96, 21/1/1999, § 26) başvurucuların dile getirmesine rağmen ilk

derece mahkemesinin de tartışmadığı esaslı hususlara ilişkin temyiz başvuruları

ile başvurucuların usuli haklarının ihlal edildiğine

yönelik somut şikâyetlerinin temyiz incelemesinde tartışılmaması gerekçeli

karar hakkının ihlali olarak görülebilir (B. No: 2012/603, 20/2/2014, § 49).

50. 2547 sayılı Kanun’un 33.

maddesinin (a) bendinde, araştırma görevlilerinin eğitim yardımcıları oldukları

belirtilmiş ve bunların ilgili anabilim veya anasanat

dalı başkanlarının önerisi, bölüm başkanı, dekan, enstitü, yüksekokul veya

konservatuvar müdürünün olumlu görüşü alındıktan sonra rektörün onayı ile

araştırma görevlisi kadrolarına en çok üç yıl süre ile atanabilecekleri, süresi

dolanların görevlerinin kendiliğinden sona ereceği ve görevi sona erenlerin

aynı usul ile yeniden atamalarının yapılabileceği düzenlenmiştir.

51. Başvuru konusu olayda İlk

Derece Mahkemesi, başvurucunun görev yaptığı ana bilim dalında eğitimine,

araştırma ve incelemelerine yön verecek öğretim üyesinin bulunmaması, ilgili

bölümün araştırma görevlisi kadrosu talebinin olmaması, Ana Bilim Dalı Başkanı,

İşletme Bölüm Başkanı ve Fakülte Yönetim Kurulu tarafından başvurucunun

hizmetine ihtiyaç bulunmadığı yönünde görüş belirtilmesi hususları göz önüne

alındığında ve araştırma görevlisi kadrosu talep edilmesi konusunda davalı

idarenin yargı kararı ile zorlanmasına imkân bulunmaması nedeniyle işlemin

hukuka aykırı olmadığına karar vermiştir.

52. Bu durumda İlk Derece

Mahkemesi başvurucunun durumunu 2547 sayılı Kanun’un 33. maddesinin (a) bendi

kapsamında değerlendirerek dava konusu işlemin tesisinde hukuka aykırılık

bulunmadığı gerekçesiyle davayı reddetmiş olup, kararda başvurucunun

iddialarının karşılanmadığından söz etmeye imkân yoktur.

53. Bunun yanında Danıştay, İlk

Derece Mahkemesi kararına atıf yaparak ve Mahkemenin gerekçesini aynen kabul

ederek temyiz talebini reddetmiş ve kararı onamış, karar düzeltme nedenleri

bulunmadığı gerekçesiyle de karar düzeltme talebinin reddine karar vermiştir.

Dolayısıyla Danıştay kararlarının gerekçesiz olduğundan da söz edilemez.

54. Açıklanan nedenlerle,

gerekçeli karar hakkına yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğundan,

başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden

incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun

olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

iii. Danıştay Savcılığı Düşüncesinin Tebliğ Edilmediği

İddiası

55. Başvurucu, Danıştay savcısı

görüşünün kendisine tebliğ edilmemesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmektedir.

56. Adalet Bakanlığı görüşünde, AİHM’in ilk derece yargılaması sırasında Başsavcılık görüşü

kendisine tebliğ edilmiş olsaydı, mahkeme önünde dile getiremediği hangi ilave

tezleri ileri süreceğine dair başvurucu tarafından herhangi bir açıklamada

bulunulmadığı durumda, başvurucunun ilk derece yargılaması sırasında

Başsavcılık düşüncesinin önceden tebliğ edilmemesi sebebiyle yargılamanın

sonucunu etkileyecek usuli bir imkândan mahrum

bırakıldığının söylenemeyeceğine karar verdiğini (Liga Portuguesa de Futebol

Profissional/Portugal , B. No.49639/09, 3/4/2012, §

38), başvuruya konu olayda, temyiz aşamasında Başsavcılık görüşünün önceden

taraflara tebliğ edilmediğinin anlaşılmasına karşın başvurucu tarafından da Başsavcılık

görüşünün kendisine tebliğ edildiğinde hangi ilave tezleri ileri süreceği

yönünde herhangi bir açıklamada bulunmadığı hususun dikkate alınması

gerektiğini bildirmiştir.

57. Başvurucu cevap

dilekçesinde, haklı olan başvurusunun kabul edilmesi gerektiğini, savcılık

düşüncesinin kendisine tebliğ edilmemesinin adil yargılanma hakkına aykırı

olduğunu belirtmiştir.

58. AİHM, dosyaya ilişkin

bağımsız bir inceleme yaparak görüşünü mahkemeye sunan Danıştay savcısının

düşüncesinin önceden taraflara tebliğ edilmemesi nedeniyle çelişmeli yargılama

ilkesinin ihlal edildiğine karar vermiştir (Bkz. Meral/Türkiye, B. No: 33446/02, 27/11/2007).

Bu nedenle savcı düşüncesinin önceden taraflara tebliğ edilerek incelemelerine

sunulması ve karşı görüşlerini hazırlama imkânı verilmesi adil yargılanma

hakkının bir gereğidir (B. No: 2013/1134, 16/5/2013, §

33).

59. Bu kapsamda kanun koyucu

yasal değişikliğe gitmiş ve 2575 sayılı Kanun’un 61. maddesine göre Danıştay

savcılarının kendilerine havale olan dosyaları Başsavcı adına inceleyeceği ve

düşüncelerini gerekçeli ve yazılı olarak verecekleri düzenlenmiş iken bu

maddede 2/7/2012 tarih ve 6352 sayılı Kanun’un 47.

maddesiyle değişiklik yapılmış ve yapılan yeni düzenleme sonrasında Danıştay

savcılarına yalnızca ilk ve son derece mahkemesi olarak Danıştay tarafından

incelenen davalarda düşünce sunma yükümlülüğü verilmiştir.

60. Bunun yanında 2577 sayılı

Kanun’un 16. maddesine 6352 sayılı Kanun’un 54. maddesiyle eklenen (6) numaralı

fıkra uyarınca Danıştayda ilk derece mahkemesi

sıfatıyla görülen davalarda savcının esas hakkındaki yazılı düşüncesinin

taraflara tebliğ edileceği ve tarafların, tebliğden itibaren on gün içinde

görüşlerini yazılı olarak bildirebileceği düzenlenmiştir.

61. 2577 sayılı Kanun’un 54.

maddesinde ise Danıştay dava daireleri ve İdari veya Vergi Dava Daireleri Genel

Kurullarının temyiz üzerine verdikleri kararlar ile bölge idare mahkemelerinin

itiraz üzerine verdikleri kararlara karşı bir defaya mahsus olmak üzere kararın

tebliğ tarihini izleyen onbeş gün içinde esas kararı

vermiş olan daire, kurul veya bölge idare mahkemesinden kararın düzeltilmesinin

istenebileceği belirtilmektedir.

62. Başvuru konusu olayda,

temyiz yargılaması sırasında dava dosyasına sunulan Danıştay savcı düşüncesi

başvurucuya tebliğ edilmemiştir. Başvurucu bu düşünceyi temyiz başvurusunun

reddine ve İlk Derece Mahkemesi kararının onanmasına ilişkin Danıştay Sekizinci

Dairesi kararında öğrenmiştir. Bu karara karşı başvurucunun yaptığı karar

düzeltme talebi hakkında karar verilmesinden önce 6352 sayılı Kanun’un 54.

maddesiyle 2576 sayılı Kanun’un 61. maddesinde değişiklik yapılarak Danıştayın ilk derece mahkemesi sıfatıyla baktığı davalar

dışında Danıştay savcısının düşünce verme yükümlülüğü ortadan kaldırılmış ve başvurucunun

karar düzeltme talebi hakkında Danıştay savcısı düşünce vermemiştir.

63. Bu durumda, başvurucu temyiz

talebi hakkında verilen Danıştay savcı düşüncesinden temyiz talebinin reddine

ilişkin kararın kendisine tebliği ile haberdar olmuş ve karar düzeltme

aşamasında bu düşünceye yönelik görüşlerini hazırlama ve Danıştay Sekizinci

Dairesine sunma imkânı bulmuştur.

64. Diğer taraftan başvurucu

eğer temyiz yargılaması sırasında savcı düşüncesi tebliğ edilmiş olsaydı

mahkeme önünde dile getiremediği hangi ilave tezleri ileri süreceğine ilişkin

olarak da herhangi bir açıklamada bulunmamıştır. Bu nedenle başvurucunun temyiz

yargılaması sırasında savcı düşüncesinin önceden tebliğ edilmemesi sebebiyle

yargılamanın sonucunu etkileyecek usuli bir imkândan

mahrum bırakıldığı söylenemez. Sonuç olarak somut olayda çelişmeli yargılama

hakkının ihlal edilmediği anlaşılmaktadır.

65. Açıklanan nedenlerle,

çelişmeli yargılama hakkına yönelik açık bir ihlalin olmadığı anlaşıldığından

başvurunun bu kısmının “açıkça dayanaktan

yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

iv. Duruşma Yapılmaması Nedeniyle Adil Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiği İddiası

66. Başvurucu, kanun yolu

incelemesinde duruşma yapılmamak suretiyle adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmektedir.

67. Adalet Bakanlığı görüşünde, AİHM'e göre her davada mutlaka duruşma yapılmasının zorunlu

olmadığı, dosya üzerinden rahatlıkla çözülebilecek davalarda, davanın

şartlarında bir tartışma yoksa, duruşma yapılmadan

dosya üzerinden de karar verilebileceği, AİHM içtihatlarına göre temyiz

incelemelerinde de mutlaka duruşma yapılması şartı aranmadığı, eğer ilk derece

mahkemesinde taraflar iddialarını açıkça ortaya koymuşlarsa, bu durumda

Danıştay önünde tekrar duruşma yapılmasına gerek olmadığı, 2577 sayılı Kanun’un

17. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca Danıştayda

temyiz üzerine bakılan dosyalarda duruşma yapmanın tarafların isteği ve ilgili

dairenin uygun görmesi şartlarına bağlandığı, somut olayda başvurucu Bursa 2.

İdare Mahkemesinde açtığı davada duruşma talebinde bulunmuş ancak yapılan

duruşmaya ne kendisinin ne de avukatının katıldığı, davanın temyiz aşamasında

ise duruşma yapılması talebinin Daire tarafından uygun görülmeyerek reddedildiği

anlaşılmaktadır. Başvuruya konu yargılama sürecinde adil yargılanma hakkının

ihlal edilip edilmediği değerlendirilirken, yukarıdaki hususların dikkate

alınması gerektiğini bildirmiştir.

68. Başvurucu cevap

dilekçesinde, haklı olan başvurusunun kabul edilmesi gerektiğini belirtmiştir.

69. Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan adil yargılanma hakkının temel unsurlarından birisi de

Anayasa’nın 141. maddesinde düzenlenen yargılamanın açık ve duruşmalı yapılması

ilkesidir. Yargılamanın açıklığı ilkesinin amacı adli mekanizmanın işleyişini

kamu denetimine açarak yargılama faaliyetinin saydamlığını güvence altına almak

ve yargılamada keyfiliği önlemektir. Bu yönüyle hukuk devletinin en önemli

gerçekleştirme araçlarından birisini oluşturur. Ancak bu her türlü yargılamanın

mutlaka duruşmalı yapılması zorunluluğu anlamına gelmez. Adil yargılama

ilkelerine uyulmak şartıyla usul ekonomisi ve iş yükünün azaltılması gibi

amaçlarla bazı yargılamaların duruşmadan istisna tutulması ve duruşma

yapılmaksızın karara bağlanması anayasal hakların ihlalini oluşturmaz (B. No:

B. No: 2013/841, 23/1/2014, § 107).

70. 2577 sayılı Kanun’un “Duruşma” başlıklı 17. maddesinde, temyiz

ve itirazlarda duruşma yapılması tarafların istemine ve Danıştay veya ilgili

bölge idare mahkemesi kararına bağlı olduğu, bunun yanında Danıştay veya bölge

idare mahkemesinin kendiliğinden de duruşma yapılmasına karar verebileceği

düzenlenmiştir.

71. Somut olayda başvurucu Bursa

2. İdare Mahkemesinde gerçekleşen yargılama sürecinde dava dilekçesi, cevaba

cevap dilekçesinde iddialarını ileri sürebilmiş, duruşma talebi kabul edilmiş,

ancak duruşma günü ne kendisi ne de avukatı duruşmaya iştirak etmiş veya

mazeret dilekçesi sunmuştur. Başvurucu, idare mahkemesi kararına karşı yaptığı temyiz

başvurusunda da duruşma yapılması talebinde bulunmuş, Danıştay Sekizinci

Dairesi duruşma talebini kabul etmeyerek işin esasına geçmiş ve idare mahkemesi

kararının onanmasına karar vermiştir.

72. Bu bilgiler ışığında,

yargılamanın evrak üzerinden yapılacağı kurala bağlanan ve temyiz aşamasında

duruşma yapılması talebe veya Danıştay Dairesinin takdirine bağlı kılınan idari

yargılama sürecinde, temyiz dilekçesi ve buna karşı sunulan savunma dilekçesi yazılı

olarak alındıktan ve dava dosyası bir bütün olarak incelendikten sonra karara

bağlanan temyiz yargılamasının salt dosya üzerinden yapılması nedeniyle adil

yargılanma hakkının ihlaline yol açtığı söylenemez.

73. Açıklanan nedenlerle,

başvurunun bu kısmının bir ihlalin olmadığı açık olduğundan “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

v. Davanın Makul Sürede Sonuçlandırılmadığı

İddiası

74. Başvurucu, yaklaşık 7 yıla

yaklaşan yargılamanın makul süreyi aştığını ve bunun yanında yaklaşık 10-15 yıl

boyunca idare ve yargının yaptığı hatalar ile mücadele etmek zorunda kalması

nedeniyle manevi cebre maruz kaldığı gerekçesiyle işkence ve kötü muamele

yasağına aykırı hareket edildiğini ileri sürmekte ise de, başvurucunun bu

iddialarının özü yargılamanın uzun sürmesinden kaynaklanmış olup, başvuru,

davanın makul sürede sonuçlandırılamaması nedeniyle Anayasa'nın 36. maddesinde

güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiası

kapsamında değerlendirilmiştir.

75. Başvuru konusu dava, Anayasa

Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başlama tarihi olan 23/9/2012’den

önce açılmış olup, başvuru tarihi itibarıyla derdest olduğu anlaşılmakla,

başvurunun incelenmesi Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi

dâhilindedir. Ayrıca, bireysel başvuruda bulunulmadan önce,

ihlal iddiasının dayanağı olan işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş

olan idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması

gerekmekle birlikte, hukuk sistemimizde, yargılamanın uzamasını önleyici etkiye

sahip olan veya yargılamanın makul sürede yapılmaması sonucunda oluşan

zararları tespit ve tazmin edici nitelik taşıyan bir idari veya yargısal

başvuru yolunun bulunmadığı anlaşıldığından, başvuru kanun yollarının

tüketilmesi yönünden kabul edilebilir niteliktedir. (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 21-30).

76. Açıklanan nedenlerle, açıkça

dayanaktan yoksun olmayan ve kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek başka bir neden de bulunmayan başvurunun bu kısmının kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas İnceleme

77. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası

hükümlerine göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının

incelenebilmesi için, kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddia edilen hakkın

Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına

da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı

dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013,

§ 18).

78. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta

ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı

olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

79. Anayasa’nın “Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması”

kenar başlıklı 141. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Davaların en az

giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.”

80. Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes medeni hak ve

yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen

suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız

bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve

açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

81. Sözleşme metni ile AİHM

kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan

alt ilke ve haklar, esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil

yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36.

maddesi uyarınca inceleme yaptığı bir çok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin

6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, gerek Sözleşme’nin

lafzi içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının

kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer

vermektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).

82. Somut başvurunun dayanağını

oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca

adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle

ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten

Anayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul

sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması

gerektiği açıktır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 39).

83. Makul sürede yargılanma

hakkının amacı, tarafların uzun süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz

kalacakları maddi ve manevi baskı ile sıkıntılardan korunması olup, hukuki

uyuşmazlığın çözümünde gerekli özenin gösterilmesi gereği de yargılama

faaliyetinde göz ardı edilemeyeceğinden, yargılama süresinin makul olup

olmadığının her bir başvuru açısından münferiden değerlendirilmesi gerekir (B.

No:2012/13, 2/7/2013, § 40).

84. Davanın karmaşıklığı,

yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup

olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No:

2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).

85. Ancak belirtilen kriterlerden hiçbiri makul süre değerlendirmesinde tek

başına belirleyici değildir. Yargılama sürecindeki tüm gecikme periyotlarının

ayrı ayrı tespiti ile bu kriterlerin toplam etkisi değerlendirilmek suretiyle,

hangi unsurun yargılamanın gecikmesi açısından daha etkili olduğu saptanmalıdır

(B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 46).

86. Yargılama faaliyetinin makul

sürede gerçekleşip gerçekleşmediğinin saptanması için, öncelikle uyuşmazlığın

türüne göre değişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesi

gereklidir.

87. Medeni hak ve

yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,

sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama

sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiği

tarihtir. Başvuru konusu olaya bakıldığında Anayasa Mahkemesine yapılan

başvuruya konu edilen ve Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi dahilinde olan dava, başvurucunun görev süresinin

uzatılmamasına ilişkin işlemin iptali istemiyle 2/10/2006 tarihinde Bursa 2.

İdare Mahkemesinde açılan davadır. Bu durumda, makul süre değerlendirmesinde

sürenin başlangıç tarihi somut başvuru açısından 2/10/2006

tarihidir.

88. Davanın ikame edildiği tarih

ile Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruların incelenmesi hususundaki zaman

bakımından yetkisinin başladığı tarihin farklı olması halinde, dikkate alınacak

süre, 23/9/2012 tarihinden sonra geçen süre değil,

uyuşmazlığın başlangıç tarihinden itibaren geçen süredir (B. No: 2012/13,

2/7/2013, § 51).

89. Sürenin bitiş tarihi ise,

çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme

tarihidir. Ancak devam eden yargılamalara ilişkin makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiği iddiasını içeren başvuruların yargılama faaliyetinin

devamı sırasında da yapılabilmesi olanağı bulunduğundan, değerlendirmeye esas

alınacak sürenin bitiş anı bireysel başvurunun karara bağlandığı tarihtir (B.

No: 2012/13, 2/7/2013, § 52).

90. Başvuruya konu yargılama

sürecinin incelenmesinden, başvurucu, görev süresinin uzatılmamasına ilişkin

işlemin iptali istemiyle 2/10/2006 tarihinde Bursa 2.

İdare Mahkemesine dava açmış, İlk Derece Mahkemesi dosyanın tekemmülünün

ardından 7/12/2007 tarihinde duruşma yapmış, aynı tarihli ara kararı ile

uyuşmazlığın çözümü için davalı idareden başvurucunun görev süresinin

uzatılmamasına ilişkin işlemin tesis edildiği tarihten sonra ilgili kadroya

atama yapılıp yapılmadığı hakkında bilgi ve belge istemiş, ara kararına verilen

cevaptan sonra 30/1/2008 tarihinde davanın reddine karar vermiş, bu karar

17/4/2008 tarihinde davalı idareye, 22/4/2008 tarihinde ise başvurucu vekiline

tebliğ edilmiş, 2/5/2008 kayıt tarihli dilekçe ile başvurucu vekili kararı

temyiz etmiş, 10/6/2008 tarihinde davalı idare temyiz dilekçesine cevap vermiş,

dava dosyası 17/6/2008 tarihinde Danıştaya

gönderilmiş ve Danıştay Sekizinci Dairesi 23/1/2012 tarihinde İlk Derece

Mahkemesi kararının onanmasına karar vermiştir. Bu karar başvurucu vekiline 21/2/2012 tarihinde tebliğ edilmiş, başvurucu vekili

7/3/2012 tarihinde karar düzeltme başvurusunda bulunmuş, 11/4/2012 tarihinde

davalı idare karar düzeltme dilekçesine cevap vermiş, dava dosyası 17/4/2012

tarihinde Danıştaya gönderilmiş, Danıştay Sekizinci

Dairesi 21/12/2012 tarihinde karar düzeltme talebini reddetmiş ve uyuşmazlığa

konu yargılama bu tarih itibarıyla bitmiştir.

91. Yargılama sürecinin

uzamasında yetkili makamlara atfedilecek gecikmeler, yargılamanın süratle

sonuçlandırılması hususunda gerekli özenin gösterilmemesinden

kaynaklanabileceği gibi, yapısal sorunlar ve organizasyon eksikliğinden de

ileri gelebilir. Zira Anayasa’nın 36. maddesi ile Sözleşme’nin 6. maddesi,

hukuk sisteminin, mahkemelerin davaları makul bir süre içinde karara bağlama

yükümlülüğü de dâhil olmak üzere adil yargılama koşullarını yerine

getirebilecek biçimde düzenlenmesi sorumluluğunu yüklemektedir (B. No: 2012/13,

2/7/2013, § 44).

92. Bu kapsamda, yargı

sisteminin yapısı, mahkeme kalemindeki rutin görevler sırasındaki aksamalar,

hükmün yazılmasındaki, bir dosyanın veya belgenin bir mahkemeden diğerine

gönderilmesindeki ve raportör atanmasındaki

gecikmeler, yargıç ve personel sayısındaki yetersizlik ve iş yükü ağırlığı

nedeniyle yargılamada makul sürenin aşılması durumunda da yetkili makamların

sorumluluğu gündeme gelmektedir (B. No: 2012/1198, 7/11/2013, § 55).

93. Başvuru konusu yargılama

süreci değerlendirildiğinde, İlk Derece Mahkemesinde 2/10/2006

tarihinde açılan dava hakkında 30/1/2008 tarihinde karar verildiği ve yargılama

süresinin 1 yıl 3 ay 28 gün olduğu, bu kararın 2 ay 23 gün sonra başvurucu

vekiline tebliğ edildiği ve karar tarihinden 4 ay 18 gün sonra dava dosyasının

temyiz incelemesi için Danıştaya gönderildiği,

Danıştay Sekizinci Dairesinin temyiz ve karar düzeltmeden oluşan kanun yolu

incelemesini 4 yıl 6 ay 4 günde tamamladığı ve toplam yargılama süresinin ise 6

yıl 2 ay 19 gün olduğu, İlk Derece Mahkemesince makul sürede dava hakkında

karar verilmiş ise de Danıştay Sekizinci Dairesinde geçen kanun yolu

incelemesinde gecikmelerin yaşandığı tespit edilmekle beraber, yukarıda yer

verilen tespitler ışığında, özellikle yargı sisteminin yapısından kaynaklanan

iş yükü ve organizasyon eksikliğinin somut başvuruya ilişkin yargılama

süresinin uzaması üzerinde baskın bir etkiye sahip olduğu anlaşılmaktadır.

Ancak Anayasa’nın 36. maddesi ile Sözleşme’nin 6. maddesi gereğince, yargılama

sisteminin, mahkemelerin davaları makul bir süre içinde karara bağlama

yükümlülüğü de dâhil olmak üzere adil yargılama koşullarını yerine

getirebilecek biçimde düzenlenmesini zorunlu kıldığından, hukuk sisteminde var

olan yapısal ve organizasyona ilişkin eksikliklerin yargılama faaliyetinin

makul sürede gerçekleştirilmemesine mazeret sayılamaz.

94. Başvurucunun tutumunun

yargılamanın uzamasına özellikle bir etkisi olduğu tespit edilmemiştir.

95. Başvurunun değerlendirilmesi

neticesinde, başvuruya konu uyuşmazlığın başvurucunun araştırma görevlisi

olarak görev yapmakta iken görev süresinin bitmesinin ardından bu sürenin

uzatılmamasına ilişkin işlemin iptaline yönelik olmasına ve davanın esastan

çözümünün ise kararın başvurucu vekiline tebliği de dahil

olmak üzere İlk Derece Mahkemesince 1 yıl 6 ay 25 gün içinde tamamlanmış

olmasına karşın temyiz ve karar düzeltme talepleri hakkında 4 yıl 6 ay 4 günde

karar verilmiş olması, ve toplam yargılamanın 6 yıl 2 ay 19 gün sürmesi

şikâyete konu yargılamada makul olmayan bir gecikmenin olduğunu ortaya

koymaktadır.

96. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden

97. Başvurucu, yargılamanın

makul sürede sonuçlandırılamaması nedeniyle maruz kaldığı manevi zarar

karşılığında tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.

98. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

99. Başvurucunun tarafı olduğu

uyuşmazlığa ilişkin 6 yıl 2 ay 19 günlük yargılama süresi nazara alındığında,

başvurucunun yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal

tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya takdiren 4.150,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

100. Başvurucu tarafından yapılan

ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 harç ve 1.500,00 TL vekâlet

ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine

karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1.

Çalışma hakkı ve eşitlik ilkesinin ihlal edildiği yönündeki iddiasının "konu

bakımından yetkisizlik" nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2.

Yargılamanın adil olmadığı yönündeki iddiasının "açıkça dayanaktan yoksun olması" nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3.

İlk Derece Mahkemesi ve Danıştay kararlarının gerekçesiz olduğu yönündeki iddiasının "açıkça dayanaktan yoksun olması"

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4.

Danıştay Savcılığı görüşünün tebliğ edilmemesi nedeniyle adil yargılanma

hakkının ihlal edildiği iddiasının "açıkça

dayanaktan yoksun olması" nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5.

Duruşma yapılmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki

iddiasının "açıkça dayanaktan yoksun

olması" nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

6.

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya 4.150,00 TL MANEVİ TAZMİNAT ÖDENMESİNE, başvurucunun

tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,

D. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 harç ve 1.500,00 TL vekâlet

ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

18/9/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Alparslan ALTAN Üyeler : Recep KÖMÜRCÜ Engin YILDIRIM Celal Mümtaz AKINCI Muammer TOPAL Raportör : Bahadır YALÇINÖZ Başvurucu : Ahmet Teyit KEŞLİ Vekili : Av. Ayşen ARAS

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/2237, 18 Eylül 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. C. Başvurucuya 4.150,00 TL MANEVİ TAZMİNAT ÖDENMESİNE, başvurucunun
  16. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/2237
Tarih
18 Eylül 2014

İlgili Kararlar

  • Abdal Yaman ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/1591)
  • M. B. ve D. B. Başvurusu (B. No: 2013/5609)
  • Ümüt Demir Başvurusu (B. No: 2012/1000)
  • Murat Gedik Başvurusu (B. No: 2014/1981)
  • Enver Altundal Başvurusu (B. No: 2014/175)
  • Mehmet Gülmez Başvurusu (B. No: 2014/4436)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.