İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Murat Gedik Başvurusu (B. No: 2014/1981)

1. Başvurucu, 27/4/2010 tarihinde Adana 3. İş Mahkemesinde

Başvuru No2014/1981Tarih18 Eylül 2014Okuma18 dk · 3.613 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Murat Gedik Başvurusu

Karar tarihi
18 Eylül 2014
Başvuru Numarası
2014/1981
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.613 kelime·18 dk okuma·18 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, 27/4/2010 tarihinde Adana 3. İş Mahkemesinde

açtığı işe iade davasının reddedilmesinin ve yargılamanın uzun sürmesinin adil

yargılanma hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüş ve mağduriyetinin giderilmesini

talep etmiştir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 14/2/2014 tarihinde Adana 3. İş Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca, 27/3/2014 tarihinde,

kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme

gönderilmesine karar verilmiştir.

4.

İkinci Bölümün 10/4/2014 tarihli ara kararı gereğince başvurunun, kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş

için Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Adalet Bakanlığı, 20/5/2014

tarihli yazı ile başvuruya ilişkin olarak görüş sunulmayacağını bildirmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucunun özel bir iş yerinde çalıştığı sırada iş

akdi, işveren tarafından feshedilmiştir.

8. Başvurucu, 27/4/2010 tarihli dilekçesiyle, bölge

sorumlusu olarak çalıştığı sırada haklı olmayan nedenlerle iş akdinin

feshedildiği iddiasıyla, işveren aleyhine işe iade davası açmıştır.

9. Adana 3. İş Mahkemesi, 23/7/2010 tarih ve E.2010/373,

K.2010/601 sayılı kararıyla davanın kabulüne, feshin geçersizliğine,

başvurucunun işe iadesine karar vermiştir.

10. Davalının temyizi üzerine, Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin

27/2/2012 tarih ve E.2011/9244, K.2012/2772 sayılı ilamıyla, eksik incelemeye

dayalı karar verildiği gerekçesiyle hüküm bozulmuştur.

11. Mahkemece bozma kararına uyularak yapılan yargılama

sonucu, 18/7/2012 tarih ve E.2012/212, K.2012/874 sayılı kararla, davanın

reddine karar verilmiştir.

12. Başvurucunun temyizi üzerine, Yargıtay 22. Hukuk

Dairesinin 22/11/2012 tarih ve E.2012/25592, K.2012/26174 sayılı ilamıyla hüküm

tekrar bozulmuştur.

13. Mahkemece bozma kararına uyularak yapılan yargılama

sonucu, 12/7/2013 tarih ve E.2013/15, K.2013/356 sayılı kararla; başvurucunun

davalı işyerinde bölge sorumlusu olarak çalıştığı, görev tanımında işçi alma ve

çıkarma yetkisinin bulunduğu, işveren vekili konumunda olup iş güvencesi

kapsamı dışında kaldığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.

14. Karar, Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 22/10/2013 tarih ve

E.2013/23245, K.2013/17083 sayılı ilamıyla onanmıştır.

15. Başvurucu, onama kararını 14/2/2014 tarihinde öğrendiğini

bildirmiştir.

16. Başvurucu, 14/2/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

17. 12/1/2011 tarih ve 6100

sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Usul

ekonomisi ilkesi” kenar başlıklı 30. maddesi şöyledir:

“Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir

biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.”

18. 6100 sayılı Kanun’un “Diğer kanunlardaki yargılama usulü ile ilgili

hükümler” kenar başlıklı 447. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Diğer kanunların sözlü yahut seri yargılama usulüne atıf

yaptığı hâllerde, bu Kanunun basit yargılama usulü ile ilgili hükümleri

uygulanır.”

19. 30/1/1950 tarih ve 5521

sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“İş Kanununa göre işçi sayılan

kimselerle (o kanunun değiştirilen ikinci maddesinin Ç, D ve E fıkralarında

istisna edilen işlerde çalışanlar hariç) işveren veya işveren vekilleri

arasında iş akdinden veya iş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan

hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi ile görevli olarak lüzum görülen yerlerde iş

mahkemeleri kurulur.”

20. 5521 sayılı Kanun’un 7.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“İş mahkemelerinde şifahi yargılama usulü uygulanır. İlk

oturumda mahkeme tarafları sulha teşvik eder. Uzlaşamadıkları ve taraflar veya

vekillerinden birisi gelmediği takdirde yargılamaya devam olunarak esas

hakkında hüküm verilir.”

21. 5521 sayılı Kanun’un 15.

maddesi şöyledir:

I. “Bu Kanunda sarahat bulunmıyan

hallerde Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümleri uygulanır.”

22. 22/5/2003 tarih ve 4857

sayılı İş Kanunu’nun “Fesih bildirimine

itiraz ve usulü” kenar başlıklı 20. maddesinin üçüncü fıkrası

şöyledir:

“Dava seri muhakeme usulüne göre iki ay içinde

sonuçlandırılır. Mahkemece verilen kararın temyizi halinde, Yargıtay bir ay

içinde kesin olarak karar verir.”

23. 4857 sayılı Kanun’un “Feshin geçerli sebebe dayandırılması”

kenar başlıklı 18. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Otuz veya daha fazla işçi çalıştıran işyerlerinde en az

altı aylık kıdemi olan işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesini fesheden

işveren, işçinin yeterliliğinden veya davranışlarından ya da işletmenin,

işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir sebebe dayanmak

zorundadır.”

24. 4857 sayılı Kanun’un “İşverenin haklı nedenle derhal fesih hakkı”

kenar başlıklı 25. maddesi şöyledir:

“Süresi belirli olsun

veya olmasın işveren, aşağıda yazılı hallerde iş sözleşmesini sürenin bitiminden

önce veya bildirim süresini beklemeksizin feshedebilir:

I- Sağlık sebepleri

…

II- Ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve

benzerleri:

…

b) İşçinin, işveren yahut bunların aile üyelerinden birinin

şeref ve namusuna dokunacak sözler sarfetmesi veya

davranışlarda bulunması, yahut işveren hakkında şeref

ve haysiyet kırıcı asılsız ihbar ve isnadlarda

bulunması.

…

d) İşçinin işverene yahut onun ailesi üyelerinden birine

yahut işverenin başka işçisine sataşması veya 84 üncü

maddeye aykırı hareket etmesi.

III- Zorlayıcı sebepler

…

İşçi feshin yukarıdaki bentlerde öngörülen sebeplere uygun

olmadığı iddiası ile 18, 20 ve 21 inci madde hükümleri çerçevesinde yargı

yoluna başvurabilir.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

25. Mahkemenin 18/9/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,

başvurucunun 14/2/2014 tarih ve 2014/1981 numaralı bireysel başvurusu incelenip

gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

26. Başvurucu, iş akdinin haksız feshedilmesi üzerine

27/4/2010 tarihinde Adana 3. İş Mahkemesinde işe iade davası açtığını,

Mahkemece, hiçbir imza yetkisinin olmamasına rağmen, işçi alma ve çıkarma

yetkisinin olduğu gerekçesiyle davanın reddedildiğini, makul sürede yargılama yapılmadığını

belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve

mağduriyetinin giderilmesi istemiştir.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Yargılamanın Sonucu İtibarıyla Adil Olmadığı

İddiası

27. Anayasa’nın 148. maddesinin

dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken

hususlarda inceleme yapılamaz.”

28. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve

Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul

edilemezliğine karar verebilir.”

29. 6216 sayılı Kanun’un 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların

Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın

148. maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular

kapsamında değerlendirilen kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin

şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

30. Anılan kurallar uyarınca,

ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve

olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması

ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun

esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz.

Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve

sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatası veya açık keyfilik içermesi ve

bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri

ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti niteliğindeki

başvurular, bariz takdir hatası veya açık keyfilik bulunmadıkça Anayasa

Mahkemesince incelenemez (B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).

31. Başvuru konusu olayda

başvurucu, iş akdinin haksız feshedilmesi üzerine Adana 3. İş Mahkemesinde

açtığı işe iade davasının, Mahkemece, hiçbir imza yetkisinin olmamasına rağmen

işçi alma ve çıkarma yetkisinin olduğu gerekçesiyle reddedildiğini belirterek,

adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

32. Başvurucu, Adana 3. İş

Mahkemesinde açtığı davada, davalıya ait iş yerinde bölge sorumlusu olarak

çalıştığını, iş akdinin işveren tarafından haksız feshedildiğini ileri sürerek

işe iadesine karar verilmesini talep etmiştir.

33. Davalı, başvurucunun bölge

sorumlusu olarak mağazaların sevk ve idaresi ile mağaza personelinin alımı ve

işten çıkarılması konularında yetkili olduğunu, iş akdinin haklı nedenle

feshedildiğini savunarak davanın reddini istemiştir.

34. Mahkemece, tarafların

delilleri toplanmış ve tanıkları dinlenmiş, 23/7/2010 tarihinde, iş akdinin

feshedilmesinin haklı bir nedene dayanmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne ve

başvurucunun işe iadesine karar verilmiştir.

35. Temyiz üzerine, başvurucunun

davalıya ait iş yerinde bölge sorumlusu olarak çalıştığı ve görev tanımında

işçi alma ve çıkarma yetkisinin bulunduğu, bu nedenle işveren vekili olup

olmadığının araştırılarak sonucuna göre karar verilmesi gerektiği belirtilerek

hüküm bozulmuştur.

36. Mahkemece bozma kararına

uyularak, tarafların delilleri ve tüm dosya kapsamı değerlendirilmiş,

başvurucunun, davalıya ait iş yerinde bölge sorumlusu olarak çalıştığı, işçi

alma ve çıkarma yetkisinin bulunduğu, dolayısıyla işveren vekili sıfatını

taşıdığı, işveren vekili hakkında 4857 sayılı Kanun'un 19., 21. ve 25.

maddelerinin uygulanamayacağı, başvurucunun bölge sorumlusu olması nedeniyle iş

güvencesi hükümleri kapsamı dışında kaldığı gerekçesiyle davanın reddine karar

verilmiştir. Hükmün, Yargıtay tarafından, eksik incelemeye dayalı verildiği

gerekçesiyle bozulması üzerine, Mahkemece aynı gerekçelerle yine davanın

reddine karar verilmiş ve Yargıtay tarafından onanarak karar kesinleşmiştir.

37. Mahkemenin gerekçesi ve

başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün Derece Mahkemesi

tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının

yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna

ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

38. Başvurucu, yargılama

sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığına,

kendi delillerini ve iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı tarafça

sunulan delillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı

bulamadığına ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının

Derece Mahkemesi tarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt

sunmadığı gibi Mahkemenin kararında bariz takdir hatası veya açık keyfilik

oluşturan herhangi bir durum da tespit edilememiştir.

39. Açıklanan nedenlerle,

başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde

olduğu, Derece Mahkemesi kararlarının bariz takdir hatası veya açık keyfilik de

içermediği anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin “açıkça

dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

b. Yargılamanın Makul Sürede Tamamlanmadığı

İddiası

40. Başvurucunun yargılamanın uzunluğuyla ilgili şikâyeti

açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi bu şikâyet için diğer kabul edilemezlik

nedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu nedenle, başvurunun bu

bölümüne ilişkin olarak kabul edilebilirlik kararı verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

41. Başvurucu, 27/4/2010 tarihinde Adana 3. İş Mahkemesinde

açtığı işe iade davasının makul sürede tamamlanmadığını belirterek, adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

42. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216

sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası hükümlerine göre, Anayasa

Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için, kamu

gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına

alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve

Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Bir

başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir

hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).

43. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil

yargılanma hakkına sahiptir.”

44. Anayasa’nın “Duruşmaların

açık ve kararların gerekçeli olması” kenar başlıklı 141. maddesinin

dördüncü fıkrası şöyledir:

“Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle

sonuçlandırılması, yargının görevidir.”

45. Sözleşme’nin “Adil

yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili

uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda

karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından

davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini

isteme hakkına sahiptir.”

46. Sözleşme metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve

adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa’nın

36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa

Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı bir çok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve

AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, gerek Sözleşme’nin lafzi

içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına

dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer

vermektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).

47. Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede

yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma

hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan

süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141.

maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği,

makul sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması

gerektiği açıktır.

48. Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesi

uyarınca, medeni hak ve yükümlülükler ile cezai alanda yöneltilen suçlamalara

ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru

konusu olayda, işe iade istemiyle açılan bir dava bulunmakta olup, bu sorunun

çözümüne yönelik olarak 4857 ve 6100 sayılı Kanun’larda

yer verilen usul hükümlerine göre yürütülen somut yargılama faaliyetinin,

medeni hak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğunda kuşku

bulunmamaktadır.

49. Makul sürede yargılanma hakkının amacı, tarafların uzun

süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz kalacakları maddi ve manevi baskı ile

sıkıntılardan korunması ile adaletin gerektiği şekilde temini ve hukuka olan

inancın muhafazası olup, hukuki uyuşmazlığın çözümünde gerekli özenin

gösterilmesi gereği de yargılama faaliyetinde göz ardı edilemeyeceğinden,

yargılama süresinin makul olup olmadığının her bir başvuru açısından münferiden

değerlendirilmesi gerekir (B. No:2012/13, 2/7/2013, § 40).

50. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,

tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun

davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir

davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması

gereken kriterlerdir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).

51. Ancak, belirtilen kriterlerden hiçbiri makul süre

değerlendirmesinde tek başına belirleyici değildir. Yargılama sürecindeki tüm

gecikmelerin ayrı ayrı tespiti ile bu kriterlerin toplam etkisi

değerlendirilmek suretiyle, hangi unsurun yargılamanın gecikmesi açısından daha

etkili olduğu saptanmalıdır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 46).

52. İş mahkemelerinin görevi 5521 sayılı Kanun’un 1.

maddesinde düzenlenmiştir. Anılan maddede, işçiyle işveren veya işveren vekili

arasında iş akdinden veya İş Kanunu’na dayanan her türlü hak iddialarından

doğan hukuk uyuşmazlıklarının iş mahkemelerinde çözümleneceği hüküm altına

alınmıştır.

53. Adil yargılanma hakkı Devlete, uyuşmazlıkların makul süre

içinde nihai olarak sonuçlandırılmasını garanti edecek bir yargı sistemi kurma

ödevi yükler. İş akdinin işveren tarafından haksız yere feshedildiğini düşünen

bir çalışanın, bu işlemin hukuka uygunluğu hakkında derhal bir yargı kararı

verilmesinde önemli bir kişisel yararı bulunmaktadır. Dolayısıyla iş uyuşmazlıklarının

ivedilikle çözülmesi hususunda yargı organlarının özel bir itina göstermesi

gerekir (B. No: No:2013/772, 7/11/2013, § 59).

54. Bu nedenle kanun koyucu iş hukukunun çalışanı koruyucu

niteliğini ve iş davalarının özelliklerini dikkate alarak genel mahkemelerin

dışında özel bir iş yargılaması sistemi oluşturmuş ve iş davalarının, konunun

uzmanı mahkemelerce mümkün olduğunca hızlı, basit ve ucuz bir biçimde

sonuçlandırılmasını amaçlamıştır. Özellikle işe iade davalarında yargılamanın

uzaması her iki taraf için de hukuki belirsizliğin devamına sebep olduğundan bu

davaların ivedilikle sonuçlandırılması ayrı bir öneme sahiptir. Bu durum iş

sözleşmesi feshedilen fakat bir an önce eski işine dönme beklentisi taşıyan ve

bu yüzden yeni bir işe başlamakta tereddüt eden işçi açısından önemli olduğu

gibi, sözleşmesini feshettiği işçi yerine yeni bir işçi istihdam ederek iş

organizasyonunu tamamlamak isteyen işveren açısından da önemlidir. Dolayısıyla

iş sözleşmesinin feshine ilişkin uyuşmazlıkların kısa sürede sonuçlandırılması

hem çalışan hem de işverenin yararınadır (B. No:2013/772, 7/11/2013, § 60).

55. Kanun koyucu, feshe itiraz davalarının özel önemini

dikkate alarak diğer iş davalarına oranla daha hızlı bir şekilde karara

bağlanması için 4857 sayılı Kanun’un 20. maddesinde özel hükümlere yer

vermiştir. 4857 sayılı Kanun’un “Fesih

bildirimine itiraz ve usulü” kenar başlıklı 20. maddesine göre iş

güvencesi hükümlerine tabi işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesi, işveren

tarafından feshedilirse işçi, bu feshin geçerli nedene dayanmadığı iddiasıyla

feshin kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren 1 aylık hak düşürücü süre

içinde iş mahkemesinde feshin geçersizliğinin tespiti ve işe iade davası

açabilmektedir. Kanun koyucu, işe iade davalarının yukarıda bahsedilen özel

önemine binaen 4857 sayılı Kanun’un 20. maddesi gereğince seri muhakeme

usulüyle mahkemelerce iki ay içinde; bu davaların temyiz incelemesinin de bir

ay içinde sonuçlandırılması yönünde düzenleme yapmıştır (B. No:2013/772,

7/11/2013, § 61).

56. Taraflar için 4857 sayılı Kanun’da belirtilen süreler

kural olarak kesin ve hak düşürücü nitelikte olmasına rağmen, Kanun’un 20.

maddesinde mahkemeler için öngörülen süreler hak düşürücü nitelikte değildir.

İşe iade davalarının sonuçlandırılması için öngörülen iki aylık süre,

mahkemelere yönelik bir süre olduğundan düzenleyici nitelikte olup, mahkemeler

bu sürede davayı sonuçlandıramasalar da daha sonra verdikleri kararların

geçerli olduğunda şüphe yoktur (B. No:2013/772, 7/11/2013, § 62).

57. Nitekim AİHM de, işe iade

davalarının 4857 sayılı Kanun’un 20. maddesinde öngörülen yasal süre içerisinde

sonuçlandırılamaması nedeniyle Türkiye aleyhine yapılmış başvurularda,

Türkiye’nin bu tür bir kanunu kabul etmekle, iş hukukuna ilişkin

anlaşmazlıkları çözmek, özellikle işten çıkarma durumlarında iş hukuku

konusundaki çekişmelerin süresini kısaltmak amacıyla hızlandırılmış bir usul

düzenlemiş olduğunu saptamakta ve kanunun bu amacını vurgulamaktadır. AİHM,

ulusal mahkemelerin yasal süreye riayetlerine ilişkin yerel mevzuatı nasıl

yorumladıklarını ve uyguladıklarını denetlemenin görevi olmadığını belirterek

başvuranların davasının “makul süre”

içerisinde tamamlanıp tamamlanmadığını tespit etmek amacıyla yargılama

süresinin bütününü ele alarak, bu sürenin Sözleşme’nin 6. maddesinin 1.

fıkrasına uygun olup olmadığıyla sınırlı bir inceleme yapmaktadır (B.

No:2013/772, 7/11/2013, § 63).

58. Bunun yanında, 6100 sayılı Kanun’un 30. maddesinde

uyuşmazlıkların makul sürede çözümlenmesi gerektiği belirtilmiş, bu amaçla 6100

sayılı Kanun’un 447. maddesiyle 5521 sayılı Kanun’un 7. maddesinde olduğu gibi

daha önce yürürlüğe girmiş olan kanunlarda yer alan sözlü ve seri yargılama

usulleri kaldırılmış ve iş hukuku uyuşmazlıklarına da uygulanmak üzere basit

yargılama usulü getirilmiştir. Dolayısıyla işe iade davalarında takip edilmesi

gereken yargılama usulü, 6100 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 1/10/2011

tarihinden itibaren basit yargılama usulü olmuştur.

59. Basit yargılama usulü, 6100 sayılı Kanun’un 316. maddesinde

yer alan davalar ile kanunlarda açıkça belirtilen bazı davalarda uygulanan ve

yazılı yargılama usulünden daha basit ve çabuk işleyen, daha kısa bir

incelemeye ihtiyaç duyan ve daha kolay bir inceleme ile sonuçlandırılabilecek

dava ve işler için kabul edilmiş bir yargılama usulüdür (B. No: 2013/772,

7/11/2013, § 65).

60. 6100 sayılı Kanun’un 317. maddesi ve devamı maddelerde

yer alan bu usulde davalar, mahkemeye sunulan dilekçe ile açılmakta ve

davalının, dava dilekçesinin kendisine tebliğinden itibaren 2 hafta içinde

cevap dilekçesini mahkemeye sunması gerekmektedir. Bu süre bir defaya mahsus

olmak üzere en fazla iki hafta uzatılabilmektedir. Basit yargılama usulünde

cevaba cevap ve ikinci cevap aşamaları bulunmamaktadır. Mahkemeler, 6100 sayılı

Kanun’un 320. maddesine göre mümkünse tarafları duruşmaya davet etmeden dosya

üzerinden karar verirler. Duruşmalı yargılamada aynı maddeye göre mahkemelerin,

tahkikatı ilk duruşma hariç, kural olarak iki duruşmada tamamlaması ve

duruşmalar arasındaki sürenin de bir aydan uzun olmaması gerekmektedir. Ancak

istisnai hallerde ikiden fazla duruşma yapılabileceği gibi, duruşma araları da

bir aydan fazla tutulabilmektedir.

61. 4857 sayılı Kanun’un 20. maddesindeki sürelerin

düzenleyici nitelikte süreler olduğu, yapılması gereken duruşmalar ve duruşma

aralıkları, bilirkişi raporlarının beklenmesi, şahitlerin dinlenmesiyle

tebligat işlemleri göz önünde bulundurulduğunda, bu sürelerin aşılabileceği

görülmektedir. Bu nedenle öngörülen süreyi aşan her yargılamanın süresinin

makul olmadığı ve adil yargılanma hakkını ihlal ettiği söylenemez. Bununla

birlikte işe iade davalarının başvurucu açısından taşıdığı değer ile davanın

kısa sürede bitirilmesindeki başvurucunun kişisel yararı göz önüne alındığında

bu davaların süre yönünden diğer davalarla aynı nitelikte olduğu da söylenemez

(B. No: 2013/772, 7/11/2013, § 67).

62. Bu durumda somut başvuruda makul süre incelemesi

yapılırken işe iade davasının başvurucu için taşıdığı değer ve başvurucunun

kişisel yararı göz önünde bulundurularak yargılama sürecindeki gecikmelerin her

biri belirlenerek gecikmeye neden olan unsurlar ve bunların gecikmedeki

etkisinin tespiti ve bahsedilen makul süre kriterlerinin toplam etkisinin

değerlendirilmesi gerekmektedir.

63. Yargılama faaliyetinin makul sürede gerçekleşip

gerçekleşmediğinin saptanması için, öncelikle uyuşmazlığın türüne göre

değişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesi gereklidir.

64. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara

ilişkin makul süre değerlendirmesinde, sürenin başlangıcı kural olarak,

uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka

bir deyişle davanın ikame edildiği tarih olup, bu tarih somut başvuru açısından

27/4/2010 tarihidir.

65. Davanın ikame edildiği tarih ile Anayasa Mahkemesinin

bireysel başvuruların incelenmesi hususundaki zaman bakımından yetkisinin

başladığı tarihin farklı olması halinde, dikkate alınacak süre, 23/9/2012

tarihinden sonra geçen süre değil, uyuşmazlığın başlangıç tarihinden itibaren

geçen süredir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 51).

66. Sürenin bitiş tarihi ise, yargılamanın sona erme

tarihidir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 52).

67. Başvuru konusu olayda başvurucu, 27/4/2010 tarihinde

Adana 3. İş Mahkemesinde açtığı davada, iş akdinin davalı işveren tarafından

haksız feshedildiğini ileri sürerek, işe iadesine karar verilmesini talep

etmiştir.

68. Mahkemece, davalının savunması alınmış, iş yeri sicil

dosyası ve sigorta sicil kayıtları incelenmiş, tarafların tanıkları dinlenmiş

ve 27/10/2010 tarihinde davanın kabulüne karar verilmiştir.

69. Kararın Yargıtay tarafından 27/2/2012 tarihinde bozulması

üzerine Mahkemece bozma kararına uyularak, tarafların delilleri

değerlendirilmiş ve 18/7/2012 tarihinde davanın reddine karar verilmiştir.

70. Temyiz üzerine, Yargıtay tarafından 22/11/2012 tarihinde

hüküm yeniden bozulmuştur.

71. Mahkemece, 12/7/2013 tarihinde, bozma kararında

belirtilen hususların dosyada bulunduğu belirtilerek, yargılamanın uzamaması

için bozma kararına uyulmasına ve davanın reddine karar verilmiştir.

72. Kararın Yargıtay tarafından onandığı 22/10/2013 tarihinde

hüküm kesinleşmiştir.

73. Yargılama sürecinde davanın taraflarının yargılamayı

geciktirici yöndeki işlem ve davranışları kural olarak, yargılamanın uzamasında

taraf kusuru olarak kabul edilmekte ise de, yargılama

makamlarının ilgili usuli imkânları kullanmak

suretiyle bu girişimleri engelleme sorumluluğu bulunmaktadır. Bu kapsamda,

başvurucunun tutumunun yargılamanın uzamasına özellikle bir etkisi olduğu

tespit edilememiştir.

74. Başvurunun değerlendirilmesi neticesinde, başvuruya konu

feshe itiraz davası; hukuki meselenin çözümündeki güçlük, maddi olayların

karmaşıklığı, delillerin toplanmasında karşılaşılan engeller, taraf ve tanık

sayısı gibi kriterler dikkate alındığında karmaşık olmaktan uzaktır.

Başvurucunun tutum ve davranışlarıyla ve usuli

haklarını kullanırken özensiz davranmasıyla yargılamanın uzamasına önemli

ölçüde sebep olduğu da söylenemez.

75. Başvurunun konusu olan feshe itiraz davasında yargılama

sürecindeki gecikmeler ayrı ayrı değerlendirildiğinde, İş Kanunu’nda öngörülen

sürelere oranla haklı görülemeyecek derecede uzun bir süre olan 3 yıl 5 ay 25

günde yargılamanın tamamlandığı görülmektedir. İş ilişkisinden kaynaklanan

uyuşmazlıkların, özellikle de işe iade talebini içeren feshe itiraz davalarının

niteliği, başvurucu açısından taşıdığı değer ve başvurucunun davadaki menfaati

dikkate alındığında, 3 yıl 5 ay 25 günlük yargılama süresinin makul olmadığı

aşikârdır.

76. Belirtilen nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

77. Başvurucu, uzun süren yargılama nedeniyle adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğinin tespitini ve mağduriyetinin giderilmesini talep

etmiştir.

78. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar”

kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili

mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

79. Başvurucunun açtığı tazminat davası, makul olmayan bir

süre olan 3 yıl 5 ay 25 gün sonra sonuçlanmıştır. Dolayısıyla başvurucunun

kişisel yararı göz önünde bulundurulduğunda başvurucuya yalnızca ihlal

tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararı karşılığında takdiren

3.250,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

80. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler

uyarınca tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 1.706,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun

1. Yargılamanın

sonucu itibarıyla adil olmadığı yönündeki iddiasının“açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR

OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya 3.250,00 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE,

D. Başvurucu tarafından yapılan 206,10 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.706,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Hazinesine başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına, 18/9/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan : Alparslan ALTAN Üyeler : Recep KÖMÜRCÜ Engin YILDIRIM Celal Mümtaz AKINCI Muammer TOPAL Raportör : Murat AZAKLI Başvurucu : Murat GEDİK

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/1981, 18 Eylül 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili Hukuk
  11. I. “Bu Kanunda sarahat bulunmıyan
  12. I- Sağlık sebepleri
  13. II- Ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve
  14. III- Zorlayıcı sebepler
  15. IV. İnceleme Ve
  16. Gerekçe
  17. A. Başvurucunun İddiaları
  18. B. Değerlendirme
  19. A. Başvurucunun
  20. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/1981
Tarih
18 Eylül 2014

İlgili Kararlar

  • Enver Altundal Başvurusu (B. No: 2014/175)
  • Mehmet Gülmez Başvurusu (B. No: 2014/4436)
  • Mehmet Salih Gözcü Başvurusu (B. No: 2013/7188)
  • Yusuf Güvel ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/8695)
  • Kemal Ertaş ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/9061)
  • Veysel Doğan Başvurusu (B. No: 2014/1725)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.