İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Kemal Gözler Başvurusu (B. No: 2014/5232)

1. Başvuru, internet ortamında yayımlanan kitabın bazı bölümleri

Başvuru No2014/5232Tarih19 Nisan 2018Okuma44 dk · 8.899 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Kemal Gözler Başvurusu

Karar tarihi
19 Nisan 2018
Başvuru Numarası
2014/5232
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

8.899 kelime·44 dk okuma·18 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, internet ortamında yayımlanan kitabın bazı bölümleri

hakkında içeriğe erişimin engellenmesi kararı verilmesinin ifade özgürlüğünü

ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 10/4/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

9. Başvurucu, anayasa ve idare hukuku alanında akademisyendir.

10. Başvurucu, 2004 yılının Nisan ayından beri faaliyette olan

“Türk Anayasa Hukuku Sitesi” (www.anayasa.gen.tr)

ile “Türk İdare Hukuku Sitesi”nin (www.idare.gen.tr)

kurucusu ve editörüdür.

11. Başvurucu, 2013 yılının Mart ve Mayıs aylarında bir

profesörün iki kitabında usulsüz alıntılar bulunduğu iddiasıyla iki ayrı

eleştiri kitabı yayımlamıştır. Başvurucu, kendi ifadesi ile "usulsüz

alıntı sorunu ile giriştiği mücadele"sinin bir parçası olarak bu kez 2013

yılının Kasım ayında başvuruya konu "Örnekleriyle Usulsüz Alıntı

Sorunu" başlıklı üçüncü kitabını (kitap) basılı olarak ve internet

ortamında yayımlamıştır. Başvuruya konu bu üçüncü kitapta başvurucu, iyi

bilinen beş akademisyen ve bir üst düzey bürokrat ile müstear isimle kitap

yazan dört kişiye ait telif kitapları ele almıştır.

12. Başvurucu, kitabın girişinde usulsüz alıntı sorununun

ülkemizde kaygı verici boyutlara ulaştığını ileri sürmüş ve usulsüz alıntının

böylesine yaygın olduğu bir ülkede bir yazarın yazdığı cümleleri birkaç ay

sonra başka bir yazarın kitabında görecekse kitap yazmasının anlamsız olduğunu

ifade etmiştir. Kitabın birinci bölümünde "Bu Kitabı Neden Yazdım"

başlığı altında usulsüz alıntı ile neden mücadele ettiğine dair açıklamalarda

bulunmuştur. Başvurucu ayrıca usulsüz alıntı ile mücadelenin kamu yararı

üzerindeki önemine değinmiştir. Başvurucuya göre eserleri usulsüz alıntılanan

ve başkaları tarafından sahiplenilen bir yazar bir daha eser vermek

istemeyecektir. Başvurucu, eser sahiplerinin korunmadığı bir ülkede bilimin de,

sanatın da gelişmeyeceğini belirtmiştir.

13. Başvurucu daha sonra başvuruya konu kitapta usulsüz alıntı

sorunu ile mücadele yollarını tek tek ele almıştır. Başvurucu, hukuk, ceza ve

disiplin yollarının yetersizliğine ilişkin kimi kaygılarını dile getirmiş ve bu

yollara başvuran kişilerin karşılaşacakları zorlukları kendi bakış açısından

ifade etmiştir. Başvurucu son olarak usulsüz alıntı ile mücadele için

kendisinin tercih etmek zorunda kaldığı yayın yolu ile mücadeleyi anlatmıştır.

Başvurucu, usulsüz alıntıya kurban giden fikrin gerçek sahibinin kim olduğunun

söylenmesinin, bunun kamuya ilan edilmesinin bir fikrin gerçek sahibini tatmin

edebileceğini savunmuştur.

14. Başvurucu, kitaplarından yapılan usulsüz alıntı sorunlarına

ilişkin başvurduğu hukuk yollarında çektiği sıkıntılara da değinmiş ve

Türkiye'de fikirlerin korunmadığını ve bundan sonra tamamlamayı tasarladığı

bazı projelerinden bu sebeple vazgeçtiğini belirtmiştir.

15. Somut olayda başvuruya konu kitabın bir bölümü, müştekinin

aynı zamanda doktora tezi olan idare hukuku alanına ait ve tam yargı

davalarının konu edildiği bir kitapla ilgilidir. Başvurucu, müştekinin doktora

tezinde bir akademisyenin yüksek lisans tezinden usulsüz alıntı yaptığı

iddiasını desteklemeye matuf örnekler sunmakta ve müştekiyi şiddetli bir

şekilde eleştirmektedir.

16. Başvurucu, müştekinin kitabına 110 sayfa ayırmıştır. Müşteki

ile ilgili bölümde müştekinin kısa özgeçmişi ile mesleki ve akademik kariyerine

ilişkin bilgiler bulunmaktadır. Müştekinin yüksek lisans ve doktora

derecelerine ilişkin kimi açıklamalardan sonra müşteki ile tezinden usulsüz

alıntı yapıldığı iddia edilen akademisyen arasındaki hukuk davasına ilişkin

bazı bilgilere de yer verilmiştir. Başvurucu daha sonra müştekinin doktora

tezine dayanarak yayımladığı kitabı ile usulsüz alıntı yapıldığı iddia edilen

yüksek lisans tezini ele almıştır.

17. Kitabın internet ortamında yayımlanmasını müteakip müşteki,

Ankara Sulh Ceza Mahkemesine başvurarak söz konusu internet yayınının

engellenmesini talep etmiştir. Ankara 21. Sulh Ceza Mahkemesi 16/1/2014 tarihli

kararı ile talebin kabulüne ve kitabın anayasa.gen.tr,

idare.gen.tr ve books.google.com.tr sitelerinden

kaldırılmasına karar vermiştir. İlk derece mahkemesinin gerekçesi şöyledir:

"Cevap ve düzeltme talebinde bulunan...

vekili[nin] ... 14/01/2014 havale tarihli dilekçesi ile www.anayasa.gen.tr,

www.idare.gen.tr ve books.google.com internet adreslerindeki yayının

kaldırılması ile cevap ve düzeltme metninin yayımlanması talebinde bulunmuştur.

Mahkememizce incelenen evrak kapsamına, talep

eden tarafından sunulan bilgi ve belgelere göre; tekzibi talep edilen

www.anayasa.gen.tr, www.idare.gen.tr ve boks.google.com internet adreslerindeki

yazı içerikleri nazara alındığında cevap ve düzeltme talebinde bulunan [...]

hakkında usulsüz alıntı yaptığını tespit eder bir mahkeme veya kurum kararı

bulunmadığı, bu durumda da usulsüz alıntı yapıldığına dair iddiaların bu

aşamada soyut nitelikte kaldığı, herhangi bir yasal dayanağının bulunmadığı

anlaşılmakla ilgili internet sitelerinde ve Örnekleriyle Usulsüz Alıntı Sorunu

başlıklı kitap dayanak gösterilerek yayınlanan yazıların talep eden [...]'e

yönelik mesleki kariyerini, kişilik haklarını, toplum içerisindeki konumunu eleştiri

sınırlarını aşacak şekilde rencide edici şekilde ifade ve ibareler taşıdığı

anlaşılmakla Örnekleriyle Usulsüz Alıntı Sorunu başlıklı kitap dayanak

yapılarak internet sitelerinde talep eden [...] ile ilgili isminin geçtiği tüm

yazı içeriklerinin 5651 sayılı Kanunun 9. maddesi gereğince ilgili İnternet

sitelerinden çıkarılmasına ve ayrıca aynı Kanun maddesi gereğince talep eden

tarafından yayınlanması talep edilen cevap ve düzeltme metninin 7 gün süre ile

ilgili İnternet sitelerinde yayımlanmasına karar vermek gerekmiştir."

18. Mahkeme kararının kendisine tebliğ edilmesi üzerine

başvurucu 19/2/2014 tarihinde dava konusu bölüme erişimi engellemiştir.

Başvurucunun söz konusu karara yaptığı itiraz, Ankara 25. Asliye Ceza

Mahkemesinin 10/3/2014 tarihli herhangi bir gerekçe içermeyen kararı ile

reddedilmiştir.

19.Anılan karar 5/4/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ

edilmiştir.

20. Başvurucu 10/4/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

21. 4/5/2007 tarihli ve 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan

Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele

Edilmesi HakkındaKanun’un "İçeriğin

yayından çıkarılması ve erişimin engellenmesi" kenar başlıklı

9. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"(1) İnternet ortamında

yapılan yayın içeriği nedeniyle kişilik haklarının ihlal edildiğini iddia eden

gerçek ve tüzel kişiler ile kurum ve kuruluşlar, içerik sağlayıcısına, buna

ulaşamaması hâlinde yer sağlayıcısına başvurarak uyarı yöntemi ile içeriğin

yayından çıkarılmasını isteyebileceği gibi doğrudan sulh ceza hâkimine

başvurarak içeriğe erişimin engellenmesini de isteyebilir.

(2) İnternet ortamında yapılan yayın içeriği

nedeniyle kişilik haklarının ihlal edildiğini iddia eden kişilerin talepleri,

içerik ve/veya yer sağlayıcısı tarafından en geç yirmi dört saat içinde

cevaplandırılır.

(3) İnternet ortamında yapılan yayın içeriği

nedeniyle kişilik hakları ihlal edilenlerin talepleri doğrultusunda hâkim bu

maddede belirtilen kapsamda erişimin engellenmesine karar verebilir.

(4) Hâkim, bu madde kapsamında vereceği

erişimin engellenmesi kararlarını esas olarak, yalnızca kişilik hakkının

ihlalinin gerçekleştiği yayın, kısım, bölüm ile ilgili olarak (URL, vb.

şeklinde) içeriğe erişimin engellenmesi yöntemiyle verir. Zorunlu olmadıkça

internet sitesinde yapılan yayının tümüne yönelik erişimin engellenmesine karar

verilemez. Ancak, hâkim URL adresi belirtilerek içeriğe erişimin engellenmesi

yöntemiyle ihlalin engellenemeyeceğine kanaat getirmesi hâlinde, gerekçesini de

belirtmek kaydıyla, internet sitesindeki tüm yayına yönelik olarak erişimin

engellenmesine de karar verebilir.

(5) Hâkimin bu madde kapsamında verdiği

erişimin engellenmesi kararları doğrudan Birliğe gönderilir.

(6) Hâkim bu madde kapsamında yapılan

başvuruyu en geç yirmi dört saat içinde duruşma yapmaksızın karara bağlar. Bu

karara karşı 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu

hükümlerine göre itiraz yoluna gidilebilir.

(7) Erişimin engellenmesine konu içeriğin

yayından çıkarılmış olması durumunda hâkim kararı kendiliğinden hükümsüz kalır.

(8) Birlik tarafından erişim sağlayıcıya

gönderilen içeriğe erişimin engellenmesi kararının gereği derhâl, en geç dört

saat içinde erişim sağlayıcı tarafından yerine getirilir.

(9) Bu madde kapsamında hâkimin verdiği erişimin

engellenmesi kararına konu kişilik hakkının ihlaline ilişkin yayının (…) başka

internet adreslerinde de yayınlanması durumunda ilgili kişi tarafından Birliğe

müracaat edilmesi hâlinde mevcut karar bu adresler için de uygulanır.

(10) Sulh ceza hâkiminin kararını bu maddede

belirtilen şartlara uygun olarak ve süresinde yerine getirmeyen sorumlu kişi,

beş yüz günden üç bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır."

B. Uluslararası Hukuk

1. İfade Özgürlüğünün Demokratik Toplumdaki

Önemi

22. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre ifade özgürlüğü

demokratik toplumun temelini oluşturan ana unsurlardandır. AİHM, ifade

özgürlüğüne ilişkin kararlarında, ifade özgürlüğünün, toplumun ilerlemesi ve

bireyin gelişmesi için gerekli temel şartlardan birini teşkil ettiğini

yinelemektedir. AİHM'e göre 10. maddenin ikinci paragrafı saklı tutulmak üzere

ifade özgürlüğü sadece toplum tarafından kabul gören veya zararsız veya ilgisiz

kabul edilen "bilgi" ve "fikirler" için değil incitici,

şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerlidir. Bu,

yokluğu hâlinde "demokratik bir toplum"dan söz edemeyeceğimiz

çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir. AİHM, 10. maddede

güvence altına alınan bu hakkın bazı istisnalara tabi olduğunu ancak bu

istisnaların dar yorumlanması ve bu hakkın sınırlandırılmasının ikna edici

olması gerektiğini vurgulamıştır (Handyside/Birleşik

Krallık, B. No: 5493/72, 7/12/1976 § 49; Von Hannover/Almanya (No. 2), B. No: 40660/08 ve 60641/08,

7/2/2012, § 101).

2. İfade Özgürlüğü ve İtibarın Korunmasını

İsteme Hakkı Arasındaki İlişki

23. AİHM, bir gazete makalesinde hakaret içerdiği iddia edilen

beyanlara karşı bir kimsenin itibarının korunması hakkını özel yaşam kapsamında

görmektedir (White/İsveç, B. No:

42435/02, 19/12/2006, §§19, 30). AİHM'e göre kamusal bir tartışma bağlamında ve

yayımlanan yazılar nedeniyle eleştirilmiş olsa bile bir kişinin itibarı,

kişisel kimliğinin ve manevi bütünlüğünün bir parçasını oluşturur (Pfeifer/Avusturya, B. No: 12556/03, 15/11/2007,

§ 35; Axel Springer AG/Almanya [BD],

B. No: 39954/08, 7/2/2012, § 83).

24. AİHM, kamuya mal olmuş kişilerin şöhret ve itibarı ile ifade

özgürlüğünün çatışması hâlinde 10. maddenin (2) numaralı fıkrasında yer alan

"başkalarının... haklarının korunması"

ifadesine müracaat etmektedir. AİHM Büyük Dairesi 7/2/2012 tarihinde verdiği

iki kararda - Von Hannover/Almanya (2)

ve Axel Springer AG/Almanya [BD]

- ifade hürriyeti ve özel hayata saygı hakkının dengelenmesinde kullanılan

ilkeleri sistematik olarak açıklamış ve uygulamıştır. Bunlar ifade özgürlüğüne

konu açıklamanın kamu yararına ilişkin bir tartışmaya sağladığı katkı (Von Hannover/Almanya (2), § 109),ilgili

kişinin tanınırlığı, toplumdaki rolü ve işlevi ile yazıya konu olan faaliyetin

niteliği, haber veya makalenin konusu (Von

Hannover/Almanya (2), § 110; Von

Hannover/Almanya, B. No:59320/00, 24/09/2004, §§ 63-66; kamu

tarafından tanınan kişiler için korumanın daha esnek olacağına ilişkin bir

karar için bkz. Minelli/İsviçre (k.k),

B. No: 14991/02, 14/6/2005), ilgili kişinin daha önceki davranışları (Von Hannover/Almanya (2), § 111), yayının

içeriği, şekli ve etkileri (Von

Hannover/Almanya (2), § 112), bilgilerin elde edilme koşulları ve

gerçekliği (Axel Springer AG/Almanya,

§ 93; Von Hannover/Almanya (2), §

113) ve uygulanan yaptırımın niteliğidir (Axel

Springer AG/Almanya, § 95).

3. Gazeteci ve Yazarlara

İddialarını Gerekçelendirebilecek Bir Savunma Yapma Olanağı Verilmesi

Zorunluluğu

25. AİHM; Castells/İspanya (B.

No: 11798/85, 23/4/1992, §§ 47, 48) ve

Colombani ve diğerleri/Fransa (B.

No: 51279/99, 25/6/2002, § 66) başvurularında, şikâyet konusu beyanda bulunan

kişinin aleyhine açılmış olan davaya yanıt verme konusunda aşılmaz güçlüklerle

karşı karşıya bırakılması hakkındaki endişelerini dile getirmiştir. Castells/İspanya davasında, ulusal

yargılamaları yürüten yüksek mahkemeye göre millî kurumları karalamakla

suçlanan bir kişinin gerçeği ispat hakkı bulunmamaktadır. AİHM, başvurucunun

kendisi hakkında açılan söz konusu hakaret davasında gerçeği ispatlamasına ve

iyi niyetini ortaya koymasına izin verilmediğine dikkat çekmiştir. AİHM'e göre

başvurucu tarafından ileri sürülen olgusal iddiaların birçoğunun gerçekte olup

olmadığı yerel mahkemelerin atacağı adımlarla ortaya çıkarılabilir ve başvurucu

makul bir çerçevede iyi niyetini ortaya koymaya çalışabilir. AİHM, başvurucu

hakkındaki mahkûmiyet kararının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin

(Sözleşme)10. maddesini ihlal ettiği sonucuna varmıştır.

26. AİHM, Colombani ve

diğerleri/Fransa davasında hakaret suçundan yapılan yargılama

sırasında gazeteci olan başvuruculara iddialarını gerekçelendirebilecek bir

savunma yapma olanağı verilmemiş olmasını eleştirmiştir:

"... [M]evcut başvuruda

başvurucuların suçlanmasının sebebi Fas Kralının itibarının ve haklarına zarar

veren bu makaledir. Hakaret suçunu düzenleyen olağan hukuk kurallarının aksine,

yabancı bir devlet başkanına hakaret suçlamasından kurtulabilmeleri için

başvuruculara, iddialarını gerekçelendirebilecekleri bir savunma yapma olanağı

verilmemişti. Başvuruculara savunma yapma olanağının tanınmaması, kişinin

haklarının ve itibarının korunması ihtiyacı karşısında - söz konusu kişi bir

devlet veya hükumet başkanı olsa dahi- orantısız bir önlem oluşturacaktır."

4. Akademik Özgürlükler

27. AİHM'in yakın tarihli Mustafa

Erdoğan/Türkiye (B. No: 346/04 ve 39779/04,27/5/2014) davası,

anayasa hukuku profesörü başvurucu Mustafa Erdoğan tarafından Liberal Düşünce

dergisinin 2001 yılındaki bir sayısında “Fazilet Partisini Kapatma Kararı

Işığında Türkiye’nin Anayasa Mahkemesi Sorunu" başlıklı bir makalede

açıkladığı düşüncelerinden dolayı dönemin Anayasa Mahkemesi üyelerinin

açtıkları davalar hakkındadır. Söz konusu davalarda yerel mahkemeler bu

kişilere değişen miktarlarda tazminatlar ödenmesine hükmetmiş, Yargıtay ise bu

kararları onamış ve karar düzeltme başvurularını reddetmiştir. AİHM dava konusu

ifadelerin şikâyetçi üç yargıca karşı gereksiz kişisel saldırı niteliğinde

olduğunun söylenemeyeceğine, ayrıca bu yazının popüler bir gazetede değil bir

hukuk dergisinde yayımlandığına dikkat çekmiştir. AİHM, diğerlerinin yanında

akademik özgürlüklere ilişkin şu değerlendirmelerde bulunmuştur:

"... Mahkeme ayrıca, akademik özgürlüğün

(örneğin bkz. Sorguç / Türkiye, B. No: 17089/03, 23/6/2009, § 35 ve yukarıda

anılan Sapan / Türkiye, B. No: 44102/04, 8/ 6/2010, § 34) ve akademik

çalışmaların önemini vurgulamıştır (bkz. Aksu / Türkiye [BD], B. No: 4149/04 ve

41029/04, 15/3/ 2012, § 71 ve Hertel / İsviçre, B. No: 25181/94, 25/8/1998, § 50,

Hüküm ve Karar Derlemeleri 1998-VI). Bu bağlamda, araştırma ve eğitimde

akademik özgürlüğün, ifade ve eylem özgürlüğü, bilgi yayma özgürlüğü, araştırma

yapma ve bilgiyi ve gerçeği kısıtlama olmaksızın kitlelere iletme özgürlüğünü

güvence altına alması gerekmektedir (bkz. Avrupa Konseyi Parlamenterler

Meclisi’nin 1762 (2006) sayılı Tavsiye Kararı). Dolayısıyla, akademisyenlerin

araştırma yapma ve bulgularını yayımlama özgürlüğüne getirilen kısıtlamaların

dikkatli bir incelemeye tabi tutulması Mahkemenin içtihadıyla tutarlıdır (bkz.

yukarıda anılan Aksu/Türkiye [BD], § 71). Ancak bu özgürlük, akademik veya

bilimsel araştırmayla sınırlı olmayıp, aynı zamanda akademisyenlerin araştırma,

mesleki uzmanlık ve yeterlilik alanlarındaki görüş ve fikirlerini -söz konusu

görüş ve fikirler tartışmalı olsa veya rağbet görmese dahi- ifade etme

özgürlüğünü de kapsamaktadır..."

28. AİHM, Hasan Yazıcı /

Türkiye (B. No: 40877/07,15/4/2014) kararında eldeki başvuruya

benzer bir olay hakkında değerlendirmelerde bulunmuştur.

i. Tanınmış bir gazeteci olan başvurucu 29/10/1981 tarihinde

Cumhuriyet gazetesinde bir makale yayımlayarak önde gelen bir öğretim üyesinin

yazmış olduğu "Annenin El Kitabı" isimli kitap ve Benjamin Spock’un

"Baby and Childcare" (Bebek Bakımı ve Çocuk Eğitimi) kitabı

arasındaki benzerliklere dikkat çekmiştir. Başvurucu, alaycı bir üslupla

Benjamin Spock’un anılan öğretim üyesinin eserinden aşırma yaptığını dile

getirmiştir. Başvurucu, makalede diğer ifadelerin yanı sıra bilim ahlakından

sapmanın en ilkel ve tehlikeli biçiminin başkasının eserini kendinin eseri gibi

sunmak olduğunu ileri sürmüştür. Başvurucuya göre “aşırmaya” Batı toplumlarında

çok kötü gözle bakılmakta ve aşırma eylemini gerçekleştirenler adi suçlu

muamelesi görmektedirler. Başvurucu, Türkiye'de yaratıcı düşünce ve ürünlerinin

uygar ülkelerdeki gibi dokunulmazlığa henüz kavuşmadığını dile getirmiştir. Bu

bağlamda başvurucu, makalenin yayımlandığı tarihte doçent adaylarının

yayınlarının bilim ahlakına uyup uymadığının incelenmesi amacıyla YÖK’ün bir

etik komitesi kurmaya karar vermesini olumlu bir gelişme olarak

değerlendirmiştir. Başvurucu sözü edilen öğretim üyesinin özür dilemesi

çağrısında bulunmuştur.

ii. Anılan öğretim üyesi, bu iddiaların kişilik haklarına

saldırı oluşturduğu iddiası ile başvurucu aleyhine tazminat davası açmıştır.

Bir dizi yargılama sonucunda mahkeme, dava dosyasındaki delillere atıfta

bulunarak davacı tarafından yazılmış olan kitabın Dr. Spock tarafından yazılmış

olan kitabın bir kopyası niteliğinde olmadığına, özgün bir yayın olduğuna ve

dolayısıyla başvuranın iddiasının doğru olmadığına kanaat getirmiştir. Mahkeme

bu bağlamda davacının kişilik haklarına ve bilimsel kariyerine yapılan

müdahalenin hukuka aykırı olduğuna karar vermiştir. Temyiz incelemesi Yargıtay

Hukuk Genel Kurulunun önüne kadar gitmiştir. Yargıtay, gazetede yayımlanan

makalenin, bilirkişi raporlarına göre doğru olmadığını, makalenin gündeme

ilişkin olmadığını ve makalede belirtilen görüşlerin eleştiri sınırlarını

aştığını ve davacıyı aşağıladığını not etmiştir. Bununla beraber iki muhalif

üye; diğer mevcut davada kamu menfaati, aktüellik ve doğruluk koşullarının

karşılanmış olduğunu ve başvuranın kamuoyunda tanınan bir kişi ve akademisyen

olan davacıyı eleştirirken başvurduğu üslubun ve kullandığı kelimelerin hukuka

aykırı olmadığını değerlendirmiştir.

iii. Başvuruya konu olayları bu şekilde ortaya koyan AİHM, diğer

değerlendirmeleri yanında (elimizdeki mevcut başvuruyla ilişkili olduğu

değerlendirilen) şu değerlendirmelerde bulunmuştur:

a. AİHM; başvuranın, Türkiye Bilimler Akademisi Bilim Ahlakı

Komitesinin eski başkanı olduğuna dikkat çekmiştir. Bu bağlamda AİHM, akademik

personelin çalıştığı üniversite ve sistem hakkındaki düşüncelerini özgürce

ifade etme ve sınırlama olmaksızın bilgilerini ve gerçekleri yayma özgürlüğünü

bünyesinde bulunduran akademik özgürlüğün önemini vurgulamıştır (bkz. § 50).

b. AİHM, davacının Yükseköğretim Kuruluna 1981 ve 1992 yılları

arasında başkanlık ederek eğitim alanında önemli bir toplumsal görev üstlenen,

oldukça tanınmış bir akademisyen olduğunu ve Türkiye’de iki önemli

üniversitenin kurucusu olduğunu hatırlatmıştır. Dolayısıyla makalenin

yayımlanma tarihinde davacı tanınmış bir kişidir. Bu sebeple de davacıdan,

özellikle dava konusu mesele kapsamında diğer bir özel kişiye kıyasla onuru ve

şöhreti üzerinde olumsuz bir etkisi olabilecek olsa dahi kamu nezdinde daha

büyük ölçüde incelenmeyi hoş görmesi beklenmiştir (bkz. § 51).

c. AİHM, başvurucunun Yükseköğretim Kurulunun eski başkanı

tarafından yapılan intihali ele almadığı takdirde çabalarının verimsiz olacağı

doğrultusundaki görüşü de dâhil olmak üzere söz konusu makalenin konusunun ve

başvurucunun davacı tarafından yapıldığını iddia ettiği intihal suçlamasının

toplum menfaati ile ilgili olduğunu ifade etmiştir. Bu kapsamda AİHM, toplum

menfaati ile ilgili meselelere ilişkin getirilecek kısıtlamalara, Sözleşme’nin

10. maddesinin (2) numaralı fıkrası kapsamında fazla bir imkân verilmediğini

vurgulamıştır (bkz. § 52). d. Bundan sonra AİHM, iddiasını ispat etmek için

başvurucuya yeterli fırsat verilip verilmediği meselesine eğilmiştir. AİHM,

başvurucu tarafından yapılan beyanların davacının "Annenin El Kitabı"

isimli kitabında Dr. Spock’un "Bebek ve Çocuk Bakımı" kitabından intihal

yaptığına ilişkin suçlamayla ilgili kısmının açık bir şekilde gerçeklere dayalı

bir suçlama olduğunu, değer yargılarının bulunmadığını ve dolayısıyla

kanıtlanmaya elverişli olduğunu belirtmiştir. AİHM, kamunun menfaatine olan bir

konuda yaptıkları yorumlar sonucunda hakkında dava açılan kişilere, iyi niyetle

davrandıkları ve iddialarının gerçeklere dayalı ve doğru olduğunu ortaya

koyarak kendilerini sorumluluktan kurtarmalarına fırsat verilmesi gerektiğini

vurgulamıştır (bkz. §§ 56-58).AİHM, yargılamanın bütününe bakıldığında alınan

bilirkişi raporları ile başvurucunun iddiaları ve başvurucu tarafından

savunmasının bir parçası olarak sunulan özel bilirkişi raporlarının yeterince

değerlendirilmediğini gözlemlemiştir (bkz. §§ 59-62).

e. AİHM, ayrıca Yargıtay Genel Kurulu kararının iç hukuk ve

uygulama uyarınca intihalin ne olarak değerlendirildiği ve yerel mahkemelerin

Türk hukuku uyarınca bu tür suçlamaların yerel mahkemeler önünde kanıtlanması

için gereken kanıt standardı hususlarında açık olmadığı kanaatini de ifade

etmiştir (bkz. § 61).

f. AİHM; başvurucunun davacı aleyhine önceden benzer

suçlamalarda bulunduğu gerçeğine yeterli ağırlığın verilmediğini, bu durumun

başvurucunun Yükseköğretim Kurulunun eski başkanının kitaplarından birinde

intihal yaptığına yönelik suçlamasının makalenin konusuyla yani akademik

dünyada intihali ele almak üzere Yükseköğretim Kurulu tarafından bir ahlak

komitesi kurulmasıyla yakın bağlantılı ve dolayısıyla konuyla ilgili olduğu

görüşüne ulaşmıştır.

g. Sonuç olarak AİHM, başvurucunun ifade özgürlüğüne yapılan

şikâyet konusu müdahalenin demokratik bir toplumda başkalarının şöhret ve

haklarının korunması için gerekli olduğunu ortaya koyan yeterli gerekçelere

dayanmadığı sonucuna ulaşmıştır.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

29. Mahkemenin 19/4/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

30.Başvurucu;

i. Bilimsel eleştirilerini içeren ve basılı hâli serbest olan

kitabının internetteki bir bölümüne erişimin mahkeme kararıyla süresiz olarak

engellendiğini, anılan kitabın erişimi engellenen bölümlerinde hakaret ya da

hukuka aykırı bir fiil bulunmadığını, erişimi engellenen 110 sayfanın tamamının

hakaret ya da hukuka aykırı fiil oluşturmasının mümkün olmadığını ileri

sürmüştür.

ii. Söz konusu mahkeme kararının, kendisinin karşı iddiaları ve

savunması alınmadan verildiğini belirtmiştir.

iii. Anayasa’nın 26., 27., 29. ve 36. maddelerinde tanımlanan

düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünün, bilim hürriyetinin, süresiz yayın

hakkının ve hak arama hürriyetinin ihlal edildiğini ileri sürmüş; ihlalin

tespiti ile ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması taleplerinde

bulunmuştur.

31. Bakanlık görüşünde, ifade özgürlüğünün demokratik bir toplum

için vazgeçilmez önemine karşın basının "başkalarının şöhret veya

haklarının, özel veya aile hayatlarının" korunması için konulmuş olan

sınırlamalara uyması gerektiği ifade edilmiştir. Bakanlığa göre 5651 sayılı

Kanun'un 9. maddesi, devletin kişilerin şeref ve itibarlarını koruma pozitif

yükümlülüğünün bir gereği olarak kabul edilmiş ve somut olayda derece

mahkemeleri müştekinin itibarına saldırı olduğunu tespit etmiştir. Bakanlık,

internet sitesinde yayımlanan kitabın tamamına değil yalnızca belirli bir

kısmına erişimin engellenmesi kararı verilmesinin de müdahalenin ölçülü

olduğunu gösterdiğini belirtmiştir.

B. Değerlendirme

32. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Anayasa Mahkemesi internet erişiminin

engellenmesine ilişkin daha yeni tarihli bir kararında (Ali Kıdık, B. No: 2014/5552, 26/10/2017)

bir internet haber sitesinde yayımlanan haber ve makalelere erişimin

engellenmesine ilişkin şikâyeti ifade ve basın özgürlükleri çerçevesinde

incelemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi daha önce pek çok kez internet

haberciliğinin -basının temel işlevini yerine getirdiği sürece- basınözgürlüğü

kapsamında değerlendirilmesi gerektiğine karar vermiştir (Medya Gündem Dijital Yayıncılık Ticaret A.Ş.,

B. No: 2013/2623, 11/11/2015, §§ 36-42; Önder

Balıkçı, B. No: 2014/6009, 15/2/2017, § 39; Orhan Pala, B. No: 2014/2983, 15/2/2017, §

45; Ali Kıdık, § 44). Eldeki

başvuruda ise başvurucunun başvuruya konu kitabını aynı zamanda internet

sitesinde de yayımlamasının basının temel işlevleri kapsamında

değerlendirilmeyeceği kanaatine ulaşılmıştır. Bu sebeple eldeki başvurunun

Anayasa’nın “Bilim ve sanat hürriyeti”

kenar başlıklı 27. maddesinin ışığında ve Anayasa’nın “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” kenar

başlıklı 26. maddesi kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

33. Anayasa’nın “Düşünceyi

açıklama ve yayma hürriyeti” kenar başlıklı 26. maddesinin ilgili

kısmı şöyledir:

“Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla

tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet

resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek

serbestliğini de kapsar...

Bu hürriyetlerin kullanılması,... başkalarının

şöhret veya haklarının,... korunması ... amaçlarıyla sınırlanabilir…

Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin

kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir.”

34. Anayasa’nın “Bilim ve

sanat hürriyeti” kenar başlıklı 27. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"Herkes, bilim ve sanatı

serbestçe öğrenme ve öğretme, açıklama, yayma ve bu alanlarda her türlü

araştırma hakkına sahiptir."

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

35. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan ifade

özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Müdahalenin Varlığı

36. Başvurucunun internet sitesinde yayımladığı kitabın bir

bölümüne erişimin engellenmesine karar verilmiştir. Söz konusu mahkeme

kararları ile başvurucunun ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahale yapılmıştır.

b. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

37. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde

belirtilen koşullara uygun olmadığı takdirde Anayasa’nın 26. maddesinin

ihlalini teşkil edecektir. Anayasa’nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler,

... yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak

ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... demokratik toplum

düzeninin ... gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

38. Sınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesinde düzenlenmiş olan

kanun tarafından öngörülme, Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında

belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına dayanma, demokratik toplum

düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun

olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

i. Kanunilik

39. Kanunilik ölçütüne ilişkin bir şikâyette bulunulmamıştır.

Mevcut başvurunun koşullarında 5651 sayılı Kanun 'un 9. maddesinin “kanunla

sınırlama” ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.

ii. Meşru Amaç

40. Başvuruya konu haber ve köşe yazılarına erişimin

engellenmesine ilişkin kararların "başkalarının şöhret veya haklarının

korunması"na yönelik önlemlerin bir parçası olduğu ve meşru bir amaç

taşıdığı sonucuna varılmıştır.

iii. Demokratik Toplum

Düzeninin Gereklerine Uygunluk ve Ölçülülük

(1) Genel İlkeler

(a) Demokratik Toplum

Düzeninin Gerekleri Kavramı

41. Anayasa Mahkemesi "demokratik toplum düzeninin

gerekleri" ifadesinden ne anlaşılması gerektiğini daha önce pek çok kez

açıklamıştır. Buna göre temel hak ve özgürlükleri sınırlayan tedbir, toplumsal

bir ihtiyacı karşılamalı ve başvurulabilecek en son çare niteliğinde olmalıdır.

Bu koşulları taşımayan bir tedbir, demokratik toplum düzeninin gereklerine

uygun bir tedbir olarak değerlendirilemez (Bekir

Coşkun [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, § 51; Mehmet Ali Aydın [GK], B. No: 2013/9343,

4/6/2015, § 68; Tansel Çölaşan,

B. No: 2014/6128, 7/7/2015, § 51). Derece mahkemelerinin böyle bir ihtiyacın

bulunup bulunmadığını değerlendirmede belirli bir takdir yetkisi bulunmaktadır.

Ancak bu takdir payı, Anayasa Mahkemesinin denetimindedir (Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri

[GK], B. No: 2014/620, 25/5/2017, § 73).

(b)Ölçülülük

42. Öte yandan temel hak ve özgürlüklere yönelik herhangi bir

sınırlamanın -demokratik toplum düzeni için gerekli nitelikte olmakla birlikte-

temel haklara en az müdahaleye olanak veren ölçülü bir sınırlama niteliğinde

olup olmadığının da incelenmesi gerekir (AYM, E.2007/4, K.2007/81, 18/10/2007; Kamuran Reşit Bekir [GK], B. No:

2013/3614, 8/4/2015, § 63; Bekir Coşkun §§

53, 54; ölçülülük ilkesine ilişkin açıklamalar için ayrıca bkz. Abdullah Öcalan [GK], B. No: 2013/409,

25/6/2014, §§ 96-98; Tansel Çölaşan,

§§ 54, 55;Mehmet Ali Aydın, §§

70-72). Bu sebeple mevcut başvuruda hükmedilen erişimin engellenmesi tedbirinin

müştekinin maruz kaldığı düşünülen zararıyla makul bir ölçülülük ilişkisi

içinde olması gerekir.

(c) İnternet Özgürlüğü

43. İnternet üzerinden düşünce ve kanaatlerini açıklayanlar

yönünden ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilen internet özgürlüğü,

internete erişenler yönünden ise Anayasa tarafından korunan ve ifade

özgürlüğünün özünde yer alan haber veya fikir almak özgürlüğü olarak mütalaa

edilmektedir (Ali Kıdık, § 44).

44. İfade özgürlüğünün demokrasinin işleyişi için yaşamsal önemi

daha önce vurgulanmıştır (Bekir Coşkun,

§§ 34-36). İfade özgürlüğü yalnızca bilgilerin içeriğini değil bu bilgilerin

dağıtım araçlarını da ilgilendirmektedir. Dolayısıyla internet sitelerine veya

internet sitelerinde yer alan açıklamalara erişimin engellenmesi biçiminde

getirilen her türlü kısıtlama, bilgi alma ve verme özgürlüğüne dokunmaktadır.

İnternet ortamının kamuoyuna çeşitli fikir ve tutumların iletilmesinin bunlara

ilişkin bir kanaat oluşturması imkânını sağladığı açıktır (Ali Kıdık, § 45).

(d)İfade Özgürlüğünün Kapsamı

45.Öte yandan Anayasa’nın 26. maddesinin birinci fıkrası, ifade

özgürlüğüne içerik bakımından bir sınırlama getirmemiştir. İfade özgürlüğü

siyasi, sanatsal, akademik veya ticari düşünce ve kanaat açıklamaları gibi her

türlü ifadeyi kapsamına almaktadır (Ergün

Poyraz (2) [GK], B. No: 2013/8503, 27/10/2015, § 37; Önder Balıkçı, § 40). Bu itibarla bir

internet sitesinde yayımlanan yazılar ve bu yazılarda yer alan bilgiler,

başkaları açısından “değersiz” veya “yararsız” görülse bile kişilerin subjektif

değerlendirmelerinden bağımsız olarak ifade özgürlüğünün korumasındadır(Ali Kıdık, § 46).

(e) İfade Özgürlüğünün Kullanımında Ödev ve

Sorumlulukları

46. İfade özgürlüğünün demokratik bir toplumdaki yaşamsal

önemine rağmen Anayasa'nın 26. maddesi tamamen sınırsız bir ifade özgürlüğünü

garanti etmemiştir. Anayasa'nın 12. maddesinin "Temel hak ve hürriyetler, kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere

karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva eder." biçimindeki

ikinci fıkrası, kişilerin sahip oldukları temel hak ve hürriyetleri kullanırken

ödev ve sorumluluklarına da gönderme yapmaktadır. 26. maddenin ikinci

fıkrasında yer alan sınırlamalara uyma yükümlülüğü, ifade özgürlüğünün

kullanımına herkes için geçerli olan bazı "görev ve sorumluluklar"

getirmektedir (basının görev ve sorumluluklarına ilişkin bkz. Orhan Pala, § 46; Erdem Gül ve Can Dündar [GK], B. No:

2015/18567, 25/2/2016, § 89; R.V.Y. A.Ş.,

B. No: 2013/1429, 14/10/2015, § 35; Fatih

Taş [GK], B. No: 2013/1461, 12/11/2014, § 67; Önder Balıkçı, § 43).

(f) Bireyin Şeref ve

İtibarının Korunması

47. Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasına göre ifade

özgürlüğünün sınırlandırılma nedenlerinden biri de başkalarının şöhret veya

haklarının korunmasıdır. Bireyin şeref ve itibarı, kişisel kimliğinin ve manevi

bütünlüğünün bir parçasını oluşturur ve Anayasa’nın 17. maddesinin birinci

fıkrasının korumasından faydalanır (İlhan

Cihaner (2), B. No: 2013/5574, 30/6/2014, § 44). Devlet, bireyin

şeref ve itibarına keyfî olarak müdahale etmemekle ve üçüncü kişilerin

saldırılarını önlemekle yükümlüdür (Nilgün

Halloran, B. No: 2012/1184, 16/7/2014, § 41; Adnan Oktar (3), B. No: 2013/1123,

2/10/2013, § 33; Bekir Coşkun, §

45; Önder Balıkçı, § 44;Ali Kıdık, § 51).

(g) Çatışan Haklar

Arasında Dengeleme

48. Bu sebeplerle Anayasa Mahkemesi benzer başvurularda, içeriğe

erişimin engellenmesi nedeniyle başvurucunun müdahale edilen ifade özgürlüğü

ile internet sitesinde yayımlanan düşünce ve kanaat açıklamaları nedeniyle

müdahale edilen şeref ve itibar hakkının korunması arasında adil bir dengenin

gözetilip gözetilmediğini değerlendirmiştir Anayasa Mahkemesinin bu

değerlendirmesi soyut bir değerlendirme değildir (Nilgün Halloran, § 27; İlhan

Cihaner (2), § 39; Ali Kıdık,

§ 52).

49. Çatışan haklar arasında dengeleme yapılabilmesi için mevcut

olaya uygulanabilecek olan kriterlerin bazıları şu şekilde sayılabilir:

i.Söz konusu yayının gerçek olup olmadığı

ii.Yayında kamu yararı bulunup bulunmadığı, genel yarara ilişkin

bir tartışmaya katkı sağlayıp sağlamadığı

iii. Toplumsal ilginin varlığı ve konunun güncel olup olmadığı

iv. Haber verilirken özle biçim arasındaki dengenin korunup

korunmadığı

v.Haber veya makalenin yayımlanma şartları

vi. Haber veya makalenin konusu, kullanılan ifadelerin türü,

yayımın içeriği, şekli ve sonuçları

vii. Habere yönelik kısıtlamaların niteliği ve kapsamı

viii. Haberde yer alan ifadelerin kim tarafından dile

getirildiği

ix. Hedef alınan kişinin kim olduğu,ünlülük derecesi ile ilgili

kişinin önceki davranışları

x. Kamuoyu ile diğer kişilerin, kullanılan ifadeler karşısında

sahip oldukları hakların ağırlığı

50. Anayasa Mahkemesi başvurunun koşullarına göre bazıları

yukarıda sayılan kriterlerin gerektiği gibi değerlendirilip

değerlendirilmediğini denetler. Bunun için başvurucu tarafından yayımlanan

yazıların tamamının -yayımlandığı bağlamdan kopartılmaksızın- olayın

bütünselliği içinde değerlendirilmesi gerekir (Nilgün

Halloran, § 41, 52; Ergün Poyraz

(2), § 56; Kadir Sağdıç,

§§ 58-66; İlhan Cihaner, §§

66-73; Ali Kıdık, §§54, 69-90; Önder Balıkçı, § 45).

(h)İfade Özgürlüğüne Yapılan Müdahalenin

Gerekçesi

51. Başvuru konusu olay bakımından yapılacak değerlendirmelerin

temel ekseni, idarenin ve derece mahkemelerinin müdahaleye neden olan kararlarında

dayandıkları gerekçelerin ifade özgürlüğünü kısıtlama bakımından “demokratik

toplum düzeninin gerekleri”ne ve “ölçülülük” ilkelerine uygun olduğunu

inandırıcı bir şekilde ortaya koyup koyamadığı olacaktır (Bekir Coşkun, § 56; Abdullah Öcalan,§ 98; Tansel Çölaşan § 56; Ahmet Temiz (6), B. No: 2014/10213,

1/2/2017, § 34). İfade özgürlüğüne gerekçesiz olarak veya Anayasa Mahkemesince

ortaya konulan kriterleri karşılamayan bir gerekçe ile yapılan müdahaleler

Anayasa'nın 26. maddesini ihlal edecektir.

(2) 5651 Sayılı Kanun'un

9. Maddesine Dayanan Erişimin Engellenmesi Kararı Hakkında Bazı Tespitler

52. Anayasa Mahkemesi Ali

Kıdık kararında 5651

sayılı Kanun'un 9. maddesine dayanan erişimin engellenmesi kararı hakkında şu

tespitlerde bulunmuştur:

"56. İnternet ortamında düşüncelerin

açıklanması ve yayılması, basılı yayınlara oranla daha kolay, ucuz, hızlı ve

yaygındır. İnternet sitelerine erişim de kolaydır. İnternet sitelerinin büyük

miktarda veriyi muhafaza etme ve yayma imkânı vardır. Bu sebeplerle İnternet

siteleri kamuoyunun güncel meselelere erişiminin iyileştirilmesine ve bilginin

iletilmesinin kolaylaştırılmasına önemli derecede katkıda bulunmaktadır. Aynı

sebeplerle İnternet ortamında yapılan yayınlarla bazı suçlar daha kolay

işlenebilmekte, özellikle de kişilik hakları ve özel hayat hakları herkes

tarafından kolay, maliyetsiz ve hızlı bir şekilde ihlal edilebilmektedir. Kanun

koyucu, İnternet ortamında işlenen suçlarla mücadelenin daha etkin

yapılabilmesi, özel hayatın ve kişilik haklarının hızlı ve etkili bir şekilde

korunması ihtiyacı nedeniyle genel dava veya savcılığa şikâyet usulünün yanında

özel ve hızlı bazıusuller öngörmüştür.Söz konusu usullerden biri de 5651 sayılı

Kanun ile getirilen ve sulh ceza hâkiminin çelişmeli olmayan bir usulle veya Bilgi

Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) başkanının daha sonra sulh ceza

hâkiminin onayına sunulmak üzere verdiği içeriğin yayından çıkarılması ve

yayına erişimin engellenmesi kararlarıdır.

57. 5651 sayılı Kanun'un "Erişimin

engellenmesi kararı ve yerine getirilmesi" kenar başlıklı 8. maddesinde

sulh ceza mahkemelerince verilen erişimin engellenmesi veya içeriğin

çıkarılmasına dair kararların birer "koruma tedbiri kararı" olduğu

açıkça belirtilmiştir. Aynı Kanun'un "Özel hayatın gizliliği nedeniyle

içeriğe erişimin engellenmesi" kenar başlıklı 9/A maddesinde ise kararın

bir "tedbir" olduğundan bahsedilmiştir. Anayasa Mahkemesi Genel

Kurulu da 2/10/2014 tarihli kararında erişimin engellenmesine ilişkin

kararların demokratik ülkelerde çocuk pornografisi, çocukların cinsel istismarı

ve ırkçılık gibi ağır suçlar için konulan ve yargılama sürecinin bir parçası

olarak uygulanan zorunlu ve istisnai bir yargısal tedbir olduğunu belirtmiştir.

Anayasa Mahkemesi 5651 sayılı Kanun’daki erişim engelleme kararlarının cezai ve

idari yaptırım niteliğinde olmayıp tedbir niteliğinde olduğuna işaret etmiştir

(AYM, E.2014/149, K.2014/151, 2/10/2014).

58. Koruma tedbirleri, uygulandığı an

itibarıyla henüz hakkında hüküm verilmemiş kişilerin temel bir hakkını

sınırlamaktadır. Bu nedenle tedbir uygulandığı anda fiilin işlenip işlenmediği,

işlendiyse şüpheli veya sanık tarafından işlenip işlenmediği veya

gerçekleştirilen fiilin suç oluşturup oluşturmadığı, üçüncü kişilere tedbir

uygulanmasını meşru gösteren olguların gerçek olup olmadığı henüz hukuki

kesinliğe kavuşmamıştır. Bu kesinlik ancak hükmün kesinleşmesi ile ortaya

çıkacaktır. Dolayısıyla koruma tedbiri, tatbik edildiği anda hukuki kesinlik

ölçüsünde bir haklılık içermez. Tedbirin hukuka uygun olup olmadığı, ancak

tesis edilecek hükümde tedbirin dayandığı olgu ve hukuki kanaatin yerinde

olduğunun ortaya konması ile mümkündür. Aksi takdirde tatbik edilen tedbirin

hukuka aykırı olduğu sonucuna ulaşılacaktır.

59. Kişilik haklarının ihlal edildiği

durumlarda başvurulan 5651 sayılı Kanun'un 9. maddesine göre İnternet ortamında

yapılan yayın nedeniyle kişilik haklarının ihlal edildiğini iddia eden gerçek

ve tüzel kişiler içerik sağlayıcısına, buna ulaşamaması hâlinde yer

sağlayıcısına başvurarak uyarı yöntemi ile içeriğin yayından çıkarılmasını

isteyebileceği gibi doğrudan sulh ceza hâkimine başvurarak içeriğe erişimin

engellenmesini de isteyebilmektedir. Zikredilen talebi alan hâkim, yirmi dört

saat içinde talep hakkında duruşma yapmaksızın bir karar vermek zorundadır.

Birlik tarafından erişim sağlayıcıya gönderilen içeriğe erişimin engellenmesi

kararının gereği derhâl ve en geç dört saat içinde erişim sağlayıcı tarafından

yerine getirilmek zorundadır (bkz. § 22).

60. 5651 sayılı Kanun'un 9. maddesinde

İnternet erişiminin engellenmesi kararından sonra failler hakkında adli

soruşturma açılıp açılmayacağı belirsizdir. Kişilik haklarına müdahale

nedeniyle soruşturma açıldığı takdirde soruşturma veya kovuşturmanın sonucuna

göre yargı mercileri, erişimin engellenmesi tedbirinin akibeti hakkında bir

karar verebilir. Buna karşılık bir soruşturma açılmadığı takdirde erişimin

engellenmesine ilişkin söz konusu tedbir İnternet kullanıcılarını, engellenen

içeriğe belirsiz bir süreyle erişmekten alıkoyacaktır.

61. Görüldüğü üzere erişimin engellenmesi

talebi üzerine sulh ceza hâkimi talep sahibinin sunduğu evrak üzerinden

inceleme yapmaktadır. Dolayısıyla ilgili yayın organı ve sorumlular, yapılan

başvurudan haberdar olmamaktadır. Dahası aleyhlerine erişimin engellenmesi

talep edilen İnternet sitesinin ilgilileri, duruşma açılmayacağı için nizalı

davalardaki gibi duruşmada hazır bulunamamaktadır.Hâkim de kararını yirmi dört

saat içinde vermek zorunda olduğu için karşı tarafa tebligatta bulunup

diyeceklerini yazılı olarak sunmasını da karşı taraftan isteyememektedir. Karşı

taraf da kendisini savunamamakta; hâkimin kararını etkilemek amacıyla sunulan

delil, mütalaa ve görüşler hakkında bilgi sahibi olamamakta ve bunlar hakkında

yorum yapamamaktadır.

62. 5651 sayılı Kanun'da öngörülen erişimin

engellenmesi yolu çekişmesiz bir yargı yolu olduğundan, başka bir deyişle karşı

taraf bulunmadığından karardan etkilenecek basın organının temsilcileri ile

sorumlu kişiler silahların eşitliği ilkesinden faydalanamamakta; talepte

bulunanın iddialarına karşı delil sunmak da dâhil olmak üzere savunmalarını

ortaya koymak için makul ve kabul edilebilir olanaklara sahip

olamamaktadır.Özet olarak hâkim, kararını dosya üzerinden, yani talepte

bulunanın sunduğu bilgi ve belgelere göre vermekte; bu yargılamada karşı tarafın

görüşleri alınamamaktadır.

63. Bu sebeplerle genel olarak koruma

tedbirlerinin ve özel olarak da başvuruya konu İnternet yayınına erişimin

engellenmesi tedbirinin alınmasının haklılığı, ancak bir görünüşte haklılık

veya "ilk bakışta" (prima facia) haklılık olarak nitelendirilebilir.

Başka bir deyişle mevcut başvuruya konu erişimin engellenmesi kararının

dayanağı olan 5651 sayılı Kanun'un 9. maddesinde öngörülen sulh ceza hâkiminin

yirmi dört saat içinde duruşma yapmaksızın, karşı tarafı dinlemeksizin, delil

toplamaksızın, talepte bulunan tarafından kendisine sunulan delillerle sınırlı

bir inceleme sonunda erişimin engellenmesine karar vermesi usulünün istisnai

olduğunun kabul edilmesi gerekir. Bu usul ancak İnternet yayınının kişilik

haklarını apaçık bir şekilde ihlal ettiğinin daha ilk bakışta anlaşıldığı

durumlarda işletilebilir. Bir kimsenin çıplak resimlerinin veya video

görüntülerinin yayımlanması gibi kişilik haklarının ihlal edildiğinin daha

ileri bir inceleme yapmaya gerek olmaksızın ilk bakışta anlaşılabildiği

hâllerde 5651 sayılı Kanun'un 9. maddesinde öngörülmüş olan istisnai usul

işletilebilir.

64. İlk bakışta ihlal doktrini, derece

mahkemelerinin verecekleri İnternet'e erişimin yasaklanmasına ilişkin karara

itirazda da uygulanır. Nitekim 5651 sayılı Kanun'un 9. maddesinde bir İnternet

sayfasına erişimin kısıtlanmasına ilişkin bir tedbire itiraz yöntemlerine dair

özel bazı hükümler bulunmakla birlikte itiraz incelemesi sonucunda verilen

karar, çelişmeli yargılama sonucu verilen ve uyuşmazlığı esastan çözen bir

karar değil, sulh ceza hâkiminin erişimin engellenmesi kararının prima facie

gerekliliği ile sınırlıdır. Böyle durumlarda "ilk bakışta ihlal

doktrini" İnternet ortamında yapılan yayınlara karşı kişilik haklarının

hızlı bir şekilde korunması ihtiyacıyla ifade hürriyeti arasında adil bir denge

sağlayacaktır."

(3) Şeref ve İtibara

Yapılan Müdahalelerde Başvurulabilecek Diğer Hukuki Yollar

53. Anayasa Mahkemesi Ali

Kıdık kararında şeref

ve itibara yapılan müdahalelerde 5651 sayılı Kanun kapsamındaki internete

erişimin engellenmesi kararından başka hukuk sistemimizde yer alan ve

başvurulabilecek diğer hukuki yollara da değinmiştir:

"65. Üçüncü

kişilerce kişilik haklarına yapılan müdahaleler için ülkemizde hem cezai hem de

hukuki koruma yolları öngörülmüştür. Kişilik haklarına İnternet ortamında

yapılan bir yayınla saldırıda bulunulan kişi, 5651 sayılı Kanun'un 9.

maddesindeki usulle sulh ceza hâkimine başvurarak "ilk bakışta ihlal"

durumu var ise hızlı bir koruma elde edebilir. Aynı kişi daha fazla tatmin elde

etmek amacıyla diğer yollara da başvurabilir.Özel hukuk davaları yoluyla

örneğin 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 24. ve 25.

maddelerine dayanılarak müdahalenin önlenmesi, durdurulması veya devam eden

müdahaleye son verilmesi, müdahalenin hukuka aykırılığının saptanması,

mahkemenin alacağı kararın veya cevap ve düzeltme metninin yayımlanması ya da

üçüncü kişilere bildirilmesi istenebilir; maddi veya manevi tazminat davaları

açılabilir. Gecikmesinde sakınca bulunan ve ciddi bir zararın doğacağı

anlaşılan hâllerde tehlike veya zararın önlenmesi için hâkimden gereken

tedbirlere karar vermesi istenebilir. Bu kapsamda talep edildiği takdirde

12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca

gecikmesinde sakınca bulunan ya da gecikmesi durumunda önemli zarar oluşacağı

hâllerde tehlike veya zararı önlemek için ihtiyati tedbir kararı verilebilir.

Bunlardan başka, basın yoluyla kişilik haklarına müdahalede bulunulan

kişi,açıklamalarından dolayı sebepsiz yere zenginleşen kişi aleyhine sebepsiz

zenginleşme davası açabilir veya yayın nedeniyle elde ettiği kazancın

vekâletsiz iş görme hükümlerine göre kendisine ödenmesini isteyebilir.

66. İnternet yolu ile kişilik haklarına yönelik

bir saldırı ceza kanunlarına göre suç oluşturuyor ise müşteki yalnızca veya

aynı zamanda failin cezalandırılmasını da isteyebilir ve bu durumda ceza

soruşturması ve kovuşturması için Cumhuriyet savcılığına da başvurabilir. Zaten

suç şikâyete tabi olmayan suçlardan ise Cumhuriyet savcısının resen soruşturma

başlatması kanuni bir zorunluluktur. Bir ceza kovuşturması açıldığı takdirde

4/12/2014 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223. maddesinin (6)

numaralı fıkrasına göre hâkim mahkûmiyet kararı verdiği takdirde güvenlik

tedbirlerine de hükmedeceği için İnternet erişiminin engellenmesi tedbiri

hakkında da bir karar verilmiş olacaktır.

67. Bundan başka 5651 sayılı Kanun'un 9.

maddesine göre ortada ilk bakışta ihlal bulunmadığı gerekçesiyle istediği

korumayı elde edemeyen kişi de kişilik haklarının korunması için genel hukuk

yoluna her hâlde başvurabilir. Sulh ceza hâkiminin ilk bakışta ihlalin olduğuna

veya olmadığına karar vermesi uyuşmazlığın tümüyle çözümlendiği anlamına

gelmez. Zira prima facie verilmiş kararlar, hiçbir zaman normal bir dava için

maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmez.

68. Bu kapsamda son olarak 5651 sayılı

Kanun'un 9. maddesindeki usulde ortada ilk bakışta ihlal durumunun bulunmadığı

hâllerde talep başka bir inceleme yapılmaksızın reddedilir. Genel mahkemelerde

görülen davalarda ise talebin kabul edilebilmesi için ihlal iddiasının

ispatlanması gerekir. Böyle durumlarda genel mahkemeler ilk bakışta ihlal

bulunmadığını belirterek talebin reddine karar veremez. İhlalin olup olmadığı,

bilirkişi dâhil mümkün olan bütün delillerle ispatlanmalıdır."

(4) İlkelerin Olaya Uygulanması

54. Ali Kıdık

kararında açıklandığı gibi 5651 sayılı Kanun'un 9. maddesinde öngörüleninternet

yayınına erişimin engellenmesi yolu ancak kişilik haklarına hukuka aykırı

olarak müdahale edilen hâllerde başvurulan, bireyin şeref ve itibarına yönelik

müdahaleleri gecikmeksizin bertaraf edebilmesi amacını taşıyan bir yoldur.

İnternet yayınına erişimin engellenmesi tedbirinin amacı ifade özgürlüğü ile

kişilik hakkı arasında gerekli hassas dengenin kurulmasını sağlamak, bireylere

haksız olarak zarar veren, onlar hakkında gerçek dışı bilgiler yayan, şeref ve

itibarlarını ihlal eden internet sitelerinin ilgili yayınlarına ulaşılmasını

engelleyerek kişilik haklarına devam etmekte olan ve ilk bakışta anlaşılan

müdahaleyi durdurmaktır. Anayasa Mahkemesi Ali

Kıdık kararında, 5651 sayılı Kanun'un 9. maddesinde öngörülen yolun

basın özgürlüğünün ve basın mensuplarının haber verme ve eleştiri haklarının

özüne dokunmayacak, aynı zamanda hak sahibinin çıkarlarını koruyacak şekilde

kullanılması gerektiğini ifade etmiştir (Ali

Kıdık, § 69). Eldeki başvuru akademik özgürlüklere ilişkin olduğuna

göre 5651 sayılı Kanun'un 9. maddesinde öngörülen yolun aynı zamanda bilim ve

sanat özgürlüğünü de zedelemeyecek şekilde kullanılması gerektiği açıktır (bkz.

§§ 27, 28).

55. Başvuruya konu kitapta genel olarak Türk akademi dünyasında

büyük zahmetlerle yeni düşünceler üretenlerin düşüncelerinin başkaları

tarafından sahiplenildiği, özgün eserler üretenlerin eserlerinin korunmadığı

ileri sürülmüştür. Başvurucu, "usulsüz alıntı sorunu" adını verdiği

mesele halledilmeden Türkiye'de bilimsel gelişmenin mümkün olmadığını ifade etmiştir.

Uzunca bir süre kendi kitaplarından yapılan usulsüz alıntılarla mücadele

ettiğini ve diğer mücadele yöntemlerinde başarı elde edemediği için kitap

yazdığını belirtmiştir. Daha sonra başvurucu, müştekinin kitabında bir

akademisyene ait yüksek lisans tezinden usulsüz alıntılar yaptığını ileri

sürmüştür (bkz. §§ 15-16).

(a)İlk Derece Mahkemesinin Kararının

Değerlendirilmesi

56. İlk derece mahkemesi anayasa.gen.tr,

idare.gen.tr ve books.google.com.tr sitelerinde yayımlanan

kitaptaki iddialardan dolayı müştekinin usulsüz alıntı yaptığını gösterir bir

mahkeme kararı veya idari bir karar bulunmadığını belirtmiş, bu nedenle de

iddiaların soyut kaldığını kabul etmiştir. Mahkeme, başvurucunun başvuru konusu

kitabı yayımlarken yasal bir dayanağının bulunmadığını da ifade etmiştir.

Mahkemeye görekitaptamüştekinin mesleki kariyerini, kişilik haklarını, toplum

içindeki konumunu eleştiri sınırlarını aşacak şekilde rencide edici ifadeler

bulunmaktadır (bkz. § 18).

57. Bununla beraberbaşvurucunun gerçekleri değiştirerek veya müştekinin

eleştiriye konu olan kitabı hakkında gerçek dışı beyanlarda bulunduğu,

başvurucunun açıkladığı bilginin elde edilme yönteminin kabul edilemez olduğu

iddia edilmemiş; derece mahkemeleri de kararlarında böyle bir değerlendirmede

bulunmamıştır. Müştekinin yayımladığı kitabı hakkında olumsuz değerlendirmeler

yapılmasını istememesi anlaşılabilir bir durumdur. Belirtilmelidir ki başvuruya

konu kitapta dile getirilenler, bireylerin subjektif değerlendirmelerinden

bağımsız olarak (bkz. § 22, 27) ifade özgürlüğünün koruması altındadır.

58. Anayasa Mahkemesi basın alanına ilişkin olarak Orhan Pala kararında, gazetecilerden bir

beyanın doğruluğunu kanıtlamakla yükümlü savcı gibi hareket etmelerini

beklemenin aşırı bir ispat külfeti getireceğini ve böyle bir mükellefiyetin

onların sanık veya davalı olarak yargılandıkları davalarda hakkaniyete uygun

düşmeyen sonuçlara ulaşılmasına neden olabileceğini ifade etmiştir (Orhan Pala, § 51). Anayasa Mahkemesi daha

sonra aleyhe yargı kararı olmadanbir kimse hakkında iddialar içeren bir yayın

yapılamayacağına karar veren derece mahkemesi kararını incelediği Ali Kıdık kararında da düşünce ve

kanaatlerin açıklanmasında bu düzeyde bir kesinlik sınırının kabul edilmesinin

ifade özgürlüğünün tümüyle ortadan kaldırılması sonucunu doğuracağına karar

vermiştir (Ali Kıdık, §§ 73, 74).

Eldeki somut olayda da ilk derece mahkemesinin başvurucunun kitabındaki

değerlendirmeleri yapabilmesi için müştekinin usulsüz alıntı yaptığını gösterir

bir mahkeme kararı veya idari bir karar bulunması şartını araması, akademik

özgürlüklerin ve dolayısıyla ifade özgürlüğünün kullanılmasına söz konusu

özgürlüklerle bağdaşmayan ve bunların kullanılmalarını imkânsız hâle getiren

bir engel oluşturacaktır.

59. Başvurucunun anayasa ve idare hukuku alanında Türkiye'nin

bilinen akademisyenlerinden ve yazarlarından biri olduğu açıktır. Başvurucunun

sahibi ve yayın yönetmeni olduğu internet sitelerinde anayasa hukuku ve idare

hukuku başta olmak üzere hukuk ve sosyal bilimlerin diğer alanlarına ilişkin

akademik ve güncel makaleler yayımladığı gözönüne alındığında hukuk ve sosyal

bilimler alanındaki her tür gelişmenin başvurucunun ilgi alanında olduğuna da

kuşku bulunmamaktadır. Başvurucunun başvuruya konu kitapta müştekinin kitabında

benimsediği yazım usulünü akademik anlamda kabul edilemez bulduğu

anlaşılmaktadır. Başvurucu, kitabın müştekiye ilişkin bölümünde kendi bakış

açısından müştekinin kaleme aldığı kitaba karşı oldukça ağır eleştiriler

yöneltmiştir.

60. Söz konusu kitap, olayların geçtiği dönemde ve hâlen hukuk

alanında Türkiye'nin tanınmış bir yazarının bir eseri ile ilgilidir. Aynı

şekilde söz konusu yazıların inkâr edilemez bir tanınırlık derecesine sahip

şikâyetçinin fikir ve tutumları ile akademi alanındaki faaliyetlerinin

keşfedilmesi ve bunlara ilişkin kanaat oluşturulması işlevini gördüğü açıktır.

Bir makalenin kamuyu bilgilendirme değeri ne kadar yüksek ise kişinin söz

konusu makalenin yayımlanmasına o kadar çok boyun eğmesi gerekir (İlhan Cihaner (2), § 74; Kadir Sağdıç, § 67; Ali Kıdık, § 76).

61. Eldeki mevcut başvurunun Anayasa'nın 27. maddesinde koruma

altında bulunan bilim özgürlüğünün farklı bir görünümü olan akademik

özgürlüklerle de yakından ilgisi bulunmaktadır. Bir akademisyenin araştırma

yapmasının ve bulgularını yayımlamasının akademik özgürlüğün bir parçası

olduğunda kuşku yoktur. Buna ilave olarak Anayasa Mahkemesi, AİHM'in akademik

özgürlüklerin akademisyenlerin araştırma, mesleki uzmanlık ve yeterlilik

alanlarındaki görüş ve fikirlerini -söz konusu görüş ve fikirler tartışmalı

olsa veya rağbet görmese dahi- ifade etme özgürlüğünü de kapsadığı düşüncesine

katılmaktadır.

62. Şüphesiz akademisyenlerin her söylediklerinin mutlak anlamda

doğru olduğu söylenemez. Bununla beraber birbirlerinden farklı, alternatif

bakışların herkes için daha doğru düşünme imkânı yarattığı üzerinde uzlaşılmış

bir gerçektir. Dolayısıyla akademisyenlerin en kritik ve hassas meselelerde en

güçlü görüşlere bile karşı çıkabilmesi, bir toplum ve ülke için hayati derecede

önemlidir.

63.Söz konusu kitap, hukuk alanında makale yazan bazı

akademisyen ve yazarların kaleme aldıkları eserleri eleştirmektedir.

Dolayısıyla kitap, dar bir akademik çevreye hitap etmektedir. Bununla birlikte

kamu menfaatine ilişkin bulunduğu ve bilgilendirme değerinin de çok yüksek

olduğu tartışmasızdır. Buradan çıkan sonuca göre kitapta müşteki ile ilgili

bazı iddiaların yayımlanmasının kamusal faydası yüksek bir tartışmaya katkı

sunduğunda kuşku bulunmamaktadır. Bahse konu kitapta yer alan bazı cümlelerde

müştekinin sert bir şekilde eleştirildiği hatta abartıya kaçıldığı kabul

edilebilir. Bununla birlikte bu tür başvurularda bir akademisyenin veya bir

kitabın yazarının yerine geçip belli bir durumda kullanılacak makale yazma

şeklinin ne olacağını belirlemek yargı mercilerinin görevi değildir. Aksine

tutumlar düşünmeyi ve sorgulamayı engelleyecektir.

64. Kitapta yer alan makalenin internette yayımlanmasının

müştekinin hayatına kayda değer bir etkisi olduğu da gösterilmemiştir.

Makalenin onun özel hayatı ile ilgisinin olmadığı, kaba hakaret içermediği ve

keyfî kişisel saldırı boyutuna da ulaşmadığı gözetildiğinde geriye başvurucunun

makalesini kaleme alırken polemik içeren agresif usulü kalmaktadır. Bu noktada

ifade özgürlüğünün sadece düşünce açıklamalarının içeriğini korumadığı, onların

iletilme usulünü de koruduğu gözetilmelidir (benzer yaklaşımlar için bkz. Medya Gündem Dijital Yayıncılık Ticaret A.Ş.,

§§ 41, 42; Ergün Poyraz (2), §

77; İlhan Cihaner (2), §§ 59, 86;

Kadir Sağdıç, §§ 52, 76). Bu

noktada başvurucunun söz konusu kitabı yalnızca internet ortamında

yayımlamadığı, ayrıca basılı eser hâline getirerek Türkiye'deki tüm üniversite

kütüphaneleri ile diğer kütüphanelere ve hukuk alanında çalışan akademisyenlere

gönderdiği de unutulmamalıdır. Kitabın basılı versiyonu için herhangi bir

yasaklama kararı bulunmadığı ve kitaba serbestçe ulaşılabildiği de

gözetilmelidir.

65. Müşteki, hukuk alanında bilinen bir kişidir. Bir yazar

olarak müştekinin kendi görüşlerini de ilgililere iletmek bakımından kimi

avantajları olduğu açıktır. Dolayısıyla müştekiye yönelik eleştirinin

sınırlarının diğer insanlara göre daha geniş olduğunu kabul etmek gerekir.

Akademik bir kitap kaleme alarak tanınmış bir yayınevinde yayımlanmasını

sağlayan müştekinin söz konusu kitabın diğer akademisyen ve yazarlarca veya

hukuk alanında bulunan başka kişilerce de okunacağını, hakkında

değerlendirmeler yapılacağını, ağır eleştirilerde bulunulabileceğini öngörmesi

ve demokratik çoğulculuk açısından bunlara daha fazla tahammül etmesi gerekir.

(b)5651 Sayılı Kanun’un 9. Maddesinin Somut

Uyuşmazlıkta Uygulanmasının Değerlendirilmesi

66. Ceza kanunlarında yaptırıma bağlanan suçların internet

ortamında işlenmesi hâlinde yaptırımsız bırakılması düşünülemez. Bu sebeple

erişimin engellenmesi bazı hâllerde hukuk sistemi açısından bir zorunluluktur.

Bununla beraber internetin sağladığı zemin; bilgiye ulaşma, kişilerin bilgi ve

düşüncelerini açıklama, paylaşma ve bilginin yayılması için vazgeçilmez

niteliktedir. İnternet, kamusal sorunlara ilişkin tartışma ve eylemlere katılım

konusunda asli vasıtaları barındırması, bireylerin ifade ve bilgi özgürlüğünü

kullanmaları bakımından günümüzde en etkili ve yaygın yöntemlerden biri hâline

gelmiştir (Ali Kıdık, § 81).

67. 5651 sayılı Kanun’un 9. maddesinin (9) numaralı fıkrasının

iptaline ilişkin inceleme sırasında Anayasa Mahkemesi, bireylerin hak ve

hürriyetlerini kullanırken devletin müdahalesine uğrayacakları endişesi

taşımalarının, bireylerin bu hak ve hürriyetlerini serbestçe kullanmalarını

engellediği ve onların demokratik toplum düzeninin temellerini inşa etme

fonksiyonunu geri dönülmez biçimde zedelediği tespitini yapmıştır. Anayasa

Mahkemesi bahsi geçen kararda bireylerin interneti Anayasa’da tanımlanan birçok

hak ve hürriyetin kullanılması noktasında araçsallaştırdığını, örneğin

haberleşme özgürlüğünün, düşünce ve ifadeyi yayma özgürlüğü ile bu kapsamda

haber veya fikir alma özgürlüğünün, eğitim ve öğrenim hürriyetinin, haber alma

hürriyetinin, iktisadi girişim hürriyetinin internet yoluyla kullanılabildiği

tespitini yapmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 8/12/2015, § 166).

68. Dolayısıyla başta ifade ve basın özgürlüğü olmak üzere

internet özgürlüğü ile bağlantılı diğer hak ve özgürlüklerin demokratik bir

toplumdaki yaşamsal önemi (bkz. § 43) nazara alındığında internet konusunda

kamu gücünü kullanan makamların ve mahkemelerin çok hassas davranmaları

gerektiği açıktır (AYM, E.2014/149, K.2014/151, 2/10/2014; internetin

vazgeçilmez niteliğine ilişkin açıklamalar için ayrıca bkz. AYM, E.2014/87,

K.2015/112, 8/12/2015, § 116). İnternete erişimin engellenmesi tedbiri en son

başvurulacak çare olmalıdır. İnternet ortamında bulunan zararlı içeriklerle

diğer başka usullerle mücadele etmek mümkünse ya da erişimin engellemesi ile

korunan menfaate karşılık daha büyük bir zarar doğmuşsa böyle bir durumda erişimin

engellenmesi kararı, ifade ve basın özgürlüklerinin ihlalini teşkil edecektir (Ali Kıdık, § 83).

69. Türk hukuk sisteminde internet yolu ile kişilik haklarına

müdahale edildiği durumlarda kişilik haklarının korunmasının yollarından biri

olan 5651 sayılı Kanun'un 9. maddesinde düzenlenmiş ve somut başvuruda

kullanılmış bulunan sulh ceza hâkimliklerindeki çekişmesiz yargı yolu, yukarıda

zikredildiği gibi (bkz. § 51), karardan etkilenecek olan yayın organının

ilgililerine yargılanma hukukunun usulüne ilişkin güvencelerinin

kullandırılamadığı, dolayısıyla çatışan haklar arasında dengelemenin

yapılmasının zorlaştığı bir yoldur. İçeriğe erişimin engellenmesi kararı,

yapılmış bir haberin kişilerin şeref ve itibarlarına saldırı oluşturduğunu

kamuya bildirme işlevine sahiptir. Çekişmesiz bir dava sonucunda bu kararı

verebilmenin, ancak hukuka aykırılığın ve kişilik haklarına müdahalenin ilk

bakışta anlaşılacak kadar belirgin olduğu ve zararın süratle giderilmesinin

zaruri olduğu hâllerde mümkün olduğu hatırlanmalıdır.

70. Üstelik somut olaydaki gibi daha sonra bir ceza soruşturması

ve kovuşturması açılmayan ve dolayısıyla tedbir hakkında yeniden bir karar

verilmeyen durumlarda kısıtlama sürekli hâle gelmektedir. Bu şekilde süresiz

kısıtlamaların ifade özgürlüğü için büyük tehlikeler arz ettiği açıktır. Bu

sebeplerle bireyin şeref ve itibarının korunması için hukuk düzenindeki diğer

yollara göre oldukça dar bir alanda etkili bir yol olduğu kabul edilmelidir.

71. İlk derece mahkemesi, başvuruya konu kitabın müştekinin

kişilik haklarına müdahale oluşturduğuna hükmetmiş ve 5651 sayılı Kanun’un 9.

maddesi uyarınca içeriğe erişimin engellenmesi kararını vermiştir. Fakat söz

konusu kitap nedeniyle müştekinin şeref ve itibarına hukuka aykırı olarak

yapıldığına karar verilen müdahalenin çekişmeli bir yargılama yapılmadan,

gecikilmeksizin ve süratle bertaraf edilmesi ihtiyacı derece mahkemesince

ortaya konabilmiş değildir (Ali Kıdık, §

86).

72. İnternet mecralarında yer alan fikir ve kanaat açıklamaları

nedeniyle bireylerin şeref ve itibar hakkına hukuka aykırı olarak

gerçekleştirilen müdahalelerde mağdurun asıl gayesinin, zararının telafi

edilmesi olduğu nazara alındığında, özellikle somut başvuruya konu benzer

uyuşmazlıklar açısından koşullara göre diğer ceza veya hukuk yollarının daha

yüksek başarı şansı sunabilecek, kullanılabilir ve etkili başvuru yolları

olduğu anlaşılmaktadır. Dahası müşteki, açacağı çekişmeli bir hukuk davasında

içeriğe erişimin engellenmesi talebini ileri sürme imkânına da sahiptir (Ali Kıdık, § 87).

(c) Sonuç

73. Sonuç olarak başvurunun bütün koşulları gözönünde

tutulduğunda şikâyet edilen internete erişimin engellenmesi kararı ile

Anayasa'nın 26. maddesinde koruma altında olan ifade özgürlüğü ile onun özel

bir yönü olan Anayasa'nın 27. maddesinde bilim ve sanat özgürlüğüne yapılan

müdahalenin daha ağır basan bir toplumsal ihtiyaca karşılık gelmediği sonucuna

varılmıştır. Başvurucu hakkında verilen erişimin engellenmesi kararı için

gösterilen gerekçeler yeterli kabul edilemez. Başvuru konusu internete erişimin

engellenmesi kararı müştekinin itibarının korunması için demokratik bir

toplumda gerekli değildir.

74. Demokratik bir hukuk devletinde -güdülen amaç ne olursa

olsun- sınırlamalar özgürlüğün kullanılmasını ölçüsüz biçimde ortadan kaldıracak

düzeyde olamaz. Somut olayda başvuruya konu kitabın ilgili bölümü belirsiz bir

süre için engellenmiş görünmektedir. Dolayısıyla uyuşmazlık konusu kısıtlamanın

belirli bir yazıya ilişkin olduğu ve sınırlı etkileri olduğu iddia edilse bile

müdahalenin önemi azalmamaktadır. Bir soruşturma veya dava sonuçlanıncaya kadar

kişilik haklarına yapılan müdahalenin geçici olarak durdurulması amacıyla bir

internet yayınına erişimin engellenmesi kabul edilebilse bile somut olayın

koşullarında ilgili ve yeterli gerekçe olmadan tedbir mahiyetinde alınan bir

kararın süresiz olarak etki göstermesi ölçülü olarak da nitelendirilemez.

75. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 26. maddesinde güvence

altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

Muammer TOPAL bu görüşe katılmamıştır.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

76. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

77. Başvurucu, ihlalin tespit edilmesi talebinde bulunmuştur.

78. Başvurucunun ifade özgürlüğünün ihlalinin sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunduğundan kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 21.

Sulh Ceza Hâkimliğine (2014/32 Değişik İş) gönderilmesine karar verilmesi

gerekir.

79. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206.10 TL harçtan oluşan

yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. İfade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

B. Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade

özgürlüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE Muammer TOPAL'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

SONUÇ / HÜKÜM

C. Kararın bir örneğinin ifade özgürlüğünün ihlalinin sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 21. Sulh Ceza

Hâkimliğine(2014/32 Değişik İş) GÖNDERİLMESİNE,

D. 206,10 TL harçtan oluşan yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 19/4/2018 tarihinde karar verildi.

KARŞI OY

Başvuru, internet ortamında yayımlanan "Örnekleriyle

Usulsüz Alıntı Sorunu" başlıklı kitabın, müşteki ile ilgili kısmına

erişimin engellenmesine yönelik yerel mahkeme kararının düşünceyi açıklama ve yayma

özgürlüğünü, bilim hürriyetini, süresiz yayın hakkını ve hak arama hürriyetini

ihlâl ettiği iddiası hakkındadır.

Başvurucu, söz konusu

kitabı usulsüz alıntı sorunu ile mücadele amacıyla yayımlamış, konunun

boyutları, zararları, kamu yararı üzerindeki etkileri hakkında bilgiler vermiş;

sorunla mücadele yollarını açıklamıştır. Başvurucu kitabında, müştekinin

kitabına 112 sayfa ayırmış; 105 sayfasında adını en az bir kez zikretmiştir.

Müşteki ile ilgili bölümde, müştekinin özgeçmişi ile mesleki ve akademik

kariyerine ilişkin bilgilere; ayrıntılı bir biçimde mesleği gereği içinde

bulunduğu bazı olaylara ve bu olaylarla ilgili iddialara, müştekinin yüksek

lisans ve doktora derecelerine ilişkin bazı açıklamalardan sonra müşteki ile

tezinden usulsüz alıntı yapıldığı iddia edilen akademisyen arasındaki hukuk

davası ile, ilgili akademisyenin davadan neden ve nasıl feragat etmiş

olabileceğine ilişkin yorumlara; son bölümde de müştekinin doktora tezine

dayanarak yayımladığı kitabı ile usulsüz alıntı yapıldığı iddia edilen yüksek

lisans tezine karşılaştırmalı olarak yer vermiştir. (bkz. § 11 ilâ 16)

Başvuruya konu yerel

mahkeme kararında, müştekinin mesleki kariyerini, kişilik haklarını, toplum

içerisindeki konumunu, eleştiri sınırlarını aşacak şekilde ve rencide edici

biçimde ifade ve ibareler taşıdığı gerekçesiyle, söz konusu kitap dayanak

yapılarak internet sitelerinde müştekinin isminin geçtiği tüm yazı

içeriklerinin, 5651 sayılı Kanunun 9. maddesi gereğince ilgili internet

sitelerinden çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karardan sonra, müştekinin

ismi 112 sayfanın hemen tamamında geçtiği için, başvurucunun, müştekiye

ayırdığı bölümün tamamı internet sitelerinden çıkartılmıştır.

Başvurucu, başvuruya konu

kitapta usulsüz alıntı sorunu ile mücadele yollarını tek tek ele almış; hukuk,

ceza ve disiplin yollarının yetersizliğine ilişkin gözlemlerini dile getirmiş

ve bu yollara başvuran kişilerin karşılaşacakları zorlukları kendi bakış

açısından ifade etmiştir. Son olarak usulsüz alıntı ile mücadele için kendisinin

tercih etmek zorunda kaldığı yayın yolu ile mücadeleyi anlatmış (bkz. § 13) bu

mücadeleyi yerine getirmek için de, kitabın başında, kitabın parayla

satılamayacağını, isteyenlere ücretsiz olarak gönderileceğini; ücretsiz olarak,

hukuk fakültesi kütüphanelerine, hukuk fakültelerinin kamu hukuku bölümlerinde

çalışan öğretim üyelerine gönderileceğini; kitapla ilgilenen herkesin kendi

mail adresine e-posta göndererek kitabın kâğıt nüshasını isteyebileceğini

belirterek konuyu usulsüz alıntı sorunu ile ilgili akademik dünyanın ve

herkesin dikkatine sunmaya çalışmıştır.

Sonuç olarak başvurucu

usulsüz alıntı sorunu ile dava yoluyla mücadele etmenin güçlüğünden bahsederek,

içinde müştekinin de bulunduğu on kişinin yazdığı kitaplarda usulsüz alıntı

bulunduğunu iddia etmekte, müşteki ile ilgili bölümde, müştekinin adını hemen

her sayfada belirterek ve ayrıntılı bir biçimde mesleği gereği içinde bulunduğu

bazı olaylara ve bu olaylarla ilgili iddialara, müşteki ile ilgili akademisyen

arasındaki hukuk davası ile ilgili yorumlara yer vererek müştekiyi okuyucu ve

ilgili kamuoyu nezdinde küçük düşürmeye, rencide etmeye çalışmakta, adeta yargı

yerine geçerek kendisi cezalandırmaktadır. Ancak başvurunun konusu

"Usulsüz Alıntı Sorunu"nun bu haliyle kitap olarak yayımlanması değil,

kitabın internet ortamında kamuoyuna sunulmasıdır.

Kararda da belirtildiği

gibi, internet yayınına erişimin engellenmesi tedbirinin amacı ifade özgürlüğü

ile kişilik hakları arasında gerekli hassas dengenin kurulmasını sağlamak,

bireylere haksız olarak zarar veren, onlar hakkında gerçek dışı bilgiler yayan,

şeref ve itibarlarını ihlal eden internet sitelerinin ilgili yayınlarına

ulaşılmasını engelleyerek kişilik haklarına devam etmekte olan ve ilk bakışta anlaşılan

müdahaleyi durdurmaktır. (bkz. § 54)

Başvuruda ifade özgürlüğü

ile kişilik hakları arasında denge kurulması gerekir. Başvurucu

"Örnekleriyle Usulsüz Alıntı Sorunu" adlı kitabını yayımlamakla, kamu

yararına ve genel yarara ilişkin bir tartışmaya katkıyı sağlamıştır. Üstelik

kitabı ücretsiz olarak ilgili kurum ve kişilere göndererek ulaşabileceği en

fazla kamu yararını elde ettiği düşünülmektedir. Kitabın internette

yayınlanmasıyla, kamu yararı ile kişilik hakları arasındaki dengenin ikincisi

aleyhine geliştiğini kabul etmek gerekir.

Anayasa Mahkemesi Genel

Kurulu bir kararında; internet ortamının sağladığı ulaşılabilirlik, yaygınlık,

haber ve fikirlerin depolanmasındaki ve muhafazasındaki kolaylık dikkate

alındığında, yayımlandığı tarihte belirli ağırlık eşiğini aşmayan veya kişinin

kendi eylemlerinden kaynaklanan haberlerin internet ortamında uzun süre

erişilebilir kalmasının kişilerin şeref ve itibarını zedeleyebileceğini

belirtmiştir (N.B.B., B.No: 2013/5653, 3/3/2016, § 37).

Anılan kararda ayrıca,

internet ortamının, arşivde kalmış ve sadece araştırmacıların veya meraklıların

özel çabası ile tespit edilebilecek haberleri kolaylıkla ulaşılabilir hale

getirdiği, (N.B.B, § 45); ulaşılabilirliği, haber ve fikirlerin saklanma süresi

ve kapasitesi ile hacimce büyük haber ve fikirleri iletme imkanı gözetildiğinde

internetin, herhangi bir sınırlama gözetilmeksizin herkesin haber ve fikirlere

ulaşması ile fikirlerini yayma noktasında çok önemli bir imkan sağladığı, bu

durumun ifade özgürlüğü açısından da çok geniş bir alan yarattığı

vurgulanmıştır (N.B.B., § 57).

Başvuruya konu olayda,

internette yayını söz konusu olan, güncelliğini koruyan bir haber değil,

yayıncısının ulaştırabileceği en uzak muhatabına kadar ulaşması sağlanan bir

kitaptır. Kitabın yayınlanmasıyla gerekli kamu yararı sağlanmıştır. İnternette

kısa süreli yayınının bile kişilik haklarını zedelemeyi göze alacak derecede

fayda sağlayabileceği düşünülmemektedir. Ayrıca başvurucunun bir yazar, bir

akademisyen ve bir yayıncı olarak muhatabına ulaşabileceği tek yol internet

değildir. Bu noktada çoğunluk kararında belirtilen Ali KIDIK kararından

ayrılmak gerekmiştir. Başvurucu taşıdığı sıfatlarla usulsüz alıntı sorununu

konuya yakın kamuoyunun ilgisine sunmuştur. Bu aşamada ilgili kitabını internette

yayınlaması, kitap yerel mahkemece belirtildiği gibi müştekinin mesleki

kariyerini kişilik haklarını, toplum içerisindeki konumunu eleştiri sınırlarını

aşacak şekilde rencide edici ifade ve ibareler içerdiğinden, müştekinin kişilik

haklarını zedelemektedir. Diğer taraftan, başvurucu kitabının hemen her

sayfasında müştekinin adını vererek, müştekiyi övmemekte, aksine kendince

cezalandırdığı kişinin okuyucunun gözünden kaçmasını engellemektedir. Bu

yönüyle de başvurucunun, erişimin engellendiği 112 sayfanın tamamının hakaret

ya da hukuka aykırı fiil oluşturmasının mümkün olmadığı yönündeki iddiasında

isabet bulunmamaktadır.

Sonuç olarak, internet

ortamının sağladığı kolaylıklar gözetildiğinde müştekinin şeref ve itibarının

korunması için kitabın müşteki ile ilgili bölümünün kararda sözü edilen

internet sitelerinden kaldırılması yönündeki yerel mahkeme kararında anayasal

çerçevede hak ve özgürlükler yönünden bir hukuka aykırılık görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun ifade özgürlüğünün ihlal edildiği yönündeki karara katılmadım.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Recai AKYEL Raportör : Dr. Yunus HEPER Başvurucu : Kemal GÖZLER Üye Muammer TOPAL

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/5232, 19 Nisan 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Başvurucunun İddiaları
  11. B. Değerlendirme
  12. B. No: 2013/2623, 11/11/2015, §§ 36-42; Önder
  13. B. No: 2013/1429, 14/10/2015, § 35; Fatih
  14. VI. Hüküm
  15. A. İfade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL
  16. B. Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade
  17. D. 206,10 TL harçtan oluşan yargılama giderinin BAŞVURUCUYA
  18. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  19. Karşı Oy
  20. M. Emin KUZ
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/5232
Tarih
19 Nisan 2018

İlgili Kararlar

  • F.a.a. Başvurusu (B. No: 2015/15764)
  • S.k. Başvurusu (B. No: 2015/2438)
  • Gökhan Ayhan Başvurusu (B. No: 2015/3041)
  • Mehmet Çınar ve Nuray Çınar Başvurusu (B. No: 2015/4807)
  • Savaş Başçik Başvurusu (B. No: 2015/6883)
  • Şahin İnşaat Taşımacılık Ticaret ve Sanayi Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2015/15723)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.