İçeriğe geç
AC
İkinci Bölüm Başvuru No: 2014/889 Tarih:

Hikmet Bolel Başvurusu (B. No: 2014/889)

Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

HİKMET BOLEL BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2014/889)

Karar Tarihi: 8/9/2014

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu 2002 yılında

açılan hukuk davasının henüz ilk derece mahkemesinde karara bağlanmamış olması

nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürerek,

ihlalin tespitiyle uğradığı maddi ve manevi zararın tazminine karar verilmesini

talep etmiştir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 17/1/2014 tarihinde

Bakırköy 2. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona

sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci

Komisyonunca, kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere

dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 19/3/2014

tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve

olgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.

Adalet Bakanlığının 14/4/2014 tarihli yazısında, Anayasa Mahkemesinin önceki

kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen, başvuru hakkında görüş

sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve ekleri ile

başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar

özetle şöyledir:

7. Muğla ili Fethiye ilçesi

Kaya Köyü Tunçpınarı mevkiinde kain 1330 parsel

sayılı taşınmazın tapulama tespiti sırasında yarı hissesinin başvurucular

murisi Aziz Bolel adına tespitine karar verilmiştir.

8. Orman Genel Müdürlüğü’ne

izafeten Fethiye Orman İşletme Müdürlüğü tarafından taşınmazın tespit malikleri

aleyhine Fethiye Tapulama Mahkemesinin 1957/466 esas sayılı dosyasında tespite

itiraz davası açılmıştır.

9. Fethiye Tapulama

Mahkemesinde yapılan yargılama neticesinde Mahkemenin 1957/466 esas 1971/3

karar sayılı kararı ile taşınmazın tespit gibi, sunulan veraset ilamları

uyarınca tespit maliklerinin mirasçıları adına tapuya tesciline karar

verilmiştir.

10. Belirtilen taşınmaz hakkında

Orman Genel Müdürlüğü’ne izafeten Fethiye Orman İşletme Müdürlüğü tarafından

taşınmaz malikleri aleyhine Fethiye 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2002/175 ve

2002/699 esas sayılı dosyaları ile sırasıyla 26/3/2002 ve 27/11/2002

tarihlerinde tapu iptali ve tescil davaları açılmıştır.

11. Açılan bu davalarda Orman

Genel Müdürlüğü tarafından, dava konusu parselin bulunduğu köyde 5/6/1986

tarihli ve 3302 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve

Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile

Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun’un 10. ve 11. maddeleri

ile Orman Sınırları Dışına Çıkarılacak Yerler Hakkındaki Tüzüğün 28. maddeleri

uyarınca uygulama yapıldığı ve dava konusu parselin bir kısmının kesinleşen

orman tahdidi sınırları içinde kaldığı ifade edilerek, belirtilen kısmın

tapusunun iptaline ve orman vasfı ile hazine adına tapuya kayıt ve tesciline

karar verilmesi talep edilmiştir.

12. Orman Genel Müdürlüğü

tarafından açılan bu davalar Fethiye 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2002/175 esas

sayılı dosyası üzerinde birleştirilmiştir.

13. Fethiye 1. Asliye Hukuk

Mahkemesinin 2002/175 esas sayılı dosyasında devam eden yargılama sırasında

Fethiye Kadastro Mahkemesince 27/12/2011 tarihli yazı ile dava konusu

taşınmazın 21/6/1987 tarihli ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 22-A bendi

uyarınca yapılan uygulama çalışmalarında 251 ada 4 parsel sayılı taşınmaz

olarak uygulamaya tabi tutulduğu ve tespit tutanaklarının Kadastro Mahkemesine

gönderildiği bildirilmiştir.

14. Fethiye Kadastro

Mahkemesinin bahsedilen yazısı üzerine Fethiye 1. Asliye Hukuk Mahkemesi

2002/175 esas sayılı dosyasında görevsizlik kararı vermiştir.

15. Görevsizlik kararı sonrası

Fethiye Kadastro Mahkemesinin E.2014/13 sırasına kaydı yapılan dosyada

20/2/2014 tarihinde verilen karşı görevsizlik kararı üzerine, dosya olumsuz

görev uyuşmazlığının karara bağlanması için Yargıtay 17. Hukuk Dairesine

gönderilmiştir.

B. İlgili

Hukuk

16. 12/1/2011 tarih ve 6100

sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Usul ekonomisi ilkesi” kenar başlıklı 30. maddesi

şöyledir:

“Hâkim, yargılamanın

makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider

yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.”

17. 21/6/1987 tarih ve 3402

sayılı Kadastro Kanunu’nun “Genel olarak görev” kenar başlıklı 25. maddesinin birinci

fıkrası şöyledir:

“Kadastro mahkemesi;

taşınmaz mal mülkiyetine ve sınırlı ayni haklara, tapuya tescil veya şerh

edilecek veyahut beyanlar hanesinde gösterilecek sair haklara, sınır ve ölçü

uyuşmazlıklarına, kadastroya ve tapu sicilini ilgilendiren benzeri davalara ve

özel kanunlarca kendisine verilen işlere bakar; Kadastroya veya kadastro ile

ilgili verasete ait uyuşmazlıkları çözümleyebileceği gibi, istek üzerine

veraset belgesi de verebilir.”

18. 3402 sayılı Kanun’un “Kadastro davalarında usul”

kenar başlıklı 28. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Kadastro hakimi, askı süresi içinde açılacak davalar ve kadastro

müdürü tarafından mahkemeye tevdi olunacak taşınmaz mallara ait kadastro

tutanakları ve mahalli hukuk mahkemelerinden devredilen işler hakkında dava

dosyası açar. İlgililerin başvurusunu beklemeksizin kadastro tutanakları ile

uyuşmazlığın çözümlenmesine etkili olabilecek kayıt ve diğer bilgileri ilgili

dairelerden getirtir. Hakim, duruşma gününü taraflara

Tebligat Kanunu hükümlerine göre resen tebliğ eder.”

19. 3402 sayılı Kanun’un “Yargılama usulü” kenar

başlıklı 29. maddesinin birinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları şöyledir:

“Kadastro mahkemesinde gelmeyen tarafın yokluğunda duruşma

yapılır. Taraflardan hiç biri gelmez ise dosya

işlemden kaldırılmaz. Hakim, toplanması mümkün olan

delilleri inceler ve 30 uncu madde hükmünce işi karara bağlar.

…

Bu Kanunun tatbikinde ayrıca açıklık bulunmıyan

hallerde basit yargılama usulü uygulanır.

Kadastro mahkemeleri adli tatile tabi değildir.”

20. 3402 sayılı Kanun’un “Deliller ve hakimin

takdiri” kenar başlıklı 30. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları

şöyledir:

“Kadastro tutanaklarında

beyanlarına başvurulan kişiler, bu beyanlarına gerekçe gösterilerek itiraz

edilmedikçe, yeniden dinlenmezler. Ancak hakim,

kadastro tutanağındaki beyanla, duruşma sırasında topladığı deliller arasında

çelişki görürse, bunu gidermek için tutanakta beyanlarına başvurulan kimseleri

tanık sıfatıyla yeniden dinleyebilir.

Kadastro

komisyonlarından gönderilen tutanaklar ile mahalli mahkemelerden devredilen

dosyaların muhtevasından malik tespiti yapılamadığı veya dava açan mirasçının

dışında başka mirasçıların da bulunduğu anlaşıldığı takdirde, hakim resen lüzum gördüğü diğer delilleri toplayarak

taşınmaz malın kimin adına tescil edileceğine karar vermekle yükümlüdür.

Taşınmaz malın ölü bir şahsa ait olduğu anlaşılır ve mirasçıları da tespit edilemezse,

ölü olduğu yazılmak suretiyle o şahsın adına tescil kararı verilir.”

21. 3402 sayılı Kanun’un “Kararların tebliği, kanun

yollarına başvurma ve ilamların infazı” kenar başlıklı 32.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Kadastro mahkemesi kararları

Tebligat Kanunu hükümlerine göre resen taraflara tebliğ olunur.”

22. 3402 sayılı Kanun’un “Yargılama giderleri, kadastro

harcı ve tahakkuku” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasının

son cümlesi şöyledir:

“Bu Kanun gereğince

resen yapılması gereken soruşturma ve tebligat işlemleri için zaruri giderler,

ileride haksız çıkacak taraftan alınmak üzere bütçeye konulan ödenekten

karşılanır.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

23. Mahkemenin 8/9/2014 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 17/1/2014 tarih ve 2014/889 numaralı

bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

24. Başvurucu, murisinden

intikal eden taşınmaza ilişkin Fethiye 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2002/175

esas sayılı dosyasında yürütülen yargılamanın on yılı aşkın bir süre devam

ettiğini, verilen görevsizlik kararı da nazara alındığında uzun bir süre daha

devam edeceğini, açılan davanın tapu iptali ve tescil davası olup taşınmaz

maliklerinin tapu kaydı uyarınca belirli olduğunu, taşınmaz maliklerinin

mirasçılarının tespitinin ve dâhili dava edilerek taraf teşkilinin

sağlanmasının da mümkün ve kolay olduğunu, bu yönüyle davanın karmaşık

olmadığını, ancak uzun süre taraf teşkili sağlanmasıyla uğraşılarak

yargılamanın sürüncemede kaldığını, bu nedenle yargılamanın makul sürede

tamamlanmayarak Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan hakkının ihlal edildiğini

iddia etmiştir.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik

25. Başvuru formu ile eklerinin

incelenmesi sonucunda, açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas İnceleme

26. Başvurucu, 2002 yılında

açılan ve tarafı olduğu hukuk davasının henüz kesin karara bağlanmamış olduğunu

belirterek, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

27. Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma

hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, esasen Anayasa’nın 36.

maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa

Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı bir çok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve

AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer

alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke

ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir (B. No: 2012/13,

2/7/2013, § 38).

28. Somut başvurunun dayanağını

oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca

adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle

ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten

Anayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nın

bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma hakkının

değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (B. No:

2012/13, 2/7/2013, § 39).

29. Makul sürede yargılanma

hakkının amacı, tarafların uzun süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz

kalacakları maddi ve manevi baskı ile sıkıntılardan korunması ile adaletin

gerektiği şekilde temini ve hukuka olan inancın muhafazası olup, hukuki

uyuşmazlığın çözümünde gerekli özenin gösterilmesi gereği de yargılama

faaliyetinde göz ardı edilemeyeceğinden, yargılama süresinin makul olup

olmadığının her bir başvuru açısından ayrıca değerlendirilmesi gerekir (B. No:

2012/13, 2/7/2013, § 40).

30. Davanın karmaşıklığı,

yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup olmadığının

tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No: 2012/13,

2/7/2013, §§ 41–45).

31. Ancak, belirtilen

kriterlerden hiçbiri makul süre değerlendirmesinde tek başına belirleyici

değildir. Yargılama sürecindeki tüm gecikme periyotlarının ayrı ayrı tespiti

ile bu kriterlerin toplam etkisi değerlendirilmek suretiyle, hangi unsurun

yargılamanın gecikmesi açısından daha etkili olduğu saptanmalıdır (B. No:

2012/13, 2/7/2013, § 46).

32. Yargılama faaliyetinin makul

sürede gerçekleşip gerçekleşmediğinin saptanması için, öncelikle uyuşmazlığın

türüne göre değişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesi

gereklidir.

33. Anayasa’nın 36. maddesi ve

Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların

makul sürede karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusu olayda, asliye

hukuk mahkemesi nezdinde açılan tapu iptali ve tescil davasının görevsizlik

kararı ile kadastro mahkemesine devredilmiş olduğu görülmekle, 3402 sayılı

Kanun ve 6100 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine göre yürütülen somut

yargılama faaliyetinin, medeni hak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama

olduğunda kuşku yoktur (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 49).

34. Medeni hak ve

yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,

sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama

sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiği

tarih olup, somut başvuru açısından bu tarih, 27/11/2002 tarihidir. Zira başvurucunun

27/11/2002 tarihinde açılarak Fethiye 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin E.2002/699

sırasına kaydedilen ve bilahare Mahkemenin E.2002/175 sayılı dosyası ile

birleştirilen davanın davalıları hanesinde yer alan Halit Hilmi Bolel’in mirasçısı olduğu anlaşılmaktadır. Başvurucu

mirasçı olarak dâhili dava edilmek suretiyle yargılama sürecine katılmıştır. Ancak miras bırakanından intikalle davayı takip etmekte olan

başvurucu açısından da makul süre değerlendirmesinde dikkate alınacak sürenin

başlangıç anı, başvurucunun yargılamaya katıldığı tarih değil, somut olayda

murisi açısından değerlendirmeye esas alınan sürenin başlangıç anı olan

27/11/2002 tarihidir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 52).

35. Sürenin bitiş tarihi ise,

çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme

tarihidir. Ancak devam eden yargılamalara ilişkin makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiği iddiasını içeren başvuruların yargılama faaliyetinin

devamı sırasında da yapılabilmesi olanağı bulunduğundan, değerlendirmeye esas

alınacak sürenin bitiş anı bireysel başvurunun karara bağlandığı tarihtir (B.

No: 2012/13, 2/7/2013, § 52).

36. Davanın ikame edildiği tarih

ile Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruların incelenmesi hususundaki zaman

bakımından yetkisinin başladığı tarihin farklı olması halinde, dikkate alınacak

süre, 23/9/2012 tarihinden sonra geçen süre değil, uyuşmazlığın başlangıç

tarihinden itibaren geçen süredir.(B. No: 2012/13,

2/7/2013, § 51).

37. Başvuruya konu yargılama

sürecinin incelenmesinde, yargılamanın konusunun başlangıçta bir parsel

taşınmaza ilişkin tapu iptal talebi olduğu, dava konusu taşınmaza ilişkin

kadastro tespit çalışmaları yapılması üzerinde dosyanın görevsizlik kararı ile

kadastro mahkemesine devredildiği ve belirtilen mahkeme tarafından verilen

karşı görevsizlik kararı üzerine olumsuz görev uyuşmazlığının karara bağlanması

için Yargıtay 17. Hukuk Dairesine gönderilen dosyanın taraflarında ellinin

üzerinde kişinin yer aldığı anlaşılmaktadır.

38. İlgili yargılama evrakının incelenmesinden,

başvuruya konu yargılama sürecinin kısmen asliye hukuk kısmen kadastro

mahkemesi önünde sürdüğü görülmekle, 3402 sayılı Kanun’da yer alan özel usul

hükümleri ile medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkları konu alan

yargılama faaliyetleri için geçerli genel usuli

hükümler içeren 6100 sayılı Kanun’a tabi bir yargılama faaliyetinin söz konusu

olduğu ve 3402 sayılı Kanun’da yer alan özel usul hükümleri ile 6100 sayılı

Kanun’un 30. maddesinin, uyuşmazlıkların makul sürede çözümlenmesi gerekliliğini

ortaya koyduğu anlaşılmaktadır (§ 12-18).

39. Kadastro mahkemesi ve 6100

sayılı Kanun’un öngördüğü yargılama usullerine tabi mahkemeler nezdindeki

yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki iddialar, bu kapsamda

başvuruya konu Fethiye 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin E.2002/175 sayılı dosyasına

ilişkin yargılama sürecinin makul sürede tamamlanmadığı iddiası daha önce

bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesi tarafından, özellikle

yargılamada sürati temin etmeye hizmet eden özel usul hükümlerinin nazara

alınmadığı göz önünde bulundurularak makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiği yönünde karar verilmiş olup (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 54-64; B. No: 2012/12, 17/9/2013, §§ 53-62; B. No: 2013/1115, 5/12/2013, §§ 60-67; 2012/673, 19/12/2013, §§ 37-43), başvuruya konu davada

yer alan kişi sayısı ve davanın mahiyeti nedeniyle icrası gereken usul

işlemlerinin niteliği başvuruya konu yargılamanın karmaşık olduğunu ortaya

koymakla birlikte, davaya bütün olarak bakıldığında, somut başvuru açısından

farklı bir karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve söz konusu

yaklaşık on iki yıllık yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu

sonucuna varılmıştır.

40. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi

Yönünden

41. Başvurucu, yargılamanın

makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle 500.000 TL maddi, 500.000,00 TL

manevi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.

42. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

43. Başvurucunun tarafı olduğu

uyuşmazlığa ilişkin yaklaşık on iki yıllık yargılama süresi nazara alındığında,

yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal tespitiyle

giderilemeyecek olan manevi zararı karşılığında ve başvurucunun yargılamayı

murisinden intikalle takip etmekte olduğu nazara alınarak takdiren

1.950,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

44. Başvurucu tarafından maddi

tazminat talebinde bulunulmuş olmakla beraber, tespit edilen ihlal ile iddia

edilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından,

başvurucunun maddi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

45. Başvurucu tarafından yapılan

ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.706,1 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

46. Başvuruya konu yargılamanın

yaklaşık on iki yıldır devam ettiği ve bu hususun makul sürede yargılanma

hakkını ihlal ettiği gözetilerek, anayasal bir hakkın ihlal edildiği açık olan

bir yargılama dosyasında, hukuka, adalete ve mahkemeye güven ilkesinin gördüğü

zararın devam etmesinin önlenmesi amacıyla, yargılamanın mümkün olan en kısa

sürede sonuçlandırılmasını teminen, kararın bir örneğinin

ilgili mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına

alınan makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

B. Başvurucuya 1.950,00 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE, başvurucunun

tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,

C. Başvurucu tarafından yapılan 206,10 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.706,1 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

D. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

E. Kararın bir örneğinin ilgili mahkemesine gönderilmesine,

8/9/2014

tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar

verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Recep KÖMÜRCÜ

Engin YILDIRIM

M. Emin KUZ

Raportör

:

Şebnem NEBİOĞLU ÖNER

Başvurucu

:

Hikmet BOLEL

Vekili

:

Av. Murat NAS

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/889, 8 Eylül 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası