İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Turgay Çamlı Başvurusu (B. No: 2012/1266)

1. Başvurucu, 5/5/2012 tarihinde

Başvuru No2012/1266Tarih17 Eylül 2014Okuma20 dk · 4.082 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Turgay Çamlı Başvurusu

Karar tarihi
17 Eylül 2014
Başvuru Numarası
2012/1266
R.G. Tarih-Sayı
5/11/2014-29166
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.082 kelime·20 dk okuma·12 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, 5/5/2012 tarihinde

vefat eden kızının tedavisini yapan doktorların görevlerini tıp kurallarının

gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğü içinde yürütmeyerek, ihmalleri ile

ölümüne sebebiyet verdikleri iddiasıyla Cumhuriyet Başsavcılığına suç

duyurusunda bulunduğunu, ilgililerin kamu görevlisi olması sebebiyle Savcılıkça

soruşturma izni talep edildiğini, ancak söz konusu kamu görevlilerinin amiri

olan Valinin başkanlığında toplanan ve bağımsız bir organ niteliğinde olmayan

İl İdare Kurulu tarafından yapılan soruşturma sonucunda gerekli iznin

verilmediğini, bu işleme karşı açtığı davanın da reddedildiğini ve böylece

soruşturmanın bağımsız organlarca etkin bir şekilde yapılmadığını belirterek,

Anayasa’nın 17., 36., 41. ve 56. maddelerinde

düzenlenen haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 17/12/2012 tarihinde

Denizli Bölge İdare Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin

idari yönden yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir

eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca, 31/10/2013

tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına,

dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 6/3/2014

tarihinde yapılan toplantıda başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin

birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve olgular 6/3/2014

tarihinde Adalet Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı, tanınan ek süre

sonunda görüşünü 2/5/2014 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

6. Adalet Bakanlığının görüşü, başvurucuya 14/5/2014 tarihinde tebliğ edilmiş olup, başvurucu, karşı

görüşlerini 27/5/2014 tarihinde bildirmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve ekleri ile Bakanlık görüşünde ifade

edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, 1/1/2005 tarihinde

doğan ve 5/5/2012 tarihinde vefat eden Ümmühan Çamlı’nın

babasıdır.

9. Ümmühan Çamlı, 22/4/2012

tarihinde yüksek ateş, bulantı, kusma şikayetleri ile Servergazi

Devlet Hastanesi acil servisine götürülmüştür. Burada gerçekleştirilen muayene

sonucunda “üst solunum yolları enfeksiyonu” teşhisi konularak 4 kutu ağızdan

alınacak ilaç reçete edilmek suretiyle hasta evine gönderilmiş ve bu ilaçlar

temin edilerek tedavisine başlanmıştır.

10. Uygulanan tedaviye rağmen hastalığın daha da

şiddetlenmesi üzerine hasta 25/4/2012 tarihinde

Karşıyaka Aile Sağlığı Merkezine götürülmüştür. Aile doktoru tarafından yapılan

muayenede, önceden yazılan ilaçların 4 yaşındaki çocukların tedavisi için

kullanıldığı, hastalığın iyileşmesi açısından bu ilaçların yetersiz kaldığı

belirtilerek antibiyotik ile tedaviye geçilmiştir.

11. Bu ikinci tedavi yönteminin devamı sırasında hastanın

vücudunda bazı alerjik kızarıklıklar, döküntüler ve kaşıntılar ortaya

çıkmıştır. Bunun üzerine hasta 27/4/2012 tarihinde

özel bir hastane olan T. Hastanesine götürülerek çocuk doktoru tarafından

muayene edilmiştir. Burada hastanın kan tahlili yapılarak boğaz enfeksiyonu ve orta kulak iltihabı teşhisi konulmuş ve

alerjik reaksiyonları da gözetilerek buna göre antibiyotik verilmiş ve evine

gönderilmiştir.

12. Hastalık belirtilerinin devamı üzerine başvurucu, 2/5/2012 tarihinde tekrar anılan özel hastaneye

başvurmuştur. Bu kez hastaya, bağırsak enfeksiyonu

teşhisi konularak, yatılı tedaviye geçilmiştir. Daha sonra akciğer filmi

çektirilerek bronşit başlangıcı olduğu belirlenerek, serum ve buharlı hava verilmiştir.

Başvurucu tarafından tedavi ücretinin karşılanamaması üzerine hasta 3/5/2012 tarihinde Servergazi

Devlet Hastanesine sevk edilmiştir. Başvuru dilekçesine göre, acil servisteki

işlemler sırasında hasta yaklaşık 2 saat bekletilmiş, daha sonra burada yatış

yapılmayacağı söylenerek çocuk hastalıkları polikliniğine yönlendirilmiştir.

Burada yatış kararı verilerek, filmi çekilmiş, kan tetkiki yapılmış ve bronşit

teşhisi konularak tedavisine başlanılmıştır.

13. Anılan Hastanede hastanın tedavisine devam edilirken

durumunun ağırlaşması ve nefes almakta zorluk çekmesi üzerine solunum

makinesine bağlanmış, akciğer filmi yeniden çekilerek, akciğerlerinden birinin

iflas ettiği, diğerinin de kapanmak üzere olduğu ailesine söylenerek, yoğun

bakım imkânlarının daha iyi olduğu Pamukkale Üniversitesine sevk edilmesi

gerektiği belirtilmiştir.

14. Hasta, 4/5/2012 tarihi gece saat

21.30 sıralarında Pamukkale Üniversitesi Hastanesine sevk edilmiş ve ancak

cihaz ile nefes alıp verebilmiştir. İstenilen bazı ilaçlar başvurucu tarafından

dışarıdan temin edilmiştir. 5/5/2012 tarihi gece saat

04.00’de hastanın kalbi durmuş ise de yapılan müdahale sonucunda yeniden

çalıştırılmış, ancak saat 11.00 sularında kalbi tekrar durmuş ve saat 12.30’da

kesin olarak öldüğü saptanmıştır.

15. Doktorlar tarafından başvurucuya, ölümün “staf pnomoni”

denilen bir hastalıktan kaynaklandığı söylenmiştir.

16. Başvurucu, kızının ölümü olayında ihmalleri bulunduğunu

iddia ettiği üç ayrı hastanede çalışan doktorların cezalandırılması için 28/6/2012 tarihinde Denizli Cumhuriyet Başsavcılığına

başvurmuştur. Cumhuriyet Başsavcılığınca, tedavi sürecinde görev alan

doktorların çoğunun devlet memuru olması sebebiyle, 4483 sayılı Kanun’un 4.

maddesi uyarınca Denizli Valiliğinden soruşturma izni istenilmiştir.

17. Olay ile ilgileri olduğu ileri sürülen 8 doktor hakkında

yapılan inceleme sonucunda, Denizli Valiliği İl İdare Kurulunun 28/8/2012 tarih

ve 2012/76 sayılı kararı ile, “doktorların, başvurucunun kızının tetkik ve tedavisinde

görevlerini tıp kurallarının gerektirdiği gibi dikkat ve özen içerisinde

yürüttükleri herhangi bir ihmal ve kusurlarının olmadığı, bir kısım doktorların

ise hasta ile hiç karşılaşmadıkları anlaşıldığından 4483 sayılı Kanun’un 6.

maddesi uyarınca soruşturma izni verilmemesine” dair karar

verilmiştir.

18. Başvurucunun anılan karara 18/9/2012

tarihinde itiraz etmesi üzerine Denizli Bölge İdare Mahkemesi, 14/11/2012 tarih

ve E.2012/154, K.2012/175 sayılı kararıyla “ön

inceleme raporu ve eki belgelerin, isnat edilen suçtan dolayı Cumhuriyet

Başsavcılığınca hazırlık soruşturması yapılmasını gerektirecek nitelik ve

yeterlikte olmadığı” gerekçesiyle itirazın reddine karar vermiştir.

19. Bu karar başvurucuya 20/11/2012

tarihinde tebliğ edilmiş olup, başvurucu, 17/12/2012 tarihinde bireysel

başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

20. 2/12/1999 tarih ve 4483 sayılı Memurlar ve

Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun’un “İzin vermeye yetkili merciler” başlıklı 3.

maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi şöyledir:

“Soruşturma izni yetkisi;

…

b) İlde ve merkez ilçede görevli memurlar ve

diğer kamu görevlileri hakkında vali,

…tarafından bizzat kullanılır.”

21. 4483 sayılı Kanun’un “Ön

inceleme” başlıklı 5. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“Ön inceleme, izin vermeye yetkili merci

tarafından bizzat yapılabileceği gibi, görevlendireceği bir veya birkaç denetim

elemanı veya hakkında inceleme yapılanın üstü konumundaki memur ve kamu

görevlilerinden biri veya birkaçı eliyle de yaptırılabilir. İnceleme

yapacakların, izin vermeye yetkili merciin bulunduğu kamu kurum veya

kuruluşunun içerisinden belirlenmesi esastır. İşin özelliğine göre bu merci,

anılan incelemenin başka bir kamu kurum veya kuruluşunun elemanlarıyla

yaptırılmasını da ilgili kuruluştan isteyebilir. Bu isteğin yerine getirilmesi,

ilgili kuruluşun takdirine bağlıdır.”

22. 4483 sayılı Kanun’un “Ön

inceleme yapanların yetkisi ve rapor” başlıklı 6. maddesi şöyledir:

“Ön inceleme ile görevlendirilen kişi veya

kişiler, bakanlık müfettişleri ile kendilerini görevlendiren merciin bütün

yetkilerini haiz olup, bu Kanunda hüküm bulunmayan hususlarda Ceza Muhakemeleri

Usulü Kanununa göre işlem yapabilirler; hakkında inceleme yapılan memur veya

diğer kamu görevlisinin ifadesini de almak suretiyle yetkileri dahilinde bulunan gerekli bilgi ve belgeleri toplayıp,

görüşlerini içeren bir rapor düzenleyerek durumu izin vermeye yetkili mercie

sunarlar. Ön inceleme birden çok kişi tarafından yapılmışsa, farklı görüşler

raporda gerekçeleriyle ayrı ayrı belirtilir.

Yetkili merci bu rapor üzerine soruşturma izni

verilmesine veya verilmemesine karar verir. Bu kararlarda gerekçe gösterilmesi

zorunludur.”

23. 6/1/1982 tarih ve 2577 sayılı İdari

Yargılama Usulü Kanunu’nun “Doğrudan doğruya tam

yargı davası açılması” başlıklı 13. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş

olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya

başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem

tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine

getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi

halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek

hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği

tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.”

24. 11/1/2011 tarih ve 6098 sayılı Türk Borçlar

Kanunu’nun “Sorumluluk” başlıklı 49. maddesi şöyledir:

“Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına

zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.

Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı

bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu

zararı gidermekle yükümlüdür.”

25. 6098 sayılı Kanun’un haksız fiillerden doğan borç

ilişkilerinin Ceza Hukuku ile ilişkisini düzenleyen 74. maddesi ise şöyledir:

“Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı,

ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun

sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından

verilen beraat kararıyla da bağlı değildir.

Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun

değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini

bağlamaz.”

26. Yargıtayın konu ile ilgili bazı içtihatları

şöyledir:

“…Bir davada dayanılan maddi olguları hukuksal

açıdan nitelendirmek ve uygulanacak yasa hükümlerini bulmak ve uygulamak

HUMK.76.maddesi gereği doğrudan hakimin görevidir.

Davacı, davalı doktor tarafından yapılan ameliyat nedeniyle ameliyat edilen

bölgede yabancı cisim bırakıldığından yeniden ameliyat olmak zorunda kaldığını

ileri sürerek maddi ve manevi tazminat istemiştir. Davanın temeli vekillik

sözleşmesi olup, özen borcuna aykırılığa dayandırılmıştır. ( BK. 386-390 )

Vekil vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği

sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için

gösterdiği çabanın, yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışların özenli

olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Vekilin sorumluluğu, genel

olarak işçinin sorumluluğuna ilişkin kurallara bağlıdır. Vekil işçi gibi özenle

davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur ( BK.321/1.md. ) O

nedenle doktorun meslek alanı içinde olan bütün kusurları, hafif de olsa,

sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Doktor, hastasının zarar

görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi

açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumun gerektirdiği

önlemleri eksiksiz biçimde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip

uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa, bir tereddüt doğuran

durumlarda, bu tereddüdünü ortadan kaldıracak araştırmalar yapmak ve bu arada

da, koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında

bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutularak,

onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınılmalı ve en emin yol

seçilmelidir. Gerçekten de müvekkil ( hasta ), mesleki bir iş gören doktor olan

vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat göstermesini

beklemek hakkına sahiptir. Gereken özeni göstermeyen vekil, BK.nun

394/1.maddesi hükmü uyarınca, vekaleti gereği gibi ifa

etmemiş sayılmalıdır. Tıbbın gerek ve kurallarına uygun davranılmakla birlikte

sonuç değişmemiş ise doktor sorumlu tutulmamalıdır…(Hukuk Genel Kurulunun 13/4/2011 tarih ve E.2010/13-717, K.2011/129 sayılı

kararı).”

“Dava,

desteğin yanlış tedavi sonucu öldüğü iddiasına dayalı tazminat istemine

ilişkindir. Uyuşmazlık; kamu görevlisi doktorun eylemi nedeniyle açılan eldeki

tazminat davasında husumetin adı geçen doktora yöneltilip yöneltilemeyeceği

noktasında toplanmaktadır.

Davacı taraf, davalı doktorun görevi sırasında

kanamalı ve acil durumda olduğu halde destekleri olan hastaya müdahalede

bulunmayıp, dış gebelik olan başka bir hastayla ilgilendiği; böylece,

dikkatsizlik ve tedbirsizliği nedeni ile desteğin ölümüne neden olduğu

iddiasıyla ve doktoru hasım göstererek eldeki tazminat davasını açmıştır.

Davalının görevi dışında kalan kişisel

kusuruna dayanılmadığına, dikkatsizlik ve tedbirsizliğe dayalı da olsa eylemin

görev sırasında ve görevle ilgili olmasına ve hizmet kusuru niteliğinde

bulunmasına göre, eldeki davada husumet kamu görevlisine değil, idareye düşmektedir.

Öyle ise dava idare aleyhine açılıp, husumetin de idareye yöneltilmesi gerekir.

Mahkemece, davalı doktor hasım gösterilerek açılan davanın husumet yokluğu

nedeni ile reddedilmesi hukuka uygundur…(Hukuk Genel Kurulunun 1/2/2012 tarih ve E. 2011/4-592, K.2012/25 sayılı kararı).”

“…Davadaki

ileri sürülüşe ve kabule göre dava temelini vekillik sözleşmesi oluşturmakta

olup, özen borcuna aykırılığa dayandırılmıştır ( BK. 386-390). Vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde

edilmemesinden sorumlu değil ise de; bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın

yaptığı işlemlerin eylemlerin ve davranışlarının özenli olmayışından doğan

zararlardan sorumludur. Vekilin sorumluluğu genel olarak işçinin sorumluluğuna

ilişkin kurallara bağlıdır ( BK. 290/2 md.). Vekil,

işçi gibi özenle davranmak zorunda olup, hafif kusurundan dahi sorumludur ( BK.

321/1 md.). O nedenle vekil konumunda olan doktorun

meslek alanı içinde olan bütün kusurları, hafif dahi olsa sorumluluğunun unsuru

olarak kabul edilmelidir. Doktor, hastasının zarar görmemesi için mesleki tüm

şartları yerine getirmek, hastanın durumunu, tıbbi açıdan zamanında

gecikmeksizin saptayıp, somut durumun gerektirdiği önlemleri eksiksiz biçimde

almak, uygun tedavi yöntemini de gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır.

Asgari düzeyde dahi olsa, tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddüdü ortadan

kaldıracak araştırmalar yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla

yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir tercih yaparken de

hastasının ve hastalığının özelliklerini göz önünde tutmalı, onu risk altına

sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmalı, en emin yol seçilmelidir. Gerçekten

de hasta, tedavisini üstlenen meslek mensubu doktorundan tedavisinin bütün

aşamalarında mesleğin gerektirdiği titiz bir ihtimam ve dikkati göstermesini,

beden ve ruh sağlığı ile ilgili tehlikelerden kendisini bilgilendirmesini güven

içinde beklemek hakkına sahiptir. Gereken özeni göstermeyen vekil, B.K.'nun 394/1. maddesi hükmü uyarınca, vekaleti

gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Tıbbın gerek ve kurallarına uygun

davranılmakla birlikte sonuç değişmemiş ise doktor sorumlu tutulmamalıdır…(13.

Hukuk Dairesinin 16/2/2012 tarih ve E.2011/19947,

K.2012/3097 sayılı kararı).”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

27. Mahkemenin 17/9/2014 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 17/12/2012 tarih ve 2012/1266 numaralı

bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

28. Başvurucu, hasta olan kızının değişik hastanelerde

tedavisi devam ederken 5/5/2012 tarihinde hayatını kaybettiğini, ilk muayene

yapan doktor tarafından, hastada bulantı, kusma ve yüksek ateş şikayetleri

bulunmasına rağmen, hastanın ateşinin ölçülmediğini, akciğer filmi ya da sinüs

filmi çektirilmediğini, gözlem altında tutulmadığını, çocuk doktoruna

yönlendirilmediğini, tedavi sürecinde hastanın boy ve kilosunun yaşıtlarına

nazaran daha gelişmiş olduğu göz ardı edilerek yetersiz dozda ilaç

kullandırıldığını ve etkisiz bir tedavi yöntemi uygulatıldığını, bu durumun da

hastalığın ilerlemesine ve alt solunum yollarına sıçramasına neden olduğunu,

devam eden süreçte de yanlış yöntemlerin sürdürüldüğünü, Servergazi

Devlet Hastanesi acil servisinde hastanın yaklaşık 2 saat herhangi bir işlem

yapılmaksızın bekletildiğini, tedavi için başvurdukları sağlık kurumlarında

temizlik ve hijyen koşullarının uygun olmadığını,

hastanın bu kurumların birinden ya da bir kaçından son derece dirençli olan

hastane mikrobunu kaptığını ve bu durumun hastayı ölüme götürdüğünü,

doktorların gerekli tetkik ve incelemeleri yapmamaları sebebiyle hastaya

zamanında tam ve doğru bir teşhisin konulmadığını, hastanın son derece ciddi

olan rahatsızlığının boğaz enfeksiyonu olarak kabul edilip günlerce boş yere

zaman kaybettirildiğini, sonuç olarak doktorların ihmal ve kusurları nedeniyle

hastanın hayatını kaybettiğini iddia etmiştir.

29. Başvurucu, kızının tedavisini yapan doktorların

görevlerini tıp kurallarının gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğü içinde

yürütmeyerek, kusurları ile ölümüne sebebiyet verdikleri iddiasıyla Cumhuriyet

Başsavcılığına suç duyurusunda bulunduğunu, ilgililerin kamu görevlisi olması

sebebiyle Savcılıkça soruşturma izni talep edildiğini, söz konusu kamu

görevlilerinin amiri olan Valinin başkanlığında toplanan ve bağımsız bir organ

niteliğinde olmayan İl İdare Kurulu tarafından soruşturmanın açıldığını, İl

İdare Kurulu tarafından ilgili kamu görevlileri hakkında yapılan ön

soruşturmada kızının vefat ettiği üniversite hastanesinden bilirkişilerin

seçildiğini, ilgili doktorların kusurları bakımından yeterli şüphe olmasına

rağmen soruşturma izninin verilmediğini, bu işleme karşı açtığı davanın da

reddedildiğini, dava dilekçesinde iddia ettiği hususların Mahkemece

karşılanmadığını ve bilirkişi incelemesi yaptırılmadığını, hukuk sistemimizde yer

alan kamu görevlilerinin yargılanmasını özel koşullara bağlayan düzenlemeler

sebebiyle olayda kusuru bulunan kamu görevlilerinin bağımsız mahkemelerce

yargılanmadığını ve böylece soruşturmanın bağımsız organlarca etkin bir şekilde

yapılmadığını belirterek, Anayasa’nın 17., 36., 41. ve

56. maddeleri ile AİHS’nin 2., 6. ve 13. maddelerinde düzenlenen haklarının

ihlal edildiğini ileri sürmüş ve soruşturmanın yeniden açılması, maddi ve

manevi tazminata karar verilmesi talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

30. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp, olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder. Bu nedenle ceza soruşturmasında şikâyetçi konumunda olan

başvurucunun “adil yargılanma",

“ailenin korunması ve çocuk hakları”

ile “sağlık hizmetleri” haklarına

bağlı olarak Anayasa’nın 36., 41. ve 56. maddelerinin

ihlal edildiği şeklindeki iddiaları Anayasa’nın 17. maddesi ile ilişkili

görülerek, bu iddiaların tamamı yaşam hakkı kapsamda değerlendirilmiştir.

31. Başvurucu, kızının ölüm olayında ihmalleri olan

görevliler hakkında etkili soruşturma yapılmayarak Anayasa’nın 17. maddesinin

ihlal edildiğini iddia etmiştir.

32. Adalet Bakanlığı görüşünde şikâyetlerin kabul edilebilirliği

açısından değerlendirme yapılırken, 30/3/2012 tarih ve

6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında

Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca bireysel başvurunun ancak

başvuru yollarının tamamının tüketilmesi sonrasında yapılabileceği, bu koşulun

yerine getirilmediği hususunun dikkate alınması gerektiği, AİHM kararlarında,

yaşam hakkına ya da fiziksel bütünlüğe yönelik ihlallerin kasıtlı olmadığı

durumlarda, özellikle de tıbbi hata konusunda “etkili

bir adli sistem” oluşturmayı kapsayan pozitif yükümlülüğün her

davada cezai işlem başlatmayı gerektirmediğinin belirtildiği, başvurucunun ceza

soruşturması açılması talebi dışında yetkililerin idari veya hukuki

sorumluluklarına ilişkin herhangi bir kanun yoluna başvurmadığı ve bu yöndeki

başvuru yollarının tüketilmediği ifade edilmiştir.

33. Başvurucu, başvurunun kabul edilebilirliği hakkındaki

Bakanlık görüşüne karşı, yaşam hakkını koruma konusunda devletin pozitif

yükümlülüğü bulunduğunu, idare aleyhine tazminat davası açmamasının devletin

sorumluları tespit ederek cezalandırması yükümlülüğünü ortadan

kaldırmayacağını, bu nedenle Bakanlığın başvuru yollarının tüketilmediği

görüşünün yerinde olmadığını ileri sürmüştür.

34. Anayasa’nın “Kişinin

dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” başlıklı 17. maddesi

şöyledir:

“Herkes, yaşama, maddî ve

manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”

35. Kişinin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını koruma

hakkı, birbirleriyle sıkı bağlantıları olan, devredilmez ve vazgeçilmez

haklardan olup devletin bu konuda pozitif ve negatif yükümlülükleri

bulunmaktadır. Devletin, negatif bir yükümlülük olarak, yetki alanında bulunan

hiçbir bireyin yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme, bunun yanı

sıra, pozitif bir yükümlülük olarak, yine yetki alanında bulunan tüm bireylerin

yaşam hakkını gerek kamusal makamların, gerek diğer bireylerin, gerekse kişinin

kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü

bulunmaktadır (B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 50-51).

36. Anayasa Mahkemesinin yaşam hakkı

kapsamında devletin sahip olduğu pozitif yükümlülükler açısından benimsediği

temel yaklaşıma göre, devletin sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında

gerçekleşen ölüm olaylarında Anayasa’nın 17. maddesi, devlete, elindeki tüm

imkânları kullanarak, bu konuda ihdas edilmiş yasal ve idari çerçevenin yaşamı

tehlikede olan kişileri korumak için gereği gibi uygulanmasını ve bu hakka

yönelik ihlallerin durdurulup cezalandırılmasını sağlayacak etkili idari ve

yargısal tedbirleri alma görevi yüklemektedir. Bu yükümlülük, kamusal olsun veya

olmasın, yaşam hakkının tehlikeye girebileceği her türlü faaliyet bakımından

geçerlidir (B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 52).

37. Söz konusu pozitif yükümlülük sağlık alanında yürütülen

faaliyetleri de kapsamaktadır. Nitekim Anayasa’nın 56.

maddesinde herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip

olduğu, devletin “herkesin hayatını(,) beden

ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak (…) amacıyla sağlık kuruluşlarını

tek elden planlayıp hizmet vermesini” düzenleyeceği ve bu görevini

kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları

denetleyerek yerine getireceği kurala bağlanmıştır.

38. Devlet, yaşam hakkı kapsamında ister kamu isterse özel

sağlık kuruluşları tarafından yerine getirilsin, sağlık hizmetlerini,

hastaların yaşamlarının korunmasına yönelik gerekli tedbirlerin alınabilmesini

sağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (benzer yöndeki AİHM kararları için

bkz. Calvelli ve Ciglio/İtalya,

B. No: 32967/96, 17/1/2002, § 49, Sevim Güngör/Türkiye, B. No. 75173/01,

14/4/2009).

39. Devletin yaşam hakkı kapsamında sahip olduğu pozitif

yükümlülüklerin bir de usuli yönü bulunmaktadır. Bu

usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, doğal olmayan her ölüm olayının

sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek

etkili resmi bir soruşturma yürütmek durumundadır. Bu tarz bir soruşturmanın

temel amacı, yaşam hakkını koruyan hukukun etkin bir şekilde uygulanmasını

güvenceye almak ve kamu görevlilerinin ya da kurumlarının karıştığı olaylarda,

bunların sorumlulukları altında meydana gelen ölümler için hesap vermelerini

sağlamaktır (B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 54).

40. Usul yükümlülüğünün bir olayda gerektirdiği soruşturma

türünün, yaşam hakkının esasına ilişkin yükümlülüklerin cezai bir yaptırım

gerektirip gerektirmediğine bağlı olarak tespiti gerekmektedir. Buna göre,

genel olarak ihmal suretiyle ortaya çıkan diğer ölümlerde olduğu gibi tıbbi

ihmal sonucu meydana geldiği ileri sürülen ölüm olaylarında “etkili bir yargısal sistem kurma”

yönündeki pozitif yükümlülük her olayda mutlaka ceza davası açılmasını

gerektirmez. Mağdurlara hukuki, idari ve hatta disiplinle ilgili hukuk

yollarının açık olması yeterli olabilir (B. No: 2012/752, 17/9/2013,

§ 59, benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Vo/Fransa,[BD],

53924/00, 8/7/2004, § 90; Calvelli ve Ciglio/İtalya, 32967/96,

17/1/2002, § 51).

41. Bu şekildeki bir kabul, bu tür olaylarda yürütülen ceza

soruşturmalarının Anayasa Mahkemesi tarafından değerlendirilmeyeceği anlamına

gelmemektedir (benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Karakoca/Türkiye, B. No: 46156/11, 21/5/2013).

Diğer bir ifadeyle, bir ihlal iddiasına ilişkin olarak başvurulabilecek birden

fazla etkili başvuru yolunun bulunması durumunda, kural olarak başvurucudan

aynı amacı taşıyan başvuru yollarının tamamının tüketilmesi beklenemez (benzer

yöndeki AİHM kararları için bkz. Kozacıoğlu/Türkiye,

B. No: 2334/03, 19/2/2009, § 40; Jasinskis/Letonya, B. No: 45744/08, 21/12/2010, §§ 50 ve 53-54).

Ancak ilke olarak tıbbi ihmallere ilişkin şikayetler konusunda temel başvuru

yolu hukuki sorumluluğu tespit adına takip edilecek olan hukuk veya idari tazminat

davası yoludur (benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Calvelli ve Ciglio/İtalya, 32967/96, 17/1/2002, § 51-54; Vo/Fransa,

[BD], B. No: 53924/00, 8/7/2014, § 90; Karakoca/Türkiye, B. No: 46156/11, 21/5/2013; B. No:

2013/2839, 3/4/2014, § 38).).

42. Hukuka veya sözleşmeye aykırı bir fiil nedeniyle

başkasına verilmiş olan zararın tazmin edilmesi yükümlülüğünü ifade eden hukuki

sorumluluk, ceza hukuku alanında suç diye adlandırılan insan davranışına göre

daha geniş bir hukuka aykırı davranış grubunu kapsamaktadır. Bir eylemin suç

teşkil edebilmesi için ilgili kanunda açıkça tanımlanması gerekirken haksız

fiil için böyle bir sınırlamaya yer verilmemektedir. Ayrıca,

ceza hukuku alanında taksire dayalı sorumluluğun istisnai nitelik taşımasına

rağmen, kasten veya taksirle başkalarına verilen zararın hukuki sorumluluk

kapsamında giderim imkânının daha fazla olduğu, ceza hukuku alanında objektif

sorumluluğa yer verilmezken hukuki sorumluluk alanında objektif sorumluluk

esasının da etkin şekilde uygulandığı ve hukuki sorumluluk alanında aynı maddi

vakıalar çerçevesinde daha düşük bir ispat standardı kullanılarak kişisel

sorumluluğun söz konusu olabildiği anlaşılmaktadır. Bunun yanı sıra,

hukuk sistemimizde ceza muhakemesinde şahsi hak iddiasında bulunma imkânı

ortadan kaldırılırken, hukuki sorumluluk alanındaki tazmin yükümlülüğünün asıl

gayesinin zarar görenin zararının telafi edilmesi olduğu nazara alındığında,

özellikle somut başvuruya konu ihlal iddiasına benzer uyuşmazlıklar açısından,

hukuki tazmin yolunun daha yüksek başarı şansı sunabilecek, kullanılabilir ve

etkili bir başvuru yolu olduğu anlaşılmaktadır (B. No: 2013/2284, 15/4/2014, § 44).

43. Buna göre somut olaya bakıldığında, 22/4/2012

tarihinde ilk kez tedavi için hastaneye giden Ümmühan Çamlı’nın

5/5/2012 tarihine kadar değişik hastanelerde tedavisine devam edilmiş olmasına

rağmen kurtarılamayarak vefat ettiği görülmüştür. Bunun üzerine başvurucu,

Cumhuriyet Başsavcılığına başvurmuş ve kızının ölümünden sorumlu gördüğü

doktorlar hakkında şikâyetçi olmuştur.

44. Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkı

kapsamında devletin yerine getirmek zorunda olduğu pozitif yükümlülüklerin usuli boyutu, yaşanan ölüm olayının tüm yönlerinin ortaya

konulmasına ve sorumlu kişilerin belirlenmesine imkan tanıyan bağımsız bir

soruşturma yürütülmesini gerektirmektedir (B. No: 2013/841, 23/1/2014,

§ 94). Soruşturmanın etkililik ve

yeterliliğini temin adına soruşturma makamlarının resen harekete geçmesi ve

ölüm olayını aydınlatabilecek, sorumluların tespitine imkan sağlayacak bütün

delilleri toplaması gerekmektedir (B. No: 2012/752, 17/9/2013,

§ 57).

45. Başvuru konusu olayda, başvurucunun

kızının yaşamını kaybettiği tarihten yaklaşık 2 ay sonra yapılan şikâyet

üzerine, Denizli Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından derhal soruşturma

başlatıldığı, bu kapsamda Denizli Valiliğinden ilgili doktorlar hakkında görevi

ihmal ve taksirle ölüme sebebiyet vermek suçlarından 4483 sayılı Kanun

gereğince inceleme yapılarak soruşturma izni verilip verilmeyeceğine dair

kararın Savcılığa gönderilmesinin talep edildiği görülmektedir. Bu talep

sonucunda Denizli Valiliği, ön inceleme raporuna istinaden söz konusu doktorlar

hakkında “doktorların, başvurucunun kızının

tetkik ve tedavisinde görevlerini tıp kurallarının gerektirdiği gibi dikkat ve

özen içerisinde yürüttükleri herhangi bir ihmal ve kusurlarının olmadığı, bir

kısım doktorların ise hasta ile hiç karşılaşmadıkları” gerekçesi ile

soruşturma izni verilmemesine karar vermiş, bu karara yapılan itiraz üzerine

Denizli Bölge İdare Mahkemesi “ön inceleme

raporu ve eki belgelerin, isnat edilen suçtan dolayı Cumhuriyet Başsavcılığınca

hazırlık soruşturması yapılmasını gerektirecek nitelik ve yeterlikte olmadığı” gerekçesiyle

itirazın reddine karar vermiştir.

46. Ceza soruşturmasına ilişkin süreç

incelendiğinde, başvurucunun şikâyeti üzerine, Savcılık tarafından yaşanan

ölümden sorumlu olduğu ileri sürülen doktorlar hakkında görevi ihmal ve

taksirle ölüme neden olma suçlarına ilişkin derhal hazırlık soruşturmasının

başlatıldığı, sonrasında 4483 sayılı Kanun hükümleri uyarınca soruşturma

dosyasının Denizli Valiliğine gönderildiği, hakkında şikâyet bulunan

doktorların görev aldığı sağlık kurumundan farklı bir kurumda görevli ve

konunun uzmanı doktorlar tarafından hangi nedenlerle söz konusu doktorun

sorumluluğunun bulunmadığını teknik olarak açıklayan ön inceleme raporuna

istinaden soruşturmaya izin verilmediği, başvurucunun karara itiraz ettiği,

ancak Denizli Bölge İdare Mahkemesinin ön inceleme raporu ve eki belgelere göre

ilgililere isnat edilen eylemin haklarında soruşturma yapılmasını gerektirecek

nitelikte bulunmadığından bahisle soruşturma izni verilmemesine dair yetkili

merci kararına yapılan itirazı reddettiği, bu şekilde başvurucunun

soruşturmanın açıklığını temin edecek ve meşru menfaatlerini koruyabilecek bir

şekilde soruşturma sürecine dâhil olabildiği görülmektedir. 4483 sayılı Kanun'un konu

hakkındaki hükümleri göz önünde bulundurulduğunda, yürütülen soruşturmanın

yetersiz olduğunu ortaya koyacak bir eksiklik veya soruşturmayı yürüten

yetkililere yüklenilebilecek ihmali bir davranış da saptanmamıştır.

47. Bu tür olaylarda yürütülen ceza soruşturmalarının amacı,

yaşam hakkını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasını ve

vuku bulan ölüm olayında varsa sorumluları ve sorumluluklarını tespit etmek

üzere adalet önüne çıkarılmalarını sağlamaktır. Bu bir sonuç yükümlülüğü değil,

uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür (B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 56). Tıbbi ihmaller sonucunda meydana geldiği

ileri sürülen ölüm olaylarına ilişkin yürütülen soruşturma sonucunda mutlaka

herhangi bir kişinin cezai sorumluluğunun belirlenmesi zorunluluğu

bulunmamaktadır. Anayasa'nın 17. maddesi, başvuruculara üçüncü kişileri

(başvuru konusu olayda doktoru) belirli bir suç (görevi kötüye kullanma ve

taksirle ölüme neden olma suçu) nedeniyle yargılatma ya da cezalandırma hakkı

verdiği, tüm yargılamaların mahkûmiyetle ya da belirli bir ceza kararıyla

sonuçlandırma yükümlülüğü verdiği şeklinde yorumlanamaz (B. No: 2013/2839, 3/4/2014, § 45).

48. Başvuruda ileri sürülen doğru teşhisin zamanında

konulmaması ve gerekli tedavinin uygulanmaması suretiyle yaşamı koruma

yükümlülüğünün ihlal edildiği iddiaları açısından yaşam hakkına ilişkin bir

ihlal söz konusu ise bu ihlalin giderilmesi öncelikle idari makamların ve

derece mahkemelerinin yükümlülüğü altındadır (B. No: 2013/2075, 4/12/2013, § 75). Başvurucu, olayda ihmali olduğunu ileri

sürdüğü doktorlar hakkında suç duyurusunda bulunarak ceza soruşturması açılması

talebinde bulunmuş olmakla birlikte, doktorların veya hastanelerin idari ve

hukuki sorumluluklarına ilişkin herhangi bir kanun yoluna başvurmadığı

görülmektedir. Yargıtayın yukarıda (§ 26) yer verilen

konu hakkındaki içtihatları (B. No: 2013/2839, 3/4/2014,

§ 24-27) dikkate alındığında, ceza kanunları uyarınca suç oluşturmayan eylem ve

ihmallere karşı da, husumetin yöneltileceği kişiye bağlı olarak, 2577 sayılı

Kanun ile 6098 sayılı Kanun’un yukarıda belirtilen (§ 23-25) hükümleri uyarınca

kusura ve hatta kusursuz sorumluluğa dayalı olarak idareye veya kişilere

yönelik idare ve hukuk mahkemeleri önünde uğranılan zararları tazmin yolları

düzenlenmiştir (B. No: 2013/2075, 4/12/2013, § 74).

49. Bu açıklamalara göre, başvuru konusu olayda cezai sorumluluğun

tespiti için ilgili kanun yoluna başvuran ancak sonuç alamayan başvurucu

açısından da değinilen hukuki ve idari kanun yollarına başvurma imkânı

bulunmaktadır. Dolayısıyla, yapılan tıbbi müdahale açısından ihlale neden

olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve

yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce

tüketilmiş olduğundan söz edilemeyecektir.

50. Açıklanan nedenlerle, zamanında ve yeterli tedavi

hizmetinin verilmemesi suretiyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddialarının

diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin “başvuru yollarının tüketilmemiş olması”

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle, başvurucunun, zamanında ve yeterli tedavi hizmetinin verilmemesi

suretiyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddialarının “başvuru yollarının tüketilmemiş olması”

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına, 17/9/2014

tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan : Serruh KALELİ Üyeler : Zehra Ayla PERKTAŞ Burhan ÜSTÜN Nuri NECİPOĞLU Hasan Tahsin GÖKCAN Raportör : Özcan ÖZBEY Başvurucu : Turgay ÇAMLI Vekili : Av. Mehmet YALÇIN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2012/1266, 17 Eylül 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili Hukuk
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun İddiaları
  14. B. Değerlendirme
  15. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2012/1266
Tarih
17 Eylül 2014

İlgili Kararlar

  • Faruk Mete Başvurusu (B. No: 2013/8489)
  • Cengiz Gezgin Başvurusu (B. No: 2013/8738)
  • Zübeyde Çaçan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/1584)
  • Ahmet Adsay ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/7288)
  • Ünsal Karahan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/998)
  • Zübeyde Çaçan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/1589)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.