İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

M. B. ve D. B. Başvurusu (B. No: 2013/5609)

(Başvuru Numarası: 2013/5609)

Başvuru No2013/5609Tarih18 Eylül 2014Okuma17 dk · 3.348 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm

Başvuru No
2013/5609
Karar tarihi
18 Eylül 2014
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.348 kelime·17 dk okuma·17 bölüm

M. B. VE D. B. BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2013/5609)

Karar Tarihi: 18/9/2014

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucular, başvurucu D. B.’e ait doğum raporunda diğer başvurucu M. B. yerine

başkasının gerçeğe aykırı şekilde anne olarak gösterilmesi neticesinde

uğranılan zararların tazmini istemiyle açılan davanın süre aşımından

reddedilmesi ve yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle

Anayasa’nın 20. ve 36. maddelerinde güvence altına alınan haklarının ihlal

edildiğini ileri sürerek, ihlalin tespitiyle uğradıkları maddi ve manevi

zararın tazminine karar verilmesini talep etmişlerdir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 26/7/2013 tarihinde

Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede

başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü

Komisyonunca, kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere

dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 4/12/2013

tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve

olgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.

6. Adalet Bakanlığının

10/1/2014 tarihli görüşü başvurucular vekiline tebliğ edilmiş olup,

başvurucular vekili 5/2/2014 havale tarihli beyan dilekçesini on beş günlük

yasal süresi içinde sunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve ekleri ile

başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar

özetle şöyledir:

8. Başvuruculardan Ukrayna

uyruklu M. B., 20/8/1999 tarihinde turist olarak Türkiye’ye giriş yapmıştır.

9. Başvurucu, 31/3/2002

tarihinde Zekai Tahir Burak Kadın Sağlığı Eğitim Hastanesinde diğer başvurucu

D. B.’i dünyaya getirmiş, ancak doğum raporunda doğum

yapan kişi olarak başvurucunun doğum sırasında yanında bulunan G.Ş. isimli kişi

gösterilmiştir.

10. 4/5/2002 tarihinde

başvurucuların barındıkları fuhuş yapılan eve baskın yapılması sonucu başvurucu

M. B. yakalanarak sınır dışı edilmiştir.

11. Doğum raporunda annesi

olarak görünmediği için oğlu olan diğer başvurucu D.B.’yi

yanında götüremeyen başvurucu M. B., 15/6/2005 tarihinde tekrar Türkiye’ye

giriş yapmış ve D. B.’in kendi oğlu olduğunun tespiti

istemiyle dava açmıştır.

12. Ankara 2. Aile Mahkemesinin

3/5/2006 tarih ve E.2006/178, K.2006/485 sayılı kararıyla D. B.’in M. B.’in oğlu olduğunun tespitine

karar verilmiştir.

13. 27/9/2006 tarihinde Sağlık

Bakanlığına müracaat eden başvuranlar, gerçeğe aykırı doğum raporu düzenlenmesi

nedeniyle uğradıkları zararlarına karşılık olarak maddi ve manevi tazminat

ödenmesi talebinde bulunmuşlardır.

14. Söz konusu müracaatın

7/11/2006 tarihli işlemle reddedilmesi üzerine başvurucuların 40.000,000 TL

manevi ve 8.278,00 TL maddi zararın tazmini istemiyle açtıkları dava, Ankara

16. İdare Mahkemesinin 16/11/2007 tarih ve E.2006/570, K.2007/1327 sayılı

kararıyla “4/5/2002 tarihinde Ankara Emniyet

Müdürlüğü Şube Müdürlüğünde alınan ifadesinde çocuğunun G.Ş. adına düzenlenen

belge ile çıkarıldığını beyan ettiği görülen davacının bu belgenin gerçeğe

aykırı düzenlendiğini bu tarihte bildiğinin açık olduğu ve bu tarihten itibaren

60 gün içinde dava açılması ya da 2577 sayılı Kanun’un 11. maddesi uyarınca bu

süre içerisinde davalı idareyi başvuruda bulunduktan sonra dava açılması

gerekirken bu süre geçirildikten çok sonra 27/9/2006 tarihinde idareye yapılan

başvuru üzerine açılan davada süre aşımı bulunduğundan işin esasının incelenme

olanağı bulunmadığı” gerekçesiyle süre aşımı nedeniyle

reddedilmiştir.

15. Başvurucular tarafından

temyiz edilen karar, Danıştay 10. Dairesinin 14/2/2012 tarih ve E.2008/4317,

K.2012/547 sayılı kararıyla “uyuşmazlıkta

davacının uğradığını ileri sürdüğü zararın doğmasının nedeni, davalı idare

tarafından gerçeğe aykırı düzenlenen ve idari işlem niteliğinde olan doğum

raporu olduğundan, bu nedenle uğranıldığı ileri sürülen zararın kesin olarak

ortaya çıkması ve davacı tarafından öğrenilmesi, davacılardan D. B.’in yine davacılardan M.B.’in

oğlu olduğunun tespitine ilişkin Ankara 2. Aile Mahkemesinin kararının

kesinleşmesine bağlı bulunmakta olup, kararın kesinleştiği 25/5/2006 tarihinden

itibaren 2577 sayılı Kanun’un 12. maddesi uyarınca altmış gün içinde dava

açılması gerektiğinden bu süre geçtikten sonra 27/9/2006 tarihinde yapılan

başvurunun reddi üzerine 20/12/2006 tarihinde açılan davanın süre aşımı

nedeniyle esasının incelenmesine hukuken olanak bulunmadığı”

gerekçesiyle onanmış, karar düzeltme talebi de aynı Dairenin 28/3/2013 tarih ve

E.2013/3216, K.2013/2374 sayılı kararıyla reddedilmiştir. Karar, başvurucular

vekiline 27/6/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

16. Başvurucular, 26/7/2013

tarihinde süresi içinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili

Hukuk

17. 6/1/1982 tarih ve 2577

sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Üst

makamlara başvurma” başlıklı 11.

maddesi şöyledir:

"1. İlgililer

tarafından idari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması

değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması üst makamdan, üst makam yoksa

işlemi yapmış olan makamdan, idari dava açma süresi içinde istenebilir. Bu

başvurma, işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini durdurur.

2. Altmış gün içinde

bir cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır.

3. İsteğin

reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması halinde dava açma süresi yeniden

işlemeye başlar ve başvurma tarihine kadar geçmiş süre de hesaba katılır."

18. 2577 sayılı Kanun'un “İptal ve tam yargı davaları” başlıklı 12. maddesi şöyledir:

"İlgililer

haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştaya

ve idare ve vergi mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve

tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak

bu davanın karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına

başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle

doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı

davası açabilirler. Bu halde de ilgililerin 11 nci madde uyarınca idareye başvurma hakları

saklıdır."

19. 2577 sayılı Kanun’un “Kapsam ve nitelik”

kenar başlıklı 1. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Danıştay, bölge

idare mahkemeleri, idare mahkemeleri ve vergi mahkemelerinde yazılı yargılama

usulü uygulanır ve inceleme evrak üzerinde yapılır.”

20. 2577 sayılı Kanun’un “Dilekçeler üzerine ilk inceleme”

kenar başlıklı 14. maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkraları şöyledir:

“(3) Dilekçeler, Danıştayda daire

başkanının görevlendireceği bir tetkik hakimi, idare

ve vergi mahkemelerinde ise mahkeme başkanı veya görevlendireceği bir üye

tarafından:

a) Görev ve yetki,

b) İdari merci

tecavüzü,

c) Ehliyet,

d) İdari davaya konu

olacak kesin ve yürütülmesi gereken bir işlem olup olmadığı,

e) Süre aşımı,

f) Husumet,

g) 3 ve 5 inci

maddelere uygun olup olmadıkları,

Yönlerinden sırasıyla

incelenir.

(4) Dilekçeler bu

yönlerden kanuna aykırı görülürse durum; görevli daire veya mahkemeye bir rapor

ile bildirilir. Tek hakimle çözümlenecek dava dilekçeleri için rapor

düzenlenmez ve 15 inci madde hükümleri ilgili hakim

tarafından uygulanır. 3 üncü fıkraya göre yapılacak

inceleme ve bu fıkra ile 5 inci fıkraya göre yapılacak işlemler dilekçenin

alındığı tarihten itibaren en geç onbeş gün içinde

sonuçlandırılır.”

21. 2577 sayılı Kanun’un “Dosyaların incelenmesi”

kenar başlıklı 20. maddesinin (5) numaralı fıkrası şöyledir:

“Danıştay, bölge

idare, idare ve vergi mahkemelerinde dosyalar, bu Kanun ve diğer kanunlarda

belirtilen öncelik veya ivedilik durumları ile Danıştay için Başkanlar

Kurulunca; diğer mahkemeler için Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca konu

itibariyle tespit edilip Resmi Gazete'de

ilan edilecek öncelikli işler gözönünde bulundurulmak

suretiyle geliş tarihlerine göre incelenir ve tekemmül ettikleri sıra dahilinde

bir karara bağlanır. Bunların dışında kalan dosyalar ise tekemmül ettikleri

sıraya göre ve tekemmül tarihinden itibaren en geç altı ay içinde

sonuçlandırılır.”

22. 2577 sayılı Kanun’un “Tebliğ işleri ve ücretler”

kenar başlıklı 60. maddesi şöyledir:

“Danıştay ile bölge

idare, idare ve vergi mahkemelerine ait her türlü tebliğ işleri, Tebligat

Kanunu hükümlerine göre yapılır. Bu suretle yapılacak tebliğlere ait ücretler

ilgililer tarafından peşin olarak ödenir.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

23. Mahkemenin 18/9/2014

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucuların 26/7/2013 tarih ve 2013/5609

numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

24. Başvurucular, 31/3/2002

tarihinde gerçekleşen doğuma ilişkin olarak Zekai Tahir Burak Kadın Sağlığı

Eğitim Hastanesi tarafından gereken incelemenin yapılmayıp gerçeğe aykırı doğum

raporu düzenlenmesi nedeniyle dört buçuk yıl birbirlerinden ayrı yaşamak

zorunda kaldıklarını, aile hayatlarının korunmadığını, yedi yıl süren davanın

makul sürede sonuçlandırılmadığını belirterek Anayasa’nın 20. ve 36.

maddelerinde güvence altına alınan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşler

ve ihlalin tespitiyle uğradıkları maddi ve manevi zararın tazminine karar

verilmesini talep etmişlerdir.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Anayasa’nın 20. Maddesinin İhlal Edildiği İddiası

25. Başvurucular, doğumun

gerçekleştiği hastanenin yetkilileri tarafından gerçeğe aykırı doğum raporu

düzenlenmesi nedeniyle dört buçuk yıl birbirlerinden ayrı yaşamak zorunda

kaldıklarını, aile hayatlarının korunmadığını belirterek Anayasa’nın 20.

maddesinde güvence altına alınan özel hayatın ve ailenin korunmasına yönelik

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

26. Adalet Bakanlığı görüşünde,

başvurucular tarafından ihlal iddialarına ilişkin olarak başvurulabilecek

yollara süresinde başvurulmadığından idari ve yargısal yolların tüketilmesi

gerekliliğinin kabul edilebilirlik incelemesinde değerlendirilmesi gerektiği,

esas yönünden ise çocuk ile ebeveynin birlikte yaşamalarının ebeveynler

arasındaki ilişki bozulmuş olsa bile aile yaşamının temel bir unsuru olduğu ve

bu tür bir birlikteliği engelleyen ulusal makamların işlemlerinin aile ve özel

hayata saygı hakkına müdahale oluşturacağı, somut olay çerçevesinde ihlal

iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olup olmadığının değerlendirilmesinde bu

hususların gözetilmesi gerektiği bildirilmiştir

27. Başvurucular, cevap

dilekçesinde Sağlık Bakanlığı aleyhine açtıkları tam yargı davasının, derece

mahkemelerince idari işlemden kaynaklanan zararın tazmini istemi şeklinde

değerlendirilerek İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 12. maddesi uyarınca süre

aşımından reddedildiğini, oysa gerçeğe aykırı doğum raporu tanzim edilmesi nedeniyle

uğranılan zararın idari eylemden kaynaklanan bir zarar olduğunu ve uyuşmazlığın

çözümünde İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 13. maddesinin esas alınması

gerektiğini, bu madde hükümlerine göre eylemin öğrenilmesinden itibaren bir yıl

içinde açtıkları davanın süresinde olduğunu, dolayısıyla başvuru yollarına

süresinde başvurduklarını ve birbirlerinden ayrı kaldıkları dönemde yaşadıkları

telafisi imkânsız sıkıntılardan dolayı özel hayatın ve aile hayatının

korunmasına ilişkin haklarının ihlal edildiğini bildirmişlerdir.

28. Anayasa'nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrasının son cümlesi şöyledir:

“

Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması

şarttır.”

29. 30/3/2011 tarih ve 6216

sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 'Bireysel başvuru hakkı' kenar başlıklı

45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“'İhlale neden olduğu

ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve

yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce

tüketilmiş olması gerekir.”

30. Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuru, ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Temel hak ve özgürlüklerin ihlal

edildiği iddialarının öncelikle genel yargı mercilerinde, olağan yasa yolları

ile çözüme kavuşturulması esastır. Bireysel başvuru yoluna, iddia edilen hak

ihlallerinin bu olağan denetim mekanizması içinde giderilememesi durumunda

başvurulabilir (B. No: 2012/946, 26/3/2013, § 18).

31. Bireysel başvuru yolunun

ikincil niteliği gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek

için öncelikle hukuk sisteminde düzenlenen başvuru yollarının tüketilmesi

zorunludur. Bu ilke uyarınca, başvurucunun Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği

şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili idari ve adli mercilere usulüne uygun

olarak iletmesi ve bu konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu

makamlara sunması ve aynı zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek

için gerekli özeni göstermiş olması gerekir Bu şekilde olağan denetim

mekanizmaları önünde ileri sürülüp takip edilmeyen temel hak ve özgürlüklerin

ihlaline ilişkin iddialar, Anayasa Mahkemesi önünde bireysel başvuru konusu

yapılamaz (B. No: 2012/946, 26/3/2013, § 19).

32. Başvuru konusu olayda,

başvurucuların, gerçeğe aykırı

doğum raporu düzenlenmesi nedeniyle uğradıkları zararların tazmini istemiyle yaptığı başvurunun reddine dair işleme

karşı açtıkları dava reddedilmiştir. Başvurucular, Anayasa’nın 20. ve 36.

maddesinde güvence altına alınan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmekte

iseler de dava süre aşımı nedeniyle reddedildiğinden uyuşmazlığın esasının ve

ihlal iddialarının derece mahkemeleri tarafından incelenmediği, dolayısıyla

başvurucuların, anayasal haklarının ihlali iddialarını hukuk sisteminin

belirlediği usul ve şartlar dâhilinde ileri sürmedikleri ve başvuru yollarını

usulünce tüketmedikleri anlaşılmaktadır.

33. Başvurucular tarafından,

Adalet Bakanlığının görüş yazısına verilen cevapta, idari eylemden kaynaklanan

zarar nedeniyle açtıkları davanın İYUK 13. madde çerçevesinde değerlendirilmesi

gerektiği, anılan maddede tam yargı davasının eylemin öğrenildiği tarihten

itibaren bir yıl içinde açılması gerektiğinin düzenlendiği ve buna göre

açtıkları tam yargı davasının süresinde olduğu ileri sürülmüşse de,

başvurucuların bu iddiaları başvuru formunda dile getirmedikleri, öte yandan,

doğum raporunun gerçeğe aykırı tanzim edilmesi nedeniyle uğranılan zararların

tazmini istemiyle açılan davada, doğum raporu tanziminin bir idari işlem olduğunda

ve idari eylem olarak nitelendirilemeyeceği hususunda kuşku bulunmamaktadır.

34. Açıklanan nedenlerle,

anayasal hakkının ihlal edildiği iddiasının yetkili derece mahkemeleri önünde

tanınan başvuru yolları tüketilmeden bireysel başvuru konusu yapıldığı

anlaşıldığından başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları

yönünden incelenmeksizin “başvuru yollarının

tüketilmemiş olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

b. Yargılamanın Makul Sürede Sonuçlandırılmadığı İddiası

35. Başvuru formu ile eklerinin

incelenmesi sonucunda, açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi

gerekir.

2. Esas Yönünden

36. Başvurucular, 2006 yılında

idari yargıda açmış oldukları davaya ilişkin yargılamanın makul sürede

tamamlanmayarak Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini iddia etmişlerdir.

37. Adalet Bakanlığı görüşünde,

Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma hakkına ilişkin kararlarına atfen,

başvurucuların makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiası

açısından görüş sunulmasına gerek görülmediği bildirilmiştir.

38. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası

hükümlerine göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının

incelenebilmesi için, kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen

hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin

kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak

koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049,

26/3/2013, § 18)

39. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta

ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı

olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

40. Anayasa’nın “Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması”

kenar başlıklı 141. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Davaların en az

giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.”

41. Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes medeni hak ve

yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen

suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız

bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve

açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

42. Sözleşme metni ile AİHM

kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan

alt ilke ve haklar, esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma

hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca

inceleme yaptığı bir çok kararında, ilgili hükmü

Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, gerek

Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma

hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi

kapsamında yer vermektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).

43. Somut başvurunun dayanağını

oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca

adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle

ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten

Anayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nın

bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma hakkının

değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (B. No:

2012/13, 2/7/2013, § 39).

44. Makul sürede yargılanma

hakkının amacı, tarafların uzun süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz

kalacakları maddi ve manevi baskı ile sıkıntılardan korunması ile adaletin

gerektiği şekilde temini ve hukuka olan inancın muhafazası olup, hukuki

uyuşmazlığın çözümünde gerekli özenin gösterilmesi gereği de yargılama

faaliyetinde göz ardı edilemeyeceğinden, yargılama süresinin makul olup

olmadığının her bir başvuru açısından münferiden değerlendirilmesi gerekir (B.

No: 2012/13, 2/7/2013, § 40).

45. Davanın karmaşıklığı,

yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup

olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No:

2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).

46. Ancak, belirtilen kriterlerden

hiçbiri makul süre değerlendirmesinde tek başına belirleyici değildir.

Yargılama sürecindeki tüm gecikme periyotlarının ayrı ayrı tespiti ile bu

kriterlerin toplam etkisi değerlendirilmek suretiyle, hangi unsurun

yargılamanın gecikmesi açısından daha etkili olduğu saptanmalıdır (B. No:

2012/13, 2/7/2013, § 46).

47. Yargılama faaliyetinin makul

sürede gerçekleşip gerçekleşmediğinin saptanması için, öncelikle uyuşmazlığın

türüne göre değişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesi gereklidir.

48. Anayasa’nın 36. maddesi ve

Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin

uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekir. Hukuk sisteminde yer

alan mevzuat hükümleri gereğince “kamu

hukuku” alanına dâhil olan, ancak sonucu itibarıyla özel nitelikteki

haklar ve yükümlülükler üzerinde belirleyici olan uyuşmazlıkları konu alan

davalar da, Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6.

maddesinin koruması kapsamına girmektedir. Bu anlamda, belirtilen düzenlemelerde

yer verilen güvenceler, başvurucunun haklarına zarar verdiği iddia edilen idari

bir kararın iptali talebiyle açılan davalara da uygulanacaktır. Başvuruya konu

davanın, gerçeğe aykırı doğum

raporu düzenlenmesi nedeniyle uğranılan zararların tazimini istemini konu alan bir uyuşmazlık olduğu

görülmekle, somut yargılama faaliyetinin, medeni hak ve yükümlülükleri konu

alan bir yargılama olduğunda kuşku yoktur (B. No: 2012/1198, 7/11/2013, § 44).

49. Medeni hak ve

yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,

sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama

sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiği

tarih olup, bu tarih somut başvuru açısından 20/12/2006 tarihidir. Sürenin

bitiş tarihi ise, çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın

sona erme tarihidir. Somut başvuru açısından bu tarihin, karar düzeltme

talebinin Danıştay 10. Dairesince reddedildiği 28/3/2013 tarihi olduğu

anlaşılmaktadır.

50. Davanın ikame edildiği tarih

ile Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruların incelenmesi hususundaki zaman

bakımından yetkisinin başladığı tarihin farklı olması halinde, dikkate alınacak

süre, 23/9/2012 tarihinden sonra geçen süre değil, uyuşmazlığın başlangıç tarihinden

itibaren geçen süredir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 51).

51. Başvuruya konu yargılama

sürecinin incelenmesinde, idari yargıda açılan ve gerçeğe aykırı doğum raporu düzenlenmesi nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararların

tazmini istemini konu alan tam

yargı davasında ilk derece

mahkemesince, 2577 sayılı Kanun’un 14. maddesinde öngörülen süre içerisinde ilk

inceleme tutanaklarının tanzim edildiği, cevap, cevaba cevap ve ikinci cevap

aşamalarının usulüne uygun olarak tamamlandığı ve dosyanın tekemmülünün

sağlandığı, 2577 sayılı Kanun’un 20. maddesinde öngörülen düzenleyici süreye

uygun şekilde dosyanın karara bağlandığı ve yargılamanın yaklaşık on bir aylık

bir sürede sonuçlandırıldığı, diğer taraftan başvurucuların temyiz isteminin

Danıştay 10. Dairesince yaklaşık üç yıl sekiz aylık; karar düzeltme isteminin

ise yaklaşık sekiz buçuk aylık bir sürede sonuçlandırıldığı anlaşılmaktadır.

52. İlgili yargılama evrakının

incelenmesinden, başvuruya konu yargılama sürecinin 28/3/2013 tarihi itibarıyla

tamamlandığı, 2577 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine tabi bir yargılama

faaliyetinin söz konusu olduğu ve idari yargı alanına dâhil uyuşmazlıkları konu

alan yargılama faaliyetleri için geçerli genel usuli

hükümler içeren 2577 sayılı Kanun’un muhtelif maddelerinin, uyuşmazlıkların

makul sürede çözümlenmesi gerekliliğini ortaya koyduğu anlaşılmaktadır (§

17-22).

53. Hukuk sistemimizde idari

yargı alanında yer alan uyuşmazlıklara ilişkin dava sürelerinin makul yargılama

süresini aştığı yönündeki tespitlere, AİHM tarafından verilen birçok ihlal

kararında yer verilmiş olup, özellikle idari yargı alanındaki yapısal sorunlar

ve Danıştay nezdinde temyiz ve karar düzeltme incelemelerinde geçirilen uzun

yargılama sürelerinin ihlal kararlarına temel oluşturduğu anlaşılmaktadır. Bu

kapsamda idari yargı makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede

tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve

Anayasa Mahkemesi tarafından, özellikle 2577 sayılı Kanun’da yer alan usul

hükümleri de göz önünde bulundurularak makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiği yönünde karar verilmiş olup (B. No: 2012/1198, 7/11/2013, § 54-60),

başvuruya konu davada yer alan kişi sayısı ve talep konusu göz önüne

alındığında başvuruya konu yargılamanın karmaşık bir nitelik arz etmediği,

davaya bütün olarak bakıldığında, 2577 sayılı Kanun’da yer alan usul

hükümlerine tabi bir yargılama sürecine ilişkin somut başvuru açısından farklı

bir karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve söz konusu altı yıl

üç ayı aşkın yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna

varılmıştır.

54. Açıklanan nedenlerle,

başvurucuların Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi

Yönünden

55. Başvurucular, yargılamanın

makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle maddi ve manevi tazminata

hükmedilmesini talep etmişlerdir.

56. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak

şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

57. Başvurucuların tarafı

oldukları uyuşmazlığa ilişkin altı yıl üç ayı aşkın yargılama süresi nazara

alındığında, yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal tespitiyle

giderilemeyecek olan manevi zararı karşılığında başvuruculara takdiren 4.150,00 TL manevi tazminatın müştereken

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

58. Başvurucular tarafından

maddi tazminat talebinde bulunulmuş olmakla beraber, tespit edilen ihlal ile

iddia edilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından,

başvurucuların maddi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

59. Başvurucular tarafından

yapılan ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00

TL vekâlet ücretinden oluşan 1.698,35 TL yargılama giderinin başvuruculara

müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucuların,

1.

Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan haklarının ihlal edildiği

iddialarının “başvuru yollarının

tüketilmemiş olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2.

Makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiği yönündeki iddialarının KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvuruculara müştereken 4.150,00 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE, başvurucuların tazminata

ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,

D. Başvurucular tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA

MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına, 18/9/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan : Alparslan ALTAN Üyeler : Recep KÖMÜRCÜ Engin YILDIRIM Celal Mümtaz AKINCI Muammer TOPAL Raportör : Elif KARAKAŞ Başvurucular : 1- M. B. 2- D. B. Vekili : Av. Neslihan ÖZFİDAN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/5609, 18 Eylül 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. M. B. Ve D. B. Başvurusu
  4. İkinci Bölüm
  5. Karar
  6. I. Başvurunun
  7. Konusu
  8. II. Başvuru
  9. Süreci
  10. III. Olay Ve
  11. Olgular
  12. A. Olaylar
  13. D. B.’i dünyaya getirmiş, ancak doğum raporunda doğum
  14. B. İlgili
  15. IV. İnceleme Ve
  16. Gerekçe
  17. A. Başvurucuların
  18. B. Değerlendirme
  19. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/5609
Tarih
18 Eylül 2014

İlgili Kararlar

  • Ümüt Demir Başvurusu (B. No: 2012/1000)
  • Murat Gedik Başvurusu (B. No: 2014/1981)
  • Enver Altundal Başvurusu (B. No: 2014/175)
  • Mehmet Gülmez Başvurusu (B. No: 2014/4436)
  • Mehmet Salih Gözcü Başvurusu (B. No: 2013/7188)
  • Yusuf Güvel ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/8695)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.