İçeriğe geç
AC
İkinci Bölüm Başvuru No: 2012/1000 Tarih:

Ümüt Demir Başvurusu (B. No: 2012/1000)

Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

TÜRKİYE

CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

ÜMÜT DEMİR

BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2012/1000)

Karar Tarihi: 18/9/2014

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, uzun bir süredir tutuklu olarak

bulundurulduğunu ve tutukluluğun kanunda öngörülen azami süreyi aştığını

belirterek, Anayasa’nın 19. maddesinde tanımlanan kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 8/11/2012 tarihinde

Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığı vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan

ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumunun bulunmadığı

tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca, 31/12/2013

tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına,

dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 6/2/2014

tarihinde yapılan toplantıda kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve olgular 6/2/2014

tarihinde Adalet Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı, 7/3/2014 tarihinde görüşünü sunmuş, Bakanlık görüşü ise

17/3/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş, başvurucu, 3/4/2014 tarihinde

Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.

6. Başvurucunun el yazısı ile bireysel başvuruda bulunduğu

tarihten yaklaşık bir yıl sonra 22/10/2013 tarihli

dilekçe ile başvurucu adına vekaletname ibraz edilmiş ve başvuruya ilişkin

talepler yenilenmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru dilekçesindeki ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, 16/11/2005 tarihinde

gözaltına alınmış, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 19/11/2005 tarih ve

2005/22 sayılı kararıyla tutuklanmıştır.

9. Başvurucu hakkında, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca

hazırlanan 13/6/2007 tarih ve E.2007/888 sayılı

iddianameyle suç işlemek için kurulan örgüte üye olma, yağma, kişiyi

hürriyetinden yoksun kılma ve Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler

Hakkında Kanun’a muhalefet suçlarını işlediği iddiasıyla kamu davası

açılmıştır.

10. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi, 16/10/2012

tarih ve E.2005/260, K.2012/267 sayılı kararı ile başvurucunun, 26/9/2004 tarih

ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 109. 149. ve 220. maddesi ile 6136 sayılı

Kanun’un 13. maddesi uyarınca toplam 31 yıl 30 ay 15 gün hapis ve 375,00 TL

adli para cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir.

11. Başvurucu hakkında görülen dava başvuru tarihi itibariyle

temyiz aşamasındadır.

12. Başvurucu, 7/3/2011 tarihinde

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) bireysel başvuruda bulunmuştur. AİHM,

başvurucunun 29978/11 sayılı başvurusuna ilişkin olarak 18/9/2012

tarihinde dostane çözüme dayalı düşme kararı vermiş ve bu kapsamda başvurucuya

8.300 Euro ödeme yapılmıştır.

B. İlgili Hukuk

13. 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza

Muhakemesi Kanunu'nun 102. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde,

tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde, gerekçesi

gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı geçemez."

14. 5271 sayılı Kanun'un 104.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında

şüpheli veya sanık salıverilmesini isteyebilir."

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

15. Mahkemenin 18/9/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun

8/11/2012 tarihli ve 2012/1000 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği

düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

16. Başvurucu, uzun bir süredir tutuklu olarak

bulundurulduğunu ve tutukluluğun 5271 sayılı Kanun’da öngörülen 5 yıllık azami

süreyi aştığını, uzun tutukluk süresinden dolayı AİHM’in

ihlal kararı verdiğini belirterek, Anayasa’nın 19. maddesinde tanımlanan kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş, tutukluluğunun

biran evvel sona erdirilmesi talebinde bulunmuştur. Başvurucu vekili ise 22/10/2013 tarihli dilekçesi ile vekalet sunumu başlığı

altında, tutukluluğu azami süreyi aştığından başvurucunun tahliyesine,

yargılamanın makul sürede bitirilmemesi nedeniyle adil yargılanma hakkının

ihlal edildiğine ve ayrıca manevi tazminata hükmedilmesine karar verilmesini

talep etmiştir.

B. Değerlendirme

17. Adalet Bakanlığının görüşünde; başvurucunun, özgürlük ve

güvenlik hakkının ihlal edildiğine dair şikayetinin

incelenmesinde, bireysel başvuru konusu yaptığı aynı dava dosyası kapsamındaki

tutuklama işlemine karşı AİHM’e yaptığı bireysel

başvuru sonucu dostane çözüme dayalı düşme kararıyla sonuçlanmış olmasının

mağdurluk statüsü açısından değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.

18. Başvurucu, Adalet Bakanlığı görüşüne karşı, bireysel

başvuru dilekçesinde ileri sürdüğü iddialarına ek olarak ihlal ve mağduriyetin

giderilmesinden bahsedilebilmesi için tutukluluğun sona erdirilmesi gerektiğini

ifade etmiş, ayrıca yargılamanın makul sürede bitirilmediğini belirtmiştir.

19. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa

Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve

özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’nin taraf

olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal

edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.”

20. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel

başvuru hakkına sahip olanlar” kenar başlıklı 46. maddesinin (1)

numaralı fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuru ancak ihlale yol açtığı ileri

sürülen işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan

etkilenenler tarafından yapılabilir.

21. Anayasa

Mahkemesi İçtüzüğü’nün 80. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının (ç) bendi şöyledir:

“(1) Bölümler ya da Komisyonlarca yargılamanın her

aşamasında aşağıdaki hâllerde düşme kararı verilebilir:

…

c) “İhlalin ve sonuçlarının ortadan kalkmış olması”.

22. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuru hakkına sahip olanlar”

başlıklı 46. maddesinde kimlerin bireysel başvuru yapabileceği sayılmış olup,

anılan maddenin (1) numaralı fıkrasına göre; bir kişinin Anayasa Mahkemesine

bireysel başvuruda bulunabilmesi için üç temel ön koşulun birlikte bulunması

gerekmektedir. Bu önkoşullar, başvuruya konu edilen ve ihlale yol açtığı ileri

sürülen kamu gücü eylem veya işleminden ya da ihmalinden dolayı, başvurucunun “güncel bir hakkının ihlal edilmesi”, bu

ihlalden dolayı kişinin “kişisel olarak” ve “doğrudan”

etkilenmiş olması ve bunların sonucunda başvurucunun kendisinin “mağdur” olduğunu ileri sürmesi gerekir (B.

No: 2013/1977, 9/1/2014, § 42).

23. Bu üç temel koşula ilave olarak 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı” başlıklı 45.

maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre Anayasa Mahkemesine ancak Anayasada

güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi

(AİHS) ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi

birinin ihlal edildiği iddiasıyla başvurulabilir. Buradan çıkan

sonuca göre Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerden, AİHS

ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamında bir hakkı doğrudan

etkilenmeyen kişi “mağdur”

statüsü kazanamaz (B. No: 2013/1977, 9/1/2014,

§ 43).

24. Bireysel

başvuruda “mağdur” kavramı,

davada menfaat veya dava ehliyeti kuralları gibi kurallardan bağımsız bir şekilde

yorumlanır (Gorraiz Lizarraga ve

Diğerleri/İspanya, B. No: 62543/00, 10/11/2004,

§ 35). Ayrıca “mağdur” kavramının

yorumu, günümüzde modern toplumun koşulları ışığında değişime tabi olup, bu

kavram aşırı biçimcilikten uzak bir şekilde uygulanmalıdır (Gorraiz Lizarraga ve Diğerleri/İspanya, §

38).

25. Başvuru konusu olayda, başvurucu esas olarak maruz

kaldığı tutukluluk süresinin uzunluğundan şikayet ederek, 7/3/2011

tarihinde AİHM’e bireysel başvuruda bulunmuştur.

Taraflarca imzalanan deklarasyona göre Hükümet

başvurana 8.300 Euro ödemeyi taahhüt etmiş ve başvuran Türkiye aleyhine yaptığı

başvurusuna dayanak oluşturan olaylarla ilgili diğer her türlü iddiasından

vazgeçmiştir. AİHM, başvurucunun 29978/11 sayılı başvurusuna ilişkin olarak 18/9/2012 tarihinde dostane çözüme dayalı düşme kararı

vermiş ve bu kapsamda başvurucuya 8.300 Euro ödeme yapılmıştır.

26. Başvurucu, hakkında AİHM tarafından

verilen karara rağmen tutuklu yargılanması, tutukluluğun yedi yılı aşkın

sürmesi, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi 16/10/2012

tarihinde kararını açıklamasına karşın tahliye edilmemesinin, Anayasa’nın 19.

maddesinde yer alan özgürlük ve güvenlik hakkına müdahale oluşturduğu

iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

27. Mağdurluk statüsü bütün bir

yargılama boyunca devam etmelidir. Bununla birlikte, başvurucunun lehine bir

karar verilmesi veya önlem alınması mağdurluk statüsünün ortadan kalkması için

yeterli olmayıp, ulusal makamlar tarafından ihlalin açıkça veya özü itibariyle

kabul edilmiş ve ihlalin sonuçları giderilmiş olmalıdır (Bkz. Aynı yönde Scordina/İtalya (no.1) [BD], §178. vd. ve §193 ).

28. Somut olayda başvurucu tarafından AİHM’e tutukluluk süresinin uzunluğu nedeniyle başvuruda

bulunulmuş, AİHM, 18/9/2012 tarihinde, başvurucuya

tazminat ödenmesini öngören dostane çözüm yoluyla başvurunun kayıttan

düşürülmesine karar verildikten sonra İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi, yirmi

sekiz gün sonra, 16/10/2012 tarihinde yargılamayı sona erdirerek başvurucu

hakkındaki kararını vermiştir.

29. İstanbul 10. Ağır Ceza

Mahkemesince, başvurucu hakkında dostane çözüm kararının verildiği 18/9/2012 tarihi ile hükmün verildiği 16/10/2012 tarihi

arasındaki sürede, 11/10/2012 tarihinde bir duruşma yapılmış ve duruşmada

Cumhuriyet savcısına mütalaada bulunması için süre verilmiş ve başvuranın

tutukluluk halinin devamına karar verilmiş, nihayetinde ise 16/10/2012

tarihinde nihai karar açıklanmıştır. Dolayısıyla, Mahkeme yargılamayı, dostane

çözüm sonucunda verilen kararın mahiyeti doğrultusunda bir an önce

sonuçlandırmış, hükümle birlikte başvurucunun bir suç isnadına bağlı olarak

tutulma halini de sona erdirmiştir. Zira kişi serbest bırakılmadan yargılandığı

davada ilk derece mahkemesinin kararıyla mahkûm olmuşsa, mahkûmiyet tarihi

itibarıyla tutukluluk hali sona erer. Çünkü bu durumda kişinin hukuki durumu “bir suç isnadına bağlı olarak tutuklu”

olma kapsamından çıkmaktadır (B. No: 2012/726, 2/7/2013,

§ 33).

30. Böylece başvurucunun Anayasa’nın

19. maddesinde yer alan özgürlük ve güvenlik hakkına yönelik müdahalenin

giderilmiş olması nedeniyle başvurucunun mağdurluk statüsü sona ermiştir.

31. Başvurucunun bireysel başvuru

formunda dile getirmediği makul sürede yargılanma hakkını, başvurudan bir yıl

sonra vekili tarafından, ayrı bir dilekçe ile ve yeni bir başvuru yapılmaksızın

ve harç ödenmeksizin öne sürüldüğü anlaşıldığından, bu hak yönünden ayrıca bir

değerlendirme yapılmamıştır. Aksinin kabulü halinde bir kez bireysel başvuru

yapıldıktan sonra başvuru sonlandırılıncaya kadar başvuru dosyasına her türlü

hak taleplerinin sunulması kaçınılamaz bir hal alır ve bireysel başvuru için

öngörülen otuz gün kuralı da anlamsız hale gelir. Şüphesiz, bireylerin makul

sürede yargılanma hakkı yönünden ayrı bir başvuru yapma imkânı ise koşulları bulunduğunda

her zaman mümkündür.

32. Açıklanan

nedenlerle, başvurucunun mağdurluk statüsünü kaybettiği anlaşıldığından,

başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “düşmesine” karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle başvurucunun, “mağdurluk statüsünü kaybetmiş olması”

nedeniyle başvurunun DÜŞMESİNE, yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde

bırakılmasına, 18/9/2014

tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar

verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Recep KÖMÜRCÜ

Engin YILDIRIM

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

Raportör

:

Hüseyin TURAN

Başvurucu

:

Ümüt DEMİR

Vekili

:

Av. Murat SADAK

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2012/1000, 18 Eylül 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası